BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Kimler Daha Ahlaklı? (Mete Tunç)

Muhammed, onun ailesi, sahabiler, diğer peygamberler; “kutsal” kitaplarda yazılanların ötesinde, örnek, fedakar, sevgi dolu, insanlık için büyük acılar çekmiş vb. insanlar olarak sunuluyorlar.(1) Şundan eminim ki; dinlerinin vazettiği ahlak değerlerini, normlarını yaşamaya gayret eden pek çok Müslüman’ın ahlakı, örnek diye sunulanlardan çok daha üstündür! (2), (3)

Keza siyer kitaplarında ve çeşitli metinlerde-konuşmalarda Muhammed, kusursuz bir centilmendir! Nezaket, merhamet, duyarlılık… Bütün mükemmellikler ondadır!

Kuran’daki, peygamberin, evlatlığının karısına (Zeynep) göz koymasına (Burada aşk değil cinsel arzuların rol oynadığı açıktır, zira Muhammed, kadını ilk kez görüyor değildir ki, yıldırım aşkına tutulsun!) dair ayetlere ilişkin bütün rivayetlerde ortak nokta, satır arasında, peygamberin, evlatlığının evine kapıyı çalmadan girdiğidir. İçeri “daldığında” Zeynep’i yatakta mı, banyo yaparken mi, çıplak mı, ince bir elbiseyle mi, gördüğü bir başka konudur; rivayet muhteliftir!(4)

İlk olarak dikkat edilmesi gereken, hadislerde, kitaplarda, hutbelerde vs., güya zarafet timsali gösterilen bir insanın, üvey oğlunun bile olsa, bir eve izinsiz, destursuz, kapı çalmadan girmesidir!

(1) Kuran, “asrı saadet”, peygamber vs. tefsir edilirken, anlatılırken söze duygu da katılınca gözyaşlarına boğuluyor insanlar. Sevgi, tabii ki, bazılarımızın fazla, bazılarımızda az ölçüde, doğamızda var olan, yani “kimyasal” bir olay olduğu şerhi bir yana, yüce bir duygudur bana göre de. Ancak burada bir çelişki var: Kuran okunduğunda duygu içerikli hemen hiç ayet bulamayız. Yani, Allah kulunu sever, kul Allah’ı sever, kullar birbirini sever, Muhammed ashabını sever, türünden başlıklar dışında sevgiyi, ahlakı, sadakati, fedakarlığı vb. önceleyen, vurgulayan ayetler yoktur. Öyleyse? Yapılanlar, söylemler; yakıştırmadır, hayaldir, senaryodur!

(2) Bu, Ortadoğu dinleri tarihindeki çarpıcı hususlardan biridir. Bizatihi “kutsal” kitaplarda ve tarihi kayıtlarda tespit edileceği üzere, peygamberler hayattayken, “gösterdikleri” onca mucizeye rağmen, çağdaşı inananların (hatta peygamberlerin kendilerinin), sonra gelenlerden, yani hiç peygamber ve mucize görmeyenlerden daha az imanlı daha az ahlaklı olmalarıdır!
Bağlı olarak, paradigma, nas olmuş ama aslında tarihsel bir yanılgı olan hususa değineyim. Yaşayan Müslümanlar (belki dinlere inanan herkes), eski inananları daha dindar, daha takva sahibi biliyor. İslam coğrafyasında, ister zengin, şaşalı dönemlerde, ister esaret ve zillet altındaki dönemlerde olsun, Müslüman halkların zannedildiği gibi olmadığına eminim. Keza savaşlardaki hamaset, şahadet vs. söylemleri de bütünüyle propagandaya dönüktür. Korkan, kaçan, vurgun yapan, tecavüz eden vs. nice Müslüman vardır. Günümüz Müslümanları, o kutsal dedikleri savaşlarda, mübarek diye andıkları insanların etrafa yaydıkları pis kokuları, ettikleri küfürleri, yaptıkları kıyımları, parçaladıkları bedenleri, ağlattıkları bebekleri düşünseler…

(3) Mucize işte budur; vahşi bir tanrıyı/tanrıları anlatan kötü kitaplardan ve pek de ahlaklı olmayan peygamberlerden iyi-ahlaklı insanların temayüz edebilmesidir. Bence bu sonuç, velev ki referans olarak “kutsal” kitaplar alınsın, aslında dinlerin değil, toplumsal birikimin, gelişimin, ortak aklın tezahürüdür.

(4) Ama şu kesin: Ayetlerde Zeynep’in rızasından hiç bahsedilmez. Öyleyse..!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 6099, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

10 Comments

  1. gozde diyor ki:

