BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Muhammed’in mektupları (Mete Tunç)

Radi Dikici, “Şu Bizim Bizans” isimli kitabında, Muhammed’i “çok nadir rastlanan özelliklere sahip; olağan üstü dirayetli, vizyon sahibi ve çok uzak görüşlü bir devlet adamı” olarak tanımladıktan sonra(1), onun, dönemin üç kralına/imparatoruna (Roma, Kıpti/Mısır, Pers) (güya) yazıp gönderdiği mektupların(2) nasıl karşılandığını anlatır: (Güya) Roma imparatoru Muhammed’in peygamberliğini, İncil’de onun adının geçtiğini onaylar, Romalılara sorunca onların da inandıklarını fakat (İslam’ı) kabul etmelerinin mümkün olmadığını(?) söyler. Pers kralı ise mektubu yırtar atar(?)

Gönderilen üç kısa mektupta da içerik aynıymış. Şimdiye dek, onları Batılılar biraz ihtiyatla karşılıyor, Arap tarihçileri ise kaynak gösteremiyormuş. Yazarın “belge” diye sunduğu, güya 1850’de bir Fransız tarafından bir Kıpt mabedinde Kıpt İncili arasına bulunan orijinal mektupmuş. Bu, şimdi Topkapı Sarayı’nın Kutsal Emanetler bölümündeymiş…

Yazarın mektup üzerinden (yazı stili, mühür vs.) yaptığı yorumları geçiyorum!.. Yalnız, unvan olarak “Hazreti” ibaresinin bulunmasının, daha başlangıçta, mektubun gerçekliğinden kuşku duyulmasına yol açtığını belirmeliyim.

Roma imparatorunun (güya) verdiği cevaptaki yapaylık, “tabiri caizse” “cıvıklık” dahi mektubun düzmece olduğunun ispatı (Kısa mektubun muhtevasının basitliği ve bir kralın/halkın uzaklardan bir atlının getirdiği, “içeriksiz” bir mektupla Müslüman olmasının beklenmesi de bir başka sorun!).

Ayrıca, ve en önce, Muhammed’in, mektup yazayım da imparatorları İslam’a davet edeyim, diye bir “vizyonu” olduğunun delili, ne Kuran’da ne hadislerde ne de tarihi belgelerde mevcuttur. O, yazılı metinlerden ve tarihten anlaşılacağı üzere Arap yarımadası dışındaki dünyayı tanımayan, ömrünü kabile çatışmaları düzeyinde savaşlarla ve hareminde geçirmiş biri olarak karşımıza çıkıyor!..

19. yüzyıl, bilim sahtekarlığının başladığı bir çağ bildiğim kadarıyla. Dolayısıyla mektupların günümüz imkanlarıyla, teknik olarak bir daha incelenmesinde fayda var!

Bu mektupların varlığına onyıllardır inanıyor pek çok Müslüman. Hatta, meşhur “Çağrı/The Message” filminin(3) sonlarına doğru, mektupların gönderilmesini, imparatorların tepkilerini içeren sahneler vardı…


Fakat, yanı sıra inanmayan, bunları şüphe ile karşılayan Müslümanlar da var(mış)! İnternette konuyu araştırırken gördüm ve okudum (http://www.bilgininefendisi.net/dini-kitaplar/yenikitaplar/kuranansiklopedisi/k/070.htm):

Yazar akademik bir yaklaşım sergileyerek kaynakları belirtmiş ve nesnel olmaya çalışmış. Mektup “olayının” gerisinde Buhari’de yer alan bir (genelde bilinen anlayışın dışında, içinde Muhammed’in yer almadığı) hadis varmış. Hadis Ebu Süfyan’dan nakledilmiş! (Hadisteki hikayenin (güya) sonradan keşfedilmiş mektuplarla (ve uydurulan hikayelerle) ne derece örtüştüğü (ya da örtüşmediği) beni pek ilgilendirmiyor; zira pek zeki olmayan biri tarafından üretildiği/derlendiği her satırından belli olan hadisi okurken bile içim bayıldı!..)

Yazar, hadisin zayıf olduğunu, zira Roma imparatorunun belirtilen tarihte başka yerde bulunması vs. gerekçelerle belirtiyor.

İslam’ın Hıristiyan ve Musevilere dinlerini değiştirme yönünde bir baskı yapmadığını, oysa mektupta bunun sözkonusu olduğunu ifade ediyor.

