BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Dünya’nın Yaratılışı (Kuran’a Dayalı Anlatım)

Yazar: Mesut Bigalıoğlu

{2} Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız. O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın. [Bakara 21-22]

{76} İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık. [İnsan 1-2]

{11} O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkarcılar “Mutlaka bu apaçık bir büyüdür” derler. [Hud 7]

{21} İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana getirdik. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler. [Enbiya 30-31-32-33]

{41} De ki: “Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkâr ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.”O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir. [Fussilet 9-10-11-12]

{15} Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik. Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz. Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz. [Hicr 19-20-21-22]

{50} Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik. [Kaf 7]

{79} (Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur. Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir. O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı. Ardından yeri düzenleyip döşedi. Ondan suyunu ve merasını çıkardı. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı. [Naziat 27-28-29-30-31-32-33]

{13} Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, âyetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. [Rad 2-3-4]

{31} Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. [Lokman 10]

Yukarıda Dünya’nın yaratılışıyla ilgili bazı ayetler verdim. Aslında bu ayetler Dünya’nın yaratılmasıyla ilgi değil, Dünya’nın düzenlenmesiyle ilgilidir. Yakın bir zamana kadar yukarıdaki ayetler Dünya’nın hatta evrenin yaratılmasıyla ilgili olarak bazı çevrelerce referans olarak gösteriliyordu. Aslında durumun hiçte öyle olmadığını ayetleri analiz ederek hep birlikte göreceğiz.

{2} numaralı ayette “sizi ve sizden öncekileri yaratan” ifadesi geçiyor. Buradan bizden önce de yaratılmış varlıkların olduğunu anlıyoruz. Ancak bu yaratılanlar suda mı yaşıyordu, karada mı yaşıyordu orası belli değil. {76} numaralı ayette “insan anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti” diyor. İnsanoğlu henüz ortada yokken yeryüzünde uzun bir zaman geçti. Bu ayetlerde anlatılanlara baktığımızda aslında Dünya’nın önceden yaratılmış, Dünya’da bizden önce yaşayan canlıların varolmuş olduğunu anlıyoruz. Burada Dünya’nın yoktan var edildiği gibi bir durum yoktur. Devam edelim.

{11} numaralı ayette “henüz arşı su üstündeyken” diyor. {21} numaralı ayette “göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı, gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık” ifadeleri geçiyor. “Arş” kelimesi göğün en yükseği anlamında kullanılır. Göğün en yükseği su üstündeyken, gökleri ve yeri ayırıyorsa demek ki, o zamanki “gök” şimdikinden daha alçaktı. {41} numaralı ayette “sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne isteyerek veya istemeyerek gelin dedi.” ifadesi geçiyor. {13} numaralı ayette “Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten” ifadesi geçiyor. {79} numaralı ayette “göğü yükseltmiş, ona düzen ve ahenk vermiştir.” diyor. Şimdi gökle ilgili bütün bu bilgileri toparlayalım. Gökyüzü, yeryüzüyle bitişikmiş gibi alçaktı ve duman gibi görünüyordu. Allah bu gökyüzünü yükseltti, onu düzenledi ve korunmuş bir tavan yaptı. Burada da Dünya’nın yaratılması ile ilgili bir anlatım yok. Burada göğün düzenlenmesi durumu söz konusu.

{41} numaralı ayette “göğe ve yeryüzüne isteyerek veya istemeyerek gelin” ifadesi geçiyor. {15} ve {50} numaralı ayetlerde “yeri yaydık, sabit dağlar yerleştirdik, ölçülü biçimde her türden bitkiler bitirdik” ifadeleri geçiyor. {31} numaralı ayette “yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi” diyor. Yeri yaymak ne demektir? Yeryüzü ile ilgi farklı ifadeler var Kuran’da. Yerin bir yere çağırılması ve yayılmasından kara parçalarının hareket ettirilerek düzenlenmesini anlayabiliriz. Kıtalar birbirine çarptırılarak sabit yüksek dağlar meydana getirilebilir. Sabit dağlar oluşturma gerekçesini de “insanların sarsılmaması” olarak açıklıyor. Sarsılma nasıl olur, ya Dünya’nın düzensiz hareketleriyle yada volkanik faaliyetlerle. Yada her ikisi birden. Dünya’nın en yüksek dağları olan Himalaya’ların da Şimdiki Hindistan’ın Asya kıtasının güneyine çarpması sonucu oluştuğu düşünülüyor.

Peki bütün bu işlemler ne kadar sürdü? Yerle göğün ayrılması, yerin düzenlenmesi, göğün düzenlenmesi. Hepsi 6 gün sürdü. 4 gün yerin düzenlenmesi, 2 günde göğün düzenlenmesi. {41} numaralı ayette Allah bunu açıkça dile getiriyor. [Fussilet 9-12] Bazı çevreler Allah katında 1 günün bize göre 1000 yıl sürdüğünü dile getirerek bu 6 günün aslında 6000 yıl olabileceğini söylüyorlar. Ben bu görüşe katılmıyorum. Tanrı böyle bir bilgi için dolaylı ifadeler kullanmaz. Direk ölçü verir. O bakımdan 1000 yıl yorumları, (parantez içi) yorumları bana göre yanlıştır. Nasıl ki “biz insanı çamurdan yarattık” diyorsa, bu konuda da 6 günü referans almak durumundayız. Kuranı bilime uydurma çabası içinde olanlar da bu konuda yanılgıya düşmesinler. 6000 yıl karaların hareketi, gökyüzünün oluşumu ve bitkilerin oluşumu için makul bir rakam olarak görünebilir. Ancak, sabit dağların yaratılabilmesi için o kara parçalarının ne kadar büyük bir hızla birbirine çarptırılması gerektiğini düşünürseniz. Yeryüzünün gerçek 4 günde nasıl oluşmuş olabileceğini anlarsınız.

Diğer bir nokta düzenlenmenin sıralaması. Düzenleme,yeryüzünün yayılmasıyla başlıyor. Yani kara parçalarının hareket ettirilmesi. Sonrasında dağlar oluşturuluyor. Canlılık ortaya çıkarılıyor. Bitkilerin ortaya çıkarılması. En son gökyüzü düzenleniyor. Neden? Çünkü yeni yaratılanlar için mevcut atmosfer uygun değil de ondan. 4 günde yaratılanların yaşama devam edebilmeleri için uygun atmosferik koşulların oluşması gerekir ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı yeryüzünün korunması gerekir. Yani yeryüzündeki oluşumlara göre bir atmosfer düzenlemesi yapılıyor. Bunun ne kadar önemli olduğunu ozon tabakamızdaki delikten herkes anlayabiliyor sanırım. Küresel ısınma konuları hani.

Toplam 6 gün süren bu oluşumların, gerçek 6 dünya günü olmasının bir nedeni daha var. Yeryüzündeki ve gökyüzündeki dengeler birbirine fazlasıyla bağımlı. Bütün işlemler ince bir ayara bağlı olarak yürüyor. Eğer bu dengeler doğal yollarla oluşmuş olsaydı ya da uzun bir sürecin sonucunda oluşmuş olsaydı, kurulan bu dengelerin biraz bozulması halinde canlılık şimdiki gibi tehlikeye girmezdi. O yüzden Dünyamızın dengeleriyle fazla oynamayalım.

Sonuç olarak; yukarıda verdiğim Kuran’da geçen ayetler Dünya’nın yaratılmasıyla değil, Dünya’nın düzenlenmesiyle ilgilidir. Allah, yeryüzünde canlılığın yada insanın oluşumu için belli bir süreç içinde Dünya’daki fiziksel ortama müdahale etmiş, insanın ortaya çıkış şartlarını uygun hale getirmiştir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 90077, bugün ise 37 kez görüntülenmiştir.

98 Comments

  1. önder diyor ki:

    ne güzeldir KURAN-I KERİM her şeyi açıklar ve netleştirir…

  2. Alpine diyor ki:

    Nereden baslamak gerekir ki. Dunyanin “duzenlenmesi” 6 gun surmustur iddiasini tasiyan bir yaziya yorum yapmak nekadar akilci onuda bilmiyorum.

    Hizla birbirine carpmasi demissiniz. Dikkatinizi cekmem icab ediyor sanirim, burada carpisanlar arabalar degil, kitalar. Himalayalarin olusmasi dogrudur Hindistan kara parcasinin Asya kara parcasina olan carpmasi sonucudur. Ancak 55 milyon yil once meydana gelen Hindistan’in Asya’ya olan sokulusu 15 milyon yil once Himalayalarin 8000m yukseklige erismesine sebep olmustur. Hadi aradaki 40 milyon yili 4 gune sigdirdiniz diyelim de Hindistan’in hala Asya’ya senede 5 cm sokulmasini nasil aciklayacagiz? Kara parcalarinin hala hareket etmelerini neye yoracaksiniz? “Duzenlemenin” devam ediyor olusunu ne ile aciklayacaksiniz merak ediyorum.

    Ama durun bir saniye, aslinda merak da etmiyorum, zira cevabi belli. Yaradan oyle istemis…

  3. ahmet paksoy diyor ki:

    “Nereden baslamak gerekir ki. Dunyanin “duzenlenmesi” 6 gun surmustur iddiasini tasiyan bir yaziya yorum yapmak nekadar akilci onuda bilmiyorum.”

    Alpine arkadaşım sen ne kadar cahilsin böyle ! altı gün ifadesi Allah katında altı gün insanların anlaması için o şekilde ifade ediliyor.. yani çokluğu belirtmek için söylenmiş bir söz . bu bizim yılımıza göre milyon yılda olabilir binlerce yılda olabilir

    Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir. – Hac Suresi 47. Ayet

    “Kara parcalarinin hala hareket etmelerini neye yoracaksiniz? “Duzenlemenin” devam ediyor olusunu ne ile aciklayacaksiniz merak ediyorum.”

    O, her an yaratma halindedir. Rahman Suresi 29. Ayet

    Kardeşim önce Kur’an-ı Kerim’i oku ondan sonra yorum yap .. Gördüğün gibi Kur’an-ı Kerim’de sorduğun soruların cevapları gayet açık oku !

  4. halil ibrahim meral diyor ki:

    bahsedilen zamanın göreceliğini izafiyet teorisinde bulmak mümkün… ayrıca kasdedilen zamanın göreceliği kuranda, ” bizim katımızda bir gün, sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir” her şeyin ilmi bir açıklaması islamda vardır fakat ne yazık ki bizler bilebildiğimiz kadarını bilebiliyoruz. zaman içinde, ilim keşfedildikçe kuranda var olduğu görülebiliyor…

  5. halil ibrahim meral diyor ki:

    ahmet paksoy kardeşim açıklamış okumadan yazdım şimdi farkettim… aynı paralellikte bunada denecek birşeyleri olan olacaktır sanırım… olsada şunu diyebilirim,inanmak istemeyene ne anlatırsan nafile önce inanmayı istemek lazım. diyeceüim o ki ilmi ve islamı hakkıyle samimiyetle bir insan öğrenmek istedimi öğrenir, istemedimi ne yaparsan yap ne çare…

  6. batuhan diyor ki:

    ne saçma asıl din hakkında hiç bir fikri olmayan bu 6 günde yaratılmıştır fikrini ortaya atmıştır

  7. selcuk diyor ki:

    onemli olan bence bu ayetlerde verilen bilgileri gunumuz bilimsel bulgulari ile birebir ortusmesine calismak degildir. alti gun gercekten alti gunu de ifade ediyor olabilir (dunya ilk olustugunda gunumuzdeki hizindan cok daha hizli veya yavas donuyordu ise o gunku zaman bizim icin tamamen izafi hale gelir.)

    veya bu alti gun, alti farkli evreyi belki 6 milyar yili da ifade ediyor olabilir.

    bunlara takilmaktansa bence Kuran in vermeye calistigi mesaji yani “buyrun size ipuclari, arastirin bulun” tesvikini, cesaretlendirmesini algilamamiz cok daha yararli olacaktir.

    Saygilar sevgiler selamlar.

  8. Bigalıoğlu diyor ki:

    arkadaşlar,6 ğünün üzerine niye daha fazla anlam yüklemeye çalışıyorsunuz ki?eğerki 6000 yılda düzenlenmiş olsaydı,6000 yıl derdi.bir şeyi ğözden kaçırıyorsunuz.siz buğünün mantığıyla düşünüyorsunuz,6 ğün olamaz diye.ancak Allah Kuran’da insanların anlayabileceği bir dil,we sewiye kullanmıştır.Olay we olğuları en anlaşılır basit we yalın ifadelerle anlatmıştır.6 ğün ğerçek 6 dünya ğünüdür.ancak 6 ğünde yaratılma değil,düzenleme yapılmıştır.hiçbir şey yoktan war edilmez,olan şeyler dönüşür.dünyada milyarlarca yıl önce kızğın bir enerji yumağıydı.

    neyse,basit düşünün.nasıl Allah sizin katınızda 1000 yıl benim katımda 1 ğün demiştir.ne anlıyorsunuz bundan.farklı bir mekan we farklı bir zaman.neden Allah’ın katına felan çıkıyorsunuz ki,siz apaçık söylüyor.dünya 6 ğünde yaratıldı (düzenlendi) diye.yani ne arıyorsunuz altında.bunun bir mucize olması we sizi korkutuyor olması mı mesele.weya mucize olursa ayetin inandırıcılığı mı azalacak?

    neyse,olay yukarıda anlatıldığı ğibidir.

  9. beray diyor ki:

    yevm Kuranda vakit manasınada gelmektedir.yani 6 aşama, 6vakitte olabilir…

  10. Adem diyor ki:

    beray..

    yani helal olsun sana… Allah’in kitabinda yazilanlari birseylere uydurmaya calisiyorsun… Acik acik yazili.. ne kadar zamanda yaratildigi..

  11. Alpine diyor ki:

    Biriniz bin yil der, biriniz bir milyon yil, biriniz de Allah bir gun dediyse bir gundur der. Once bir karar verin bir gun aslinda kac gun, sonra oturup hesap kitap yapalim bence.

    Not: Daha kitabiniz ne diyor ondan haberiniz yok ama cahil olan ben oluyorum hemi…

  12. Bigalıoğlu diyor ki:

    Alpine;gözümden kaçmış.şöyle demişsin.

    “Kara parcalarinin hala hareket etmelerini neye yoracaksiniz? “Duzenlemenin” devam ediyor olusunu ne ile aciklayacaksiniz merak ediyorum.”

    kara parçalarının hareket etmesinin nedeni yerkabuğunun altındaki aktmanın yerkabuğundan daha sıcak ve esnek olmasıdır.yerkabuğu altı milyonlarca yıl önce daha sıvıydı.milyonlarca yılda dünya yaşlandıkça kabuk soğudukça kabuğun alt katmanlarıda jöle’ye benzemeye başladı.

    dünyanın ilk zamanlarında yerkabuğu hareketleri daha hızlıydı.dünya soğudukça bu hareketler yavaşlıyor,çünkü daha alt katmanlar jöle kıvamına geliyor,volkanik faaliyetler iç katmanları soğutuyor.

    hareket devam ediyor,ancak eskisi gibi değil.hız eskiye nazaran çok düşük ve dünya soğudukça daha da düşecek.hatta dünya soğudukça zaman bile uzayacak.dünya zamanı.

    işte bu soğuma evrelerinin bir noktasında hareketli olan kabuk parçalarını bir araya getirmek ve kabuğu sağlamlaştırmak bence Allah için hiçte zor değil.ve 6 günde de yapılmayacak bir iş değil.

    bu arada kara parçalarının hareketine etki eden bir unsur daha,dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesi.az daha unutuyordum…

  13. Alpine diyor ki:

    “işte bu soğuma evrelerinin bir noktasında hareketli olan kabuk parçalarını bir araya getirmek ve kabuğu sağlamlaştırmak bence Allah için hiçte zor değil.ve 6 günde de yapılmayacak bir iş değil.”

    Benimde anlatmaya calistigim tam olarak bu zaten. 6 gun cok fazla.

    Devlet bana imkan saglasin; yoktan var etme, zamansiz ve mekansiz olma vs gibi yetkiler versin, ben 3 gunde kabasi bitmis halini teslim ederim. Yalniz dikkatli olun, bu piyasada 3 kagitci cok olur, “Abi ben 1 gune kabasini teslim ederim” diyenlere inanmayin, bunlar Cinde yaptirip getirtiyorlar, 2 gunde kuresel isinmadan yanar gider, uyarmadi demeyin. Bizde kalite on plandadir, daglari ve ovalari Kutahya’da porselenden, denizleri ve okyanuslari Izmit’de Cene suyundan yaptirtiyoruz.

  14. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Benimde anlatmaya calistigim tam olarak bu zaten. 6 gun cok fazla. ”

    evet zaten 6 gün değil ki.karalar 2 günde.2 günde canlı işleri felan.son 2 günde gökyüzü.tamamdır.7.günde seyrü sefa,arştan.ne güzel yapmışım beah.

    made in Tanrı.
    not china,not Anpine.

  15. KOSOVALI diyor ki:

    şüphesiz ki yaradan yani allahütala isteseydi anındada yaratırdı böyle konular derin konulardır arkadaslar o herseyin iyisini bilen affeden ve bagışlayan rızk verendir.onun için fazla yoruma gerek bile yok.gün olayınıda o bilir bizim yorum yapmamız bile sakıncalı bence

  16. muratbey diyor ki:

    “şüphesiz ki yaradan yani allahütala isteseydi anındada yaratırdı böyle konular derin konulardır arkadaslar o herseyin iyisini bilen affeden ve bagışlayan rızk verendir.onun için fazla yoruma gerek bile yok.gün olayınıda o bilir bizim yorum yapmamız bile sakıncalı bence”

    O herşeyin iyisini bilen,affeden,bağışlayan,rızk veren sana araştır,sorgula,yorumla diye akıl fikir vermemiş mi güzel kardeşim ?
    Nedir o zaman insanın hayvandan farkı ?
    Sorgusuz,sualsiz tapacaktık madem cennetten niye kovuldu Adem ?

  17. sorgula diyor ki:

    Yaratma konusunun belirsizliğinden öte aklıma takılan bir konu var; İnsanın Allah tarafından imtihan edilmesini anlamıyorum. Yani , mesele şu insan karakteri yapısı az çok çocuk yaşlarda belli oluyor ve karakterin üzerinde içinde bulunduğu toplumun çok büyük etkisi var. Yani kişiliğimiz bir kısmını toplum oluşturuyor ve bu değerler toplumlara göre fark ediyor. Şimdi benim elimde olmayan sebeplerle gelişen bir kişiliğim var. Bu durumda bu imtihanda kurban ben oluyorum. Yani ben dünyaya gelirken, bana nasıl bir insan olacağım sorulmuyor ve üstüne bir de toplumun etkileri ekleniyor. Ayrıca, Allahın imtihan etmek için bir canlı yaratması da ayrıca akıl almaz bir durum. Bunun izahını yapabilecek misiniz? Yani Tanrının işine karışılmaz sözünden başka bir cevap var mı?

  18. yuksel unlu diyor ki:

    Elbette bence var.Ben henüz yazılarımın ileriki aşamalarına gelebilmiş değilim daha sonraki yazılarımda butür konuları işlemeyi düşünüyordum.Ben psikanalizmi okudum inceledim, orada şu vardır paradigma sorunları.Yani eşyaya bakış biçimleri.Şimdi ben diyorumki bizim sahip olduğumuz paradigmalar ile bizim varlık nedenimizi anlayabilmemiz mümkün değil.Bizm sahip olduğumuz paradigmalar, tamamen dünya ile alakalı.Orada tamamen bambaşka paradigmalar var.
    Asıl sorgulanması gereken bize öğretilen bu dini emirlerin kendisidir.Sorgu nasıl bir sogu, neye göre bunlar, mulak.
    Ben bu duruma SIR diyorum, dünyadaki sır, hiç kimsenin yüzü suyu hürmetine bozulmayacaktır.Ne kadar namaz kılarsak kılalım ginede eğer dikkatsiz olursak trafik kazasında ölebilecek, yada sakat kalabileceğizdir.Kimse için bu dikkatsizliğin sonuçları durdurulmayacaktır.Dünya dev bir sırdır.Bunu bilim adamları da kabulediyorlar.İnceledikce bu sırla karşıyorlar.Bu sırrı kabul etmemiz gerek.Ne için ilkel bir yaşamda birden bire var olup gelişmiş bir düzeye doğru ilerlediğimizi bilemiyoruz.

  19. doğuş diyor ki:

    arkadaşlar tamam ama benim analamadığım konu şu biz mesela müzelerdeki şeylere 100yıllık,250yıllık falan diyoruz ve bu yıl tahminlerinide araştırmalarla buluyoruz yani bu demektir araştırmalarla bulunan zamanlar doğru peki dünyanın en yaşlı buzulu 4.1milyar yıllık mış (şimdiye kdar bulunan)grölanda bulunmuş.vikipediaya dünya yazarsanız bualbilirsiniz.e bu da demektirki dünya 4.1milyar yıldan eski ve daha bikaç şeylden sonra yaklaşık 5.5-6 milyar yıl olduğu sonuçlanmış dünyanın belkide allahın bahsettiği 6 denilen(gün veya evre her neyse)6 milyar yıldır.

  20. Murat SARGIN diyor ki:

    Kuran-ı Kerimi okuduğunuzda alpine de bigalıoğluda bu sorulara cevap bulacaklar. Fakat arkadaşların algılayamadığı şey neden bir saniyede yaratmamış diyorlar. Allah’ın tabiki herşeyi bir saniyede yaratmaya gücü yeter fakat Kuran’ın bir özelliğide insan ilimle ilgili yol göstermesidir. yani bu tip ayetlerde ilerde bizim “heee bak Kuran bunu söylemişti” diyeceğimiz nice örnek vardır. yani bu nedenle insanoğlunun şu an elinde olan bilgisiyle size bunu açıklayabilmemiz imkansız. fakat elimizdeki bilgiyle açıklayabileceğimiz ayetler yok mu elbette var mesela “Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.” burda Allah ipucunu vermiştir dünyanın yaratılışındaki gaz ve toz bulutu olayını bulmak insanın görevidir. Allah’ın en büyük emri ilmetmektir. İlmeden insanoğlu zamanla herşeyin cevabını bulacaktır. bu noktada Kuran’ın rehber alınması işi kolaylaştırmaktadır. Yoksa Allah Kuran’ı kerimde kırık dağlar kıvrım daplar diye ayrı ayrı açıklama yapması gerekirdiki o zamanda biz omuzlarımızın üstündekini saksı diye taşırdık. Fakat sorgulayan olarak sizin gibi arkadaşlarla tartışmak isterim. biraz aydınlatabildiysem ne mutlu.

  21. Murat SARGIN diyor ki:

    sorgula arkadaşım gerçekten çok güzel bir noktaya değinmişsin. Daha doğru sormak gerekirse örneğin müslüman toplumda doğan bir çocuk hriatiyan toplumda doğan bir çocuğa göre daha şanslı denebilir çünkü onun müslüman olma yüzdesi diğerine oranla daha yüksek. bu soru benimde aklımı uzunca bir süre kurcalamıştı sonra şu ayet herşeye yetti “Bakara(*) Sûresinin 62 . Ayetinde şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden13 (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).” bu ayet bence bir çok şeyi açıklıyor. zaten Allah’ın ömrünü iyilik yapmaya adamış bir hristiyanla ya da yahudi ile ömrünü hırsızlığa tecavüze adamış bir müslüman arasındada adaletle davranacağına inanıyorum. en azından ömrünü iyiliğe adayan hristiyan mutlaka bir gün Allah’ı bulacaktır.

  22. Murat SARGIN diyor ki:

    Dini alim falan değilim fakat kadir gecesinde Kuran’ı kerim okurken sorularınıza denk geldim bilgim dahilinde cevaplamaya çalıştım umarım yararı olmuştur. Hayırlı kandiller

  23. abdullah diyor ki:

    s.a doğuş kardeşim sana katılıyorum şöyleki Kuran-ı Kerim’de ‘biz yerleri ve gökleri 6 günde yarattık ‘ ayetinde rabbimiz kendi ilminde böyle bir süreden bahsetmiştir.Biz madde aleminde yaşadığımız için bize göre 6 milyar yahut daha uzun bir süre gökler aleminde 6 güne tekabül ediyor olabilir.Bu sadece bir fikir benim fikrim saygılar herkese selam olsun..

  24. abdullah diyor ki:

    s.a Sorgula kardeşime cevap olsun:evet kardeşim senin aklına gelen bu soru bizimde aklımıza geliyor bunun cevabını almak için kuran-ı kerim’i açık okuduğumda şu ayetlerle karşılaşıyorum Al-i İmran 186 ” Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz Eğer sabreder ve Allah’dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir .bir başka ayette ”
    Mülk / 2 O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır” VE sanırım bu ayette sorunun cevabını alacaksın sevgili kardeşim Araf/168- Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık İçlerinde iyi olanları da vardı, olmayanları da Onları biz, bazan nimetlerle, bazan da musibetlerle imtihana çektik Sonunda belki hakka dönerler diye”son ayeti kerimede ne diyor ”SONUNDA BELKİ HAKK’A DÖNERLER DİYE” anlaşılacağı üzere rabbimiz bizleri O’na dönmemiz için imtihana tabi tutuyor gayet açık ve net.

  25. tuna diyor ki:

    Kafanızı bulamayın.Dünya şöyle oluştu:
    http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya

  26. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Kafanızı bulamayın.Dünya şöyle oluştu:
    http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya

    evrende hem içi sıcak eriyik hemde dış yüzeyi soğuk sıvı içeren bir gezegen gösterin bana, bende göktaşlarının üzerindeki buzlarla bu okyanusların oluştuğuna inanacağım.

  27. GÖKTENGRİ diyor ki:

    Akıl a Göre,,,
    Yaratılış diye birşey olamaz…
    Eğer ben akıllıyım diyorsan Her şey yaratıldı diyemezsin..
    Akıl Matematiktir..

    Eğer Bir şey mutlaka yaratılmalıdır dersen..Kısır bir döngüye düşersin..
    Yaratılış düşüncesi ilk cümlede kendini yokeder..
    Çünkü
    Yarattı…
    <yaradanı kim yarattı
    yaradanı yaradanı kim yarattı
    Sonuçta birisi mutlaka kendiliğinden oluşmalı..
    yani en baştakini bir yaratan olmayacağına göre..
    yaratılış diye Akla uygun bir teorem olmaz..
    Bu yazı sadece Akıllılaraydı

  28. Muttaki diyor ki:

    Dinimizin kitabı Kuran-ı Kerim’dir anlaşıldımı

  29. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Göktengri herhalde 300yıl öncesinde yaşıyorsun.Belgesel dahi seyretmiyorsun bilim ve din yorumu yapıyorsun.Bilimin sınırları, big-bangın olduğu sıfıra çok yakın bir zamana gidiyor.Ama sen sıfırında ötesine geçip ALLAHINDA bir yaratanı olması gerektiğini söylüyorsun.Aklına hayan kaldım.Biraz daha matematik çalışmaya devam et.

  30. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Bilimlerin kraliçesi matematik sana sıfırın ötesine geçme diyor.Ama sen kraliçene saygı duymayıp sıfırın ötesine geçiyorsun.Matematik sevgine hayranım.Sıfırın ötesinde başka neler var?

  31. ustyazi diyor ki:

    Yaratılanın yaratılması dinlerdeki en büyük sorun. En kestirme cevap ise yaratan yaratılmadı hep vardı demek. Bilimsel bir dayanağı olmak şöyle dursun, mantığa da aykırıdır.

    sayın Yamanoğlu, matematik konusunda sanırım biraz değil bayağı bir geriden geliyorsunuz. Negatif sayılar kullanılmaya başlanalı çok oldu. artı ve eksi sonsuz ise ulaşılamayan sınırlardır. Dünyanın oluşumunu ya da evrenin oluşumunu sıfır olarak kabul ettiyseniz bunun öncesi de vardır. Matematiksel olarak ifade ederseniz de bu negatiftir.

  32. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın üstyazı kusura bakmayın ama bilimden bihabersiniz.Ben big-bangdan öncesi olamaz demiyorum.Sadece bilimin sınırlarının sıfıra kadar gittiğini söylüyorum.Ama sen yazımı anlamamazlığa getirip,bilimin olmadığı bir zaman öncesinde bilimden bahsediyorsun.Lütfen okuduklarınızı doğru anlayın.

  33. ustyazi diyor ki:

    Dünyanın oluşumunu ya da evrenin oluşumunu sıfır olarak kabul ettiyseniz bunun öncesi de vardır.

    Bilimin ise bunun gerisine de gidebilme ihtimali vardır. Birikimli bir süreç. Eğer başlangıç çözülürse artık sıfır olmaz ve daha öncesi araştırılmaya başlanır. Yazdığımı anlamamışsınız.

  34. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Üstyazı ben şu andan bahsediyorum.Ama ihtimalden bahsettiğnize göre sizde bilimin big-bang öncesine şu anda geçemediğini anlamışınız.Big-bang öncesi içinse Kuranda bazı bilgi kırıntılar var.Örneğin ruhların, ALLAHIN ruhundan oluştuğu belirtiliyor.ALLAH ,nasıl varolduğunu açıklamamış.İnsan aklının kaldıramayacağı bir bilgi şüphesiz.Bilimin dahi ulaşamadığı sınırlarda dolaşmak insan aklına zarar verir.Saygılarımla.

  35. ustyazi diyor ki:

    Bana bilimselliği öğütleyip bilimden bir haber olduğumu iddia edip de hemen ardından kurandan kanıt göstermeniz ironik olmuş. Kuranda yazanlar bir ilkokul öğrencisinin güzel yazı defterine yazdıklarında daha farklı değildir. Bilimsel kanıtı yoktur. Varlığı kanıtlanmamış (şahsi görüşüm olmadığı yönünde) bir yaratıcının varolduğu ön kabulüne dayalı tahminler yürütür. Yani hoş edebi ürünler olabilir ancak bilim ile yakından ya da uzaktan ilgisi yoktur.

  36. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Enbiya 32 ve daha birçok bilimsel ayeti okuyupta anlamayacak kadar bilimden uzaksınız.Big bangın ötesini araştırmaya devam edin.Belki ALLAHI kimin yarattığını bulursunuz.

  37. ustyazi diyor ki:

    Kuranda bahsettiğiniz bilimsellik bunlar kuranda da vardan bir adım ileriye gidemez. Siz sadece görmek istediğinizi görüyorsunuz.

  38. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sizde Kuranın deyimiyle bakıpta görmüyorsanız, ALLAH size hidayet nasip etsin derim.

  39. ustyazi diyor ki:

    Hep aynı bahaneler. Kim aklını kullanıp sorgularsa bakıp da görmeyen ya da kalbi mühürlü olarak nitelerin. Aklı yasaklayan bir kitabın bilimle ne kadar ilgisi varsa kuranın da o kadar ilgisi vardır.

  40. edemirci1 diyor ki:

    “Kuran doğrudur” diyenler wikipedia’dan Dünya’nın oluşumunu okusunlar.

  41. bleda diyor ki:

    din dogmadır. kutsal olduğu iddia edilen kitaplar dinlerin insani veritabanıdır. o yüzden “bilimsel ayet” diye bir tanımlama yapılamaz. çünkü “bilimsel ayet” olmaz.

    çünkü kutsal kitap dediğin: o dönemin pagan inançlarının, sami gelenek ve göreneklerinin, adetlerinin yanında 7. yüzyıla ulaşmış bazı bilgilerin de derlendiği, kendi içinde tutarsızlığı olan, çelişkiler içeren, pagan bedevi, yahudi efsaneleri ve masalları kitabıdır. her şeyi yaratan bir tanrı’dan gelmeyecek derecede kötü bir kurgusu mevcuttur. 7. yüzyıl çöl arabı erkeğine hitap eder; çöl arabı erkeğinin yaşamını düzenleme amacı güder. insan sözüdür. allah’ı sık sık görüş değiştirir (nesh), konu bütünlüğü yoktur. yaklaşık yarısına yakını, tevrat’tan ve yahudi efsanelerinden yapılan alıntılardan oluşur, velhasıl peygamberinin günlük gereksinimlerinin tanrı sözü olarak yeraldığı bir metindir.

    elçisinin kaç hanım alması gerektiğini söyleyen, kimlerle evlenmesi gerektiğini anlatan, hanımlarıyla günlük bir sıra dahilinde cinsel ilişkiye girmesinin şart olmadığını ifade eden, kadını “unutkan – heyecanlı” önkabulle erkeğin yarı aklında sayan, iki kadının tanıklığını bir erkeğe denk tutan, kadına mirastan erkeğin yarısı oranında pay veren, miras konusunda hatalı paylaşım oranları içeren, “yemeği yediğinizde hemen dağılın sohbete dalmayın (ahzab-53)” türü trajik açıklar veren, hiçbir mucize içermeyen, henüz ergen olmamış küçük yaştaki kız çocukları ile de cinsel ilişkiye izin veren (talak-4) bir kitapta “bilim” olmaz.

    yarattığı kullarına: “yabani eşek’ler, merkep’ler, susamış deve’ler, dilini sarkıtıp soluyan köpek’ler, geberesiceler, rezil’ler, sapık kişi’ler, beyinsiz’ler, kof kütük’ler, alçak zorba’lar, soysuz’lar, kahrolası’lar, yalancılar” vb. diye hitap eden bir varlığın kitabında “akıl” olamaz.

    nihayetinde “bilimsel ayet” türü bir tanımlama, imanına meze arama çabasının bir ürünüdür.

  42. bleda diyor ki:

    Ferda Yamanoğlu rumuzlu yorumcu’ya,
    “Sizde Kuranın deyimiyle bakıpta görmüyorsanız, ALLAH size hidayet nasip etsin derim” diyerek bize iman dilemişsiniz.

    ancak kuran’ı okusaydınız böyle bir dilekte bulunmazdınız. çünkü kuran’a göre:

    1. “allah’ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz.” (yunus/100)

    2. “allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.” (nahl/93)

    3.. “kuşkusuz allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete erdirir.” (rad/27)

    4. “andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.” (araf/179)

    5. “rabbinin, “andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım” sözü yerini buldu.” (hud/119)

    6. “allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini islâm’a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır.” (enam/125)

    ayrıca aklıselimin biri daha önce değinmiş bu konuya: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=18913652

  43. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    ALLAH’ın izni olmadıkça kimse inanamaz.O aklını kullanmayanlara azab verir.Sayın Bleda tamda bu ayet sizin için inmiş.Zulmün kötü olduğunu bildiği halde zulmedenler.Ayetlerin yarısını yazarak ayetleri saptırmaya kalkanlar.ALLAH’ı inkar edebilmek için big-bangı inkar edenler.Bunun içinde çoklu evren denen uydurma teoriler üretenler.Dağlar depremleri engellemiyor,depremlerin şiddetini azaltıyor,dediğim halde neden depremler oluyor diye soranlar.Akıllarını kullanmak istemeyenlerdir.Yer çekimi nasıl bir kanunsa,akıllarını kullanmak istemeyenlerinde musibetlere uğraması bir kanundur.

  44. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Aklını kullanmayan yada kullanmak istemeyenlere ALLAHIN hidayet etmesi mümkün değildir.Böyle bir bilim çağında seni yaratanı görmek istemiyorsan suçu neden ALLAHA atıyorsun.ALLAHIN izni olmadıkça kimse rızkını kazanamaz.O çalışmayanları rızıksız bırakır.Umarım ayetin tefsiri anlaşılmıştır.

