BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bilim, İnanç Ve Eğitim

Alıntıdır …

Bilim müfredatında herhangi bir tür yaratılışcılığın bulunmasına karşı çıkan biyologlar ve diğerleri ifade özgürlüğüne karşı değillerdir ve dinsel inancı ortadan kaldırmaya çalışmıyorlar. Onlar yaratılış öykülerinin sadece tarih ya da çağdaş toplum gibi derslerinde öğretilmesini kabul edilebilir bulsalar da bu inançların geçerli bilimsel hipotezler olmadığını bilim derslerinde yeri olmadığını savunmaktadır.

Malesef,bilim dersleri almış olsalarda çoğu insanın bilimin ne olduğu ve nasıl işlediğine dair anlayışı çok sınırlıdır. Oysaki evrim – yaratılış tartışmasında tam da bu anlayışın çok önemli bir yeri vardır.

Popüler inancın aksine,bilim bir olgular toplamı değil doğal fenomenler hakkında bir anlayış edinim sürecidir. Bu süreç,hipotezlerin öne sürüldüğü ve gözlemsel ve deneysel kanıtlarla test edildiği bir süreçtir.

Hipotezlerin ”kanıtlanması” gibi konuşmaların aksine bilimcilerin çoğu hipotezlerin mutlak anlamda kanıtlanamayacağı konusunda bilim felsefecileriyle aynı görüştedir. Diğer bir deyişle,bilimciler matematikte olduğu gibi mutlak ve garantili bir kanıt elde edemez. Daha ziyade, var olan verileri o anda en iyi açıklayan hipotez geçici olarak kabul edilir çünkü bu hipotezin değişebileceği, genişleyebileceği ya da yeterli kanıt bulursa ya da henüz düşünülmemiş daha iyi bir hipotez kurgulanabilirse reddedilebileceği görüşü bilimciler arasında egemen görüştür.

Bazen gerçekten de tamamen yeni bir “paradigma” eskisinin yerini alır;mesala 1950 lerde levha tektoniği kıtaların yerlerinin sabit olduğu inancının yerini alarak jeolojide devrim yapmıştır. Daha sık rastlanan ise eski hipotezlerin zaman içinde kademeli bir şekilde değişmesi ve genişlemesidir. Söz gelimi modern genetiğe yol açan Mendel’in ayrışım ve bağımsız ayrılma yasaları, bağlantı ve indirgemeli bölünme itkisi (meiotic drive) gibi olaylar keşfedildiğinde değiştirilmiş ama “parçacıklara” (genler) bağlı kalıtımın altında yatan ilke bugün de geçerliliğini korumaktadır. Bu süreç bilimin en önemli ve değerli özelliklerinden birini yansıtmaktadır: eğer bireysel olarak bilimciler bir hipoteze inanıyor olsalar bile bir grup olarak bilim insanları değiştirilemez bir biçimde kendilerini hiçbir inanca adamayacak ve ikna edici aksine aksine kanıtlar olduğunda bu hipoteze olan inançlarını sürdürmeyeceklerdir. Eğer kanıtlar aksini gösterirse düşüncelerini değiştirmek zorundadırlar ve değiştirirler. Gerçekten de, bilim yerleşik düşüncelerdeki küçük zayıflıkların araştırılmasından oluşmaktadır ve bir bilim insanının şöhretine önemli bir hipotezin yetersiz ya da hatalı olduğunu göstermekten daha fazla katkıda bulunabilecek başarı türü sadece birkaç tanedir.Bu nedenle bilim sosyal bir süreç olarak bir denemedir; inanç ve otoriteyi sorgular ;öne sürülen görüşleri kanıtlar aracılığıyla sürekli bir şekilde test eder. Bilimsel iddialar gerçektende doğal bir seçilim sürecinin ürünleridir çünkü düşünceler (ve bilimciler) birbirleriyle yarış halindedir ve böylece bir bilim alanındaki düşüncelerin toplamı açıklama içeriği ve gücü bakımından sürekli büyür (Hull, 1988). Bilim bu açıdan iddialarını test etmek için kanıtlara başvurmayan, belli inançlara, deney ve gözleme dayanmayan bağlılıklarını sarsmak için kanıtlara izin vermeyen ve doğal dünyayı açıklama kapasitesi artmayan yaratılışçılıktan ayrılır. Bu nasıl olabilir? Bir “akıllı tasarım”, yandaşının şöyle dediğini kabul edelim: çok hücreli canlılar tek hücreli canlılarla karşılaştırıldığında o kadar karmaşıktır ki bunlar mutlaka zeki bir tasarımcının müdahalesi sonucu ortaya çıkmıştır. Eğer bu akıllı tasarım yandaşı dünya dışı varlıkların bu işten sorumlu olduğunu iddia etmiyorsa,bu tasarımcı maddi bir varlık değil doğa üstü bir varlık olmak zorundadır. Bu durumda, bu tasarımcı nedir, canlıları yeni özelliklerle nasıl donattı, bunu yapması ne kadar zaman aldı ve bunu neden yaptı? Doğa bilimleri en azından bu tür sorulara yanıt vermeyi hayal edebilir (söz gelimi filogenetik aratürleri araştırabiliriz, ilinti özellik farklılıklarını şifreleyecek genlerdeki farklılıkları analiz edebilir, taşıl arayabilir, çok hücreliliğin seçim açısından yararı hakkında deney yapabiliriz). Fakat AT hipotezi bu tür araştırma fikirleri ortaya koyamaz.

Bilimsel araştırma, deneysel ve gözlemsel verilere dayanarak hipotezleri sınamanın bir yolunu bildiğimizi şart koşar. Bilimsel hipotezlerin en önemli özelliği onların –en azından ilkece-test edilebilir olmasıdır. Bazen bir hipotezi doğrudan gözlemle sınayabiliriz, fakat çoğu zaman bir süreci ya da nedeni doğrudan göremeyiz. (Örneğin, elektronlar, atomlar, hidrojen bağları, moleküller ve genler doğrudan gözlemlenebilir değildir ve DNA kopyalaması sırasında bir mutasyonun oluşumunu seyredemeyiz). Bu tür süreçleri gözlem ya da deneylerin sonuçlarını çekişen hipotezlerce ortaya atılmış kestirimlerle (prediction) karşılaştırarak çıkarsarız. Bu tür çıkarımlar yapabilmek için, bu süreçlerin doğa yasalarına –belli koşullar geçerliyken belli tür olayların daima meydana geleceğini belirten ifadeler– uyduğunu kabul etmek zorundayız. Diğer bir deyişle bilim (fizik ve kimya yasalarında örneğini gördüğümüz gibi) doğal fenomenlerin tutarlılığına ya da (en azından istatiksel olarak) kestirebilirliğine dayanır. Doğa üstü olay ya da varlıkların kabulü, doğa yasalarının varlığını askıya aldığı ya da ihlal ettiği için bilim bunlar hakkında çıkarımda bulunamaz ve –daha doğrusu– bu tür varlık ve olayları kabul eden hipotezlerin geçerliliğini sınayamaz.

Dinin doğal olaylar hakkında bilimsel, mekanistik bir açıklama sağlayamaması gibi, biliminde doğal fenomenler hakkında olmayan sorulara yanıt veremeyeceğini anlamak önemlidir. Bilimin bize neyi güzel ya da çirkin , iyi ya da kötü, ahlaka uygun ya da ahlak dışı olduğunu söyleyemez. Bilim bize yaşamın anlamının ne olduğunu ve doğa üstü bir varlık olup olmadığını da söyleyemez (bkz. Gould 1999; Pigluicci 2002).

Bilim insanları dünya çapında bir tufanın varlığını ya da dünyanın tüm canlıların yaşının 10.000 yıldan daha az olduğu gibi bazı özel yaratılışçı savları sınayıp yanlışlayabilir ama bilimciler tanrının var olduğunu ya da tanrının herhangi bir şeyi yarattığı gibi hipotezleri sınayamazlar çünkü bu tür hipotezlerin ne gibi oluşumları kestirebileceğini bilemeyiz. (Bu doğaüstü olanıklılıkları kesin olarak yanlışlayabilecek bir gözlem düşünmeye çalışın).

Bu nedenle bilim,doğal dünya hakkında açıklamayı arzu ettiğimiz her şeyden doğal nedenlerin sorumlu olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu zorunlu olarak METAFİZİK DOĞACILIK –her şeyin gerçekten doğa üstü değil doğal nedeni olduğu ön kabulü– görüşünü kabul ettiğimiz anlamına gelmez, sadece YÖNTEMSEL DOĞACILIK –bilimsel açıklamalar aradığımızda sadece doğal nedenleri dikkate almamızı söyleyen işlevsel ilke– görüşünü kabul etmeyi gerektirir. Yaratılışcılığın temel iddiası olan “biyolojik çeşitlilik doğa üstü güçlerin bir sonucudur” iddiası ise sınanamaz. Bu “akıllı tasarım” kuramı içinde aynı şekilde doğrudur.Bu kuram bilimin yöntemleri ile değerlendirilemez.

Hipotez”, ”kuram” ve “olgu” gibi terimleri kullandığımız için bunların ne anlama geldiğini anlamamız zorunludur. Hipotez bir önerme, bir kabuldür. 1944’den önce, çok az kanıtın desteklediği genetik maddenin DNA olduğu düşüncesi makul bir hipotezdi. 1944’den bugüne, destekleyen kanıtlar arttıkça bu hipotez giderek daha da güçlendi. Bugün bu görüşü bir olgu olarak kabul ediyoruz. Basit bir şekilde söyleyecek olursak, olgu kanıtlarla çok fazla desteklenerek artık doğruymuş gibi kabul etmemizde hiçbir sakıncası olmayan bir hipotezdir. Diğer bir deyişle, neredeyse hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde doğru olduğu “kanıtlanmıştır”. Ama sadece “neredeyse”. Yoksa akla gelebilecek herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kanıtlanmış değildir.

Bilimde kullanıldığı biçimde kuram (teori) ise, desteklenmeyen bir spekülasyon ya da (popüler kullanıldığı biçimde) bir hipotez değildir. Tersine, bir kuram diğer düşünceleri ve hipotezleri kapsayan ve onları bağdaşık bir doku şeklinde ören büyük bir düşüncedir. Kuram, olgun, akıl yürütme ve çok çeşitli gözlemleri açıklayan kanıtlara dayalı birbiriyle bağlantılı bir tümceler bütünüdür. Oxford English Dictionary tarafından verilen tanımlardan biri şudur: “bir grup düşünce ya da olayın açıklamasını sağlayan düşünce ve ifadeler bütünü; …bilinen ya da gözlenen bir şeyin genel yasaları, ilkeleri ya da nedenleri olarak bilinen bir anlatım”. Böylece atom kuramı, kuantum kuramı ve levha tektoniği kuramı sadece spekülasyon ya da fikirler değil, çok çeşitli kuralları açıklayan ve kuvvetli bir şekilde desteklenen düşüncelerdir.

Biyolojide birkaç kuram vardır ve kesinlikle evrim bunlardan en önemli olanıdır.

Bu durumda evrim bir olgu mudur yoksa kuram mı?

Bu tanımların ışığı altında evrim bilimsel bir olgudur. Diğer bir deyişle, ortak atalardan değişim yoluyla tüm türlerin türeyişi 150 yılda çok sayıda kanıtla desteklenmiş ve tüm testleri başarıyla geçmiş bir hipotezdir, yani bir olgudur. Fakat evrimsel değişimin tarihçesi, canlıların geçirdiği (mutasyon, seçilim, genetik sürüklenme, gelişimsel sınırlamalar vb. hakkındaki) çeşitli değişimleri açıklayabilen bir ifadeler bütünü olan evrim kuramı tarafından açıklanır.

Canlıların çeşitliliği ve özellikleri için sunulan yaratılışcı açıklamalar bilimin yöntemleri ile değerlendirilemeyeceğinden bu görüşe bilim sınıflarında “eşit süre” verilmemelidir. Ayrıca bilimsel olmayan ya da yanlışlığı gösterilmiş olan hipotezlere de eşit süre verilmemelidir. Kimya öğretmenleri simya –kurşun gibi bir elementin büyü yoluyla altın gibi başka bir elemente dönüştürülebileceği hakkındaki eski bir düşünce– öğretmez ve öğretmemelidir; yerbilimleri sınıfları Yerküre’nin düz olduğu hipotezinden bile söz etmemelidirler; tarih ve psikoloji öğretmenleri tarihsel olayları ya da kişilik özelliklerini açıklayan astrolojiyi dikkate almamalıdır – her ne kadar bu tür bilim dışı düşüncelere inanan insanlar varsa da. İdeal demokrasi bazen yanlış olan ve tamamen pratik nedenlerle bu şekilde anlamamızın zorunlu olduğu düşünceleri kapsayacak kadar genişletilemez.

Günlük hayatta, doğa üstü değil doğal açıklamaları benimser onlara göre yaşarız. 1962’de Massachussets eyaletinin Salem kasabasında insanları cadılıktan mahkum etmiş Püritanlar’dan farklı olarak biz, artık bir kişinin cadının büyüsünden etkileneceği ya da şeytani güçlerce ele geçirebileceği düşüncelerini ciddiye almayız. Bir suçlu “Şeytan benim bunları yapmama neden oldu” diyerek serbest kalabilseydi bu bizi çileden çıkarırdı. Kaderinin tanrı tarafından belirlendiğine canı gönülden inanmış birisi bile uçağın motorları çalışmasaydı paniğe kapılırdı. Bilimsel açıklamalara bağlı yaşıyoruz ve bilimin kendisini kanıtlamış olduğunu biliyoruz çükü bilim işe yarar.

Alıntıdır …


PALME YAYINCILIK 1.BASKI

Evrim – Douglas J.Futuyma

Çeviri Editörleri :
Prof.Dr.AYKUT KENCE
Prof.Dr.A.NİHAT BOZCUK
Bölüm : 22
Sayfa 525 – 526 – 527

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 13624, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

96 Comments

  1. Kurandaki Din diyor ki:

    Bilim ile Din arasindaki temel farki iyi ozetleyen
    epeyce guzel ve aciklayici bir yazi.

    Ancak Kutsal Kitaplardaki (Tevrat & Incil & Kuran)
    bugunun net bilimsel bulgulariyla “acikca celisen” bircok verilerini de
    en bastan acikca ve mertce ortaya koyup tum inananlara
    netce ve durustce
    (mutlak din karsitligi veya ajitasyon yapmadan)
    durustce ve oldugu gibi sunmak & gostermek de gerekebilir, en oncelikle.

    Bu yapilamadigi surece
    ve bu Kutsal Kitaplari “Bilime yol gosterici mutlak Kitaplar”
    olarak algilayip & algilatan Din Simsarlari (=Amerikan Evanjelikler & Arap Vehhabiler & Yahudi Hasidikler vs.)
    dindar insanlari bu sekilde manipule edip aldatmayi basardiklari surece,

    bu dindar insanlarin Bilimle ve Bilimsel Metotlarla barismalari asla
    pek mumkun olmayabilir, her ne soylenirse soylensin!

    Tanri tum canlilari 24 saatlik 2-3 gunde yaratti diyen
    su Amerikan Evanjelik Dunyasinin haline bakin!

    Allah ol deyince hersey “sipsak oluyor” zanneden
    su Arap Vehhabi Dunyasinin haline bakin!

    Tanri havvayi Ademin onikinci kaburgasindan yaratti diyen
    su Hasidik Yahudi Dunyasinin haline bakin!

    Bu adamlar bilimsel acidan nereye varabilirlerdi & varabilirler?

    Ancak bu Kutsal Kitaplari bilimsel olarak degil, temelde sadece
    sembolik Dinsel Kitaplar olarak algilayip
    bir yandan da bagimsiz olarak Bilim yapabilen
    bugunun cagdas dunyasiyla barisik
    az sayida Hristiyan, Musluman ve Yahudi Bilim Adamlari
    bugunun en onde gelen Bilimsel Kuram ve Tezlerinde de onemli katkilar saglayabilmis durumda olmalidirlar.

  2. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Popüler inancın aksine,bilim bir olgular toplamı değil doğal fenomenler hakkında bir anlayış edinim sürecidir.”

    konu:bilim,inanç ve eğitim
    ancak ne hikmetse yine evrimi merkeze koymuş bir açıklama,sanki bilim evrimmiş gibi.ve yine evrimi kurtarma çabası içinde muğlak ifadeler.

    bilim neymiş efendim;ANLAYIŞ EDİNİM SÜRECİYMİŞ.
    ne anlamalıyız bu ifadeden.
    anlayış edinim süreci.
    anlayışa sahip oluyoruz bir süreçte.
    sonrasında diyor ki;

    “Bu süreç,hipotezlerin öne sürüldüğü ve gözlemsel ve deneysel kanıtlarla test edildiği bir süreçtir.”

    bu anlayış edinim sürecinde hipotezler ortaya atıyormuşuz,gözlemsel ve deneysel kanıtlara dayalı.
    sonra bir anlayış sahibi oluyormuşuz.
    ne anlayacağız peki gözlem ve deneylerden sonra.
    somut veriler nerede?
    kanunlar ne işe yarar?
    bizler ortaya çıkan mekanizmaların nasıl ortaya çıktığını bırakın,nasıl işlediğini merak etmiyor muyuz?
    kendini sürekli tekrar eden mekanizmaları akıl ve mantığımızla tutarlı birer veri olarak sabiteler haline getirmiyormuyuz.
    pi sayısı nereden çıktı?kütle çekimi ne?
    bilim anlayış felan edinmez.milletin kafasını bulandırmayın.
    bilim somut veriler ve gerçekler üzerinden hareket eder.
    anlamaya çalışır,kavramaya çalışır ancak bu anlayış ve kavrayışlar görecelidir.

    bilim mekanizmaların işleyişini ortaya çıkarmaya çalışır.
    bu işleyiş neticesinde yasalar ortaya çıkarmaya çalışır.
    bilim kendine sabiteler ister,değişkenler değil.
    yanlış değişkenlerin ötesinde hala sabite arar.sabitelere mevcut bilgi düzeyinde güvendiği ölçüde ve yeteri kadar sınandığını düşündüğünde teoriler ortaya cıkar.

    ancak teorilerin hep bir ayağı aksar.çünkü kesinleşmiş değillerdir.

    aslında mesenin özü,teorinin getirdiği açıklamanın hep eksik olmasıdır.SANILGILAR bilimde yol almamızı sağlar,ama bizler GERÇEĞİ arıyoruz,yoksa aramıyor muyuz?

  3. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigalioglu,
    diyorsunuz ki:
    ancak teorilerin hep bir ayağı aksar.
    çünkü kesinleşmiş değillerdir.
    aslında mesenin özü,teorinin getirdiği açıklamanın hep eksik olmasıdır.
    SANILGILAR bilimde yol almamızı sağlar,ama bizler GERÇEĞİ arıyoruz,yoksa aramıyor muyuz?

    Bilimsel Teoriler elbette her yonden mukemmel degildir,
    her zaman eksiklikleri vardir.

    Ancak zamanla gelisirler, bircok yonlerden yenilenirler, eksikliklerini mumkun oldugunca azaltirlar, veya bazen tumden tamamlanirlar.
    Ve bu yolla ilerleme saglarlar.

    Hayir, biz (bilimsel) Gercegi sizin o ima ettiginiz yerde ARAMIYORUZ!

    Sizin (bilimsel) gercek olarak ima etmeye calistiginiz o seyin
    bilimsel acidan aslinda
    IKI AYAGININ DA AKSADIGI & AYAKTA DURAMADIGI
    ve ancak bircok yonlerden alabildigince TUHAF VE KOMIK oldugu bu sitede dahi bircok kez –gorenlere– halihazirda netce gosterilmis olmali…!

    Bu durumu kavramis pekcok inancli Bilim Adaminin dahi
    Evrim Kuraminin gercek ve yadsinamaz bir “Bilim Dali” oldugunu
    kabul ettiklerini de unutmamak gerekir!

  4. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Hayir, biz (bilimsel) Gercegi sizin o ima ettiginiz yerde ARAMIYORUZ!

    Sizin (bilimsel) gercek olarak ima etmeye calistiginiz o seyin
    bilimsel acidan aslinda
    IKI AYAGININ DA AKSADIGI & AYAKTA DURAMADIGI
    ve ancak bircok yonlerden alabildigince TUHAF VE KOMIK oldugu bu sitede dahi bircok kez –gorenlere– halihazirda netce gosterilmis olmali…!”

    ben bir yermi ima ettim yukarıdaki yorumumda?
    iki ayağı birden aksayan neymiş?
    tuhaf komik olan nedir?
    siz neden bahsediyorsunuz?

    not:geçmişte yaptığımız anlamsız tartışmaları düşündüğümde aslında ne demeye çalıştığınızı gayet güzel anlıyorum.ancak sizin bodozlama önyargılı ve körgözlü muhalefetinizi size gösterebilmek açısından yukarıdaki soruları yazmayı uygun gördim.

    görebildiniz mi?
    anlayabildiniz mi?
    anlayış sürecinizde yol alabildiniz mi?
    elbette hayır…
    kendinize zeytinyağı muamelesi yapmaya çalışmayın.

  5. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigalioglu,
    diyorsunuz ki:
    ancak sizin
    “bodozlama önyargılı ve körgözlü muhalefetinizi”
    size gösterebilmek açısından
    yukarıdaki soruları yazmayı uygun gördim.

    Bu nitelendirdiginiz vasiflar
    ve o sordugunuz sorular kim/kimler icin
    ve neye/nelere karsi
    daha uygun dusuyor acaba? hic samimi olarak dusundunuz mu?

    BILIMI görebildiniz mi?
    BILIMSEL METOTLARI anlayabildiniz mi?
    BILIMIN NE OLDUGUNU anlayış sürecinizde yol alabildiniz mi?
    elbette hayır… (ama sonrasi icin umit kesilmez belki de…)

    kendinize “Gercege Cikan Yol” muamelesi yapmaya çalışmayın, lutfen!

    Sizin mutlak Gercek sandiginiz o bazi diger dinsel yargilarinizin da
    Somut Bilimsel Bulgular Acisindan gercekte ne kadar “Sallantida” olabildiklerini
    net olarak gorebildik diger bazi bolumlerde, degil mi?

    O halde, lutfen birakin Bilim kendi metotlari icinde
    rahat & ozgur hareket etsin, oncelikle,
    kendi subjektif din yargisal “Gerceklerinizi” illaki en bastan Bilimin ustune ortup onu –tum insanlik icin/adina– derhal bogmaya calismayin!

    Esenlikle.

  6. Bigalıoğlu diyor ki:

    “kendinize “Gercege Cikan Yol” muamelesi yapmaya çalışmayın, lutfen!”

    evet,ben gerçeğe çıkan yolum.sizde 15 yıldır gerçeği arıyor olsaydınız,sizde öyle olurdunuz.

    siz ne zaman duydunuz benden mutlak gerçek Tanrı’dır veya onun emareleridir diye bir şey söylediğimi.

    gerçek o kadar o kadar kolay mı zannediyorsunuz.
    bilim bir gerçeği bulabilmek için kaç onlarca yanlışa girdi?
    bana bilimi anlatmayın.materyalist felsefeye dayalı bilim argümanlarını,darvinist felsefeye dayalı hale getirmeye çalışıyorsunuz.bana da diyorsunuz ki sizde doğmatik felsefeye uydurmaya çalışıyorsunuz.

    mesele budur.
    akıl okuma veya niyet okuma yapmayın.yukarıda düz metin var.madem yorumuma karşılık veriyorsunuz,içeriği genişletmeyin.

    insanları kategorize etmeyin.siz beni daha tanıyamadınız ama,ben sizi epeyce tanıdım.ne hikmetse son yazan siz olmalısınız,altta kalamıyorsunuz.ama hakkaniyetle değil,kaşınızdaki insanı bezdirmeyle.

    ciddi ciddi düşünmeye başladım,ateist misyonerlik mi yapıyorsunuz diye.Kuran’ı bu kadar inceleyen ve ona karşı argümanlar üretmeye çalışan başka nasıl biri olabilir.üstelik sloganı “hayatını yaşa,öbür dünya yok” diyebilen bir zihniyet için.bakın istersem bende niyet okuma yapabiliyorum.