    bu konuya verilen bir cevabı kopyalayıp yapıştırıyorum: Bazı ön yargılı çevreler Hz. Zeynep annemiz ile Hz. Resul’ün evliliklerine dillerine dolarlar. Güya Hz. Zeynep’ten hoşlanan Hz. Resul onun eşinden boşanmasını bekleyip onunla evlenir. Halbuki Hz. Zeynep Hz. Resul’ün akrabasıdır ve daha onu kız iken tanımaktadır. İstese onunla kız iken evlenebilirdi. Halbuki evlenmedi ve kendi eli ile Zeynep’i evlatlığı olan kölesi ile evlendirir. Ailenin devamı için huzursuzluk baş gösterip, boşanma talepleri gelince Hz. Resul hep bunlara engel olur. Fakat aile kendiliğinden dağılıp boşanma vuku bulunca her konuda, her türlü tapuyu yıkmakla görevlendirilen Hz. Resul, evlâtlıkta evlât gibidir. Evlenince hanımı kızın gibi olur türünden ön yargıları yıkmak için Allah’ın ayeti ile emretmesi üzerine Hz. Zeynep ile evlenir. Tapu dolayısıyla dedikodular çıkacağını bile bile, çünkü Hz. Resul insâni olmayan tüm tapu-taassuplara savaş açmıştı: Kadın savaşmıyor, miras alamaz, kız çocuğu uğursuzdur, namusumuza leke getirebilir, diri diri gömülmelidir. Soy erkek çocuktan devam eder, kız çocuk soyun kesilmesine neden olur…gibi bir çok günah – zararlı ön yargıları, yaşayarak, hayatıyla peygamber efendimiz yıkmış, yok etmiştir.Kısaca: Hz.Resul Zeyd’in evine girdi, Zeynep’i gördü beğendi…iddiası yanlıştır, çünkü Hz Resul bir eve gireceği zaman önce selam verirdi – cevap gelmezse toplam 3 kere, yine cevap veren olmazsa eve girmez geri dönerdi, sahabi Hz Resul’un daha çok selamına muhatap olmak için 3 selamını da bekler sonuncuda selamı alıp eve buyur ederlerdi… – Kızı Fatıma’nın evine bile böyle girerdi.Uygunsuz ortamda olan aile evine Hz Resul’un destursuz fütursuzca girişi imkansızdır.Ayrıca bakire iken , kendi akrabası olduğu için her anında kendisini gördüğü ve hicap ayetide inmediği için evlilik öncesi yıllarca yanında gördüğü Zeynep’i beğenmeyip, – genç- bakire iken kendisini cezbetmeyen, kendi eli ile bizzat evlendirdiği akraba kızına -Haşa- evlendirince mi ilgi duydu Hz Resul…Bu i-ftira-ddianın mantıklı bir yanı var mıdır ? Zeyd , daha evlatlıkların eşleri ile ilgili hüküm ayeti inmeden, Hz Resul’e gelip, “Boşayayım, siz evlenin” nasıl desin.O zamanki adetlere aykırı bir teklif olurdu bu…! Ayrıca Hz Resul Zeynep annemiz ile evlendiğinde Zeynep annemiz 35 yaşında idi.Sıcak ülke ile ilgili erken olgunlaşmayı da hesaba katınca bu yaşa dek Hz Resul neden beklesin…Kısaca iftira baştan sona mantık hataları ve yalanlarla dolu…!

  2. Mete Tunç diyor ki:

    “iftira” söylemi yine cari!
    Belirttiğim zeynep hikayesi kuran ve hadis kaynaklıdır. Ahzap 37-40 ve “sahih” hadisler belirttiğiniz yeni yorumu (Ayşe’nin hikayesinde olduğu gibi… Yüzyıllarca, Ayşe’nin, evlendiğinde/peygamberle yattığında, yaşı, hadisler doğrultusunda 7-9 idi. Yine yüzyıllarca erkekler, bu “durum” muvacehesinde kızları-torunları yaşlarında kızlarla evlenmeyi meşru saydılar. Ama 20-21. yüzyılda bu yaş müslümanları rahatsız ediyor ve Ayşe’nin yaşı 19’a yükseltiliyor. Bu ne sahtekarlıktır!) desteklemiyor.
    Yazdığınız yorum bugünün/çağımızın yorumudur. Hadisleri boşverin, sözkonusu yorum, ayetle tutarlı olmadığı gibi zorlama, konuyla ilgisiz (doldurma) ifadeler, kendi içinde çelişki, mantıksızlık, anlamsızlık ihtiva ediyor… Güya bir adetin (evlatlığın, ondan boşanan karısı ile evlenememe) ortadan kaldırılması içindir, deniyor o evlenme için. İyi de bu adet “kötü” bir adet mi, neden kaldırılsın ki?.. Nihayetinde herzamanki durum ortaya çıkıyor: Kuran’ı “düzeltmek” yolunda yapılan çabalar, yorumlar, ayetlerle tutarsızlıkları bir yana, başka soru ve sorunlar çıkarıyor.
    Kuran’ı düzeltmek yazmaktan daha zordur!
    not. Evet Zeynep’i ilk kez görmüş ve “aşık olmuş” değildir; öyle bir şey denmiyor, demedim zaten: hadislere göre çıplak/yıkanırken/banyo sonrası görmüş ve “etkilenmiş”, nefsi çekmiş… hadisler ayetle tutarlı ve benim bu doğrultuda kapı çalmadan girdiği yorumum mantıklı!

  3. gozde diyor ki:

    Bu konu hakkında bilgi sahibi değilim ilk verdiğim yanıt da, orda da söyledim, bir yerden alıntıydı. Şimdi akıl yürütmeye çalışıyorum. Kapıyı çalmadan girmesi normal şartlarda pek mümkün değil, çünkü kendi kızının evine bile nasıl girdiği ortada ama insanlık hali başka birşey oldu, evde kimse yok sandı ya da ne bileyim başka birşey oldu ve içeri girdiğinde peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.M), Hz. Zeynep’i çıplak gördü ve ona karşı cinsel istek duydu. Peki onunla evlilikdışı birlikte oldu mu, tacizde bulundu mu? hayır… o zaman anlamadım ben bunun neresi ahlaksızlık…böyle birşey olduysa eğer, sağlıklı insan tepkisidir ve eğer cinsel istek duymak ahlaksızlık ise tüm erkekler ahlaksızdır herhalde… ki durum da zaten bir yanlışlık olsaydı ne dediğin gibi hadis kitapları bahsederdi, ne de böyle bir olay gündeme gelirdi. Utanılacak ahlak dışı bir durum gerçekleşmiş olsaydı, utançlarından dolayı zaten kimseye ikisi de anlatamazdı.

    ve peygamberimiz bu kadar nefsine düşkündü diyelim neden 25 yaşında sağlıklı bir delikanlı iken 40 yaşında bir bayanla evlendi ve neden 53 yaşına kadar bir ikinci evlilik yapmadı?