  45. sakura diyor ki:

    Dini ve tanriyi bi kenara birakip , belki bilimi de bi kenara birakip , insanin bu dunyayi sadece bakarak dusunmesinde bile anlasilacak cok sey var diye dusunuyorum. Allah dunyayi 6 gunde yarattigini soyluyor, bu belki 6 gundur belki 6 milyon yildir , bunu hic bir zaman anlayamacagiz belki, dunyanin yaritilisindan bugune kadar olan sureyi dusunursek eger , su an biz sadece kelebeklerin omrunu yasiyoruz . en fazla 100 yil belki bu 100 yili n 3 te biri uyku ile geciyor. Geriye kalan sure ise yasadiklarimiz iste. İllaki matematiksel olarak dunyanin varligini yada kimin yarattigini, amacini aciklamak icin insan bilgisinin denizde bir bardak su oldugunu hem fikir oldugumuzu dusuyorum.
    gokyuzune baktigimizda insanin dunyada yasamasi icin duzenlemis bir yapi degil midir?yada yeryuzune bitkilere agaclara …. bunu anlamak icin neden bu kadar zorlaniyoruz? Yani su kendi bedenimize baktigimiz da bile bir denge bi duzenek oldugunu dusunmek zor mu ? ve dunyadan baska bi yerde yasayamiyoruz yada istedigimiz zaman su dunyadan cikip baska gezegenlere gidemiyoruz. cok zor seyler dusunmemixze gerek yok.mesela filmlerde veya gercek hayatta da soyle sahneler goruruz , bayilan biri vardir hastaneye kaldirilir ve hastanede ayilinca diye sormaz mi ? bakar ki yatilacak yer var , kendisi ile ilgilen doktorlar ve hemsireler var , bana bisey olmus ve buraya gelmisim … basit bir ornek!!o halde gelmisiz dunyaya dememiz aklimizin oldugunu gosterir… etrafa bakarak idrak etmek ,bize dusuyor!!
    Aynaya baktigimizda bile gordugumuz bir beden bize ne anlatiyor acaba ?olumun size ifade ettikleri neler ? eger bunu aciklamak icin bilim gelismesini beklerseniz , bir bakmisiniz zaman gecmis ve olmusunuz ….akli kullanmak dedigimiz sey , hayati anlamak ifade ettiklerini anlamaktir bence …bilimin gereksizdir demek istemiyorum. Bilim insan aklinin bir gostergesidir .fakat tamamiyla bu dunyanin varligini aciklamak icin yetersizdir. Her zaman bilinemezlik vardir.
    eski zamanlarada baktigimizda insanlar hayatlarini dayandirdiklari bi tanriya her zaamna ihtiyac duymuslardir…bu cok tanrilar olmustur kimi zaman kimi zaman imparatorlar yada sihirsel gucleri oldugunu inandiklari falcilar buyuculer…..insanin icinde din fitrati her zaman vardir.tanriya inanmak,yada hayatindaki eksik kalan yeri doldurmak yada acilarini hafifleymek icin bile tanri yaratan milletler vardir. Yoksa olum gibi bir olaya insan nasil dayanir ki ?dini yok saymak hele ki su dunya sartlarinda buyuk bir yanlistir…din gunumuze kadar butun toplumlari derinden etkilemis ve kultur farkliliklarina sebep olmus buyuk bir olgudur. Islam , hristiyanlik, budizm… bircok insan tarafindan kabul edilip bu derece yayilmasi goz ardi edilemez. ben oyle dusunuyorum ki , bilim her zaman insana dogrulari soylemez , bilim yada dunyanin yaratilisi hakkinda da big bang yada baska seyler soylense de aklima hep su soru gelir neden ?? bu duzen icinde harika bir dunya ve kainaati dusunursek neden bunlar var ? neden ben burdayim ? neden hissediyourm ?neden dusunuyourm ? neden yiyyorum? Bunlarin hepsi insani dusunduren , herseyin sebebi olan bi insan akliyla kavranamacak derecedeki bi yaraticiya goturdugune inaniyorum. Kuran Yuce Yaraticinin Hz. Muhammed ile bize bildirdigi bir kitaptir,onu sadece bir kez okuyarak yada hayatinizdan ayri dusunerek okursaniz elbette yanlis anlasilmalar olacaktir. Onu Hz. Muhammedin karakteri ve onu yasayisiyla anlarsak belki muslumanlarin nasil dusunduklerini anlayabilirz,

    inanmayan yada tanri yoktur , din sacmaliktir diyenlere saygim vardir elbette… ama her zaman merak ederim onlarin sabah her kalktiklarinda ne dusunduklerini .bugunde uyadim… ne oldu yani uyudum ve uyandim ..?eger madem dogal guclerle dunyayi aciklyoruz yada tesadufen olustu diyoruz. su dunyada tesadufen olusmus ne var ? bi saati dusunelim… zamani tik tik olcuyor bi amaci var..ve bir de onu yapan !!! insan vucudunu kendi aklinizca nasil aciklarsiniz ??bilim size midenizin nerde oldugunu , kalbinizin ne islevi oldugunu anlatir ama sebebini dusunmek sizin isinizddir!! Aklinizi orda kullanin bence !! bu bir dindir yada bir hayat felsefesi,bilmeiyorum…yasami sadece maddesel olarak aciklarsaniz duygularinizi saf disi birakmaniz gerekecektir ve acikladiklariniz sizden oteye gecmeyecektir. Cunku insan ayni zamanda hisleri olan duygusal bi varliktir.
    yasaminiz amaci nedir? Ne icin yasiyorsunuz ? cok merak ediyorum/ yanlis anlasilmasin gercekten sadece merak ediyourm.is , para ,okul , bilim, aile, sevgili?? Dunyadaki hersey bir gun elimizde kayip gidecek yani oldugumuzde… yani hayati dusununce bile insana anlattiklari var diye dusunuyorum… kalbini ve aklini kullanmak sadece matemetik gerektirmiyor… sadece yasadigin bi gunu dusunmek bile insana neler katiyor…ama inanmayan icin soyluyorum. Siz nasil bizim Bir Tek Yaraticya inanmimizi anlamakta gucluk cektiginiz gibi bende sizi anlamakda gucluk cekiyorum. Aciklarsaniz sevinirim. Felsefi olarak yada baska sekilde bilimin anlattigi sekilde!!

    bilime karsi degilim hic bir zaman .bilim insana hizmet ediyorsa karsi degilim.ama eger bilim durustlukten uzaklasmissa her zaman soru isaretleri vardir. Bir ogretmeni dusunursek , bilgisi olan bir ogretmen ogrettiklerini durustce ogretiyorsa her zaman bir ogretmendir.yada kendi cikarlarini guduyorsa ogretmen sanilan biri olur sadece.. bunu da dusunup kavaramak insana dusuyor..
    eger bisey varsa sebebi vardir diyen bilimdir. O zaman gokyuzune bakip sebebini dusunmeliyiz. Yaptigimiz sey matematiksel yada fiziksel olarak aciklayacaktir.bu bilim olacak ama neden var ki ? sorusunu bilim nederece cevaplayabilir? Yada ne kadar dogru!!??asil yine basladigimiz yere yeniden donuyoruz… bilim ilerliyor ama hala baslangic noktasindayiz…. neden insan denen bi varlik var ? neden dunya var ? burasi dinin basladigi yer !!
    dusunduklerim bunlar.. Elhamdurillah muslumanim… bu dunyada insan o kadar ozgur ki istedigini yapabilir, inanabilir , istedigi gibi yasayabilir… ama bana gore insan zamanin cogunu dusunerek gecirmeli, aklini kullanmak sozunu sadece bilimle ilgilenerek degil,aklin insana dogrulari gosterecegine inaniyourm. Eger durust olabiliyorsak!!!Vicdanimizi hissedebiliyorsak!!bence insanin gorevi budur. Kendi varliginin amacini kendince bulup, yasamali…kendini hissetmeli!!!bunu anlamak icin de hic bir bilim hic bir zaman yeterli olmaaycaktir o yuzden is akillara dusuyor..
    kolay gelsin..

  46. Helal olsun sana sakura kardesim süper bi yazı ile cevap vermişsin şurda kendilerinin bile 1 saat içinden bir sürü amaç için ordan oraya gittikleri zamanlar var ve şimdide kendileri dünyada boş boş yaşayıp sonra ölüp sonrada yok olacaklarını düşünüyorlar. Onlara sadece şu cevabı bile verebiliriz.. Peygamber efendimiz kendi zamanında yaşadımı yaşadı kitap’da geldimi kendisine geldi ee daha ne bu kitabı o zamanın insanlarımı uydurdu zannediyorlar HAŞA!.. Bi kere uydurmaya akılları bile yoktu o zamanda çünkü o zamanın insanları o kadar cahildiki yaptığı davranışlardan bile bunlar anlaşılıyordu ve hatta o zamanın kafirleri bu kitabı Muhammed ( s.a.v ) uydurdu diyorlardı onların bu sözleri üzerine ALLAH ( c.c ) onlara bir ayet indirdi ve dediki madem’ki onu Muhammed uydurdu diyorsunuz o zaman bildiğiniz tüm alimleri toplayında benim indirdiğim gibi 10 tane ayet indirinde görelim dedi ve onlar bunu bile yapamadılar sonra bu 10 ayetin 3’e indiğide varsayılıyor onuda yapamamışlardır.. Evet İslam dini belki bazı konularda soru işareti bırakabiliyor insanların kafasında fakat bizim ufacık beynimizle ALLAH ( c.c )’nin koskaca hikmetinide anlamayı beklemeyin ve bizim üzerimize düşen en güzel şey ALLAH ( c.c )’nin hikmetine ilmine teslim olmaktır..

    Zaten arkadaşlar İslam’a bir kere giren dosdoğru namazı kılan ve gerçek Allah sevgisini kalbinde hisseden bir arkadaş kolay kolay Allah’ın yolundan sapmaz.. Hadi müslüman arkadaşlarım Selam ve Dua ile..

  47. Kürşat uzel diyor ki:

    Din hakkında biLip biLmeden konuşmayn.
    Kuran-ı kerim herşeyi açıklamış boş boş konuşmanın anlamı yok.
    inanan inanır inanmayan inanmaz bu kadar basit. herkes kafasına göre konuşmayı bıraksn. cins cins konuşupda daha fazla günaha girmeyin.

  48. emerald diyor ki:

    Sakura kardesim hislerimizi oyle guzel anlatmissin ki Rabbim razi olsun senden.

    Allah “oku” diye buyuruyor bize, elimden geldigince kainati okumaya calisiyorum, hayranlikla bakiyorum, ciplak gozle gorebildigim kadarina, belgesellerde izleyebildigim kadarina, varolusumuza tekrar tekrar hayran oluyorum. Bilimi bu yuzden seviyorum. Rabbimizin bizlere sundugu bu guzellikleri bu nizami anlamaya yardimci oldugu icin cok degerlidir bilim. Amac degil aractir yani.

    Varolmayi bahsettigi icin, yarattigi guzellikleri farketmeyi nasip ettigi icin herseyden otesi kendisine muhattap kildigi icin Rabbime binlerce sukurler olsun.

    Kuran i her okuyusumda bir onceki okuyusumdan daha fazla inkisaf ediyor. Kainatin en yuce kitabi bir okuyusta sirlarini acacak degilya. Her defasinda kalbim biraz daha inceliyor sanki, yemin ederim icimi titretiyor tarifsiz duygular bunlar. yasayanlar bilir.

    on yargilarina mahkum olan, Kuran a hakettigi zamani emegi degeri vermeyen, onu surekli okumayan elbette ondan nasiplenemeyebilir. bilime verilen emegin derslerine keyiflerine verilen emegin yuzde birini bu mucize kitaba verseler, ne demek istedigimi anlayacaklar belki de cok daha fazla haz alacaklar.

    aksamlari uyumadan sadece on dakika, butun on yargilarinizdan siyrilip Kuran mealini okuyun bir ay boyunca. oyle her zamanki gibi bastan baslamayin mesela 70. sureden baslayin, bir degisiklik yapin. kendinize bir sans verin.

    Allah in selami uzerinize olsun.

  49. cengizhan Türk diyor ki:

    MÜSLÜMANLAR NASIL BİR ALLAHA NASIL BİR PEYGAMBERE VE NASIL BİR KİTABA İNANDIĞINIZIN FARKINDAMISINIZ?

    KURANIN ALLAHIN KİTABI OLMADIĞINI KANITLAYAN ÇELİŞKİLER.
    NİSA-82. Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.

    Evet Allahım haklısın bir sürü çelişki bulduk.

    KURANDA ŞEYTAN İŞİ PİSLİK OLAN ŞARAP CENETTİN GÖZDE İÇKİSİ TUTARSIZLIĞI
    İşte size çelişki,,,demekki kuranın Allah ın indirdiği bir kitap olmadığı bu sureyle teyid ediliyor..

    MAİDE SURESİ: 90-91 Ayet.. Ey inananlar, şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytân işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytân, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allâh’ı anmaktan ve namazdan alakoymak istiyor. Artık vazgeçecek misiniz?

    MUHAMMED suresi-15-ayet…Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Orada onlar için meyvelerin her çeşidi vardır. Rablerinden de bağışlama vardır. Bu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?

    1-Allah Şarabı yasaklama yerine neden yapımında kullanılan bir maddeyi yok etmesin?
    2-Bundan büyük bir çelişki olur mu?Şeytan işi pislik dediğin şarabın cennette ırmağı var?
    3-Şarap şeytan işi pislik ise Muhammed suresi 15 Ayetde Neden cennetteki en önemli içkidir?
    4-Dünyada şeytan işi pislik cennette en önemli içki şarap Allah böylebir yanlışlık yapar mı? 5-Şarabı yasaklayan ve pislik yazan Kur’an,sigara ve uyuşturucuyu neden yasaklamamıştır? Hadi o dönemde sigara yoktu, ama esrar ve afyon çok yaygındı.

    İLK MÜSLÜMAN KİMDİR TUTARSIZLIĞI

    Sizce ilk Müslüman kimdir?
    Enam-163. O’nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” Yukarıdaki ayet, Muhammed hazretlerinin ilk müslüman olduğunu belirtir ama hükümsüzdür.
    Araf-143. “Sen sübhansın”, “tevbe ettim, sana döndüm ve ben müminlerin ilkiyim,” dedi.
    Yukarıdaki ayet de Musa‘nın ilk müslüman olduğunu belirten ayettir ve o da hükümsüzdür.
    Her iki ayeti de hükümsüz kılan ayet:
    Ali İmran- 67. İbrahim, ne Yahudi, ne de Hristiyandı. Fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
    İbrahim, Muhammed’den de, Musa’dan da önce yaşadığına göre müslümanlığı onlardan öncedir. Adem, İdris, Nuh gibi İbrahim’den önce yaşamış olan peygamberlerin Müslümanlık sırasının ise hesaba katılmadığını görüyoruz.

    1-Allah ilk Müslüman kim karar veremez mi?
    2-sizce ilk Müslüman kimdir?
    3-Kuranda Musa ilk Müslüman der.kuran doğru söylüyorsa neden Allah Musaya kuranı değil de on emir ve Tevrat ı indirdi.
    4-Tevrat ve Museviliğin indirildiği Musa ya Müslüman diyen Kuran ne kadar inandırıcı olabilir.
    5-Bu yanlışlıkları yazan kitap Allahın kitabı olabilir mi?

    MİRAS KONUSUNDAKİ TUTARSIZLIKLAR

    Kur’an’a göre miras paylaşımında vasiyetin geçerli olduğunu söyleyebilir miyiz?
    Bakara-180. Sizden birisine ölüm yaklaştığında, eğer ardında mal bırakacaksa, vasiyet etmek farz kılındı. Bu vasiyetin anne ve baba ile akrabaya uygun şekilde yapılması gerekir. Bu, takvâ sahipleri üzerine bir borçtur.

    Bu ayete göre vasiyetin farz olduğunu ve bir Müslüman öldüğünde bıraktığı vasiyetin geçerli olduğunu düşünüyorsanız aldanırsınız. Ne vasiyet ederseniz edin hükmü yoktur. Miras paylaşımı aşağıdaki ayetlere göre yapılır:

    Nisa/ 11-12. Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır…. (diye devam ediyor)

    Bir surede vasiyet iniz geçerli mirasınızı istediğiniz gibi dağıtın diyor.Diğer bir surede mirasınızı benim size söylediğim şekilde dağıtacaksınız diyor..Böyle bir hatayı Allah yapmayacağına göre kuran Allahın kitabı olabilir mi?

    NİSA SURESİ-7-Ana, baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Allah, bırakılanın azından da çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir.

    NİSA SURESİ-11-Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder.

    Aynı surede bu peşpeşe ayete bakarmısınız.
    İkiside Ana baba ve çocuk arasında ki miras emrini içeriyor.
    Birinde Ana Baba dan çocukların alacağı diyor.
    Diğerinde Çocukların Ana Baba dan alacağı miras diyor.
    Fakat ikisinde Alınacak oran farklı.Birinde erkekle kadın eşit pay alır diyor.Diğerinde kadın yarım alır.

    AKRABA EVLİLİKLERİ TUTARSIZLIĞI

    NİSA SURESİ 22. Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.

    AZHAB SURESİ 37. Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikâhladık ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, müminler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Zaten Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

    1-İnsanlar için uygun olmadığını veya zor olduğunu gördü değiştirdi denilebilirmi?
    2-Allah önceden iyi veya kötü olacağını bilemez olabilirmi?
    3-Allah insanların ne yapacaklarını önceden bilebilen güçlü bir yaratıcı değimlidir?
    4-Allahın önce utanmazlık olarak gördüğü bir davranışı sonra normal olarak görmesi mümkünmüdür?

    İSLAMIN HOŞGÖRÜSÜ-HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜ TUTARSIZLIĞI

    BAKARA-256-“Islâm’da zorlama yoktur” seklindeki hükümlere dayanarak “Islâm hosgörü dinidir” diye konusur

    Zorlamayi öngören ve hosgörü’yü kökünden yok eden hükümlere dayali olarak farkli din ve inançta olanlara karsi düsmanlik beslemekten geri kalmaz ve örnegin Kur’ân’daki
    İMRAN-33-“Islâm’dan gayri bir dine yönelenler sapiktir!”,

    TEVBE-5-“Müsrikleri nerede görürseniz öldürün!”
    “Islâm’a aykiri bir inanista ise analariniz, babalariniz, yakinlariniz için magfiret dilemeyin, onlarin namazini kilmayin vs…” (örnegin K. Tevbe 23, 84, 113; Ahzâb 60-61) seklindeki nice buyruklarlara uymayi dogal sayar.

    BİR TARAFTAN ÖZGÜR DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ DİĞER TARAFTAN ALLAH DÜŞÜNÜR TUTARSIZLIĞI

    Yine bunun gibi, bir yandan Kur’ân’in: “Basiniza gelen her hangi bir musibet kendi ellerinizin yaptigi isler yüzündendir” (Sûra 30; Nisha 79 vs…);
    ya da:”Yaptiklarinizdan dolayi mutlaka sorguya çekileceksiniz” (al-Nahl 93) seklinde olan ve “irâde serbestisi”ne ve “kisi’nin sorumlulugu”na yer verir gibi görünen âyet’lerine sarilirak “Islâm akil dinidir, özgürlük dinidir” diye konusurken,
    diger yandan Kur’ân’in bu hükümleriyle çatisan, örnegin:”Süphesiz Allah diledigini saptirir, diledigini de dogru yola eristirir” (K. al-Nahl 36, 93: Fâtir 8; Müddessîr 31, 42, vs); ya da: “Tanri dilediginin gönlünü açar onu Müslüman yapar… dilediginin kalbini dar kilar (kâfir yapar)” (K. En’âm 125); ya da: “Allah isteseydi puta tapmazlardi…” (K. En’âm 107) seklinde olan hükümlerini benimseyerek, gerçeklere “irâde serbestisiyle”, yâni “akilci düsünce” yolu ile degil fakat gökten indigi söylenen Kur’ân hükümleriyle gidilebilecegini savunur. Bundan dolayidir ki Islâm dünyasinin “büyük bilgin ve düsünür” diye bildigi nice kisiler “Ben aklimi kullanmam, kullanmamakla iftihar ederim” diyebilecek kadar kendilerini vahy”lerin egemenligine terketmislerdir

    EŞİTLİK DİNİ-DİĞER TARAFTAN IRK VE CİNSİYET FARKI GÖZETEN DİN TUTARSIZLIĞI
    Yine bunun gibi seriâtçi kisi, bir yandan :”Islâm esitlik dinidir; irk, renk, cins farki gözetmez; ne Arap, ne Acem, ne Türk vs… (gözetmeyip) insanligin güzel usaresinin bir belirisi(dir)” derken, diger yandan köleligin dogal oldugunu vurgulayan seriât hükümlerini (örnegin al-Nahl sûresi, âyet: 75) ya da siyah derili insanlarin tiksinti yaratici bir cild’e sahip olduklarina daîr hüküm’leri, ya da Arap’larin “Kavm-i necib” olarak diger müslümanlara üstünlügünü tanimlayan yönlerini benimseyebilir. Yani bir yandan Islâm’in esitlik dini oldugunu söylerken, diger yandan Seriât’in insanlar arasi esitligi yok bilen hükümlerini benimseyebilir; ve bunda bir çelisme görmez.
    Ama öyle ayet de vardır ki hükmü kaldırılmasa da, yazıldıktan hemen sonra değişikliğe uğramıştır.
    Abese suresinde peygamberin yüzünü ekşittiği gözleri görmeyen âmâ ile ilgili bir ayet daha var. Nisa-95 ayetinin “mazereti olanlar müstesna” kısmı bu âmâ sebebiyle ilave olunmuştur.
    Bakın nasıl:Peygamber evinde birkaç kişi ile otururken vahiy gelir. Nisa-95′ dir gelen ayet ve savaşa gitmeyen, savaştan kaçanlar hakkındadır.
    ”Mü’minlerden,oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir.”
    diye başlayan ayeti vahiy katibine yazdırır.
    O sırada âmâ Abdullah Ümmü Mektüm gelir ve ayeti duyunca; ” Benim de gözlerim görseydi ben de savaşa katılırdım ya resulallah, benim gibi mazereti olanların durumu ne olacak?” diye sorar. Bunun üzerine Muhammed hazretleri vahiy katibine “Ayete bunu da ilave et” der: “Mazereti olanlar müstesna” (Buhârî, Cihâd: 27; Müslim, İmara: 17)

    DÜNYAYI İNSAN İÇİN YARATTIM-YARATTIĞIMA PİŞMANIM TUTARSIZLIĞI

    Allah hiçbir yarattığı canlıyı özel bulmamışta Hıristiyan ve Müslümanlara göre insanı özel ve değerli saymaktadır.hatta şeytanın bile bize secde etmesini istemektedir.

    İNSAN SAPIKTIR;
    “Andolsun ki; cin ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, onunla gerçeği anlamazlar; gözleri vardır, onlarla göremezler; kulakları vardır, ama onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvan gibidirler, hatta daha şaşkın (dallun:sapık) dırlar. İşte gafiller bunlardır.” (A’râf 7/179)
    INSAN HAYVANDIR;
    “Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini veya anladıklarını (kavradıklarını) mı sanıyorsun? Onlar sırf hayvan gibi, hatta gidişçe (yolca) daha sapkındırlar. (dallun) ” (Furkân 25/44)

    Allah Kuran da En değerli olarak yaratılmıştır dediği insan hakkında ne düşünüyor muş?

    ALLAHIN ÖNCE GÖKYÜZÜNÜMÜ YOKSA YERYÜZÜNÜMÜ YARATTIĞI TUTARSIZLIĞI

    NAZİRAT SURESİNDE ÖNCE GÖKYÜZÜNÜ YARATTIM YAZIYOR.
    Naziat-27-Siz mi yaratılışça daha çetinsiniz, yoksa gökyüzü mü? Onu O “Allah” bina etti.
    Naziat-28-Boyuna yükseklik verdi, nizama koydu.
    Naziat-29-Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.
    Naziat-30-Ondan sonra da yeryüzünü döşedi.

    BAKARA SURESİNDE ÖNCE YERYÜZÜNÜ YARATTIM DİYOR
    Bakara-29-O öyle bir yaratıcıdır ki, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi pek iyi bilendir.

    ALLAH İNSANI TOPRAKTAN-SUDAN-KANDAN-BALÇIKTAN YARATTI TUTARSIZLIĞI

    Alak-2-İnsanı bir kan pıhtısından yarattı!
    Enbiya-30-O küfredenler görmediler mi ki, gökler ve yer bitişik idiler de Biz onları ayırdık; canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?
    Nur-45-Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır.
    Nahl-4-O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir.
    Furkan-54-Sudan bir insan yaratıp da ona bir soy ve hısımlık getiren O’dur. Rabbimin her şeye gücü yeter.
    Hicr-26-Gerçekten Biz, insanı kuru bir çamurdan, biçimlendirilmiş bir balçıktan yarattık.
    (çamur , kara balçık)
    Hicr-33-İblis, Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi. (çamur , kara balçık)
    Araf-12- Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi. (çamur , kara balçık)
    Fatır-11- Allah sizi (önce) topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra sizi çiftler (erkek-dişi) kıldı. O’nun bilgisi olmadan hiç bir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah’a kolaydır.
    (önce toprak ardından meni)
    Kıyamet-37-O (Rahme) dökülen bir damla meniden değil miydi?(meni)

    KURAN DA KONUŞAN MUHAMMED Mİ ALLAH MI TUTARSIZLIĞI

    Hud-2-şöyle ki, Allah’tan başkasına kul olmayın! Ben size O’nun tarafından müjdelemek ve uyarmak için gönderilmiş bir peygamberim!
    Zariyat-50- O halde Allah’a koşun. Çünkü ben, size O’nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
    Zariyat-51-Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O’nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
    Evet yine aynı şekilde allah peygamber olduğunu iddia ediyor.
    Hakka-38. Görebildikleriniz üzerine yemin ederim,
    Hakka-39. Ve göremediklerinize ki,
    Hakka-40. Hiç şüphesiz o (Kur’an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.
    Hakka-41. Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!
    Hakka-42. Bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
    Hakka-43. (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

    İBLİS(ŞEYTAN) CİNMİDİR MELEK Mİ? TUTARSIZLIĞI

    MELEK
    Bakara-34-Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.

    İsra-61-Meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik, İblis’ten başka hepsi secde etmiş, o ise: çamurdan yarattığına mı secde edeceğim?” demişti.

    Taha-116-Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de, İblis’ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.

    Araf-11-And olsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, “Adem’e secde edin” dedik; İblis’ten başka hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadı.

    CİN
    Kehf-50-Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!

    KURAN DEĞİŞMİDİR-DEĞİŞMEMİŞMİDİR TUTARSIZLIĞI

    Nahl/101 , Bakara/106 ve Rad/36. ayetleri Muhammedin gerektiği zaman kuranı değiştirmesine tam yetki veriyor.

    Nahl-101-Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygambere, Sen ancak uyduruyorsun derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.

    bu ayet kuranın değiştirildiğine bir kanıttır aynı zamanda allah kuranın tek harfinin bile değiştirilmeyeceğine söz vermişti fakat “biz bir ayeti değiştirdiğimiz zaman müşrikler muhammede yalancı dedi” v.s diyor Allah yalancımıdır sözünde durmamış

    Bakara-106. “Herhangi bir Ayet’in hukmunu yururlukten kaldirir veya unutturursak, onun yerine daha hayirlisini veya benzerini getiririz. Allahın herseye gucunun yettigini bilmezmisin? Rad-39-Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.

    Fatır/43 , Fetih/23 , Yunus/64 , Enam/115 ve Ahza/62. aytetleri ise Kuranın değiştirilemeyeceğini söylüyor.

    Fatır-43-…Hayır! sen Allah’ın kanununda değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın kanununda asla
    bir döneklik bulamazsın. (deminki ayette döneklik yaptığını itiraf ediyordu.)
    Feth-23-… Allah kanununda hicbir degişiklik bulamazsınız.
    Yunus-64-…Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır.
    Enam-115-Rabbinin kelimesi (Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
    Ahza-62-Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. [u]Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.

    İslam kaynaklarından öğrenmekteyiz ki, Kuran’daki çelişkiler, İslamcın daha ilk anlarından itibaren fark edilir olmuştur. O kadar ki, Muhammed’in verdiği emirlerin birbirini tutmaması ve örneğin bir gün “helal” bilip izin verdiği şeyi, bir başka gün “haram” sayması ya da yasaklaması, çevrede dedikodu konusu olmuştur.

    Birtakım kişiler açıkça şöyle konuşmaya başlamışlardır: “Muhammed bugün emrettiğini yarın yasaklayarak ashabıyla alay ediyor.” Bunu söylerlerken Muhammed’i “iftiracı” olarak tanımlamışlardır.

    Muhammed, o dönemde henüz güçlü durumda olmadığı ve bu nedenle bu gibi kişilere karşı şiddet yoluna başvuramayacağını bildiği için, buyrukların Tanrı tarafından konup, gerektiğinde Tanrı tarafından kaldırıldığına dair Kuran’a ayetler koymuştur. Bunlardan biri şöyledir:
    “Biz bir ayetin yerine başka bir ayeti getirdiğimiz zaman —ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- ‘Sen ancak bir iftiracısın’ dediler…”(Nail Suresi, ayet 101).

    Söylemeye gerek yoktur ki, böyle bir ayet, hani sanki Tanrı yanlış hüküm indirirmiş de, bir başka hükümle bu yanlışlığı giderirmiş” gibi bir tanıma sokmak bakımından daha da olumsuz bir sonuç yaratmaktadır.
    Muhammed, giderek güçlendikten sonra, yumuşak tutumunu değiştirmiş ve kendisi hakkında “bugün emrettiğini yarın yasaklayarak ashabıyla alay ediyor” şeklinde konuşanların hakkından gelmesini bilmiştir.

    Nail Suresi’nin 101. ayetinin Diyanet Vakfı tarafından açıklanmasına bakınız. Bundan dolayıdır.
    Örneğin, bir kez kendisine iki kardeşin “mülk-i yeminde” birlikte yemin edip edemeyecekleri sorulmuş, o da, “Ne bileyim? Bunu bir ayet helal, öbür ayet de haram kılmıştır” diyerek soruyu cevapsız bırakmıştır.

    Yine bunun gibi, Kur’an bilgisine sahip ünlülerden Abdullah b. Amr’e, pazartesi günleri oruç
    tutmayı “nezreden” (kendi kendine adamış olan) bir kimsenin, “nezir” günü bayram gününe rastlayacak olursa, ne yapacağı sorulmuş,

    o da, “Ne bileyim? Bir tarafta Allah nezrin yerine getirilmesini emrediyor, öbür tarafta da Resulullah bayram günü oruç tutmayı yasak etmiştir” diyerek fetva vermekten çekinmiştir.

    Çelişkilerin yarattığı sakıncalar sadece bu bakımdan değil, ileride ayrıca belirteceğimiz gibi, insan beynini tutarlı ve mantıklı şekilde düşünemez, işleyemez ve gelişemez hale getirmek bakımından ortaya çıkmıştır.

    İslam ülkelerinde fikirsel, sosyal ve siyasal alanlarda geri kalmışlığın nedenlerinden biri de budur. (2) Sahih-i…, Diyanet Yayınları, c.11, s.52. 246

  50. hakikat diyor ki:

    İnanmak ve inanmamak kişisel bir tercihtir, en nihayetinde herkesin aklı ve mantığı vardır ve akıl ve mantık bağlamında çeşitli gerekçelerle insanlar inanırlar veya inanmazlar. Bize düşen her iki kesime de saygı duymaktır. Aslında ortada çok basit bir hesap var, en azından benim hesabım bu ve paylaşmak istedim:

    Diyelim ki;
    Ben müslümanım, inanıyorum ve dini vecibelerimi yerine getiriyorum fakat sen inanmıyorsun,

    ve diyelim ki;
    Allah, peygamber, kitap, din vs. yok, hepsi yalan

    Ben ne kaybederim sen ne kazanırsın?

    Ama ya hepsi varsa ve doğruysa…

    Çok basit bir olasılık hesabı. Ortada iki ihtimal var ve inanan için her iki ihtimalde de sıkıntı yok fakat inanmayan için bir ihtimal de olsa netice kötü…

    Şimdi düşünelim hangisi daha mantıklı ve akılcı?

  51. malsavar diyor ki:

    @hakikat,

    ya dogruysa mantigiyla dine inaniyorsan senin ateistten hiçbir farkn yok. kimi kandririyorsn anlayamadm ? :))

  52. atex diyor ki:

    Cengizhan a Kuranı nerenle okuyorsun anlamadım kendince mana verip kendince cevaplamışsın
    kendin çelişkilerini yaratıcıya havale etmişsin arapça bilgin olmadığından her içilen şeyi şarapçı tarafına çekmişsin yani bu kardar basit bir algı üzerinden yorum yapmana şaştım kaldım.birde Kuranda NAZİRAT??? suresini ilkduydum
    yaw ne cevap verem gülmekten yazamıyorum o akrabalık Peygamberin evlatlığının boşanan eşi ile ilgili trışkadan bir yorum
    HOŞGORÜ o ayetler savaşla ilgilidir.Sizi öldürüler ve sizinle savaşırlarsa dır
    AYNI dedelerin gibi düşünüyorsun deden kırmızı yüzde senin gibi söylemiş Hidayetle ilgili 160 ayet vardır Allah ayak direyenleri kitabı başka yerleri ile okuyanları saptırır şekilde olduğu gibi hidayet isteyene 1 gelene 10gelirim diyor
    Kuran değiştirilemiz Hicr 9 o bir kitabın yerine yeni bir kitap gönderirsektir ve ondada minumum değişiklikler vardır temel prensipler değişmez
    zamanım olsa çok yazmak isterdim rıfgıcım ama inen söylediklerinin tek biri bile tutarlı değil 1 tek tutarlı bir şey söyle

  53. mustafa diyor ki:

    zavalli cengizhan Türk ve onun gibilere aciyorum Allah size hidayet versin kötü olan nedir biliyormusunuz insanin cahil oldugunu bilememesi bu zavalli cahiller inkarlarina kilif ariyorlar aklinizi biraz kullansaniz 7 milyar insanin parmak uclarinin dahi farkli oldugunu yazan kurani kerimi tarafsiz inceler birkac yilinizi harcar ama iman ederdiniz, bugun avrupanin ileri gelen ilim adamlari arastiran papazalri islam a kosarken sizin ayetleri tersinden yorumlamaniz seytani bir yoldan baska birsey degil sizlere ancak dua edilir cevap yazilmaz cünkü gercegi aramaya cikmadiginiz yazdiklarinizdan anlasiliyor .selam hidayete tabi olanlara olsun

  54. bilal diyor ki:

    bleda’ya cevap : 1- YUNUS SURESİ 100. ” وما كان لنفس ان تؤمن الا باذن الله ” Allah’ın iradesi
    olmadan hiç bir kimse inanamaz. ” ويجعل الرجس علي الذين لا يعقلون ” O, akıllarını kullanma-
    yanlara murdarlık (inkarlık) verir.” Demek ki,Allah’ın iradesi,kişinin özgür iradesi-
    siyle aklını kullanmasına bağlıdır. Kişi; Allah’ın kendisine verdiği akıl melekesi ile
    hidayet ve gerçeği bulmaya çalışırsa,gerçek ve hidayetle buluşur.Aklını bu yönde
    kullanmaz ve hidayeti bulmak istemezse, hidayetle buluşmaz.Çünkü kendisi
    iman etmek istemiyor.Yüce Allah’da insanın özgür iradesine müdahale etmez ve
    hiç kimseyi zorla ne hidayete getirir,ne de delalete götürür. Kim ne isterse ona,
    isteğini verir.Evet buna göre, blada bey,hidayeti bulmak için bırakın aklını kullan-
    mayı, iman ve hidayeten uzaklaşmak için uğraşıyor.Tabi ki, Yüce Allah’da kendini
    zorla ona inandırmayacaktır.Allah,herkesin iman etmesini ister,onun için nice kitap ve resullar gönderir.Ama imtihan gereği insanı özgür iradesiyle başbaşa bı-
    rakır.
    2-NAHL suresi 93 ve RAD suresi 93.ayetlerinin meaaleri bir çok ”MEALDE ”yalnış
    verilmiştir. Söz konusu ayetlerin meaalleri şu şekilde olacak !