  7. gozde diyor ki:

    bilim herşeyin bir neden sonuç ilişkisi içerisinde olduğu varsayımı ile yola çıkarken, evrim teorisi hayatı nedenlere değil de tesadüflere bağlarken ne kadar bilimseldir, iyice düşünülmeli bence…

    aynı anda neden sonuç ilişkisi ve tesadüf savunulumaz…bu durum, evrim teorisinin bilim ile çeliştiğinin çok açık göstergesidir…

  8. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigalioglu,
    diyorsunuz ki:
    evet,ben gerçeğe çıkan yolum.sizde 15 yıldır gerçeği arıyor olsaydınız,sizde öyle olurdunuz.

    Bu isler “icinde gercegin arandigi yil sayisina, veya kisisine gore”
    olmuyor herhalde, maalesef, sayin arkadasim,
    tarih bunun nice somut “yanilgisal” ornekleriyle de dolu, degil mi?
    Uzun detaya girmeye gerek yok sanirim…
    Belli ki saka yapmis olmalisiniz!

    yine diyorsunuz ki:
    siz ne zaman duydunuz benden mutlak gerçek Tanrı’dır veya onun emareleridir diye bir şey söylediğimi.

    Ara sira “artik dayanamayip” Kurandan bazi mutlak ayetleri
    digerlerinin uzerine mutlak “cuk” diye atip
    bombayi patlatiyordunuz, galiba, zaman zaman,
    yoksa ben mi yanlis hatirliyorum? oyleyse, affedin lutfen!

    yine diyorsunuz ki:
    bilim bir gerçeği bulabilmek için kaç onlarca yanlışa girdi?
    bana bilimi anlatmayın.materyalist felsefeye dayalı bilim argümanlarını,darvinist felsefeye dayalı hale getirmeye çalışıyorsunuz.
    bana da diyorsunuz ki sizde doğmatik felsefeye uydurmaya çalışıyorsunuz.

    Bilim elbette yanlis yaparak, yanlislari duzelterek, yenilenerek devam eder.
    Bilimin “kesin ve mutlak dogru” olma gibi bir iddiasi yoktur, en bastan.
    Bilim elbette ozunde materyalisttir,
    cunki materyali inceler, ve bunu yaparken tum insanlar da
    ortak olan 5 duyuyu esas alarak hareket eder,
    bunlarla birlikte ve deneme & yanilma & sinama metotlariyla ilerler.
    Darwin de bu ayni bilim anlayisinin bir parcasidir.

    Sizinkisi ise temelde 1400 yil onceki bazi Dinci Araplara hitap eden,
    Arap Karakterine ve Bolgelerine hitap eden,
    Icinde bugunun sosyal & bilimsel standartlarina gore nice buyuk TUHAFLIKLAR & AYKIRILIKLAR bulundugu acikca gorulen bir Kitabi

    ve ana soylemlerinin hicbiri 5 duyu ile sinanamayacak nitelikte olan
    bildirileri “mutlak bilimsel gercekler” olarak

    Bilimin ve tum Insanligin uzerine zoraki empoze etmeye kalkma sevdasi, veya temayulu olmalidir, belki de, malesef, kisaca.

    Ve sizin bu bilim anlayisinizi “mutlak gercek” olarak alirsak,
    su anda laboratuvarlarda:

    =Kavrama organlari olarak Beyinlerin degil,
    ancak Kalplerin acilip incelenmesi gerekecekti! (Araf 179)

    =Dunyanin nasil olup da en basta 4 Gun (:4000 yil) icinde
    olustugu incelenecekti! (Fussilet 9-10)

    =Evrenin nasil olup da daha sonra 2 Gun (:2000 yil) icinde
    olustugu incelenecekti! (Fussilet 11-12)

    =Erkeklerin beyin & hafiza kapasitesinin neden 2 kadina
    denk oldugu arastirilacakti! (Bakara 282)

    =Arap Denizinin Suyunun neden “tatli ve lezzetli” oldugu
    ve icilebilir kivamda oldugu arastirilip
    sonra belki de sifa olarak mutlaka icilmesi ongorulecekti! (Furqan 53)

    =Ayin nasil olup da “kendinden isik sacan” bir Gok Cismi
    oldugu arastirilacakti! (Furqan 61)

    =Ana Rahmindeki bebegin nasil olup da sadece ve ancak
    babadan cikan
    meninin bir eseri oldugu incelenecekti! (Necm 46 & Muminun 13-14)

    =Kadinlari dovmenin “faideleri” arastirilacakti! (Nisa 34)

    =ikiser, ucer ve dorder kadin almanin “erdemleri” uzerinde durulacakti! (Nisa 3)

    = tum hayvanatin “sudan,” ancak insanatin “camurdan” bir anda nasil
    ortaya cikarildigi tesbit edilmeye calisilacakti! (Nur 45 & Sad 71)

    =Sekiz cift buyukbasin ne zaman gokten bir anda yere yagdirildigi tesbit edilmeye calisilacakti! (Zumer 6)

    ve bunun benzeri daha nice –bilimsel acidan– epeyce “ilginc konular” arastirilacakti….
    Daha detayli bilgiler verilmis olmali bu konularda 6 Gunde Yaratilis
    yorumlar bolumunde…..

    Ve sonra bir de “tek ayagi aksiyor” diye gunumuzun en itibarli bircok
    Bilimsel tezlerine saldirilip, bunlar asagilanacak,

    sonra bu –bilimsel acidan– “hic ayagi dahi olmayan”
    Arabi alegorik anlatilar & kati seriatlar
    mutlak Bilimsel gercekler ve erdemler olarak verilip, bunlar yuceltilecekti!

    Bugunun cagdas ve medeni Dunyasi & Uluslari
    hic boyle birseyi kabul edebilirler mi?
    Boyle buyuk bir –sosyal & bilimsel acidan– Arabi “zulum, baski ve haksizliga” insanlar sessiz kalabilirler mi?

    yine diyorsunuz ki:
    ne hikmetse son yazan siz olmalısınız,altta kalamıyorsunuz.
    ama hakkaniyetle değil,kaşınızdaki insanı bezdirmeyle.

    Sayin arkadasim, onerdiginiz seyler o kadar yenilmez & yutulmaz ki, malesef,
    bugunun cagdas toplumlari ve bilimsel standartlari acisindan,

    bunlarin altinda kalmak tum medeni insanlik ve bilim icin/adina
    buyuk bir dram olur, belki de.

    Evet, onerdiginiz kaynagin orjinal diliyle ve gercek icerigiyle
    size hitap edip
    neyi onerdiginizi anlamaniza yardimci olmaya calisiyorum, en acik sekilde!

    Onerdiginiz seyler bilimsel ve sosyal acilardan
    ancak Araba Recete olabilir belki,
    diger medeni uluslar icin ve bilimsel standartlar icin
    Zehir Zemberek olabilir bunlar ancak, oldugu gibi alindigi takdirde!

    Hakkaniyeti gorun lutfen artik, amacim sizi bezdirmek degil,
    bir miktar –sosyal & bilimsel yaklasimlar acisindan– daha tutarli yollari “sezdirmek” sadece!

    Sizi veya diger dindar insanlari toptan dinlerinden vazgecirmek gibi bir amacim da yok,
    sadece inandiginiz Kitabin ozellikle sosyal & bilimsel konular ve seriat acisindan sadece temelde Araba yonelik ve Alegorik bir kaynak oldugunu iyice bir anlayin once, artik lutfen!

    yine diyorsunuz ki:
    ciddi ciddi düşünmeye başladım,ateist misyonerlik mi yapıyorsunuz diye.
    Kuran’ı bu kadar inceleyen ve ona karşı argümanlar üretmeye çalışan başka nasıl biri olabilir.
    üstelik sloganı “hayatını yaşa,öbür dünya yok” diyebilen bir zihniyet için.

    Insanlar secimlerini kendi yaparlar,
    eger tercihleri buysa, buna “garez baglamak” pek saglikli bir yaklasim olmasa gerek, en bastan.
    Bu insanlari “hayatlarini yasamamalari” icin
    onlara “Aci Arap Serbeti” icirip
    bilimsel ve sosyal alanlarda tumden en basta
    ve tamamen bogmaya kalkismak uygun, yakisik alir & etik
    bir davranis olmaz, kesinlikle.
    Sonunda hakli olarak oteki tum insanlarin tepkisini cekip
    kendimiz bogulmus olarak da kalabiliriz
    kendi hazirlamaya yeltendigimiz “Arap Havuzunda”
    boyle yaparsak, herhalde!

  9. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Gozde,
    diyorsunuz ki:
    aynı anda neden sonuç ilişkisi ve tesadüf savunulumaz…
    bu durum, evrim teorisinin bilim ile çeliştiğinin çok açık göstergesidir…

    “Tesaduf” ifadesi bilimsel literaturde

    insanlarin 5 duyulari ile algilayabilecekleri turden
    “herhangi bir dis mudahele olmadan”
    gerceklesen tum dogal fenomenler icin kullanilir olmalidir, temelde.

    Ornegin, sonbaharda yasanilan tum o “yaprak dokumu”

    Bilimsel Literaturde “tesadufi bir serpilmedir,”

    Kuransal Literaturde ise bu “ilahi yonlendirmeli bir serpilmelidir,” (Enam 53)

    (Benzer bir durumu Kar taneleri olusumu, veya Bulut kutleleri olusumu
    icin dahi aynen dusunebiliriz. Rum 48)

    Fakat Kuran tum oteki en temel konularda oldugu gibi
    burada da
    5 duyu ile kavranabilecek bir somut delil vermez,
    sadece “dogmatik inanci” emreder olmalidir bu hususlarda da, en bastan.

    Siz sonbaharda gozlemledigimiz tum o “yaprak dokumunun” yerde serpilmis
    ilahi yonlendirmeli bir vahiy eseri oldugunu
    5 duyumuz ile algilayabilecegimiz turden bir Somut Delille gosterebilir misiniz?
    (veya Kar taneleri, veya Bulut kutleleri icin de….)

    Eger gosterebilirseniz, bunlar bilimsel literature de “yonlendirmeli birer olusumlar” olarak gecer, bundan sonra.

    Eger gosteremezseniz, bunlar bilimsel literaturde “tesadufi birer olusumlar” olarak anilmaya devam ederler, bundan boyle de.

    Bu ayni prensibi Evrim konusundaki tum o makro veya mikro
    mutasyonlara, dogal secime ve bilinen diger tum mekanizmalara da aynen uygularsaniz,
    belki tum Evrim konusunun da temelde neden –Dinsel degil– Bilimsel Literatur & Anlayis ile asla celismedigini & celismeyecegini de
    boylelikle bir miktar anlamis olmaya baslayabilirsiniz, umarim!

  10. fuatogl diyor ki:

    Gözde hanım, siz gerçekten yazılanları okumuyorsunuz. Okuyor olsaydınız halen “tesadüfe bağlıyor” gibi birşey yazmazdınız. Gerçekten anlamaya çalışsanız zaten yazmazdınız. Hem teoriyi anlamadığınızı gösteriyorsunuz, hemde insanların ısrarlı vurgularına rağmen halen tesadüf diyorsunuz, bunun üzerine birde evrim teorisi bilimle çelişiyor gibi bir sonuca varıyorsunuz. Hiç mi düşünmüyorsunuz, aklınızdan hiç mi geçmiyor bunu alanlarında bilgi sahibi insanların düşünebilecek kapasitede olabileceğini?

    Fiziğin en temel teorilerinden Termodinamik de sanırım size göre bilim karşıtı birşey olsa gerek. Özellikle termodinamiğin ikinci yasası. Tamamiyle istatistiksel bir yasadır. İstatistiksel, olasılık… dolaysıyla buda bilimle çelişiyor değil mi?

  11. gozde diyor ki:

    madem ağacın yaprağının dökülmesinden örnek vermişsin ben de ordan devam edeyim…bu sitede yaprakların neden döküldüğüne dair bir yazı var: Bir yaprağın rengini belirleyen esas faktör, “karotenoid” adı verilen renk pigmentleridir (Havucun turuncu rengini veren b-Karoten gibi). Birçok çeşidi olan bu pigmentler, farklı özel renklere sahiptirler ve yapraklarda her zaman mevcutturlar. Bu pigmentlerin kendilerine has renklerini özellikle sonbaharda görmemizin nedeni ise, soğuk nedeniyle klorofil sentezinin durmasıdır. Ancak soğuğun farklı derecelerde bitki üzerinde etkili olması, bitkinin türü ile de ilişkilidir. Ayrıca bitki bünyesinde depolanan su miktarı da, yaprağın renk kalitesi üzerinde etkilidir. Bitkinin depoladığı su, özellikle kış aylarında kullanılır. Çoğu bitki, depoladığı suyu daha etkin bir biçimde kullanabilmek için ve fazladan su kaybını da önelemek için, kış aylarında yapraklarını döker. Dökülecek olan yapraklarda ayrıca, bitkinin çeşitli metabolik atıkları da bulunur.
    Yaprakların dökülmesi ve yapraklardaki renk değişiminin bir diğer nedeni de yine bitki bünyesinde bulunan etilen gazının ve “oksin” adı verilen hormonlarının normal dengelerinde görülen değişimlerdir. Havaların soğuması ile birlikte oksin seviyesinde görülen düşüş ve etilen gazı miktarındaki artış, bitki enzimlerinin selülozu sindirmesine neden olur ve böylece yaprak, gövdeden ayrılır. Soğuk dışında buna etki eden faktörler ise, günlük güneş ışığı miktarı, nem oranı, bitki bünyesinde depolanmış olarak bulunan su miktarı ve rüzgardır.
    İğne yapraklı ağaçların (çamgiller) yapraklarını çok az miktarda ve yavaş yavaş dökmelerinin nedeni ise, yaprak yüzeylerinin geniş olmaması nedeniyle bu faktörlerden daha az etkilenmeleri ve yapraklardan su kaybının da oldukça düşük olmasıdır.

    ALLAH herşeyi sebeplere bağlamıştır ve bilimsel çalışmalar bu sebepleri ortaya çıkarmayı amaçlar… Tesadüf kelimesi geçmiyor yukarıdaki yazıda, güzel güzel sebepleri aktarmış… Tesadüf sanırım sadece evrim teorisinde geçiyor… Evrim teorisi ALLAH’ın varlığı veya yokluğu ile mi ilgileniyor???

    Bir de yazıda denmiş ki; kişilik özellikleri astrolojiye göre açıklanmamalıdır, araştırılmamalıdır, incelenmemelidir. Ona ne oluyorsa, belki ben araştırıcam bilimsel yöntemlerle ve bir ilişki bulucam….

    ve son paragraf: Bir suçlu “Şeytan benim bunları yapmama neden oldu” diyerek serbest kalabilseydi bu bizi çileden çıkarırdı. ….

    var mı böyle bir komedi, eğer bu yazıyı yazanın dediği gibi olsaydı durum bizim irademiz nerde kalırdı…biz seçim yapıyoruz şeytanın ve meleklerin dediği arasında….Seçen biziz… şeytan bizi ele geçirip yaptırmıyor birşeyleri, öyle olsaydı ne diye seçimlerimizin hesabı sorulsun…ALLAH neye göre cennet veya cehenneme gidecekleri seçsin, O’na da öyle derdik….

    en komiği de bitiriş cümlesindeki bilimsel açıklamalara bağlı yaşıyoruz demesi… Bilimsel açıklamalar olmasa yaşayamayacaktık di mi? Tövbe ya Rabbim işte bu cümle bazı insanların bilimi nasıl putlaştırdıklarının göstergesi… BBize hayatı veren bilim zaten, ona şükretmeye, ondan yardım istemeye devam edin….:))))) biz de size gülelim….

  12. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Gozde,
    Baska bir bolumde de ben yine Kuranda yer alan
    ve gunumuz bilimsel & duyusal bulgularina gore epeyce TUHAF olan
    bir soylemi acikca belirtmeye calismistim:

    Iki Deniz arasindaki engel, ve bu Denizlerden
    birinin (pek muhtemel ki Arap Denizi) suyunun “tatli ve icilebilir” olmasi soylemi. (Furqan 53 & Rahman 19-20)
    Tanrinin Hipotezleri bolumu…

    Orada da sizin tarzinizdaki baska bir arkadas
    bu TUHAFLIGI gorup
    acikca ve durustce olayi bastan kabullenecegine,
    Denizler arasindaki yuzey gerilimleri ve farkli tuzluluk oranlari hakkinda
    uzun Ansiklopedik bilgiler vererek
    (ki bu bilgilerin neredeyse hepsi Kurandan bihaber Ateist & Agnostik & Deist vs. Bilim Adamlari tarafindan detaylica ve yuzeyin altinda tesbit edilmis olmalidir,
    Kuranda bildirildigi sekilde 1400 yil onceki Araplarin dahi yuzey ustunden gorup mistik bir tarzda –ve bir miktar da Tuhaf & Yanlis olarak– algiladiklari o sekilde degil.)
    bu en onemli noktayi illaki GORMEZDEN gelmeye
    ve yadsimaya calisti idi en basta,
    fakat neyseki daha sonra (umarim meseleyi herhalde anlamis oldugundan)
    konuyu daha fazla uzatmayarak –kendisine bundan oturu sukran kaldigim– bir erdem & lutuf gosterdi idi bizlere.

    Yukarida da yine Kurana gore
    tum “yaprak dokumunun,” veya “bulut kutleleri olusumunun”
    ilahi bir vahiy ve yonlendirme ile oldugunun Kuranda bildirildigini

    ancak bu konular hakkinda da 5 duyuya yonelik hicbir delil verilmeyecegi

    ve dolayisiyla bu tip tum “dogal fenomenlerin”
    ilahi bir vahiy ve yonlendirme ile olduguna da
    ancak “Dogmatik olarak Inanmanin” en bastan ve kosulsuz olarak emredildigini (Enam 53 & Rum 48 & Isra 44)
    belirtmeye calismis idim bir miktar, acikca, yine.

    Ve bu vesileyle de Bilim ile Din arasindaki temel farki anlamaniza
    bir miktar katkida bulunmaya calistim, elimden geldigince.

    Bilim: Tum insanlarda ortak olan 5 Duyuyu esas alir, daima.
    Bunlara dayanarak deney, gozlem, varsayim, sonuclar cikarir, elverdigince,

    Dinler: En temel konularda 5 Duyuya dayali hicbir delil vermeden
    Dogmatik olarak bunlara inanilmasini emreder, en bastan ve kosulsuz olarak.

    Allahin sahsi varligi, (Enam 103)
    Meleklerin sahsi varliklari, (Vaqia 85)
    Cinlerin sahsi varliklari, (Araf 27)
    Kaderin somut varligi, (Taha 110)
    Vahyin somut varligi, (Isra 44)

    vb. daha nice tarihsel olaylar & mucizeler vs.

    Ancak sadece Kuranin “Arapca Edebi uslubunu” yegane bir delil olarak sunup
    buna binaen karsi taraftaki yine Dinci ve Allahci olan
    diger eski Araplari bu Kuranin tanittigi Allaha cagirir. (Tur 30-34 & Muminun 84-89 & Araf 28….

    Kuranin temel mucadelesi bundan ibaret olmalidir.
    Kuranda bahsedilen tum o kafirler & munafiklar vs. dahi daima Dinci ve Allahci Arap & Yahudi & Hristiyan vs. Teistlerdir. (Mulk 6-10)

    Kuranin bilimsel olma gibi bir soylemi veya iddiasi dahi yoktur,
    bu sebeple bugunun Ateist & Agnostik & Deist insanlarini
    Kuranin tanittigi bu Allaha cekebilme amaci & yetisi & bildirisi dahi yoktur!

    Kuranda sosyal & bilimsel acilardan bugunku medeni dunyanin ve uluslarin
    asla kabul edemeyecegi –Arap Bolgelerine ve Kulturune yonelik– bircok TUHAFLIKLAR & AYKIRILIKLAR da mevcuttur.
    (Bu konularda yeterli somut ornekler verilmis olmali bu sitede, ve diger bazi bolumlerde…)

    Yukarida ilettiginiz “yaprak dokumu” hakkindaki o Ansiklopedik bilimsel tesbitler de elbette dahil olmak uzere,
    ve Big bang & Evrim vs. gibi gunumuzun bazi en itibarli tum bilimsel tezleri de
    yine hep bu ayni Bilimsel Ilke & Anlayis dogrultusunda ve ayni Bilimsel terimlerle ve bakis acisiyla ele alinirlar, incelenirler, temelde.

    Bu sebeple, bu konulari biraz daha durustce ve temelden
    kavramaya baslayip daha adil bir tutumla Bilime & Bilimsel Metotlara & Bilimsel Terimlere ve bugunun tum cagdas insanligina ve uluslarina yaklasmanizi gonulden temenni ederim, bundan boyle.

    Yoksa isi bos bir “egoistik” gulme yarisina sokarsaniz, isin sonunda
    hangi tarafin –bilimsel & sosyal acilardan– cok daha fazla GULUNECEGI pek asikardir, sanirim. Buna gerek yok!

    Esen kalin.

  13. gozde diyor ki:

    bu yazıda Kur’andan ya da dinden bahsettiğimi hatırlamıyorum, verdiğiniz cevap hem genel hem de önyargılarla dolu bir cevap olmuş. asıl tartışılan konunun dışına çıkılmış…. konumuz evrim teorisi ve onun bilimselliği olmalı, enazından şu alanda bunu tartışmak istiyorum, verdiğim cevap da o yönde…
    bilim gerçekten de tesadüf ile ilgilenir mi ya da tesadüf demek ne kadar bilimsellik ile uyumlu…yoksa evrim teorisi bilimin anlamak açıklamak yordama kve kontrol etmek amaçlarının dışında bir amaca mı hizmet etmeye çalışıyor? kainattaki işleyişi idare edenin var olup olmadığı mı evrim teorisinin konusu, peki biryandan beş duyumuzla algılamadığımız bizim ilgi alanımıza girmez derken bilim, evrim teorisi bununla ne amaçla ilgileniyor?

    ve işin can alıcı noktası evet herkese klasik ortalama beş duyu verilmiş ve bununla algılıyoruz dünyayı, onunla algılayamadğımızı yok mu sayacağız yani, bilim bunu mu diyor yoksa, ilgi alanımız dışında mı bu konu diyor, yoksa ikisini de demiyor mu?

  14. Bigalıoğlu diyor ki:

    sayın Gözde,
    Kurandaki Din,arkadaşın huyudur bu.biraz buralara takılın daha iyi anlayacaksınız.

    aklıma geldi bu arada beş duyu,gözlem felan denip duruluyor.peki evrimin bunlarla KAVRANAMAMASI bir çelişki değilmidir?yine tekraren,ben lafımı ortaya koyuyorum,beğenen alsın.

  15. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Gozde,
    diyorsunuz ki:
    peki biryandan beş duyumuzla algılamadığımız bizim ilgi alanımıza girmez derken bilim,
    evrim teorisi bununla ne amaçla ilgileniyor?

    Evrim Kurami yeryuzunde hayatin ilk olarak nasil baslayip buraya gelmis olabilecegi hakkinda,
    tum insanlarda ortak olan 5 duyuyu esas alarak (Big Bang ve diger tum bilimsel kuramlarda da oldugu gibi) elde edilen cesitli bulgular & bilgiler cercevesinde cikarimlar yapar, cesitli tezler & gorusler ortaya koyar.
    Ve bunlar kuresel olarak teist & ateist & agnostik & deist vs. cok ezici cogunluktaki bilim adamlari ve diger medeni insanlar tarafindan guclu bilimsel gorusler olarak esasen, ve bircok yonleriyle kabul edilirler.