  4. Mete Tunç diyor ki:

    İlgisiz gibi görünen bir yerden başlayayım: Tevrat hakkındaki araştırmalar, Batı’da herhalde 200 öncesine kadar gider. Örneğin, “Kitabı Mukaddes’i Kim Yazdı” (Richard Elliott) isimli kitapta, Tevrat’ta, aynı surelerde, iç içe çift anlatımlar olduğu, bunun tekrarlardan ve farklı üsluptan ve kelimelerden anlaşıldığı savunulur. Bu teze göre, şifahi kaynaklı iki ayrı metin üçüncü bir kişi (editör) tarafından birleştirilmiştir. Yazar, metni/bir sureyi, üslup ve kelime kriterine göre iki ayrı metin halinde sunar ve ortaya her biri anlamlı, üslubu tutarlı, tekrarsız iki öykü ortaya çıkar!
    Yani; Tevrat’ın bazı veya pek çok bölümlerinin, tarihsel, siyasi gelişmeler sürecinde, sözlü anlatımların yazıya alınması, bilahare iki (ve daha çok) ayrı metnin birleştirilmesiyle meydana getirildiği ispatlanmıştır.
    Vahşet, ırkçılık, sapıklık, saçmalık vs. muhtevalı sayısız ayetin olduğu Tevrat için (Muhammed zamanındaki Tevrat’ın bugünkü ile harfi harfine aynı olduğu kesindir; bunu akılda tutalım.), Kuran, pek çok ayette Tevrat’ı tasdik ettiğini belirtir, mesela “elinizdeki Tevrat’ı onaylamak…” der… “Allah”ın Tevrat’tan habersiz olduğu anlaşılıyor!

    Kuran hakkında Tevrat için yapıldığı gibi, üslup araştırması, yani Kuran’ın yazılmasında kaç tane “el”in müdahelesi olduğu üzerine bir araştırma, bildiğim kadarıyla yapılmamıştır. Eğer Kuran, sadece Muhammed’in kendi söylediği sözlerden/ayetlerden oluşmuş ve tarihsel bir sıra takip eden bir kitap olsaydı (ki değildir; keşke olsaydı, ama dönemin arap kültürü-geleneği, Muhammed ve arkadaşlarının ufku buna imkan sağlamamıştır), o zaman, Muhammed’in kişiliği hakkında belki gerçeğe daha yakın bilgi sahibi olabilirdik. Böyle olmadığı için hakkında söylenenlerin çoğu spekülasyon, kurgu, hayal…
    “40 yaş, Hatice…” tezi önemli bir tezdir. Fakat Ayşe, Zeynep olayları ve başka Kurani veriler o tezi geçersiz kılıyor. Şöyle bir karşı tez öne sürülebilir/sürülüyor sanırım: Hatice güçlü-zengin bir kadındı, Muhammed onun gölgesinde kaldı. İstiyordu ama… Peygamberliğini ilan ettikten ve Hatice öldükten sonra “biraz da ben yaşayayım” diye düşünerek…. Doğrusu bu, kaynaklar doğrultusunda daha mantıklı!
    Zeynep olayı hakkında yukarıda yazdıklarınız “durumu” kurtarmıyor, ikna edici değil ne yazık ki! Ayetlerle tutarlı değil: Ayette Muhammed’in “arzusunu” içinde sakladığı yazıyor mesela!.. Belirtmiştim: Ayetleri okuyunuz, Zeynep’i Allah-Muhammed’in istediğini yazıyor ama Zeynep’in buna razı olup olmadığı yer almıyor!

  5. gozde diyor ki:

    ve ben de diyorum ki böyle bir istek duymasının neresi ahlaksızlık anlamıyorum… Zaten ahlaksızlık olsa yer almazdı, kitapta… Zeynep’in rızasının olup olmaması önemli değil, çünkü onlar için kendi rızaları değil, ALLAH’ın rızası önemli idi…Çünkü biliyorlardı kendileri için neyin iyi olduğunu elbette, herşeyi bilen, ALLAH biliyordu, kendilerinin sınırlı bilgiye sahip olduklarının bilincindeydiler… Ayetleri okuduğumda peygamberimizin de insan olduğunu düşünmemiz istenmiş gibi geldi, tabi bu benim yorumum sadece…

    tevrat veya incil hakkında konuşmak yersiz ve gereksizdir çünkü Kur’an o kitapların asıllarını, bozulmamışlarını onaylar… Zaten bozulmamış olsaydılar ve evrensel olsaydılar, ALLAH Kur’an-ı indirmezdi… Peki sen o kitaplarda peygamberimizden bahsedilmesine, bozulmuş olmalarına rağmen bir takım kısımların hala peygamberimizi tarif ediyor olmasına ne diyorsun???

  6. Mete Tunç diyor ki:

    Tevrat ve İncil konusundaki görüşleriniz geleneksel bir anlayış. Bir zahmet Tevrat’ı ve İncil’i okumaya tenezzül etseniz ve Kuran’ın onlar hakkında söylediklerini bir daha okusanız, bir başka büyük problemi keşfedeceksiniz: Belirtmiştim, Kuran sayısız ayette Tevrat ve İncil’i tasdik eder. “Bozulmamışlarını” değil, Kuran “inerken” mevcut olanları ki onlar bugün mevut Tevrat’ın ve İncil’in birebir aynılarıdır. Keza Tevrat’ı ve İncil’i okuduğunuzda Kuran’ın onlardan şifai olarak nasıl kopya çektiğini, yalan-yanlış-eksik ayetler içerdiğini, “değiştirilmiş” yorumuna dair açık tek ayet olmadığını, “değiştirildiği” kabul edilse bile, o kitaplardaki bitmez-tükenmez sahtekarlılar, sapıklıklar yüzünden sadece “değiştirilmiş” ifadesinin yetersiz olacağını, böyle kurtulanamayacağını görürsünüz.
    Şunu da ekleyeyim, tekrarla, Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan “muhteşem” krallıklara ve krallara ve peygamberlere ilişkin tek kanıt (yazıt, papirüs, saray kalıntısı vs.) mevcut değildir; fakat var oldukları ve yaşadıkları iddia edilen olay ve insanlarla aynı çağlarda, hatta çok daha eski yüzyıllarda yaşamış kültürlere, krallara (eski yunan, hitit vs.) ilişkin pek çok maddi, somut delil mevcuttur. Tarihe karşılaştırmalı bakmak size yeni bir bakış açısı kazandıracaktır.