    ” ولكن يضل الله من يشاء ويهدي من يشاء ” a) ….Allah,dilediğini saptırabilir,dilediğini de hidaye-
    te erdirebilir.” Yani Allah dilerse,insanların özgür iradelerine müdahale ederek on-
    ları hidayete de getirebilir,delalete de götürebilir.Ama ,adelet ve imtihan gereği bunlardan hiç birini yapmaz.Kimsenin iradesine müdahale etmez.Ben yapabili-
    rim demek,yapıyorum anlamına gelmez.Bununla sadece her şeyi yapmaya kadir
    olduğunu söylüyor. Zira bu ayetlerin hiç birinde istediğimi hidayete getirdim veya
    istediğimi delalete götürdüm diye asla bir anlam çıkarılamaz.Sadece her şeye gü-
    cünün yettiğini söyllüyor. b) Bu ayetlerin ikinci anlamı:” فيضل الله من يشاء ويهدي من يشاء
    ” Sapmayı dileyeni saptırır,hidayet dileyeni ise,hidayete erdirir.” Yani sapmak da,
    hidayet’de insanın elindedir. Hangisi için çaba gösterirse,onu bulur. Nitekim;
    ابوالمنصور الما تريدي ”İmam Matüridi de, ayetleri aşağıda olduğu gibi açıklıyor !
    = اي يضل الله من اثر ورجح سبب الضلا لة ويهدي من اثر ورجح سبب الهداية ” ..Sapmayı ve sapma yolunu
    tercih edeni sapıklıkta bırakır,hidayet ve hidayet yolunu tercih edeni de hidayete
    bırakır.(iletir) Buna göre hidayetin de,sapıklığın da sebebi bizzat insandır.Bu ne-
    denle,insan,inanç,düşünce,tutum ve davranışlarından sorumludur.
    3-ENAM suresi 125. ” فمن يريد الله ان يهديه يشرح صدره للا سلام ” Allah,kimi doğru yola iletmek
    isterse onun kalbini islama açar. ” ومن يرد ان يضله يجعل صدره ضيقا كانما يصعد في السماء الخ
    ”Kimi de saptırmak isterse,göğe yükseliyormuş gibi göğsünü daraltır.(nefes alıp vermesini zorlaştırır.) Bu iki ifadeye dikkat edelim.! Her iki cümlede de” İSTERSE”
    islama kalbini açar, ” İSTERSE ” Göğsünü ” daraltır. Bunları yaptığını söylemiyor.
    Bunları şarta bağlıyor. ”İSTERSE ! ” yapar. Ama isteyip yaptığını söylemiyor.Bura
    da da,her şeye kadir olduğunu ve kişinin arzu ve isteğine göre hareket edeceğini
    ifade ediyor. Yani hidayet de,delalet’de insanın elindedir. Bu ayete yüce Allah,ben
    dilediğimin kalbini islama açtım veya açıyorum.dilediğimin kalbini de daraltım veya daraltıyorım demiyor. ” İstersem yaparım diyor. Ama yine imtihan ve adalet
    gereği bunları yapmıyor. Bir husus daha belirtelim ! Ayete…..Göğe yükseliyormuş
    gibi göğsünü daraltır ” ifadesiyle kur’an,1400 sene önce; Göğe yükseldikçe hava
    basıncının azalacağından o nisbette teneffüs de güçleşir.Hatta yukarıya doğru 20
    km.geçince özel cihazlar olmadan insan nefes alamaz.İşte 14 asırdır kur’an bu
    tabiat olayına da işeret ediyor. Halbuki insanlar atmosferi aşıp aya gitmeden evvel
    bunu bilmiyordu.Ama kur’an,1400 sene önce buna işaret etmiştir. Bu da gösteri-
    yorki,kur’an 14 önce yaşamış olan hz.Muhammed’in sözü olamaz.O evreni yaratan
    ve her şeyi bilen yüce Allah’ın kelamıdır.

    Yüce Rabbim nasip ederse,Secde ve Hud surelerindeki söz konusu ayetlerin ger-
    çek anlam ve tefsirini de kur’an’ın arapça orjinal metninden vermeye çalışacağım.
    Saygılar.

  55. bilal diyor ki:

    CİN VE İNSANLARIN ÇOĞU CEHENNEM İÇİN Mİ YARATILMIŞ ? YOKSA KONUYLA
    İLGİLİ A’RAF 179 VE HUD SURESİ 119.AYETLERİN MEAL VE YORUMLAR MI YAL-
    NIŞ VERİLMİŞTİR ? AYETLERİN DOĞRU MEAL VE YORUMUNU YAPALIM:

    A’RAF SURESİ 179: ولقد ذرأنا لجهنم كثيرا من الجن والانس ” …Muhakkak,cinlerden ve insanlar-
    dan (kötü tutum ve davranışları nedeniyle) bir çok kimseyi cehennem için orta-
    ya çıkardık.” (Cehennemi hak ettiklerine dair hüküm verdik)” Çünkü, ” لهم قلوب
    لا يفقهون بها ولهم اعين لايبصرون بها ولهم اذان لايسمعون بها ” kalpleri,(sezme,anlama,kavrama ve
    gerçeği bulma yetenekleri ) vardır ama,gerçeği bulmaya çalışmazlar.Gören gözle-
    ri vardır ama,gerçeği görmeye çalışmazlar.Duyan kulakları vardır ama,gerçeği
    duymaya çalışmazlar.”Yani,bunlar kendi özgür iradeleriyle sapıklığı ve kötü işleri, hidayete ve iyi işlere tercih ettikleri için cehennemi hak ettiler.Bu nedenle biz de
    onları cehennem için ortaya çıkardık,cehenneme ayırdık. Onları cehennemlik ya-
    pan kötü tutum ve davranışlarıdır. Yoksa bile bile yüce Allah,suçsuz yere onları
    cehennemlik yapmamıştır. ” …Cinlerden ve insanlarından bir çoğunu cehennem
    için yarattık.” diye ayeti tercüme etmek tamamen yalnış olup ZARİYAT suresi 56.
    ayete de aykırıdır. Zira, böyle yalnış bir çeviriye göre,”Cin ve insanların çoğu cehennem için yaratılmıştır.” AMA ZARİYAT SURESİ 56.Ayete ise, ” وما خلقت الجن
    والانس الا ليعبدون ” Ben,cin ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”diye
    denildiği gibi,cinler ve insanlar cehennem için değil,bilakis ebedi huzur ve kurtu-
    luşlarına vesile olan Yüce Yaratıcıyı tanımak,ona inanmak ve ibadet etmek için ya-
    ratılmışlardır.Cin ve insanların yaratılış gayesini bunun dışında aramak,insanı din
    ve imandan çıkarır. A’RAF suresi 179.ayete ” ذرأنا ” Zera’na ” türettik.ortaya çıkar-
    dık” kullanıldığı halde, yaratılışla ilgili bütün ayetlerde.” خلق ” Halaka ”yarattı ”diye
    ifade ediliyor.MESELA ”خلق الانسان ” خلق ا لجان ” خلق الار ض والسماوات الخ ” İnsanı yarattı,cin-
    leri yarattı,dünyayı yarattı,semayı yarattı vs. hepsinin yaratılış fiili,خلق ” dır. A’RAF
    suresi 179.ayete ise,böyle bir fiil kipi geçmiyor.’ ‘ذرأنا ” diye geçiyor.Yani
    ” ortaya çıkardık,türettik,ayırdık ” gibi anlamlar vardır. ”Zera’na ” fiilinin doğru anlamı,”Onları yarattık değil,ortaya çıkardık,türettik” demektir. Yani ahirette ce-
    hennemlik olan cin ve insanlar,tutum ve davranışlarıyla ortaya çıkacaklardır.
    Bu ayette ”Yaratma” diye bir ifade yoktur. ” ortaya çıkarma,türetme ” anlamları
    vardır. Hiç bir ferd cehennem için yaratılmamıştır.Bütün cin ve insanlar,ebedi kur-
    tuluş vesilesi olan Allah’ı tanımak ve ona ibadet etmek için yaratılmıştır.

    2- HUD SURERSİ 119:…وتمت كلمة ربك لاملائن جهنم من الجنة والناس اجمعين ”…Rabbin, sözü yerini buludu.” Yani ahiret gününde hesap
    ve sorgulama neticesinde cehennemi doldurabilecek kadar cezayı hak eden suçlu,
    asi ve günahkarlar bulunur.”Suçsuz ve günahsız hiç bir kimse cehenneme girmez.
    Ayetin anlamı böyle iken,kur’an’ın bütün ayetlerini bir bütün olarak değerlendir-
    mediğimiz zaman kur’an’ın gerçek mesajından sapmış ve yanlış yorumlarda bu-
    lunmuş oluruz.
    3-Söz konusu ayetlerde geçen ” من ” harfı ” للتبعيض ” dır. (Yani cümleye bir ”kısım”
    anlamını katmaktadır. …”Suçlu olan Cin ve insanların çoğuyla değil,bir kısmıyla
    cehennem doldurulacak” diye ifade edilir. Neden cehennem doldurulur.? Çünkü
    cehennem cennete göre çok küçüktür. Kur’an’ı kerim, cennetin eninden ve büyük-
    lüğünden söz ettiği halde,cehennemin büyüklüğünden hiç söz etmemiştir. Bu ne-
    denle cehennem suçlularla doldurulabilmektedir.
    EVET;Bir bakalım! İslama göre insanların çoğu cehennemlik mi olur,yoksa cennet-
    lik mi ? 1- İSRA SURESİ 15: ” …وما كنا معذبين حتي نبعث رسولا الخ ” …Biz, buyruklarımızı
    tebliğ ve tebyin eden bir elçiyi göndermedikçe, (tebliği hakkıyla yaptırmadıkça)
    hiç bir kimseye azap verecek değiliz.” Buna göre, a) İlahi mesajın teblğini hiç al-
    mayan, b) İlahi mesajı duyup da,tebliği eksik alan, c) Büyüp yaşadığı ortamda İslam (ilahi mesaj ) hep kendisine (haşa) kötü ve yanlış anlatılmış olan ve islamı
    doğru bir şekilde öğrenme fırsatını bulmayanların tümü,hangi din ve inanca men-
    sup olursa olsun,ahirette Yüce Allah’ın engin merhameti kapsamına girecekler.
    Delilimiz ise ,söz konusu ayettir. Kur’an’a dayanarak islam alimleri bunu söylü-
    yor.Bunlara göre,islam,kur’an ve hz.muhammed’ın adını duymakla tebliğ olmaz.
    Tebliğ demek;İslamı bir bütün olarak tüm güzellikleriyle ortaya çıkarmak ve anlat-makla olur. Buna rağmen inad ederek bile bile ilahi hak mesajı kabul etmeyenler
    ahirette mesul tutulacaklardır.Bundan hareket ederek,bugün gerçek anlamıyla
    hangi gayri müslime hakkıyla tebliğ yapılabiliyor.? Evet,diyebilirim ki,bugün dünya nüfusunun %10’nü bile hakkıyla islam tebliğini alamıyor. Durum bu iken
    insanların çoğu inşaallah,Yüce Allah’ın engin merhameti kapsamında olacaklar.
    2-Ergenlik çağına gelmeden ölen bütün dünya çocukları cennetliktir. 3- Aklı ve
    dengesi yerinde olmayan,ciddi boyutta psikolojik sorunu olanların tümü Allah’ın
    engin merhameti kapsamındadırlar. Böylece insanların çoğu Allah’ın izniyle ebedi
    olarak kurtulacaklardır. Kimler kurtulamayacaklar?İlahi mesajın tebliğini hakkıyla
    alıp inaden bile bile inanmayan ve yeryüzünde insanlara zulüm ve kötülük yapan-
    lardır.

    EVET;MAALESEF ! BİR ÇOK KUR’AN MEALLERİNDE SÖZ KONUSU AYETTEKİ
    ” ذرأنا ” FİİLİNİN ÇEVİRİSİ YALNIŞ YAPILMIŞTIR:
    A’RAF 179.ayette ” ذرأنا ”Ortaya çıkardık” anlamında olan fiili,” خلقنا ”yarattık”
    diye çevirmek tamamen yalnıştır. İşte bu yalnış çeviri sonucu, sanki haşa Yüce
    Allah,cin ve insanların çoğunu cehennem için yaratmıştır.! Halbuki istisnasız,cin
    ve insanların tümü ebedi huzur ve mutluluk vesilesi olan Allah’a kulluk için yara-
    tılmışlardır. Saygılar.

  56. bilal diyor ki:

    CENGİZHAN TÜRK ! MAİDE SURESİ 90-91 İLE MUHAMMED SURESİ 15.AYETLER
    ARASINDA ÇELİŞKİYLE LGİLİ İDDİANA CEVAP ! İLK ÖNCE DÜNYA VE CENNET
    ŞARAPLARI ARASINDAKİ FARKA BAKMALISIN ! İKİSİ AYNI MI ? ?
    MAİDE 90-91: انما الخمر والميسر والانصاب والازلام رجس من عمل الشىطان فاجتنبوه الخ ” …Hamr (aklı
    örten,sarhoş eden,muhakeme gücünü olumsuz yönde etkileyen,bedensel işlev-
    lerine zarar veren,tutum ve davranışları negatifleştiren vs. şarap), kumar,dikili taşlar (putlar),fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir.Bunlardan uzak durun ki
    kurtuluşa eresiniz.Zira, şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin(yersiz tartışma,kavga,birbirlerinin canına ve malına zarar verme,cinayet işle-
    me,yaralanma vs.) sokmak;Allah’ı anmaktan ve namazdan (ibadetleri yerine ge-
    tirmekten,faydalı ve yararlı işler yapmaktan ) alıkoymak ister….”

    EVET:1-Bunlar ve daha sayamadığımız nice nedenleden dolayı”dünya şarabı”ha-
    ram kılınmıştır.!
    2-Dünya şarabının haram kılınmasına neden olan bu negatif durumlar,Cennet
    şarabında da bulunuyor mu ki,haram kılınsın ? ? Dünya şarabının olumsuzlukları
    bu şekilde sayılırken,Cennet şarabının olumsuz hiç bir yönü olmadığını,tam aksi-
    ne çok yararlı ve lezzetli olduğunu yine kur’an dan öğreniyoruz. SAFFAT SURESİ
    45-47: يطاف عليهم بكأس من معين بيضاء لذة للشاربين لافيها غول ولاهم عنها ينزفون ” Onlara pınardan (dol-
    durulmuş kadahlar dolaştırılır.Berraktır,içenlere lezzet verir.O içkide ne sersemlet-
    me vardır ne de onunla sarhoş olurlar.” Evet,her iki şarap türüne bakalım ! han- gisinin haram ve hangisinin helal kılınması gerektiğine akıl ve mantığımızla karar
    verelim! Ama, Cengizhan beyin,mantığı her halde,o cenneteki güzel şarabı da
    dünya şarabıyla karıştırarak onun da haram kılınmasına karar verecektir ! ! !
    Cengizhan’ın süper mantığına göre,dünya da şarabı yasaklayan Allah,cenneteki güzel,çok lezzetli ve hiç bir yan etkisi olmayan şarabı da yasaklamsı gerekirdi.! Evet,Çelişki ayetlerde değil,bunu anlamayanın mantığındadır.

    2-Cengizhanhan bey diyor ki,Allah şarabı yasaklama yerine neden yapımında
    kullanılan bir maddeyi yok etmesin ? Cevap: Şarabın ham maddesi çok temiz
    ve vitamin açısından çok değerli olan üzüm, insan için büyük bir nimettir.Yani şa-
    rap üzümden yapılır.Cengizhan beyin mantığına göre üzümün haram kılınması
    gerekir,yoksa şarabın üzüm gibi meyvelerden üretildiğini mi bilmiyor ? Bunu bil-
    meyen biri (haşa) evreni yaratan Yüce Allah’a akıl vermek mi istiyor ?
    3-Zina ve fuhuşu yüce Allah yasaklamıştır.Yine bundan hareket ederek,Cengizhan
    beyin mantığına göre, a)Allah zinayi ve fuhuşu yasaklayacağına,bunun vesilesi
    olan kadın milletini yok etsin! b)Şarabı yasaklayacağına ham maddesi olan üzü-
    mü yok etsin ! c) İnsanın boğulmasına sebep olan suyu da yok etsin gibi, mantık- sızca ileri sürülen bu önermeler arasında ne fark vardır ?
    Ama yukarıda Cengizhan beye ait olan, ” Allah şarabı yasaklama yerine neden
    yapımında kullanılan bir maddeyi yok etmesin ? (ki ham maddesi üzümdur)
    Onun bu önermesinden haraketle,şarapta kullanılan üzüm,zina ve fuhuşa sebep
    olan kadın milleti,insanın boğulmasına sebep olan suyun vs.yok olması gerekir.
    Çünkü Cengizhan ileri sürdüğü önerme bunları gerektirir. Yine çelişki kur’an da
    değil,bu öneriyi ileri sürenin mantığındadır.

    4-Yine Cengizhan diyor ki,şarabı yasaklayan ve pislik yazan kur’an,sigara ve
    uyuşturucuyu neden yasaklamamıştır.? CEVAP:
    Kur’an ayetleri,genel kural ve kaideleri ihtiva ettiği için,bir şeyi haram kılma ille-
    tinden hareket ederek,teker teker isimleri zikretmeden ayni illeti taşıyan bütün
    maddeleri de tek bir kuralla haram kılmaktadır. ÖRNEĞİN yukarıda şarabın haram
    kılınmasının illet ve sebeplerinin bir kısmını parantez içinde gösterdim. İsimleri
    zikredilmese de,ayni illeti taşıyan (aklı gideren,uyuşturan,can ve mala zarar veren
    ister katı,ister sıvı olsun bütün maddeler,esrar,eroin,afyon,sigara vb.nin tümü ha-
    ramdır.)Şarabı haram kılan illet,bunlarda ziyadesiyle bulunur.O zaman bunlar da haramdır.Haram olmanın tek illeti,bunların insana maddi ve manevi yönden zarar vermesidir.Hangi madde insana zarar veriyorsa,kur’anın genel kaide ve kurallarıy-
    la söz konusu madde haramdır. Şunu sorabilirsiniz ki,öyleyse,islam alimleri
    neden sigaraya haram demeyerek,mekrüh ve israftır dediler ?
    EVET,Kur’an,isim vermeden bütün zararlı maddeleri yasaklıyor,ama önceden si-
    garanın zararı tesbit edilmediği için onu haram kapsamına almak uygun değildi.
    Henüz zararı tesbit edilmemişti,buna nasıl haram diyeceklerdi.? Ama bugün siga-
    ranın bütün zararları tesbit edilgiği için,kur’an’ın genel kaide ve kurallarından ha-
    reketle haram olduğundan hiş kimsenin şüphesi olmasın.?
    Sigara,afyon,esrar,eroin vb.maddeler insan için tehlikeli mi ? Evet ! Uyuşturucu
    özelliğinden ziyade,Allah tehlikeli şeylere atılmamızı yasaklıyor mu ? Evet !
    KUR’AN; ” ولا تلقوا بايديكم الي التهلكة الخ ”… kendinzi tehlikeye atmayınız.” Bu yasak geniş-
    tir.Tehlikeyi arz eden,insanın canına ve sıhhatına zarar veren herhangi bir şeye
    tevessül etmek,yemek,içmek veya kullanmak kur’an’ın söz konusu ayetine göre
    haramdır. ” Hz.Peygamber de ” لا ضرر ولا ضرار ” İnsan ne doğrudan kendisine zarar
    verebilir,ne de karşılıklı olarak başkasına!” diyerek,kimsenin kendine veya başka-
    sına zarar verme hakkına sahip değildir.Sigara hem içene,hem de çevresinde bu-
    lunanlara zarar verdiğinden dolayı,kur’an-ın bu genel kaidesiyle haram kapsamın-
    dadır.Çünkü sigara da haram illeti fazlasıyla bulunmaktadır. Kur’an’a göre,insanın
    canına,malına,aklına zarar veren her şey haramdır.İsim önemli değil,haram illeti-
    nin bulunması önemlidir. KUR’AN, ”ولا تقتلوا انفسكم ” (doğrudan veya dolaylı olarak )
    kendinizi öldürmeyin.! ”Bu genel kurala göre, insanı direk veya dolaylı olarak ölü-
    me götüren,insanın sağlığını bozan her şey haram kılınmaktadır.(sigara,ve.diğer
    bütün zararlı maddeler buna dahildir.)
    Özetle; kur’an da hiç bir çelişki ve problem yoktur. Kur’an’a art niyetle yaklaşan
    kişiler,kıt beyinleriyle çelişki üretmeye çalışıyorlar.Ama nafile …!

  57. bilal diyor ki:

    İLK MÜSLÜMAN KİMDİR ? CEVAP: Cengizhan bey ! 1- Öncelikle”Müslüman” keli-
    mesinin ne anlama geldiğini öğrenmelisin ! Müslüman, Allah’a teslim olan demek-
    tir.Bu anlamda,ilk insan Hz.Adem’den Hz.Muhammed’e kadar gelmiş ve geçmiş
    bütün peygamberler ve kendilerine inanan bütün insanlar müslümandır. (Allah’a
    teslim olmuşlardır.) İslam ise,Allah’a teslimiyet dini demektir. Genel anlamda her zaman Allah’ın gönderdiği Hak dinin genel ismi islamdır. Hz.Adem de,Hz.ibra-
    him de,Hz.Musa da , Hz.İsa da ve Hz.Muhammed’de ve bütün peygamberlere ina-
    nan herkes ”Vahiy ve ilahi dini ” literatürde müslümandır ve inandıkları dinin ismi
    de islamdır.
    2-Diyorsun ki,İbrahim,Muhammed’den de,Musa dan da önce yaşadığına göre
    müslümanlığı onlardan öncedir. Adem,İdris Nuh gibi İbrahim den önce yaşamış
    olan peygamberlerin sırasının ise hesaba katılmadığını görüyoruz. Allah ilk müs-
    lüman kim karar veremez mi ? diye saçmalıyorsun.!
    Söz konusu ayetleri arapça metin ve tefsirleriyle birlikte gözden geçirelim,baka- lım nasıl anlamışsın ?
    EN’AM 162-163:= قل ان صلاتي ونسكي ومحياي ومماتي لله رب العالمين لاشريك له = وبذلك =اي التوحيد
    امرت وأنا اول المسلمين =من هذه الامة ” De ki: Şüphesiz benim namazım,kurbanım,hayatım
    ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir. Onun ortağı yoktur.Bana sadece
    bu emrolundu ve ben (من هذه الامة ) müslümanların ilkiyim.” a)
    Yani son ilahi Vahiyle gelen kur’an’a ilk inanan ve Allah’a teslim olanların ilkiyim.
    Kur’an ilk defa indiği zaman,ona ilk inanan ve müslüman olan hz.Muhammed’dir.
    ” Müslümanların ilkiyim” kur’an’ın indiği dönemde bulunan müslümanların ilki de-
    mektir.!Geçmiş peygamberler ve onlara inanan kimselerden müslüman olanların
    ilkiyim anlamında değildir. b) Ayetin ikinci anlamı da,” وانا اول المسلمين ” Kendi za-
    manımın 1 numaralı müslümanıyım.( Yani tam anlamıyla Allah’a teslim olanlarda- nım,islamın tüm emirlerini yerine getirenlerdenim.) şeklindedir.

    Bu ayetlerin her iki anlamı,diğer peygamberler için de geçerlidir. Her peygamber
    kendi döneminin ilk inananı ve ilk müslümanıdır. Kendilerine gelen ”Vahy’e ” ilk
    inanan ve Allah’a ilk teslim olan söz kunusu peygamberdir. A’RAF suresi 143,
    ALİ İMRAN suresi 67.Ayetlerin de anlamı bu şekildedir. Her peygamber,kendi dö-
    neminin ilk inananı ve bir numaralı müslümanıdır.
    Özetle,ayetler arasında asla çelişki yoktur. Çelişki,ayetleri anlayabilecek kapasite-
    de olmayanın kafasındadır.

    3- ”AKRABA EVLİLİĞİ TUTASIZLIĞI ” İDİASINA CEVAP: NİSA 22 VE AHZAP 37:
    Bu iki ayet arasında en ufak bir bağlantı var mı,aynı hükmü mü içeriyor ? Hayır.
    NİSA SURESİ 22: Cahiliye dönemine ait olan oğulların babalarının eşleriyle (üvey analarıyla) evlenmeyi yasaklıyor! Ve bunun çok çirkin ve hayasız olduğunu vurgu-
    luyor.
    AHZAP SURESİ 37.İse,yalnış bir gelenekten kaynaklanan evlatlıklarının boşanmış
    kadınlarıyla evliliğin hükmü söz konusudur. Yani her iki ayet,ayrı hüküm ve konu-
    ları içermektedir. Bu her iki ayeti aynı anlam ve hükme bağlayanın algalayışı kıt
    olması gerekir.! Bu kadar da saçmalık olur mu ?

    EVET; AHZAP SURESİ 37.AYETTEN HARAKETLE KONUYU İZAH EDELİM:
    a) Dini ve hukuki anlamda Zeyd b.Harise,Peygamberimizin evlatlığı mıydı ? Hayır!
    Kendini peygamberimizin hizmetine adadığı ve onu ana babasına tercih ettiği için
    öyle görünuyordu,
    b) Birinin evlatlık olabilmesi için,küçük yaştan itibaren bir ailenin çocuğu gibi her
    türlü maddi ve manevi yönden bakımı söz konusu aile tarafından üstlemiş ve o
    aile içinde büyümüş olması gerekir. Buna evlatlık deriz.
    FAKAT Zeyd b.Harise’nin böyle bir durumu olmamıştır.Neredyse peygagamberi- mizin yaşıtıdır. ” ولد النبي ص 571 ميلادية
    ” ولد زيد بن حارثة 575 ميلادية
    Hz.Muhammed’in D.T:571 Miladi.
    Hz.Zeyd b.Harise’nin D.T:575 Miladı
    Hz.Zeyd, küçük iken peygamberimizin evine evlatlık olarak alınmadığı gibi,nere-
    deyse peygamberimzle yaşıttır. Peygamberimizin yaşıtı sayılan Zeyd nasıl evlatlık olur ? Her ne kadar,kendini peygamberimizin hizmetine adamış bile olsa ?
    Evet,Peygamber Efendimizin çok sevdiği Zeyd b.Harise’ye halasının kızı olan
    Zeyneb’i evlendiriyor.Her iki eş arasında aile içi geçimsizlik başlayınca Zeyd, bo-
    şanmayı düşünüyor ve peygamberimize konuyu sık sık dile getiriyor. Peygamber
    Efendimiz de ona hep sabır ve tahammul etmeyi tavsiye ediyor.
    AHZAP suresi 37: واذ تقول للذي انعم الله عليه وانعمت امسك عليك زوجك وا تقي الله ” (Resulüm ! ) Allah’ın
    nimet verdiği,seninde kendisine iyilik ettiğin kimseye : Eşini yanında tut.Allah’tan
    kork ! (sakın ha boşama!) diyordun.”Hz.peygamber de Zeyd ile eşinin arasındaki
    geçimsizlik ve boşanma talebini içinde gizliyor ve ailevi bu gizli olayın duyulması-
    nı istemiyordu.Çünkü münafıklar bunu duysalar,hemen bu geçimsizliği dahada
    alevlendireceklerdir.” وتخفي في نفسك ما الله مبديه ” Allah’ın açığa vuracağı şeyi (aile içi ge-
    çimsizlik ve boşanmayı) insanlardan çekinerek içinde gizliyordun.” والله احق ان تخشاه
    Oysa (her konuda olduğu gibi bunda da ) asıl korkmana layık olan Allah’tır.
    ( Yüce Allah boşanmanın gerçekleşeceğini bildiği için, peygamberimizin münafık-
    ların durumu öğrenip yapacaklarından endişelenmemesini istiyor.) Evet,peygam-
    ber Efendimizin içinde gizlediği şey,evlilik olduğuna dair rivayetler uydurma olup,
    en sahih tefsir olan ” ابن كثير ” ابن العربي ” الزمخشري ” red ediyorlar. Peygamberimizin
    içinde gizlediği şey,sadece bu ailevi geçimsizliğin yayılmamasıdır.Ve belki her iki
    eş anlaşır boşanmayacaklar.diye düşünuüyordu.Bunun için içinden gizleyip kimse-
    nin bilmesini istemezdi. Ama buna rağmen boşanma gerçekleşiyor.
    Daha önce evlatlık gibi görünen Zeyd’in babası Hz.Muhammed’in olmadığını,asıl
    babası öz olan baba olduğunu Yüce Allah,Ahzap 40.ayette bildiriyor.
    ” ما كان محمد ابا احد من رجالكم ولكن رسولالله وخاتم النبين ” Muhammed,sizin erkeklerinizden (Zeyd
    ve diğerlerinin ) hiç birinin babası değildir.Fakat o Allah’ın Rasulü ve peygamber-
    lerinin sonuncusudur.” Evet,Hz. peygamber Zeyd’in babası değildir, dini ve huki-
    ki anlamda evlatlığı da yoktur.Evlatlığı da boş bir iddiadan başka bir şey değildir.
    Çünkü,Peygamber Efendimizle hemen hemen yaşıt sayılan Zeyd, evlatlık olamaz.
    Evet,boşanma olayı gerçekleşince,Zeyneb’in ailesi,(peygamberimizin halası) zey-
    nep kızının hanei saadetten ayrılmasını istemiyorlar ve israrla dul kalan Zeyneb’in peygamberimizle evlenmesini istiyorlar.Peygamberimiz her ne kadar istemese de, evlatlık diye bir durum olmadığı halde öyle görenen bir geleneğin yıkılması için
    Allah’ın takdiriyle evlilik gerçekleşiyor. Bu evliliğin,ne dini,ne hukuki,ne de örfi bir sakıncası vardır.!
    Zira evlatlık diye bir olay bile gerçekleşmiş değildi,ama öyle anlaşılıyordu.
    Yüce Allah’da,bu evlilikle böyle yalnış geleneği yıkıyor. Hepsi bu kadar.
    Yadırganacak hiç bir şey mevzu bahis değildir. Kur’an,neye hüküm verirse,doğru-
    su da odur.Zira Kur’an,beşer sözü değil,evreni Yaratan yüce Allah’ın sözüdur.
    Kur’an da en ufak çelişki ve mantıksal bir hata asla yoktur. Çelişki ve hata insa-
    nın kıt algılayışının ürünüdür.

  58. bilal diyor ki:

    ” MİRAS KONUSUNDAKİ TUTARSIZLIKLAR ” İDDİASINA CEVAP:
    a) Bakara 180 ile Nisa 11-12.ayetler arasında asla tutarsızlık söz konusu değildir.
    1-BAKARA 180.ayette geçen tüm kelimelere tam ve doğru olarak anlam verdiği-
    mizde,bu ayetin konusunun,NİSA 11.ayette geçen,anne,baba ve çocuklar arasın-
    da yapılacak miras paylaşımları değil,kişinin özgür iradesiyle anne,babasına ve ak-
    rabaları lehine bir hayır,bir iyilik olarak vasiyet edeceği mallarla (tereke ) ile ilgili
    olduğunu göreceğiz.Bunlar için yapılmış olan vasiyetin gereğini yerine getirmek
    farz kılınmıştır. Başka bir deyişle;NİSA 11 ve 12.ayetler MİRAS TAKSİMİ;BAKARA
    180 ve 181.ayetler ise vasiyet ayetleridir. NİSA 11 ve 12.ayetlerde geçen ” من بعد
    وصية يوصي بها او دين ” Bu paylaşım, yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır” kısmın-
    da bahsedilen vasiyet.Bu (Bakara 180 ) vasiyettir.
    Özetle,”بالمعروف ” uygun ve adil bir şekilde yapılan vasiyetin yerine getirilmesi farz-
    dır. Nisa suresindeki paylaşım ise,varsa vasiyet be borçtan sonra yapılır.
    ” من بعد وصية يوصي بها الخ ” Cümlesi de bunu ifade ediyor. Vasiyet yoksa,otomatik ola-
    rak NİSA 11 ve 12 ayetlerde ki paylaşım devreye girer.Yani Bakara 180.ayet,müc-
    mel olarak vasiyeti,Nisa suresi 11-12.ayetler ise detaylı olarak miras paylaşımı
    konu edinmiştir.
    b) Bazı durum ve nedenlerle anne,baba ve akrabalar mirastan mahrum olabilirler.
    İşte böyle bir durumda, uygun ve adil bir şekilde onlara vasiyet etmek farz kılın-
    mıştır. Evet, uygun ve adil bir vasiyet varsa, hiç bir surette geçersiz kılınmamıştır.
    Ve ayetler arasında tutarsızlık da asla mevzu bahis değildir. Tutarsızlık,islamın hü- kümlerini bilmeyenin mantığındadır.

    c) Yukarıda iddia edildiği gibi,NİSA SURESİ 7 ve 11.ayetler arasında da çelişki ve-
    ya tutarsızlık asla söz konusu değildir. ZİRA; 7.ayet,cahiliye devri geleneklerini
    yıkarak paylaşım detayına girmeden kadının da payı olduğunu,Allah’ın onlar için
    ayırdığı bu payın mutlaka kendilerine verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Yani islam
    dan önce mirastan pay almayan kadınalara, bu ayetle mirastan hak tanınıyor.
    Daha sonra inen 11.ayetle,kendilerine tanınan hak oranları belirtiliyor. durum bu Durum bu iken,bu iki ayet arsında tutarsızlık arayanın algılayışı kıt olsa gerek. ! !
    Bunların neresinde tutarsızlık var ? ? ?.

    d ) NEDEN erkek ve kız çocuklarının payları aynı değildir ? CEVAP : İslamın mi-
    ras hukukunda,paylar ile mükellefiyetler arasında dengeleme yolu tutulmuş,daha
    çok harcama yapmak mecburiyetinde olanlara daha çok,daha az harcama duru-
    munda olanlara ise daha az hisse verilmiştir.İslam aile hukukuna göre evlenirken kadına mehir verecek,düğün ve çeyiz masrafı yapacak olan erkektir.Evlendik-
    ten sonra da eş ve çocuklarına bakacak,onlara yiyecek,giyecek,mesken ve diğer
    bütün maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayacak, kadının sosyal güvencesi-
    sini de sağlayacak olan erkektir.Kadına bu konular da hiç bir harcama yapma zo-
    ruluğu yoktur.Bütün harcamalar erkeğe yüklenmiştir. Evlenen kız,babasının tere-
    kesinden bir şey almazsa bile,evlendikten sonra bütün maddi ve manevi ihtiyaç-
    ları hukukan eşi tarafından karşılanır.İşte bu sebepledir ki,bu durumda miras pay-
    laşımında farklılık olabiliyor.Tabi ki bu, islam hukunda geçerlidir.Şunu rahatlıkla
    söyleye biliriz ki, bir hukuk sistemine göre,bütün harcamalar,her iki tarafa yüklen-
    mişse,islama göre de bu durum değişebilmektedir. Hukukta illetin kaldırılması ve-
    ya değişmesiyle,ona binaen mevcut olan hüküm de değişebilir.Bu, islam hukukun-
    da da geçerlidir. Ayetlerdeki paylaşım şekli, islam hukunu baz alıyor.
    EVET,İslam daki miras hukuku,en medeni ve en adil bir hukuk sistemidir.Yeter ki,
    onu hakkıyla öğrenip kavrayabilelim. ! saygılar.

  59. isimsiz kahraman diyor ki:

    Dünya’nın 4 günde düzenlenmesi; orada canlılığın oluşabilmesi için gereken evreleri ifade eder. Karaların halen hareket etmesi ise, yaratma işleminin bitmediğini gösterir. Ayette; “O her an yeni bir şendedir/şandadır” der.
    Biraz “evrensel” düşünmek zorundayız; mademki Kuran evrenseldir… Öyle değil mi? 14 asır öncesinin, “kör cahil” toplumuna Resulullah s.a.v gibi, hakikati tam manasıyla kavramış birinin, her şeyi olduğu gibi anlatması, o insanlara ne fayda sağlar? Bugün hala, “4 gün mü, 4 bin yıl mı, yoksa 4 milyon mu” gibisinden tartışmalar içindeyiz. Irak’ta, “dünya düz mü yoksa yuvarlak mı” tartışmaları yapılıyor. Bu ne büyük bir cehalet böyle! Aradan koskoca 1400 yıl geçmiş, ama bizler hala 7. yüzyılda kalmışız…
    Kuran’da; Dünya zamanı ile bir insan ömrünün, yani yaklaşık 70 yıl, bir Güneş batımı süresi kadar olduğu da anlatılır. Hal böyleyken,1 günün, değil 1 veya 1000 yıl, 1 milyar yıl olduğunu bile – bugünün şartlarında- söylemek mümkün! Bunlar böyle uzar gider ve kimse bu tartışmada galip gelemez…
    Bizi ilgilendiren, Kuran’daki 1 günün kaç Dünya gününe eşit olduğu değil. Bilim nasıl olsa, bu “düzenlemenin” kaç evrede gerçekleştiğine en net cevabı verecektir. o evrelerin herbirinin milyarlarca yıl sürdüğünü görürsek şaşırmayalım. Nasıl ki bugün bizler “katrilyon”dan sonraki birimleri bilmiyoruz, söylesek de kimse anlamaz; 14 asır önce de milyon kavramını kimse anlamazdı. Resulullah s.a.v Uhud’a çıkıp; arapça haliyle “Allah yeri 4 milyar yılda…” gibi cümle kursa? Mümkün mü?
    Kimileri de, din ve bilimin birbiriyle alakası olmadığını söylüyor. Seni 14 asır öncesine ışınlasak, otomobil motorunu o insanlara kelimelerle anlat desek, ne diyeceksin? Ya da bilgisayar işlemcisini anlatırken ne tür bir yol izleyeceksin? Muhtemelen, misal yollu bir kestirme seçeceksin. Bugün kimse, lazer teknolojisini -bugüne göre- ilkel kelimelerle anlattın diye bilimsellikten uzak olmakla suçlayabilir mi seni? Kaldı ki, bugünün hiçbir bilimadamı da bu lazer kelimesini Resulullah kadar güzel izah edemezdi o yıllarda.