    Evrim Kurami bir kisiyi veya kisileri tek basina teist, veya ateist, veya agnostik, veya deist yapmaz, ancak tum bu kisiler Evrim Kuramini ve ilgili tum bulgularini kendi inanc ve felsefelerine gore degerlendirirler, daha sonra.

    Teistik Evrim
    Ateistik Evrim
    Agnostik Evrim
    Deistik Evrim

    ekolleri altinda. Iste, bu ornek dahi yukaridaki yazilarimda aciklamaya calistigim

    Bilim: Tum insanlarda ortak olan 5 Duyuyu esas alir, daima.
    Bunlara dayanarak deney, gozlem, varsayim, sonuclar cikarir, elverdigince,

    prensibinin & ilkesinin guzel bir yansimasi olmalidir.
    Madem Bilim tum insanligin ortak mali olacaktir, o halde elbette Bilim sadece tum insanlarda ortak olan 5 Duyuyu esas alacaktir.
    Bundan otesi –5 duyusal hicbir bulguya dayanmayan–
    tum cikarimlar ise Bilim degil, ancak Inanc sinifinda yer alacaktir.
    Bu ilkeler ADILANE degil mi, Gozde arkadas, tum insanlik icin?

    Ancak inandiklari kutsal Kitaplarini birebir bilim kitabi zanneden
    ve orada bilimsel acidan en bastan ve temelden dogmatik,
    ve sonra bilimsel acidan son derece TUHAF & AYKIRI & KOMIK olan bircok soylemleri,
    tum Bilimin ve insanligin uzerine aynen ve zoraki olarak empoze etmeye kalkan (ozellikle Amerikan Evanjelik & Arap Vehhabi & Yahudi Hasidik vs)
    ideolojiler icin elbette Evrim Kurami (ve sonra Big bang ve oteki diger bazi ciddi bilimsel kuram ve yaklasimlar) buyuk bir “problem” teskil ediyor.

    * Lutfen bu baglamda derhal 6 Gunde Yaratilis yorumlar bolumune giriniz, mumkunse,
    ve Kuranda da gunumuzun nice somut bilimsel bulgulariyla (en basta Big bang ve sonra tum diger mevzularda) acikca celisen bircok –dinsel degil belki, ancak bilimsel acidan– TUHAF & KOMIK & AYKIRI soylemlerini iyi bir gozden gecirin, oncelikle.

    yine diyorsunuz ki:
    ve işin can alıcı noktası evet herkese klasik ortalama beş duyu verilmiş ve bununla algılıyoruz dünyayı,
    onunla algılayamadğımızı yok mu sayacağız yani,
    bilim bunu mu diyor yoksa,
    ilgi alanımız dışında mı bu konu diyor,
    yoksa ikisini de demiyor mu?

    Bilim temelde 5 duyu ile asla algilanamayacak turden iddialara binaen
    varilan tum sonuclari & cikarimlari & tezleri BILIM DISI olarak gorur olmalidir,
    ve bunlari ancak INANC sinifinda degerlendirilmesi gerektigini soyler.
    Ornegin, Bilim bir Tanrinin (Meleklerin & Cinlerin vs.) sahsen var olup olmadiklari konusunda herhangi bir gorus bildirmez,
    cunki bunlarla ilgili 5 duyuya dayali hicbir bulgunun elde edilemeyecegini soyler.
    Ki bu Kuranda da aynen onaylanan bir durumdur, cunki Kurana gore de:

    Allahin sahsi varligi, (Enam 103)
    Meleklerin sahsi varliklari, (Vaqia 85)
    Cinlerin sahsi varliklari, (Araf 27)
    Kaderin somut varligi, (Taha 110)
    Vahyin somut varligi, (Isra 44)

    vb. daha nice tarihsel olaylar & mucizeler dahi vs.
    asla 5 duyuyla hicbir sekilde KAVRANAMAZLAR, ancak sorgulamadan ve dogmatik olarak bunlara inanilmasi emredilir, en bastan!

    Bu sebeple, bunlar Bilimsel Konular olamaz.
    Bunlari ancak kendi Dogmatik Inanclarini & Dini Ideolojilerini tum oteki insanlarin uzerine aynen ve zoraki dayatma arzusu tasiyan
    gizli veya acik bir “Dini-Politik Acendasi” olan kimseler (ozellikle Amerikan Evanjelik & Arap Vehhabi & Yahudi Hasidik vs) somurmeye calisirlar,
    ve insanlari yukarida aciklanan ve tum insanlik adina ortak olan
    o temel “Bilimsel Anlayisa & Ilkeye” karsi provoke etmek isterler, daima.

    Sayin Bigalioglu,
    diyorsunuz ki:
    aklıma geldi bu arada beş duyu,gözlem felan denip duruluyor.
    peki evrimin bunlarla KAVRANAMAMASI bir çelişki değilmidir?
    yine tekraren,ben lafımı ortaya koyuyorum,beğenen alsın.

    Evrim, veya Big bang, veya diger ciddi Bilimsel Kuramlar oncelikle ve ilkin
    5 duyuya dayali cesitli veriler & bulgular elde edip
    sonra bunlara dayanarak genel hakkinda
    gorusler & tezler bildirirler.
    Hicbirinin TUMDEN & TAMAMEN KAVRANMA iddiasi da yoktur.
    Bu acidan Big bang kurami da bununla AYNI KONUMDA olmalidir, diger bircoklari da.

    Ancak Dinsel Inanclar oncelikle ilkin, veya ne de daha sonra
    5 duyuya dayali hicbir veri & bulgu ortaya koymazlar, en temel hususlarda,
    ve bununla birlikte bircoklari icin genelde tartismasiz ve kesin
    gorusler & dogmalar bildirirler.

    =Siz herhangi bir Melek, veya Cin fosili cikarip gosterebilir misiniz? (Araf 27)

    =Yapraklarin Agaclardan nasil olup da Vahiy kanaliyla yere dokuldugune dair
    herhangi bir deney & gozlem sunabilir misiniz? (Enam 53)

    =Bulutlarin nasil olup da Vahiy kanaliyla yonlendirildiklerine dair herhangi bir deney & gozlem sunabilir misiniz? (Rum 48)

    =Musanin degneginin nasil bir anda yilan oldugunu
    su an tum Degnek ve Yilanlarin karsilastirmali anatomileri & maddi ozellikleri
    vs. uzerinden –burada olmasi gereken bir benzerlik ve mumkunlugu belgeleyerek– gosterebilir misiniz?

    =tum hayvanatin “sudan,” ancak insanatin ozel olarak “kuru camurdan”
    yaratildigini
    su an tum Hayvan ve Insanlarin karsilastirmali anatomileri & genetik ozellikleri
    vs. uzerinden –burada olmasi gereken bu cok acik farkliligi belgeleyerek– gosterebilir misiniz?

    =Bunlardan ayri olarak, Sekiz cift buyukbasin ne zaman ve nerede ozel olarak
    Adem ve Havva icin ayrica gokten bir anda yere yagdirildigina dair herhangi bir fosil & bulgu sunabilir misiniz? (Zumer 6)

    =Dunyanin nasil olup da ilk 4 Gun (=4000 yil)
    Evrenin ise bunun akabinde 2 Gun (=2000 yil) icinde ve 7 kat olarak
    halihazirda coktan beridir “sip sak” tamamlandigina dair herhangi bir bulgu & deney & gozlem gosterebilir misiniz? (Fussilet 9-12 & Hac 47)

    Evrimin veya Bigbangin TUMDEN KAVRANAMAMASI ile yukaridaki bu orneklerin (ve buna benzer daha niceleri) HIC KAVRANAMAMASI arasindaki farki anladiginiz zaman

    BILIM ile DININ de umarim temel farkini artik kavramis olacaksiniz bir miktar, insallah!

    Sizin “laflarinizin” cogunun –bilimsel & sosyal acilardan– malesef
    bugunun cagdas standartlarina gore genelde begenilir nitelikte olmasinin neden bircok zaman ve temelde asla mumkun olamayacagini
    yukaridaki ve diger bolumlerdeki bircok yazida –Kurandan da bu konularda bircok somut ornekler vererek– yeterince aciklamis olduguma inaniyorum!

    Oyleyse birakin artik lutfen su Arabi & Vehhabi yaklasimlarini,
    ki rahatlikla ve kendinizi kasip binbir turlu hengameye sokmadan
    girip kaynasabilesiniz bugunun cagdas BILIM ve MEDENI DUNYASIYLA,
    ayni zamanda, dilerseniz, dindar kalarak!

    Hepinize saygilar.

  16. gozde diyor ki:

    bakalım bilim veya bilim adamları sadece 5 duyu ile gözlemlenebilenlerle mi ilgileniyormuş:
    Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilecek ve duyular dışı algılama yeteneğini inceleyen bir bilim dalı olan ”parapsikoloji”yi konu alan ve organizasyonunu Sesjoytour’un üstlendiği konferans, İnsanlığı Birleştiren Bilgiyi Yayma Vakfı (BİLYAY) ile Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nin (MTİA) ev sahipliğinde düzenleniyor.

    Dernek tarafından yapılan açıklamada şunlar belirtildi;

    Ülkemizde doğaüstü olayların son zamanlarda sıklıkla bilimsel olmayan bir şekilde ortaya konması, konunun ilgisiz kişi ve kurumlar tarafından yorumlanması, kamuoyunu yanlış yönlendirmekte ve olumsuz sonuçlar doğmaktadır. Konferansın amacı, parapsikolojinin araştırma alanına giren konuları, üniversite ve vakıflarda yürüttükleri bilimsel çalışmalarla inceleyen konuşmacıların deneyimlerinin ve çalışmalarından elde ettikleri bulguların Türk kamuoyu ile paylaşılmasını sağlamak ve bu konuların ülkemizde de akademik düzeyde ele alınması ihtiyacına dikkat çekmektir.

    Konferansa katılacak olan yabancı konuşmacılar arasında Arizona Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Gary E. Schwartz, Tasmanya Üniversitesi’nden Dr. Jurgen Keil, Duke Üniversitesi’ne bağlı Rhine Parapsikoloji Enstitüsü eski başkanı Dr. John Palmer, Uluslararası Regresyon Araştırma ve Terapileri Birliği başkan yardımcısı Dr. Janet Cunningham ve aynı merkezden Jeffery Ryan, ölüme yakın deneyimler araştırmacısı Dr. PMH Atwater, Rusya St. Petersburg Üniversitesi’nden Dr. Konstantin Korotkov gibi kendi alanlarında çok ünlü isimler yer almaktadır. Katılımcılar, 14-15 Mayıs 2005 tarihlerinde, yurt içi ve yurt dışından konuşmacıların sunacakları birbirinden ilginç konulan dinleyebilecek, gün sonu panellerinde konuşmacılara soru yöneltebilecek ve atölye çalışmalarına katılabilecekler.

    Uluslararası İstanbul Parapsikoloji Konferansında iki gün boyunca ele alınacak konular arasında:

    * Duyular Dışı Algılamalar: Telepati, telekinezi (zihnin madde üzerine etkisi), prekognisyon (geleceği önceden bilme), değişik bilinç halleri, durugörü (uzaktan algılama ve bilme)

    * Ölüm ve Ötesi: Ölüme yakın deneyimler, ölümden sonraki yaşama ilişkin kanıtlar, tekrardoğuş vakaları ve geçmiş yaşam terapisi

    * Enerji Çalışmaları: Şifa, biyoenerji, aura, alternatif tıp, pozitif düşünmek ve yaşamak gibi konular yer alıyor.

    özellikle konferansa katılacak olan kişilere dikkat etmeni rica ediyorum, he ayrıca psikoloji biliminin de bugün ilgi alanına giren beş duyu ile algılanamayan birçok özellik özellikle duygular, bilimsel olarak incelenmekte üzerinde araştırma yapılmaktadır…

    bugün bilim adamları görmüyoruz öyleyse yoktur demiyor…göremediklerini ölçmenin yollarını arıyorlar…

    ve gelelim evrim teorisi ve tesadüf kavramına… dediklerin tatmin etmediği için ısrarla konuyu buraya getiriyorum… evrim teorisinde neden tesadüf kelimesi geçiyor? birşeyin tesadüfler sonucunda veya ALLAH’ın ilmi iradesi ile olup olmadığı bilimin konusu olabilir mi? Bu ölçülemezken, bu konuda bazı bilim insanlarının öyle ya da böyle demesi ne kadar akla yatkın? ve örneğin yaprakların düşmesinin fiziksel nedenleri açıklanırken, evrim teorisinin nedenleri açıklanmıyor, ya da açıklanıyorsa bile (ben bilmiyor olabilirim) niye ekstradan bir de araya tesadüf kelimesi sıkıştırılıyor? durumun bu şekilde olması evrim teorisinin sadece ve sadece ALLAH’ı inkar etmek için ortaya atıldığı ya da şuanda savunulduğu izlenimini yaratıyor…Böyle olunca insan da şunu diyor doğal olarak sizlerin sık sık kullandığı hani ALLAH’ın varlığı bilimin konusu değildi… ALLAH’ın varlığı bilimin konusu değilse şayet yokluğunun da konusu olmaması gerekmez mi…

  17. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Gozde,
    Yine evvela ve onemle vurgulayarak baslayayim:
    Kuranda bahsedilen ve en basta muhataplarina inanmalari emredilen o hicbir temel konuda
    5 duyuya dayali hicbir somut delil sunulmaz.
    Bunlar hakkinda 5 duyuya dayali somut bir delil
    sunacagini iddia eden (eskiden veya bugun veya yarin) zaten –inandigini iddia ettigi– Kurana aykiri konusuyor demektir, temelden:

    Allahin sahsi varligi, (Enam 103)
    Meleklerin sahsi varliklari, (Vaqia 85)
    Cinlerin sahsi varliklari, (Araf 27)
    Kaderin somut varligi, (Taha 110)
    Vahyin somut varligi, (Isra 44)

    vb. daha nice tarihsel olaylar & mucizeler dahi vs.
    asla 5 duyuyla hicbir sekilde KAVRANAMAZLAR,
    bunlara ancak sorgulamadan ve dogmatik olarak inanilmasi emredilir muhataplarina, en bastan!

    Bu da tum bu konulari en basta INANC sinifina sokar, POZITIF BILIMLER sinifina degil.
    (Hatta yukarida ornek verdiginiz ve “Bilim” oldugu “cok tartismali” o “parapsikolojik metotlarla” dahi yukarida bahsedilen temel Kuransal konularda hicbir nitelikli delil ortaya konulamaz!
    (Ayrica dikkatinizi cekerim, yukarida verdiginiz o tartismali “Bilimci” parapsikolojik akimin uyeleri dahi en basta Depremin dinciler tarafindan nasil bilim disi yollarla aciklanip suistimal edilmek istendiginden yakiniyor olmalilar,
    ve muhtemelen bu sekilde kendilerinin dinci degil de “Bilimci” olduklari konusunda ikna etmeye calisiyor olmalilar Akademik Cevreleri!)
    Fakat bunlar POZITIF BILIM (tum insanlar tarafindan 5 duyuya dayali ve net olarak algilanabilecek turden nitelikli somut deliller & veriler sunabilen nitelikte) degildirler & kabul edilmezler, temelde zaten!

    yine diyorsunuz ki:
    evrim teorisinde neden tesadüf kelimesi geçiyor?
    birşeyin tesadüfler sonucunda veya ALLAH’ın ilmi iradesi ile olup olmadığı bilimin konusu olabilir mi?

    Bilimsel Yaklasimda:
    disaridan ve 5 Duyuya dayali tesbit edilebilecek turden
    herhangi bir mudahele olmaksizin
    gerceklesen tum fenomenlere

    randomly (=rastgele)
    by chance (=tesadufen)

    tanimlamalari getirilir,
    cunki burada bunlarin Birisi/Birileri tarafindan disaridan yonlendirildigine dair
    5 Duyuya dayali olarak tesbit edilebilecek hicbir somut delil yoktur ortada!

    Yukarida alintiladiginiz o “Yaprak Dokumu” de
    Bilimsel yaklasimda:
    yine doga kanunlari cercevesinde ve

    Randomly (=Rastgele)
    By Chance (=Tesadufen)

    gerceklesen “fenomenler” olarak incelenir ve aciklanirlar, temelde.
    Herhalde siz yukarida ilettiginiz o Ansiklopedik “Yaprak Dokumu” bilgisinde
    bu kismi kacirmis olmalisiniz ki,
    artik belki de kendinize gereksiz bir “evham”
    haline getirmis olabileceginiz o “Rastgele & Tesadufen” bilimsel terimlerini de kacirmis olmalisiniz orada.
    Fakat sizi temin ederim: Bilimsel yaklasimda, bu Yaprak Dokumu de yine aynen
    doga kanunlari cercevesinde ve

    Randomly (=Rastgele)
    By Chance (=Tesadufen)

    terimleri altinda incelenirler, temelde.
    Hicbir Bilim Adami bunlara “Vahiy Kontrolunde” yere dokuluyorlar
    tanimlamasi yapmaz!

    Bu ayni prensipler diger tum POZITIF BILIM DALLARI icin de
    ve bu konularda sunulmus veya sunulabilecek olan temel bazi somut bulgular & veriler acisindan da aynen gecerli olmalidir.
    En basta Big bang & Evrim konulari da elbette buna dahil olmak uzere….

    Ornegin tum populasyonlarda her an olmaya devam eden
    mutasyonlara da hicbir Bilim adami
    bunlar “Vahiy Kontrolunde” oluyorlar demez….

    Bunu ancak DIN (Bilim Degil) bu sekilde vazeder, ve hakkinda hicbir 5 Duyuya dayali somut delil de vermez,
    Dogmatik Inanci emreder bu hususlarda da yine
    muhataplarina. (Enam 53 & Isra 44)

    yine diyorsunuz ki:
    durumun bu şekilde olması evrim teorisinin
    sadece ve sadece ALLAH’ı inkar etmek için ortaya atıldığı
    ya da şuanda savunulduğu izlenimini yaratıyor…

    Bu konuda yukarida verdigim su cevap bunun boyle olmadigini –kuresel
    capta– gostermeye yeterli olmali sanirim:

    Evrim Kurami yeryuzunde hayatin ilk olarak nasil baslayip buraya gelmis olabilecegi hakkinda,
    tum insanlarda ortak olan 5 duyuyu esas alarak (Big Bang ve diger tum bilimsel kuramlarda da oldugu gibi) elde edilen cesitli bulgular & bilgiler cercevesinde cikarimlar yapar, cesitli tezler & gorusler ortaya koyar.
    Ve bunlar kuresel olarak teist & ateist & agnostik & deist vs. cok ezici cogunluktaki bilim adamlari ve diger medeni insanlar tarafindan guclu bilimsel gorusler olarak esasen, ve bircok yonleriyle kabul edilirler.

    Evrim Kurami bir kisiyi veya kisileri tek basina teist, veya ateist, veya agnostik, veya deist yapmaz, ancak tum bu kisiler Evrim Kuramini ve ilgili tum bulgularini kendi inanc ve felsefelerine gore degerlendirirler, daha sonra.

    Teistik Evrim
    Ateistik Evrim
    Agnostik Evrim
    Deistik Evrim

    ekolleri altinda. Iste, bu ornek dahi yukaridaki yazilarimda aciklamaya calistigim

    Bilim: Tum insanlarda ortak olan 5 Duyuyu esas alir, daima.
    Bunlara dayanarak deney, gozlem, varsayim, sonuclar cikarir, elverdigince,

    prensibinin & ilkesinin guzel bir yansimasi olmalidir.

    yine diyorsunuz ki:
    Böyle olunca insan da şunu diyor doğal olarak
    sizlerin sık sık kullandığı
    hani ALLAH’ın varlığı bilimin konusu değildi…
    ALLAH’ın varlığı bilimin konusu değilse şayet yokluğunun da konusu olmaması gerekmez mi…

    Oyledir zaten, bir Tanrinin varligi yada yoklugu konusu “Bilimin (Big bangin veya Evrimin vs.) Konusu Degildir” zaten!
    Fakat bunu istismar etmeye calisan Teist veya Ateist “ideolojik gudumlu” fanatik bazi insanlarin varligi da malum bir konudur, uzun zamanlardir.

    Evrim Konusuna ise bu kadar “onyargi ve bagnazlikla” ve –kuresel capta– uzun zamanlardir saldirilmasinin en temel sebepleri ise kisaca sunlar olmalidir:

    Ancak inandiklari kutsal Kitaplarini birebir bilim kitabi zanneden
    ve orada bilimsel acidan en bastan ve temelden dogmatik,
    ve sonra bilimsel acidan son derece TUHAF & AYKIRI & KOMIK olan bircok soylemleri,
    tum Bilimin ve insanligin uzerine aynen ve zoraki olarak empoze etmeye kalkan (ozellikle Amerikan Evanjelik & Arap Vehhabi & Yahudi Hasidik vs)
    ideolojiler icin elbette Evrim Kurami (ve sonra Big bang ve oteki diger bazi ciddi bilimsel kuram ve yaklasimlar) buyuk bir “problem” teskil ediyor.

    * Lutfen bu baglamda derhal 6 Gunde Yaratilis yorumlar bolumune giriniz, mumkunse,
    ve Kuranda da gunumuzun nice somut bilimsel bulgulariyla (en basta Big bang ve sonra tum diger mevzularda) acikca celisen bircok –dinsel degil belki, ancak bilimsel acidan– TUHAF & KOMIK & AYKIRI soylemlerini iyi bir gozden gecirin, oncelikle.

    Bunlari ancak kendi Dogmatik Inanclarini & Dini Ideolojilerini tum oteki insanlarin uzerine aynen ve zoraki dayatma arzusu tasiyan
    gizli veya acik bir “Dini-Politik Acendasi” olan kimseler (ozellikle Amerikan Evanjelik & Arap Vehhabi & Yahudi Hasidik vs) somurmeye calisirlar,
    ve insanlari yukarida aciklanan ve tum insanlik adina ortak olan
    o temel “Bilimsel Anlayisa & Ilkeye” karsi provoke etmek isterler, daima.

    Yani elbette, ornegin Amerikan Evanjelikler
    Incilin icinde yer alan
    ve Bilimsel acidan son derece TUHAF & AYKIRI & KOMIK olan onca soylemleri
    (ki Kuran bu konuda Incille ayni konumda, hatta ondan daha bile ileride olmalidir)
    kurtarabilmek icin Evrim konusunu bahane ederek ve ozellikle bu

    Randomly (=Rastgele)
    By Chance (=Tesadufen)

    bilimsel terimlerini ana HEDEF olarak GOSTEREREK
    ve sonra da
    madem ki tesaduf degil, o zaman haydi YEHOVAYA & INCILE
    kurnazligini sergilemek istiyorlar, kisaca!

    Yani ancak bu yolla ve provokasyonla Incil Temelli yanlis Ideolojik & Dinsel Acendalarini tum Bilimin ve Insanligin uzerine zoraki empoze etmeye calisiyorlar 150 yildir….

    Bunun icin bu tip insanlarla Bilimi (Big bangi & Evrimi vs.)
    tartismadan once,
    bunlara kendi kutsal kitaplarinda yer alan
    ve gunumuzun somut Bilimsel & Sosyal standartlari acisindan son derece TUHAF & AYKIRI & KOMIK soylemlerini en bastan durustce, acikca ve netce ortaya dokmek gerekiyor, oncelike. Ta ki ayaklari saglamca bir yere bassin, ve –en azindan bircoklari– daha makul dusunmeye baslayabilsinler bu Bilimsel & Sosyal konularda, daha sonra, umulur ki…

    Esen kalin.