    peygamber de olsa (daha doğrusu kendini peygamber de saysa, veya kendini peygamber de ilan etse) bir erkeğin bir kadına ilgi duyması garip değildir. Ama, doğru bir geleneği, sırf kendi arzusu için, üstelik “Allah”tan geliyor, Allah istiyor diyerek ayet uydurup bozarak, büyük ihtimalle veya bir ihtimal evlatlığının ve Zeynep’in istekleri hilafına bir kadına-Zeynep’e sahip olmak istemek ve sahip olmak… Bunu “garip bir şey” diye tanımlamak çok çok çok hafif kalır!
    Bir peygamber ümmetine böyle mi örnek olur?
    Çok saygı duyduğunuz, dindar, 50-60 yaşlarında bir adam aynı şeyi yaptığında ne düşünürsünüz?
    Zeynep’in rızasının önemli olmadığını söylemenize şaşırdım… Ne diyeyim!

  7. gozde diyor ki:

    Zebur’un bir ayeti: “ALLAH’ım İsa’dan, fetretten sonra bize sünneti ihya edecek Zat’ı gönder.” (Aliyyülkari Şerhu şifa 1/496)

    Yuhanna İncil: “Ben gidiyorum; ta size faraklit, hakkı batıldan ayırt eden Ahmed gelsin. ” (yeni ahit yuhanna bab 16 ayet 7-8)

    İncil: “Ben Rabbimden, hakkı batıldan ayırt eden bir epygamber istiyorum ki, ebede kadar beraberinizde bulunsun. (yeni ahit yuhanna bab 14 ayet 15-17)

    Tevrat: “İsmail’İn validesi olan Hacer, evlat sahibi olacak ve onun evladından öyle birisi çıkacak ki, o evladın eli umumun fevkinde, üstünde olacak ve umumun eli huşu ve itaatle ona açılacak” (eski ahit tekvin bab 17 ayet 20)

    Tevrat: “Ben-i İsrail’in kardeşleri olan Beni İsmail’den senin gibi birini göndereceğim. Ben sözümü onun ağzına koyacağım; benim vahyimle konuşacak. Onu kabul etmeyene azap vereceğim” (eski ahit tesniye bab 18 ayet 17-19)

    Tevrat: “Musa dedi ki, EY RAbbim, ben Tevrat’ta, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmak için çıkarılmış, ALLAH’a iman eden hayırlı bir ümmetin vasıflarını gördüm, onu benim ümmetim yap. ALLAH buyurdu ki, O, MUhammed ümmetidir.”

    Sakındırmak için çıkarılmış, ALLAH’a iman eden hayırlı bir ümmetin vasıflarını gördüm, onu benim ümmetim yap. ALLAH buyurdu ki, “O, MUhammed ümmetdir.” (Beyhaki, Delail’ün nübüvve1/746)

    Zebur’un bir ayeti: “Ya Davut, senden sonra Ahmet, sadık ve seyit olarak anılacak bir peygamber gelecek, onun ümmeti, ALLAH’ın rahmetine mazhar olacak.” (Delailün nübüvve1/26)

    Tevrat’ın bir ayeti:” Muhammed, ALLAH’ın resulüdür. Mekke, O’nun doğum yeri; Medine, onun hicret yeri; Şam, onun mülküdür. Ümmeti ise hamd edici kimselerdir.” (Bkz. Darimi, Mukaddime 2; Taberani, el mucemul kebir 10/89)

    Tevrat’ın diğer bir ayeti: “Seçkin kulum Muhtar, ne katı kalpli ne de huysuzdur.” (Bkz. Darimi, Mukaddime 2; Buhari El edbül nüfret 1/95)

    Yuhanna İncil: “Artık sizinle çok söyleşmem, zira bu alemin reisi geliyor” (yeni ahit yuhanna bab 14 ayet 30) (bu ayet yeni değiştirilmiştir, alemin reisi yargılandı şeklinde…)

    YUhanna İncil: “Amma ben size hakkı söylüyorum, benim gittiğim size faydalıdır. Zira ben gitmeyince, teselleyici size gelmez.” (yeni ahit yuhanna bab 16 ayet 7 aliyyül kari şerhu’ş şifa 1/743 nebhani huccetullahil alal alemin s.99)

    Yuhanna İncil: “O dahi geldiğinde, dünyayı günaha dair, salaha dair ve hükme dair susturacaktır.” (yeni ahit yuhanna bab 16 ayet 8 aliyyül kari şerhu şifa 1/173 nebhani hüccetullahil alemin s. 99)

    Yuhanna İncil:”Amma o hak ruhu geldiği zaman, sizi bilcümle hakikate irşad edecektir. Zİra kendisinden söylemiyor, tamamen işittiğini söyleyerek, gelecek şeylerden size haber verecek. ” (yeni ahit yuhanna bab 16 ayet 13)
    …………………………………………………………………..

    diğer kutsal kitapları elbette ALLAH tasdik edecektir ve diğer peygamberleri de çünkü ALLAH o toplulukları da uyarmıştır, uyarmasaydı eğer sadece arap yarımadasını uyarsaydı ve sadece peygamber olarak Hz. Muhammed (S.A.V)i gönderseydi elbette sizin gibi inkar etmek için açık arayanlar bunu da kullanacaktı… Diğer kitaplar değiştirilmiştir ama Kur’an-ı Kerim indiği günden itibaren tek bir ayeti değişmeden orjinalini korumaktadır… Aksi bir durum olsaydı sizin gibi düşmanlık edenler elbette çooooktan tespit etmiş olurdu…