  60. isimsiz kahraman diyor ki:

    Cengizhan; müslümanların çoğu bile neye inandıklarını bilmezken, senin neyi “inkar” ettiğini sorabilir miyim?
    Allah’ı, Hristiyanların inandığı “tanrı” olarak tahayyül edersen, bu işi beceremezsin… Zira Allah, gökte veya göğün arka bahçesinde oturan bir tanrı değildir…
    Senin o çelişki dediğin şeyler, senin idrakına göre varolan çelişkilerdir. Ha sen, “Kuran’ı olduğu gibi kavradım” diyorsan, o zaman haklısın. Anladın mı Kuran’ı? Biz tanrıya mı inanıyoruz? Biz öldükten sonra o tanrının huzuruna mı çıkacağız? Biz tanrıyla konuşacak mıyız? Şayet ben bir “İslam” olarak “hayır” derim hepsine. Sen tanrıya akıl erdiremeyip, ondan sonra da her önüne geleni eleştirirsen, Allah’ı ya da İslam’ı eleştirdiğini sanarsın. Ama iş öyle değildir aslında. Turan Dursun’un “din bu” kitabını okudum, İslam Tasavvufunu iyi bilen biri olarak, her cümlesinde ayrı bir komediyle karşılaştım. Bir ayetin nuzül sebebini bilmeden, o ayeti nasıl da yerden yere vurmuş; tevrat’tan çalıntı olmakla itham etmiş. Ve işin en tuhaf yanı ise, siz bunlara itibar ediyorsunuz. Ne diyeyim, hayat sizin…
    “Ya tutarsa?” mantığıyla yaşayan müslümanlar yok değil. Ama emin ol, Rabbini tanıyan biri için, sizler tebessüm vesilesi olmaktan öteye gidemezsiniz şu yazdıklarınızla…

  61. hakikat diyor ki:

    to malsavar;

    güzel kardesim tabiki ben ya dogruysa mantıgıyla inanmıyorum sadece herseyi mantıkla akılcılıkla kabul etmeye calisan arkadaslara basit bir mantik hesabi yaptim. bu ince ayrintiyi farkedemediysen ben sana ne diyeyim. Allah selamet versin.

  62. septik diyor ki:

    Merhabalar, sayfanızı bir kac gündür takip ediyorum ve sorularıma burada cevap bulabilir miyim bilmiyorum.

    Kuran’da yazana göre tanrı biranda ademi ve sonra onun vücudundan da havvayı yarattı.ama nasıl?tarihi belli mi?çünkü ben tanrının sadece ilk dokunuşu yaptığını düşünüyorum.bu evrenin ve zamanın başlangıcıdır benim için.büyük patlama da olabilir, ya da başka bişey de evren nasıl yaratılmışşa. ama şu an büyük patlama kuramı geçerli bilimsel araştırmaların sonucunda önce muazzam bir patlama ve giderek genişleyen ve gaz ve toz bulutlarından oluşan evren..galaksiler yıldızlar ve gezegenler..dolayısıyla da dünya güneşten kopan parçalar sonucu 4,5milyar yıl önce oluşup zamanla soğuduğunu biliyoruz. ve 5 milyar yıl yaşındaki güneşle birlikte etrafında dönmekte. ve dünya üzerinde bildiğimiz ilk yaşa(canlı), tek hücreliler yaklaşık 1,5 milyar yıl önce ortaya çıktı ve zamanlar evrimleşerek çok hücreli yaşamları ve ilk canlılar meydana geldi.bu durumda dünya nasıl 6 günde yaratılmış oluyor? dünya 4,5 milyar yıldır var ve üzerindeki yaşam ise son 1,5milyar yıldır sürekli değişmekte..
    bana göre tanrı ilk dokunuşu yapmıştır sadece.neden 15milyar yıl önce evreni yaratıp sonra 10 milyar yıl bekleyip güneşi yaratsın sonra bi 500milyon yıl daha bekleyip dünyayı yaratsın ve sonra yine 3,5milyar yıl bekleyip ilk insanları yaratsın ki?zaten olacak herşey bellidir ve bunları yaratmak için bu kadar zaman beklemesine gerek yok(zaman kavramı insan için geçerli tabi ki).demek istediğim adem ve havvanın kitapta yazana göre yaratılmasının kanıtı var mıdır?yoksa sadece kitapta yazdığı için mi öyle?
    ben evrim teorisine inanmaktayım ve bunun için de çok geçerli nedenlerim var bunların en önemlilerini darwinin gallapagos adalarındaki araştırmalarında görebilirsiniz.her adadaki farklı yaşam koşullarına göre oluşmuş aynı tür kuşların gaga yapıları, ya da kaplumbağaların kabuk yapıları yaşamda kalabilecekleri şekilde evrilmiştir,yaşama hayatta kalabilmeye ayak uydurmuşlardır.bunu her canlıda görüyoruz insanda neden olmasın?insan dna sı ile şempanze dnası arasındaki benzerlik oranı %98 ise, şempanze ve goril dna sı arasındaki benzerlik %97, yani biz şempanzelere, gorillerin şempanzelere benzeyişinden daha çok benziyoruz!
    adem ve havva ilk insanlarsa nasıl oluyor da onların çocukları bir birleriyle ilişkiye girip çoğalabiliyor?bu günah değil mi akraba ilşkisi günümüzde de günah ve sakıncalıdır.doğan çocuklar zihinsel ve bedensel açıdan özürlü doğabiliyorlar. okuduğuma göre sadece onlara verilmiş bi kerelik tanrının izniyle oluyor fakat ondan sonraki nesiller de hep birbirleriyle akraba dolayısıyla dünyadaki herkesin birbiryle akraba olması ve doğan tüm çocukların sakat,özürlü olması gerekirdi?!
    ayrıca adem ve havva iki birey olarak vucüt yapıları ve fiziksel özellikleri bellidir.nasıl oluyor da adem ve havadan zenci insanlar, beyaz iskandinav insanlar, sarı -kahverengi ırklar,çekik gözlü koreli-çin-japon insanlar,ya da tonla farklı ırk insanlar nasıl meydana gelebiliyor?
    kitabı olan ilk kutsal din hangisidir?ne zaman inmiştir.İncil, Kuran gibi büyük dinlerin tarihi 1000-2000yıllık. ondan önce yaşayan insnalar, yani burada 7milyon yıllık insanlık tarihinden bahsediyorum, onlar dinsiz miydi?cehenneme mi gittiler?ayrıca neden Tevrat, İncil, Kuran … gibi ayrı dinlerin kitapları ve ayrı dinler var?madem tanrı tek ve bir neden farklı dinler çıkıyor.zamanla din insanlar tarafından değiştirildiğinden(incil) zaman içinde yeni kitaplar indiğini okudum mesela en son ve en mükemmel din olan islam ve kitabı Kuran. peki neden farklı dinler geliyor kitabın içeriği neden değişiyor?hadi insanlık zamanla kitabın içeriğini yorumunu değiştirdi ve bozdu.ama tanrı neden aynı kitabı tekrar indirmiyor? yani tanrı mükemmelse kitabı da mükemmeldir.fakat neden hz. muhammed e de incilin ilk hali bozulmamış hali inmiyor?
    yani neden tek bir din yok dünyada?ben şahsen tanrının tek be bir olmasının karşılığı olarak dünyada da insanların inanacağı tek bir kutsal din olmasını daha uygun bulurdum.böylece şu ana kadar olan savaşların, ölen milyarlarca insanın! yarısından çoğu DİN savaşlarından dolayı ölmemiş olacaktı…
    7,5 milyon yıllık insanlık tarihinden(buna primatlar ve neanderthaller,homo sapiens-erectuslar gibi her tür canlı dahil) bu yana insanlık nasıl değişmemiş olabilir ki,nasıl evrime ayak uydurmamış, nasıl toplu yaşama geçmemiş ve uygarlık geliştirmemiş olabiliriz ki? sadece son 500 yılda olan gelişmelere bir göz atalım..astronomi ve matematik hızla gelişiyor,basit hastalıklardan ölen insanlık artık tıp sayesinde çözümler buluyor ve kurtuluyor, elektrik telefon radyo gibi çok önemli icatlar yapılıyor.ay a gidiliyor!..inanılmaz şehirler kuruyoruz inanılmaz yapılar..bundan 500 yıl önce yaşayan bir insana şu anki şehirleri göstersek dilini yutardı.cep telefonları bilgisayarlar.fln fln tonla şey…bir de 50.000 yıl önceye gidelim.ormanda avlanan mağara adamları..tek yaptıkları şey yemek yemek ve üremek..vücutları daha büyük daha kaslı kıllı, ormanda yaşamda kalmaya adapte olabilmişler.ama zamanla toplu yaşama geçtikçe ateş bulununca, dil ortaya çıkınca…etleri pişirmeye başlıyoruz dolayısıyla çene yapımız eskisi kadar güçlü olmak zorunda değil. çene hatlarımız daha yumuşak hale geliyor uzun zaman içinde daha yuvarlak hatlı yüzlere sahip oluyoruz.ya da ormanda mağaradaki gbi zor koşullar ortadan kalkıyor, vucüt eskisi kadar güçlü ve iri olmak zorunda değil ama beynimizi daha çok kullanmaya başlıyoruz dil ortaya çıkınca konuşma ortaya çıkınca aletler yapınca evler kurunca zamanla beynimiz gelişiyor..yani tonla örnek var anlatılabilecek.şimdi ilk anlattığım 500 yıllık dilim için bir nokta koyucam (.)
    .
    işte bu kadar zamanda neler neler oldu..şimdi 50.000 yıl geriye gitmek için yine 500 yıllık noktalardan koyuyorum.
    ……………………………………………………………………………………….
    ne kadar fark var değil mi zaman olarak..şimdi de devam ediyorum ve 7,5milyon yıl önceye gitmek için 500yıllık noktalarla devam ediyorum.
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
    işte bu kadar zaman geçmiş bulduğumuz en yaşlı primatın yani insan atası fosilin geçmişinden günümüze…şimdi tek bir noktada (500yılda neler neler olduğunu düşünün, bir de bunca zaman içinde insanın nasıl değişmiş olduğunu düşünün?)nasıl aynı kalabilir ki insan tek bir noktada bile bu kadar değişime uğramışsak?
    Kuranda insanlar hep cezayla yakılmakla cehennemle cezalandırılacakları yazılmıştır. fakat neden hiç soğuktan,buzlardan,kutuplardan bahsedilmemiştir.dünyanın her yanı arabistan gibi çöllerden mi ibarettir? ya da cennette bahşedilen güzellikler baldan altından akan nehirler gibi,elmalar armutlar gibi meyveler ve uçsuz bucaksız yeşillikler bahçeler ve güzel yerler olarak tasvir edilmiş.yanlışım varsa düzeltin lütfen tam bilemiyorum.Kuran ı bir kez okudum ama uzun zaman geçti.şimdi bu vaad edilen yeşil bahçeler bal süt meyve elma armut, bunlar zaten arabistandaki insanların pek göremeyeceği şeyler yani onlara çok güzel geliyor iştahlarını kabartıyor.ama uzak doğuya gidin tropikal bir yere bun meyvelerin hepsi ve çok daha fazlası hiç görülmemiş mango,hindistan cevizi, şu, bu binlerce görülmemiş meyve mevcut.yani cennet gibi tabirinin gerçek olduğu yerler.burada yaşayan bir insan kitapta yazılanlardan nasıl etkilenir?hiçbişey ifade etmez ki cennet onun için?ama arabistanda ömür boyu çöl içindeki insanlar için eder sadece.yani evrensel bir din olmasına rağmen indiği coğrafya ve zamana göre manalanan ayetler içeriyor?
    ayrıca cennette hurilerden bahsedilmiş.nedir huriler, cennette erkeklere vaad edilen güzel kızlar, yaratıklar..peki erkeklere huriler var.ya kadınlara?
    allahın dünyayı 6 günde yaratması. gün kavramı dünyaya bağlıdır.dünyanın kendi etrafında bir tur dönmesi süresince geçen zamana bi gün diyoruz.tanrı dünyayı 6 günde yarattıysa ortada olmayan bir dünya yaratılırken nasıl gün olarak zaman verilebiliyor?önce ortada bir dünya olması gerekmekte.
    hür iradeden bahsedip, intihar etmenin günah hatta kabul edilemez olması.hür irade kendi hayatına da son verebilme yetkisine sahip olmak demektir. örneğin ötenazi ile hayatına son verdirmek durumunda olan dini bütün bir insanhayatına son verdiğinde cehenneme gidiyor.burada haksızlık yok mu?cihat ediyorum münafıklara savaş açtım diye üstündeki kilolarca tnt yi patlatan arkadaşlara ise diyecek laf bulamıyorum onlar nereye gidiyor acaba?
    bir şeyi düşünmeden, sorgulamadan inanmak çok kolaydır, emeğe gerek yoktur. kaldı ki, düşünmeden, sorgulamadan inanıyorsun diye, herkesten de bunu beklemek ve “bu benim kutsalım sorgulama onu” demek anlamsızdır.ayrıca her fırsatta bir diğerinin kutsalı olan diğer kutsal kitaplar için bunlar değiştirilmiş, batıl, allah kelamı değil v.s. olduğunu söyleyen bir güruhun (öyle ya da değil) kendi kutsallarının sorgulanmasını saygısızlık olarak iddia etmesi ikiyüzlülüktür.
    kader ile ilgili konulardakafama takılan bir kaç konu var.örnek vermek gerekirse:
    üç yaşinda bir kız çocuğu tecavüze uğrayıp öldürüldüğünde, bu olayı kader anlayışına göre nasıl yorumlayabiliriz? durumu tecavüzcü açısından değerlendirdiğimizde, kendi hür iradesiyle bir halt etmiştir ve cezasını çekecektir. tanrı, hayatı boyunca yapacağı her hareketi önceden bildiği bir insanı yaratmış ve ona yaptıkları için ceza vermiştir.
    aynı durumu tecavüze uğrayan 3 yaşındaki çocuk açısından ele alalım;
    tanrı, daha irade sahibi olamadan tecavüze uğrayacak ve öldürülecek bir insan yaratıyor.. insan yaşamının ilk üç yılında pek fazla bilinçli tercih yapamayacağına göre, hür iradeden bahsetmek abesle iştigal olacaktır. tanrı ve din ile, bu çocuğun “dünyevi” tek ilişkisi, 3 yaşina geldiğinde tecavüze uğrayıp ölmesidir. çocuk sadece bu amaçla yaratılmış oldu.. peki tanrı bunu niye istemiştir? çocuk hiç günahı yokken neden böyle bir dünyevi sona sahip olmuştur? bu çocuğun tanrı ile, din ile, bir kurban olmasından başka ne gibi bir bağı vardır?
    yine çocuklarla ile ilgili başka bir konuyu inceleyelim;
    bluğ çağindan itibaren tanrı tarafından, yaptığımız her hareketten sorumlu kabul ediliyoruz. hayatımız sona erdiğinde, ibadetlerimizin ve yaptığımız “iyi şeylerin” mükafatını alıyoruz.günahlarımızın bedeli olarak ise cezamızı çekmek zorundayız.
    peki bluğ çağına gelemeden ölmüş bir çocuğa ne oluyor? bizler tanrı yolunda birer sınava tabii tutulup, sonuçlarımıza göre muamele ediliyor isek, ortada bir adaletsizlik olmuyor mu? çocuk hiç bir hareketinden sorumlu olmadan 10 küsur sene yaşayıp öldükten sonra, sonsuza dek cennette kalacak ise, o çocuk “kayırılmış” kabul edilebilir mi? aynı şeyi zihinsel engelli olarak doğan insanlar için de düşünelim. tanrı sizi zihinsel engelli olarak yarattı. işin kader kısmını değerlendirirken, zihinsel engelli olarak doğan bir insanın, tanrıya karşı bir sorumluluk taşımaması, ve ahirette başına neler geleceği konusu gerçekten soru işaretleri barındırıyor.
    iyilik de kötülük de allahtandır, her şey allahtandır, kainattaki her şey allaha aittir deyip bir de herkesin kaderi, her yapacağı, doğduğu an bellidir denilmiş o zaman cehennem ve cennet de neyin nesi oluyor? kim suçlu? herkes kendine çizilen kaderden başka bir şey yaşamıyorsa?
    ayrıca dinlerin de değişitiklerini görüyoruz.islam en mükemmel en gelişmiş ve en son dindir. peki neden en geri kalmış en dünyada az söz sahibi ve yoksul ülkeler islam ülkeleri?hoşgörü diniyse islam neden en katı kurallar islamda?şeriatla yönetilen idam edilen insanlar?bunları neden dine bağlıyolar?
    kiminle konuştuysam herkes çekecekleri cezadan cehennemde yanmaktan korktukları için dinden konuşmaktan kaçınıyorlar, sorgulamıyorlar.ama inançlarını sağlayan tek şeyin ceza olduğunu konuşmalarından anlıyorum.tek amaçları cehennemde yanmamak olduğunu görüyorum.neden böyle korkutucu kurallarla dine bağlanmış insanlar?
    dünyada binlerce din var.hala günümüzde bile ormanlarda yaşayan kabileler bulunuyor.hiçbirşeyden haberleri yok..kitaplardan öncede insanların tanrıdan haberi yokken güneşe putlara taşa toprağa taptıklarını biliyoruz.bunca insan cehenneme mi gidecek?onlara yol gösterecek peygamber ya da kitap olmaması o dönemde bu insanların suçu mu?insanlar her zaman bi yaratana bi büyüğe tapmak ona sığınmak durumunda kalmışlardır hayatta ve zor durumlarda. bu insanlar nasıl değerlendirilecek diğer dünyada?sözü edilen insanların sayısı kutsal dinleri görmüş veya inanan insanların sayısından binlerce kat fazladır!
    hristiyanlıkta domuz eti şarap fln haram değilken islamda niye haram?domuz eti yemek içki içmek günah mezheplere göre değişir ama hristiyanlıkta bizzat şarapla vaftiz ediliyor yeni doğan bebekler..
    huriler, bal akan ırmaklar objesi bir odül olarak sunulup, dünyevi zevklere hitap eden bir algılama düzeyinde olması işin uhreviyatını bozmaktadır aslında, yunus emre boşu boşuna “cennet cennet dedikleri / bir kaç köşkle bir kaç huri / isteyene ver onları / bana seni gerek seni..” dememektedir. asıl olanın tanrısal uhreviyet düzeyine erişmekteki saadet ve asıl amaclanmasi gerekenin de insanın, maksimum iyiliğe ulaşabilmesi oldugunun altını çizmektedir. cennet ödülü veya cehennem korkusu için değil, doğru olanı yalnız doğru olması yüzünden yapmanın ulvi oldugunu ortaya koymaktadır daha derin ve tasavvufi manada.
    cennet için birşeyler yapmaktan, cehennem korkusu yüzünden bir şeyler yapmamaktan, bir nevi tanrıyı kandırmaya çalışmaktansa, inandığı ve doğru bildiği şeyleri sırf bu yüzden yapmak daha evladır. tanrı bilir, görür, anlar. doğruları yapmak icin yürürken kişi, ihtimal yanlişlar da yapabilir, doğruları görebilecek olgunluktan muaf olabilir, idine yenik düşüp ortalığı yangına çevirebilir ama bunun aksi de mümkündür ve aksini yapan insan ister şu dinden olsun ister bu dinden olsun tanrının önünde başı dik durabilir. haa tanrı cennet varsa cennete atar, cehennem varsa dilerse cehenneme atar, sanki ne diyecektir kişi tanrıya, koca tanrı önündeyken hesap mı soracaktır ondan ya da bu neye yarayacaktır?
    onun için doğru bildigi, inandığı gibi yaşamalı insan, inanıyorsa doğru olduğuna yapmalı bir şeyleri, dogru olduğuna inanıyorsa yürümeli mevlana gibi, yunus gibi…
    ayrıca sizi kastetmiyorum ama bu ülkedeki ve diğer islam ülkelerindeki birçok din adamının da çok bilgisiz ve insanları yanlış yönlendirdiği kanaatindeyim.hacıyım hocayım diye geçinen birçok insanın da tanrıya bile inanmayan birçok insandan çok daha kötü işler yaptığını çoğu zaman görüyoruz. bir hocayla kader hakkında yapılan konuşmayı yazıyorum:
    “hocam kader nedir?
    “allah’in yazdiği şeylerin bir bir olmasidir evladım.”
    “tamam hocam…simdi dusunun ki ben bir tiyatro yazariyim ve bir oyun yaziyorum…oyunumda iyi insanlar ve kotu insanlar var ama hepsini ben yaziyorum rollerinin…oyunun sonunda hepsini bir araya topluyorum ve iyi rol verdigim insanlari bahceye salip saraplar,huriler,gilmanlar,meyvalar sunup memnun ediyorum, kotu rol verdiklerimi ise bir bidon benzinle yakiyorum…rolleri ben yazdigima gore bu fanilerin ne sucu var?”
    “boyle sakat dusunceler imanini bozar yavrum…sen dusunme…hem kim sokuyor boyle dusunceleri kafana?zındıklar!..iblisler!..”
    cevap, açıklama bu olmamalı…

    şimdilik aklıma gelenler bunlar ama çok daha fazlası vardır aklıma gelmeyen. ama epey uzamış zaten. şimdiden aydınlatıcı cevaplarınız için çok teşekkürler…
    iyi geceler dilerim…

  63. Ahmet diyor ki:

    Kuran’da daha önce hiçbir yerde görmediğiniz –(NASAdaki tüm bilim adamlarını dahi büyük şaşkınlığa uğratıp hayran bırakan)–
    AL-LAHIN varlığını ve kudretini en üstün ve apaçık delillerle ortaya koyan
    en büyük Mucizelere tanık olmak için, lütfen bkz.

    http://www.kutsi-19-hasat.com

    EVRENSEL MUHTEŞEM MUCİZELER

  64. MANASIZLIKTAN UZAK diyor ki:

    Mana olarak dünyanın yaratılması dünya gününe bağlı değildir. çünkü dünya günü olması için dünyanın varolması gerekmektedir.

    Sonuç olarak gün kavramı zaman kavramı bunlar derin meselerdir. Eğer dünyaya göre kaç gün tutacağı söylense idi (HAŞA) bu sefer o ilmi bulana kadar insanlar görüş ayrılıklarına düşecek olurlardı.

    Örneğin 6 gün Galaksinin yada Galaksilerin bağlı olduğu gün bile olsa milyonlarca dünya günü eder. Birde zamanın göreceli oluşu var. Big Bang’dan sonraki oluşum evren içindeki yayılım ve evre hızı ve zamanı olarak şimdi ki hızı zamanına eşitmidir ? tartışılır ? Doğrusunu Yaratan ve Öğreten RAB bilir. Ne mutlu İman edip Salih Amel İşleyenlere.

  65. Mustafa diyor ki:

    sn cengizhan Türk bugün 3.kez böyle yorumlarınızı görüyorum ve 3.kez aynı şey söyleyecektim. mantıklı her sorunuzun cevabı bende ancak anladığım kadarıyla sizin amacınız cevap almak değil hayatında Kuranın kapağını biz kez açıp okumadan Müslümanım diye geçinenleri şüpheye düşürmek.
    Yine de takdir etmek gerekir sizi birçok sözde Müslüman’ın yapmadığını yapıp kuranın -hiçdeğilse- bir kısmını okumuşsunuz:D

  66. ahmet diyor ki:

    {2} Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız. O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın. [Bakara 21-22]

    {76} İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık. [İnsan 1-2]

    {11} O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkarcılar “Mutlaka bu apaçık bir büyüdür” derler. [Hud 7]

    {21} İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana getirdik. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler. [Enbiya 30-31-32-33]

    {41} De ki: “Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkâr ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.”O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir. [Fussilet 9-10-11-12]

    {15} Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik. Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz. Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz. [Hicr 19-20-21-22]

    {50} Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik. [Kaf 7]

    {79} (Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur. Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir. O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı. Ardından yeri düzenleyip döşedi. Ondan suyunu ve merasını çıkardı. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı. [Naziat 27-28-29-30-31-32-33]

    {13} Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, âyetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. [Rad 2-3-4]

    {31} Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. [Lokman 10]

    Yukarıda Dünya’nın yaratılışıyla ilgili bazı ayetler verdim. Aslında bu ayetler Dünya’nın yaratılmasıyla ilgi değil, Dünya’nın düzenlenmesiyle ilgilidir. Yakın bir zamana kadar yukarıdaki ayetler Dünya’nın hatta evrenin yaratılmasıyla ilgili olarak bazı çevrelerce referans olarak gösteriliyordu. Aslında durumun hiçte öyle olmadığını ayetleri analiz ederek hep birlikte göreceğiz.

    {2} numaralı ayette “sizi ve sizden öncekileri yaratan” ifadesi geçiyor. Buradan bizden önce de yaratılmış varlıkların olduğunu anlıyoruz. Ancak bu yaratılanlar suda mı yaşıyordu, karada mı yaşıyordu orası belli değil. {76} numaralı ayette “insan anılır bir şey değilken üzerinden uzunca bir zaman geçti” diyor. İnsanoğlu henüz ortada yokken yeryüzünde uzun bir zaman geçti. Bu ayetlerde anlatılanlara baktığımızda aslında Dünya’nın önceden yaratılmış, Dünya’da bizden önce yaşayan canlıların varolmuş olduğunu anlıyoruz. Burada Dünya’nın yoktan var edildiği gibi bir durum yoktur. Devam edelim.

    {11} numaralı ayette “henüz arşı su üstündeyken” diyor. {21} numaralı ayette “göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı, gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık” ifadeleri geçiyor. “Arş” kelimesi göğün en yükseği anlamında kullanılır. Göğün en yükseği su üstündeyken, gökleri ve yeri ayırıyorsa demek ki, o zamanki “gök” şimdikinden daha alçaktı. {41} numaralı ayette “sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne isteyerek veya istemeyerek gelin dedi.” ifadesi geçiyor. {13} numaralı ayette “Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten” ifadesi geçiyor. {79} numaralı ayette “göğü yükseltmiş, ona düzen ve ahenk vermiştir.” diyor. Şimdi gökle ilgili bütün bu bilgileri toparlayalım. Gökyüzü, yeryüzüyle bitişikmiş gibi alçaktı ve duman gibi görünüyordu. Allah bu gökyüzünü yükseltti, onu düzenledi ve korunmuş bir tavan yaptı. Burada da Dünya’nın yaratılması ile ilgili bir anlatım yok. Burada göğün düzenlenmesi durumu söz konusu.

    {41} numaralı ayette “göğe ve yeryüzüne isteyerek veya istemeyerek gelin” ifadesi geçiyor. {15} ve {50} numaralı ayetlerde “yeri yaydık, sabit dağlar yerleştirdik, ölçülü biçimde her türden bitkiler bitirdik” ifadeleri geçiyor. {31} numaralı ayette “yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi” diyor. Yeri yaymak ne demektir? Yeryüzü ile ilgi farklı ifadeler var Kuran’da. Yerin bir yere çağırılması ve yayılmasından kara parçalarının hareket ettirilerek düzenlenmesini anlayabiliriz. Kıtalar birbirine çarptırılarak sabit yüksek dağlar meydana getirilebilir. Sabit dağlar oluşturma gerekçesini de “insanların sarsılmaması” olarak açıklıyor. Sarsılma nasıl olur, ya Dünya’nın düzensiz hareketleriyle yada volkanik faaliyetlerle. Yada her ikisi birden. Dünya’nın en yüksek dağları olan Himalaya’ların da Şimdiki Hindistan’ın Asya kıtasının güneyine çarpması sonucu oluştuğu düşünülüyor.

    Peki bütün bu işlemler ne kadar sürdü? Yerle göğün ayrılması, yerin düzenlenmesi, göğün düzenlenmesi. Hepsi 6 gün sürdü. 4 gün yerin düzenlenmesi, 2 günde göğün düzenlenmesi. {41} numaralı ayette Allah bunu açıkça dile getiriyor. [Fussilet 9-12] Bazı çevreler Allah katında 1 günün bize göre 1000 yıl sürdüğünü dile getirerek bu 6 günün aslında 6000 yıl olabileceğini söylüyorlar. Ben bu görüşe katılmıyorum. Tanrı böyle bir bilgi için dolaylı ifadeler kullanmaz. Direk ölçü verir. O bakımdan 1000 yıl yorumları, (parantez içi) yorumları bana göre yanlıştır. Nasıl ki “biz insanı çamurdan yarattık” diyorsa, bu konuda da 6 günü referans almak durumundayız. Kuranı bilime uydurma çabası içinde olanlar da bu konuda yanılgıya düşmesinler. 6000 yıl karaların hareketi, gökyüzünün oluşumu ve bitkilerin oluşumu için makul bir rakam olarak görünebilir. Ancak, sabit dağların yaratılabilmesi için o kara parçalarının ne kadar büyük bir hızla birbirine çarptırılması gerektiğini düşünürseniz. Yeryüzünün gerçek 4 günde nasıl oluşmuş olabileceğini anlarsınız.

    Diğer bir nokta düzenlenmenin sıralaması. Düzenleme,yeryüzünün yayılmasıyla başlıyor. Yani kara parçalarının hareket ettirilmesi. Sonrasında dağlar oluşturuluyor. Canlılık ortaya çıkarılıyor. Bitkilerin ortaya çıkarılması. En son gökyüzü düzenleniyor. Neden? Çünkü yeni yaratılanlar için mevcut atmosfer uygun değil de ondan. 4 günde yaratılanların yaşama devam edebilmeleri için uygun atmosferik koşulların oluşması gerekir ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı yeryüzünün korunması gerekir. Yani yeryüzündeki oluşumlara göre bir atmosfer düzenlemesi yapılıyor. Bunun ne kadar önemli olduğunu ozon tabakamızdaki delikten herkes anlayabiliyor sanırım. Küresel ısınma konuları hani.

    Toplam 6 gün süren bu oluşumların, gerçek 6 dünya günü olmasının bir nedeni daha var. Yeryüzündeki ve gökyüzündeki dengeler birbirine fazlasıyla bağımlı. Bütün işlemler ince bir ayara bağlı olarak yürüyor. Eğer bu dengeler doğal yollarla oluşmuş olsaydı ya da uzun bir sürecin sonucunda oluşmuş olsaydı, kurulan bu dengelerin biraz bozulması halinde canlılık şimdiki gibi tehlikeye girmezdi. O yüzden Dünyamızın dengeleriyle fazla oynamayalım.

    Sonuç olarak; yukarıda verdiğim Kuran’da geçen ayetler Dünya’nın yaratılmasıyla değil, Dünya’nın düzenlenmesiyle ilgilidir. Allah, yeryüzünde canlılığın yada insanın oluşumu için belli bir süreç içinde Dünya’daki fiziksel ortama müdahale etmiş, insanın ortaya çıkış şartlarını uygun hale getirmiştir.

  67. gizemli77 diyor ki:

    İNCİL VE KUR’AN’DA
    Dünyanın Yaratılışı
    1
    Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. 2Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu.
    3Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. 4Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. 5Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.
    6Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. 7Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. 8Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.
    9Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. 10Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
    11Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. 12Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 13Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.
    14-15Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. 16Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. 17-18Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. 19Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.
    20Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. 21Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. 22Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. 23Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.
    24Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu. 25Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.
    26Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”
    27Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı. 28Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. 29İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. 30Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu. 31Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.
    Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. 2Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. 3Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.

    Arkadaşlar yukarıda Kur’an ayetlere göre dünyanın ve gökyüzünün yaratılışı İncil’de anlatılanlarla kısmen uyuşmaktadır. Yaratılışta dünya zamanı dikkate alınarak yaratılmıştır. Kuran ve İncil’de de yaratılışın 6 günde olduğu vurgulanmaktadır. Bazı arkadaşların dağların oluşumunu ve adlarını konusunda çelişkiye düşmektedir. İlk yaratılış çok hızlı (ışık hızından daha hızlı) bir şekilde oluşmuş.Diğer oluşumlar yaratılıştan sonraki milyarlarca yıllık oluşum. Yani insan veya diğer canlıların üreme ve sonrasında ölümlü olması ve sonraki nesillerin birbirleriyle benzerliklerinin olmaması gibi. Yani yaratılmış yaşanabilir bir evrenin içerisinde milyarlarca yıl devam edecek içsel yaratılışlar devam edecek. Bunların hepsi düşünülerek dünyamız ve evrenimiz yaratılmıştır.

  68. Kadir diyor ki:

    Ehl-i küfür ve ehl-i dalalet, Kuran’daki birbirine zıt gibi gözüken bu noktaları, Kuran’ı bilmeyen ehl-i imanın gözüne sokarak onların imanlarını çalmaya çalışmaktadırlar. Burada imanı çalmaya çalışan ehl-i küfür kadar, imanının muhafazası için gerekli çalışmayı yapmayan ehl-i iman da suçludur. Zira eğer ehl-i küfrün, kafasına ve kalbine sokmaya çalıştığı şüphe ve vesveselerin cevabını bulmak için biraz çaba gösterseydi, elbette onların sorularına mağlup olmaz ve imanını muhafaza edebilirdi. Zira Kuran’da birbirine zıt gibi görünen hiçbir ayet yoktur ki, o ayetler hakkında aklın, kalbin hatta nefsin tatmin olacağı bir izah yapılmamış olsun.

    Gengizhan Türk,

    demiski:”önce yeryüzü mü yaratildi yoksa gökyüzü mü”
    ki verdigin ayetlerde de yaziyor, önce yeryüzü yartildi, sonra gökyüzü, ve ondan sonra naziat suresi yeryüzü dösendi diyor.
    Peki simdi sana sorum, bunda anlasilmiyacak ne vardi.
    Bunun gibi okadar cok analize hatalarin var ki yani bukadar mi insanin kalbi ve imani kararir diyorum.
    Ne yazikki senin gibi gözleri kör olmus insanlarimiz arttikca artiyor, ve sonuclarini hergün haberlerde görüyoruz, cinayetler bitmek bilmiyor, kan davalri…
    Bir dahakisine sana tavsiyem, kurani dogru düzgün okumak ve kitabin hatalarini okurken aramamak cünkü zaten bu yüce kitapta hata diye bir sey bulamassin!

    peki dünya simdi nasil yaratildi
    kuranda dünya 6 günde yaratildigini söylüyor, ki gün eyyamin kelimesi cag ve devir anlamina gelmektedir.

    Evrenin ilk dönemlerinde, zaman bugün alışık olduğumuz akış hızından çok çok daha hızlı akmıştır. Bunun nedeni şudur: Big Bang anında evren çok küçük bir noktaya sıkıştırılmıştı. Bu büyük patlama anından bu yana evrenin genişlemesi ve evrenin hacminin gerilmesi, evrenin sınırlarını milyarlarca ışık yılı uzağa taşıdı. Nitekim Big Bang’den bu yana uzayın geriliyor olmasının evren saatinin üzerinde çok önemli sonuçları oldu.

    Big Bang anındaki enerji, evrensel saatin zaman akış hızını milyon kere milyon defa yavaşlatmıştır. Evren yaratıldığında, evrensel zamanın akış katsayısı -bugün algılandığı şekliyle- milyon kere milyon kat kadar daha büyüktü, yani zaman daha hızlı akmaktaydı. Dolayısıyla Dünya’da milyon kere milyon dakikayı yaşadığımız esnada, evrensel saat için yalnızca bir dakika geçmiş olur.

    6 günlük zaman dilimi, zamanın göreceliği dikkate alınarak hesaplandığında, 6 milyon kere milyon (trilyon) güne denk gelmektedir. Çünkü evrensel saat, Dünya’daki saatin akış hızından milyon kere milyon daha hızlı akmaktadır. 6 trilyon günün karşılık geldiği yıl sayısı, yaklaşık olarak 16,427 milyardır. Bu rakam günümüzde evrenin tahmin edilen yaş aralığındadır.

    6.000.000.000.000 gün / 365,25 = 16.427.104.723 yıl

    Diğer yandan yaratılışın 6 gününün her biri -bizim zaman algımızla- birbirlerinden farklı zamanlara karşılık gelmektedir. Bunun sebebi zamanın akış katsayısının evrenin genişlemesiyle ters orantılı olarak azalmasıdır. Big Bang’den itibaren evrenin büyüklüğü her ikiye katlandığında, zamanın akış katsayısı yarıya düşmüştür. Evren büyüdükçe, evrenin ikiye katlanma hızı da gittikçe artan bir şekilde yavaşladı. Bu genişleme oranı, Fiziksel Kozmolojinin Temelleri adlı ders kitaplarında anlatılan, dünyanın her yerinde yaygın olarak bilinen bilimsel bir gerçektir. Yaratılışın her gününü, Dünya zamanıyla hesapladığımızda karşımıza aşağıdaki durum çıkar:

    Bu sonuç 21. yüzyıl biliminin ortaya koyduğu gerçeklerdir. Bilim, 1400 yıl önce Kuran’da haber verilmiş bir gerçeği bir kere daha tasdik etmektedir. Kuran ve bilim arasındaki bu uyum, Kuran’ın, herşeyi bilen ve yaratan Allah’ın vahyi olduğunun mucizevi kanıtlarından biridir.

