BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Sadrazamların/Paşaların Lakapları (Mete Tunç)

Nazım Tektaş’ın “Osmanlı’da İkinci Adam Saltanatı” kitabından,  Osmanlı’da paşa lâkaplarının kökenlerini, nereden geldiklerini okuyalım:

 Hadım Ali, Sinan, Süleyman, Mesih, Hasan, Mehmet paşalar: Umûmiyetle Habeşli siyahların hizmet gördüğü harem dairesinde beyaz olanlara akağalar denirmiş. Bunlar da genellikle Boşnak ya da Arnavut kökenliymişler. Paşalar bu gruptan.
 Semiz Ali ve Ahmet paşalar: Hantal, şişman vücutları varmış.
 Cerrah Mehmet Paşa: Sünnetçiymiş.
 Kuyucu Murad Paşa: Bir savaşta atıyla berâber bir kuyuya düşmüş.
 Öküz Kara Mehmet Paşa: Babası öküz nalbandı imiş.
 Güzelce Ali Paşa: Herhâlde yakışıklıymış.
 Mere Hüseyin Paşa: İdâmına hükmettiği insanları huzurundan götürülmeleri için yanındaki Arnavutlara, Arnavutça “mere” (alın) dermiş.
 Kemankeş Kara Ali ve Kara Mustafa paşalar: Ok atmada mahâretliymişler.
 Civan Kapucubaşı Semin Mehmet Paşa: Genç yaşta kapucubaşı olduğundan civan, şişmanlığından dolayı da semin’miş.
 Hezar Pâre Ahmet Paşa: Cesedi at meydanındaki bir ağacın altına atılmış. İnsan yağı mafsal ağrılarına şifâdır, diye bir şâyia çıkarılmış. Ağrıdan muzdarip insanlar cesedi “bin parça”ya ayırmışlar.
 Melek Ahmet Paşa: Paşa, çocukken/gençken eli yüzü temiz ve aynı zamanda tombulcaymış. Semiz bir hayvan olan mandanın yavrusu (malak) da semiz olur(muş). Malak gibi, malak derken… Paşa olduktan veya ölümünden sonra “a”lar “e” oluvermiş.
 Deli Hüseyin Paşa: Cesaretli, yiğit bir şahsiyetmiş.
 Boynueğri Mehmed Paşa: İran seferi boyunca kırk yara almış. Bunlardan biri boynunu eğri bırakmış.
 Arabacı Ali Paşa: Hışmına uğrayanları arabaya doldurup sürdürürmüş.
 Elmas Mehmet Paşa: Elmas gibi pırıl pırıl ve çok yakışıklı imiş.
 Kavanoz Ahmet Paşa: Kısa ve şişman oluşu veya âile mesleğinden dolayı…
 Enişte Hasan Paşa: Padişahın kızı ile evliymiş (Damat da denilirmiş).
 Kalaylıkoz Ahmet Paşa: Bir rivâyete göre babası kalaycı imiş. Diğerine göre, kozbekçilerin(?) halîfesiymiş, kalaycının “kalay”ı ile kozbekçinin “koz”u birleştirilip…
 Baltacı Mehmet Paşa: “Baltacı” tarihte iki görev için kullanılıyormuş: 1. Sarayın dış hizmetlerinde çalışan bir kısım müstahdem için. 2. Saray muhâfız kıtası efrâdı için.
 Yeğen Mehmet Paşa: Sadâretinden çok önce ölen bir darphâne ve tersane emininin yeğeniymiş.
 Hacı İvaz Mehmet Paşa: Babası tarafından karşılıksız olarak hizmet görmesi dileğiyle devlete adandığı için (İvaz: Karşılık, bedel; karşılık istemeksizin.).
 Bıyıklı Ali Paşa: Sakalı olmadığından sadâreti gecikmiş; üç ay sonra sakalı çıkınca mührü almış.
 Cenâze Hasan Paşa: Mührü hümâyuna lâyık görüldüğü zaman hasta yatıyormuş.
 Kör Yusuf Ziya Paşa: Görme problemi varmış.
 Keçiboynuzu Ağa İbrahim Hilmi Paşa: Bedeni çok cılızmış.

Not1. 20. ve 21. yüzyıl paşalarımızdan bazıları:
o Yeğenzede Morison Mason Onbaşı Süleyman Paşa: Sadrâzam/Padişah. İki yeğeninin iş hayâtı yüzünden sıkıntı çekti. Sadârete ilk geldiğinde ABD iş çevreleri ile yakın ilişkisi vardı ve masondu. Padişahlığı sırasında darbecilerin safında yer aldı; bir muhalifi kendisine onbaşı rütbesini verdi.
o Tikli Fâtih Gâzi Bülent Paşa: Sadrâzam. Gözünde tik vardı. Kıbrıs fâtihidir. Sûikastlara uğramış, yara almamıştır.
o Gafçı Tansu Paşa: İlk kadın sadrâzam. Çok gaf yapardı.
o Pokerci Mesut Paşa: Sadrâzam. Kumarı severdi.
o Tak-Şak Doğan Paşa: Erkânı Harbiye Umum Reisi. Gafçı Tansu Paşa için, “ona tak selam veririm, verdiği görevi şak yaparım” dediğinden dolayı…
o İnönüzâde Sırık Erdal Paşa: Fizikçi müderris. Vezir. Askerî paşa, sadrâzam ve padişah İsmet’in oğlu. Uzun boyluydu.
o Bodur Gazi (Şehit) Turgut Paşa: Sadrâzam/Padişah. Kısa boylu ve şişmandı. Sûikasta uğramış, parmağından yaralanmıştır. Padişahlığı sırasında öldü; zehirlendiği iddiası vardır.
o Tankçı Fasafiso Necmettin Paşa: …
o Mersedes Hamdolsun Recep Tayyip Paşa: …

Not2. Orta Anadolu’nun harap bir köyünden, Muşkara’dan çıkıp gelmiş İbrahim İstanbul’a. Yükselmiş, yükselmiş; nihayet Vezîri Âzam olmuş (Dönem Lâle Devri’dir.). Köyünü unutmamış. Köyünü “güzellik iksiri içmiş bir acûzenin dünyâ güzeli oluvermesi gibi tepeden tırnağa değiştir”miş. Câzibeli bu şehre “Nevşehir” denmiş. İbrahim Paşa da, böylece, “Nevşehirli” lâkâbı ile anılmaya başlanmış. (Çetin Altan, “Türkler hiç şehir kurmadı” der. Bir tâne daha “keşfettik”!)

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 10495, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply