BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Sevmek-korkmak (Mete Tunç)

Alevi cemaat önderlerinin ve gelenekçi-cemaatçi yapıdan kopmuş Sünni Müslümanların klişe bir söylemidir, “Allah’tan korkmuyorum, Allah’ı seviyorum”! Bu söylem, en hafif deyimiyle, naiftir. Çünkü Kuran, “korkutan” sayısız ayetle doludur ve “sevgiyi” önceleyen ayetler pek azdır! (“Sevgi”yi öne çıkaranların anladıkları, ifade etkileri anlamda bir sevgi ise hiç yoktur!).(1)

Kuran’daki kıyamet ve cehennem tasvirlerinin/“olaylarının” bazıları gerçekten korkutucudur.(2)

Korkutan ayetlerin sebebi ve muhtevası ile ilgili, onları “yumuşatan” yorumlar, tefsirler “doyurucu” değildir.

“Allah”, kendisine severek değil, korkarak kulluk eden insanlık istemektedir. Bu çok açıktır. O nedenle ayetleri zorlamaya gerek yoktur.

Nitekim Müslüman “misyonerler” korku anaforunu kullanırlar sürekli: “Sen de öleceksin, o zaman göreceksin Allah’ın, ahiretin varlığını, cehennemi!” Aslında bir çaresizliğin ifadesidir bu. Öte yandan yüzeyselliğin…

Nereden bakılırsa bakılsın, “Tanrı projesinin” ve inananlarının “derinlikleri” bu kadardır. “Kainatın sahibi” onlara ancak bu kadar ilim vermiştir. Gerisini “katında” tutuyor… “Proje”de sorun var!

(1) Bir Kuran mealinin dizinine göre, “Allah korkusu”na dair 26, “Allah sevgisi”ne dair ise 9 ayet sayılmış. 1. ye ait ayetlerin hepsinde, açıkça, “Allah’tan korkun” ifadeleri yer almasına karşılık, 2. ye ilişkin ayetlerde, bir-ikisi hariç “sevgi”ye dair bir kelime bulamadım!

(2) İnsanlar ilahi addettikleri kitaplarda ve onları referans alan kitaplarda anlatılanlardan korkuyorlar. Oysa, dünyanın güneş sistemi ve evren içindeki yerini, onun hareketlerini, güneşteki reaksiyonları, evrendeki büyüklük ve mesafeleri düşünseler, asıl o zaman korkarlar!

Not. TV’de çocuk davranışlarının anlatıldığı bir programın bir bölümünü izledim. Uzman, çocuklarda korkunun sonra edinilmiş bir duygu olduğunu, çevreden edinildiğini, ve korkunun öğrenmeyi olumsuz yönde etkilediğini söylüyordu!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 5508, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

46 Comments

  1. Uluğ diyor ki:

    Yazılarınız mantıktan yoksun, yüzeysel ve hakikatı teğet geçen cinsten.

    “Allah’tan korkmuyorum, Allah’ı seviyorum”! Bu söylem, en hafif deyimiyle, naiftir. Çünkü Kuran, “korkutan” sayısız ayetle doludur ve “sevgiyi” önceleyen ayetler pek azdır!

    Bir müslümanın Allah’tan korkmaması normaldir. Çünkü, Allah’ın ceza ile korkuttuğu grupların başında inançsızlar gelmektedir. Bir müslüman bu tür ayetlerden dolayı Allah’dan niye korksun?

    Eğer işlediği suçlardan dolayı korkması gerektiğini söylüyorsanız yine Kuran’da ve hadislerde yoğun bir şekilde işlendiği üzere Allah’ın kapısı ümit kapısıdır. 1000 kere tövbe etsen de bu kapı hep açıktır. Bu kapı sadece ve sadece inançsızlara(inanmadığı sürece) kapanmıştır. Bu da normaldir. Çünkü, onların zaten bir Allah’a ve bir Allah’ın affetmesine ihtiyaçları yoktur:-)

    Ayrıca kanaatimce Kuran ayetlerini korku ve sevgi merkezinde değerlendirmek doğru bir değerlendirme değildir. Kuran’daki asıl vurgu ceza ve mükafat üzerinedir. Adam gibi adam olmazsan cezalandırılacaksın der Kuran. Öte yandan, emrolunduğun gibi dosdoğru olursan da mükafatlandırılacaksın der Kuran. Acaba televizyonda seyrettiğiniz uzmanlar eğitimde ceza/mükafat konusunda ne söylemektedirler? Acaba yine bu uzmanlar korkmanın hayat kurtarabileceğini de söylemişler miydi?:-)

    Allah’ın Kuran’daki gayesi elbette ucuz, basit, yapay hümanizm yapmak değildir. Kuran temel olarak niye inanılması gerektiği üzerinde ve inançlı/ahlaklı kulluk vazifelerini yapan bireyler olmamız gerektiği üzerinde durur.