  18. gozde diyor ki:

    Bilimin konusu sadece ve sadece 5 duyu ile algılanabilenler değildir… Örneğin zekayı göremezsin, işitemezsin, tadamazsın… ama bilirsin zeka vardır ve zeka bilimin ve bilim adamlarının ilgi alanlarındadır… Bu şekilde düşünüldüğünde ALLAH’ı melekleri görmüyoruz diye yok saymamız ya da bilimsel açıdan araştırmamamız söz konusu olamaz… ya da duygularımızın maddesi yoktur, bir takım kimyasal olaylarla ilişkili de olsa sevginin, mutluluğun, acımanın maddesi yoktur, gözle görülemez, sesi işitelemez…. ama duygularımız da bilimsel açıdan inceleme araştırma alanımıza girmektedir. İspatlayamıyacağım birşeyi söylemek istemiyorum ama parapsikoloji kongresi olduğunda, gazetede okumuştum, adamlar Harwardda hem nöroloji hem psikiyatri profesörü ve ruhu araştırıyorlar, ölçümler alıyorlar… Demek istediğim şey şu, görmüyoruz öyleyse bir kenara bırakalım araştırmayalım, bilim bu konu ile ilgilenmiyor mantığı, yaklaşımını pek doğru bulmuyorum… Gelelim din konusuna, Kur’an-ı Kerim bence de bilimsel bir kitap olarak kullanılamaz, çünkü söylenilen birşeyin gerçek anlamda mı yoksa mecazi anlamda mı olduğundan emin olamazsınız… ALLAH’ın kastettiği ile bizim anladığımız bir olmayabilir… Benim mantığımın almadığı bir nokta da şu bilim ALLAH yok diyor, kendiliğinden oluyor herşey diyip ALLAH yok demek… Bugün bilimsel metotlarla, melekler tespit edilmedi diyelim ama bu ileride durumun böyle olmayacağı anlamına gelmez. Bilimsel metotlarla da tespit edildiği günler de yakındır, belki bu konuda şuanda yapılan araştırmalar vardır ve biz haberdar değilizdir… Bilim kesin değişmez bilgiler vermez, bilim tarihinde elde edilen birçok bulgu vardır ki zaman içerisinde geçerliğini yitirmiş, yanlış olduğunu ispatlayan birçok olgu tespit edilmiş… Bilimsel metotlarla elde edilen birçok olgu yanlışlanmışken, bilim herşey kendiliğinden olur diyor diyip bu sonuç hiç değişmeyecekmiş gibi bilimi din haline getirmek yanlış… Birşeyin kendiliğinden olduğundan zaten emin olmanız mümkün değil, dediğim gibi belki sen görmüyorsun bunu ve belki başka metotlarla tespit edilebilecek…Bilimin alanı değildir demek; insanı, bilimsel gelişmeleri durdurur kısıtlar… Ve yine bilimsel bulgular biraraya getirilip birarada değerlendirildiğinde de ALLAH’ın varlığına ulaşılabilir. Belki ALLAH’ı ölçemezsin, çünkü ALLAH mekandan münezzeh… Ama elde ettiğin başka bilimsel bulguların değerlendirilmesi ile ALLAH’ın varlığından kesin olarak emin olursun… Örneğin ruhun varlığı konusu… Bilimsel metotlarla şuanda ruh ölçülemiyor belki ama bilimsel bir takım veriler ruhun mutlak surette olduğunu gösteriyor….

  19. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Gozde,
    diyorsunuz ki:
    Bilimin konusu sadece ve sadece 5 duyu ile algılanabilenler değildir…
    Örneğin zekayı göremezsin, işitemezsin, tadamazsın… ama bilirsin zeka vardır ve zeka bilimin ve bilim adamlarının ilgi alanlarındadır…

    Evet, cunki zekanin merkezi BEYINDIR, ve Bilim Adamlari “5 Duyuya dayali olarak” bu merkezi elverdigince inceliyorlar, mumkun olan tum yonleriyle!
    Duygular icin de, ikincil olarak, ayni sey temelde gecerli olmali…

    yine diyorsunuz ki:
    Bu şekilde düşünüldüğünde ALLAH’ı melekleri görmüyoruz diye yok saymamız ya da bilimsel açıdan araştırmamamız söz konusu olamaz…

    Tanriyi yok, yada var saymak temelde INANC meselesi olmalidir, BILIMIN meselesi degil.
    BILIM de zaten Tanriyi yok (veya var) saymaz, evvela/esasen!

    Oyleyse buyrun lutfen, bu konudaki Bilimsel Arastirmalarinizi sunun,
    tum insanlarda ortak olan 5 Duyumuzla hep beraber bakip inceleyelim somut olarak bu Bilimsel Verilerinizi!

    (Fakat lutfen, Amerikan Evanjeliklerin yaptigi gibi:
    ah su hucreye bakin ne kadar kompleks,
    vah su Evrene bakin ne kadar muntazam,
    oyleyse yasasin bunlari yapan YEHOVA! cinsinden egzantrik yaklasimlarla degil, mumkunse.
    Cunki tum bu iddia edilen/varsayilan komplekslik ve muntazamliklarin dahi arkasinda YEHOVANIN oldugu sadece onlarin –hakkinda 5 duyuya dayali hicbir somut delilleri bulunmayan– subjektif inanclaridir!
    Arap Vehhabilerin veya diger tum oteki din mensuplarinin inanclari icin de ayni sey temelde gecerli olmali elbette…

    yine diyorsunuz ki:
    Gelelim din konusuna,
    Kur’an-ı Kerim bence de bilimsel bir kitap olarak kullanılamaz, çünkü söylenilen birşeyin gerçek anlamda mı yoksa mecazi anlamda mı olduğundan emin olamazsınız…

    Ne ala bir yaklasim. Oyleyse BILIM icin Kuran ogretilerinin temelde herhangi bir yol gosterici niteligi & karakteri olmadigini bu soyleminizle bastan ve temelde kabul etmis oluyorsunuz, yanlis anlamiyorsam.
    Evet, bence de Evrenin yaratilisi & Insanin yaratilisi vs. gibi en temel konularda ve diger bircoklarinda
    Kuranin Anlatilarini sadece Mecaz olarak almak en dogrusu olabilir, inananlar acisindan,
    aksi takdirde bugunku bircok somut Bilimsel bulgular ve standartlara gore epeyce TUHAF & AYKIRI & KOMIK durumlara dusmeleri zaten kacinilmaz olabilir, pekala.

    yine diyorsunuz ki:
    Benim mantığımın almadığı bir nokta da şu
    bilim ALLAH yok diyor, kendiliğinden oluyor herşey diyip ALLAH yok demek…

    Bilim temelde herseyin doga kanunlari cercevesinde ve kendiliginden olustugunu ve gelistigini ongorup,
    sonra bunlarin nasil ilkin kendiliginden olusup buralara gelmis olabilecegini
    ve ilgili temel mekanizmalarini tesbit etmeye calisir olmalidir.
    Fakat tum bunlar ilkin “kendiliginden” baslayip olusmus ve sonra dogal mekanizmalarla gelimis olabilecegi icin, bunlarin arkasinda tum bu programi daha evvelden kurmus & gozetmis olmasi olasi bir gizli Tanri/Tanrilar inancini da tumden yok saymaz. Ancak bunun Bilimin konusunu olamayacagini soyler olmalidir, cunki bu konularda o inanilan Tanri/Tanrilara
    dair 5 duyuya dayali herhangi bir somut veri/veriler bulunmasi mumkun degildir esasen! Bu sebeple, bunlar BILIMIN degil, sadece cesitli DINLERIN konusu olabilirler ancak.

    *Bu temel prensipler/perspektifler en basta ve aynen elbette
    Big bang ve Evrim kuramlari acisindan da aynen boylelikle gecerli olmalidir…

    yine diyorsunuz ki:
    Bugün bilimsel metotlarla, melekler tespit edilmedi diyelim ama bu ileride durumun böyle olmayacağı anlamına gelmez.

    Kurana gore dahi Meleklere dair 5 Duyuya dayali herhangi somut bir bulgu & delil dunyada asla verilemez!

    Bu sebeple,
    “bize Melekleri goster”
    diyerek Muhammede itiraz eden o eski Allahci Araplara dahi
    bu Melekleri ancak olum aninda gorecekleri, ve o zaman da artik
    onlar icin cok gec olacagi bildirilmis olmalidir. (Furqan 21-22 & Muminun 84-89)
    Melekler hakkinda 5 Duyuya dayali herhangi bir somut bulgu & delil istenmesi ancak buyuk bir “kustahlik” olarak addedilmis olmalidir. (Furqan 21)
    Cunki bunlara ancak halihazirda ve DOGMATIK olarak inanmis olmalari gerekliydi, tum bu eski Allahci Araplarin, en bastan (Muminun 84-89 & Necm 27)!

    yine diyorsunuz ki:
    Bilim kesin değişmez bilgiler vermez, bilim tarihinde elde edilen birçok bulgu vardır ki zaman içerisinde geçerliğini yitirmiş, yanlış olduğunu ispatlayan birçok olgu tespit edilmiş…

    Bilim zaten kendisinin en bastan ve “mutlak dogru” oldugu iddiasinda
    degildir/olmamalidir hicbir zaman. Eger 5 Duyuya dayali somut verilerle bugunun Bilimsel Tezlerini yanlislayacak bulgular ortaya konulursa, Bilimsel Gorus de derhal yenilenir buna gore.
    Ancak Big bang veya Evrim hakkinda temelde boyle bir beklentiniz varsa, bence sonucta hayal kirikligina ugramaniz cok olasi olabilir!
    Cunki bu ikisi hakkinda da temelde cok guclu veriler mevcut olmalidir, halihazirda.

    Fakat Kuranin, Evrenin yaratilisi ve Canlilarin ortaya cikisi hakkinda verdigi
    o temel anlatilar zaten her halukarda –bilimsel acidan, dinsel acidan degil belki–
    son derece TUHAF & KOMIK & AYKIRIDIR!
    Big bang ve Evrim tumden yanlislanabilecek olsaydi dahi, Kuranin bu anlatilarinin bunlarin yerini alamayacaklari KESIN olmalidir! bu acidan musterih olun.

    yine diyorsunuz ki:
    Ve yine bilimsel bulgular biraraya getirilip birarada değerlendirildiğinde de ALLAH’ın varlığına ulaşılabilir.

    Allahin sahsi varligina da 5 Duyuya dayali olarak ortaya konabilecek hicbir bulgu & veriyle bu dunyada asla
    ulasilamayacagi Kuranda dahi acikca bildirilmis olmalidir yine. (Enam 103 & Furqan 21)
    O halde bu da INANC olarak kalmaya devam edecek olmalidir, temelde,
    hicbir zaman BILIM alanina giremeyecek olmalidir!

    Hal boyle olunca, bunun disinda
    kendilerine ait gizli veya acik bir “dini-politik” Arap Vehhabi acendasi olan
    ve bunu tum insanligin ve bilimin uzerine zoraki empoze etmeye
    kalkan insanlarin tek alternatifi
    yine ancak suna benzer birsey oluyor/olabilir:

    (Fakat lutfen, Amerikan Evanjeliklerin yaptigi gibi:
    ah su hucreye bakin ne kadar kompleks,
    vah su Evrene bakin ne kadar muntazam,
    oyleyse yasasin bunlari yapan YEHOVA! cinsinden egzantrik yaklasimlarla degil.
    Cunki tum bu iddia edilen/varsayilan komplekslik ve muntazamliklarin arkasinda YEHOVANIN oldugu sadece onlarin –hakkinda 5 duyuya dayali hicbir somut delilleri bulunmayan– subjektif inanclaridir!
    Arap Vehhabilerin veya diger tum oteki din mensuplarinin inanclari icin de temelde ayni sey gecerli olmalidir elbette…

    yine diyorsunuz ki:
    Örneğin ruhun varlığı konusu…
    Bilimsel metotlarla şuanda ruh ölçülemiyor belki ama bilimsel bir takım veriler ruhun mutlak surette olduğunu gösteriyor….

    Bunlar ancak sizin “husnu kuruntulariniz & beklentileriniz” olmalidir!
    Ve ayrica Kuranda dahi sizin burada kastettiginiz turden
    insanin bedeninden ayri olarak mevcut olan
    ve bedene girip cikan bir “Ruh” soylemi dahi yoktur, sanirim, temelde.
    Kuranda “Ruh” ancak “Dini Mesaj” veya “Melek” kasteder anlamda kullanilmis olmalidir. (Meryem 17 & Sura 52)
    Ancak bu da yine
    temelde Evanjelik Hristiyanlikta mevcut bir inanis olup, sonradan size de bir sekilde intikal etmis olmalidir, herhalde.
    Ve o soylediginiz o “Ruh” arastirmalarini yapan “Bilimciler” de ancak bu tur Evanjelik “Bilimciler” olmalidirlar ABDde!
    Onlarin o birtakim “bilimsel verileri” elbette onlara gore kendi inanclarini mutlak surette kanitliyor olmalidir, bunda sasilacak pek bir sey yok!
    Ancak is 5 Duyuya dayali ve bu duyulara sahip her insan tarafindan ortaklasa gorulup irdelenebilecek turden somut delillere gelince,
    onlarin hepsi bir anda BILIMSEL ACIDAN sonup giderler….

    Esen Kalin.

  20. gozde diyor ki:

    Uzunca bir listem var, bilimsel gerçeklerin ışığında ALLAH’ın varlığına nasıl ulaşabileceğimize dair…Bir yandan bunları hazırlarken diğer yandan da nasıl bir yol izleyeceğimiz konusunda aklım epey karıştı karar veremedim… Tek tek mi tartışalım istersiniz, yoksa madde madde mi gidelim…

  21. apoptozis diyor ki:

    Sayın Gözde ;

    Benim elimde de Ulu Cuvcuv’un varlığını kanıtlayan bir sürü bilimsel gerçek var bu durumda hangimizin tanrısı daha bilimsel ..? (!) Benim tanrımı bilimsel kabul eder misiniz ? (!)

    Saygılarımla.

  22. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Gozde,
    diyorsunuz ki:
    Uzunca bir listem var, bilimsel gerçeklerin ışığında ALLAH’ın varlığına nasıl ulaşabileceğimize dair…

    Umarim yukarida yaptigim su uyariya kulak vermissinizdir, oncelikle:

    (Fakat lutfen, Amerikan Evanjeliklerin yaptigi gibi:
    ah su hucreye bakin ne kadar kompleks,
    vah su Evrene bakin ne kadar muntazam,
    oyleyse yasasin bunlari yapan YEHOVA! cinsinden egzantrik yaklasimlarla degil.
    Cunki tum bu iddia edilen/varsayilan komplekslik ve muntazamliklarin dahi arkasinda YEHOVANIN oldugu sadece onlarin –hakkinda 5 duyuya dayali hicbir somut delilleri bulunmayan– subjektif INANCLARIDIR
    (SOMUT BILIMSEL KANITLARA DAYALI SUNUMLARI & VARGILARI DEGIL)!
    Arap Vehhabilerin veya diger tum oteki din mensuplarinin INANCLARI icin de temelde ayni sey gecerli olmalidir elbette…

    O halde lutfen bastan buna benzer bir seyi yapip,
    sonunda sadece herseyi YEHOVA veya ZEUS veya JESUS yerine,
    bu sefer ALLAHA baglayarak o “uzunca listenizi” buraya yerlestirmek istiyorsaniz
    –araya o Ustattan malum “Nur serpintilerini” de bolca ekleyerek–
    aman lutfen yapmayin!
    Bunlari zaten bilenler (acizane ben de dahil) cok iyi biliyor olmalilar coktan beridir…. (Bu tip Dini Kitaplar hem bircok linklerde, hem de piyasada da bolca ve serbestce halihazirda mevcut zaten…)

    Ancak eger gercekten 5 Duyuya dayali olarak sinanabilir & gozlemlenebilir BILIMSEL NITELIKLI “objektif delilleriniz” varsa,
    ornegin:

    =Siz herhangi bir Melek, veya Cin fosili cikarip gosterebilir misiniz? (Araf 27)

    =Yapraklarin Agaclardan nasil olup da Vahiy kanaliyla yere dokuldugune dair
    herhangi bir deney & gozlem sunabilir misiniz? (Enam 53)

    =Bulutlarin nasil olup da Vahiy kanaliyla yonlendirildiklerine dair herhangi bir deney & gozlem sunabilir misiniz? (Rum 48)

    =Musanin degneginin nasil bir anda yilan oldugunu
    su an tum Degnek ve Yilanlarin karsilastirmali anatomileri & maddi ozellikleri
    vs. uzerinden –burada olmasi gereken bir benzerlik ve mumkunlugu belgeleyerek– gosterebilir misiniz?

    =tum hayvanatin “sudan,” ancak insanatin ozel olarak “kuru camurdan”
    yaratildigini
    su an tum Hayvan ve Insanlarin karsilastirmali anatomileri & genetik ozellikleri
    vs. uzerinden –burada olmasi gereken bu cok acik farkliligi belgeleyerek– gosterebilir misiniz? (Nur 45 & Hicr 26)

    =Bunlardan ayri olarak, Sekiz cift buyukbasin ne zaman ve nerede ozel olarak
    Adem ve Havva icin ayrica gokten bir anda yere yagdirildigina dair herhangi bir fosil & bulgu sunabilir misiniz? (Zumer 6)

    =Dunyanin nasil olup da ilk 4 Gun (=4000 yil)
    Evrenin ise bunun akabinde 2 Gun (=2000 yil) icinde ve 7 kat olarak
    halihazirda coktan beridir “sip sak” tamamlandigina dair herhangi bir bulgu & deney & gozlem gosterebilir misiniz? (Fussilet 9-12 & Hac 47)

    *Ki burada size insaf ederek “en temel” konularda
    hicbir deney & gozlem istemedim, henuz,
    ki zaten Kuranda bunlarin “imkansizligi” da en bastan ve pesinen
    ortaya konulmus olmalidir!

    Allahin sahsi varligina dair 5 duyuya yonelik , (Enam 103)
    Meleklerin sahsi varliklarina, (Vaqia 85)
    Cinlerin sahsi varliklarina, (Araf 27)
    Kaderin somut varligina, (Taha 110)
    Vahyin somut varligina, (Isra 44)

    Umarim inandiginiz bu ALLAHIN varligini ve mutlak kontrolunu ispatlayacak,
    ve bunu artik bir POZITIF BILIM DALI haline getirebilecek
    yegane BILIMSEL YAKLASIM ve DELILLERIN yukarida belirtildigi sekilde
    ancak bu tip “somut verileri” kastettiklerini hepimiz
    BILIMSEL ACIDAN iyice biliyoruzdur, evvelden!

    Oteki tur uzun vaazlar & iddia edilen/varsayilan duzenler & tesaduf hesaplari vs. YEHOVANIN veya ZEUSUN veya ALLAHIN veya JESUSUN vs. mutlak varlik veya kudretlerinin BILIMSEL DELILLERI degillerdir, evvela,
    ancak bunlardan birine zaten dogmatik olarak ve bastan ve sorgulamadan inanmis kimselerin kendilerini
    –buna gore subjektif olarak bunlari otomatikman kendi zihinlerinde boylece degerlendirip en bastan Ona/Onlara
    aynen (ve 5 duyuya dayali hicbir delille algilamadan)
    yorarak–
    bu sekilde ancak kendilerini ve dindaslarini bunlarla “memnun edebilecekleri” cinsten oncel INANCSAL DELILLERI olabilirler ancak.

    Yukarida bahsedildigi tarzda
    iddia edilen/varsayilan tum o hucredeki & evrendeki duzen ve muntazamliklara binaen dahi,
    insanlar “salt bilimsel acidan dusunursek”
    objektif olarak en fazla DEIST olmayi (yani niteligi belirsiz bir Tanri/Tanrilarin varligini cok olasi bulan) tercih edebilirler, bazen.
    Ki bunu tercih eden milyonlarca insan da mevcut olmali yeryuzunde (cok saygin bazi Bilim Adamlari da dahil olmali buna.)
    Ancak bunlarin hicbirisi –bu tarz salt bilimsel acidan dusunerek–
    ne YEHOVANIN veya ZEUSUN veya ALLAHIN veya JESUSUN varlik veya mutlak kudretleri inancina asla ulasmamislardir/ulasmiyorlar & inanmamislardir/inanmiyorlar…

    BILIM adina veya uzerine
    o olasi bulduklari zihinlerindeki niteligi belirsiz olasi Tanri/Tanrilara ait hicbir soylemi empoze etmeye dahi asla calismamislardir/calismiyorlar…..

    Umarim kuresel capta hangi “frekanslarda” POZITIF BILIMSEL algilama & tanimlama yapildigini beraberce biraz daha net anlayabilmisizdir, simdi!
    Ve bu, sadece 5 DUYULARI (inanclari & ideolojileri & felsefeleri vs. degil) “ortak olan” tum insanlar acisindan “en adil” POZITIF BILIMSEL ALGILAMA & TANIMLAMA olmalidir, degil mi? Bundan otesi ise BILIM degil, ancak INANC sinifinda degerlendirilmelidir!

    Esen kalin.

  23. gozde diyor ki:

    Başlayalım bakalım,
    iyice irdelemek için tek tek üzerlerinde konuşalım, kimi tatmin eder kimisi etmez, birlikte görücez…

    Bilime göre herşeyin bir kaynağı ve sebebi vardır ve bilim bu sebepleri ortaya çıkarmaya çalışır… Peki bilim için temel teşkil etmesi beklenen bir konu, eminim ki birçok insanın da aklına gelmiş olan bir konudur… HAYAT… Hayatın kaynağı nedir? Ölü atomlar ve ölü atomlardan oluşmuş beden mi, doğa mı??? Doğada işleyen hangi sebepler hayatı ortaya çıkarmıştır…

  24. apoptozis diyor ki:

    Sayın Gözde ;

    Yaşamı tanımlamadan onu oluşturan sebeplerine girmeyelim derim,bilimin tanımında dahi anlaşamazken ortak bir soru üzerinde fikri yürütmek pek sonuç vermeyecektir kanaatindeyim ayrıca bu küçücük kutuların “Yaşamın Ortaya Çıkışı”nı kapsayacak kadar yeterli olduğunu zannetmiyorum. Yaşam nasıl ortaya çıktı sorusunun cevabı üzerine yazılmış akademik kitaplar var ; bu soruya cevabı “tanrı” olarak verecek birisi bu kutulardan çok rahat yararlanabilir ama sorunun bilimsel cevabı ile ilgilenenler için bu kutucuklar işlevsiz kalacaktır.
    Bir kaç derleme var yine de bunları sunacağım,

    en büyük zorluk,yaşamın tanımlanabilir bir özellik ya da biçim olmaması,basit bir preperat ya da deney tüplerindeki çözeltiler gibi incelenemez olmasıdır

    Aristo ve Descartes gibi “mekanistik” filozoflar için yaşam,kimya ve fiziğin doğal kuralları ile net olarak açıklanabilir.Bunun zıt görüşünü savunan “vitalistler” ise hareket edemeyen cisimlerde var olamayan “yaşam gücü” olarak adlandırılabilecek bir etkinin bulunduğunu düşünmekteydiler.Uzun bir dönem pek çok bilim adamı manevi güç olarak adlandırarak ya da isim vermeden savunsalar da vitalizm biyoloji içerisinde aslında yarım yüzyıl bile geçmeden kaybolup gitmiştir.Canlılar hakkında bilgilerim arttıkça,yaşamsal olayların kimyasal ve fiziksel kurallara bağlı olduğu daha net bir biçimde görülmektedir.