    hala Hz Muhammed peygamber değilse, neden böyle bir iddia ile ortaya çıkmıştır sorusunu yanıtlamadınız…. Bir insan kendine neden peygamber der ve ruhsağlığı gayet yerindeyken ve neden bu iddiası uğruna, uğradığı zulümlere rağmen vazgeçmez… Nasıl bir ihtiyaçtır O’nu yönlendiren… Ve ne O’nun bugün aradan geçen 1400 yıla rağmen sevilmesini ve rahmetle anılmasını sağlayan??? İnsanlar neden ve nasıl O’nun her sözünü, her davranışını örnek almış ve neden insanlar özellikle o çöl sıcağında aç ve susuz kalmış… O gayet normal bir insan ise sen de çık, sen de aklını kullan ve daha alasını yap…o 1400 yıl önce bunu yapabilmiş ve madem size göre evrim var, insan zekası da gelişmiştir herhalde:)))) (evirmin bu şekilde olmadığını biliyorum) sen de enazından onun yaptığı kadarını yapabilirsin herhalde, o peygamber değilse… seni geç neden başka tek bir insan daha yok, neden O’nu motive eden sebep her ne ise başkalarını da motive etmiyor…neden tek bir kişi daha çıkmadı…bak 1400 yıl geçmiş…amacı iktidar ise ve bunun elde etmek için yaptıysa bunları yok mu şimdi dünyada bu isteğe sahip olan insanlar elbette var… ve karakteri neden benzemiyor iktidar düşkünlerine…ya da neden bu kitabı kendi yazdı da ben yazdım demedi.. İnsanda bu kadar çok beğenilme takdir edilme isteği varken, o neden bununla gurur duymadı… Ben yaptım demedi, ALLAH söylüyor dedi… neden ne gurur ne kibir vardı aksine tevazu hakimdi her davranışına ve Hz. Hatice ile evlenmesinin sebebini zengin olmak istemesine bağlamışsın ya madem o kadar zengin olmak istiyordu, bu kadar seveni varken, kimi zaman fakir kimi zaman zengin hayatı yaşıyordu…Karun kadar zengin olabilecekken neden değildi… bu kadar para düşkünüydü de neden yardımlaşmayı emrediyordu, sırtındaki cübbesini isteyene, kıyamıyor, kimseyi kırmıyor, sırtından çıkarıp veriyordu… tabi bunlar palavra di mi biz uyduruyoruz, insanlar uyduruyor bunları dimi? neden peki? insanlar uydurmuş olsa bile, ki öyle olmadığı kesin, niye insanlar birini bu kadar çok sevip, onun herkes tarafından iyi tanınmasını istiyor… var mı O’nun kadar sevilen bir insan daha…bir kendi çevrene bak, bir kendi davranışlarına bak, kendi yaptıklarına bak…kendini tertemiz, pırıl pırıl…ve de çok güzel işler başarmış olarak görüyorsan…kendini kusursuz görüyorsan çık ondan sonra eleştir… sen kimsin ki…çok mu zekisin ya da kendini çok mu akıllı görüyorsun… çok mu sağlıklı ya da çok mu mutlusun… gerçek manada insan olabildin mi, enazından kendi çevrende ahlakınla, davranışlarınla örnek misin? değilsen… ahlakın ne olduğundan bile haberdar değil, bunu yaşayamıyorsan… sen nasıl oluyor da bir başkasının hem de hiç görmediğin, hakkında da bilgi sahibi olmadığın birinin ahlakın eleştiriyorsun…ve bir de kim daha ahlaklı diye meydan okuyorsun…sen mi daha ahlaklısın yani bunu mu demek istiyorsun… madem öyle ahlaklısın, çok doğrusun.. çok dürüstsün… çok seviliyorsun…her davranışın örnek alınıyor…her davranışın sözün gelecek nesillere aktarılacak kadar önemli bulunuyor biz niye senden haberdar değiliz de bir Mevlana Celalleddin Rumi den haberdarız… bir Abdülkadir Geylani Hazretlerinden haberdarız.. Bir Said Nursi radıyaallahu anhı rahmet ve sevgi ile anıyoruz… sözlerini anlamak için ve hayatımıza geçirmek için uğraşıyoruz.. Niye peygamberimizin açtığı yolda yürüyen insanları kendimize örnek alıyoruz da seni almıyoruz… madem daha ahlaklısın…

    Bir peygamber ümmetine böyle mi örnek olur demişsin… evet öyle örnek olur hatta, örnek olmak için hata da yapar…Çünkü insanların kalbinde O’nun sevgisi öyle yoğundur ve O’nun her attığı adım öyle önemlidir ki o hata yapmazsa, insanlar hata yaptıklarında kendilerini aşırı bir şekilde suçlayacaktı, bu da maneviyatlarını zedeleyecekti. İnsanlar hata yaptıklarında, peygamberimiz bile hata yapmış, ALLAH’ım sen sonsuz merhamet sahibisin, bizi de affedersin, sana sığınıyoruz diyerek rahatlamaktadır. Evet peygamberimiz hata yaparak da örnek olur, ki bu sözlerim Zeynep olayını hata olarak değerlendirdiğim anlamına gelmesin… Zeynep olayında da yine benzer şekilde insanlar böyle bir durum yaşadığında, peygamberimiz de böyle bir durum yaşamış, demek ki insan için normal bir duygu ve o bu duyguyu yaşamasına rağmen içinde taşımış ve sonra da evlenmiş diyerek örnek alabilirler, olay bu şekildeyse bu da benim çıkardığım ders, bu olaydan herkes kendine göre ders çıkarır ve emin ol eğer ki bir insan tüm davranışları ile peygamberimizin sünnetine uyuyorsa, O’nu ve peygamberliğini tanıyorsa, ordan yanlış bir ders çıkarmaz, işine göre algılıyorsa da o O’nun kalbinin temizliği ile doğru orantılıdır…Yoksa gerçekten iman etmiş biri, davranışının hikmetini sorgular…peygamberimizi bütünüyle ele alarak davranışına anlam verir. Ki zaten bu tür saçma sapan yorumlara başvuran genelde, sizin gibiler… sizin gibiler derken yanlış anlamazsın inşaallah, düşmanlık etmek için açık arayanlar diyeyim…