Arapça kaleme alınmış mektupların ilgili krallarca nasıl anlaşılacağını soran yazar, mektuplardaki üsluba da değinerek Muhammed zamanındaki İslam askeri gücünün ilgili devletlerle baş edemeyeceğini, dolayısıyla sert ifadeler kullanılamayacağını ekliyor…

Yazar, gönderilmiş bir mektup varsa bile içeriğinin daha ılımlı olabileceğini vurgulayarak yazısını bitiriyor!

(1) Kitabın tamamı dikkate alındığında, yazarın, konulara, tarihe dini bir önyargıyla yaklaşmadığını, nesnel bir yaklaşım sergilediği görülüyor.

(2) Mektup şöyleymiş:

“Bağışlayıcı ve affedici Tanrı’nın adına, onun sadık kulu ve Resulü (elçisi) Muhammed’den Roma’nın büyük lideri Heraklius’a… Sizi İslam dinini kabul etmeye davet ediyorum. Müslüman olursan selamete erersin. Müslüman olursan Allah’tan iki misli sevap alırsın…”

Şimdi de Heraklius’ın cevabını(?) okuyalım:

“Roma imparatorundan, İsa tarafından da (kutsal kitapta) açıklanmış bulunan Tanrı’nın elçisi Muhammed’e [Ahmet şeklinde yazar]. Elçin tarafından sunulan mektubu aldım ve İncil’de Tanrı’nın elçisi olarak gördüğüme de şahadet ederim. Meryem’in oğlu İsa da seni bildirmiştir. Romalılara sordum, sana inanmaktadırlar ama kabul etmeleri mümkün değildir. Eğer itaat etmiş olsalardı onlar için iyi olacaktı. Seninle beraber olmayı ve sana hizmet etmeyi… dilerdim.”

Bu düzmece mektupları “düzenler”in kapasitesi fazla değilmiş. Bu mektuplara, ancak onların kapasitesine sahip insanlar kanabilir!

(3) Filmin Fransız müzisyen Maurice Jarre tarafından bestelenmiş müziği (Lion of the Desert) muhteşemdir (www.youtube.com/watch?v=5rUPY5NA4j0).

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 9494, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

10 Comments

  1. Radi DİKİCİ diyor ki:

    Sayın Mete Tunç’un görüşleine saygı duyuyorum. Ancak bir gerçek var ki, peygamberimiz Hazreti Muhammet tarafından Copt hükümdarı Mukavkıs’a yazılan mektubun (bu kitapta da yer almaktadır) aslı Topkapı Sarayı’nın Kutsal Emanetleri arasındadır. İnkarı mümkün değildir. Zaten mektubun tercümesi Topkapı Sarayı ile ilgili birçok kitapta da yer almştır. 1850 yılında bir Fransız tarihçi tarafından Mısır’da Akhmim bölgesine bulunan deri üzerine yazılı mektup zamanın Padişahı Sultan Abdülmecid’e sunulmuş ve Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetler arasına konmuştur.

  2. Sasha diyor ki:

    mete tunç

    Peygamberden, dinden, ve insanların manevi değerlerinden bahsederken daha itinalı bir üslup kullanırsan iyi edersin. Sen bu değerlere hiç önem vermeyen biri olabilirsin fakat saygılı bir üslup takınman sana hiçbirşey kaybettirmez.

    Yazının nerelerinden bahsettiğimi kendin anlarsın artık. Bir daha nakledip aynı saygısız üslubu tekrar etmek istemiyorum.

  3. Mete Tunç diyor ki:

    Sasha
    Sizin dininiz, peygamberiniz, kitabınız, manevi değerleriniz vb. Bunların ne kadar yararlı, anlamlı, doğru olduğunu gösterin, ispatlayın önce…
    Her eleştiriyi hakaret telakki etmeyiniz.
    Rahatsız olmanız doğal; fakat artık kandırmaca yok, ifade özgürlüğü var, alışınız!
    Bir antisimetrik duruma dikkat ediniz: Bazı dindarlar eleştiri (bazıları sert olabilir) kendilerine (şahıslarına) yönelik olmamasına rağmen, eleştiri sahiplerini, ellerinden gelse kesecekler (aralarından kimileri de kesip yakıyorlar zaten)!
    Dininizi iyi öğreniniz!