  69. Kadir diyor ki:

    Ve birsey daha ekleyecegim. Bir kardesimiz yazmiski, kuran sadece cöl arabinin hayat tarzini deyistirmek icin yazilan bir kitaptir. Peki kim yazdi bu kitai?
    kafirler icin, hz. muhammed (a.s). Peki o yazmayi biliyormuydu da o nasil yazdi diyosunuz!
    tamam ozaman baskalari ona fantazisinde yardimci oldu, der o kafir.
    peki kuranin yazilis stilini sen biliyormusun da böyle bir sey söylüyorsun.
    Kuran sürekli arablarin yasam stilini haram kildi, ki hangi halk yasam tarzinin her dalini yasaklayan bir kitabi kabul eder. Cahiliye döneminde EDEBİYAT, ŞİİR çok gelişmişti. Arap dili yüzyıllardır gelişerek mükemmel bir hale gelmiş Arapça hiç bir noksanlığı olmayan bir dil hale gelmişti. Bütün dillerde yabancı kelimeler ve düzeltmeler olduğu halde Arapça içinde hiç bir yabancı kelime yoktu, saf ve kelime zenginliği ve gramer açısından ve fonetik okunuşu açısından mükemmeldi.

    Araplar içinde büyük şairler çıkmış, şaheser şiir eserleri ortaya koymuştular. Bu güzel şiirler Kabe’nin duvarına güzelliklerine göre sırasıyla asılıyordu.

    Yani İslam, Kuran geldiğinde Arapça dili çok gelişmişti, edebiyat çok ileri ve üstündü. Yaratıcı’nın Kuranı ve Peygamberi Arap toplumu içinde göndermesi Arapça’nın bu üstün edebiyat özelliklerinden dolayıdır. Bu Yaratıcının meydan okumasıdır. Çünkü Kuran bütün bu şatafatlı, üstün edebiyat eserlerine meydan okumuş ve bütün zamanın şairleri Kurana benzer bir şiir yazmakta aciz kalmışlardır ve Kuranın üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmışlardır.

  70. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Kuranda,Evren gökler(semavati) olarak çoğul tanımlanır.Evren ve mağma halindeki Dünyanın yaratılışı 6 gündür.(Hadid-4)
    Dünya Güneş arası mesafe ve atmosfer, gök(sema) olarak tekil ,tanımlanır.
    Fussilet suresinde,ilk iki günde(evre) mağma halindeki Dünya yaratılır.
    Sonraki 4 gündeyse,bereketli topraklar,dağlar,nehirler,okyanuslar,arayanlar için rızıklar yani madenler ,yaratılır.Henüz canlı yoktur.
    Son iki gündeyse,atmosfer ve katları yaratılır.Toplamı 8 gündür.
    Naziat-28 ise ,Dünya ve Güneş arasındaki mesafenin düzenlenerek canlı yaşamına hazır hale getirildiğini,anlatır.150 milyon km’lik bu mesafe canlı yaşamı için en uygun mesafedir.Dünyanın döşenmesi ve atmoferin yaratılması ise Fussilet suresinde anlatılır.Cengizhan Türk gibi bazı Kuranı tersden okuyanlar,Naziat-28’deki gökle,Fussilet-11-12’deki göğü birbirine karıştırarak,ayetlerin çeliştiğini söylerler.
    Enbiya-32’de yazan ,Göğü(atmosfer) korunmakta olan bir tavan olarak yarattık,ayetiyse tam olarak ateizmi çökertmiştir.O devrin bilgisiyle böyle bir ayetin yazılması mümkün değildir.Atmosfer,zararlı ışınları tutarak ve küçük gök taşlarını parçalayarak tavan görevi yapar.Ancak,büyük gök taşlarına karşı etkisiz kaldığı için ,korunması gerekir.Bu korumayı, Jüpiter gezegeni yapar.Yaşamı bitirecek gök taşlarını büyük çekim gücüyle kendine çeker.

  71. Şeytan diyor ki:

    @hakikat @herkes

    Hepiniz salaksınız, bir ben akıllıyım.

    Şimdi akıllı olalım, istatistiki hesap yapalım: Ateist olursan, cennete gitme garantin yok, ama müslüman olursan da yok. Çünkü gerçek din Hulusi Abi’nin dini. Hepiniz sıçtınız işte!

  72. Evren diyor ki:

    Allah(c.c) hepimizi affettsin!

  73. zulal diyor ki:

    Merhaba arkadadaslar…ne kadar okuyup kafa yormussunuz aslinda hepimiz yoruyoruz…dunyanin olusumu ile ilgili bir bekgesel izledim…cok etkileyiciydi…sonunda evrim gecirip maymundan geldigimiz de anlatiliyordu..sonu hic hosuma ggitmedi dogrusu ama belgesel kafami karistirdi tabi…sadece bekgeselde bir kusur vardi..evrim geciren canlilar du yanin farkli gaz olusumlari yer alti hareketleri ve buzul caglari sonradinda olustu maymunlardan sonra dunyada cok aktif gaz hareketleri olmadi..kuraklik olmuus maymunlar yurumeye badlamis ve insan olmuslar)) bilim nasil var oldugumuzu hala aciklayamadi yada diger canlilarin…
    Sadece kendime sunu sordum benim dualarimi ozaman bire bir kim kabul etti.kuran bire birmi bilmiyorum pergarberden sonra gercekten inanmayan insanlarin elinde yuzyillarca yonrtilmis…
    birde insanlarin yorumlama hatalari var tabi.hic mevlana okudunuzmu bence okuyun islam tek kelime ile asktir…asik olmadan hic bir seyi goremezsiniz…

  74. zulal diyor ki:

    Inanmiyorum diyen arkadaslar simdi size bir sorum var.maymundan geldiniz yada bitkiden bocekten tek hucreli canlilardan olustunuz.ee bir yaradan olmadigina gore sonunuzda toprak ..hepiniz zenngnmisiniz ?cok iyi bir hayatiniz varmi ?cogunuz hayir derdiniz demi gercekten topragin sonunuz olduguna inansaydiniz cogunuz hirsiz olurdunuz baskasinin parasini gasp ederdiniz yasayacaginiz kisa hayatta daha iyi yasamak icin kimseye acimazdiniz.nede olsa kisa bir zaman icerisinde yok olaxcaksiniz…niye baskasinin abiz kokusunu cekeceksiniz ki siz gercekten i ancsiz degilsiniz o kalbinizde bir yerde once onu bulun sonra bildiklerini tekrardan yorumlayin farki gorun

  75. zulal diyor ki:

    Burda ispatlarla ugrasirken bir kisminiz kesinlikle yok diyerek arastirmis bir kisminizda kesinlikle var diye arastirmis …ben varmi yokmu diye arastirdim cokk. Bildiklerimi bir ara paylasmak isterim cok uzun surebilir..ama bu arastirmaya kesinlikle tarafsiz baslayin..kalbinizidr geride birakmayin kendinize dogrulari oyle bir bulacaksiniz ki omur boyu degismeyecek hangisini secerseniz

  76. Bedrettin Toprak diyor ki:

    Değerli arkadaşlar, bilimin de açıklayamadığı birçok gerçek (sonuç) var. Biz müslümanların kutsal kitabında yazan her şeye inanmak zorundayız. Allahü Teala bunu emrediyor. Bir kelimesine İnanmasak veya şüpheye düşsek zaten inancında şüphe olan bir kul olarak ebediyete göç ederiz. Bu da bizim için hezeyan olur. Bizim kuran-ı kerimi eleştirme gibi bir düşüncemiz olamaz. Sorgulama bilimsel veya dünyasal durumlar için geçerlidir Allah ve Kur-an için değil. Sizi inandırmak zorunda değiliz, sizin dininiz size bizim dinimiz bize…

  77. ASHAB diyor ki:

    KURAN’DA EVRENİN GENİŞLEMESİ
    Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim’de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:

    Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

    Yukarıdaki ayette geçen “sema (gök)” kelimesi Kuran’ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye “Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)” olarak çevrilen Arapça “inna le musiune” ifadesindeki “musi’une” kelimesi, “genişletmek” anlamına gelen “evsea” fiilinden türemiştir. “Le” ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek “çok fazla” anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade “Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz” anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran’da bize bildirilenle aynıdır.Birilerinin tefsirlere başka anlamlar vermesi gerçeği değiştirmez.Arapça kelime karşılığına baktığımız zaman burada “AÇIKÇA EVRENİN GENİŞLEMESİNDEN BAHSEDİLMEKTEDİR”

  78. ASHAB diyor ki:

    BUNLAR MUCİZELERİN KURAN’DA BİLDİRİLMESİ TESADÜF MÜ?

    KURAN’DA BIGBANG;
    Allah’ın evreni yoktan var ettiğini bir kez daha ortaya koyan Big Bang, bilimsel delillerle ispatlanan bir teoridir. Bazı ateist bilim adamları Big Bang’e alternatifler üretmeye çalışmışlarsa da, elde edilen deliller Big Bang’in bilim dünyasında kesin bir kabul görmesiyle sonuçlanmıştır.

    Kuran’da göklerin yaratılışı hakkında bilgi verilen bir başka ayet ise şöyledir:

    O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

    Ayetin “birbiriyle bitişik” olarak tercüme edilen “ratk” kelimesi, Arapça sözlüklerde “birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış” anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen “ayırdık” ifadesi ise Arapça “fatk” fiilidir ki, bu fiil bitişik durumdaki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille ifade edilir.

    Şimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik, yani “ratk” durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi “fatk” fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang’in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. Diğer bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan “gökler ve yer” bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar. Ardından bu nokta şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrılmaktadır.

  79. ASHAB diyor ki:

    KURAN’DA BİLDİRİLEN EVRENİN 6 GÜNDE YARATILIŞI NE DERECE BİLİMSEL
    Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır…
    (Araf Suresi, 54)
    Kuran ile modern bilim arasındaki uyumun bir örneği, evrenin yaşı konusudur: Kozmologlar evrenin yaşını 16-17 milyar yıl olarak hesaplamışlardır. Kuran’da ise tüm evrenin 6 günde yaratıldığı açıklanmaktadır. İlk bakışta farklı gibi görünen bu zaman dilimleri arasında aslında çok şaşırtıcı bir uyum vardır. Gerçekte, evrenin yaşı ile ilgili elimizde bulunan bu iki rakamın her ikisi de doğrudur. Yani evren, Kuran’da bildirildiği gibi 6 günde yaratılmıştır ve bu süre bizim zamanı algıladığımız şekliyle 16-17 milyar yıla karşılık gelmektedir.Nasıl mı?
    Kuran’da bildirilen 6 günlük süreyi, 6 devre olarak da düşünebiliriz. Çünkü zamanın göreceliği dikkate alındığında, “gün” sadece bugünkü koşullarıyla, Dünya üzerinde algılanan 24 saatlik bir zaman dilimini ifade etmektedir. Ancak evrenin bir başka yerinde, bir başka zamanda ve koşulda, “gün” çok daha uzun sürelik bir zaman dilimidir. Nitekim bu ayetlerde (Secde Suresi, 4; Yunus Suresi, 3; Hud Suresi, 7; Furkan Suresi, 59; Hadid Suresi, 4; Kaf Suresi, 38; Araf Suresi, 54) geçen 6 gün (sitteti eyyamin) ifadesindeki “eyyamin” kelimesi, “günler” anlamının yanı sıra “çağ, devir, an, müddet” anlamlarına da gelmektedir.
    Evrenin ilk dönemlerinde, zaman bugün alışık olduğumuz akış hızından çok çok daha hızlı akmıştır. Bunun nedeni şudur: Big Bang anında evren çok küçük bir noktaya sıkıştırılmıştı. Bu büyük patlama anından bu yana evrenin genişlemesi ve evrenin hacminin gerilmesi, evrenin sınırlarını milyarlarca ışık yılı uzağa taşıdı. Nitekim Big Bang’den bu yana uzayın geriliyor olmasının evren saatinin üzerinde çok
    önemli sonuçları oldu.Big Bang anındaki enerji, evrensel saatin zaman akış hızını milyon kere milyon (1012) defa yavaşlatmıştır. Evren yaratıldığında, evrensel zamanın akış katsayısı -bugün algılandığı şekliyle milyon kere milyon kat kadar daha büyüktü, yani zaman daha hızlı akmaktaydı. Dolayısıyla Bilimsel olarak Dünya’da milyon kere milyon dakikayı yaşadığımız esnada, evrensel saat için yalnızca bir
    dakika geçmiş olur.6 günlük zaman dilimi, zamanın göreceliği dikkate alınarak hesaplandığında, 6 milyon kere milyon (trilyon) güne denk gelmektedir. Çünkü evrensel saat, Dünya’daki saatin akış hızından milyon kere milyon daha hızlı akmaktadır. 6 trilyon günün karşılık geldiği yıl sayısı, yaklaşık olarak 16,427 milyardır. Bu rakam günümüzde evrenin tahmin edilen yaş aralığındadır.
    6.000.000.000.000 gün / 365,25 = 16.427.104.723 yıl
    Diğer yandan yaratılışın 6 gününün her biri -bizim zaman algımızla- birbirlerinden farklı zamanlara karşılık gelmektedir. Bunun sebebi zamanın akış katsayısının evrenin genişlemesiyle ters orantılı
    olarak azalmasıdır. Big Bang’den itibaren evrenin büyüklüğü her ikiye katlandığında, zamanın akış katsayısı yarıya düşmüştür. Evren büyüdükçe, evrenin ikiye katlanma hızı da gittikçe artan bir şekilde
    yavaşladı. Bu genişleme oranı,Fiziksel Kozmolojinin Temelleri adlı ders kitaplarında anlatılan,
    dünyanın her yerinde yaygın olarak bilinen bilimsel bir gerçektir. Yaratılışın her gününü, Dünya zamanıyla hesapladığımızda karşımıza aşağıdaki durum çıkar:
    * Zamanın başladığı andan itibaren bakıldığında, yaratılışın 1. günü (1. devre) 24 saat s ürmüştür.
    Ancak bu süre, bizim zamanı Dünya’da algıladığımız şekliyle 8 milyar yıla eşittir.
    * Yaratılışın 2. günü (2. devre) 24 saat sürmüştür. Ancak bu, bizim algılarımızla bir önceki günün yarısı
    kadar sürmüştür. Yani 4 milyar yıl.
    * 3. gün (3. devre) ise yine bir önceki gün olan 2. günün yarısı kadar sürmüştür. Yani 2 milyar yıl.
    * 4. gün (4. devre) 1 milyar yıl,
    * 5. gün (5. devre) 500 milyon yıl,
    * ve 6. gün (6. devre) 250 milyon yıl sürmüştür.
    Yani ; Bigbang’dan günümüze geçen ( 6 evren gününde) TOPLAM ;15 milyar 750 milyon yıl sürmüştür
    * Sonuç: Yaratılışın 6 günü, yani 6 devresi, Dünya zamanı türünden toplandığı zaman, 15 milyar 750
    milyon yıl bulunur. Bu rakam günümüzdeki tahminlerle büyük bir paralellik içindedir.
    Bu sonuç 21. yüzyıl biliminin ortaya koyduğu gerçeklerdir. Bilim, 1400 yıl önce Kuran’da haber
    verilmiş bir gerçeği bir kere daha tasdik etmektedir. Kuran ve bilim arasındaki bu uyum, Kuran’ın, herşeyi bilen ve yaratan Allah’ın vahyi olduğunun mucizevi kanıtlarından biridir.
    http://harunyahya.org/tr/Kuran-Mucizeleri/26534/Alti-gunde-yaratilis

  80. Fatih turam diyor ki:

    Ula kardeşim dinden cikacaksiniz.neyin kafasını yaşıyorsunuz bi lailaheillallah deyin de kendinize gelin.6 gün ise 6 gündür.yoktan var eden ancak Allah.c.c.dir bitti

  81. ŞamancıReis diyor ki:

    bakın beyler biz ateistler olarak şunu söylüyoruz:
    kurandaki bu 6 gün doğrudur.Yani yer yaratılırken gök çoktan inşa olmuştu amenna.ancak saçmalık şurda:yeryüzü 4 günde düzenleniyoken koskuca gökyüzü(yani evren)nasıl 2 günde düzenlenebilir?sizce bu saçma değilmi?Aynı zamanda kuranın bir ayetinde ‘biz zekeriyaya kimseyle 3 gün konuşmamasını söyledik’ diyo kuran.ve arapça olarak gün;’yevm’kelimsi olarak geçiyo.Bu 6 gün hadisindeki gün kelimesindede;’yevm’ kelimesi var.O zaman mantıken bu ayette allah ‘biz zekeriyaya kimseyle bir dönem konuşmamasını emrettik’ mantıklı oldumu sizce?bu tutmayınca bu sefer allah nezdinde bir gün 50 bin yıla geldi diyolar.buda yanlış çünkü buda 300 bin yıl eder.halbuki evrenimiz 4 milyar yaşında.İşte biz inanaları değil ayetleri tartışıyoruz.Yoksa kim neye inanıyosa inansın o beni ilgilendirmez ancak yanlış bir şeye körü körüne inanmak….bilmem nasıl bir şey

  82. S.Cengiz diyor ki:

    Selam arkadaşlar. Allah-ü Teala’nın kainatı altı günde yaratması bize sabrı öğretmek, örnek olmak için olamaz mı? 6gün ne kadar zamana tekabül ederse etsin. Allahcc için zaman diye birşdy yoktur. Zaman da yaradılmışlardandır. Bana burada sabır tavsiye edilmiş olabilir.

  83. S.Cengiz diyor ki:

    Zaman bir süreçtir.geçen zaman yok olmayabilir. Bir kulvardan diğer kulvarlara geçis gibi olabilir. Bize geriye gitme yetisi verilmemistir. Ancak geçmis bir yerde bekleye alınıyor olabilir. Ayrica zaman bir süreçtir ve gece ile gündüzlerin birbirini kovalaması, varlıkların eskimesi ve yaşlanmasıyla varlığını hissettirir. Jeneratörün elektrik üretmesi gibi. Makina durunca üretim de durur. Yani zaman varlıkları eskitirken kendisi de tükenmektedir. Bir madde olmadığı icin yok olma söz konusu olmayabilir. Ampulun ışık saçarken aydınlatması ve düğmeyi kapatınca aydınlanmanın ortadan kalkması gibi. Zamanı oluşturan döngüsel hareket dönen sistemleri de ( dünya gibi) eskitmektedir.

  84. zülkarneyn diyor ki:

    Hadislerle ve hurafe anlatımlarla yıkanmamış her insan beyni, önce Kuran okuyup yola çıkarsa ve araştırıp aklını kullanırsa herşeyin tamamen mantık çerçevesinde olduğu sonucunu çıkarır.İlk insan Adem değildir.Adem a.s ilk peygamberdir ve bizim tabirimizle insanı kamildir.Diğer peygamberlerle aynıdır, insanın en üstün nitelikli hali yani peygamberdir.Adem yokken bir şey bilmeyen ve ilkel bir insan vardı zaten.Bunlardan İsanın doğumu gibi anne rahminde doğan bir adem vardı.Ademin yaratılışı normal anne rahminde İsa a.s gibidir.Kuran’da İsanın yaratılışı ademin yaratılışı ile aynıdır der.Adem diğer peygamberler gibi doğmuş büyümüş ve keşfedip öğrenmiştir.Ona bu bildikleri bizim öğrenmemiz gibi büyüdükçe aklıyla keşfederek olmuştur.Bir zaman geçtikten sonra peygamber efendimiz gibi peygamberlik vasfına ulaşmıştır.Ancak o yaratılırken zaten seçilmiş bir halifedir.Biz ademi yarattık ve ona isimleri,eşyayı öğrettik, halife yaptık, her şeyi onun hizmetine verdik derken anlatılmak istenen budur.Anlatılan Hz.Muhammedin peygamber olarak yaratılması ile aynıdır. Meleklerin kan döküp fesat çıkaran dediği,itiraz ettiği varlıklar içinde insanın vücut bulmuş ilk ve en üstün hali gibidir.bu noktada kırılmadır.Adem Normal bir insan amabizden üstün peygamber vasıflarıda.Havva anamız dediğimiz, bu ilkel insanlar içinden seçilmiş temiz bir kadındır muhtemelen.Ama Adem gibi değildir.Burdan devam eden nesil her zaman peygamber nesli olacaktır.Doğan çocuklar her zaman adem ve havvadan da değildir.Burda şu nokta vardır zaman içinde bu peygamber nesli diğer nesillerle birleşmeye devam edecektir.Bu genler daha ılımlı ve daha iyi bir insan nesli çıkaracakmı hayır…O ilk varlıklar gibi değil ancak Adem gibide değil.Bu genlerle doğan insanlar üstün insan olmak için çabalayacak fakat kanda dökecektir.İşte insanın sınavıda budur.Ademden aldığı genlere ulaşmaktır.Adam olmaktır.Fakat her zaman içimizde ilkel genlerde olacaktır ve hayvan gibide davranabiliriz.Bu itibarla bakılınca ilk insan ademle başlar.Fakat yaratılış ademle başlamaz.Ademle gelen insan nesli adem gibi üstün değil,ilk insan gibi ilkel ve kötü de değildir.Fakat tercihleriyle ikisinden birini seçecektir.

  85. zülkarneyn diyor ki:

    Yaratılış olayına gelince;ilk adem öncesi varlıklar çamur,balçık içinden belli elemntlerin birleşmesiyle (karbon,Hidrojen,oksijen,demir vs.) bir hücre veya yumurta oluşturmasıyla başlar.Bu durum bir bebeğin doğumuyla tamamen aynıdır aslında, fakat ne anne ne baba vardır.Burda bir evrim olayı vardır.Kuran anlatımındaki gün sayıları o günkü dünya ve evrenin genişleme hızıyla alakalıdır.Fakat kesimlikle gündüz ve gece uzunlukları yani gün yıl kavramları bidiğimiz gibi değildir.Bu evrim süreci uzun bir süredir.Bu zaten tartışılıp araştırılacak ayrı bir konudur.Bu yumurta veya hücre bölünerek ayrı hücreler oluşturabiliyordu.İlk insanın temeli çamurdan başlamış fakat vücut bulan şekil çamurdan bir şekil değildir.Hücreler,dokular yumurta,zigot vs. oluştukça bebek şekillenmiştir.Çamur değil etten kemikten bir canlıdır.Topraktan yaratıldık derken topraktan bir heykel değildir bu.Bir canlıdır.Cenin oluşmuştur.Zamanla duyacak,hissedecek,anlayacak bir canlıdır.Benlik oluşmuş ve RUH içine üflenmiş dediğide budur yaratanın.Benlik oluşmuştur.Aslında ölü iken var olmuştur.Ölümde yokluktur.İnsan öldüğündede bu ruh yoktur artık.Yani ölünce ne ruh vardır,ne hayaletler,ne de kabir azabı.Böylece ilk insanlar olşmuştur.Şimdi buranın ademle alakası ne zaman başlar.Adem bu oluşum içindemidir.Havva onun ikizi gibimidir.Bir yumurta ikizi gibimi yoksa Yaratılan ilk hücreden çoğalan ayrı hücrelerden birimidir.Öz aynıdır fakat bundan ayrılan hücrelerden biridir.Adem oluşan ilk hücre,ilk yumurtamıdır.Diğer oluşan hücreler ondanmı gelmiştir.Yoksa bunlardan oluşan varlıklardan doğum yoluyla oluşan bir Adem vardır.Bunlar da seçenektir ve araştırılabilir.Benim düşüncem fitne fesat çıkarmış ilkel bir ırktan bir adem halife seçilerek doğmuş ve peygamber olmuştur.Bu ırktan bir dişiyle bu günkü nesil oluşmuştur.Şeytan ve cinler insanlar gibi bir kavimdir.İnsanı basit bulmuştur ve insanı kabullenmemiştir.Bu olay Allah la muhabbet şeklinde değildir.Peygamberin getirdiği dini kabullenmeyen insanlar gibidir.Peygamberleri kabul etmeyen insanlar gibidir.Oysa insan adem olduğunda melekler ve şeytandan daha üstündür.Adem olmayan insansa hayvanın altına kadar düşmektedir.Melekler sabittir ve saf itaatlidirler.İnsanda kibir,aç gözlülük vardır ve bu zor şartlarla ademe ulaşmalıdır.Basittir,acizdir fakat Allah’ın dediği gibi Şeytanın anlamadığı şeyde budur.Her şeye rağmen içindeki Ademi bulabilen insanlarda vardır.

  86. zülkarneyn diyor ki:

    Allah’ın ademi yaratması oldu bitti şeklinde,çamurdan bir şekil,heykel şeklinde anlatılıyor.Bu şekilede bir ruh üfleyince adem oluyor.Bu olayın asıl hali şudur.İnsan neden bugün topraktan yaratılmıyor denir.Aslında yaratılıyor hala…İnsan topraktan bitkilerle aldığı,yediği,içtiği her şeyi elementlerine ayırarak vücudunda ayrıştırıyor ve bedenine can vermeye devam ediyor.Bu altığı elementlerle sperma,yumurta sentezliyor ve bu süreç daimidir.Bu hücreler birleşiyor ve bir süreçten sonra yumurta ve bir kan nütfesi oluşuyor.Yumurta döllenmişse içinde bir kan pıhtısı vardır.Bu kan pıhtısı gelişiyor ve bebek oluyor.Kulak,göz,akciğer,beyin oluştuğu an bebek çevreyi anlayıp,hissettiği anda ruh oluşmuştur ve Allah ruh üflemiştir dediği tamda budur.Ademin yaratılışıda dünyadaki bütün canlılar gibi bu aşamalarda olmuştur.Adem büyüdükçe Allah ona her şeyi öğretiyor.Yani Adem dünyada her şeyi öğrenecek ve kullanacak bir zekaya,kapasiteye sahip oluyor.Her şeyi yaratan Allah’tır deriz ya, bunları işleyende aslında Allah’tır.Adem her şeyi kendi keşfediyor ve öğreniyor aslında. Genleri itibariyle üstün bir insan yaratmıştır Allah.İnsanın temeli atılmıştır.Fakat bu insanın dengi ve eşiti diğer peygamberlerdir.Bugünkü insan bu kapasitede değildir,bu kapasiteye ulaşmaya çabalayacaktır.Havva anamızda bu kapasitede değildir.Bugünkü kadınları kapsamaz bu açıklama.Ortaya çıkan yeni insan kadın ve erkek hepsi aynı durumdadır.İlk insan ademdir.Yeni nesil adem ve havvadan türemiştir.Sonraki nesil ikisinin genlerinden gelecektir.Yeni peygamberler Ademin genlerine en çok sahip genlerden seçilerek gelecektir.Yani uzun lafın kısası Allah fitne fesat yapan bir toplum içinden doğum yoluyla(İsa gibi) ademi yarattı.Onlardan daha üstündü ve yaşayarak çok şeyler öğrendi.Peygamber oldu.Ademle Havva birleşmesi,aynı zamanda var olan eski ırkında birleşmesiyle bugünkü insana kadar uzandı.

  87. zülkarneyn diyor ki:

    İnsan bütün organları aktif olarak çalıştığı sürece canlıdır.Cenin oluşup bebeğin algılamasıyla ruh bebeğe verilmiştir.Bebek artık bir bireydir.Bundan önce bir canlı değildir ve ölüdür.Ölü demek aslında Kurana göre yokluktur.Ne ruh nede aklınıza gelebilecek bir şey vardır.Tamamen yokluktur.Geceleri gezen hayaletler yoktur,kabir azabıda yoktur.Ölüm yok oluştur.Kuran derki ölüydünüz sizi dirilttim.Sonra tekrar öldürülüp diriltileceksiniz dönüşünüz banadır.Süra üflenince yokluktan tekrar yaratılacağız ve hesap vereceğiz.Ölümle yaratılış arası hiç anlamıyacağınız kadar kısa olacak1000 yıl önce ölen ve Kıyametin son saniyesi ölende aynı anda yaratılacaktır.Kimse ben neden kabirde bu kadar uzun yattım demeyecek.Bu Allah’ın adaltidir.Kabirde sorgulayan meleklerde olmayacak.Hesaplar sadece Allah’adır.Allah hesap sorup cezasını verinceye kadar kimseye ceza olamaz.Mahkeme olmadan kimse suçlu değildir.Bu da Allah’ın adaletidir.Süra ile yaratılan herkes şaşırıp haline acıyacak der Kuran.Çünkü yaratılıncaya kadar tamamen ölümdür ve kabirde geçen zaman yoktur.Beden olmadan ruh olmaz,hayaller,kabuslar olmaz ve acı çekmesi için beden olmalıdır.Yaratılan insan yine etten kemiktendir.Anlatılan acıyı çekmemiz için tekrar etten kemikten vücut bulacağız.

  88. zülkarneyn diyor ki:

    Şunuda unutmayın Kuran’ı kerimin orjinal halinde sorun yoktur.İnsanlar Kuran meali yaparken kendi dünyalarından etkilenerek yaparlar.Ulaşım aracı yerine at veya deve kullanarak.Gusül anlatılırken kadın erkek kastedilirken,sadece erkeği tarif ettiğini düşünerek öyle açıklaması gibi.Daha bir çok şey var.Kuranın her çağa hitap etmesi zaten bundandır.Bazı ayetler kesinlik içerirken.bazıları yoruma dayanabiliyor.Hadislerin çıkış kaynağıda buna dayanıyor.Kuranı anlamayanlara detaylı anlatım gerektiğinde yapılan açıklamalar hadis oluyor.Yani söylenen bir hadisin Kuran’la örtüşmesi gerekiyor.Tabi merak edilen Kuran dışı şeylerde oluyor bunlarda zamanla çarpıtılıp önünüze gelebiliyor.Söz uçar yazı kalır.Hadisler bozulabilir,meal yanlış olabilir fakat Kuran orjinal ise her zaman olacaksa onu anlamak en doğrusudur.Doğru yapılmış bir mealden.Bir insanın İslam ve müslüman olabilmesi için sadece Kuran yeterlidir.Bunun üstüne yapacakları salih amelse fazlası iyidir.Şekle şemale dayalı şeylerin fazlası gereksizdir.Herkes fazlasını yapacak diye bir şey yoktur.Dine konulan her fazlalık kolaylık değil zorluk getirecek ve Allah’ın dini değil sizin dininiz olacaktır.Sizde dinin önünde engel koymuş olacaksınız.Allah’ın dinini engellemiş olacaksınız.Kuran ve İslam tabikide akla bilme dayanır.Aklın almadığı hiç bir şey dinimizde yoktur.Güzel olmayan hiç bir şey islamda yoktur.Allah’a ve ahiret gününe inanan ve iyi güzel şeyler yapan her insan İslama tabidir.Bu mantıkla hareket edensalih işler yapan her insan müslümandır.Siz kendinizi müslüman,hristiyan.yahudi diye ayırabilirsiniz ama bu olay isim vererek olmaz.Müslümanım diyen müslüman.hristiyanım diyen hristiyan olamaz.Allah katında tek din islamdır.Ya islamsın yada değilsin.İsmi değil ismin içini,anlamını icraat edince Allah dinine girersin.Bunuda en doğru Allah bilir.Bunlar cennete gider diyemem haşa,ama bunlar cehennemliktir de diyemem.Bırakın buna Allah karar versin.Namaz oruç kulla Allah arasındadır Allah kabul etsin.Buna ben karışmam beni ilgilendiren namaz kılanın veya kılmayanın bana nasıl davrandığıdır.Kötü davranıyorsa benim için kötüdür.Bir insanın bir saat sonra yapacağı amel namazının garantisidir.Namaz bir saat sonra yaptığının garantisi değildir.Dürüst kılınan bir namaz ancak bu dinin direği olabilir.

  89. zülkarneyn diyor ki:

    Kuran bir şiir kitabı değildir.Kuran okuyup anlamanız için indirilmiş bir hidayettir.Yol,mezhep sadece islamdır.Yol gösterici tek kaynak Kurandır.Kendinize imamlar,papazlar başka yol göstericiler edinmeyin.Allah Kuranda peygamberi bile uyarıyor.Sen sadece ayetlerimizi tebliğ et diyor.Kuran dışında bir yorum yaparsan…diye uyarıyor.Kuran temiz bir kalp taşıyan,aklı selim olup doğru düşünen her insanın içinde zaten vardır.Her şekilde böyle bir iman Allah’a zaten ulaşacaktır.

  90. Mohammed diyor ki:

    Kuran 1400 yıl önce yazılmış bir kitaptır . Lütfen bunu göz önünde bulundurarak ayetleri eğip bükerek insanoğlunun yüzlerce yıl araştırarak bulduğu bilimsel gerçeklere uygulamaya kalkmayınız. Yazar da bu yanılgıya düşüyor. Şurası açık ki kuran dünya merkezli bir evreni tarif etmektedir.

    Yazının başında ki 2 Ayette sizden önce derken önceki nesiller ve insanlar kast edilmektedir.
    76. Ayette ise daha doğmamış, anne karnındaki insan kast edilir. Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi? Yani anne karnında geçirdiği uzun süre de insan daha vücut bulmadığı için YoK sayılmıştır.

    15_50 numaralı ayetlerde dünya örtü gibi yayılırken apaçık sabit dağlar yerleştirdik derken bilim felsefe isimli site yazarı kalkıp tektonik hareketler söz konusu olabilir diyor. Malumunuz ne dağlar sabittir ne de karalar.
    İçinde Arabistan coğrafyası haricinde tek bir çiçek, hayvan, ağaç, canlıdan bahsetmeyen bir kitaptan lütfen insan oğlunun kendi çabası, gayreti alınteri ile elde ettiği bilimsel gerçekler çıkartmaya çalışmayın, komik oluyorsunuz.

  91. muhammed diyor ki:

    Sn bleda,

    Gösterdiğiniz meallerde bir sürü hatalar vardır.Bunların doğru meal şekli aşağıdaki gibidir.

    DOĞRU MEALLER!

    1-YUNUS-100: Hem Allah’ın (akıl ve irade vermek suretiyle gerçekleşen) izni olmasaydı,hiçbir insan imana eremezdi! Ve O aklını kullanmayanların üzerine iğrençliği/zilleti bırakır. (YUNUS-100)

    2-NAHL-93: Allah dileğeni (sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır,dileğeni de (hidayeti tercihe edeni) hidayete erdirir.

    3-RAD-27: Kuşkusuz Allah dileğeni (sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır, kendisine yöneleni de (hidayeti tercih edeni de) hidayete erdirir

    4-A’RAF-179: 179:Gerçek şu ki,biz akletme ve düşünme yeteneği olup da (hakkı) kavramaya, gözleri olup da (gerçeği) görmeye,kulakları olup da (hakkı) duymaya çalışmayan,(iradelerini yanlış yolda, nefislerinin arzusu istikametinde kullanan) cin ve insanlardan (bu tür davranışları nedeniyle) cehennemlik olan birçok kimseyi de (yeryüzünde) yaydık/onlara yaşama imkanı verdik…….’’şeklindedir.

    5-HUD-5: Ancak Rabbinin merhamet ettiği kimseler bunun dışındadır.Esasen O, insanları bunun (rahmet) için yaratmıştır.Böylece,Rabbinin “Ben cehennemi, tümüyle cin ve insanlardan müstehak olanlarla (yeryüzünde her türlü kötülüğü yapanlarla) dolduracağım.”sözü (o gün) gerçekleşecektir.

    6-ENAM-125-Allah,her kimi (gayret ve iyi niyetinden dolayı) doğruya erdirmek isterse,(!!!) onun kalbini İslâm’a açar.Kimi de (kötü niyet,inanç ve eylemlerinden dolayı,içinde bulunduğu) sapıklıkta bırakmak isterse,(!!!) onun da kalbini göğe yükseliyormuş gibi (yeteri kadar oksijen alamayanın göğsü gibi) dar ve sıkıntılı kılar.
    İşte Allah,(kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) îmân etmeyenlerin üzerinde böyle kötülük (rezillik ve azab) bırakır.’’şeklindedir.

    İşte görüldüğü gibi,ayetlerin mealleri doğru ve düzgün yapılırsa hiçbir sorun kalmaz,zira kur’an’ın Arapçasında (orjinalinde) en ufak bir sorun sözkonusu değil, sorunların tek kaynağı yanlış meal ve yorumlardır.!!!

    Saygılarımla.

  92. muhammed diyor ki:

    Sn.cengizhan Türk,

    KURANDA ŞEYTAN İŞİ PİSLİK OLAN ŞARAP CENETİN GÖZDE İÇKİSİ TUTARSIZLIĞI

    İşte size çelişki,,,demekki kuranın Allah ın indirdiği bir kitap olmadığı bu sureyle teyid ediliyor..
    3-Şarap şeytan işi pislik ise Muhammed suresi 15 Ayetde Neden cennetteki en önemli içkidir?
    4-Dünyada şeytan işi pislik cennette en önemli içki şarap Allah böylebir yanlışlık yapar mı? 5-Şarabı yasaklayan ve pislik yazan Kur’an,sigara ve uyuşturucuyu neden yasaklamamıştır? Hadi o dönemde sigara yoktu, ama esrar ve afyon çok yaygındı. (diyorsunuz)

    GÖSTERDİĞİNİZ MEALDE HATA VARDIR1

    Muhammed suresi 15.ayetin doğru meali şöyledir.