    Nitekim Müslüman “misyonerler” korku anaforunu kullanırlar sürekli: “Sen de öleceksin, o zaman göreceksin Allah’ın, ahiretin varlığını, cehennemi!” Aslında bir çaresizliğin ifadesidir bu. Öte yandan yüzeyselliğin…

    İslam dininde Allah inancına çok büyük önem verilir. Allah inanmayan birisi için Kuran’ın bir şey ifade etmesi mümkün değildir. Önce iman…Kuran’ı inceleyen birisi şunu görecektir:

    1-) İnançsızlığı akılsızlık olarak vurgular. Akıl yoluyla Allah’ın bulunabileceğini söyler. Ama Allah’ın asla somut olarak(herkesin kabul edeceği tarzda ispatlanmış olarak) bulunamayacağını söyler.

    2-) Aklın nasıl kullanılacağını da söyler elbette. Yerden ve gökten, canlılardan, insanın kendisinden, işleyen mekanizmalardan örnekler verir. Bu ayetlerden(delillerden) Allah’a ulaşılabileceğini söyler.

    3-) Ceza/Mükafat’ı inanma konusunda teşvik edici bir unsur olarak kullanır. Ayrıca bu, insanın başına geleceklerin önden haber verilmesidir.

    Bir bütün olarak bakıldığında, bırakın yüzeysel olmayı müthiş bir strateji olduğunu görmemek mümkün değil. Ve kesinlikle işe yarıyor:-)

    Elbette Allah herkesin kendisine kayıtsız şartsız iman etmesini isteseydi Reha Muhtarla şov programına çıkardı:-)

    Farklı bir şeyler murat etmiş olması asla yüzeysellik değildir.

    “Allah var olmuş olsaydı şunu şöyle yapardı, bunu böyle yapmazdı” cinsinden argümanlar ise kelimenin tek anlamıyla mantıkdışı.

  2. Mete Tunç diyor ki:

    Yazdıklarım; somut, yaşanan, gözlenen, tarihte sabit, Kuran referanslı olay ve kayıtlar @Uluğ. Pek çoğu da yoruma, tartışmaya gerek kalmayacak kadar açık.

    Korku duygusu/yöntemi bütün müslümanlara şamildir, yüzyıllardır uygulanmıştır, halihazırda keza… Bunun pek çok insandaki, hatta toplumdaki mevcut “sağlıklı olmayan” ruh/psikoloji durumunda rol oynadığı kuvvetle muhtemeldir… Bir şeyi hissetmemek, yok varsaymak, gözmezlikten gelmek o şeyin olmadığı anlamına gelmez…

    “Kuran’ı inceleyen birisi şunu görecektir: 1-) İnançsızlığı akılsızlık olarak vurgular. Akıl yoluyla Allah’ın bulunabileceğini söyler. Ama Allah’ın asla somut olarak(herkesin kabul edeceği tarzda ispatlanmış olarak) bulunamayacağını söyler.” diyorsunuz.
    Kuran’da bulunmayan bir sözü, açıklamayı Kuran’a atfediyorsunuz, bir başka deyişle Kuran’ı (kendiniz) anlamlandırıyorsunuz, diğer sayısız hususta yapıldığı gibi!.. Allah’ın somut olarak bulunamayacağını söyleyen ayeti yazar mısınız lütfen?!
    Ayrıca, “akıl yoluyla bulunma” ve “akılsızlık” konuları da değinilmeye değerdir! Kendi içinde tutarsızdır ve belirttiğim son cümle ile çelişkilidir. Biraz düşününce eminim farkedeceksiniz. Bu kadarla yetineyim.
    2. maddede “ayetler/deliller”den söz ediyorsunuz; doğrudur, Kuran’ın (denilebilirse) tek yöntemi budur (Allah’ın varlığını, varlıklar ve tabiat olayları ile açıklamak). Ancak, bu vurgunuzun da 1. maddedeki (… somut olarak bulunamayacağı…) ifadeniz ile uyuşmadığı görülüyor!

