BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

UFO’lar Hakkında (Mete Tunç)

“UFO gördüm/gördük” hikâyelerinden biri Sirius Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Haktan Akdoğan’ın da konuk olduğu bir programda dile getirildi. Emekli bir subay anlatmış/yazmış:

Taburda, içtimâ sırasında gökyüzünde çok büyük bir uçan nesne görülmüş. Falan açıda, filan biçimdeymiş. Dakikalarca aynı konumda durmuş. Buna taburun bütün askerleri şâhit olmuş. Taburda/askeriyede fotoğraf makinesi yasak olduğu için fotoğrafını çekememişler(!)..

Programa ilgi çekmek, “rating” için mi bu tür akla ziyan açıklamalar?! Yüzlerce, hattâ binlerce insan olağanüstü bir olaya tanıklık edecek de, bu olayla ilgili hiç haber olmayacak, efsâne üretilmeyecek! Ayrıca, askerî birliklerde fotoğraf makinesi olmadığı yalandır! Kezâ, dürbün de mevcuttur. Neden dürbünle bakmamışlar acabâ?! “Masal” daha bir ayrıntı hâle gelirdi böylece!

Yukarıdaki hikâyeye îtiraz etmeyen H. Akdoğan, kendilerine gelen UFO ihbarlarının yüzde doksanın doğa olayları vs. kaynaklı olduğunu, yüzde onunun ise mutlakâ ciddîye alınmasını istiyor. Şöyle düşünülebilir: İhbarların yüzde doksanının UFO olmadığı kanıtlanabiliyorsa, ki bu büyük bir orandır, kalan yüzde onunun da UFO olmadığı, yakın zamanda, yeni teknikler sâyesinde elde edilecek bilgilerle neden kanıtlanamasın?!

Sinema oyuncusu Eşref Kolçak’ın oğlu, gâlibâ 1917 devriminden sonra Osmanlı’ya sığınan Rus kökenli bir âileye mensup, 90’lardaki pop “patlamasında” ortaya çıkan şarkıcılardan biridir Harun Kolçak.

“Kariyerine” devam etmediğini, münzevî bir hayat sürmekte olduğunu duymuştum. Bir programda, onu, “felsefi sözler” ederken ve insan, neye ihtiyaç hissediyorsa, vücut o besini talep ediyor, deyip, kendine âit bir örnek verirken dinlemiştim.

Nihâyet, bir programda, Ankara’da askerliğini yaparken, sabahın erken saatlerinde gökyüzünde bir cisim gördüğünü, o cismin yavaş yavaş kendine doğru yaklaştığını ve çok yakınında durduğunu ve bir süre öyle kaldığını, haber vermek için bir arkadaşına seslenip döndüğünde cismin kaybolduğunu söylüyor. Sunucu (Beyazıt Öztürk), başka kimse yok muydu, diye soruyor. Cevap (bana göre) “lâfû güzaf”. Yine sunucu, seslendiği, erkek değil kız olsaydı, o cismin kaybolmayacağını, espriyle söylüyor. Sunucunun, gökyüzünde koca bir cisim yaklaşıyor, koca şehirde sâdece sen mi görüyorsun, diye sormayı aklından geçirdiğinden eminim. Fakat, herhâlde H. Kolçak’ı rencide etmek istemiyor. Çünkü H. Kolçak şaka yapıyor gibi görünmüyor! Asıl üzerinde durulması gereken nokta da bu:

O programda Vatikan konusunda, doğrusu içeriğini pek anlayamadığım, Vatikan’ın şâibeli işleri mi, yoksa, bir papanın kehânetleri mi, belli olmayan, bir yazarının kendisi olduğu kitabını da tanıtan, müzisyen, eğitimli-kültürlü bir âileden gelmiş, “felsefeyle”, yogayla, doğru beslenmeyle ilgilenen H. Kolçak, UFO gördüğüne inanıyor, “olayda” bir garâbet olduğunun farkında değil(?), ve anlattığına insanların inanmasını bekliyor!..

Kolçak türü (ve onun anlattıklarına inanan) insanlar çok mu “saf”, yoksa ciddî bir ruhsal problemleri mi var?! “Özel”, “seçilmiş”, “işâret gönderilen” insanlar olduklarını sanıyorlar ve bu doğrultuda “ciddî ciddî” hikâyeler/senaryolar yazıyor, uyduruyorlar. Ama tabiî ki, “özel” olmadıklarından “senaryo” (en az) bir yerinden patlıyor!

Aynı programda yazar-mimar Aydın Boysan da var. Ona soruluyor, böyle şeylere inanıp inanmadığı. Bunlar masaldır, diyor. Bana delil getirin, diyor. En güzel cevâbı o veriyor.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 5267, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

One Comment

  1. mertcan diyor ki:

    bak bu kurandada yazıyo dünyadaki milletten başka bir millet daha çıkıp insanlar ve uzaylı dediğimiz varlıklar arasında savaş çıkaca ve dün ya taş devrine geri dönecek

Leave a Reply