    Zeynep’in rızasının önemsiz olmasını söylediğime şaşırdığına şaşırmadım…bunu anlamak için ALLAH’ı tanımak gerekir, çünkü…İman sahibi Hz. Zeynep gibi, peygamberimiz S.A.V gibi insanlar için insanların ya da kendilerinin rızasından önce ALLAH’ın rızası gelir… ALLAH razı olduktan sonra, tüm dünya karşı gelse umurlarında olmaz… Çünkü ALLAH’ı tanıyan bilir, O’nun herşeyin bilgisine sahip olduğunu… Bizim bilmediklerimizi bildiğini… Ve ALLAH’ı tanıyan bilir O’nun sonsuz merhamet sahibi olduğunu… Ve ALLAH birşey diyorsa, bunda biz anlamasak bile anlamlandıramasak bile, çünkü sınırlı bilgiye sahibiz… mutlaka bir hayır vardır… mutlaka bizim için iyi olandır. Biz sınırlı bilgimizle kimiz ki ALLAH’ın dediğine karşı çıkalım, ALLAH bizim için birşeyi uygun görsün biz çıkalım yok canım bu benim için iyi değil diyelim.. Kimiz ya da kim olduğumuzu sanıyoruz… Tek bir hücremize bile sözümüz geçmiyorken…dünyanın dönmesine katkımız yok iken hiçbir şeyin kontrolü bizde değilken…ne sanıyoruz kendimizi…ne sanıyorsun kendini…

  8. Mete Tunç diyor ki:

    Tevrat, Zebur ve İncil’den “Allah”lı, “Ahmed”li, “Muhammed”li ayetleri bulup çıkardığınız için sizi “tebrik ediyor” (ve onları kim yazdıysa/kimden alıntı yaptıysanız, onu, en hafif deyimiyle, Hıristiyan dünyadaki ifadesiyle “pious forgery” yapmakla suçluyor) başka bir şey diyemiyorum!
    Sonraki paragraflarınızdaki hususlar özde önce yazdıklarınızın tekrarı, yazdıklarımı doğru anlayamama, yazmadıklarımı bana yakıştırma, dogma-ezber-paradigma muhtevalı olduğu ve sorunuz-sorularınız burada (sitede) değindiğim konular olduğu için mesajımın burada bitiriyorum efendim :)

  9. gozde diyor ki:

    Demiştiniz Kuran sayısız ayette Tevrat ve İncil’i tasdik eder. “Bozulmamışlarını” değil, Kuran “inerken” mevcut olanları ki onlar bugün mevut Tevrat’ın ve İncil’in birebir aynılarıdır.
    Bakalım nasıl tasdik ediyormuş, bozulmamışlarını mı biraz daha dikkatli okuyun…

    A’RAF SURESİ 169: Arkalarından onların yerine bir takım kötü insanlar geldiler de Tevrat’a sahip oldular; onun hükümlerini değiştirme karşılığında, şu değersiz aşağılık dünyanın geçici malını almaya başladılar ve “Nasıl olsa ilerde bağışlanırız.” dediler. Buna benzer geçici bir mal ve menfaat gelse yine de almakta tereddüt etmediler. ALLAH’a karşı haktan ve doğrudan başka birşey söylemeyeceklerine dair Kitab’dakini ders olarak okumuşlardı. ALLAH’tan korkup kötülüklerden sakınanlar için ahiret yurdu hayırlıdır. Artık aklınızı kullanmaz mısınız???

    Madem son olsun istiyorsunuz, peki son olsun… Zaten çok da zevkli değildi sizinle konuşmak, çünkü hep içiboş, ispatlanmamış asılsız iddalarda bulunuyordunuz…Ama yine de devam etmek isterseniz ısrarla sorduğum sorudan başlayabilirsiniz konuya..ben çünkü onun yanıtını bulamadım…

  10. Uluğ diyor ki:

    Hz. Zeynep ile ilgili başka yere yazdığım bir yorumu buraya aktarmanın uygun olduğunu farkettim.

    Peygamberimizin Hz. Zeynep ile evliliği

    …Dillere destan güzelliği olan(?) Zeynep 35 yaşına kadar evlenmemiştir. Zeynep, Peygamberin halasının kızıdır. Peygamberin açık/kapalı her halde görmüş olduğu bir kız yani.

    Peygamber aslında Mete Tunç’un kastettiğinden daha başka bir geleneği yıkmak adına Zeynep ile Zeyd’i evlendirmiştir. Zeyd azad edilmiş bir köledir. Zeynep asil bir ailenin kızıdır ve gururludur, kendisini Peygamber eşi olarak görmek istemektedir.

    Peygamber, muhtemelen Zeyd ile Zeynepi evlendirerek şunları hedeflemiştir:
    i-) Toplumdaki bir algıyı yıkmak istemiştir. Soylu bir insanla bir köle eşittir. Evlenmesi normaldir.
    ii-) Zeyd evvelce yaşlı bir bayanla(Peygamberimizin çocukken dadılığını/anneliğini yapmış olan ve annem diye hitap ettiği Ümmü Eymen’le) dul kaldığı için, sahip çıkmak adına Peygamber isteğiyle evlenmiştir. Halbuki Zeyd daha gençtir. Peygamber, Zeydin babasıdır(evlat edinmiştir). Zeyd’i daha uygun birisiyle evlendirmek istemiş olmalı.
    iii-) Zeynep, Peygamberin halasının kızıdır, 35 yaşlarındadır ve hala bekardır…Diğer bir ifadeyle evde kalmıştır…