  4. Mete Tunç diyor ki:

    Sn Radi Dikici
    Ben olmadığını söylemiyorum ki; sahte diyorum.
    Bilimsel test yapalım, yapılsın, razı mısınız?!
    Siz sözkonusu kitabın yazarı R. Dikici iseniz, kitabınızı zevle, ilgiyle okudum, bunu belirteyim; fakat adı geçen konu… maalesef…

  5. yasemin diyor ki:

    sayın (!) mete tunç
    Siz ne kadar sığ ve seviyesiz bir tartışmacısınız. Anladığım kadarıyla Yazar Radi Dikici’yle tanışmıyorsunuz ve buna rağmen kendisine sen diye hitap edebiliyorsunuz. Bunu yaparken de üslubunu eleştiriyor, onu saygıya davet ediyorsunuz. Vallahi pes, pes ki, ne pes…
    Yazınız ve özellikle de Radi Dikici’ye verdiğiniz yanıtlar da bilginizin düzeyini gösteriyor…

  6. yuksel diyor ki:

    Sevgili Yasemin arkadas bence Mete Tunc ile ilgili fikrinizde yanılıyorsunuz.O kötü bir tartışmacı değil iyi bir tartışmacı ve ıyı bir araştırmacı. Gerçeği aramasındaki çabasına saygı duymak gerekir.Yıllarca namaz kılmış ve oruç tutmuş bir insan.Samimi olduğunu buradan anlayabilirsiniz.
    Mete arkadaşa katılmayan bütün inanan arkadaşlara sesleniyorum ki bende inanan biriyim.
    Konuya yanlış yerden yaklaşmayalım, İslamı gericileştiren, haksızlıklara, eşitsizliklere, bilime, yeniye karşı duyarsızlaştıran ve insanların ondan uzaklaşmasına neden olan hastalıkları cesurca tartışalım.
    İslam dini hak dinidir, hak yemeyin, yedirmeyin denmiştir.Hz Muhammed s.a.v. min son sözü şöyledir.
    MAZLUMUN HAKKI İÇİN SAVAŞIN
    Hiç bir camide haksızlıklara karşı çıkıyoruz dendiğini duydunuzmu, gördünüzmü.
    Camiden çıkıp insan yakan bir islami anlayışı nasıl karşılamak gerekir….
    Allah aşkına gözlerinizi kapatıp bir düşünün

  7. ibrahim diyor ki:

    Efendim zaten islam ile ilgili bir şeyi ne zaman eleştirsek Yasemin Hanım gibi birileri çıkıp bizi “sözde saygı baskısı” ile tabiri doğruysa kıstırmaya çalışıyor. Bunu pek çoğu bilinçli yapmıyor öyle yetiştirilmiş bir topluluk. Ancak şunu ifade edeyim ki islam adına yazılar yazmış son derece büyük islam alimleri de inanmayanlara hakaret derecede sözler sarfetmiştir. Buna Gazaliden Mevlanaya ondan Said Nursiye ve daha günümüzde de yaşayan bir çoğuna yüzlerce örnek verebilirim. Hatta çok okumuş biri benim buna örnek vermeme lüzum bile görmeyecektir. Ancak bu hiç bir zaman müslümanlarca dile getirilip düzeltilmeye çalışılmamıştır. Gelelim Mete Beyin tavrına. Bence edebi sanatları iyi bir incelemek lazım. Kinayenin, eleştirinin bir sürü yolu var. Sadece bizim edebiyatımızda değil hemen hemen tüm dillerde Mete Bey in üslubuna karşılık gelen yüzbinlerce eleştiri yazısı mevcuttur ve bu bir yanlış değildir. Çünkü burda esas eleştirilen fikirlerdir. Bu bir sunumdur. Bu tyarz yazılara en çok tenkit müslümanlardan geliyor. Bu bizim savunma kültürümüzdeki saldırma taktiği gibi bir şey… Nasıl ki siz islami bilgileri sunarken etkileyici olması açısından bir dil tavrı kullanıyorsanız bu da öyledir. Tarzım olmasada yerli yabancı okuduğum binlerce kaynakta bunu görmüş bulunuyorum.
    Yüksel Beyin yazdıklarını okudum ve ona bu husustaki açıklaması için ayrıca teşekkür ediyorum. Son zamanlarda özellikle ekrandanda başına bir bez bağladı diye yazar, “aydın” vs takdim edilip müslüman muhafazakar sıfatıyla konuşturulan pek çok kişide de Yasemin Hanımın tavırlarını görmek mümkündür ve bunun da iddia ediyorum Muhammedin sünneti ile en ufak bir ilgisi yoktur. Ekranlarda ayın şak diye ikiye ayrılıp tekrar birleştiğine inanmayanlara tebliğ yaptığını zanneden bir sürü sözde ilahiyatçı açıkça hakaret edip akılları yetmiyor diye yineleyip duruyorlar.
    Bence müslümanların da bu hususta inanmayan birinin saygı adı altında önünde secde etmesini beklemesi çok ayıp bir şeydir ve bu yapılmaktadır.
    Saygılar