    Eğer yaşam,özel bir mevcudiyet biçimi değilse o halde nedir ? Canlı ve cansız maddeleri karşılaştırarak belki bu soruya bir cevap bulabiliriz.Bakterilerden insana kadar tüm organizmalarda ortak bazı nitelikler bulunur. Örneğin,hepsi kimyasal olarak karmaşık yapı ya da yüksek düzeyde organizedirler.Tamamı enerjiyi kullanır (metabolize eder),kendilerine uygun şekilde düzenler(gelişme) ve ürerler.Kuşaklar boyunca değişime uğrarlar(evrimleşirler)Bildiğimiz kadarıyla cansız maddelerde bunların hiçbiri görülmez.

    Buna ek olarak belki de en önemlisi,tüm organizmalarda genlerde bulunan bir”program” ya da bilgi aktarımı sistemi vardır.

    Bu canlının metabolizmasını,organizasyonunu ve üremesini kontrol eden ayrıca evrimin hammadedesini oluşturan bir mekanizmadır.

    derlenmiştir.

    bknz. Genel Biyoloji KEETON/GOULD Palme Yayıncılık 5. baskıdan Çeviri sayfa 2

    Sonuç olarak,canlı organizmalar olağanüstü bir ikililiği(dualism) temsil etmektedir.Bu kısmen,fiziksel olanla kısmen fizik ötesine ait olan arasındaki ikililiği yansıtan,beden ve ruh ya da beden ve aklın ikililiği değildir.Modern biyolojinin ikililiği,tutarlı bir fizikokimyasaldır ve organizmaların hem genotipe hem de fenotipe sahip olmaları gerçeğinden kaynaklanır.Nükleik asitlerden ibaret olan genotipi anlayabilmek için evrimsel açıklamalara gereksinim vardır. Genotip tarafından sağlanan bilgiyi temel alarak yapılanan proteinler,lipidler ve diğer makromoleküllerden oluşan fenotipi anlamak için doğrudan işlevsel açıklamalar gerekmektedir. Cansız dünya da benzer ikililik bilinmemektedir.Genotipi ve fenotipi açıklayabilmek için farklı türde kuramlara gereksinim vardır.

    Canlı varlıklara özgü olguların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz.

    Evrimleşmiş programlar

    Kimyasal Özellikler

    Düzenleyici mekanizmalar

    Organizasyon

    Amaca yönelmiş (teleonomik)sistemler

    Sınırlı büyüklük düzeni

    Yaşam döngüsü

    Açık sistemler

    Aşağıda sıralanan özellikler,canlı organizmalara cansız sistemlerde bulunmayan çok sayıda yetenek kazandırır.

    Evrimleşme yeteneği

    Kendini eşleme yeteneği

    Genetik program aracılığıyla gelişme ve farklılaşma yeteneği

    Karmaşık sistemi kararlı durumda(homeostazis,geri besleme)

    Metabolizma

    Algılama ve duyu organları aracılığıyla …

    Fenotip ve Genotip olmak üzere iki düzeyde değişebilme yeteneği

    Tüm bu özellikler,canlı organizmaları cansız sistemlerden kesin olarak ayırmaktadır.

    Biyoloji Budur syf 24-25-26 – Ernst Mayr – Tübitak

    Kısaltılarak Derlenmiştir.

    Bu tanımlar yetersiz de olsa örnek olması açısından sanırım genel kanıyı anlatmaya yetecektir.” Yaşamın Ortaya Çıkışı ” yani “Cansız Maddelerin Hayat Oluşturabileceği Gerçeği” üzerine yazılmış çok sayıda kaynak var onları burada tekrardan sunmak keşfedilmiş ateşi tekrardan keşfetmenin ötesine gitmeyecektir hatta bu küçük kutulara sığmayacak derecede kompleks konulardır.İsterseniz naçizane görüşlerim ile size kaynak önerisinde bulunabilirim bilimin verdiği cevap az çok bellidir. Bu görüşlerden başka bir görüşünüz var ise sizin “bilimsel” içerikli olacağını ümit ettiğim fikrinizi dinlemek şahsım adına bana zevk verir.

    Saygılarımla…

  25. fuatogl diyor ki:

    Doğada işleyen hangi sebepler hayatı ortaya çıkarmıştır…

    Gözde hanım, isterseniz biraz daha temel bir konuya bakabilirsiniz. Hayatın ortaya çıkmasının, doğanın uygun koşullarda kompleks yapılara meyilli olmasının çok basit ve temel bir sebebi var. Evrende istatiksel olarak Entropinin artma eğilimi, canlılık dahil gözlemlediğimiz tüm yapı ve bizim organizasyon olarak nitelediğimiz oluşumlara kaynaklık ediyor. Termodinamiğin ikinci yasasında ifade edilen bu eğilim, doğadaki devinimin, yapı oluşturucu dinamiğin temel düzeydeki sebebi olarak kabul ediliyor. Hayatın oluşumu doğanın işleyişi içersinde sıradışı bir istisna değil, tam tersine en temel ve basit kaideleriyle çok uyumlu, ve şu yada bu biçimde ortaya çıkması beklenmesi gereken birşey. Bu uygunluğu çok somut bir şekilde bilimsel verilerle de olarak ortaya koymak mümkün. Size şu makaleyi tavsiye edebilirim: Life as a Manifestation of the Second Law of Thermodynamics. Hayat diye adlandırdığımız fenomenin bizzat doğanın en temel işleyişine uygun, onunla çelişmeyen, ona içkin bir süreç olduğunu gösteren sayısız bilimsel çalışmaya ulaşabilirsiniz. Sorunuza cevap çoktan bulundu, yeter ki sizde araştırma ve öğrenme isteği olsun.

    Kişisel olarak düşüncem; bağımsız alanlardan elde edilen bilgilerin birbiriyle uyumlu ve mantıklı bir bütün sergilemesi çok önemli. Çok basitten aşama aşama daha karmaşık yapıların ortaya çıkma eğilimini gösteren açıklamaların değerini, “pat diye olduğu gibi yarattı” gibi hiçbir açıklayıcı gücü olmayan bir “açıklama” nın değeriyle karşılaştırmak mümkün değil.

  26. Bigalıoğlu diyor ki:

    apoptozis ve fuatogl arkadaşlarıma.

    ne yazık ki yakın zamana kadar bilim canlının (canlılığın) tanımını yapamamıştı.bu konuyu irdelemiş ve canlılığın tanımını yapmaya karar vermiştim.

    uzun bir araştırma ve düşünme süreci sonunda canlılığın tanımını yaptım.aşağı yukarı aynı zamanlarda uzun tartışmalar sonucunda ateistforumda “hacı” arkadaşımda bir tanım ortaya koydu.her iki tanımda birbirine çok benziyordu.ancak “hacı” atesit oldugu için biraz üstü kapalı bir tanım yapmıştı.

    işte benim “canlı” tanımım.
    CANLI NEDİR?
    Moleküler düzeyde bir yaşam programına sahip biyolojik yapılar bütününe canlı denir.
    http://bigalioglu.blogcu.com/canli-canlilik-nedir_8635581.html

    yeryüzündeki canlı-cansız herbir oluşumun bir programı vardır.bu program en kabasından elementle başlar,molekülle devam eder ve en karmaşık noktasında dna’da son bulur.dna programı canlının en küçük yapı taşı olan hücre çekirdeği içerisinde bulunur.ve hücreyle ilgili bütün işlemleri bu dna programı yürütür.

    fuatgol arkadşımın dediği gibi hücre yapısı doğal olarak oluşamaz,biribine bağlı olmazsa olmaz parçaların olduğu bir yapıdır hücre.hücreyi önce şu oluştu,sonra şu oluştu diye açıklayamazsınız.her bir parça aynı anda oluşması gerekir.beraberinde dna programınında doğal süreçler sonunda oluşabilmesi akla ve mantığa sığmaz.

    ne enterasandir ki,yine evrimi yere göğe sığdıramayan bilim canlılığın tarifini yapmaktan acizdir.aslında aciz değildir.ancak,bu tanım hiçte istedikleri gibi bir tanım olmayacaktır.

    bugün gazetede okudum,bilim adamları artık dua etmenin psikolojik etkilerini araştıryorlarmış.dua ile hastaların ömrü iki yıl daha uzuyormuş.bu işlerden kaçış olmuyor,eninde sonunda ister istemez geliyorsun böyle.

  27. Bigalıoğlu diyor ki:

    aaa bakın burada ne varmış.
    küstah adamlar evrim hakkında ne diyorlar bakın hele.
    kesin bu adamlar amerikancı hristiyan bilmemnesinin adamlarıdır.bir de her şeyi gavurlardan alıyoruz ya.
    harun yahya adamdan sayılmaz bu durumda.

    http://dunyabulteni.net/news_detail.php?id=66659
    sevgililer gününde bi de.bugün yani.taze haber.
    bu Focus zaten uyduruk kaydırık bir şeydi dimi Da Vinci.
    sataşmadan edemiyorum,napiim.

  28. gozde diyor ki:

    sayın fuatogl dediklerinizden şu sonuç çıkar mı hayatın kaynağı, entropidir…???, sanırım entropi kompleks yapıdaki canlıları açıklıyor, o yapıya sahip olanlar da canlı oluyor bu mudur savunduğunuz??? Buarada ingilizcem çok iyi değil makaleyi önermek yerine ne dediğini daha doğrusu konumuzla ilgili olabilecek kısımlarından sizin ne anladığınızı söylerseniz daha iyi olur diye düşünüyorum…

    Eğer buysa dediğiniz bigalıoğlunun cevabına cevap verdikten sonra bu savunduğunuzla ilgili sorular oluşturuyorum, sonra onları da yanıtlarsınız olur mu? Bir de lütfen bilim bunu böyle kabul ediyor şekilnde bir açıklamada bulunmayın çünkü bu yanıt, bizim ALLAH böyle istedi ve yaptı dememizin sizi tatmin ettiği oranda tatmin ediyor beni. Hangi veriler, o sonuca ulaşmasını sağlamış bunları da söylerseniz hem bize de faydanız olmuş olur…

    Buarada ilginizi belki çeker, araştırma yaparken, karşıma çıktı…
    http://akilli.tv/video/268846/Termodinamik-kanunu.aspx

  29. gozde diyor ki:

    bigalıoğlu paylaşımlarınız için teşekkür ediyorum…

    bir de şu var: Allah KELAMININ İNSAN SAGLIGI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ…

    Hollandalı psikolog Vander Hoven Kuran okumanın ve Allah kelimesinin tekrar edilmesinin hastalar ve normal insanlar üzerindeki etkisinin hakkındaki keşfinin anonsunu yaptı.Hollandalı profesör buluşunun eğitim ve araştırmalarla 3 yılı aşkın surede birçok hasta üzerinde uygulandığını bildirdi.

    Profesörün Allah kelimesini düzgün bir şekilde söyleme eğitimi verdiği
    hastaların bazıları Müslüman değildi ve diğerleri de Arapça konuşmuyordu;
    sonuç muhteşemdi. Özellikle bu seçilen hastalar ıstıraplı, hüzünlü ve
    gergin kişilerdi.

    Al Watan psikologun, Arapça okuyabilen
    Müslümanların ve düzenli olarak Kuran okuyan kilsilerin kendilerini
    psikolojik rahatsızlıklardan koruyabilecek kişiler olduğunu açıkladığını
    rapor etti.

    Psikolog Allah kelimesinin her harfinin psikolojik rahatsızlıklara nasıl
    etki ettiğini açıkladı.

    Psikolog Allah kelimesinin ilk harfinin söylendiğinde (A) solunum
    sisteminden geldiğini ve nefes alışını kontrol ettiğinin üzerine dikkati
    çekti.

    Psikolog ikinci sessiz kelimenin (L) söylenişinin dil ile çene üst bölümü
    ile yapılan kısa duruşların ve bu durmaların ayni şekilde tekrarlanmasının
    rahatlama ve gevşemeye sebep olduğunu ekledi.

    Bununla birlikte son kelimenin söylenişi (H) akciğerler ve kalp arasında
    bağlantı kurarak kalp atışlarını kontrol eder.

    Araştırmada enteresan olan şey bu psikolog Müslüman değil, fakat İslami
    bilimleri merak edip kutsal Kuran ın gizemlerini araştırıyor.

    Yüce Allah der ki: “İleride Biz onlara hem ufuklarda
    (kendilerinin bulunduğu Harem sınırları dışında), hem kendi nefislerinde
    delillerimizi öyle göstereceğiz ki, sonunda onun gerçek olduğu kendilerine
    açıkça belli olacak. Rabbinin her şeye şahit olması kafi değil mi? ”

    alıntıdır….

  30. fuatogl diyor ki:

    Bigalıoğlu, eminim yalan söylemeye, gerçekleri olduğundan farklı göstermeye karşı çıkan bir insansınız. O yüzden sizi uyarmak zorunda hissediyorum kendimi.

    bu Focus zaten uyduruk kaydırık bir şeydi dimi Da Vinci.
    sataşmadan edemiyorum,napiim.

    Focus u bilemem ama göründüğü kadarıyla ‘dünyabülteni’ gerçekten uyduruk kaydırık birşey. Zaman gazetesinin insanların zekasını küçük düşürürcesine çarpıtarak verdiği “haberi”ni aynen aktarmış. İnsanları yanıltmaya çalışmak, birşeyi olduğundan farklı göstermeye çalışmak, yani açıkca yalan söylemek iyi birşey değildir. İleri sürülen fikir evrim teorisine karşı filan da çıkmıyor, biraz zahmet edip araştırsanız anlardınız. Evrimin geleceği ile ilgili bir öngörü yapıyor adam, varyasyonun azalması sonucu evrim sürecinin aynı hızda işlememesi üzerine bir görüş sunuyor. Ne evrime karşı çıkıyor, ne teoriye karşı çıkıyor nede buna benzer herhangi birşey. Ama “ahlakcı” Zaman gazetesi size böyle anlatmaz tabii.

    İsterseniz adamın kendi sesinden dinleyebilirsiniz:
    http://www.bbc.co.uk/worldservice/news/2008/10/081007_endofevolution.shtml

    Gördüğünüz gibi, size açıkca yalan aktarılıyor, ve siz şüphe duymadığınız için, evrim teorisine karşı önyargılı olduğunuz için buna inanıp yanılıyorsunuz.

  31. Da Vinci diyor ki:

    Zaman’ın palavra evrim haberlerini konu alan bir makale lazım aslında. Elde baya sağlam malzeme var. Bu kadar da kör göze parmak misali yapılır mı bu işler? Nasıl oluyorsa hiç çekinmeden bu kadar açık açık böyle tam ters anlam çıkaracak şekilde çarpıtabiliyorlar haberleri. Ama doğru sanki kaç kişi okuyor (kağıt üstündeki satış sayısını değil gerçekten okuyanları kastediyorum) ki o gazeteyi ve okuyanların da umrunda değil ki gerçekler, araştırıp doğrusunu bulmakla uğraşacak tiplerin okumadığını. Salla gitsin, çaktırmadan giydirelim evrim teorisine, nasıl olsa kimsenin ruhu duymaz, duysa da görmezden gelirler… diye düşünüyorlardır muhtemelen.

  32. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Evrimin geleceği ile ilgili bir öngörü yapıyor adam, varyasyonun azalması sonucu evrim sürecinin aynı hızda işlememesi üzerine bir görüş sunuyor.”

    peki sonra ne oluyor efem,evrim duruyor mu?

    Üniversite College London’dan biyoloji profesörü Steve Jones,
    “Sonuç olarak, Darwin’in modelinde doğal seçim ve evrimleşme yok, artık bu teori sona erdi.”
    böyle bir söz söylemedi diyorsunuz yani.

    “End of evolution” bu söz ne anlama geliyordu?ingilizcem biraz zayıfta.verdiğiniz linkteki yazının başlığı.

  33. Bigalıoğlu diyor ki:

    bu arada “Hacı” arkadaşımın-ateisttir kendisi- başka bir yerde “canlı” tanımını buldum.sanıyorum üstü kapalı olan yerlerin üstünü açmış.bu konuda dürüst davrandığı için kendisini tebrik etmek lazım.

    http://www.network54.com/Forum/72344/thread/1151244578/last-1151418186/MATERYEL%DDST+A%C7IDAN+CANLILIK+NED%DDR-

    “Canlı, kendisini oluşturan atomların sürekli bir devinim yapmasını sağlayan bir strüktüre sahip, her türlü etkinliğin bir amaca hizmet etmek üzere senkronize edildiği, amacın fizik yasalarına harfiyen uyan ve onları tatmin eden enerji değişimi olduğu, son derece kompleks ve sürekli süreçlerin basit fizik yasalara uyması şeklinde tezahür ettiği, kendisinden önce gelenlerin devamı olduğu gibi, kendisinden sonra gelecek olanlarla devam eden, bu arada atomlarının sürekli deviniminden dolayı, her an farklı bir şekil alan, mucizevi bir varlıktır.”

    bu arada evrimin sonlandığını ya da daha muğlak bir ifadeyle-fuatgol’un hatırına-yavaşladığını ileri sürmek,evrimin öncesini ve savunucularını kurtarmak adına akıllıca bir girişim olmuş.evrim vardı ama bundan sonra olmayacak.herkes memnun.200 yıllık geçmiş ve savunanların hayal kırıklıkları,psikolojik çöküntüleri olmayacak.belki bir 50 sene sonra “evrim aslında yoktur” diyebileceklerdir.ama şimdi belki çok ağır olur.

  34. Da Vinci diyor ki:

    @Bigalıoğlu

    Steve Jones sadece ve sadece insan evriminden bahsediyor. Bu görüşü de yeni değil. Bir süre önce insan evriminin (Darwin’in ortaya koyduğu doğal seçilimi temel alan evrimin) durduğuyla ilgili düşüncelerini açıklamıştı zaten. Ama bunun evrim teorisinin bittiği, öldüğü, uçurumdan yuvarlandığı, trafik kazasına kurban gittiği, kalp krizi geçirdiği, beyin travması geçirdiği gibi zırvalıklarla bir ilgisi yok. Her zaman olduğu gibi yine genel olarak düşünceleri ve savunduklarıyla ilgili hiçbir şey bilmediğiniz adamların iki cümlesini alıp kendinize göre anlamlar çıkarıyorsunuz. Komiksiniz desem değil. Bu saçmalık bir kere yapılır. Hadi bilemedin iki kere olsun. Bu ve benzeri duruma bu kadar sık düşmek ahmaklıktır. Bir iki kere olsa komedi deyip geçebilirim ama bu kadarı ahmaklık oluyor artık. İnsan biraz utanma arlanma olur. Evrim karşıtlığının ön gereksinimleri arasında yüzsüzlük ve utanmazlık, değişmez ve değişmesi dahi önerilemez özellikler falan mı acaba? Bunları dürüstlük ile değiştirmenizi öneririm.

    Steve Jones’un evrim teorisinin kalp krizinden vefat ettiğini savunanlara Jones’un 2006 yılında çıkan Neredeyse Bir Balina: Türlerin Kökenine Güncel Bir Bakış adlı kitabını önerebilirim – her ne kadar bu tiplerden hiçbirinin bu kitabı alıp okumayacağını bilsem de.

  35. Bigalıoğlu diyor ki:

    Da Vinci,seni anlayabiliyorum dostum.varoluşunu evrime adamış biri olarak bu gibi durumlar seni fazlasıyla sarsıyor.ancak bu sarsıntının ardçı dalgalarını birazda kendin yaratıyorsun.çok radikal bir evrimcisin ve radikal bir ateist.aşırı uçlar her zaman tehlikelidir.

    ateizm ve evrim bir elmanın iki yarısı gibi.evrim çürürse ateizm de çürür.ve geriye çürük bir elma kalır.biraz daha esnek olabilmelisin.bir noktadan sonra ateizmin de bir doğma olduğunu umarım anlayabilirsin.her ne kadar katı bir muhalif olsanda ben,seni yine dostum olarak görüyorum.hacı’yı da,fuatgol’u da.çünkü sizler bu dünya’da,inananların sormaya cesaret edemediği soruları soruyorsunuz ve cevaplar arıyorsunuz.

  36. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigalioglu,
    diyorsunuz ki:
    bugün gazetede okudum,bilim adamları artık dua etmenin
    psikolojik etkilerini araştıryorlarmış.
    dua ile hastaların ömrü iki yıl daha uzuyormuş.
    bu işlerden kaçış olmuyor,eninde sonunda ister istemez geliyorsun böyle.

    Evet, bu tip arastirmalar ozellikle ABDde (Evanjelik finansla) yaptiriliyor, genelde.

    Ve cikan sonuc: Gunde birkac kez “Tanrinin Biricik Oglu Isaya” dua eden,
    ondan medet uman insanlar
    digerlerine gore COK DAHA SAGLIKLI & HUZURLU bir hayata sahip oluyorlar!

    Ee hocam, omrunuzu 2 yil daha uzatmak ve DAHA SAGLIKLI & HUZURLU olabilmek icin “Tanrinin Biricik Oglu Isaya” dua etmeye ne zaman baslamayi dusunuyorsunuz…?

    Ama bundan cok hoslanmadiysaniz, bunun yerine

    Yehovaya,
    Noel Babaya,
    Pamuk Prensese, vs. de ayni inancla dua edebilirsiniz,
    cunki cikan sonuc hep ayni galiba:
    Onemli olan sadece INANMAK olmali burada, NEYE INANILDIGININ pek
    bir onemi & farki yok sonucta…!

    Kuranin acikca ve siddetle “lanet ettigi” bir olguya dahi (Meryem 88-91) INANIYORSANIZ ve DUA EDIYORSANIZ,
    omrunuzun uzamasi ve psikolojik olarak daha saglikli olma acisindan guvendesiniz demektir….?

    Sayin Gozde,
    o bahsettiginiz Hollandali Psikolog ve malum arastirmasi
    yine Arap Vehhabi finansli bir “Arap Petrol Mucizesi”
    olmalidir, herhalde.
    Arap Seyhlerinde bu petrol ve “amerikan dolarlari”
    mevcut oldugu surece
    sadece Allah kelimesinin degil, Kuranin her harfinin bu tip batili eli darda
    malum “Bilim Adamlarina” sifa olmasi kacinilmazdir (oteki ornekleri biliyor olmali bilenler…)

    Ayrica demek ki ALLAH yerine, ayni harflerden olusan

    LALAH veya benzeri bir ismi tesbih eden kisiler de yasadi demektir bundan boyle….

    Iste, bu olayin asli ile ilgili olabilecek bir makale:
    ————————————————-
    Psychological research on word “ALLAH”

    Vander Hoven, a psychologist from Netherlands, announced his new discovery about the effect of reading the Quran and repeating the word ALLAH both on patients and on normal persons. The Dutch professor confirms his discovery with studies and research applied on many patients over a period of three years.

    Some of his patients were non-Muslims, others do not speak Arabic and were trained to pronounce the word “ALLAH” clearly; the result was great, particularly on those who suffer from dejection and tension.

    Al Watan, a Saudi daily reported that the psychologist was quoted to say that Muslims who can read Arabic and who read the Quran regularly can protect themselves from psychological diseases.

    The psychologist explained how each letter in the word “ALLAH” affects healing of psychological diseases. He pointed out in his research that pronouncing the first letter in the word “ALLAH” which is the letter (A), released from the respiratory system, controls breathing. He added that pronouncing the velar consonant (L) in the Arabic way, with the tongue touching slightly the upper part of the jaw producing a short pause and then repeating the same pause constantly, relaxes the aspiration. Also, pronouncing the last letter which is the letter (H) makes a contact between the lungs and the heart and in turn this contact controls the heart beat.

    What is exciting in the study is that this psychologist is a non-Muslim, but interested in Islamic sciences and searching for the secrets of the Holy Quran. Allah, The Great and Glorious, says,

    “We will show them Our signs in the universe and in their own selves, until it becomes manifest to them that this (Quran) is the truth.” (Holy Quran 42:53)

    This “discovery” is published in more than 800 Islamic sites. Of course if it is published in the reliable Saudi Daily Al Watan, it must be true.

    Well there is one problem. Here is what our dear friend THHuxley wrote:

    Another fake article. But it’s the best Muslims can do, I guess.