  3. Uluğ diyor ki:

    Yazdıklarım; somut, yaşanan, gözlenen, tarihte sabit, Kuran referanslı olay ve kayıtlar @uluğ.

    Af buyrun. Yazdıklarımı okumamış olabilir misiniz?

    “@uluğ.” Sanırım, ‘u’ büyük olmalıydı. Sizin gibi bu tür konularda hassas olduğunu tahmin ettiğim birisine yakıştıramadım @Mete Tunç:-)

    Kuran’da bulunmayan bir sözü, açıklamayı Kuran’a atfediyorsunuz, bir başka deyişle Kuran’ı (kendiniz) anlamlandırıyorsunuz, diğer sayısız hususta yapıldığı gibi!.. Allah’ın somut olarak bulunamayacağını söyleyen ayeti yazar mısınız lütfen?!

    Bulunmayan sözmüş, olmayan anlammış:-) Komik. Hele Kuran ayetleri hakkında olmadık, akıldışı negatif yorumlama yapanların böyle konuşması daha da komik. Bu zihniyet “Odun gibi adamsın” lafından oduna hakaret edildiği sonucu bile çıkarabilir (teknik olarak-lafzen- bir hakaret de var:-) )

    Bakara süresi:
    3- Onlar, gayba(gizli olan, görünmeyen, bilinmeyen, 5 duyuyla varlığı asla gozlemlenemez & test edilemez & bilinemez & ulasilamaz olana) inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

    4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.

    Kendi içinde tutarsızdır ve belirttiğim son cümle ile çelişkilidir.

    Çelişki yok. Aslında anlaşılmayacak bir durum da yok (idi). Delil başkadır, ispat başkadır. İspat herkesin kabul etmek zorunda kalmasıdır. İnsanın, evrenin Allah’ın ürünü olduğunu aklen bulabilirsiniz. Fakat, bunu herkese (somut olarak) kabul ettiremezsiniz. “Görmediğime inanmam” (hala) çok(en) popüler ateizm yöntemlerinden birisidir:-)

    Uzun uzun bir şeyler yazamayacağım. Bu yüzden konuyla ilgili 2 alıntı vereyim:

    Gayb, “ gizli olan, görünmeyen” demektir. Kur’an-ı Kerim muttakilerden, yâni takva sahibi müminlerden bahsederken onların en büyük özelliği olarak “gayba imanlarını” gösterir. “Onlar –o muttakiler- gayba iman ederler”(Bakara Sûresi,3) mealindeki âyet-i kerimeyi tefsir eden âlimlerimiz, gayba imana iki şekilde mânâ verirler. Birincisi, “Onlar görmedikleri halde, aklî ve naklî delillere dayanarak iman ederler.” Diğeri ise, “Onlar gıyaben dahi iman ederler.” Yâni münafıklar gibi sadece müminler arasında değil, gıyaben de Allah’a ve resulüne (asm.) iman ederler.

    Gayb iki ayrı mânâya gelir: Birincisi, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz, yalnız Allah’ın malûmu olan haller, hâdiseler, âlemlerdir ki, bunlar imana konu değildirler. İman, bu gayb için değil, ancak Kur’anın haber verdiği ve Peygamber Efendimizin (asm.), hakkında açıklamalardan bulunduğu gayb için söz konusudur.

    “Bizce gayb, görülemeyen değil, görülmeyen demektir. Biz delilsiz olan gayba değil, delili olan gayb-ı mâkule iman ediyoruz.” (Hak Dini Kur’an Dili)

    “Gayba iman” denilince akla ilk gelen, Allah’a ve diğer iman rükünlerine imandır. Bunlar hep gaybdır.

    İnanmada ilk adım kalben tasdiktir. Bu tasdikin başlangıcı da anlamak. Beş duyu anlamaya, anlama da inanmaya yardımcı olur. Sadece beş duyunun sınırları içinde dolaşan, onları aşamayan insanlar, hükmen hayvanlıktan kurtulmuş değillerdir. His ile bilme, hayvanların sahası; hissini akla hizmet ettirip anlama, kavrama ve nihayet inanma ise insanın vazifesidir.

    İnsan bir meyve ağacına bakmakta hayvanla müşterektir. O ağacın içinde harika bir fabrikanın çalıştığını, yapraklarında fotosentez olayının cereyan ettiğini, o meyvelerin bütün bir ağaçtan, hatta kâinattan, süzülerek meydana geldiğini ise ancak o insan kavrayabilir.