    Evlendikten sonra şiddetli geçimsizlikler başlamıştır. Evde huzur yoktur. Zeyd sık sık peygambere gelip boşanmak istediğini söyler. Peygamber bu boşanmayı engellemeye çalışır. Ama bu çabasının boşa olduğunu elbette farketmiş olmalıdır. Bu problemli evlilik 1 yıl kadar sürmüştür. Peygamberin bizzat kendisinin sorumlu olduğu bir evliliğin bu şekilde neticelenmesi elbette O’nu yakından ilgilendirmektedir. Zeynep bir sebepten 35 yaşına kadar evlenmemiştir, boşandıktan sonra da evlenmesi pek olası değil herhalde. Şimdi üstüne geçimsiz damgası da yemiştir. Tafsilatına girmediğim bir hususu daha göz önünde bulundurmak gerekir. Zeynep ve ailesinin gönlünde Zeyd ile evlenmeden önce Zeynep’in Peygamber ile evlenmesi isteği vardı. Peygamberimiz, “Artık şu Zeynebi evlendirelim” dediğinde Zeynep’le kendisinin evlenmek istediğini sanmışlardı ve heyecanla…

    ********************
    Ahzab 37: (Resulüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

    Peygamberimizin bu boşanma neticesinde Zeynep ile kendisinin evlenmesi gerektiğini düşündüğünü, daha doğrusu Allah tarafından böyle ilham edildiği/istendiği anlaşılmaktadır. Fakat toplumdaki malum gelenek(evlatların/evlatlıkların hanımıyla evlenilmez) yüzünden bunun mümkün olmadığını düşündüğü, insanlardan çekindiği anlaşılmaktadır. Allah’ın bu ayetlerde açıkca Peygambere sitem etmektedir. Bu sitemin en kuvvetle muhtemel sebebi: Allah, Peygamberin Zeyneple evlenmesini murat etmişken ve peygamber bunu biliyorken insanlardan çekinmesi ve Zeyd ile artık devam edemeyecek bir evliliğin boşanmayla neticelenmesini, Allah’ın önceden bildirdiklerine/ilham ettiklerine rağmen(Henüz bir emir yokken elbette) önlemeye çalışmasıdır. Ya da bu tür bir ilham veya önden bildiri yokken bile Peygamberin Hz. Zeynep ile insani, akrabalığın gereği olarak evlenmek istemesi, fakat toplumdan haddinden fazla çekinmesi de bu şekilde bir sitemle neticelenmiş olabilir.

    Ahzap 37 ile ilgili olarak, peygamberin çektiği bütün sıkıntıları, işin içinde şehvet olmadığını gören Hz. Ayşe şöyle demiştir:

    Eğer Hz. Peygamber İlahi Vahiy’den bir şey gizlemek isteseydi bu ayeti gizlerdi.

    Bu ayet(ler)den öyle anlaşılıyor ki Allah evlatlıklarla ilgili olarak o anda toplumda var olan algıların kaldırılmasını murat etmiştir. Bunu da böylesine çarpıcı ve net bir örnekle uygulamaya sokmuştur. Allah’ın Ahzab 37-40’da net olarak ifade ettiği gibi “Evlatlıklar asla gerçek evlat gibi değerlendirilemez”. Bu yargıyı kırmak önemlidir. Evlatlık gibi önemli, yaygın bir konuda ayetler ve hükümler olması normaldir. İslam’da evlatlık müessesesi yoktur denebilir. Yetim ve öksüzlerle ilgili çok hassas olmasına rağmen evlatlık konusunda soğuktur. Örneğin, aynı evde mahremiyetin sınırlarını zorlayarak bir arada yaşamayı uygun görmemektedir. Günümüzdeki iyice açığa çıkmış sapıklıkları görünce ne kadar isabetli olduğu da ortada.

    Ahzab 37 ile ilgili önemli bir nokta daha:
    Ahzâb 37’ye bakarsak, Hz. Zeyd’le Hz. Zeyneb’in boşanmasından bahsedilirken, “Sonunda Zeyd, eşiyle ilgilisini kestiğinde…” deniliyor. Yani bu ayet, boşanma işleminin gerçekleşmesi için “en ufak bir etkiye bile sahip olmamış”, Hz. Zeyd kendi isteği üzerine Hz. Peygamber’e gelip, boşandıklarını bildirmiştir.(Bu paragraf alıntıdır: http://www.islamiforum.com/index.php?showtopic=33078)

    ************************
    Konuyla ilgili dillere sakız edilen bir rivayet:

    Bu olayda, mahut derginin istismar ettiği ve yanlış aktardığı cümleyi, vâkıa ile birlikte İbn Sa’d’ın Tabakat’ından aktaralım: “Hz. Peygamber (sav) bir gün Zeyd’i bulmak üzere evine gitmişti, Zeyd’in karısı Zeyneb ev kıyafeti ile (tam giyimli değil iken) kalktı, Resûlullah (sav) onu görünce arkasını döndü, Zeyneb ‘Zeyd evde yok, buyurun Ya Resûlullâh (sav)’ dedi ise de Hz. Peygamber (sav) girmedi. Zeyneb O’nun girmediğini görünce çabucak giyindi, örtündü ve dışarı fırladı ve -bu hali- Resûlullah’ın (sav) hoşuna gitti, sonra bir şeyler mırıldanarak dönüp gitti, söylediklerinden yalnızca şu anlaşılıyordu: “Büyük Allah’ım seni tenzih ederim, kalbleri evirip çeviren Allah’ım seni tenzih ederim!” Sonra Zeyd eve gelir, Zeyneb ona olayı anlatır, Zeyd ‘niçin buyur etmedin!’ diye çıkışır ve hemen Resûlullah’a (sav) gider, evde bulunup O’nu (sav) ağırlayamadığı için hayıflanır, Zeyneb’i beğeniyorsa alması için hemen boşayabileceğini söyler, Resûlullah reddeder. Bu teklif defalarca tekrarlanır, sonunda Allah Resûlü (sav) boşamaya izin verir, kadın iddetini bekledikten sonra da onunla evlenir.(http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0507.htm)

    Bu rivayeti genel olarak doğru kabul edersek bu rivayet bazı noktalarda gerçeği yansıtmıyor.Öncelikle buraları düzeltelim:
    i-) Peygamberimiz Zeynep’i evde uygunsuz görmüş. Peygamberimiz bir evi ziyaret ettiğinde eve densiz bir şekilde girmez ve belli bir mesafeden en fazla 3 kere seslenirdi. Cevap gelmezse geldiği gibi giderdi. Zeyd’in evine gittiğinde(gitmişse) de böyle davrandığı muhakkak. Peygamberin apansızın bir eve girmesi hep yapageldiği ev ziyareti adabıyla açıkca çelişkilidir. Öyleyse, Peygamber öncelikle evin dışından seslenmiş olmalı.