    Thoughtful people, when confronted with a bogus story such as this, tend to ask some obvious questions. Like….

    1. Where was this discovery “announced?”

    There is no mention of a publication, a peer reviewed journal, an academic publication… nothing to indicate where someone would go to actually find this “announcement.” This is (of course) because no such announcement really exists.

    2. Where did this “research” take place?

    There is no mention of a University or similar institution where such research could have possibly taken place. The researcher is identified as a “Dutch professor” hinting that he teaches at a University, but the University is never named. This is (of course) because no such research ever really took place.

    3. What do “psychological diseases” have to do with the “contact of heart and lungs?”

    Nothing at all, actually. The funniest part of this fraudulent little article is the very weird pseudoscience about individual letters and certain PHYSIOLOGICAL (not PSYCHOLOGICAL) effects. Funniest was the claim that “pronouncing the… letter (H) makes a contact between the lungs and the heart and in turn this contact controls the heart beat.” The lungs and the heart are always “in contact,” even among people who are not speaking at all.

    One would expect a real scientist to actually know the science he is supposedly discussing. The disconnect is (of course) because the writer of this fake article is a scientific illiterate.

    4. Who is this mysterious Dutch professor?

    Vander Hoven is not the name of any identifiable person in the Netherlands, let alone a published research psychologist. Now “Vanderhoven” is a real Dutch LAST name, but there is no one with that name who holds a position in psychology, physiology or science at any Dutch university. If Vanderhoven is this guy’s last name, why doesn’t the article give us his first name as well?

    This is (of course) because the “Dutch professor” is a figment of the fabricator’s imagination.

    It is a sign of the pathetic status of Islamic science, that even when faking bogus research reports such as this one, they try to give their report credibility by inventing fake Western scientists as their sources.

    Anybody who believes this article is true deserves the blighted, benighted circumstances that they find themselves in.

    Sadly, that would include most of the Muslim world.
    ——————————————————

  37. Kurandaki Din diyor ki:

    Bu arada hem Dindar olup,
    –ve pseudoscience gibi manipulasyonlardan medet ummayip–
    hem de durust olan ve bilimi gercekten
    anlamis ve temelde tum ciddi Bilimsel Kuramlara (Big bang & Evrim vs.)
    temelde olumlu yaklasan dunya capinda cok saygin bazi Inancli Bilim Adamlari ve diger bilgili insanlar da var olmali yeryuzunde.
    Bu acidan durum
    gercek Bilim & Insanlik icin %100 karanlik degil galiba!

    http://www.cnn.com/2007/US/04/03/collins.commentary/index.html

    http://www.yenisafak.com.tr/diziler/nasa/nasa04.html

  38. fuatogl diyor ki:

    Bigalıoğlu, ben sizi dürüstlüğe, çarpıtılmamış olana, doğruya davet etmiştim, yapmanız gereken bunu dürüstçe kabul edip yalana itibar etmemekti – adamın kendi sesinden bir bant yayına da link vermiştim. Siz ise, yapılan ahlaksızlığın, ortadaki yalanın apaçıklığına rağmen halen üsteliyorsunuz. Bu durum karşısında anlaşılır bir şekilde sinirlenen Da Vinci yi de aşırılıkla suçluyorsunuz. Pes doğrusu. Bu kadar da üste çıkma çabası olmaz ki. Hani nerede kaldı doğruluk güzellik, gerçek arayışı, dinlerin şu güzel ahlakı?

    Steve Jones u Wikipedia dan açın bakın. Kim olduğunu neler savunduğunu, yaratılışcılık/evrim tartışmalarında hangi pozisyonda olduğunu bir zahmet öğrenin isterseniz. Sonrada konu edilen görüşlerinde neyi neye dayayarak savunduğunu öğrenin. “Evrim aslında olmadı” ya “şimdiden(!?)” kılıf hazırlanıyor diye komik bir kılıf uyduracağınıza önce bunları öğrenin gerçekten. Ve lütfen haberin çarpıtıldığını açıkca kabul edin yanlışda ısrar edeceğinize. İnsanların kendi yarattıkları yeni koşullarındaki durumdan, gen havuzundan, çeşitlilikten vs.vs.den bahsedip bir görüş savunuyor adam. Evrim Teorisinin geçerliliğini tartışmıyor! Eğer anlamadıysanız yada öğrenme zahmetine girmediyseniz de sırf muhalefet adına komplo teorilerine başvurmayın. Bu kadar zaman tartıştığınız insanların okuma yazma bildiğini, minimum ortalama zekaya sahip olduğunu öğrenmiş olmanız lazım.

    Tekrar özetleyelim. Zaman gazetesinin her zaman her daim yaptığı bir ahlaksızlık var. Sayısız örneği kaynaklarıyla mevcut, yukarıda aktarılan ahlaksızlık gibi, yalanı sözde kaynağı ile birebir karşılaştırmak mümkün – sonuç bellidir. Saygıdeğer yabancı yayınlarda Evrim Teorisi ile ilgili çıkan haberleri kasıtlı bir şekilde çarpıtmak gibi bilinçli bir propaganda politikaları var bu eğitim bilim aşığı “nur” yüzlü insanların. İnsanlarımıza “bakın işte, batının, bilimin en önemli saygın yerlerinde artık Evrim Teorisi kabul kabul edilmiyor” gibi tamamiyle gerçek dışı, gerçeğe teğet bile geçmeyen yalanları ezberletmeye çalışıyorlar. Çok ucuz bir propaganda yöntemi yani: sınırsız ve ölçüsüz pervasız yalan!. Bu şekilde kendi dinsel ideolojilerini güya savunduklarını zannediyorlar. Haklı olarak sinirlenip isyan eden insanlarda “aşırı” ve saplantılı olmakla suçlanıyor. Israrla bu yöntemleri kullanmak ve demagoji ile örtbas etmeye çalışmak, birinci dereceden entellektüel etik ve dürüstlükten sapmadır.

    Sana da bir not Bigalıoğlu arkadaşım, yalan tüketen yalana hizmet eder!

  39. fuatogl diyor ki:

    Gozde hanim, Kurandaki Din rumuzlu arkadasimiz hemen suradaki yorumunda sizin hikayenizin tamamen yalana dayali duzmece bir propaganda oldugunu aktariyor yabanci bir insanin agzindan. Tercume edilmesini istiyorsaniz tercume edelim. Nedir buna yorumunuz? Bunun yalan ve duzmece olmadigini gosteren kaynaklariniz var mi? Varsa verebilirmisiniz? Yoksa ozur dilermisiniz buradaki insanlardan? Yazip savundugunuz seylerden sorumlusunuz cunku, buradaki her insan gibi. Tartismalarimizdaki seviyeyi belli bir duzeyde tutmak gerek ki burada harcadigimiz vakte degsin.

    Resmen yalan deryasinda yuzuyor insanlarimiz, guzel ahlak, durustluk dogruluk diye kendini kandirarak.

  40. gozde diyor ki:

    Kurandaki din arkadaşımıza gerçekten çook teşekkür ediyorum gönderdiği eleştiri yazısı için…

    Böyle bir araştırma gerçekten yapılmamış, uydurulmuş olabilir bu bir ihtimaldir…Bir diğer ihtimal ise bunun gerçek olabileceğidir… Bunu anlayabilmenin yolu araştırmanın tekrarlanmasıdır. Yapılan bu eleştiri bu araştırmayı daha kapsamlı bir şekilde tekrar etme isteği uyandırdı, o yüzden teşekkür ediyorum… Ve diğer eleştiri noktası da önemli, LALAH desek de aynı etki uyanır mı? Bu da yine araştırmanın içine dahil edilmesi gereken noktadır… İki grup oluşturulur, bir gruba Lalah dedirtilir, diğer gruba ALLAH… Aradaki farkın anlamlılığı istatistiksel yöntemlerle karşılaştırılır…. Yalnız unutulmaması gereken bir nokta, insan üzerinde yapılan araştırmalarda daima bir eksiklik gerçekleşmektedir… Ve bir psikolog kendi yaptığı araştırmanın eksikliklerini de ortaya koyar, bu ortaya koyuş diğer psikologların önünü açar…Aynı soru, aynı hipotez farklı değişkenlerin de işin içine girmesiyle, belki tekniğin değiştirilmesiyle yanıtlanmaya çalışılır…

    Fuatoglnin yazısı da komik geldi özür mözür, hatalı olan şey nedir??? Sadece bir alıntı yaptım… ve google da aratın birçok yerde mevcut bu araştırma, söyleyin o zaman herkes özür dilesin:))) he bekleyin bu araştırmayı tekrarlıyayım, sonuçlarını makale haline getireyim, yayınlayayım ondan sonra hatam olursa çıkın benden özür beklediğinizi söyleyin:))))

    Hayat konusu kaynadı mı söyleyecek sözünüz var mı? Hayatın kaynağı konusunda ne diyorsunuz? Onun yanısıra karanlık ve soğuğun da kaynağını açıklamayı deneyebilirsiniz… Isı ve ışığın kaynağı güneş… su kaynakları ortada… Hayatın kaynağı ne???? Hayat? hayata sahip olmayan birşey, kendinde hayat olmayan birşey, hayat verebilir mi? Bu konuda söyleyeceklerimiz bu kadar diyorsanız, yeni bir konu gündeme getiricem…

  41. Mete Tunç diyor ki:

    Aynı kapsamda dün gece (Teketek programında) bir örneğe daha şahit oldum @fuatogl:
    (özetle) Prof. Nevzat Yalçıntaş, Muhammed’in mezarının yıkılması sözkonusu olunca Atatürk’ün Suudi kralına, bunu yapmayın, yoksa ordumla oraya gelirim, içerikli bir mektup yazdığını iddia etmiş!
    N. Yalçıntaş, programda bunun olamayacağı söylenip kendisi hakkında da “bir profesör bunu nasıl söyleyebilir” bağlamında konuşulunca telefonla bağlandı… Müteveffa bir dışişleri mensubu arşivde mektubu görmüş ve kendisine haber vermiş… Programda, neden bir kopya istemediniz, muhtevasını not ettiniz mi sorularına “hayır, devletten belge kaçırılmaz” yanıtını verdi Yalçıntaş. Bilahare belgenin aslını gördüğünü ifade etti (demek belge çıkartılmış.). Haydi kopyayı almadın, neden muhtevasını kaydetmedin, diye ısrar etmediler stüdyodakiler… Ayrıca, bu kadar önemli belgeyi 25 yıldır neden gündeme getirmediği de sorulabilirdi tabii. Ama N. Yalçıntaş’ın konuşmasında, “derdinin” ne olduğu ortaya çıkıyordu: Atatürk olduğundan farklı olarak tanıtılmaya başlanmış, mesela Can Dündar’ın son belgeselinde böyle yapılmış, Oysa Atatürk “öyle” değilmiş! (“Müslüman-Türk” müş!)
    Adam, ezberlerin, ezberinin bozulmasından, toplumun gerçeklerden haberdar olmasından son derece rahatsız. Rahatsızlığının ne derece kişisel/duygusal ne derece toplum dizaynına şamil olduğunu bilmiyorum. Fakat şundan eminim ki, yalan söylüyor, yaşına-başına bakmadan ahmakça yalan söylüyor. Hikayesinin argümanları, “bilim adamlığına” rağmen, gerçekçi değil, şüphelendirici hususlar içeriyor, iyi kurgulayamamış!
    Böyle dindar sahtekarların akıl yoksunu masallarına inananlar fikri-zihni hiçbir gelişim gösteremez, ömürlerini avuntuyla tamamlarlar.
    not. Mustafa Kemal 1919 yılına gelindiğinde (muhtemelen 1917’den itibaren) deistti, dinsizdi, kesinlikle Müslümanlığı bırakmıştı. Kazım Karabekir’in notlarından oluşan Paşaların Kavgası’ndaki “Araboğlunun yavelerini…” sözü, Mustafa filminde görüntü ve sesiyle verilen “Gökten indiği sanılan…” konuşması, dönemindeki ders kitapları vs. bunun kanıtlarıdır.

  42. apoptozis diyor ki:

    Cansız Maddelerin Hayat Oluşturabileceği Gerçeği ile ilgili ufak da olsa bir link paylaşmak istiyorum.

    http://www.evrimcalismagrubu.org/makaleler/87-cansiz-maddelern-hayat-oluturabilece-gerce.html

    Tartışmaya bu şekilde devam etmek pek hoşuma gitmese de bu derece kapsamlı soruların cevabının sihirli tekbir cümle ile verilemeyeceğini düşünüyorum.

    Saygılarımla.

  43. gozde diyor ki:

    verdiğin linke giremiyorum, benden mi kaynaklanıyor? bir kontrol edip gerekirse yeniden yollar mısın?

  44. apoptozis diyor ki:

    Ah evet,teşekür ederim :) Lütfen tekrar deneyiniz … Reklam sloganı gibi üç kapak getirene tabak veriyoruz gibisiden :)

  45. gozde diyor ki:

    MAKALEDEN BİR ALINTI:

    Tüm Bu Bilgilerin Işığında Yer Yüzünde Yaşamın Kökeni

    Organik bileşiklerin, hücre zarının, metabolizmanın ve kalıtsal bilgi taşıyıcısı moleküllerin kökeni hakkındaki bilgilerimiz yeterli olsa da tüm bu bileşenlerin hangi koşullarda yan yana gelmiş olduklarının da ortaya konulması gerekmektedir. Bu konuda da ciddi bilgi birikimi bulunmaktadır. (işte tam bu noktada bu bilgi birikiminin ne olduğu da ortaya konsaymış iyi olurmuş, bilgi birikim var da nerde…) Okyanus tabanları organik üretimin çok düşük olması nedeniyle biyolojik açıdan çöl olarak kabul edilen bölgelerdir. Bu tür bölgelerde gözlenen çok zengin yaşam ortamlarını araştıran biyolog ve jeologlar çok ilginç bazı gözlemlerde bulunmuşlardır.

    Okyanus tabanındaki volkanik bölgelerden çıkan indirgen özellikteki, sıcak ve asitli su akımları çevresinde çok geniş ve zengin yaşam alanları bulunmaktadır (şekil.15).(eğer ki bu alanların, organik bileşiklerin biraraya geldiği yer olduğu düşünülüyorsa, bu sadece bir hipotezdir) Buradaki koşullar bildiğimiz canlıların hemen tamamı için son derece öldürücüdür.Buralarda yaşan organizmalar pek çok zehirli bileşiği oksitleyerek yaşamlarını sürdürecekleri enerjiyi elde ederler. Onları tüketen diğer canlıların da bölgede bulunmaları ile bu volkanik bacaların etrafı bir vahaya dönüşür. Bu tür volkanik bacalar büyük ihtimalle dünyadaki ilk yaşayan hücrenin oluştuğu yerlerdir. (bu da sadece bir hipotezdir, bilim adamının yorumudur, delil ????) Enerji kaynağından ham maddeye, sıcak suyun soğuk suyla karıştığı yerde oluşan gözenekli inorganik kristaller içeren bacalarıyla yaşamı oluşturabilecek hemen tüm bileşenler bir aradadır (şekil.16). (birarada olması, pek bir şey ifade etmiyor…)

    Sonuç

    Birbirinden bağımsız kaynaklardan gelip aynı noktayı işaret eden kanıtlar tüm bilimsel çalışmalarda son derece önemlidir. Yaşamın cansızlardan ortaya çıkışı ile ilgili konular söz konusu olduğunda bu durumun en zengin örnekleri görülür. Örneğin okyanus tabanı termal baca ekosistemlerinin temel bileşeni olan arkebakterilerin genetik yapılarının incelenmesi bu canlıların yaşam ağacının en eski dallarından biri olduğunu ve biz ökaryotların en uzak akrabaları olduklarını ortaya koymuştur (şekil.17). (genetik benzerlik midir akrabamız olduklarının delili… Bu da yine bir yorumdur, bu benzerlik bana göre de hepsini yaratanın aynı olduğunu gösterir, hepsinin ALLAH’ın eseri olduğunu gösterir. Bilimsel bir gerçeklik kişiden kişiye değişmez… Kimse “dünyada yerçekimi kanunu bence yoktur” diyemez) Sözün özü, o kadar çok olası yol ve o kadar yüksek meydana gelme ihtimalleri vardır ki araştırılan asıl sorun yaşamın ortaya çıkışı değil hangi yolla ortaya çıktığıdır.(hangi yol evet nihayet sorumun cevabı bulundu, sebepler bilinmiyor, hayatın sebebi ortaya konamıyor… Çünkü görüldüğü gibi kimi yerde 100 derecede, bir hayvanın yaşayamayacağı yerde üstelik hidrojen sülfür üreterek yaşayan bakteriler, diğer yerde hidrojen sülfürün olduğu yerde ölen bizler nedir sebep? birini yaşatan bir başkasını nasıl öldürüyor? )

  46. apoptozis diyor ki:

    Neden Allah , belki bu durum Ulu CuvCuv’un varlığına delalet ediyor ..? Ya da hiç görmediğimiz ama varlığından sual sorulamayacak çok uzak bir yörüngede kimseden habersiz dönen ve herşeyi yaratan bir çaydanlığın varlığına değil…?

    Sonuç olarak bir arkadaşımdan alıntı yaparak sonlandırmak istiyorum görüşlerimi ;

    “İnancınız ne olursa olsun, bilimsel gelişmelerin gerisinde kalmayın. İnancınız size, bilim tüm insanlığa ait. ”

    Saygılarımla…

  47. gozde diyor ki:

    Neden başka birşey değil de ALLAH kısmına gerçekten(altını çizdim farzedin) girmemi istiyorsanız gireyim… Ama bu bizi konumuzdan uzaklaştırır…Konu hayat olduğu için ALLAH’ın bir başka ismi ile cevap vereyim madem öyle… HAYY…Sonsuz hayat sahibi…hayatın kaynağı bence olsa olsa sonsuz, ezeli ve ebedi hayat sahibi olan ALLAH olabilir… Bunun nedenlerini de anlatmam sizin için pek birşey ifade etmeyeceği için yine devam etmiyorum… İsterseniz yine de biraz daha ayrıntılandırırım, inşaallah…

  48. apoptozis diyor ki:

    Bende hiç görmediğimiz ama herşeyi yarattığını düşündüğüm bir çaydanlık konusunda iddialıyım diyebilirim emin olun öne süreceğeniz şeyler kadar çaydanlığı savunabilirim.Peki bu çabamız bilimsel olur mu benim çaydanlığın varlığını kanıtlamaya çalışmam ile sizin Allah’ın varlığını kanıtlama çabanız..?

    Yine aynı alıntıyı ekleyeceğim çok seviyorum çünkü ;

    “İnancınız ne olursa olsun, bilimsel gelişmelerin gerisinde kalmayın. İnancınız size, bilim tüm insanlığa ait. ”

  49. gozde diyor ki:

    Bilimsel gelişmelerin gerisinde kalmamamı önermişsiniz teşekkür ederim…dışında olsaydım herhalde enazından şuanda bunları tartışmaya, sizleri anlamaya çalışıyor olmazdım, ayrıca kendimde bilimsel araştırmamın çalışmalarına başlamış olmazdım…
    Madem öneride bulunuyoruz, benim de bir önerim olacak hem de hepimize: bilim adamlarının yorumları ile, bilimsel gerçekleri karıştırmamaya çalışmalıyız… Neyin sonuç neyin yorum olduğunu kaçırmamalıyız ve bu sonuçların yorumlanışının bilimadamının zihninden çıktığını ve bu yorumun kişinin bilişsel süreçleri ve inançlarından etkilenebileceği gerçeğini yadsımamalıyız… Sonuçları, araştırmayı yapanın değerlendirmelerini okumadan kendimiz okur yorumlarsak daha objektif bakmış oluruz…Önce kendimiz ne anlam ifade ettiğini anlamlandırırız, sonra araştırmayı yapanın yorumlarına kulak veririz, bir çelişki varsa da nerden kaynaklanabileceğini ve nelerden kaynaklanabileceğini düşünürsek daha sağlıklı gelişme kaydederiz…

  50. apoptozis diyor ki:

    Teşekür ederim, İlgi ve Nezaketinize Sayın Gözde …

  51. gozde diyor ki:

    Bir hayat var… Bilim herşeyin bir kaynağı ve sebebi var diyor…Fakat hayat konusu, bilimsel çalışmalar bize hayatın sebebi olmadığını gösteriyor… Isı ve ışık kaynağı güneş… Peki ya hayatın kaynağı?…Isının kaynağı güneş ve o en sıcak, bu ısı onda mevcut.. Peki hayatın kaynağı??? elbette o da hayat sahibi olacak… Sen hayat sahibi iken ölü birşeye hayat veremiyorsun, ölü birşeyin sana hayat vermesini nasıl bekliyorsun??? biz varken veremiyoruz da, o yokken nasıl versin???Elbette bu hayat sonsuz hayat sahibinden… sen de eğer ki ulucuvcuvun veya çaydanlığın hayat sahibi olduğunu iddia ediyorsan en azından bu konuda hem fikiriz… :))))

  52. gozde diyor ki:

    Rica ederim, elimden geldiği kadarı ile, nazik ve duyarlı olmaya çalışıyorum:))

  53. apoptozis diyor ki:

    @gözde demiş ki ;
    sen de eğer ki ulucuvcuvun veya çaydanlığın hayat sahibi olduğunu iddia ediyorsan en azından bu konuda hem fikiriz… :))))

    Ne yazık ki değilim Sayın Gözde,Çaydanlık,Ulu Cuvcuv, bunlar benim bilimsel görüşümde bir yere sahip değiller.Sadece bilimi tekelleştirmeye Allah’ın varlığına kanıtmış gibi sunulmasına karşı Ulu Cuvcuvu ve Çaydanlığı da gözden geçirelim mi diye naçizane, fikirlerinizi öğrenmek istedim. Görüşlerim hakkında hem fikir olduğunuzu düşünmeniz iyi niyetinizden kaynaklanıyor zira bilimsel içerikli olmadığını düşündüğüm kişisel inançlarım hakkında görüşlerimi henüz sunmadım. Eklediğim “Bilim,İnanç ve Eğitim” isimli yazı bir nebze düşüncelerime ışık tutabilir ama bilim felsefesi ile ilgili görüşlerimi.

    Saygılarımla.

  54. Bigalıoğlu diyor ki:

    fuatgol;yorum yok,end of evolution.

    gözde;hayatın açıklaması için,yaşamın açıklaması yapılmalı,yaşamın açıklaması için de canlının açıklaması yapılmalı.canlı nedir?yukarıda verdim.ama da vinci ve fuatgol’un canlılığı açıklayamayacağına adım gibi eminim.

  55. gozde diyor ki:

    orda asıl demek istediğimi lütfen kaçırmamaya çalışın, sayın apoptozis:))) hayatın kaynağı hayat sahibi olmalıdır şeklindeki yaklaşıma ne diyorsunuz?

  56. gozde diyor ki:

    evet bigalıoğlu, sanırım verecekleri cevapları olsaydı verirlerdi, belki de düşünüyorlardı, bir süre daha bekleyelim… cevap çıkmazsa da yeni bir konu ile, tartışmamıza devam etmeye çalışırız:))) Zaten evrimçalışanları yazmış, hayatın sebebi bilinmiyor diye…ve yine yazmışlar hücredeki yapıların biraraya nasıl geldiklerini bilmediklerini… cevap verildi aslında…

  57. apoptozis diyor ki:

    Sayın bigalioglu canlılığın tanımı üzerine bende bir derleme sunduğumu hatırlıyorum.Sizin tanımınıza da göz attım ve açıkcası nasıl bir noktaya gelmeye çalışıyoruz anlayabilmiş değilim.