    Onun için, mutlak mânâda “insan” denilince, gayba iman eden “mü’min” hatıra gelmelidir.

    İşte, o gayba inananlardır ki, nimette boğulmaz, mün’imi, yâni o nimeti ihsan edeni tanırlar. Esere saplanıp kalmaz, o eseri yapan Hâlik’ı tanır ve bilirler. Gayba inanmayanlar ise, sofranın tabakları, kitabın yaprakları, yahut fabrikanın bölmeleri arasında dolaşıp duran bir böcek gibi, bu âlem ve içindekilerden, hakiki mânâda, istifade edemez, hayatlarını zâyi eder giderler.(http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2340)

    Bu da Muhammed Esed’in Bakara süresi 3. ayetinde geçen Gayb kelimesi ile ilgili açıklamaları:

    3 – Ğayb (genellikle ve hatalı olarak “görünmeyen” şeklinde çevrilir), Kur’an’da insanın kavrayış alanının ötesinde bulunan, onu aşan hakikatin tüm safhalarını ifade etmek için kullanılır. Bu nedenle, bilimsel gözlemlerle isbatı veya reddi sözkonusu olamaz veya hatta genel kabul görmüş spekülatif düşünce kategorileri içinde bile yeterli biçimde kapsanamaz. Örneğin, Allah’ın varlığı, evrenin yaratılış amacı, ölümden sonraki hayat, zamanın gerçek mahiyeti, ruhsal güçlerin varlığı ve birbirleriyle ilişkileri vb. gibi… Ancak asıl hakikatin gözlemlenebilen çevreden çok daha fazlasını kapsadığına ikna olan bir kişi, Allah’a imana ve böylece hayatın bir anlamı ve gayesi olduğu inancına ulaşabilir. Kendisinin ancak “insan idrakini aşan olguların varlığına inananlar için bir rehber” olduğuna işaret etmek suretiyle Kur’an, aslında, zihinleri bu temel öncülü kabullenemeyenler için kapısının -zorunlu olarak- kapalı olacağını söylemektedir.

    Biz ne biliyoruz, ne bilmiyoruz? Hakikat nedir? Hakikat sadece görünenden mi ibarettir? Daha fazlası var mıdır? “Kutsal bilim” her şeyi açıklayabilir mi? Hayat nedir? Zaman nedir? Kader olmayan bir problem midir? Yoksa varlığımız zaten böyle bir problem mi gerektirmektedir?

  4. Mete Tunç diyor ki:

    Burada kullanılan takma isimlerin bazıları büyük bazıları küçük harfle başlıyor… İsminizi yazarken, g-ğ kontrolü yapmış, fakat büyük-küçük ayrımını gözden kaçırmışım… Madem önemsiyorsunuz, öyleyse önceki mesajdaki u’yu U olarak düzelteceğim!

    Yazdıklarınızı satır-satır okudum, okuyorum. Cevaplarımda hepsine değinmişim… Fakat siz, yazımdaki ve mesajımdaki görüşleri, tespitleri görmezden, bilmezden geliyorsunuz!..

    “Adam gibi adam olmazsan cezalandırılacaksın der Kuran.” demiştiniz ilk mesajınızda. Böyle bir ayet olmadığınız siz de ben de biliyoruz. Siz anlamlandırıyorsunuz. “Allah”ın “söylemediğini” ona atfediyorsunuz! Bu doğru bir şey midir?… İkinci mesajınızda da, “gayb” ile ilgili ayette, Kuran’da olmamasına rağmen (gizli olan, görünmeyen, bilinmeyen, 5 duyuyla varlığı asla gozlemlenemez & test edilemez & bilinemez & ulasilamaz olana) parantezini eklemeniz ve akabinde verdiğiniz alıntılardaki ifadeler de aynı kapsamdadır…