    ‘’Kötülüklerden sakınanlara vaad edilen cennetin özelikleri şöyledir: Orada bozulmayan sudan ırmaklar,tadı değişmeyen sütten ırmaklar,içenlere lezzet veren meşrubatın çağladığı ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır.Onlara orada her çeşit meyvelerden de vardır. Rableri tarafından bağışlanacaklardır….’’şeklindedir.

    Evet,İçki daha doğrusu“Sarhoş eden,uyuşturan ne varsa (esrar,afyon vs.) hepsi haramdır.Arapça kökenli bir fiil olan ‘Ş-r-b’ kelimesi içmek anlamına gelir. Türkçede şarap denince sadece sarhoş eden şey akla gelse de Arapçada ” İçilen ve şey, meşrubat ” anlamında kullanılır.Süt, su, meyve suyu vs. Cennette de içilen şey olacak tabii. Bu iddianın temel sebebi içki ve içecek kelimelerinin Arapça karşılığı ile Türkçe karşılığının karıştırılmasıdır.Bu karışıklılıkla orijinal metinde olmayan ifadeler sanki Kuran’da varmış gibi zannedilmektedir.

    Ayrıca kur’an’ın ( ولا تلقوا بايديكم الي التهلكة) ‘’vela tulku bi eydiküm let tehlüke’’ ifadesi genel olup ‘’tehlileyi arz eden,insanın sağlığına zarar veren sigara vb.dahil her türlü maddeyi kullanmak da haram kapsamına girer.Mesela su bize helaldır,ama kirlenip zararlı hale gelirse sözkonusu bize haram olur, işte her şey böyle,tıbben ve imen zararlı olan her şey islama göre de haramdır.

    ‘’Allah Şarabı yasaklama yerine neden yapımında kullanılan bir maddeyi yok etmesin? (diyorsunuz)

    Peki,sizin mantığınızla hareket edersek,çok faydalı ve güzel bir meyve olan üzümün yok edilmesi gerekir,çünkü şerap üzümden de yapılır.O zaman yüce Allah bu güzel ve çok faydalı meyveyi yok etmeli değil mi? Ayrıca ateş te insanları,evleri ve ormanları yakıp kül ediyor,öyleyse ateşin de yok edilmesi gerekir,öyle mi? Bu nasıl bir mantık?
    —————————–

    İLK MÜSLÜMAN KİMDİR TUTARSIZLIĞI!

    Ali imran suresinin 67. ayetinde Hz. İbrahimin ilk müslüman olduğu yazıyor halbuki en’am suresinin 14. ayetinde Hz. Muhammedin ilk müslüman olduğu yazıyor. Bu ayetlerde çelişki var.(diyorsunuz )

    İLK MÜSLÜMAN KİMDİR ?

    Cevap: İLGİLİ AYETLERİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALLERİ AŞAĞIDADIR!
    1-EN’AM-163: Hz. Muhammed kendisine gelen kur’an’a ve islam dinine inanan ilk müslümandır.
    2-A’RAF-143:Hz.Musa kendisine yüce Allah’tan gelen Tavrat’ta ilk inanan mü’mindir….
    3-Ali İmran-67: Hz.İbrahim yüce Allah’tan aldığı vahye ilk inanan ve yüce Allaha teslim olan döneminin ilk müslümanıdır. ”şeklindedirler.

    Bu nedenle her peygamber kendi döneminin ilk inananı ve ilk müslümanıdır. Bütün dinlerin ortak ismi müslümanlıktır. (yani Allah’a teslimiyettir.) Bütün peygamberler hem mü’min ,hem de müslümandırlar.(Allah’a teslim olmuşlardır) Özetle,ayetler arasında çelişki diye bir olay asla söz konusu değildir.Bu ayetlerde çelişki var veya bu ayet geçersizdir diye ddia etmek çok komik oluyor..

    Hz.Adem’den beri bütün peygamberler müslümandı. Bu ayetlerdeki ifadeler yeryüzündeki ilk müslüman oldukları manasına gelmek zorunda değildir. Gönderilen toplumlar içinde ilk iman edenler olduklari için ilk müslüman oldukları yazıyor.

    önrek: bankada bir gün ilk sırada bekliyor olabilirsin. Ve daha sonra ben bekleyenlerin ilkiydim diyebilirsin.Bu elbette Bankanın açılış gününden beri ilk bekleyen olduğun anlamına gelmez.

    Özetle,ayetler arasında çelişki diye bir olay asla söz konusu değildir.Bu ayetlerde çelişki var veya bu ayet geçersizdir diye ddia etmek çok komik oluyor..
    ————————————-

    3-MİRAS KONUSUNDAKİ TUTARSIZLIKLARı (diyorsunuz)

    ‘’Miras dağıtımındaki avl yöntemi gerektiren matematik hatası. (Nisa/10-12) (diyorsunuz)

    Cevap: Miras dağıtımında bir hata sözkonusu değil,zira siz hesaplamayı yanlış yaptığınız için hata görülüyor.Doğru hesaplama şekli ise aşağıdaki gibidir.Yani hesaplama doğru yapıldığında hiçbir hata kalmıyor.

    Bir kişi öldü,Kalan parası 240.000 TL.Ve ardında eş,anne,baba ve çocuklar bırakmış diyelim.

    Peki aşağıda göstrerilen oranlar bu varislere nasıl dağıtılacak?

    MİRAS PAYLAŞIMI1

    Cevap: Her şeyden önce mirasın şu kuralını bilmemez lazım;Bu kural şu şekildedir:İlk önce akraba olmayan,belki evlilik bağıyla varis olan eşin payı verilecek,bundan sonra da kalan tereke ne ise,(ne kalırsa) akraba bağıyla varis olanların payları verilecek.Niye böyle bir kural uygulanıyor ? Çünkü varisler akraba olanlarla olmayanlar diye iki guruba ayrılır, yani çocuklar ile anne baba akraba (asil) varislerdir,eş ise akraba olmayan sadece eş olduğundan dolayı varis oluyor.Yani asil mal sahibi çocuklar ile anne babadır, eş ise,fer’tır, yani akarba değildir.İşte bu nedenle akraba ve mal sahibi olmayanın hissesi terekenin tümünden ilk önce verilecek,yani mirasta akraba olmayan eş 1/8’i aldıktan sonra geri kalan tereke ne ise (ne kadar kalırsa),asil akraba ve varis olan anne,baba ve ve çocuklara kur’an da belirtildiği oran dağıtılacaktır.Bu kurala göre yapılmayan hesap yanlıştır.
    Bu nedenle yukarıdaki varislerin sıralaması aşağıdaki gibi olacaktır.

    Eşi (1/8)…………..
    Babası (1/6)…………..
    Annesi (1/6)………….
    Çocuklarına (2/3)…………………

    Buna göre paylar şu şekilde dağıtılır:

    1-Eşi,(240.000 liranın 1/8,i) olan 30.000 lirayı alıyor.(240.000-30.000=210.000 lira kalır.

    2-Kalan terekeden (210.000) liradan annesi (1/6) olan 35.000 lirayı,Babası, (1/6) olan 35.000 lirayı alır. Buna göre: ( 210.000-70.000 = 140.000 lira kalır..
    3-Çocuklar da kalan (210.000) liranın (2/3,si olan 140.000 lirayı alıyorlar.
    Böylece herkes kendi payına düşeni aldıktan sonra elde kalan = 000
    —Aynı örnek:

    Örnek 1: Kardeşleri olmayan bir adam (borç ve vasiyet bırakmadan) ölür. Geriye üç kız çocuğu, annesi, babası ve karısı kalır.

    Bu durumda miras paylaşımı şöyle olur.

    24 lirasından ilk önce en az pay alan mirasçının (eşin) payı verilecek,daha sonra kalan terekeden yine az alan mirasçıların (anne ve babanın) payları verilecek,en sonunda da miras konusunda akrabalığı en yakın olanlara (çocuklara) payları verilecek.

    Buna göre durum şöyle:

    1- Eşi,( 24 liranın 1/8,i) olan 3 lirayı alıyor. (24-3 = 21 lira kalır.)
    2-Kalan terekeden (21) liradan annesi (1/6) olan 3.5 lirayı,Babası, (1/6) olan 3.5 lirayı alır. Buna göre: ( 21-7 = 14 lira kalır..

    3-Çocuklar da kalan (21) liranın (2/3,si olan…14 lirayı alıyorlar.
    Böylece herkes kendi payına düşeni aldıktan sonra elde kalan = 00
    ————————–

    Bir adam öldü 1 anne 1 baba 3 kız evlat bir eş geride bıraktı,adamın 120.000 TL parası ve başkada hiç bir şeyi olmadığı düşünülürse matematiksel olarak nasıl paylaşılır?

    Bu durumda miras paylaşımı şöyle olur.

    120.000 liradan ilk önce en az pay alan mirasçının (eşin) payı verilecek,daha sonra kalan terekeden yine az alan mirasçıların(anne ve babanın) payları verilecek,en sonunda da en yakın varis olanların (yani çocukların) payları verilecek.

    Buna göre durum şöyle:

    1-Eş,(120.000 liranın 1/8,i) olan 15.000 lirayı alıyor. (120.000-15.000=105.000 lira kalır.)

    2-Kalan terekeden (105.000) liradan annesi (1/6) olan 17.500 lirayı,Babası, (1/6) olan 17.500. lirayı alır. Buna göre: ( 105.000-35.000 = 70.000 lira kalır..

    3-Çocuklar da kalan (105.000) liranın (2/3,si olan 70.000 lirayı alıyorlar.

    Böylece herkes kendi payına düşeni aldıktan sonra elde kalan = 000
    Yani hesap bu şekilde yapılır.
    ——————————

    Tereke 120 lira ise,

    Eş, 1/8= 15 lira alır, kalan= 105 lira.
    Anne 1/6 =17.5, baba, 1/6 = 17.5 = 35 lira alırlar, kalan: 70 lira.
    Kızlar, 2/3 = 70 lira.
    kalan: 00

    Özetle,miras paylaşımı konusunda da kur’an da asla bir matematik hatası yoktur.Çünkü yapılan hesaplama yanlış yapıldığından dolayı hata oluşuyor.

    ——————————————————————-
    AKRABA EVLİLİKLERİ TUTARSIZLIĞI (diyorsunuz )

    22-Babalarınızın daha önce (cahiliye devrinde) evlenmiş olduğu kadınlarla evlenmeyin, (nikâhlı bulunduklarınızdan da hemen ayrılın) ama geçmişte olanlar (cahiliye devrinde olanlar) geçmişte kalmıştır.Bu,kesinlikle tiksinti/utanç verici bir iştir,çirkin bir şeydir ve kötü bir yoldur

    AHZAB-37.ayetin açıklamalı doğru meali!

    37-Hani Allah’ın kendisine (islam nimetini) lütfettiği ve senin de kendisine iyilik ettiğin (hürriyetine kavuşturduğun) kimseye ‘’Eşini yanında tut,(sakın boşama !) ve bu hususta Allah’tan kork’’diyordun. Allah’ın ortaya çıkaracağı bir durumu (Zeyd’le Zeynep arasındaki geçimsizlik ve Zeyd’in boşama talebi) içinde saklıyor ve (duyulması halinde bu geçimsizliği daha da alevlendirebilecekleri hususunda bazı münafık) insanlardan korkuyordun.Halbuki (her konuda) Allah,kendisinden korkmana daha layıktır. Zeyd,eşiyle ilişkisini kestiğinde,biz seni ona eş kıldık ki,EVLATLIKLARI İDDİA EDİLENLERİN eşleriyle ilişkisini kesince,(boşayınca) onlarla evlenmelerinde müminler üzerine bir güçlük olmasın.Allah’ın emri ise her zaman gerçekleşir.’’

    NE ZEYD HZ.PEYGAMBERİN EVLATLIĞI,NE DE ZEYNEP ONUN MANEVİ GELİNİ İDİ!

    Zira meallerde ‘’evlatlıkları ‘’diye geçen ifadeler hatalıdır,bunun doğrusu’’evlatlığı iddia edilenler’’şeklinde olması lazım.Çünü Zeyd’in evlatlığı asla gerçekleşmemiştir. Bu sadece kuru bir iddia idi. Bunun açıklaması ise aşağıdadır.

    Arapçada ‘’ evlatlık ve oğul edinme gibi ‘’ ifadelerin karşılığı,‘’ ادعياء ‘’ ed’iya’’ değil,’’تبني ‘’tebenni’’ olmasına rağmen meallerde bu ifade direk ‘’evlatlık’’ diye yorumlanmıştır.

    Mesela: Arapçada ‘’ادعي – يدعي – ادعاء – ادعياء‘’ idde’a,yedde’i,iddia‘’yani iddi’a etti,idia ediyor,iddia etmek,bundan ismu mefulün çoğulu ise,”ادعياء”ediya” diye gelir,
    Bu ifaden de anlaşılıyor ki Zeyd’in hz.peygamberle olan münasebeti bir ‘’tebenni’’ düzeyinde değil,bir iddia idi.Yani evlatlığın olabilmesi için hiçbir durum gerçekleşmediği halde,sırf hz.peygamberle birlikte yaşadığı için ona bu gözle baklılıyordu.Evlat edinmek ise küçük yaştan başlanır,halbuki hz.peygamber 25 yaşına gelip hz.Hatice ile evlenmeden,Zeyd’le en ufak bir münasebeti yoktu,belki de onu hiç de tanımıyordu.Ama ne zamanki hz.peygamber hz.Hatice ile evlenir o zaman 21 yaşında olan Zeyd’le hem tanışlığı,hem de arkadaşlık münasebeti başlıyor.Ayrıca bu arada hz.peygamber 25 yaşında,Zeyd ise 21 yaşında idi.Peki neredeyse hz.peygamberin yaşıtı olan Zeyd nasıl olur da hz.peygamberin evlatlığı olur.Aceba hz.peygamber Zeyd’i yanına alırken,Zeyd küçük yaşta bakıma muhtaç bir çocuk muydu ki,hz.peygamber,onun bakımını üstlenerek çocuğu gibi büyütmuş olsun?

    İşte bu nedenlerden dolayı da kur’an bu duruma vurgu yaparak ‘’ ادعياء ” ediya” yani ‘’evlatlığı iddia edilenler ‘’ şeklinde bir ifade kullanmıştır.Bu nedenle sözkonusu iddianızın bir anlamı kalmıyor. Yani ayetler arasında bir çelişki sözkonusu değil.
    —————————————————————

    İSLAMIN HOŞGÖRÜSÜ-HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜ TUTARSIZLIĞI (diyorsunuz )

    BAKARA-256-“Islâm’da zorlama yoktur” seklindeki hükümlere dayanarak “Islâm hosgörü dinidir” diye konusur
    Zorlamayi öngören ve hosgörü’yü kökünden yok eden hükümlere dayali olarak farkli din ve inançta olanlara karsi düsmanlik beslemekten geri kalmaz ve örnegin Kur’ân’daki
    İMRAN-33-“Islâm’dan gayri bir dine yönelenler sapiktir!”,
    TEVBE-5-“Müsrikleri nerede görürseniz öldürün!”
    “Islâm’a aykiri bir inanista ise analariniz, babalariniz, yakinlariniz için magfiret dilemeyin, onlarin namazini kilmayin vs…” (örnegin K. Tevbe 23, 84, 113; Ahzâb
    60-61) seklindeki nice buyruklarlara uymayi dogal sayar. (diyorsunuz)

    Galiba siz ilgli ayetlerin neye vurgu yaptıklarını bilmiyorsunuz ? Bu ayetlerdeki hüküm,bunların Yahudi, Hiristiyan,münafık veya müşrik oldukları için değil,çünkü bunlar müslümanları yok etmek için her fırsata saldıranlardır. Yani barış bozan ve müslümanlaar saldırı düzenleyenlerdir.Ama barış antlaşmasını bozmayan ve saldırmayan hiçbir gruba karşı savaşılamaz.

    5-Haram aylar bitince; (antlaşmaya ihanet eden ve öldürmek niyetiyle size saldıran) müşrikleri kıstırdığınız yerde siz de katledin.Esir olarak (yakalayabildiklerinizi) yakalayın ve hapsedin.Her gözetleme yerinde onları bekleyin.Eğer (zorlanmadan gönülden) tevbe edip, namaz kılar ve zekât verirlerse kendilerini serbest bırakın.Çünkü Allah bağışlayandır,çok merhamet edendir.

    Not: kur’an da geçen ‘’savaşla ‘’ ilgili bütün ayetler savunmaya yöneliktir.Kur’an’a göre hiç bir kimse inancı için öldürülemez,kur’an bunu şiddetle yasaklamaktadır.

    Konuyla ilgili bir iki ayet şöyledir…

    1-BAKARA-256.‘’لا اكراه في الدين ‘’ Dinde zorlama yoktur.. ‘’Bu nedenle dini veya inancı için hiç bir insanın öldürülmesi asla meşru değildir..

    2-BAKARA-190.ayete de kimlerle savaş yapılabileceğine açıktan vurgu yapılmıştır..
    Mealen: Size savaş açanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın.(savunmanızı yapın.) Fakat siz saldırmayın,zira Allah haksız yere saldıranları sevmez.’’denilmiştir.Demek ki sadece ‘’saldıranlara ‘ karşı müdafaa yapmak meşrudur,bunun dışında hiç bir savaş meşru değildir.Bu nedenle savaşla ilgili kur’an da geçen bütün ayetlerin hükmü sadece savunmaya yöneliktir…

    23-Ey iman edenler,eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa,babalarınızı ve kardeşlerinizi VELİLER edinmeyin.Sizden kim onları veli edinirse; işte bunlar zalimlerin ta kendileridir.‘’şeklindedir.Yani sizi inancınızdan çevirecek şekilde yetki ve olanak vermeyin.
    —————————————–

    Münafık veya müslüman olmayan ölüye islama göre cenaze namazını kılmak ve tören düzenlemek,kişinin inancını yok saymak değil midir? Şayet bu hayata olsaydı buna izin verir midi? İşte aşağıdaki hüküm bunun içindir.

    84-Onlardan (münafıklardan) ölen hiçbiri üzerine sakın namaz kılma ve (hakkında dua etmek maksadıyla) asla kabri başında da durma.Çünkü onlar,Allah’ı ve O’nun elçisini inkâr ettiler ve ilâhî buyrukları hiçe sayarak çiğneyip can verdiler.

    İslama inanmayan bir münafığa, gayri müslime islama göre cenaza namazını kılmak,tören düzenlenmek onun inancına saygısızlık değil midir? Mesela: Türkiye de ölen bir Hıristiyanı camiye getirip islama gören dini tören düzenlemek ve cenaze namazını kılmak sence doğru mudur? Eğer tavsiye ederse o zaman sorun yok.Veya sen bir müslüman isen,senin tavsiyen veya rızan olmadan öldükten sonra kiliseye götürüp hıristiyanlığa göre dini tören yapılırsa senin inancına bir saygısızlık olmaz mı?

    İşte bu durum islama inanmayan münafıklara,inanmadıkları islama göre cenaze namazını kılmamak ölen münafığın inancına bir saygı gereğidir.Bunun aksi ise müslüman olmayanı müslüman gibi göstermeye çalışmak olur ki,bu da yanlıştır. Zaten eğer biri müslüman değilse,hz.peygamber onun cenaze namazını binlerce defa kılsa bile hiçbir faydası olmayacaktır.

    113.ayete de durum aynen 83.ayeteki gibidir.

    لَئِن لَّمْ يَنتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِي الْمَدِينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ فِيهَا إِلَّا قَلِيلًا ﴿٦٠﴾

    Ayrıca Ahzab-60-61.ayetle ilgili göstermiş olduğunuz mealler de yanlıştır,doğru mealler ise aşağıdadır.

    AHZAB-60-61.AYETLERİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALLERİ!

    Ahzap-60.Münâfıklarla gönüllerinde (manevi) hastalık olanlar ve Medîne’de (halkın huzur ve düzenini bozmaya çalışıp müslümanlara karşı gizli eylem planında bulunanlar,) kötü ve asılsız haberler yayanlar,bu işten vazgeçmezlerse elbette sana,onların bu kötü tutumlarına karşı bir direnç veririz de sonra artık orada pek az bir müddet sana komşu kalabilecekler‘’şeklindedir.

    Ahzab-61: (Böyle gizili eylem planı yapıp,Medine’yi karıştırmaya,halkın huzur ve düzenini bozmaya çalışanları) Kınanmış/rahmetimizden kovulmuş/olarak! Nerede bulunurlarsa yakalanır yargılanırlar ve (vazgeçmezlerse) yaman bir şekilde öldürülürler.’’şeklindedir.

    Peki,bu ayetlerde bulunan sorun nedir? Medine de halkın huzur ve düzenini bozacak ve müslümanlara karşı gizli eylem planında bulunacak,halkın huzur ve düzenini bozacak bu haydutlara karşı sesiz mi kalınacaktı???

    ———————————————-

    BİR TARAFTAN ÖZGÜR DÜŞÜNEBİLİRSİNİZ DİĞER TARAFTAN ALLAH DÜŞÜNÜR TUTARSIZLIĞI
    Yine bunun gibi, bir yandan Kur’ân’in: “Basiniza gelen her hangi bir musibet kendi ellerinizin yaptigi isler yüzündendir” (Sûra 30; Nisha 79 vs…);
    ya da:”Yaptiklarinizdan dolayi mutlaka sorguya çekileceksiniz” (al-Nahl 93) seklinde olan ve “irâde serbestisi”ne ve “kisi’nin sorumlulugu”na yer verir gibi görünen âyet’lerine sarilirak “Islâm akil dinidir, özgürlük dinidir” diye konusurken,
    diger yandan Kur’ân’in bu hükümleriyle çatisan, örnegin:”Süphesiz Allah diledigini saptirir, diledigini de dogru yola eristirir” (K. al-Nahl 36, 93: Fâtir 8; Müddessîr 31, 42, vs); ya da: “Tanri dilediginin gönlünü açar onu Müslüman yapar… dilediginin kalbini dar kilar (kâfir yapar)” (K. En’âm 125); ya da: “Allah isteseydi puta tapmazlardi…” (K. En’âm 107) seklinde olan hükümlerini benimseyerek, gerçeklere “irâde serbestisiyle”, yâni “akilci düsünce” yolu ile degil fakat gökten indigi söylenen Kur’ân hükümleriyle gidilebilecegini savunur. Bundan dolayidir ki Islâm dünyasinin “büyük bilgin ve düsünür” diye bildigi nice kisiler “Ben aklimi kullanmam,kullanmamakla iftihar ederim” diyebilecek kadar kendilerini vahy”lerin (diyorsunuz)

    Sayın dostum,yukarıda vermiş olduğunuz ayetlerin mealleri hatalı olduğundan size öyle gözükebilir,ama bu ayetlerin doğru meallerinde böyle bir şey asla yoktur.Şimdi bu ayetlerin doğru meallerini aşağıya alıyorum.

    NAHL-36.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ!

    Cevap: Yukarıda göstermiş oldunuz meallerin tümü hatalı olup,yüce Allah’ın adaletiyle bağdaştırmak mümkün değildir.

    NAHL-36: Doğrusu Biz, (geçmiş) her toplumun içinden “Allah’a kulluk edin, ilahlaştırılan şer otoriteden uzak durun!”diyen bir elçi görevlendirmişizdir.Bunun ardından onlardan kimileri Allah’ın gösterdiği DOĞRU YOLA UYDU, kimileri de (sapıklığı tercih edip hakka direnmesi yüzünden) sapıklığı hak etti.O halde siz yeryüzünde gezip dolaşın da (Hakk’a karşı gelip hak davetçileri olan elçileri) yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.’’
    —————————————————–

    NAHL- 93: Ve eğer Allah dilemiş (ve irade vermeyerek sizi aynı inanç ve davranışa mecbur bırakmış olsaydı) hepinizi tek bir ümmet yapabilirdi.Ama O,DİLEĞENİ (inkar ve sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır,DİLEĞİNİ de (iman ve hidayeti tercih edeni) doğru yola iletir.Böylece sizler yaptığınız bütün işlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.’’ deniliyor.
    ——————————————————–

    FATIR-8: Biz her elçiyi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara (mesajlarımızı) açıklayabilsın. Artık Allah DİLEĞENİ (elçiye icabet etmeyip inkar ve sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır,DİLEĞENİ (elçiye icabet edip iman ve hidayeti tercih edeni) de doğru yola eriştirir.O güçlüdür,doğru hüküm/ karar verendir.
    ———————————–

    MÜDDESSİR-31: -………….Buna karşılık,gönüllerinde hastalık bulunanlar ve inkara ısrar edenler ise, “Allah böyle bir temsil ve tasvirle ne anlatmak istiyor ki?!”derler. Allah,DİLEĞENİ (akıllarında şüphe bulundurup sapıklığı tercih edeni) işte böyle sapıklıkta bırakır ve DİLEĞENİ (iman edip hidayeti tercih edeni) de hidayete erdirir………’’
    ————————————–

    EN’AM-125: Allah,her kimi (hidayeti bulmak için çaba göstermesinden dolayı) doğruya erdirmek isterse,onun gönlünü İslâma açar.Kimi de (inanmayıp sapıklığı tercih etmesinden dolayı) sapıklıkta bırakmak isterse,onun da kalbini göğe yükseliyor muş gibi,(oksijen eksikliğinden dolayı nefes darlığı çekiyormuş gibi) dar ve sıkıntılı kılar.Allah (gerçeğe karşı çıkıp) inanmayanların üstüne,işte böylece rezellik bırakır.

    EN’AM-107: Eğer Allah dileseydi; onlar(a imtihan gereği özgür irade ve seçme özgürlüğü vermeseydi) ortak koşamazlardı.Ve biz seni onların başında bir koruyucu ve gözetleyici yapmadık;onların işlerinin vekili,(yaptıklarından sorumlu da) değilsin’’ şeklindedir.

    Bu nedenle haşa bunları saptıran Allah değil,belki özgür iradeleriyle sapıklığı tercih ederek kendilerini saptırırlar.Gerek hidayet,gerek sapıklık olsun,insana verilen özgür iradesinin bir tezahürüdür.İnsan özgür iradesiyle neyi ( yani hidayet veya sapıklığı) tercih ederse,onunla buluşur,Yani hidayet olmak veya sapıklık içinde kalmak insanın özgür iradesiyle gerçekleşir!!!
    ——————————————–

    EŞİTLİK DİNİ-DİĞER TARAFTAN IRK VE CİNSİYET FARKI GÖZETEN DİN TUTARSIZLIĞI,
    Yine bunun gibi seriâtçi kisi, bir yandan :”Islâm esitlik dinidir; irk, renk, cins farki gözetmez; ne Arap, ne Acem, ne Türk vs… (gözetmeyip) insanligin güzel usaresinin bir belirisi(dir)” derken, diger yandan köleligin dogal oldugunu vurgulayan seriât hükümlerini (örnegin al-Nahl sûresi, âyet: 75) ya da siyah derili insanlarin tiksinti yaratici bir cild’e sahip olduklarina daîr hüküm’leri, ya da Arap’larin “Kavm-i necib” olarak diger müslümanlara üstünlügünü tanimlayan yönlerini benimseyebilir. Yani bir yandan Islâm’in esitlik dini oldugunu söylerken, diger yandan Seriât’in insanlar arasi esitligi yok bilen hükümlerini benimseyebilir; ve bunda bir çelisme görmez.
    (diyorsunuz)

    NAHL-75.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ!

    Allah,(Kendisine kul olup başka her türlü kulluktan kurtulan gerçek hürlerle, Kendisine kulluğu bırakıp bir ma’bud,bir efendi edinen ve böylece hürriyetlerini başkalara teslim edenler arasındaki farkı açıklamak için) bir misal veriyor: Bir şeye gücü yetmeyen başkasının yönetiminde (kalmaya kendini mahküm etmiş) olan esir/köle, tarafımızdan kendisini rızıklandırdığımız o kimse; ondan gizlice ve açıkça (yoksullara,işsizlere) harcama yapar! Şimdi bunlar (yoksullara ve işsizlere harcama yapabilenler ile yapamayanlar,başkasının esaret ve boyunduruğu altına giren ile girmeyi reddeden) bir olabilir mi? Doğrusu hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler! ‘’şeklindedir.

    SONUÇ;

    1-Nahl-75.ayete köle,esir değil,belki kölelik ve esaret durumu yerilmektedir.

    2-Bu ayete kölelik ve esaret, insan onuruna yakışmayan bir durum olduğuna vurgu yapılmıştır.

    3-Bu ayete insanların köle ve esir olmayı değil,hür ve özgür olması özendirilip teşvik edilmektedir.

    4-Bu ayete,ileri sürdüğünüz iddianızın tam tersine bir vurgu yapılmıştır.

    5-O dediğiniz şeriat hükümleri Allah’ın şeriatiyle hiçbir alakası yoktur.

    6-İslam dininin tek kaynağı kur’an’ı kerimdir,bunun dışında ne varsa,kur’an dışı insanların yorumları veya uydurma rivayetlerdir.

    7-Arap kavmini öven,üstün veya necip gören ya da siyah derili insanları tiksindirici bulan bir ayeti gösteremezsiniz. Peki,şeriatin anlamı ne dir? Şeriat denildi mi Allah’ın şeriati mi olur? Arapçada şeriat kanun demektir.Ne zaman Allah’a nispet edilirse,o zaman Allah’ın şeriati denilmiş olur.

    8-Ayrıca Buhari,Müslim ve diğer kütübi Sitte’nin hiçbiri ne Allah’ın kitabıdır,ne de Allah’ın elçisi yazmış veya yazdırmıştır.Hz.Peygamber kur’an’ı kerimi islam dininin tek kaynağı olarak bildiği için kendi sözlerinin yazılmasına müsaade etmezdi,oysa bu kütübi Sitte’ler iradesi dışında vefatından 200-250 sene sonra kulaktan dolma bilgilerle derlenip yazıya geçilmiştir.Bu nedenle birkaç mütevatir hadisler dışında (ki bunlarda ibadetlerin yapılış şekliyle ilglidir.) kalan diğer rivayetler güvenli ve muteber değildir.Hatta Ebu Hanife’ye göre ‘’SİKKA ‘’ yani güvenilir hadislerin sayısı 17.taneyi geçmiyor.

    Bkz: Kaynak: ( تاريخ الاسلام = لدكتور حسن ابراهيم حسن = ج = 2 = ص = 330 )

    İşte bu eserlede bulunan bir çok rivayet uydurma ve zayıf olup,islam ve kur’an’la hiçbir alakası yoktur.Bu nedenle Arap kavmini öven veya necip sayan rivayetlerin tümü hz.peygamberin şiddetle telin ettiği ırkçılığı çağrıştıran uydurma rivayetlerden başka bir şey değildir.
    ————————————————————-
    Ama öyle ayet de vardır ki hükmü kaldırılmasa da, yazıldıktan hemen sonra değişikliğe uğramıştır.
    Abese suresinde peygamberin yüzünü ekşittiği gözleri görmeyen âmâ ile ilgili bir ayet daha var. Nisa-95 ayetinin “mazereti olanlar müstesna” kısmı bu âmâ sebebiyle ilave olunmuştur. (diyorsunuz)

    Zaten kütübi Sitte’de geçen ve mütevatir olmayan rivayetlerin hiçbiri sikka/güvenilir ve muteber değildir,bu söylediğiniz olay zaten mütevatir/güvenilir ve muteber olmadığı gibi,bu ayetin sebebi nuzulü Abdullah ibni Ümmü Mektüm de değildir. Zira ayet genel olup tüm özürlü olan insanları kapsamakatadır.Bunu söyleyen rivayet de aşağıdadır.Yani rivayetlerde tutarsızlık vardır,ama eğer söylediğiniz olay doğru olsaydı,Abese suresinde sadece kendisine vurgu yapıldığı gibi burada da çok kişiler değil,yine tek kişi olan bu zata vurgu yapılacaktı.Ama bu ayet bir özürlüye değil,bütün özürlülere vurgu yapmıştır.Demek ki,özürlürle ilgili olan bu ayeteki cümle Abese suresinde konu olan Abdullah İbni Ümmi Mektüm’ün’ne sorusu,ne de isteği üzerine inmiş,ne de ilave edilmiştir.Ayetin tümü bir anda birlikte vahyedilmiştir.

    İşte Aşağıdaki tefsir metninde de’’ Abdurrazak,Abd bin Humeyd,Buhari,İbni Cüreyr, İbni Menzür,Taberani ve Beyhaki gibi zatlar da bu ayet genel olup bütün özürlüler için inmiş olduğunu,dolayısıyla Abdullah İbni Ümmi Mektüm’ün olayıla bir alakası olmadığını söylemektedirler.

    وأخرجه عنه أيضا عبد الرزاق ، وعبد بن حميد ، والبخاري ، وابن جرير ، وابن المنذر . وأخرج عبد بن حميد ، والطبراني ، والبيهقي عنه قال : نزلت في قوم كانت تشغلهم أمراض وأوجاع ، فأنزل الله عذرهم من السماء
    Bkz: ( تفسير فتح القدير )

    Yani Kütübi Sitte dediğimiz eserlerdeki rivayetlerin çoğu tutarsız olup,sikka, güvenilirve sahih değildir.Çünkü Abdullah İbni Ümmi Mektüm’le ilgili rivayete tutarsızlık vardır,hem de Nisa-95. ayetinin “mazereti olanlar müstesna” şeklinde çoğul ve genel bir ifade bulunduğundan böyle bir olayın sözkonusu olmadığının açık bir göstergesidir.
    ——————————-

    DÜNYAYI İNSAN İÇİN YARATTIM-YARATTIĞIMA PİŞMANIM TUTARSIZLIĞI

    Allah hiçbir yarattığı canlıyı özel bulmamışta Hıristiyan ve Müslümanlara göre insanı özel ve değerli saymaktadır.hatta şeytanın bile bize secde etmesini istemektedir.
    Allah Kuran da En değerli olarak yaratılmıştır dediği insan hakkında ne düşünüyor muş? (diyorsunuz)

    CEVAP: A’RAF-179 İLE FURKAN-44.AYETLERLE İLGİLİ MEALLER HATALIDIR!

    DOĞRU MEALLER AŞAĞIDAKİ GİBİDİR!

    A’RAF-179: Gerçek şu ki,biz akletme ve düşünme yeteneği olup da (hakkı) kavramaya, gözleri olup da (gerçeği) görmeye,kulakları olup da (hakkı) duymaya çalışmayan,(iradelerini yanlış yolda, nefislerinin arzusu istikametinde kullanan) cin ve insanlardan (bu tür davranışları nedeniyle) cehennemlik olan birçok kimseyi de (yeryüzünde) yaydık/onlara da yaşama imkanı verdik. Onlar (düşünüp akıllarını kullanmadıklarından dolayı adeta) koyun sürüsü gibi (düşünmez ve akletmez) olurlar.Hatta onlardan yolca daha da şaşkındırlar.İşte onlardır gerçeklerden habersiz olanlar.’’ şeklindedir.

    FURKAN-43: Egosunu kendisine tanrı haline getiren kimseyi görüyor musun? O hâlde (vazîfen sâdece tebliğ iken) Şimde (söyle); böyle birinin sorumluluğunu sen üstlenebilir misin?

    FURKAN-44: Yoksa sen olardan/egosunu kendisine tanri haline getirenlerden çoğunun (hakkı) dinleyeceklerini ve akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun? Hayır hayır, onlar (düşünüp akıllarını kullanmadıklarından dolayı adeta) koyun sürüsü gibi (düşünmez ve akletmez) olurlar. Hatta onlar yolca daha da şaşkındırlar.

    Bu iki ayete EGOSUNU kendisine tanri haline getiren,akıllarını kullanmayan ve içgüdüsüyle hareket edenlerin kendileri değil,belki onların bu tür davranışları, karakterleri düşünemeyen diğer canlı türlerinkine benzetilmiştir.Ayrıca bu durumda olan kişi veya kişiler belirtilmediği için bunlara bir hakaret sözkonusu değildir,çünkü insanların kendisi değil,onların kötü tutum ve davranışları diğer canlı varlıklarınkine benzetilebilir, işte burada da böyle bir teşbih sanatı işlenmiştir.

    —————————————-

    ALLAHIN ÖNCE GÖKYÜZÜNÜMÜ YOKSA YERYÜZÜNÜMÜ YARATTIĞI TUTARSIZLIĞI (diyorsunuz)

    Cevap:

    FUSSİLET-9-12.AYETLERİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALLERİ!

    9: De ki: “Siz gerçekten yeri (yaşam için elverişli hale getirilmesi dahil) iki evrede yaratanı inkar edip duracak mısınız? Birde O’na eşler mi koşuyorsunuz? O, bütün alemlerin Rabbidir.