  58. apoptozis diyor ki:

    Sayın Gözde;
    bilim herşeyi bildiğini mi iddia ediyor böyle bir yapısı mı var ? Canlılığın kökeni üzerine yapılan çalışmalar devam ediyor ve yüzyıllarca da devam edecek belki hiç bir zaman tüm cevaplardan tatmin olunmayacak ama bilim böyle ilerliyor sanırım ve bilim bir soruya cevap ararken şu anda servis dışıyız şimdilik Tanrıya inanın biz tekrar size döneceğiz gibi bir yol izlemiyor sanırım. Tanrıya inanıp inanmamak kişiden kişiye göre değişir bununla bilimsel yöntem arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir bilmiyorum.

    Yine alıntılar ile devam edeceğim,

    “Bilimin bize neyi güzel ya da çirkin , iyi ya da kötü,ahlaka uygun ya da ahlak dışı olduğunu söyleyemez.Bilim bize yaşamın anlamının ne olduğunu ve doğa üstü bir varlık olup olmadığını da söyleyemez”(bkz. Gould 1999;Pigluicci 2002).

    “Diğer bilimler gibi,evrimsel biyoloji etik ve ahlak hakkında inançları yargılamak için kullanılamaz.Ne Tanrının varlığı gibi teolojik sorunlar kanıtlanabilir nede yalanlanabilir.”

    Evrim – Douglas J. Futuyma

  59. gozde diyor ki:

    Hayatın kaynağı hayat sahibi olmalıdır şeklindeki yaklaşımıma herhangi bir yorum getirmemişsin… sen bilirsin:)))

    diğer söylediklerin ise çok dallı budaklı yerlere götürecek cinsten bizi, şimdilik konunun dışına çıkmak istemiyorum, eğer mazur görürsen… ama illa ki burdan devam edelim diyorsan tartışmamıza, her ne kadar canım çekmese de uymaya çalışırım… ama eminim bu tarz bir tartışma, bizi bir yere ulaştırmaz, ikimizin de söyledikleri havada uçuşur kalır… Ayrıca söylediklerinizde katıldığım yerler de çok katılmadığım da ama bunun böyle olması birşeyi değiştirmez…

  60. apoptozis diyor ki:

    Bu sorunun muhattabı bigalioglu adlı kişi sanıyordum bu yüzden üzerime alınmadım. Bu görüşünüz değerli olabilir kendi alanında(din,felsefe vs.) ama bilimsel bir görüş müdür ? Biz bunun cevabını aramıyor muyuz ? Hayat kaynağı hayat sahibi olmalıdır diye iddia da bulunsak bile nasıl bir bilimsel yöntem ile bu ortaya konulabilir ki ?

  61. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Sayın bigalioglu canlılığın tanımı üzerine bende bir derleme sunduğumu hatırlıyorum.Sizin tanımınıza da göz attım ve açıkcası nasıl bir noktaya gelmeye çalışıyoruz anlayabilmiş değilim.”

    apoptozis dostum,
    derlemenizi merak ettim,buraya yazarsanız sevinirim,kısaca ama.

    canlı nedir?
    moleküler düzeyde bir yaşam programanı sahip biyolojik yapılar bütünüdür.
    yaşam programına takıldınız sanırım.yaşam programı hücre çekirdeği içindeki dna molekülüdür.ben ona dna programı veya yaşam programı diyorum.böyle bir programın varlığı kafadan evrime ters bir durumdur.hücre içindeki bütün işlemleri bu program yürütür.ayrıca hücre içindeki çeşitli görevi bulunan biyolojik yapılar belli bir sıraya göre veya belli bir evrim sürecine göre oluşamazlar.ateist arkadaşların tıkandıgı nokta burasıdır.

    bizler deriz ki,bunu Tanrı yaptı.
    evrimciler der ki,bilinmiyor.

  62. gozde diyor ki:

    Neler yapılabilir… İnsanlara tarafsız bir şekilde iki seçenek şeklinde sunulabilir… hayatı veren hayat sahibi olmalıdır ve hayat sahibi olmayan hayat verebilir diye…tabi bu sorulurken kesinlikle ne amaçla sorulduğu bildirilmemelidir… İnsanlar bu durumda inançları doğrultusunda yanıt verir… bakarız ki insanın aklı değil, insanlık aklı bunu diyor… bu bilimsel bir gerçektir diyebiliriz… katılıyor musunuz?

  63. apoptozis diyor ki:

    @gözde

    Neler yapılabilir… İnsanlara tarafsız bir şekilde iki seçenek şeklinde sunulabilir… hayatı veren hayat sahibi olmalıdır ve hayat sahibi olmayan hayat verebilir diye…tabi bu sorulurken kesinlikle ne amaçla sorulduğu bildirilmemelidir… İnsanlar bu durumda inançları doğrultusunda yanıt verir… bakarız ki insanın aklı değil, insanlık aklı bunu diyor… bu bilimsel bir gerçektir diyebiliriz… katılıyor musunuz?

    Katılmıyorum Sayın Gözde o zaman Çinlilerin dini inaçlarını bilimsel olarak kabul etmek zorunda kalırız . Zaten inançlar insanların bildiği birşey insanlara zaten sunuluyor. Ya da bahsettiğiniz mantık ile bundan 300 sene önce insanlar dünyanın döndüğünü kabul etmiyorlardı onlara kalsaydı bu görüş de bilimseldi. Örnekler çoğaltılabilir.

    Sunduğum yazı da şu noktaya dikkat çekmek isterim.

    “Bilim müfredatında herhangi bir tür yaratılışcılığın bulunmasına karşı çıkan biyologlar ve diğerleri ifade özgürlüğüne karşı değillerdir ve dinsel inancı ortadan kaldırmaya çalışmıyorlar. Onlar yaratılış öykülerinin sadece tarih ya da çağdaş toplum gibi derslerinde öğretilmesini kabul edilebilir bulsalar da bu inançların geçerli bilimsel hipotezler olmadığını bilim derslerinde yeri olmadığını savunmaktadır.”

  64. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Buna ek olarak belki de en önemlisi,tüm organizmalarda genlerde bulunan bir”program” ya da bilgi aktarımı sistemi vardır.”

    burası tamam.

    “Evrimleşmiş programlar”

    burası olmamış.programıda evrimleştirmişler ya.ne bulsalar evrimleştirecekler.aslında benim ne demeye çalıştığımı anlamış olmalısınız.PROGRAM,beraberinden adaptasyona dayalı evrim bana uyar.ancak her bir türün kendine özgü farklı bir programı olduğunu düşünürseniz,o zaman bu programın doğal süreçlerle nasıl yazılıdığı karşımıza çıkar.artı bu programla beraber biyolojik yapıların nasıl olupta,”gel beraber el ele verelim hücreyi oluşturalım” diye sorduğunu,sorarlar adama.

    bu program neden sürünüyor,bu program neden yüzüyor,bu programın ne işi vardı da uçmaya karar vermiş.yada bu program sevmeyi nereden öğrenmiş.horoz çıkar tavuğun tepesine işini görür,sevgiye ihtiyacı yok.evrimin sevgiye ihtiyacı yoktur.ama ne hikmetse insanının var.

    hocam,bir de kutucukları tasarruflu kullansak,fena olmaz hani.

  65. gozde diyor ki:

    Apoptozis eğer ki söylediğim araştırma önerisini tüm kültürlere uygularsak, kültürün etkilerini ortadan kaldırmış oluruz… Dünyanın döndüğü konusundaki söyledikleriniz ise bilgi olduğu için zamanla değişmesinin normal olduğunu düşünüyorum…

    Hayatı verenin hayat sahibi olduğu başka yöntemlerle de ispatlanabilir… Fakat ben şuanda söylemem gerekenleri söylediğimi düşünüyorum… siz bigalıoğlu ile tartışmaya devam edin…bu konu bitince dahil olucam, inşaallah tartışmaya…

  66. Da Vinci diyor ki:

    Bigalıoğlu: Da Vinci,seni anlayabiliyorum dostum.varoluşunu evrime adamış biri olarak bu gibi durumlar seni fazlasıyla sarsıyor.ancak bu sarsıntının ardçı dalgalarını birazda kendin yaratıyorsun.çok radikal bir evrimcisin ve radikal bir ateist.aşırı uçlar her zaman tehlikelidir.

    ateizm ve evrim bir elmanın iki yarısı gibi.evrim çürürse ateizm de çürür.ve geriye çürük bir elma kalır.biraz daha esnek olabilmelisin.bir noktadan sonra ateizmin de bir doğma olduğunu umarım anlayabilirsin.her ne kadar katı bir muhalif olsanda ben,seni yine dostum olarak görüyorum.hacı’yı da,fuatgol’u da.çünkü sizler bu dünya’da,inananların sormaya cesaret edemediği soruları soruyorsunuz ve cevaplar arıyorsunuz.

    Yok Bigalıoğlu. Senin bir haltı anladığın yok. Seni daha düzgün biri sanırdım. En azından dürüst olduğunu sanıyordum. Ama böyle açık çarpıtmaları, fabrikasyon haberleri, yalanları, ahmakça yazıları sıkılmadan, çekinmeden, utanmadan savunabildiğini görüyorum. Bu durumda yapabileceğim tek şey senin adına üzülmek.

    Tartışmak için dürüst teistler istememiz çok mu? Buna hakkımız yok mu? Başka bir teistin yalanını görüp bu yalanı savunmayan, buna karşı çıkan teistler istemeye hakkımız yok mu? Çok mu fazla şey istiyoruz?

  67. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Yok Bigalıoğlu. Senin bir haltı anladığın yok. Seni daha düzgün biri sanırdım. En azından dürüst olduğunu sanıyordum. Ama böyle açık çarpıtmaları, fabrikasyon haberleri, yalanları, ahmakça yazıları sıkılmadan, çekinmeden, utanmadan savunabildiğini görüyorum.”

    da vinci,en iyisi birbirimiz adına üzülmemek.yukarıdaki gibi bir yaklaşım, “gerçek olanın,değişmez olduğunu” bir kez daha kanıtlıyor.ben farkındayım ki,kendini değiştirmenin ne kadar zor olduğunu düşürsen,başkalarını değiştirmeye çalışman o kadar imkansızdır.

    yine yukarıdaki gibi bir yaklaşımı ateistforumda bir zaman fazlasıyla yaşadım.ateist insanların karakteristik özelliklerine fazlasıyla vakıfım.birbirimizi de epey uzun bir zamandır tanıyoruz.o yüzden bana dürüstlükten felan bahsetme.

    varsa elinde “canlı” tanımın veya “end of evolution” anlamını biliyorsan buraya koy.

    yukarılarda birisi bilimin tanımı nedir diyordu,buyursun.
    http://bigalioglu.blogcu.com/bilim-nedir_4572217.html
    sağdan soldan gavurca kaynak arayacağınıza türk kaynaklardan faydanın, YA DA KAYNAK KENDİNİZ OLUN.elin gavuru şöyle demiş,böyle demiş deyip milleti birbirine düşürmeyin.

    hep söylerim,gerçek adam seçmez,bu ateist bu inançlı diye ayırmaz.sen istediğin kadar tepeden bak,istediğin kadar çamur at,istediğin bilmişlik tasla.

    sinanoğlu’nun söylediği gibi, “her gavurca bileni bilim adamı sanmayın,biz ne proflar,doçentler gördük” diye.Jones,eline su bile dökemez Oktay Sinanoğlu’nun.

  68. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Gozde,
    diyorsunuz ki:
    Neden başka birşey değil de ALLAH kısmına gerçekten(altını çizdim farzedin) girmemi istiyorsanız gireyim… Ama bu bizi konumuzdan uzaklaştırır…

    Bence de oyle!
    Neden YEHOVA veya ZEUS veya JESUS degil de…..
    Bu konuya biraz girmeye calistiniz, sanirim, Gozde arkadas yukarida,

    O Arap Vehhabi seyhlerinin Holandali Bilim Adami kiliginda (var olup olmadigi, veya bilim adami olup olmadigi dahi mechul) zata ismarlama olarak
    atfettikleri o –bilimsel acidan– hayli tuhaf & komik “saglik mucizesi” ile…..
    Bence de simdilik askiya alin bu konuyu, kendi hayriniz icin de!
    Ama illa da baska orneklerle de yine devam etmek istiyorsaniz, buyrun, dinliyoruz…

    yine diyorsunuz ki:
    Konu hayat olduğu için ALLAH’ın bir başka ismi ile cevap vereyim madem öyle… HAYY…Sonsuz hayat sahibi…hayatın kaynağı bence olsa olsa sonsuz, ezeli ve ebedi hayat sahibi olan ALLAH olabilir… Bunun nedenlerini de anlatmam sizin için pek birşey ifade etmeyeceği için yine devam etmiyorum…
    İsterseniz yine de biraz daha ayrıntılandırırım, inşaallah…

    Bence de oyle!
    Cunki Bilimsel Acidan bu konuda soyleyebileceginiz & sunabileceginiz herhangi 5 duyuya dayali somut bir delil veya gozleminiz olamayacagini
    Kurandan dahi acik orneklerle sunmustum sanirim yukarida!
    (14 Subat 3:02)
    Cevap vermediniz onlarin hicbirine, (anlayabiliyorum elbette).

    Fakat eger gercekten (buna ragmen) bu konuyu illa da Bilimsel Acidan
    muhakkak yine de “ayrintilamak” istiyorsaniz,
    lutfen 6 Gunde Yaratilis bolumunde sunulan
    ve Kuranda yer alan o bilimsel acidan TUHAF & KOMIK & AYKIRI bircok soylemleri bugune uygun bir sekilde aciklamaya calisarak
    bu ise baslayin derim, eger mumkunse, lutfen!

    *Sayin Bigalioglu birkac basarisiz denemede bulunmustu daha once, yanilmiyorsam.
    Sonunda “Kuranin surasini (:Fussilet 9-12deki “yildizlarla kapli en alcak gogu” kastediyor) cikarsak da dusunsek
    bugunun bilimsel verilerine uygun & makul olmaz mi?
    demis ve sonra terketmis idi, sanirim!
    Fakat ne yazik ki Kuranin bazi yerlerini cikarmak pek mumkun olmasa gerek! Eger bu yapilmaya kalkilir ve bu arabi Kuran bilimsel & sosyal acidan tumuyle bugunun medeni uluslarina & standartlarina uygun hale getirilmeye calisilirsa, korkarim ortada temelde Kuran diye birsey kalmaz sanirim, en basta! (Lutfen diger tum bilimsel & sosyal baglamdaki somut ornekleri de gorun bu konuda)

    yine diyorsunuz ki:
    Hayatın kaynağı hayat sahibi olmalıdır şeklindeki yaklaşımıma herhangi bir yorum getirmemişsin…

    Oncelikle bu senin subjektif & dini bir inancin olmali,
    ve elbette daha sonra
    bu hayat sahibi mutlak “Allahtir” diyerek
    bu subjektif & dini ruh halini otomatikman ve dogmatikman doruk noktasina cikarmayi deneycek olmalisin!
    Ayni seyi diger tum din mensuplarinin Yehova veya Zeus veya Jesus icin yapmaya calistiklari gibi…

    Halbuki bilim hayatin (muhtemelen inorganik maddelerden organik maddelere dogru) evrimsel bir surecte nasil baslamis olabilecegini 5 duyuya dayali
    delil & deney & gozlemlerle arastirmaya calisiyor;
    bunun arkasinda olmasi olasi herhangi bir gizli Varlikla (bunun varligi veya yoklugu hakkinda) bir soylemde de bulunmuyor, en basta!
    (10 Subat 2:35 tarihli yazi)
    Cunki bu konuya dair 5 duyuya dayali herhangi somut bir delil & gozlem sunmak mumkun degil, hicbir Dinin olasi & gizli Tanrisi adina….

    yine diyorsunuz ki:
    diğer söylediklerin ise çok dallı budaklı yerlere götürecek cinsten bizi, şimdilik konunun dışına çıkmak istemiyorum, eğer mazur görürsen…

    Elbette mazur gorulmelisin, ne demek?
    Yapabilecegin & soyleyebilecegin degisik baska birsey yok ki zaten, bundan sonra, herhalde!

    Cunki gidip de 6 Gunde Yaratilis yorumlar bolumunde sunulan
    ve Kuranda yer alan bilimsel acidan –dinsel acidan degil belki– onca TUHAF & KOMIK & AYKIRI soylemlere cevap vermeye girismeyeceksin, herhalde….

    Cunki gidip de 6 Gunde Yaratilis yorumlar bolumunde sunulan
    ve Kuranda yer alan sosyal acidan bugunku medeni uluslara –arap icin degil belki– gore onca TUHAF & AYKIRI soylemlere cevap vermeye girismeyeceksin, herhalde….

    Bu nedenle, elbette artik bence de mutlaka mazur olmalisin.
    Bundan sonra, bence sadece birkac bol sifirli tesaduf hesabi ver, hucrenin & hayatin kompleksliginden vs. dem vurup
    sonra her defa arkasindan
    –MUHTESEM YEHOVA & BUYUK ZEUS & TANRI EFENDI ISA yerine–
    sen de ALLAHU EKBER diye bagir!

    Ancak bu sekilde, –bilimsel acidan– epeyce “inandirici” olabilirsin!?

    Esen kalin.

  69. Da Vinci diyor ki:

    @Bigalıoğlu

    Demek ki tartışmak için karşımızda dürüst teistler isteme hakkımız yokmuş. Evrim teorisi hakkında komik sayılabilecek yalanları görüp “yok artık bu kadarı da olmaz, çok fena uydurmuşlar” diyebilecek kadar bile dürüst olamıyorsan bizden seninle gerçek bir bilgi alış verişi yapmamızı ve tartışmamızı nasıl bekleyebiliyorsun anlamak zor.

    Şimdi bu canlılık tanımı olayını nerden çıkardın. Diğer arkadaşlarla tartışıyorsun bu konuyu ve ben bu ana kadar bu konuda tek kelime ettim mi? Arada bir yerde adımı zikrettiğini gördüm ama farkındaysan kaale almadım çünkü bu tartışmaya kenarından köşesinden bile girmedim ve tartışma ilerlemiş durumda olduğu için girmeyi de düşünmüyorum. Ama Steve Jones’un bir dergideki yazısının akıl almaz bir ahmaklık örneğiyle çarpıtıldığını ve senin de sadece “end of evolution” lafına takılmanı ve 3 kelimeyi temel alarak zırva bir haberdeki yalanları, palavraları doğruymuş gibi savunmanı görünce birşeyler yazma gereği duydum.

    “End of evolution” ne mi demek? Evrimin sonu demek. Steve Jones insan evriminin durduğunu savunuyor. Daha önce de belirttiğim gibi bu görüşü yeni değil. Örneğin, 10 Ekim 2008 tarihli NTVMSNBC’de şu habere bakabilirsin. Steve Jones, “end of evolution” derken insan evriminden bahsediyor. Zaten Focus’daki yazısını da okuma zahmetine girersen sadece insanlardan ve insan evriminden bahsettiğini görürsün.

    Yani Zaman gazetesinin zırvaladığı gibi Steve Jones’un evrim teorisinin beyin kanamasından öldüğünü savunduğu falan yok. Benim senden umduğum şey bu tip çarpıtmalara prim vermeden, gerçeğin peşinde olman ve eğer omuz omuza yürüdüğün biri bile karşı olduğun birşeye yönelik olarak bu tip aldatmacalara başvuruyorsa ona karşı tepkini koymandı. Ama belli ki senden fazla şeyler beklemişim. Böyle bir konuda teistlerden dürüstlük beklemek belki de yanlış bir harekettir kim bilir. Yine de öyle olmadığını umuyorum.

  70. apoptozis diyor ki:

    Orjinal linki sunmuştum sanırım yine gözden kaçmış Focus Magazine ;

    http://content.yudu.com/Library/A113su/FocusMagazine/resources/index.htm?referrerUrl=http://www.yudu.com/library/item_details/32174/Focus-Magazine

    Bu bir e-dergi yukarıdaki oklar ile son sayfalarda Steve Jones’un yazısına gidebilirsiniz.

  71. Bigalıoğlu diyor ki:

    sağol apoptozis,

    İS EVOLUTİON DEAD???

    The result:…There is no selection and evolution on the Darwin model is over…

    http://content.yudu.com/Library/A113su/FocusMagazine/resources/index.htm?referrerUrl=http://www.yudu.com/library/item_details/32174/Focus-Magazine

    ————————————————————

    Fokus:Darwin teorisi artık öldü.

    Sonuç olarak, Darwin’in modelinde doğal seçim ve evrimleşme yok, artık bu teori sona erdi.

    http://dunyabulteni.net/news_detail.php?id=66659

    ————————————————————-

    evet,gavurca bilen arkadaşlar çarpıklığı gösterirse sevinirim.çooook dürüst arkadaş ne diyorsunuz???

  72. apoptozis diyor ki:

    Bu arada belirtmeyi unutmuşum söz konusu link focus magazine dergisinin linki Richard Dawkins in sitesinden alınmıştır. Orada paylaşılan bir bağlantıyı sizlere sundum. Kaynak konusunda bunu belirtmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

    http://richarddawkins.net/article,3523,Darwin-200,Focus-Magazine-Richard-Dawkins-PZ-Myers-Carl-Zimmer-Steve-Jones

  73. Bigalıoğlu diyor ki:

    yaw arkadaşlar harbiden eliniz-ayağınıza karışmış.
    iki evrim savunucusu,kurdun eline kuzu veriyorsunuz.
    end of evolution,is evolution dead,filan.
    bu arada mor renk sana da çok yakıştı çook dürüst Da Vinci dostum.

    neyse artık size fazla yüklenmeyeceğim,seviyeyi düşürmeyelim daha fazla.malum evrim en derin sarsıntısını geçiriyor şu günlerde.

  74. Da Vinci diyor ki:

    @Bigalıoğlu

    Durumu idrak etmekte çektiğin güçlüğü anlamakta zorlanıyorum. Sana daha önce zaten söylediğim gibi Steve Jones insan evriminin durduğunu savunuyor. Bunu zaten biliyoruz. Bu yeni birşey değil: Leading geneticist Steve Jones says human evolution is over

    Gelelim Focus’taki yazıya. Eğer apoptozis’in verdiği linke gidip 10-11 sayfasına gelirsen en tepede şöyle yazdığını görebilirsin:

    It’s supposed to an unstoppable force of nature. But with most humans living long enough to pass on their genes, has our species’s evolution come to a halt? Here, two leading evolutionary biologists argue the case.

    Burada ne diyor Bigalıoğlu? Zahmet olmazsa çevirebilir misin? (Hani yazıların konusunun ne olduğunu anlamak açısından faydalı olabilir diye düşündüm de :))

    Bunun altında da “Is Evolution Dead?” diye bir soru var ve Steve Jones’un tarafında başta “YES”, PZ Myers’ın tarafında ise “NO” yazıyor ve iki bilim insanı insan evriminin sona erip ermediği sorusuna cevaplarını veriyorlar.

    Burada anlaşılmayan şey nedir? Benim anlamadığım şey sen nasıl oluyor da Steve Jones’un bu yazısından genel anlamda evrimin olmadığını savunduğunu iddia edebiliyorsun? Bu yazının insan evrimiyle ilgili olduğunu söylememize rağmen hala aynı şeyi bir ilkokul çocuğu tavrıyla inatçı bir şekilde savunmanı hayretler içinde izliyorum.

  75. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Bigaliogluna cok yuklenmeyin artik.
    Ingilizcesi o kadar iyi olmayabilir (ki bu da asla suc degil elbette).
    Olup biteni pek anlamamis olmasi, veya bir miktar yanlis anlamis olmasi normaldir. Evrime karsi olan o temel “sempatisini” de goz onune alirsak,
    cok yadirganacak bir durum olmamalidir.