    Bağımsız, özgür bir bakışla okuduğunuzda Kuran’ın, çağımız bilgisine, kültürüne, bilincine vs. göre, (doğal olarak) son derece eksik, kişisel, kötü, ilkel, yerel, tutarsız, vahşi vs. olduğunu hemen tespit edebilirsiniz… Kuran’ın yazılışından/derlenişinden sonra, yüzlerce yıllık süreçte, sayısız hadis uydurulup Kuran’ı “derleyip-toplama” yoluna gidilmiş, İslami “ilimler” gelişmiş, “alimler” yetişmiş… Yeni coğrafyalar, kültürler… Mezhepler… Tarikatlar… Uzun bir konu… Nihayet başlangıçtaki “Kuran İslamı” geliştirilmiş, yenilenmiş, değişik coğrafyalara ve tarihsel olaylara göre farklı şekilller almış, bu arada bir ahlak sistemi de (elbette), (yorumlanmış) Kuran ve kurgulanmış Muhammed esas alınarak oluşturulmuş… Yaklaşık son yüzyıl boyunca da, Kuran, yeni dünya ve evren bilgisi çerçevesinde yeniden yorumlanmakta, akıl ve ahlak yoksunu hadisler temizlenmeye çalışılmaktadır…

    Siz, olabildiğince nesnel olarak anlattığım yukarıdaki sürecin bir ürünüsünüz (Tabii ki, kültürel olarak, benim gibi dinsizler de). Şimdi, Kuran’ı, İslam’ı yeniden yaratıyorsunuz, noksanlıklarından arındırmaya gayret ediyor, geleneğe uygun olarak gizemli manalar bulmaya çalışıyor, böyle manaları olduğunu iddia ediyorsunuz… Böylece bir yandan kendi imanınızı korumayı sağlıyor, öte yandan, eğer bir misyon edinmişseniz, bir misyon ile görevlendirilmişseniz de o yeniden-yeniden yaratılmış-kurgulanmış İslam’ın propagandasını yapıyorsunuz…

    İkilem içindeyim: Tanıdığım, dinlediğim kimi müslümanlar samimiler, gerçekten inanıyorlar, namuslular, onurlular, üretkenler, çalışkanlar… Onlara saygım, imanlarından dolayı değil, bir kısmını yazdığım özelliklerinden dolayıdır… Fakat aynı kişiler, Kuran’da bulunmayan, kastedilmeyen, ilgisi dahi olmayan hususları Kuran’da varmış gibi anlatıyorlar! Yalan üzerine (bir daha-yalan üzerine) yalan! Böyle olunca saygım azalıyor!.. Eğer ikinciyi yapan kişinin kişiliğinde, davranışlarında bir olumsuzluk tespit ettiğimde ise, ondan tiksiniyorum.
    —-
    “Görmediğim inanmam” safsatası, bir zamanlar aileden dinsiz, kültüründen habersiz, bilimden bihaber, okumayan ve kendini ateist zanneden kimselerin teziydi @Uluğ. Hala varlardır bu tipler, doğrudur, ama ciddiye almayın onları!.. Artık, dini-dinleri, onların “kutsal” kitaplarını dindarlar kadar, hatta onlardan çok daha iyi bilen dinsizler yer alıyor “karşınızda”!
    —-
    “Odun”lu hakaretten alınmadım; hayatta, doğrudan/dolaylı o kadar aşağılanmaya, hakarete, haksızlığa maruz kalıyoruz ki, ona sadece gülümsedim!.. Ayrıca, hakaret, aşağılama, küfür vs. Kuran’da da vardır malumunuz; oradan da örnek ve ilham alınabilir… Şimdi hatırladım, “onlar kütük-kalas gibidirler” manasında bir ayet var. Sanırım “odun”lu “espriyi” oradan ilham aldınız!.. Not. Önemli bir nüans şudur: Kuran, daha doğrusu dönemin kültürü dinsiz-ateist-deist-agnostik nedir bilmez. Dolayısıyla Kuran’ın muhatap aldığı müşriklerle-onların “inançlarıyla”, günümüzün dinsiz-ateist-deist-agnostikleri ve onların “inançları” arasında hiçbir ilgi yoktur. “Allah”ın müşriklere hitaplarını dinsizlere (de) şamil sanmanız bir çeşit anokranizmdir!
    —-

  5. Kurandaki Din diyor ki:

    Kuran temelde ana dili arapca olan Arabi milletlere hitap ettigi icin (Fussilet 3 & 44), ve bu Araplarin Muhammed Peygamberden cok once de ve sonrasinda da anladiklari & anlayacaklari yegane dil oncelikle “kilic ve korku” olduguna gore (Suudi Arabistanin bayraginda hala bile “kilic ve korku” simge olarak kullaniliyor olmalidir, “rahmet ve sevgi” degil), Kuranin bu Araplar icin
    korku unsurunu sevgiden daha once tutmus olmasi bu acidan pek yadirganmamali sanirim.