    Fussilet-10: “Orada,(o iki jeolojik yaratılış süreci içinde) üstünden (kökleri yerin derinliklerine kadar inen) ağır baskılar/dağlar yerleştirmiş olup orayı bereketlerle donatmış ve orada bütün canlılar için gerekli gıdayı,rızklarını Ondan bekleyip,ondan isteyen bütün varlıkların hayatî ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dört evrede (yılın dört mevsiminde) elde edilmek üzere planlamıştır.’’ şeklindedir .

    Peki burada dört evre,neden dört mevsim oluyor? Çünkü güneş sistemi yaratıldıktan sonra ondan kopup soğuyan dünya gezegenin üzerinde artık gece gündüzler,mevsimler,yıllar ve hayat için gerekli tüm koşullar oluşmuştur.Yeryüzü üzerindeki gıdalar da dört mevsim içinde elde edilmek üzere plana bağlanmıştır. Burada hem güneş sistemi,hem de dünyamız yaratılmış olduğu için artık zaman dilimleri ve evreler de yaratılış sürecindeki evrelerden farklı olabiliyor.Çünkü Allah katında zaman mefhumu bizimkinden farklıdır.

    Bu nedenle baştan sonuna kadar dünyanın yaratılış süreci 9.ayete belirtildiği gibi, sadece iki evrede gerçekleşmiştir,ki o da göğün yaratılmasından sonradır (bkz:
    NAZİAT-30)

    Naziat-30: Ve onun/göğün ardından da yeryüzünü yayıp yuvarlattı.Oradan da suyunu ve otlağını,bitki örtüsünü çıkarıp meydana getirdi.’’deniliyor..

    Yani dünyamızı oluşturan gaz kütlesi güneşten kopup soğumaya başlıyor ve daha sonra hayat için elverişli hale getiriliyor. İşte dünyamızın bu yaratılış süreci göklerden sonra iki evrede gerçekleşmiştir.

    Fuusilet-11: Bir de (daha önce) duman/gaz halinde bulunan semaya (evrene) yönelip ona ve (henüz sema gibi gaz halinde bulunan) yere “İster istemez,(boyun eğerek) gelin!”diye buyurmuştu.(Onlar da kendilerine has bir iletişim şekliyle) bizler boyun eğerek/isteyerek geldik’’ demişlerdi.

    Burada da ilahi emir ve hitabı önce gaz halinde bulunan semaya,daha sonra yine gaz halinde bulunan arza irad buyurulmak suretiyle evren yasaları oluşturuluyor.

    Fussilet-12:Derken onları yedi (manyetik kuşak) sema olarak iki evrede düzenlemiş ve her birine kendi yasasını vahyetmiştir. Ve (ardında) dünyaya en yakın semayı da ışık yansıtanlarla/ gezegenlerle donattık, (onları) bozmaktan da koruduk; işte bu,üstün olan ve her şeyi bilen Allah’ın takdîridir

    Özetle,İlk maddenin/ilk iptidai atomun patlayıp bölünmesi sonucunda meydana gelen yoğun bir gaz/enreji kütlesi uzayı kaplıyor ve iki evreden sonra,bu gaz halinde bulunan sema da yine iki evrede yedi manyetik semaya dönüşüyor.Ve en son güneşten kopup soğuyan dünyamız da yine iki evrede yaratılıp hayat için elverişli hale getiriliyor.Böylece toplam altı evrede evrenin yaratılışı gerçekleşmiş oluyor.Yani,zerre kadar ayetler arasında bir çelişki sözkonusu değil,var gibi algılanan çelişkiler ise hep hatalı meal ve yorumlardan kaynaklanıyor. ( الله اعلم ) ‘’En doğrusunu Allah bilir’’

    Saygılarımla.

  93. muhammed diyor ki:

    Sn.cengizhan Türk,

    Not: Bundan önceki yorumumda unutmuş olduğum BAKARA-29.ayetin doğru meali de şöyledir.

    29-O,dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan,bir de plan ve tasarımını (daha önce yaratmış olduğu) semaya uygulayıp onları (semavi unsurları) da yedi sema/ manyetik kuşak/halinde düzenlemiş olandır. Ve yalnız O’dur her şeyi (tastamam ve hakkıyla) bilen
    .
    Yani, göklerin ve yerin yaratılışıyla ilgili ayetler arasında asla bir çelişki yoktur.
    ——————————————————

    ALLAH İNSANI TOPRAKTAN-SUDAN-KANDAN-BALÇIKTAN YARATTI TUTARSIZLIĞI (diyorsunuz)

    ENBİYA-30: Peki inkâr etmiş olanlar bilmiyorlar mi ki; gökler ve yeryüzü (tüm evren başlangıçta) tek ve bitişik/gaz, enerji halinde/bir bütün idiler de Biz onları ayırdık! Canlı olan her şeyi sudan yarattık! Hâlâ inanmıyorlar mı?

    (Burada canlılar için suyun temel hayat unsuru olduğuna vurgu yapılmıştır.)

    Bu ayetlerde de hiçbir tutarsızlık yoktur,Zira,

    ALAK-2: İnsanı (rahim cidarına) yapışan bir hücreden/embriyodan yarattı. (bu ayete vurgusu yapılan bizleriz,ilk insan değil.)

    Nur-45-Allah bütün canlıları sudan yarattı.İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır.

    Yine burada da canlılar için suyun temel hayat unsuru olduğuna vurgu yapılmıştır.

    Nahl-4-O, insanı bir damla sıvıdan/kendi içinde embriyoyu barındıran meniden yarattı.Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir.

    (NAHL-4.ayet ile ALAK-2.ayet aynı şeyi anlatıyor,çünkü Alak-2.ayete vuırgusu yapılan embriyo meni içinde bulunuyor.)

    FURKAN-54: İnsan cinsini sıvıdan yaratan sonra üremesini sağlamak için soyunun devamını sağlayan, akrabalık duygusunu yaratan da O dur.Senin Rabbin her şeyi yerli yerince planlayandır.

    (Burada da yine ilk insan değil,belki bizim gibi içinde embriyo bulunan meniden söz ediliyor)

    HİCR-26: Biz (ilk)insanı toprağın çamurundan, yıllanmış kara balçıktan yarattık.
    (burada bizler değil,ilk insanın suyla karıştırılmış çamurdan yaratıldığına vurgu yapılmıştır)

    Hicr-33-İblis, Ben toprağın çamurundan, yıllanmış kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.

    (Yine burada bizler değil,ilk insanın suyla karıştırılmış çamurdan yaratıldığına vurgu yapılmıştır.)

    Araf-12- Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın,dedi.

    (Yine burada bizler değil,ilk insanın suyla karıştırılmış çamurdan yaratıldığına vurgu yapılmıştır.

    Fatır-11- Allah sizi (ilk atanızı) topraktan,sonra (onun nesli olarak) sizi meniden/ embriyodan yarattır, sonra da sizi iki cinsten biri şekline sokar. O’nun bilgisi olmadan hiç bir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de,onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır.Şüphesiz bunlar, Allah’a kolaydır.

    (Burada da ilk insan topraktan,nesli de meniden/embriyodan yaratıldığına vurgu yapılmıştır.)

    Kıyamet-37-O (Rahme) dökülen bir damla meniden/embriyodan değil miydi?(meni)

    (burada da ilk insan değil, bizim gibi meniden /embriyodan yaratılan o ilk insanın nesline vurgu yapılmıştır.)

    Yani ayetler arasında bir tutarsızlık asla söz konusu değildir. Galiba siz ayetlerde vurgusu yapılan ilk insan ile, sonra meniden/embriyodan yaratılan nesliyle karıştırıyorsunuz…)
    —————————————

    KURAN DA KONUŞAN MUHAMMED Mİ ALLAH MI TUTARSIZLIĞI (diyorsunuz)

    Ayetlerin açıklamalı doğru mealleri şöyledir:

    HUD-1-2: Elif Lâm Râ.Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır.(De ki:) “Şüphesiz ben de size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeyiciyim.”

    ZARİYAT-50-51:Şu halde (de ki): Allah’a sığının! Gerçek şu ki ben, O’nun tarafından görevlendirilmiş (mesajlarını) açıklayan bir uyarıcıyım. Ve Allah ile beraber başka bir ilâh de edinmeyin.Zira ben,size, onun tarafından gönderilmiş (mesajlarını) açıklayan bir uyarıcıyım.

    Yani her defa elçiye gelen mesajın başında zımnı olarak,ey elçi’’ de ki; tebliğ et veya oku ‘’ gibi emirler zaten vardır.Çünkü elçiye gelen her mesaj,elçi tarafından okunmak,anlatılmak açıklanmak ve duyurulmak içindir.Bu nedenle her zaman açıktan bu tür emir kiplerinin gelmesine gerek yoktur. Yani yüce Allah kendi mesajının tebliğini yapan ve bu tebliğ için seçmiş olduğu elçinin görevini de anlatan bu mesajları kendi katında oluşturup,aynen tebliğini yapmak üzere vahiy meleği aracılığıyla elçisine gönderiyor.Ama yüce Allah tarafından elçinin görevini anlatan cümle,elçi tarafından okununca sanki söz konusu ifade ona aitmiş gibi algılanıyor, halbuki öyle değildir.Zira o şekilde elçi için mesaj oluşturan yüce Allah’tır.Yani her iki ayeti de oluşturan yüce Allah,okuyan ve duyuran ise,elçidir.
    —————————————————-

    Evet yine aynı şekilde allah peygamber olduğunu iddia ediyor. (diyorsunuz)

    Ama öyle bir durum söz konusu değildir. Zira ayetin doğru meali aşağıdaki gibidir.

    DOĞRU MEAL ŞÖYLEDİR:

    HAKKA-38-40: Hayır, görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kur’an değerli bir elçinin (benim katımdan) getirdiği sözdür.’’ şeklindedir.

    Hakka-41. Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!
    Hakka-42. Bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
    Hakka-43. (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

    Yani buradaki iddianız da geçersizdir!!!

    ——————————————————

    İBLİS (ŞEYTAN) CİNMİDİR MELEK Mİ? TUTARSIZLIĞI ( diyorsunuz)

    Bakara-34-Hani meleklere,Âdem için saygı ile eğilin demiştik de (cinlerden olup onların arasında bulunan) İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler,(cinlerden olan) İblis ise (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve nankörlardan olmuştu.’’ şeklindedir.

    İsra-61,Taha-116,Araf-11.ayetler de aynen Bakara-34.ayet gibidir.Yani her ne kadar İblis melekler arasında orada bulunuyorsa da, meleklerden olduğuna dair en ufak bir işaret yoktur.Ayrıca Allah’ın meleklere vermiş olduğu secde emri orada bulunanların tümüne yönelik olmuştur.Melekler arasında bulunan İblis tek kişi olduğundan,hitap meleklere yönelmiştir.Mesela: Cumhurbaşkanı İstanbul da toplanan büyük bir gruba hitap ederken ‘’ Ey İstanbullular’’ dediğinde orada İstanbullu olmayanlar da olabilir,peki bu hitap onlara da yönelik değil midir ? İşte yalnız bir kişi olan İblis de melekler arasında bulunurken,ilahi hitap ona da yönelik olmuştur,ama o melek cinsinden değildi.

    Kehf-50-Hani biz meleklere,Âdem için saygı ile eğilin demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı.Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu,zalimler için ne kötü bir bedeldir!”

    Bu nedenle Bakara-34,İsra-61,Taha-116,Araf-11.ayetlere göre İblis meleklerden olup bu ayetlerin Kehf-50.ayetle tutarsız olduğunu iddia etmenizin hiçbir dayanağı yoktur!!!
    ————————————————————

    KURAN DEĞİŞMİDİR-DEĞİŞMEMİŞMİDİR TUTARSIZLIĞI (diyorsunuz)

    Nahl/101,Bakara/106 ve Rad/36. ayetleri Muhammedin gerektiği zaman kuranı değiştirmesine tam yetki veriyor. (diyorsunuz)

    Bu iddianızın da bir dayanağı yoktur,zira ne hz.peygambere böyle bir yetki verilmiştir,ne de yüce Allah kur’an’dan bir ayeti kaldırıp yerine başka bir ayet getirmiştir.

    Öyleyse sırasıyla ayetlerin doğru meallerini de burada gösterelim:

    NAHL-101.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ AŞAĞIDADIR:

    Biz (geçmiş kitaplardaki) bir âyetin yerine (Kur’ân ile) başka bir âyeti getirdiğimiz zaman, -ki Allah neyi indireceğini iyi bilir-:’Bu Kur’ân’ı sen uyduruyor,Allah’a iftira ediyorsun’ derler. Kesinlikle hayır.Onların çoğu (bunun hikmetini) bilmezler.’şeklindedir.Aşağıdaki arapça tefsir metinlerinde de ayen bu şekilde anlatılıyor.

    وله تعالى : وإذا بدلنا آية مكان آية والله أعلم بما ينزل قيل : المعنى بدلنا شريعة متقدمة بشريعة مستأنفة ; قاله ابن بحر . مجاهد : أي رفعنا آية وجعلنا موضعها غيرها (تفسير القرطبي ) (تفسير الماوردي )
    وذهب قوم إلى أن المعنى تبديل آية من آيات الأنبياء المتقدمين ، كآية موسى وعيسى وغيرهما من الآيات الكونية الآفاقية ، بآية أخرى نفسية علمية ، وهي كون المنزل هدى ورحمة وبشارة يدركها العقل إذا تنبه لها وجرى على نظامه الفطري . وذلك لاستعداد الإنسان وقتئذ ؛ لأن يخاطب عقله ويستصرخ فمه ولبه . فلم يؤت من قبل الخوارق الكونية ويدهش بها كما كان لمن سلف . فبدلت تلك بآية هو كتاب العلم والهدى Bkz: (تفسير القاسمي ) ( زهرة التفاسير )

    Yani kur’an’ın içinde nesh,hüküm değiştirme veya yürürlükten kaldırma gibi bir bir olay asla sözkonusu değildir Belki kur’an,önceki kitapların bazı dünyevi hükümlerinde yeni toplumun ihtiyacına binaen değişiklik yapmıştır,bunu yapan da bu kitapları göndermiş olan yüce Allah’tır,hiçbir peygambere böyle bir yetki verilmemiştir.

    Ayrıca Hakka-44-46.ayetlerde şöyle bir uyarı geçmektedir.

    HAKKA-44-46: Eğer o (Muhammed elçilik yaparken/ayetlerimizi ulaştırırken),Bize karşı bazı sözler isnat etmiş/uydurmuş olsaydı; elbette Biz onu kuvvetle yakalardık,Sonra da,muhakkak ki onun can damarını koparırdık.(onu yaşatmazdık) ‘’ deniliyor.

    Yani bırakın hz.peygambere böyle bir yetkinin verilmesi,şayet böyle bir şeye teşebbüs bile etseydi, başına ne geleceği Hakka-44-46.ayetlerde net ve kesin bir dille anlatılmaktadır.

    BAKARA-106.ayetin açıklamalı doğru meali:

    مَا نَنسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِّنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿١٠٦﴾

    BAKARA-106: Herhangi bir AYETİ (bir peygambere vermiş olduğumuz bir delil ve mücizeyi) ortadan kaldırır veya unutturursak,(!!! ) (diğer bir peygambere) onun yerine daha hayırlısınıi veya onun benzerini de getirebiliriz.(Ey insan!) Allah’in her şeye kadir olduğunu bilmez misin? şeklindedir. (Bakara-106)

    -Şayet,Bakara-106.ayete geçen ( اية ) ‘’ayet ‘’ifadesini delil,hüccet ve mücize olarak değil de,hüküm olarak alsak da yine kur ‘an da ne bir nesh/hüküm değiştirme,ne de ayetler arasında bir tutarsızlık sözkonusudur.

    -BAKARA-106 : ما ننسخ من اية او ننسها نا تي بخير منها او مثلها

    ‘’ Biz,bir ayeti nesh eder veya unutturursak (!!! ) ondan daha iyisini veya mslini de getirebiliriz..’’ deniliyor.

    Yani yüce Allah nesih yaptığını söylemiyor.Şayet isterse bunu yapabilir,buna gücü var diyor.Burada, Yüce Allah dilerse,(!!! ) dinin temeli olan itikadi hükümler dışında,dünyveyi bir konuya taalluk eden bir hükmünü daha sonra gelen başka bir toplumun ihtiyacına binaen göndermekte olduğu yeni bir KİTAPLA değiştirebilir hükmüne yer verilmiştir.

    Bu nedenle ayetin sonunda,

    (أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿١٠٦) ‘ Elem ta’lem ennellaha ala külli şey’in kadir’’

    Mealen: (Ey insan!) Allah’ın herşeye gücünün yettiğini bilmezmisin? deniliyor,yani Allah böyle bir şeyi yapmaya muktedirdir.

    Konumuzla ilgili (زهرة التفاسير ) adlı tefsirinde de ‘’Allah kur’an da hiç bir hükmünü nesh etmiş değildir, bilakis burada şayet dileseydi bunu yapabilirdi hükmüne yer verilmiştir’’ Yani Allah için bu durum mümkündür,dileseydi yapabilirdi,ama bunu yapmamıştır!!!,
    —————————————————-
    RAD-39.ayetin açıklamalı meali,

    Dolayısıyla Allah,önceki mesajlardan (kitaplardan) dilediğini (kur’an’la) yürürlükten kaldırır,dilediğini de (kur’an’a) bırakıp pekiştirir.Çünkü vahyin kaynağı O’nun katındadır.

    Yani şayet değiştirilecek bir şey olsa da o da kur’an’da değil,belki yüce Allah dilediğinde önceki kitapların bazı hükümlerini kur’an’la değiştirebilir deniliyor.
    —————————————————–

    ‘’bu ayet kuranın değiştirildiğine bir kanıttır aynı zamanda allah kuranın tek harfinin bile değiştirilmeyeceğine söz vermişti fakat “biz bir ayeti değiştirdiğimiz zaman müşrikler muhammede yalancı dedi” v.s diyor. (diyorsunuz)

    Halbuki Nahl-101,Bakara-106,Rad-39.ayetlelerde de belirtildiği gibi kur’an da hüküm değiştirme diye bir olay asla söz konusu değil.

    Ayrıca Nahl-101,Bakara-106,Rad-39 ile Fetih-23,Fatır-43,Ahzab-62,En’am-115 ve Yunus-64. Ayetlerin de farklı konulara vurgu yapıldığından,ne kur’an da bir hühkmün değiştirildiğine,ne de ayetler arasında bir tutarsızlık olduğuna dair bir vurgu ve işaret vardır.

    2-FETİH-23:

    سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا ﴿٢٣﴾

    -Allah’ın öteden beri işleyip duran SÜNNETİ/kanunu (budur). Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın. (Fetih-23)

    (، والآية في أصل اللغة هي : الدليل والحجة والعلامة على صحة الشيئ)

    Yani Nahl ve Bakara surelerindeki ifade olan ( اية ) ‘’AYET ‘’ (Yani bir peygambere verilen delil,hüccet ve mücize) ifadesi geçiyor,diğerlerinde ise, ( كلمات ) kelimat,( سنة الله ) sünnetullah gibi ifadeler geçiyor, bunlar ise birbirlerinden farklıdır.Yani değişen mücizeler veya eski kitaplardaki bazı dünyevi hükümlerdir,değişmeyen ise,Allah’ın azgın ve zalim topluluklar için vad ettiği ceza veya iyi ve erdemli bir hayat sürdüren insanlara vad ettiği ebedi mükafat,ya da evrenin yasalarıyla ilgilidir,işte bunlarda değişiklik olmaz deniliyor.Bu nedenle kur’an da ne değşitirilen,hükmü kaldırılan bir ayet var,ne de ilgili ayetler arasında bir çelişki ve tutarsızlık !!! İlgili ayetleri aşağıdadır.
    ———————————————-

    3-FATIR-43:

    اسْتِكْبَارًا فِي الْأَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ الْأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلًا وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلًا ﴿٤٣﴾

    -Yeryüzünde büyüklük tasladılar ve kötü tuzak kurdular. Kötü tuzak,sahibinden başkasına dolanmaz! Öncekilere uygulanan kuraldan başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın SNNETİNDE/uygulamasında,asla bir değişiklik bulamayacaksın. (Fatır-43)

    4-AHZAB-62:

    سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا ﴿٦٢﴾

    -(Bu,) Daha önceden gelip geçenler hakkında (uygulanan) Allah’ın sünnetidir.Allah’ın SÜNNETİNDE kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.( Ahzab-62)

    5-EN’AM-115:
    وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلاً لاَّ مُبَدِّلِ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

    -Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamdır.O’nun SÖZLERİNİ değiştirebilecek yoktur.O, (her şeyi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) hakkıyla bilendir. (En’am-115)

    6-YUNUS-64:

    لَهُمُ الْبُشْرَى فِي الْحَياةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ ﴿٦٤﴾

    Yunus-64:-Dünya hayatında da,ahirette de onlar için (Allah tarafından) müjde vardır.(onun bu müjde ile ilgili) SÖZLERİ için hiçbir değişme yoktur.İşte bu büyük başarıdır.’’
    Yani yüce Allah’ın vermiş olduğu herhangi bir sözünde değişiklik sözkonusu olamaz.Bu nedenle Yunus-62-63.ayetlerde vasıfları geçenlere vermiş olduğu müjde sözü mutlaka yerine getirilecektir deniliyor.Yani ayetler farklı hükümlere vurgu yapmaktadır.

    -Bakara-106.ayete geçen ( اية ) ‘’ AYET ‘’ kelimesi ,‘’ delil,hüccet ve mücize’’ gibi anlamlardadır. FATIR-FETİH ve AHZAB sürelerinde ( سنةالله ) ‘’Sünnetullah,’’EN’AM ve YUNUS surelerinde ise yine farklı bir ifade olan ( كلمات الله )‘’Allah’ın SÖZLERİ diye geçiyor.Yani konular tamamen farklıdır.Zira yüce Allah Bakara-106.ayete ’’dilediğinde,daha önce bir peygamberini bir delil ve mucizeyle teyit etmişse,diğer başka bir peygamberini bunun daha iyisi veya bir benzeriyle de teyit edebilir,’’ demektedir.Şayet bir değişiklik yaparsa,o da mücizelerde yapar.

    Ayrıca ( تفسير المنار) ‘’ Tefsirül Menar’’da ayetin sibak ve siyakından hareketle Bakara-106.ayetin hükümlerle bir alakası olmadığı,bunun bir peygamberin peygamberliğine delalet eden bir kanıt,bir hüccet ve bir mücize olduğuna işaret edilmiştir,anlatılmaktadır.Yani Allah dilediği zaman daha önce bir peygamberin peygamberliğini teyid eden bir mucizenin yerine başka bir deli ve mucizeyle diğer bir peygamberini teyid edebilir.Zira aşağıdaki tefsir metninde de Nahl-101ve Bakara-106.ayetlerde geçen ( اية )’’ AYET’’ kelimesinin asıl anlamı ‘’، والآية في أصل اللغة هي : الدليل والحجة والعلامة على صحة الشيء،‘’Bir şeyin doğruluğunu teyit eden delil,hüccet ve işarettir. ‘’yani Bakara-106.ayete,dini hükümlere değil,belki bir peygamberin peygamberliğini teyit eden delil ve mücizelerde Allah dilerse değişiklik yapabilir,vurgusu yer almaktadır.Buna göre Allah daha önce bir peygambere vermiş olduğu mücizenin yerine benzer veya ondan daha iyisini başka bir peygambere de verebilir,şeklinde anlaşılıyor.Zaten ayetin son cümlesi olan‘’(Ey insan!) Allah’ın herşeye gücünün yettiğini bilmezmisin? ‘’şeklindeki mesajla da bu duruma işaret edilmiştir.

    : والمعنى الصحيح الذي يلتئم مع السياق إلى آخره أن الآية هنا هي ما يؤيد الله – تعالى – به الأنبياء من الدلائل على نبوتهم ، أي ما ننسخ من آية ) نقيمها دليلا على نبوة نبي من الأنبياء أي نزيلها [ ص: 344 ] ونترك تأييد نبي آخر ، أو ننسها الناس لطول العهد بمن جاء بها ، فإننا بما لنا من القدرة الكاملة والتصرف في الملك نأتي بخير منها في قوة الإقناع وإثبات النبوة أو مثلها في ذلك . ومن كان هذا شأنه في قدرته وسعة ملكه ، فلا يتقيد بآية مخصوصة يمنحها جميع أنبيائه ، والآية في أصل اللغة هي : الدليل والحجة والعلامة على صحة الشيء ، Bkz: ( تفسير المنار)

    İşte görüldüğü gibi NAHL-101 ve BAKARA-106,Rad-39.ayetlerde vurgusu yapılan konu ile Fatır,Fetih Yunus, En’am ve Ahzap surelerindeki konular birbirinden faklıdır,bu nedenle bu ayetler arasında bir tutarsızlık veya kur’an’da bir nesh/ hüküm değiştirme asla yoktur.
    ——————-
    ‘’ İslam kaynaklarından öğrenmekteyiz ki, Kuran’daki çelişkiler, İslamcın daha ilk anlarından itibaren fark edilir olmuştur. O kadar ki, Muhammed’in verdiği emirlerin birbirini tutmaması ve örneğin bir gün “helal” bilip izin verdiği şeyi, bir başka gün “haram” sayması ya da yasaklaması, çevrede dedikodu konusu olmuştur.’’ (diyorsunuz )

    Hz.Muhammed’in bir gün helal bilip izin verdiği şeyi,bir başka gün haram sayması hangi konuda olmuş,veya bir gün helal ettiğini,daha sonra haram kıldığı şey nedir, bunu neden açıklamıyorsunuz? Eğer maksadınız içki ile ilgili ayet ise,hiçbir ayete içkinin helal olduğuna dair bir ayet veya işaret yoktur.Mesela: BAKARA-219:

    يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ ﴿٢١٩﴾

    219-Sana,sarhoşluk veren/uyuşturan şeyler,kumar (ve şans oyunları) hakkında sorarlar.De ki: Onların her ikisinde de,hem büyük bir günah,hem de (üreten, satışını yapan için para kazanmak gibi) bazı (zahiri) yararlar vardır.Ancak yol açtıkları kötülük,sağladıkları yarardan daha büyüktür.Bir de sana (yoksullara) ne kadar harcayacakların sorarlar.De ki: İhtiyacınızdan artanı (onlara) harcayın. Böylece Allah size âyetlerini açıklıyor ki dünya ve âhiret hakkında düşünesiniz.
    Kur’an indirilmeye başlamadan önce içki,kumar vb.şeylerin tümü cahiliye toplumunda çok yaygın olup mubah sayılırdı.Ama Kur’an,önce inanç ve düşünceleri bozuk olan toplumu doğru inanmaya ve doğru düşünmeye davet edip onları aydınlatmak istiyor.Daha sonra da bu doğru inanç ve düşüncenin eyleme dökülmesi zemin oluşturuyor.İşte bu arada içki,alkol,kumar vb.ile mübtela olan toplum bu konuda soru soruyorlar.İşte bunun üzerine Bakara-219.ayet indirilerek burada zahiren her ne kadar bazıların bunları üretim ve satışını yapmak suretiyle kar ediyorlarsa bile,yine bunlarda büyük bir günah ve toplum için zarar olduğu hususunda hüküm veriliyor

    Burada bunlar için büyük günah ifadesi kullanıldığına göre haram olduklarına vurgu değilse peki nedir? Helal olan bir şeye büyük günah denir mi?
    Ayrıca Maide-90.ayetle Bakara-219.ayetin hükmü pekiştirilmiştir. Yani bunlar yine Bakara-219.ayetle haram kılınmıştır.Çünkü büyük günah haramdan başka bir şey değildir.

    Özetle,ileri sürdüğünüz iddiaların hiçbir geçerlı dayanağı yoktur.!!

    ———————————
    ‘’Nail Suresi’nin 101. ayetinin Diyanet Vakfı tarafından açıklanmasına bakınız. Bundan dolayıdır.
    Örneğin, bir kez kendisine iki kardeşin “mülk-i yeminde” birlikte yemin edip edemeyecekleri sorulmuş, o da, “Ne bileyim? Bunu bir ayet helal, öbür ayet de haram kılmıştır” diyerek soruyu cevapsız bırakmıştır. (diyorsunuz)

    Böyle bir durumu helal ve haram kılan hangi ayetler olduğunu neden göstermemişsiniz ? Bakınız kopyalayıp yapıştırdığınız yazı da bile surenin ismi yanlış yazıldığı halde ne siz,ne de bu yazıyı yazan üstadınız farkında bile olmamıştır.Bu nedenle siz ve sizin gibi düşünenlerin nasıl bir araştırma yaptıkları ortadır.

    ‘’Yine bunun gibi, Kur’an bilgisine sahip ünlülerden Abdullah b. Amr’e, pazartesi günleri oruç tutmayı “nezreden” (kendi kendine adamış olan) bir kimsenin, “nezir” günü bayram gününe rastlayacak olursa,ne yapacağı sorulmuş, o da, “Ne bileyim? Bir tarafta Allah nezrin yerine getirilmesini emrediyor, öbür tarafta da Resulullah bayram günü oruç tutmayı yasak etmiştir” diyerek fetva vermekten çekinmiştir. ‘’(diyorsunuz)

    Konuyla ilgili Abdullah bin Amr ‘e isnat ettiğiniz rivayete rastlayamadım, Ama ona isnat edilen şöyle bir rivayet buldum:
    Abdullah bin Amr diyor ki,
    ‘’ Ben, devamlı olarak,geceleri ibâdetle, gündüzleri de oruçlu olarak geçireceğimi söylemiştim. Benim bu sözlerim Resûlullah efendimize haber verilmişti. Peygamber efendimiz de bana buyurdular ki:
    – Böyle diyen sen misin?
    – Evet, öyle söylemiştim ya Resûlallah!
    – Bunu yapamazsın. Bunun için ba’zan oruç tut, ba’zan da tutma! Hem uyu, hem de ibâdet et ve ayda üç gün oruç tut! Çünkü üzerinde bedeninin, gözlerinin, âilenin, misâfirlerin hakkı vardır. Ve muhakkak ki, ayda üç gün oruç sana yeter. Bu, bütün sene oruç tutmak gibidir. Çünkü iyi amel, on misli ile mükâfâtlanır.
    – Bundan daha fazlasını yapabilirim.
    – Bir gün tut, iki gün boz!
    – Bundan daha fazlasını yapabilirim ya Resûlallah!
    – Bir gün tut, bir gün tutma! Bu Hazret-i Dâvüd’ün orucudur ve en uygun oruç budur.
    – Bundan daha fazlasını yapabilirim.
    – Bunun fazlası yoktur.

    İşte bu şeklide nafile oruçla ilgili bir rivayet ona isnat ediliyor.Ama gerek bu zata,gerek diğerlerin adına nice rivayetlerin uydurulduğu da bir gerçektir.
    Mesela: Dinin tek kaynağı kur’an’ı kerim olduğu için hz.peygamber,hadislerinin yazılmasına müsaade etmediği ve sahabalarına da bunu yasakladığı halde bu zata ( Sadika) adında bir hadis eseri isnat edilmektedir.Hz.peygamber hadislerinin yazılmasına müsaade etmediği halde bu zat onun bu yasağını nasıl çiğnemiş olabilr?
    İşte bu nedenle hz.peygamber ve sahabe döneminde döneminde hiçbir hadis kitabı yazılmamıştır.Hadis tedvini ise,hz.peygamberin vefatından yaklaşık 200-250 sene sonra başlamıştır.Bu hadis tedvini de yazılı belgelerden aktarılmadığı için,zamanla bunların içine nice uydurma hadisler,rivayetler girmiştir.Çünkü 200-250 sene kayıtlı ve yazılı bulunmayan sözlerin korunması mümkün değildir.İşte bu nedenle bugün Sahihi Buhari,Müslim ve diğer kütübi-Sittelerde bulunup ta mütevatir olmayan sözüm ona hadislerin kahir çokluğu zayıf ve uydurmadır.Bu yüzden mütevarir olmayana -ki bunlar da çok azdır-itibar edilemez.

    Özetle,kur’an’ı kerim Allah’ın kitabıdır,onda ne bir çelişki,ne de bir tutarsızlık söz konusudur.Çelişki,veya tutarsızlık gibi görülen yerler hatalı meal ve yorumlardan kaynaklanmaktadır.

    Saygılarımla.

  94. muhammed diyor ki:

    Sn.bleda,

    ‘’…..7. yüzyıla ulaşmış bazı bilgilerin de derlendiği, kendi içinde tutarsızlığı olan, çelişkiler içeren,pagan bedevi,yahudi efsaneleri ve masalları kitabıdır….’’ (diyorsunuz )

    Bu iddianızın bir mesnedi olmadığı gibi,mantıklı bir izahı da yoktur.Çünkü,

    1-Kur’an,pagan efsanesinden derlenmiş olsaydı, paganlığa karşı şiddetli bir mücadele vermez ve onu kökten kaldırmazdı.Neden kur’an’a en çok karşı olanlar müşrikler/paganlar olmuştur? Eğer iddianız doğru olsaydı,onlarla bir uzlaşı içinde olabilirdi,neden kur’an böyle yapmadı? Peki paganlığı kökten reddeden kur’an hangi mantıkla pagan ve Yahudi efsaneleri kitabıdır diyebiliyorsunuz???

    2-Kur’an,Yahudi efsaneleri ve masalları olduğunu iddia etmenizin de bir mantığı yoktur,zira Yahudilik kitabı olan Tevrat’ın tahrif edilmemiş aslı da kur’an gibi ilahi bir kitaptır,kur’an,Tevrat’a tahrif edilmemiş olan konuları ele alıp tasdik etmesi gayet doğaldır.Çünkü orada tahrif edilmeyenler ile kur’an aynı ilahi kaynaktan gelmiştir, bu nedenle tabi ki kur’an oradaki tahrif edilmemiş ilahi mesajları tasdik edecektir, yoksa,kur’an’ı gönderen yüce Allah daha önce göndermiş olduğu ve tahrif edilmemiş olan kendi mesajını yok mu sayacak?

    3-Kur’an, zaten Tevrat’ın aslında olmayan Yahudiliğin efsane ve masallarını reddetmektedir. Ayrıca bir takım mücizelere efsane diyorsanız,bunun da mantıklı bir izahı yoktur,zira kainatin ve varlık aleminin tümü de bir mücizedir.

    Mesela,Dünyamız, gezegenler ve tüm gök cisimlerinin bir yasa/merkezcil kuvvet/sayesinde, dengeleri sağlanır ve yörüngelerinden çıkıp, birbirleriyle çarpışması önlenir.Bu dev kütleleri yörüngelerinde tutan bu ilahi yasa/merkezçil kuvvet bir mücize değil midir? Kainatın varlığını ve hayatını bu tür yasalarla düzenleyen ve idare eden yüce yaratıcı göndermiş olduğu bazı elçileri için mücizevi bir delil ve kanıtın yaratması onun için zor bir bir şey midir?

    Ayrıca asırlar önce yaşamış olan insanlara bugünkü bilim ve teknoloji ürünlerinin icad edileciğine dair haber verilmiş olunsaydı, bunlara inanacaklar mıdı? Bunları akıl ve mantık dışı bir hayal ürünü olarak görmeyecekler midi? İşte o gün hayal görülen,icad edilmesi mümkün görülmeyen bugünkü buluşlar, araç gereçler çağımızın bilimsel mücizeleri olmuştur.
    —————————–
    ‘’ allah’ı sık sık görüş değiştirir (nesh), konu bütünlüğü yoktur. …( diyorsunuz )

    KUR’AN DA BİR HÜKMÜN NESH EDİLMESİ OLAYI ASLA YOKTUR!

    Cevap: Kur’an da görüş değişmiş ve nesh olmuş diye hiçbir ayet yoktur. İsterseniz Cengizhan Türk’ün, ‘’KURAN DEĞİŞMİŞ MİDİR- DEĞİŞMEMİŞMİDİR TUTARSIZLIĞI ‘’şeklindeki sorusuna yazmış olduğum 06/11/2016, 21:18 tarihli yorumumu okuyabilirsiniz!!!
    ———————————————
    ”elçisinin kaç hanım alması gerektiğini söyleyen, kimlerle evlenmesi gerektiğini anlatan, hanımlarıyla günlük bir sıra dahilinde cinsel ilişkiye girmesinin şart olmadığını ifade eden, kadını “unutkan – heyecanlı” önkabulle erkeğin yarı aklında sayan, iki kadının tanıklığını bir erkeğe denk tutan, kadına mirastan erkeğin yarısı oranında pay veren, miras konusunda hatalı paylaşım oranları içeren, “yemeği yediğinizde hemen dağılın sohbete dalmayın (ahzab-53)” türü trajik açıklar veren, hiçbir mucize içermeyen, henüz ergen olmamış küçük yaştaki kız çocukları ile de cinsel ilişkiye izin veren (talak-4) bir kitapta “bilim” olmaz. (diyorsunuz)
    —————————————————————

    1-Peki elçisinin kaç hanım alması gerektiğini/sayı verdiğini söyleyen ayet hangisidir?