    Yine de hepimiz acisindan epeyce faydali bazi temel bilgiler & yaklasimlar
    var idi bu bolumde, kanimca.
    Temelde “Din dusmanligi” yapmadan “Bilim Dostlugu” sergilemek,
    aradaki farki netce ortaya koymaya calisip
    insanlari bu konuda en bastan aydinlatmayi denemek
    bence de takdire sayan buyuk bir gayret & meziyet & caba olmali.
    Bu acidan Apoptozise sundugu bu bolum ve diger bilgiler & kaynaklar icin samimi tesekkurler.

  76. gozde diyor ki:

    Anladığım kadarı ile hayat konusu burda son bulur… Peki söyleyeceklerim bitmiş midir, hayır…

    İddiam şudur, her fiil mutlak bir fail ister… Failsiz tek bir fiilin dahi olmaması, görmesek de tüm kainatı bir yaratanın ve idare edenin olduğunu gösterir… Failsiz fiil olmamasına binaen, ALLAH’ı inkar edenler veya ettiğinin farkında olmayanlar da, her bir şeyi fail ilan ederler, tıpkı güneşi inkar eden bir adamın, her bir parıltıya güneş demek durumunda kalması gibi:

    bilim teknik dergisi 2008 yılı, haziran sayısı sayfa 81: ….Çiçekli bitkiler polen taşıyıcıların ilgisini çekebilmek için nektar üretmekten başka yollar da kullanır. Koku, bunlardan biridir. İnsanların da başını döndüren bu kokular, kimi böcek türleri için karşı cinsin salgıladığı kokunun kimyasal olarak aynıdır! (evet çiçek, böcekleri çok gelişmiş lab.larda incelemiş, kokularını keşfetmiş ve kendi kokusunu onların karşı cinsinin kokusunun aynısı yapmış ki, tozlaşması bu böcek sayesinde gerçekleşsin…çiçek bunları düşünecek, araştıracak ve kendi kokusunu değiştirebilecek güce sahip… )Öte yandan kuşlar yardımıyla tozlaşan çiçeklerin kokusu yoktur, çünkü kuşların koku algısının gelişmemiş olması bu parfümlerin israfı anlamına gelecektir. (bazı çiçekler de düşünmüş taşınmış kuşları seçmişler yardımcı olarak ve araştırmışlar bir de ne görsünler kokuları yok, oh demişler biz de kendimizi kokusuz yaparız, aman israf olmasın demişler.. çok da düşünceliler, bu çiçekler…) Bazı çiçekler de berbat kokar! Çünkü onlar kendilerine leş yiyici böcekleri yardımcı olarak seçmiştir. (bunlar da nedense seçe seçe böcekleri seçmişler, bunlar tüm bunları seçecek kadar akıllı ama diğer yandan da salakmışlar herhalde..)Kimi çiçekler de taç yapraklarına öyle şekiller vermişlerdir ki erkek böcekler bu çiçekleri dişileri zannedip çiftleşmek için onlara yaklaşır (bunlar en uyanığı ve en akıllısı sanırım, böcekleri kestir gözüne ondan sonra planı yap benzersem onun dişisine kesin gelir konar bana de ve kendini o böceğe benzet )….. bu ifadelerle elbet saatlerce dalga geçilebilir…bir bilim dergisinin çok da okunan bir bilim dergisinin bu ifadeleri kullandığı düşünülünce insanın gülmekten çok, ağlayası geliyor malesef…

  77. apoptozis diyor ki:

    Steve Jones’un “Yaradılışçılık Yanlış, Evrim Neden Doğru ?” yazısından şu alıntı sanırım bir nebze fikir edinmemize yol açıyor Jones’un görüşleri ile ilgili ;

    “Yaratılışçılıkla bilimi iç içe geçirmemek gerekiyor. Bilimde kesinliğin olmadığı kanıtlar vardır, yaratılışçılıkta ise kanıtların olmadığı kesinlikler. Darwin’in şu sözlerini seviyorum: “Cehalet bilginin sağladığından daha fazla güven oluşturur. Böyle cahiller, çok değil az bilirler; ama bu güvenle, bilimin hiçbir zaman çözemeyeceği şu ya da bu şey hakkında gelişigüzel iddialar ortaya atarlar.”Yaratılışçılar esas noktayı kaçırıyorlar. Onları asıl endişelendiren şey, evrimin güya, 1860’larda, smokin giyinerek yemeğe gelen bir şempanzeyi gösteren bir karikatürde anlatıldığı gibi insanın modern maymun olduğunu göstermesi.”

  78. Bigalıoğlu diyor ki:

    apoptosiz arkadaşım,son yorumun daha çok bilim ve evrim felsefesi üzerine.ben bir yaratılışçıyım.neden?

    ben istiyorum ki,evrimciler benim elime somut deliller versinler,canlılığın nasıl ortaya çıktığıyla ilgili,bir canlı türünün nasıl olupta birbirinden alakasız canlı türlerine dönüştüğüyle ilgili.

    nedense üsütüne üstüne gitmemize rağmen,ne canlılıkla ilgili,nede türlerin nasıl dönüştüğüyle ilgili bir açıklama getirilmiyor.hatta burada bile bir arkadaş hayat nedir diye sordu arayan soran yok.canlı nedir dedik?arayan soran yok.

    somut veriler üzerinden gidilmediği içinde ateist veya evrimi savunan görüşünde bir noktadan sonra doğmatik bir inanç olduğu izlemi uyanıyor biz yaratılışçıların üzerinde.

    polemiklerden,birbirine sataşmadan,sinir harbinden öte gidemiyor,tartışmalar.herkes gözünü kapatmış,yazıyor da yazıyor.sağlıklı bir durum değil yani.olması gereken bu tip tartışmalar sonucunda birbirimize birer (+) katabilmemizdir.

    bugün itibariyle evrim kendini mutasyona dayamış görünüyor,ancak oda çok sağlam bir duvar değil.ben adaptasyonel evrime karşı değilim,hatta bunu savunurum.bu izah edilebilir benim için.ancak evrimciler,mutasyon ve türler arası geçiş diyor,burada da ipler kopuyor.

  79. gozde diyor ki:

    SANIRIM HER FİİL MUTLAK BİR FAİL İSTER VE BİLİM BUNU İNKAR ETTİKÇE, KENDİLİĞİNDEN OLDU SAÇMALIĞINI SÜRDÜRMEYE ÇABALADIKÇA KOMİK DURUMA DÜŞMEYE DEVAM EDECEK ŞEKLİNDEKİ YUKARIDA YER ALAN YAZIMA KİMSENİN İTİRAZI YOK… ???????

  80. apoptozis diyor ki:

    Cevap veremediğimiz soruların cevaplarını (ya da verdiğimiz halde tatmin olmadığımız soruların cevaplarını) doğa üstü güçlere başvurarak açıklayarak komiklikten kurtulacaksak varsın olsun insanlar bize gülsünler açıkcası bu beni hiç rencide etmez.Dinin,felsefenin,edebiyatın,sanatın her dalının, bazı sorulara farklı yanıtları var ve benci hepsi kendi içerisinde değerli ve önemli ne zamanki yöntemleri uyuşmayan iki alanın cevaplarını mukayese gereği duyarsınız o zaman bu komik kaçar bilimi bilim,dini din,şiiri şiir,resimi resim vs. çerçevesi içerisinde değerlendirirseniz anlamlı olur.Bilim ile dini birbirine karıştırmak ikisininde ihtişamını azaltıyor demiş yazar ve başka birisi de dinsel
    inançların ‘bilimsel’ açıdan eleştirilmesi, inançların bilimsel açıdan savunulmasından daha az yanlış değildir söylerek bu yazıyı bitirmemi sağlamış.

  81. gozde diyor ki:

    yalnız bilmiyorum yanılıyor muyum ama bugün bilim teknik dergisinin ve natıonal geography gibi bilimsel yayın yapma amacı olan kuruluşların bu ifadeleri sizin bilimsel saydığınız evrim teorisi ile de çelişmekte… evrim teorisi kuşların ya da çiçeklerin kendi kendilerinin faili olduğunu iddia etmiyor… İddia etmemesine rağmen bugün bilimsel kaygı taşıyan programlar ve yayınlar kuşlar kendilerine gagalar inşaa etti, ağaçlar tohumlarını yaymak için meyve yaptı, kurtlar kendilerine şöööyle diş geliştirdiler…gibi… bu sizin bilimsel saydığınız evrim teorisi ile çelişirken buna karşı çıkması gereken kişilerin başında niye siz yoksun ya da bilim adamları yok… Ne diyeceğinizi bilemediğiniz için ALLAH yaptı demektense kendilerinin yapmadığından emin olmanıza rağmen kendileri yapmış gibi konuşuyorsunuz, konuşturuyorsunuz… Bilim ile çelişiyorsunuz…Hani kendiliğinden oluyordu, madem öyle niye kuş yaptı, çiçek yaptı, balık yaptı diyorsunuz… Bu kadar bilimselliği savunurken apaçık çelişkiye göz yumuyorsunuz, apaçık çelişkilere, delillere göz yumuşunuz genel bir tavır olsa gerek..

  82. apoptozis diyor ki:

    Bu parça sevip de kavuşamayanlar için nature dergisinden gelsin o zaman :)

    http://www.nature.com/nature/newspdf/evolutiongems.pdf

  83. Da Vinci diyor ki:

    Bigalıoğlu: ben istiyorum ki,evrimciler benim elime somut deliller versinler,canlılığın nasıl ortaya çıktığıyla ilgili,bir canlı türünün nasıl olupta birbirinden alakasız canlı türlerine dönüştüğüyle ilgili.

    nedense üsütüne üstüne gitmemize rağmen,ne canlılıkla ilgili,nede türlerin nasıl dönüştüğüyle ilgili bir açıklama getirilmiyor.hatta burada bile bir arkadaş hayat nedir diye sordu arayan soran yok.canlı nedir dedik?arayan soran yok.

    İki çok farklı şeyi birbirine karıştırıyorsun. Yaşamın nasıl oluştuğu ile farklı canlı türlerinin nasıl oluştuğu birbirinden çok farklı konulardır. Birincisi yaşamın kökeni (origin of life) araştırmalarının bir konusu iken ikincisi direk evrimin konusudur. Yaşamın kökeni ile evrimin direk ilgisi yoktur. İlk olarak yaşamın nasıl oluştuğu evrimi bağlamaz. Evrim denilen şeyin olması için yaşamın var olması gerekir. Yani evrimden bahsedebilmek için yaşamın olması gerekir. Evrim teorisi de evrimi ve mekanizmalarını açıklayan bir teoridir. Evrim teorisinin yaşamın nasıl oluştuğuyla bir ilgisi yoktur. Bu konuda şüphen varsa benim çevirmiş olduğum ve Evrim Teorisi sitesinde yayımlanan Evrim ve Abiogenez başlıklı yazıyı okumanı öneririm.

    Çok basit bir örnek vereyim. Mevcut oyun hamuru ile bir şekil yapılmasıyla, oyun hamurunun imal edilmesi arasında bir fark yok mudur? Benim hamura nasıl şekil verdiğimin, kullandığım tekniklerin hamurun nasıl imal edildiğiyle, hamurun nasıl oluşturulduğuyla bir ilgisi var mıdır? Hamur nasıl yapılırsa yapılsın fark etmez. Benim hamura nasıl şekil verdiğim, şekilleri oluştururken kullandığım tekniklerin hamurun kökeniyle bir ilgisi yoktur. Ben bu yöntem ve teknikleri açıklarken birisi kalkıp “iyi ama hamurun nerden geldiğini açıklamadın” derse biraz komik olmaz mı?

    Olaya ateizm-teizm penceresinden bakarak bir hata yapıyorsun çünkü evrimi savunan birçok teist ve deist var. Tanrının ilk canlıyı yaratıp gerisine karışmadığını ve tüm canlıların evrim sonucu ortaya çıktığını savunan teistler de var. Evrim ilk canlının kökeninden bağımsız bilimsel bir gerçekliktir. İlk hücre öyle veya böyle oluştu. Bilimin cevabını net olarak bulamadığı en önem ve gizemli konulardan birisi budur. Bunu elbette kabul ediyorum. Bu konuda birçok model, tez, hipotez var. (Bu konuda birçok İngilizce kitap mevcut. Eğer merak ediyorsan isimlerini de verebilirim.) Ama evrim bunlardan bağımsızdır. Evrimin olup olmadığını tartışırken ilk canlının bir tasarımcı tarafından tasarlanıp hokus pokus ile Dünya’ya koyulduğunu bile kabul edebilirim. Çünkü evrimin bununla bir ilgisi yok. İnsanlarla şempanzelerin ortak bir atadan türemiş olduğunu gösteren ezici bilimsel delillerin, ilk canlının nasıl oluştuğuyla nasıl bir ilgisi olabilir? Sapla samanı karıştırmadan bilimsel gerçekleri, olguları akılcı bir şekilde değerlendirip, mantık süzgecinden geçirerek bazı sonuçlara varmak gerekir. Evrimi tartışırken yaşamın kökeni sorununu ön plana çıkararak topu taca atmak evrimi tartışmaktan çekiniyor olduğundan başka birşey göstermez.

    Bigalıoğlu: somut veriler üzerinden gidilmediği içinde ateist veya evrimi savunan görüşünde bir noktadan sonra doğmatik bir inanç olduğu izlemi uyanıyor biz yaratılışçıların üzerinde.

    Somut veriler üzerinden gidilmiyor mu? Belki de sen somut gerçekleri görmek istemediğin için geremiyorsundur. Bunu hiç düşündün mü?

    Evrimin Tanımı ve Mekanizmaları
    Evrimin Mücevherleri (apoptozis’in linkini verdiği Nature derigisindeki makalenin çevirisi)
    Evrim karşıtları bunu nasıl açıklar?

    Evrimin gerçekleştiğini ve gerçekleşmekte olduğunu gösteren bu kadar açık deliller varken sen hala somut veriler yok diyorsan sende bir sorun var demektir. Hatayı kendinde aramayı denemelisin bana göre. Burnunun dikine ideceğine okuyup araştırmalısın. Örneğin sana Türkçe olarak mükemmel bir kaynak önerebilirim. Douglas Futuyma’nın Evrim adlı kitabını okumayı dene. Evrim hakkında birşeyler öğrenmek istiyorsan Türkçe olarak alabileceğin en güvenilir ve sağlam kaynak budur. Ama yok, ben evrim nedir ne değildir çok iyi biliyorum, Douglas Futuyma da kimmiş, ben konunun bir numaralı uzmanı olan harun abiden öğrendim her türlü ayrıntıyı… diyorsan orası senin bileceğin iştir.

    Bu arada mutlaka takip etmeni tavsiye edeceğim bir blog adresi vereyim: Evrim Olgusu . Devamlı yeni çeviriler ekleniyor. Gayet bilgilendirici yazılar oluyor.

    Bigalıoğlu: bugün itibariyle evrim kendini mutasyona dayamış görünüyor,ancak oda çok sağlam bir duvar değil.ben adaptasyonel evrime karşı değilim,hatta bunu savunurum.bu izah edilebilir benim için.ancak evrimciler,mutasyon ve türler arası geçiş diyor,burada da ipler kopuyor.

    Adaptasyonel evrim dediğin nedir sorması ayıptır? Bu savunduğun şeyi zahmet olmazsa açıklayabilir misin? Yukarda linkini verdiğim Evrimin Tanımı ve Mekanizmaları ve daha ayrıntılı olarak Evrimsel Biyolojiye Giriş başlıklı yazıları okursan bu geçişlerin nasıl olduğuyla ilgili birşeyler kapabilirsin diye düşünüyorum.

  84. Bigalıoğlu diyor ki:

    size bir hikaye anlatayım;içimden geldi.bana da bir arkadaş anlatmıştı;yine böyle bir ortamda.

    amerikan uzay mekiği kalkış esnasında düşer.hemen düşüş nedenini araştırmaya başlarlar.binlerce sayfalık raporlar hazırlanır ve açıklama için heyet karşısına çıkılır.onca çabaya rağmen,heyet doyurucu bir cevap alamaz uzmanlardan.herkesin kafası karışıktır.ertesi günü teknisyenlerden biri elinde yanmış bir conta ile gelir. “işte uzay mekiği elimdeki bu küçük contanın yanması yüzünden düştü” der.

    kıssadan hisse, “evrim” nedir?sorum alakalı olan herkese.bana iki cümle ile yazabilecek biri var mı?üç cümle de olabilir.hatırınıza 4 cümle de…

  85. apoptozis diyor ki:

    Sayın bigalıoğlu yeterlilik sınavı gibi bişey mi bu soldan sağa 8 kutu evrimin diğer anlamı gibisinden bir yola gidiyor paylaşımımız.

  86. gozde diyor ki:

    İşinize gelmeyeni de hemen arada kaynatın doldurun mesajları zaten… :)))

  87. Da Vinci diyor ki:

    @Bigalıoğlu

    Sağ kolondaki linklerden Evrimi Anlamak sitesindeki evrim tanımı şöyle:

    Biyolojik evrimin en basit tanımı, değişerek türemedir. Bu tanım hem küçük ölçekte evrimi (yani bir popülasyonun içinde gen sıklıklarının nesilden nesile değişmesini) hem de büyük ölçekte evrimi (yani aradan bir çok nesilin geçmesiyle ortak bir atadan farklı türlerin türemesini) kapsar.

    Önceki mesajımda linkini verdiğim Evrimin Tanımı ve Mekanizmaları başlıklı yazıda ise şöyle bir tanım var:

    Evrimin bilimsel tanımı birey düzeyinde değil, popülasyon düzeyindedir, evrimin bilimsel tanımı allel frekanslarının değişimidir.

    Bu tanımı daha iyi anlayabilmek için bazı terimlere kısaca bir gözatalım.

    Tür; kendi içlerinde üreyip verimli döller verebilen canlıları ifade eder. Sınıfladırmanın en temel birimidir.

    Popülasyon; bir bölgede yaşayan, kendi içlerinde üreyip verimli döller verebilen canlıların bütünüdür. Popülasyon, bir bölgedeki tek bir canlı türüne ait bireylerin tümü demektir.

    Gen; kalıtımsal bilginin en temel birimidir. Bu birimlerin her biri biri kendi başına iş görebilen bir RNA parçasını ya da protein sentezinde kalıplık görevi üstlenecek bir RNA parçasını kodlar.

    Lokus; bir gen ya da gen grubunun genetik bilgi üzerindeki konumudur. Kabaca lokus, genin adresidir.

    Allel; bir genin değişik versiyonlardır. Bir lokusa aynı genin değişik versiyonları gelebilir. Genlerin büyük bir çoğunluğunun birden fazla versiyonları vardır. Aynı türün bireyleri arasındaki fark; aynı lokusa gelen, aynı fonksiyonu değişik seviyelerde gösteren alleller sayesinde oluşur. Örneğin insanda alkol dehidrojenaz enziminin kodlayan genin bir alleli daha başarılı bir enzimi kodlar, diğeri biraz daha yavaş çalışan bir enzimi kodlar. Bu yüzden Avrupalı ırkların alkolü daha hızlı dehidrojenize eden enzimleri varken Asyalı ırklarda bu enzim görece yavaştır. Allellerin çeşitliliği bir popülasyon içindeki çeşitliliğin en önemli sebeplerindendir.

    Frekans; sıklık demektir. Bir allelin frekansı yüksek olması popülasyondaki bireylerde sık rastlanması demektir.

    Şimdi bu bilgiler ışığında ile paragraftaki evrim tanımını tekrar ele alalım. Evrim, allel frekanslarının değişimidir.

    Ayrıca linkini verdiğim Evrimsel Biyolojiye Giriş başlıklı yazıda da evrim ve mekanizmları gayet ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Tek yapman gereken sana vermiş olduğum linkleri biraz incelemendi. Ama belli ki bunlar pek umrunda değil. Senin birşeyleri öğrenmek gibi bir amacın olduğunu sanmıyorum. Öyle olsa, içinde biraz merak olsa, şiddetle karşı çıktığın bir konuda bariz bir şekilde bilmediğin şeyleri öğrenme dürtüsü olsa sana vermiş olduğum linklere tıklar ve acaba ne varmış diye bakardın.

    Ayrıca sana bir soru sordum. Adaptasyonel evrimi savunduğunu söyledin. Zahmet olacak ama nedir bu meret açıklar mısın? Nasıl oluyor bu adaptasyonel evrim? Bizi biraz aydınlatır mısın bu konuda?

  88. Bigalıoğlu diyor ki:

    da vinci,ben gavurca mı konuşuyorum.bana bir tek tanım ver.2 cümlelik kendi tanımın,yada doğru olduğuna inandığın bir tanım.konuyu dağıtma.ben seni o tanım üzerinden sıkıştıracağım,kıvırtamayacaksın(kopya vereyim hadi).

  89. Da Vinci diyor ki:

    Ah Bigalı vah Bigalı. Nasıl bu durumlara düştün. Sana verdiğim herhangi bir kaynaktaki tanımdan sıkıştırabilirsin.

    Bu arada sen kıvırmayı bırakıp savunduğun “adaptasyonel evrim”in ne olduğunu açıklayacak mısın yoksa bu sözünü laf olsun diye üfürüp iki dakika sonra unuttukların arasına mı koyalım?

  90. Bigalıoğlu diyor ki:

    evrimin büyük savunucusu “evrim” in tanımını yapmaktan aciz.yok böyle bir şey.yoksa sizin evrim hikaye mi?

  91. Da Vinci diyor ki:

    @Bigalıoğlu

    Çok ciddi psikolojik sorunların olduğunu düşünmeye başlayacağım yakında. Hani tanım üzerinden beni sıkıştıracaktın. Belli bir tanıma sıkışıp kalma, istediğin tanım üzerinden sıkıştırabilirsin diyorum ama sen kıvırmaya devam ediyorsun.

    Evrim, en basit olarak “descent with modification” yani Evrimi Anlamak‘taki tanımda da belirtildiği gibi değişerek türemedir.

    Evrimin standart, herkes tarafından kabul edilen kalıplaşmış bir tanımı yoktur. Çok farklı şekillerde ifade edilebilir. Ama yukarda da belirttiğim gibi en basit tanım değişerek türemedir. Bir popülasyonun genetik şemasının belli bir zaman içinde değişmesidir.

    Hadi sıkıştır beni Bigalıoğlu. Bekliyorum.

    Bu arada “adaptasyonel evrim” konusunda hala yan çizmekte olduğunu da hatırlatayım. Savunuyorum dediğin şeyin ne olduğunu bilmiyor musun yoksa? Yoksa sadece laf olsun diye mi savunurum dedin?

  92. Bigalıoğlu diyor ki:

    da vinci,ben hala senden bir “evrim” tanımı alabilmiş değilim.
    diyeceksin ki;
    evrim,……………………………..’e denir (-dir).
    noktalı virgül kullanabilirsin.böylelikle bir cümle ile anlatamadığını anlatman daha kolay olur.

  93. Da Vinci diyor ki:

    Bigalıoğlu, seninle işim bitmiştir. Bundan böyle beni muhatap almazsan sevinirim çünkü ben seni almayacağım. Zamanımı senin zırvalıklarına harcamayacağım. Kendine başka bir oyun arkadaşı bul.

  94. Bigalıoğlu diyor ki:

    da vinci dostum.mızıkçılık yapma şimdi,olmadı ama.evrim hakkında onca derin bilgin var.kendin bir evrim tanımı ortaya çıkarabilirdin.herkesin anlayabileceği dilden.bence bunu yapmalısın.ben istediğim için değil.benim gibi birileri çıkar. “evrim nedir” diye sorar.yutkunup kalma sonra.biz eski dostuz,ben senin iyiliğini isterim her zaman.

    ve böylece evrimin neden bir türlü anlaşılamaz olduğunun küçük bir kanıtı daha ortaya kondu,sayın seyirciler.da vinci bu sözüm sana değil.müsaade ette bu kadarını yapalım artık.

    apoptosiz;da vinci,oyundan çıktı.onun yapamadıgını yapabilecek misin?

Leave a Reply