    Arap milletleriyle gunumuzun diger medeni milletlerini & anlayisini ayni kategoride degerlendiremeyiz zaten evvela. Gunumuzde tum gelismis ve medeni milletlerde benimsenen ve “altin kural” (=golden rule) olarak adlandirilip tum demokrasinin, ahlakin ve medeni kanunlarin temeli olarak addedilen:

    Kendine yapilmasini hos gormedigin bir seyi, sen de baskasina yapma!

    anlayisi Arap karakteri icin temelde gecerli degildir. Arabin “altin kurali” ise

    Kendine yapilmasini hos gormedigin bir seyi, oncelikle hemen sen baskasina yap ve onu hakimiyetin altina al!

    seklinde –medeni insandan cok, hayvan karakterine biraz daha yakin tarzda– isler olmalidir temelde. Hemen hemen hicbir Arap ulkesinde gercek manada bir demokrasiden soz edilememesi de, Arab karakterinin medeni dunyadan & anlayistan ne kadar uzak ve farkli oldugunu yukaridaki o –bireysel bazdaki– en temel altin kural farkiyla birlikte tekrar acikca gosteriyor olmalidir.

    Kuranda bahsedilen “inancsizlik” (=kufr) ise su anda genelde yanlis anlasildigi ve kullanildigi anlamda ateizmi & agnostisizmi kasteden bir ifade olarak kullanilmamistir hic.
    Kuranda bahsedilen inancsizlik: Allah tek (ilah & rab & sefaatci & veli) olarak anildiginda (Kasas 70 & Suura 10 & Zumer 44 & Secde 4) bunu nefretle karsilayip inkar eden,
    ancak Allahin yaninda Lat Uzza Menat adi verilen bazi melekler de Onunla birlikte birer ilah & rab & sefaatci & veli olarak anildiginda (Zuhruf 58 & Necm 19-27 & Yunus 18 & Kehf 102) bunu sevincle kabul edip inanan
    o karsit Dinci & Allahci Arap zihniyeti icin kullanimis bir ifade olmalidir temelde (Mumin 10-12).

    Ve bunlar bu sekilde “Rablerini inkar etmis” kimseler olarak vasiflandirilmis olup,
    bu da gercekte bu kimselerin Allahin varligina kani olamayan ateist & agnostik tarzda insanlar olmalarindan degil, ancak Kurani gercekten Allahin indirmis olduguna kani olamayan Dinci & Allahci tipte Araplar olmus olduklarindan oturu olmalidir. (Araf 28 & Mulk 6-10)

    Kuranda oncelikle Ibrahimden baslayan ve onun soyundan geldigi bildirilen (Ibrahimi dinlerdeki) tum Peygamberlerin ana mucadelesi daima, yukarida kisaca verilen:
    Allahi tek ilah, rab, sefaatci, veli edinin; Onun disinda kendinize melekleri & peygamberleri & din adamlarini buna ek birer ilahlar & rabler & sefaatciler & veliler edinmeyin minvalinde olmustur. (Ali Imran 79-80 & Tevbe 31)

    Kuranda verilen tum o goklerin ve yerin yaratilmasi, ruzgarin estirilmesi, bitkilerin cikarilmasi, ayin gunesin hareket ettirilmesi vs. gibi doga olaylari yine genelde yanlis anlasildigi uzere, ateist & agnostik vs. insanlari Allahin “varligina” ikna etmek icin degil, bilakis zaten bundan once dahi Dinci & Allahci olan o Araplari Allahin buradaki “kudretine” ve tek basina yaratip bitirmis oldugu bildirilen bu islerin hicbirinde onlarin iddia ettigi gibi Lat Uzza Menat isimli melekleri ek birer “yaraticilar” olarak tayin etmedigine ve yetkilendirmedigine ikna etmek icin olmalidir. (Rad 16 & Ahkaf 4)

    Zaten sadece tabiati & doga olaylarini ve yasalarini vs. gozlemleyen insanlarin bunun sonucunda bazen ulasabilecekleri en son nokta “deizm” olabilip (einstein & spinoza vs. gibi en unlu bazi bilim adamlarinin dahil oldugu anlayis),
    buna gore, evrenin arkasinda herhangi bir yaratici/yaraticilar olma ihtimali muhtemeldir, ancak boyle bir yaratici/yaraticilarin kimlik ve sahsiyeti hakkinda ortada somut bir delil olmadigindan bu konuda herhangi bir soylemde bulunmak makul degildir, seklinde olmalidir.