    2-Kimlerle evlenmesi gerektiğini anlatan ayet hangisidir? Eğer Ahzab-50.ayet diyorsanız,maalesef yanılıyorsunuz ,çünkü AHZAB-50 ayetin doğru mealinde böyle bir şey yoktur.Ama maalesef mevcut meallerde bulunan bu ayetle ilgili tüm mealler yanlıştır.

    AHZAB-50.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ!

    50-Ey Peygamber! Biz,mehirlerini vermiş bulunduğun eşlerini; sağ elinin altında (himayende) bulunanlardan Allah’ın sana (himayelerini) verdiği kimse(siz)leri; seninle birlikte (Mekke den Medine’ye) göç etmiş (bulunduğundan dolayı yalnız ve kimsesiz kalan) amca ve hala kızlarını,dayı ve teyze kızlarını; ve (evlendirilmesi hususunda) kendini (koşulsuz) Peygamber’e sunan ve peygamberin de kendisini evlendirmek istediği mü’min bir kadını-ki bu yalnızca sana hastır,diğer mü’minler için değildir-(işte bunları himayende tutup sorunlarının giderilmesini) sana helal kıldık/bunlarla ilgili sorunları sana çözdük. Doğrusu biz, eşleri ve ellerinin altında (himayelerinde) bulunan kimseler hakkında üzerlerine yüklediğimiz sorumlulukları bildirmiştik ki (mesajlarımızı tebliğ edip anlatmaktan) güç bir duruma düşmeyesin. Zaten Allah sonsuz bağışlayan ve merhamet edendir. (Ahzab-50)

    -Bu ayetin cinsellik ve özellikle bu derecedeki akraba evlilikleriyle hiç bir ilgisi bulunmuyor. Zira Hz.peygamber Medine’ye hicret ederken bu derecedeki akraba kadınlarından hicret edenler de etmeyenler de olmuştu,işte kendisiyle hicret edenler yalnız ve kimsesiz kaldıklarından hz. peygamber onları kendi himaye ve sorumluluğu altına alıyor,Mekke de kalıp hicret etmeyenlerin ise hz.peygamberin onları sorumluluk ve himayesi altına alması mümkün olmuyor.Bu nedenle ayette’’ sadece seninle birlekte hicret edenler…..’’ deniliyor.

    -Ayete geçen ‘’وامرأة مؤمنة ان وهبت نفسها للنبي واراد النبي اى يستنكحها ‘’şeklindeki cümlenin anlamı ise şöyledir.‘’ Şayet bir kadın kendisini herhangi biriyle koşulsuz evlendirmek için peygamberi veli ve yetkili kılarsa ve peygamber de onu evlendirmek isterse…’’şeklindedir.Yani peygamberle evliliği söz konusu değil.
    ——————————
    3-… hanımlarıyla günlük bir sıra dahilinde cinsel ilişkiye girmesinin şart olmadığını ifade eden,…’’şeklindeki mealler de yine hatalıdır. Çünkü, konuyla ilgili iddia edilen

    Ahzab-51.ayetin doğru mealinde de böyle bir durum söz konusu değildir.

    AHZAB-51.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ!

    51-Onlardan (tazminatlarını ödemek ve mağdur etmemek şartıyla) istediğini bırakıp boşayabilirsin, istediğini de yanında tutabilirsin,(talaki reci ile )bırakmış olduklarından da arzu ettiğini (tekrar nikahına) almanda sana bir vebal yoktur. Bu,onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve kendilerine verdiğin şeylere razı olmaları için daha elverişlidir.Allah, gönlünüzde olanı bilir.Ve Allah (her şeyi hakkıyla) bilen, Halim olandır. (Ahzab-51)

    İşte Ahzab-28-29.ayetlerde hz.peygamberin hanımlarına onunla birlikte kalmak veya ayrılmak şıklarından birini seçmeleri teklif edilmiş,onlar da hz.peygamberle birlikte kalmayı tercih etmişlerdi. Ahzab-51.ayette de karşılıklı olarak aynı seçim hakkı hz.peygambere verilmiş,o da mevcut hanımlarından ayrılmamayı uygun görmüştür.

    Yani Ahzab-28-29 ve 51.ayetlerde hz.peygamber ve eşleri için verilen bu örnekle, birlikte kalmak istemeyen evli çiftlerinin de,birbirlerinden ayrılma hakkına sahip olduğuna dair bir hüküm de verilmiştir,

    Yani burada hz.peygambere tanınmış bir ayrıcalık söz konusu değildir.Zira ne bir kadın kendini peygambere hibe ediyor,ne de hz.peygamber dilediği şekilde eşlerine gidebilir.Yani Ahzab-51.ayet, hz.peygamberin dilediği şekilde eşleri arasında muamelede bulunabileceğine değil,belki onları mağdur etmeden tazminatlarını vermek şartııyla boşanmak isteyenleri boşayabilir,arzu etmeleri halinde yine onları tekrar talakı reci ile nikahı altına alabileceğine vurgu yapıyor.

    (تفسير البغوي ) وقال ابن عباس : تطلق من تشاء منهن وتمسك من تشاء .
    وحدثنا عبد الله بن محمد بن إسحاق قال : حدثنا الحسن بن أبي الربيع قال : أخبرنا عبد الرزاق عن معمر عن الزهري في قوله تعالى : ترجي من تشاء منهن قال : ( كان ذلك حين أنزل الله أن يخيرهن) ) (أحكام القرآن للجصاص )

    Hem İbni Abbas’in rivayetini nakleden (Tefsirül Bağavi,) hem de (Ehkamül Kur’an lil Cessas) isimli tefsirlerde yukarıdaki metinde konu aynen bu şekilde anlatılmaktadır
    —————————–.

    4-….. önkabulle erkeğin yarı aklında sayan, iki kadının tanıklığını bir erkeğe denk tutan…’’(diyorsunuz)

    Böyle bir durum da söz konusu değil,zira bir kadının tanıklığı da aynen bir erkeğin tanıklığına denktir.

    4- İKİ KADININ ŞAHİTLİĞİ GEREKLİ Mİ ?

    Kur’an’ın indiği dönemden bugünümüze kadar genellikle kadın ev işleriyle, çocukların bakım ve terbiyesiyle meşgul olmuş,taicaret,alış veriş hayatıyla pek az ilgilenmiştir. Ticari faaliyetle pek az ilgilenen kadınlarıın şahitlik yapabilmeleri de çok nadir olabiliyordu.İşte hakların korunması için sadece borçlanma hukukunda,bir kadının şahitliği geçerli olmakla birlikte bir yedek şahidin bulunması tavsiye mahiyetinde daha uygun görülmüştür.Bu bir şart değildir…

    BAKARA SURESİ 282.ayetin tümünü birlikte değerlendirdiğimiz de bunun böyle olduğunu görürüz. ” يا أيها الذين امنوا اذا تداينتم الي اجل مسمي فاكتبوه الخ ”

    Ey iman edenler !Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın.Bir katip onu aranızda adaletle yazsın.Hiç bir katip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın. (her şey olduğu gibi) yazsın..üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın Allah’tan korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın. Şayet borçlu sefih,aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise,velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun.Eğer iki erkek bulunmazsa doğruluklarından emin olduğunuz bir erkek ile biri yanılırsa (veya unutursa) diğerinin ona hatırlatması için iki kadının şahitliğini alın.” deniliyor. Ayrıca yanılmak insanın doğasında vardır.İster erkek,ister kadın hiç fark etmez. Ama ayetin indiği dönemden bugünümüze kadar da ticari faaliyete kadınlar erkeklere nispetle çok az bulunduğundan dolayı burada yanılmaları söz konusu olabilmiştir.

    Bu ayete dikkat edildiği zaman ”ان تضل ”şayet yanılırsa ki,bu durumda şahitlik yapamaz ”فتذكر احديهم الاخري diğer yedek şahit ona hatırlatır.Neticede doğal olarak şahitlik yapan yine de bir kadındır, iki kadın değil.Yani bir kadının da şhitliği geçerlidir.Bu uzun ayetin tümünü birlikte ele aldığımız da durumun böyle olduğunu görürüz ”.ذلكم اقسط
    عندالله واقوم للشهادة وادني الا اترتابوا

    Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli,şehadet için daha sağlam,şüpheye düşmemeniz için daha uygundur.Buraya da dikkat ettiğimizde” daha uygun,daha sağlam ” deniliyorsa,iki kadının şahitliği zorunlu değil,tevsiye mahiyetinde olduğu anlaşılır. Çünkü daha sağlamın karşıtı sağlamdır.bir kadın dahi şahitlik yaparsa yine geçerli olur.
    Yani bir kadının şahitliği de yeterlidir.Sadece saydığımız nedenlerden dolayı,yedek
    bir şahidinin de bulundurulması daha uygun görülmüştür…Eğer iki kadınının şahitliği zorunlu olsaydı,NİSA SURESİ 15 ve NUR SURESİ 4 ve 8.ayetlerde de böyle bir durum söz konusu olacaktı.Halbuki bu ayetlerde cinsiyet ayırımı yapılmadan 4 şahit istenmektedir Her dördü kadın da olabilir,erkek te olabilir,bir kısmı kadın öbür kısmı erkek te olabilir… Hiç bir ayırım söz konusu olmamıştır.Bu nedenle Kur’an,bire iki oranını şahitlikte nisap olarak belirlemez…!

    Ayrıca bu konuda iki kadının şahit olmasına sebep birinin unutması halinde ikincisinin ona hatırlatmasına imkan vermek içindir. Aslında şahitlik yapacak olan yine bir kadındır.Öbür kadın ise yedek şahit gibidir,şayet şahitlik edecek kadın unutur veya yanılırsa,diğeri ona hatırlatır,
    Özetle,ikincinin görevi diğeri unuttuğu veya yanıldığı zaman sadece ona hatırlatır. ikinci kadınyedek şahit konumundadır.Yani şahitlik edecek yine tek kadındır.. ’’الله اعلم ‘’

    İşte görüldüğü gibi kadının şahitliğiyle ilgili iddinızın da hiç bir mesnedi ve anlamı yoktur !!!
    ———————————————–
    5- …….kadına mirastan erkeğin yarısı oranında pay veren,….’’( diyorsunuz)

    NİÇİN ERKEK KARDEŞE İKİ,KIZ KARDEŞE BİR HİSSE?

    1. İslâm’da miras, şahısların ihtiyaç ve mesuliyetine göre taksime tabi tutulmuştur. Anne, eş, kız çocuk veya kız kardeşin geçimi, kendisine ait olmayıp; oğul, koca, baba veya erkek kardeşin sorumluluğundadır. Kadın çoğunlukla kendisi dışında başkalarının geçimini sağlamakla da mükellef değildir. Erkek ise bütün durumlarda eşinin, kızının, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla mükelleftir.Erkek , resmen bütün maiyetinden sorumludur. Bu sebepledir ki,“Nimet,mesuliyete göredir.” kaidesine uygun olarak, eşinin, kızlarının, annesinin ve gerektiğinde kız kardeşinin nafakasını sağlamakla mesul olan erkeğe, böyle bir sorumluluğu olmayan kadının payının iki misli pay verilmiştir.

    2.Kadın kendi mal varlığında istediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. Kadın zengin olsa bile, ailenin harcamalarına katılma mecburiyeti yoktur. Bu açıdan değerlendirdiğimizde de, kadın ile erkeğe eşit pay verildiğinde, hisseleri aynı olduğu hâlde, erkek ailenin geçimini sağladığı, kadının ise böyle bir mesuliyeti olmadığı için denge erkek aleyhinde bozulmuş olacaktır ki, bu erkeğe haksızlık edilmesi demektir

    Kız,evlendiği zaman kendisinin ve çocuklarının nafakasını temin tamamen kocasının vazifesidir. Eşinin hiçbir nafaka sorumluluğu yoktur. Üstelik kadın bir de kocasından mehir alacak ve örfe göre, altın, ev eşyası, para vs.birçok hediyeye de sahip alacaktır. Kadın sahip olduğu malı, nafaka kocaya ait olduğu için harcamayabilir. İsterse onu işleterek artırabilir. Erkek kardeş ise babadan aldığı mirası, evlilik masraflarına, mehre ve ailesinin nafakasına harcamakla bitirecektir. Kaldı ki bekâr kız kardeş, babasından aldığı mirasla geçinemiyorsa, erkek ona yardım etme mecburiyetindedir. Dolayısıyla bu açıdan da meseleyi ele alıp değerlendirdiğimizde erkek çocuğa bir, kıza yarım hisse gerçek adalettir.

    İşte saymaya çalıştığımız sebeplerden dolayıdır ki, erkeğe malî mesuliyetlerinin ağırlığına uygun olarak mirastan pay verilmiş, zengin ve fakir olma durumlarında bile, hiçbir malî yükümlülüğü bulunmayan, bununla birlikte kız, eş, ana ve dul kalma durumlarında bile sosyal güvenliği daima güvence altına alınmış kadına da ona göre pay verilmiştir. Eğer hükümlerinde sonsuz hikmet sahibi Allah’ın bu hükmü âdil değilse, yeryüzünde adâlet yok demektir. Özetle, ikiye bir hisse sadece ölenin çocukları arasında gerçekleşir…

    3-Gerek islamda,gerekse mevcut hukuk sisteminde bütün mali yükümlülük ve masraflar tamamen erkeğe yüklenmiştir. Ama böyle bir yükümlülük kadına yüklenmemiştir.Kadın kendisine ait maldan tek bir kuruş haracamak zorunda değildir. Görüldüğü gibi erkeğin parası,maddi varlığı sürekli bölünür.İşte bu nedenlerle sadece erkek ve kız çocuklar arasında mirasta doğal olarak bir farklılık olmuştur.Bu durumda erkeğe daha fazla verilmezse ona haksızlık olur,Çünkü ailesinin ve bütün çocukların masrafı ona yüklenmiştir,bunu göz önüne almak adaletin gereğidir…!!!

    Şunu da bilmek lazım,kur’an gelmeden önce kıza ve kadına miras hakkı tanınmıyor ve terikeden tek bir kuruş onlara verilmiyordu.İşte 1400 sene önce kur’an bu konuda büyük bir devrim yaparak kız ve kadınları da mirasta ortak yaptı. Aytrıca şunu da bilmekte fayda var. İslamdaki miras hukuku ancak,islam hukukunun yürürlükte olduğu yerlerde uygulanır. Şayet mevcut hukuk sistemi aile masrafını her iki tarafa da yüklüyorsa burada durum değişir.Yani mevcut sisteme göre miras paylaşımı olabilir..!!!
    ———————————————–

    6-….. miras konusunda hatalı paylaşım oranları içeren,….’’ (diyorsunuz)

    Miras konusunda hatalı paylaşım oranları asla söz konusu değildir,zira siz mirasla ilgili paylaşım hesabını hatalı yapıyorsunuz. Bu nedenle sonuç ta hatalı çıkıyor.

    Miras konusunda hatalı paylaşım oranları olmadığına dair Cengizhan Türk’e yanıt olarak yazmış olduğum ‘’ 06/11/2016, 16:29 ‘’ tarihli yazıyı dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.
    ————————————————–

    7-… “yemeği yediğinizde hemen dağılın sohbete dalmayın (ahzab-53)” türü trajik açıklar veren,….’’ (diyorsunuz)

    Bu ayet,insanları görgü kurallarına uymaya davet ediyor,çünkü görgü kurallarına uymak medeniyetin gereğidir.

    AHZAP-53.AYETİN DOĞRU MEALİ!

    Ahzab / 53: Ey inananlar! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (rastgele) Peygamber’in evlerine (izinsiz) girmeyin,(yemek için) çağrıldığınız zaman girin.Yemeği yiyince de dağılın.(Mademki sırf yemek için çağrılmışsınız,öyleyse ) Aranızda uzun uzadıya sohbete dalıp durmayın. şüphe yok ki bu davranış (sizin gibi bir beşer olan),Peygamberi (ve dolayısıyla ev halkını) de rahatsız edebilir de utanır sizden,Allah ise doğruyu söylemekten çekinmez.Ve eşlerinden bir şey istediğiniz zaman (odalarına girmeyin) perde ardından isteyin.Bu,hem sizin kalpleriniz,hem de onların kalpleri için daha nezih bir davranıştır……’’deniliyor.

    Ayet evlere izinsiz girmemeyi tavsiye ediyor. Bu bir görgü kuralıdır.Cahiliye dönemi bu kurallardan habersiz insanlar her konuda olduğu gibi bu konuda da eğitilmektedir. Hz.peygamberin yoğun iş temposunda gereksiz meşguliyet içinde olmayın diye hatırlatıyor ki bu sadece hz.peygamberin evi değil tüm evler için söz konusudur. Ayrıca bizzat hz.peygamber bu kurallara uymakta, izin almadan ve selam vermeden evlere girmemekte,izin gelmezse geri dönmekte idi. (Zâdu’l-Me‘âd , 2/381 , Rıyazu’s-salihin, 872) Zaten aynı surenin 21.ayeti bize hz.peygamberin bizim için ” Güzel bir örnek ” olduğu açıkça ifade edilir.O (sav) kendi yaşantısı ile bize örneklik teşkil etmektedir ve bu onun ilahi görevlerinden biridir.
    Peki size göre görgü kurallarına uymak medenice bir davranış olmayan, trajik bir durum mu? Sizin davet etmediğiniz halde evinize gelen ve yemeğinizi yedikten sonra da geç saatlere kadar sohbete dalanlara karşı tepkiniz ne olabilir?
    ——————————————-

    8-…henüz ergen olmamış küçük yaştaki kız çocukları ile de cinsel ilişkiye izin veren (talak-4) bir kitapta “bilim”olmaz.’’ (diyorsunuz)

    Cevap: Talak-4.ayetle ilgili bazı mealler yanlıştır, zira ayetin arapça metninde ’’HENÜZ ‘’diye bir ifade asla yoktur.

    TALAK 4.AYETİN DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR!

    TALAK-4: Hanımlarınız içinden,âdetten kesilmiş olanlarla,hiç âdet GÖRMEYENLER hususunda tereddüt ederseniz onların iddeti/bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların iddeti ise, doğum ile sona erer. Kim Allah’a gönülden saygı duyar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, Allah, işlerinde onun için kolaylık hasıl eder.’’ şeklindedir.
    Çünkü bazı kadınlar hiç adet görmezler, bu ayete ise bu durumda olanlara vurgu yapılmıştır.Ayetin henüz adet görmeyen veya ergen olmayanlarla hiçbir ilgisi yoktur.İşte bir çok ayetin mealinde olduğu gibi maalesef burada da hatalı mealler söz konusudur. !!!
    ——————————————–

    9-yarattığı kullarına: “yabanni eşekler, merkep’ler, susamış deve’ler, dilini sarkıtıp soluyan köpek’ler, geberesiceler, rezil’ler, sapık kişi’ler, beyinsiz’ler, kof kütük’ler, alçak zorba’lar, soysuz’lar, kahrolası’lar, yalancılar” vb. diye hitap eden bir varlığın kitabında “akıl” olamaz. ‘’ (diyorsunuz)

    DOĞRU MEALLER ŞÖYLEDİR!

    -Müddessir-49-51: Ne oluyor onlara ki zebranın,aslandan kaçtığı gibi,onlar da öğüt almaktan (hakkı dinlemekten) kaçıyorlar.‘’
    Burada zebraya benzetilen kişiler değil,belki haktan kaçışları zebranınkine benzetilmiştir
    ———————-

    -Cumua-5: Tevrat’ı taşıma sorumluluğu kendilerine verilip de sorumluluğunun gereğini yerine getirmeyenlerin durumu, kitaplar yüklenmiş (fakat sırtındakinin değerinden bihaber olan) merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan toplumun temsil ettiği şey ne kötüdür! Ve Allah zulüm yapmaya devam eden bir topluluğ hidayet etmez/emellerine ulaştırmaz.’’
    Yine burada da negatif tutum ve davranışlarında bir teşbih yapılmıştır.

    —————————

    -VAKİA-55.AYETİN DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR!

    -VAKİA-55: Üstelik onlar suya/yağmura susayan yumuşak ve kumlu toprağın içişi gibi içecekler.’’

    İşte burada DEVE diye bir ifade geçmiyor,bu nedenle ilgili mealler hatalıdır.

    Bkz: ( تفسير البغوي ) (وقال الضحاك وابن عيينة : ” الهيم ” الأرض السهلة ذات الرمل)
    Bkz: ( تفسير الألوسي ) وعن ابن عباس أيضا وسفيان الهيم الرمال التي لا تروى من الماء لتخلخلها
    Bkz: ( تفسير الماوردي ) أحدها: أنها الأرض الرملة التي لا تروى بالماء ، وهي هيام الأرض ، قاله ابن عباس
    Bkz: ( تفسير الكشاف ) وقيل: الهيم: الرمال. ووجهه أن يكون جمع الهيام بفتح الهاء وهو الرمل الذي لا يتماسك،
    Bkz: (تفسير البيضاوي ) ] وقيل: الرمال على أنه جمع هيام بالفتح وهو الرمل الذي لا يتماسك
    الهيم هنا الرمال التي لا تروى من الماء، وذلك أن الهيام -بفتح الهاء- هو الرمل الدق الغمر المتراكم، وقال ثعلب: الهيام: -بضم الهاء- الرمل الذي لا يتماسك.
    Bkz: ( تفسير ابن عطية )
    ————————————————————.

    -A’RAF-(175-176: Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasib ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat: Evet, o bu ilme rağmen o âyetlerin çerçevesinden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı.Ve eğer (iradesiyle yaptığı tercihe rağmen)dilemiş olsaydık,yine de onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkiye çıkarırdık, lâkin o, dünyaya saplandı ve hevasının/egosunun esiri oldu. (bu nedenle o yücelmeyi hak etmedi) Onun (bu kötü) hali tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da yine dilini salar solur! İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan (azgın)bir topluluğun durumudur.Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.

    İşte burada malum olmayan,bilinmeyen azgın bir şahsın kötü tutum ve davranışları bir misal ile köpeğin misaline benzetilmiştir..Çünkü,söz konusu ayete ‘’فمثله كمثل الكلب ‘’misali,köpeğin misali gibidir‘’ deniliyor.Bu nedenle ,malum olmayan şahıs köpeğe benzetilmiyor.Eğer ayet ‘’هو كا لكلب ‘’ ‘’huve kelkelbi ‘’ şeklinde olsaydı,o zaman söz konusu şahsın kendisi köpeğe benzetilirdi.Ama ayet öyle değildir.Yani burada kimse köpeğe benzetilmiş değildir.

    Ayrıca Köpeklerin sık nefes almalarının sebebi nedir.? Çoğu memeli gibi köpekler de bazı fiziksel fonksiyonlar sayesinde vücut ısılarını kontrol edebilme yeteneğine sahiptirler.Termoregülasyon olarak adlandırılan bu yetenek sayesinde köpekler değişik iklim ve hava şartlarına uyum sağlayabilirler.Çoğu memeli terleme yoluyla vucut ısısını dengeler.Ancak köpek derisinde ter bezleri olmadığı için onlar sık nefes alarak ısıyı dengelerler.Bu şekilde daha çok oksijen solur ve buharlaşmayı ,haliyle serinlemeyi çabuklaştırır.Evet köpeklerde insanlarda olduğu gibi ter bezleri bulunmamakta,dolayısıyla vücuttaki sıvı fazlası ve toksinler bu yolla atılmamaktadır Köpekler bunu ağız yoluyla gerçekleştirmektedirler.Bu nedenle her zaman daha sık nefes alıp vererek vücut ısılarını dengelerler ve bir nevi terleme işlevlerini yerine getirirler.Köpeklerdeki bu durumun nedeni bilimsel olarak yirminci yüzyıldan önce bilinmiyordu. İşte burada hidayet ve doğru yoldan yüz çeviren, dünyaya saplanıp egosuna/nefsinin hevasına uyup azmış kimsenin misali köpeklerin sık dillerini sarkıtıp nefes aldıklarına benzetilmiştir.

    ——————————————-

    İLGİLİ AYETLERİN MEALLERİ YANLIŞ OLUP,DOĞRUSU AŞAĞIDAKİLER GİBİDİR!

    ABESE-17.AYETİN DOĞRU MEALİ!

    -Abese-17: KINANMIŞ/ rahmetten uzaklaştırılmış (inkârcı) insan,ne kadar da nankördür.’’

    -BURUC- 4 : (İnananları yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar KINANMIŞ/rahmetten uzaklaştırılmıştır.’’

    -MÜNAFİKUN-4: Şimdi sen onları (o iki yüzlüleri) gördüğünde dış görünüşleri hoşuna gider; ve konuştuklarında ne söylediklerine kulak vermek istersin. Onlar, dayanaklı (sağlam şekilde) yere dikilmiş,kütükler gibi (olduklarına emin görünseler de) her çağrıyı kendilerine (yönelik) sanırlar. Onlar (bütün inançlara) düşmandırlar, öyleyse onlara karşı dikkatli ol,Allah ise onları KINAMIŞ/rahmetten uzaklaştırmıştır. Nasıl da (haktan) savruluyorlar!

    -MÜDDESSİR-19: Artık o KINANMIŞ/rahmetten uzaklaştırılmıştır,nasıl da düşündü ve uydurdu!

    -BAKARA-13: Onlara,insanların inandığı gibi siz de inanın,denildiği vakit < Bizler sefihlerin/ bilgisizlerin inandıkları gibi inanır mıyız? derler.Halbuki sefihler/bilgisizler kendileridir,fakat bunu bilmezler.

    -KEVSER-3: Asıl sonu (hayırdan) kesilmiş olan, sana kin tutan/seni ayıplayandır.

    -A’RAF-179: Gerçek şu ki,biz akletme ve düşünme yetenekleri olup da (hakkı) kavramaya, gözleri olup da (gerçeği) görmeye,kulakları olup da (hakkı) duymaya çalışmayan,(iradelerini yanlış yolda,nefislerinin arzusu istikametinde kullanan) cin ve insanlardan (bu tür davranışları nedeniyle) cehennemlik olan birçok kimseyi de (yeryüzünde) yaydık/onlara yaşama imkanı verdik.Onlar (düşünüp akıllarını kullanmadıklarından dolayı adeta) koyun sürüsü gibi (düşünmez ve akletmez) olurlar.Hatta onlardan yolca daha da ŞAŞKINDIRLAR. İşte onlardır gerçeklerden habersiz olanlar.

    İşte bu ayetlerin doğru meallerinde hiçbir kimseye ne bir BEDDUA var,ne de‘’merkep’ler, susamış deve’ler vs…‘’ gibi ifader vardır. Zira bu gibi ifadelerin SEBEBİ tamamen HATALI MEAL ve HATALI YORUMLARDIR.Kesinlikle bu şekildeki ifadelerin hiçbiri kur’an’ın arapça (orijinal) metninde yoktur!!!

    Saygılarımla.
    .

  95. muhammed diyor ki:

    Sn.ustyazi,

    ‘’Hep aynı bahaneler. Kim aklını kullanıp sorgularsa bakıp da görmeyen ya da kalbi mühürlü olarak nitelerin. Aklı yasaklayan bir kitabın bilimle ne kadar ilgisi varsa kuranın da o kadar ilgisi vardır…’’(diyorsunuz)

    1-KUR’AN DAKİ MÜHÜR/DAMGA ANLAMI NEDİR?

    Kur’an daki mühür/damga kavramı akletme, anlama ve düşünme organını kilitleme olayı değildir, bunlar manevi bir işaret ve alamet olup, gaybı bilmeyen melekler bu damga ve mühür alametiyle bunların iman ehli olmadıklarını anlıyor ve bu yüzden inananlara istiğfarda bulundukları gibi bunlara istiğfarda bulunmazlar. Yani kur’an daki mühür veya damga olayı manevi bir işaret olup,aklın,idrakin kilitlenmesiyle hiçbir alakası yoktur. Aşağıdaki tefsir metinlerinde de konu bu şekilde anlatılıyor.

    المراد بالختم وسم قلوبهم بسمة تعرفها الملائكة، فيبغضونهم وينفرون عنهم،ولايستغفرون لهم كما يستغفرون للمؤمنين وعلى هذا المنهاج كلامنا وكلامهم فيما يضاف إلى الله تعالى من طبع وإضلال ونحوهما.
    » التفسير الكبير أو مفاتيح الغيب » التفسير الكبير المسمى البحر المحيط = تفسير البيضاوى )

    2- KUR’AN,AKLINIZI KULLANMAYIN MI DİYOR,YOKSA KULLANIN DİYOR?

    Cevap: Tam 300’e yakın ayet, insanı kendi aklını kullanmaya davet ediyor,aklını kullanmayanları ise şiddetle kınıyor.

    3-KUR’AN KİME HİTAP EDİYOR?

    Cevap: Akıl ve idrak sahiplerine!

    Ayrıca aşağıda farklı surelerde geçen 16 ayete de bir konu anlatıldıktan sonra, hemen ardında şöyle bir cümle geliyor! (يَا أُولِي الْأَلْبَابِ ) ‘’ Ya ülül elbab’’ Ey akıl ve idrak sahipleri!…… ‘’

    Demek ki,kur’an’ın muhatabı insanın aklıdır,aklı olmayanın kur’an’ın muhatabı olamayacağı gibi,bir sorumluluk ta taşıyacak konumda değildir.Peki yalnız akıl yeteneğine sahip olanları muhatap alan bir kitaba hangi mantıkla aklı yasaklayan kitap diyebiliyorsunuz???

    وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿١٧٩ البقرة﴾
    وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَىٰ وَاتَّقُونِ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ ﴿١٩٧ البقرة﴾
    وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿٢٦٩ البقرة﴾
    يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿٧ آل عمران﴾
    إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ ﴿١٩٠ آل عمران﴾
    فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿١٠٠ المائدة﴾
    لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِأُولِي الْأَلْبَابِ ﴿١١١ يوسف﴾
    إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿١٩ الرعد﴾
    وَلِيَعْلَمُوا أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿٥٢ ابراهيم﴾
    لِيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿٢٩ ص﴾
    وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ ﴿٤٣ ص﴾
    إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿٩ الزمر﴾
    أُولَٰئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُولَٰئِكَ هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ ﴿١٨ الزمر﴾
    إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ ﴿٢١ الزمر﴾
    هُدًى وَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ ﴿٥٤ غافر﴾
    فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ الَّذِينَ آمَنُوا ﴿١٠ الطلاق

    İşte yukarıdaki ayetlerle (يَا أُولِي الْأَلْبَابِ ) ‘’ Ya ülül elbab’’ (Ey akıl ve idrak sahipleri!) diyen bir kitaba aklı yasaklayan kitap diye iddia etmek mümkün olmadığı gibi,mantıklı bir ızahı da yoktur?

    Saygılarımla.

  96. muhammed diyor ki:

    Sn.edemirci1

    “Kuran doğrudur”diyenler wikipedia’dan Dünya’nın oluşumunu okusunlar.’’ (diyorsunuz)

    Biz,‘’wikipedia’dan Dünya’nın oluşum konusunu da okumuşuz.Ama bizim anladığımız şudur ki kur’an,dünyanın yaratılış konusunu detaylı bir şeklide anlatmıyorsa bile her konuda olduğu gibi burada da bilimle hiçbir aykırılığı söz konusu değildir.

    Kur’an,evren ve dünyamızın yaratılış detayına girmeden kısaca konuyu aşağıdaki gibi özetliyor.

    İlk maddenin/ilk iptidai atomun patlayıp bölünmesi sonucunda meydana gelen yoğun bir gaz/enerji kütlesi uzayı kaplıyor ve iki aşamadan/evreden sonra,bu gaz halinde bulunan sema da yine iki evrede yedi manyetik semaya dönüşüyor.Ve en son güneşten kopup soğuyan dünyamızın da yine iki aşamada/ evrede yaratılıp hayat için elverişli hale getiriliyor.Böylece toplam altı evrede evrenin yaratılışı gerçekleşmiş oluyor. ( الله اعلم ) ‘’En doğrusunu Allah bilir’’

    Zaten bilim de bu konuda kur’an’la paraleldir,ama kur’an’ın açıkladığı bu aşamaları bilim,henüz açıklayabilmiş değildir.Bu nedenle bu yaratılış aşamaları yalnız evreni yaratan yüce Allah bize bildiriyor.

    KUR’AN 1400 SENE ÖNCE ‘’ BİG-BANG’’ OLAYINA İŞARET EDİYOR!

    FELAK-1: De ki: Felakın/birdenbire çatlayıp şiddetle patlamadan doğan evrenin/Rabbine sığınırım. 2-Yaratmış olduğu şeylerin şerrinden………’’

    GÖKLER VE YERİN YARATILIŞ EVRELERİ!

    FUSSİLET-9-12.AYETLERİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALLERİ!

    9: De ki: “Siz gerçekten yeri (yaşam için elverişli hale gelmesi dahil) iki aşamada/evrede yaratanı inkar edip duracak mısınız? Birde O’na eşler mi koşuyorsunuz? O, bütün alemlerin Rabbidir.

    Fussilet-10: “Orada,(o iki jeolojik yaratılış süreci içinde) üstünden (kökleri yerin derinliklerine kadar inen) ağır baskılar/dağlar yerleştirmiş olup orayı bereketlerle donatmış ve orada bütün canlılar için gerekli gıdayı,rızklarını ondan bekleyip,ondan isteyen bütün varlıkların hayatî ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dört aşamada/ evrede (yılın dört mevsiminde) elde edilmek üzere planlamıştır.’’deniliyor.

    Peki burada dört aşama/evre,neden dört mevsim oluyor? Çünkü güneş sistemi yaratıldıktan sonra ondan kopup soğuyan dünya gezegenin üzerinde artık gece gündüzler,mevsimler,yıllar ve hayat için gerekli tüm koşullar oluşmuştur.Yeryüzü üzerindeki gıdalar da dört mevsim içinde elde edilmek üzere plana bağlanmıştır .Burada hem güneş sistemi,hem de dünyamız yaratılmış olduğu için artık zaman dilimleri ve evreler de yaratılış sürecindeki evrelerden farklı olabiliyor.Çünkü Allah katında zaman mefhumu bizimkinden farklıdır.

    Bu nedenle baştan sonuna kadar dünyanın yaratılış süreci 9.ayete belirtildiği gibi,sadece iki aşamada (evre) gerçekleşmiştir,ki o da göğün yaratılmasından sonradır (bkz: NAZİAT-30)

    Naziat-30: Ve onun/göğün ardından da yeryüzünü yayıp yuvarlattı.Oradan da suyunu ve otlağını,bitki örtüsünü çıkarıp meydana getirdi.’’deniliyor..

    Yani dünyamızı oluşturan gaz kütlesi güneşten kopup soğumaya başlıyor ve daha sonra hayat için elverişli hale getiriliyor.İşte dünyanın bu yaratılış süreci göklerden sonra iki aşamada gerçekleşmiştir.

    Fuusilet-11: Bir de (daha önce) gaz/enerji halinde bulunan semaya (evrene) yönelip ona ve (henüz sema gibi gaz halinde bulunan) yere “İster istemez,(boyun eğerek) gelin!”diye buyurmuştu.(Onlar da kendilerine has bir iletişim şekliyle) bizler boyun eğerek/isteyerek geldik’’demişlerdi.

    Burada da ilahi emir ve hitabı önce gaz halinde bulunan semaya,daha sonra yine gaz halinde bulunan arza irad buyurulmak suretiyle evren yasalarını oluşturuyor.

    Fussilet-12: Derken onları yedi (manyetik kuşak) sema olarak iki aşamada/evrede düzenlemiş ve her birine kendi yasasını vahyetmiştir……’’

    BAKARA-29: O,dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan,bir de plan ve tasarımını (daha önce yaratmış olduğu) semaya uygulayıp onları (semavi unsurları) da yedi sema/manyetik kuşak/halinde düzenlemiş olandır. Ve yalnız O’dur her şeyi (tastamam ve hakkıyla) bilen.

    İşte ayetlerin meal ve yorumları,arapça (orijinal) metinine uygun,doğru ve düzgün yapıldığında,iddia edilen bilimsel çelişkilerin hiçbirinin olmadığı görülecektir.!!!

    Syagılarımla

  97. Yavuz diyor ki:

    Ya kardeşim kötü konuşucam olmicak. Ayettin aslı “halega” yani yarattık yani yoktan yarattık diyor sen ne diyorsun. Saçmalamişsın iyice. Şu ayete de bak “biz gökleri ve yeri ve her ikisi arasındaki leri 6 günde yarattık”. Bunun içine canlı cansız ne varsa girer. Git sen kumdan kale yap. İşi uzmanına bırak. Dinde bilim aramamansa güzel yalnız.

Leave a Reply