    ii-) Peygamber, seslendiği zaman Zeynep’in uygunsuz, açık-seçik bir kıyafetle dışarı çıkması veya bu durumdayken başka birisini eve davet etmesi ise Zeynebe açıkca ahlaksızlık isnadıdır.

    iii-) Bu olası peygamber ziyaretinden sonra Zeyd gidip de Peygamber’e asla “Zeynep’i boşayayım da sen evlen” dememiştir. Öncelikle böyle bir iddia Zeyd’e haysiyesizlik yakıştırmasıdır. Kimse gidip de “Eve patavatsız bir şekilde girdiğin için bizim hanımı çıplak görmüşsün. Belli ki canın da çekmiş. Ben hemen boşanayım da sen al babacığım” demez. Empati kuruyorum ve Zeyd’in böyle bir şey demediğinden eminim. Külyutmaz dinsizler gibi Zeyd’i haysiyetsiz birisi olarak düşünsek bile(ben asla düşünmem) malum gelenek yüzünden böyle bir şeyi aklına bile getirmemiştir. Gidip de evlatlıkların hanımıyla evlenilmez geleneğine rağmen Peygambere “gel benim karımla evlen!” diyemez. Bu geleneği kaldıran ayetlerin boşanma olayından sonra geldiği ayetin kendisinden rahatca anlaşılmaktadır. Yukarda ifade etmiştim.

    İbn Sa’d tarafından zikredilen bu iddialar görüldüğü üzere pek gerçekci görünmemektedir. İşin ilginç tarafı bu kaynakları kullanan dinsiz taife bu kaynaklara bile birebir sadık kalmamaktadır. Mesela kaynaklarda çıplak görme hadisesi geçmemektedir. İfadeler çarpıtılmakta ve iğrenç bir şekilde hayal gücüyle süslenmektedir.

    Diğer bir çarpıtma örneği:

    b) Geri dönerken söylediği sözün gerçek karşılığı yukarıda verdiğimiz gibidir, burada “gönlümü çeviriverdin” şeklinde bir ifade mevcut değildir. Doğru tercümesini yukarıda verdiğimiz cümle ise İslâm âlimleri tarafından şöyle anlaşılmıştır: “Allahım! Gönüllere hükmeden sensin, nasıl oluyor da Zeyd, böyle bir kadınla geçinemiyor ve mutlu olamıyor!”(http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0507.htm)

    *******************************

    Peygamberimiz, Halasının kızı Hz Zeynep’i çocukken, gençken, orta yaştayken sürekli görmüştür, ilk vahiyden önce/sonra, örtünmeyi söyleyen ayetten önce/sonra. Zeynep, Peygamberimizde asla evlenme isteği uyandırmamıştır. Yoksa ilk olarak muhakkak kendisi evlenirdi. Eğer Zeyd ile evlendikten sonra şehvetinin kurbanı oldu diyorsak bu da mantık dışıdır:
    i-) Öncelikle Peygamberin izah ettiğim gibi Zeynep’i böyle uygunsuz bir pozisyonda görmüş olması mümkün değil. Bunu ancak Peygamberin peygamber olmadığı ve densiz olması varsayımıyla mümkün görebilirsiniz. Bu varsayımı doğru kabul edip ondan sonra bu olayı peygamberin peygamber olamayacağına delil olarak sunamazsınız… Netice de vehme dayalı densiz olduğu varsayımının hiç bir sağlam gerekçesi olmadığı gibi tarihi diğer gerçekler bunu yalanlamaktadır.

    ii-) Eğer bir anlık şehvetin hasıl olduğunu varsayarsak bu şehvet isteğini Peygamberimiz başka bir hanımıyla giderebilirdi. Zeynep, Peygamber için bulunmaz hint kumaşı değildir. Bir anlık şehvet için bu kadar uğraşmaya ve riske girmeye gerek yok.

    iii-) Bu şehvet isteğini Zeynep ile hemen gidermek mümkün değildi. Boşanma ve yeni evlilik bir kaç saatte, bir kaç günde olacak bir iş değil. Olayın en hızlı şekilde olduğunu varsaysak bile en azından iddet dönemi kadar beklemek gerekir(sakız edilen rivayette de böyle geçer). Bu süre ne kadar bilmiyorum. Eski eşten hamile olmadığın anlaşılacak. Bu kadar süre şehveti herşeye göğüs gerecek kadar canlı tutmak için olağanüstü çaba göstermek gerekir:-) Bu kadar ahlaksız(!) ve şehvetperest(!) bir adam nasıl da milleti böylesine etkilemiş ve ahlaksız olduğunu çaktırmamış? Hayret bir durum! Ha evet, o dönemdeki insanlar salak ve de cahildi! Bizimkiler kadar kurnaz ve de külyutmaz değillerdi.

    ***********************************

    “Dinsizim en büyük delilim de hiçbir gerçekciliği olmayan evhamlarımdır” düsturunu ilke edinenlere aslında anlatacak pek bir şey yok. Elbette anormal olan şüphe ve vehimlerin zihinde oluşması değildir. Anormal olan bunları gerçek sayıp hakikatın nuruna erdiğini sanmaktır.

    Peygamberimizin Hz. Zeynep ile evliliğinin aşka ve şehvete dayalı olması mümkün değil. İyi analiz edildiğinde tamamen insani mülahazalarla ve ilahi emirle yapıldığını anlamak zor değil.

    Bu konuda daha fazla okumak ve daha ayrıntılı analiz isteyenler için:
    “Hz. Muhammed Niçin çok evlendi? Ebu Rıdvan M. Sadık Vicdani, Diyanet yayınları”. Son derece sıradışı bir kitap.

Leave a Reply