    Bunun otesinde, Kuranin tanittigi Allahin kendisinin ve milyarlarca meleklerinin ve cinlerinin ve vahyinin temelde tamamen insanin 5 duyusu otesinde olup bunlara ulasabilecek herhangi en ufak somut bir delil verilmediginden & verilmeyeceginden (Enam 103 & Vaqia 84-85 & Araf 27 & Isra 44) oturu, ateist & agnostik & deist tarzda insanlarin Kuranin tanittigi bu Allaha inanmalari & ulasmalari zaten bastan mumkun kilinmamistir; cunki Kuranin zaten amaci da bu degildir. Kuranin amaci, zaten dogustan kendilerine boyle 5 duyu ile asla ulasilamaz nitelikte bir Yaraticiya inanma & benimseme potansiyeli yuklenmis olan dogustan Dinci & Allahci temayulde olabilecek insanlari daha dunyaya gelmeden once bu Allahin huzurunda ona verdikleri bildirilen bir sozu –Onun disinda burada kendilerine melekleri & peygamberleri & din adamlarini asla Rabler (=Allah adina Kitap disi hukumler ureten otoriteler edinmeyeceklerine dair
    Araf 172-173 & Ali Imran 80 & Tevbe 31 & Suura 10– tutmalari seklinde tanimlanmis olmalidir.

    Iste, bu bahsedilen sozu dunyada bozup kendilerine Allahin disinda burada bazi melekleri veya peygamberleri veya din adamlarini Onunla birlikte ek birer Rabler & Ilahlar edindikleri soylenen o Dinci & Allahci tipte Araplar (Necm 19-27 & Zuhruf 57-58) ve o donemde onlara arka ciktiklari soylenen o bir kisim Yahudi ve Hristiyanlar (Tevbe 31) Kuranin hedef aldigi ve –ozellikle Kuranin yegane olarak vurguladigi o Arapca Edebi Uslup kanitiyla birlikte sundugu bu dini soylemler hakkinda Tur 30-34– “akillarini kullanmayan inancsizlar” olarak nitelendirdigi yegane insanlar olmalidirlar (Muminun 84-89 & Ahzap 25-26 & Hasr 14), ve nihayetinde ebedi cehennem de sadece bu tip inkarci (=elleziyne keferu) olarak tanimlanan “teist insanlar” icin ongorulmus olmalidir. (Beyyine 6)

    Ancak malesef Kuranin orijinal dilini, butunlugunu ve bu temel icerigini bilmeyen, ancak onden yapilan: “Kuranin seriat & sosyal ve bilimsel acidan evrensel ve tum milletler icin her zaman aynen ve mutlak gecerli oldugu, ve temelde Ateist & Agnostik & Deist tarzda insanlari hedef aldigi” yanlis kanisina kapilan insanlarin bir de bu minvalde hazirlanmis yarim yamalak & yanlis mealleri de okuduktan sonra, bugunun tum medeni dunyasina kor ve bagnazca bastan ve toptan garez baglayan ve –bilerek veya bilmeyerek– despotluk eden radikal zihniyette kimseler olmus olmalari & olacaklari kacinilmaz bir durum ve gercek olmalidir, malesef.

    Ancak Kuran tum yukarida bir miktar aciklamaya calistigim o gercek tarihsel & mekansal perspektifi icinde ve dogru baglaminda okuyup da uygulamis & uygulayacak insanlar icin asla despot & radikal bir Kitap olmayabilir, bilakis tum medeni dunyaya faydali olacak baris ve esenlik getirecek bazi
    ilkeleriyle de tum toplum adina gayet iyi & faydali sahislar cikarabilecek turde bir Kitap da olabilir bircok yerlerde, pekala.

    Ancak yine tum yukarida ozetle aciklamaya calistigim bugunun tum medeni dunyasina karsi takinilan o yanlis dinsel ve despot bazi oncul tutumlara & radikal anlayisa bir tepki olarak bu sefer de tum Inanci & Kurani toptan yadsiyan, tumden tahkir eden ve bazi durumlarda bu fanatik & radikal dinsel tutum kadar yine despot & radikal bazi ogeler de barindirabilen bazi karsi tutumlar tum bu oncul dinsel despotluklari & radikal zihniyeti daha da negatif & kotu yonde ve tum toplum aleyhine tetikleyebilmektedirler, sanirim, bircok zamanlar, malesef.
    Bu sebeple, bu gibi hassas konularda bundan boyle cok daha hassas ve duyarli tutumlar takinilmasi butun taraflar ve nihayetinde tum medeni insanlik adina cok daha olumlu sonuclar dogurabilecektir, belki de, umarim.