  8. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. Yasemin;
    Radi Dikici konusundaki sözlerinizi anlayamadım. Burada kimseye “sen” diye hitap etmedim ki büyüğüm R. Dikici’ye edeyim? Tam tersine takdirlerimi bildirdim; sadece, bazı/çoğu müslümanların/müslümanın dahi kabul etmediği “mektuplar” hususunu değerli kitabına aldığı için eleştirdim.
    Sn. Yüksel ve Sn. İbrahim’in yazıları çok açıklayıcı; teşekkürler.

  9. mehmetşen diyor ki:

    Demişsiniz ki : “O, yazılı metinlerden ve tarihten anlaşılacağı üzere Arap yarımadası dışındaki dünyayı tanımayan, ömrünü kabile çatışmaları düzeyinde savaşlarla ve hareminde geçirmiş biri olarak karşımıza çıkıyor!..”
    Dayanak ? Yok ! Amacınız ulaşmaksa bilgi çok . Düşünmek isterseniz en azından şunu düşünebilirsiniz : İslamiyet çeyrek asırda üç kıtaya yayıldı .
    Yine demişsiniz ki : “Ayrıca, ve en önce, Muhammed’in, mektup yazayım da imparatorları İslam’a davet edeyim, diye bir “vizyonu” olduğunun delili, ne Kuran’da ne hadislerde ne de tarihi belgelerde mevcuttur.”
    Bu nasıl bir ifadedir . Yok demek nasıl bir bilimsel mantıktır . Suyu nasıl içtiği , yolda nasıl yürüdüğü , nasıl oturup kalktığı , nasıl uyuduğu velhasıl yaşamının her anı en ince ayrıntısına kadar bilinen bir insandan peygamberden bahsediyoruz . mektuptaki “hazret” hitabından ilginç bir yorumla bilimsel metodları hiçe sayarak çıkarımlarda bulunuyorusunuz . Nedense Habeş hükümdarına yazılan mektuptan , zulümden bunalan müminlerin oraya yaptığı hicretten bahsetmemişsiniz . Neden bahsetmiyorsunuz ; çünkü Habeş hükümdarına tebliğ yapıldıysa diğerlerine de yapılmış olması olağanüstü bir şey olmaz … Şimdi siz Habeşistan’a hicret edilmedi de dersiniz korkarım .
    Ayrıca İbrahim Bey , bir bayan olduğunu unutarak Yasemin Hanım’a ve onun şahsında dindarlara ettiğiniz lafların centilmence olduğunu düşünüyorsanız size diyeceğim bir şey olamaz .

  10. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. mehmetşen;
    Dayanak (kanıt) Kuran’da bölgenin dışındaki dünyaya, oralarda yaşayan insanlara, mevcut kültürlere, oraların coğrafyasına ve iklimine dair hiç bilginin bulunmamasıdır (Üstelik Arap yarımadası hakkında söylenenler de “bilgi” kategorisinde mütalaa edilemez!).
    Evet, “vizyon” yoktur; kanıt yine Kuran’dadır, vs..! Varsa gösteriniz…
    Size göre “… ayrıntısına kadar bilinen bir insan” söz konusudur. Tarihi kazananlar yazar, bilirsiniz. Tarih diye sunulanların büyük çoğunluğunun yalan, düzmece, kurmaca olduğunu bilmek gerekir diye düşünüyorum.
    Hazret hususunu anlayamadım…
    Habeş hükümdarına, doğru olduğunu kabul edelim, gönderilen mektup bir sığınma talebini içeriyor. Düzmece maktupların kapsamı ile kıyaslamak doğru olmaz galiba.
    Saygıyla

Leave a Reply