    Hepiniz Esen kalin.

  6. Uluğ diyor ki:

    Bana küçük ‘u’ ile başlayan şekilde “uluğ” diye hitap edebilirsiniz. Problem yok.

    “Adam gibi adam olmazsan” ifadesi özet bir ifadedir. Bu ifadenin neyin özeti olduğunu anlamanız için ahlak, erdem v.s. üzerine olan bütün ayetleri yazmam mı gerekiyor? Bu kadar basit bir ifadeye takılmanız garip ve de komik. Ben bunu ayet olarak mı verdim size? Anlatılanı anlamaktan aciz misiniz?

    Gayb ile ilgili ansiklopedik bir bilgi(vikipedi’den):

    Gayb, İslam inanışına göre görünmez anlaşılmaz yani akıl ve 5 duyu ile algılanamaz alem.

    Kur’an-ı Kerim de gayb; Bakara Suresi, Al-i İmran Suresi, Maide Suresi, En’Am Suresi, Araf Suresi, Tevbe Suresi, Hud Suresi, Yusuf Suresi, Ra’d Suresi, Nahl Suresi, Kehf Suresi, Meryem Suresi, Mü’minun Suresi, Neml Suresi, Secde Suresi, Sebe’ Suresi, Fatır Suresi, Zümer Suresi, Hucurat Suresi, Tur Suresi, Necm Suresi, Hadid Suresi, Haşr Suresi, Cum’a Suresi, Teğabun Suresi, Kalem Suresi, Cin Suresi ve Tekvir Surelerinde toplam 43 defa telafuz edilir.

    Böylesine iddialı konuştuğunuza göre “Gayb” kelimesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyor olmalısınız! Bizim için örnek olması için Yunus süresi, ayet 20’yi yorumlar mısınız mesela?


    Bir de derler ki: “Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!..” De ki: “Gayb yalnızca Allah’ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.”(YUNUS 20)

    Ya da şunu?
    Yoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, böylece yazıp-duruyorlar? (TUR SURESİ / 41)

    Ya da şunu?
    Gaybın ilmi onun yanında da o mu görüyor?(NECM SURESİ / 35)

    Ya da şunu?
    O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O’dur. (HAŞR SURESİ / 22)


    —————————————–

    Artık, dini-dinleri, onların “kutsal” kitaplarını dindarlar kadar, hatta onlardan çok daha iyi bilen dinsizler yer alıyor “karşınızda”!

    Ne kadar da etkileyici:-) Kurduğunuz cümleniz şöyle olmalıydı: “Artık, dini-dinleri, onların kutsal kitaplarını dindarlar kadar, hatta onlardan çok daha iyi bildiğini SANAN dinsizler yer alıyor karşınızda!”

    Bu dinsizlerin tek yapabileceği asılsız, saçma sapan negatif yorumlamadır. Son derece çarpık, mantıktan yoksun, cahilce yorumlamalar yapılıyor.

    “Görmediğim inanmam” safsatası, bir zamanlar aileden dinsiz, kültüründen habersiz, bilimden bihaber, okumayan ve kendini ateist zanneden kimselerin teziydi @Uluğ. Hala varlardır bu tipler, doğrudur, ama ciddiye almayın onları!..

    Ben bu tiplerden başka bir tip göremedim ortalıkta! Ne kadar bilimsel ağızla konuşsalar da sonuçta söyledikleri şey:

    “Görmediğime inanmam”‘dır.

    Dolayısıyla Kuran’ın muhatap aldığı müşriklerle-onların “inançlarıyla”, günümüzün dinsiz-ateist-deist-agnostikleri ve onların “inançları” arasında hiçbir ilgi yoktur. “Allah”ın müşriklere hitaplarını dinsizlere (de) şamil sanmanız bir çeşit anokranizmdir

    Tarih boyunca (değişik renklerle ifade edilse de) gördüğümüz bütün inançsızlık türlerinin özünde Allah’a bir şeylerin şirk koşulması vardır. Hep Allah yerine bir başkası seçilmiştir/konulmuştur. Günümüzde popüler olan şirk malzemesi genellikle evren/tabiat/bilim v.s’dir.

    Kuran’daki mevcut bir çok şirk ayetinde (sadece) Lat/Uzza v.s’nin kastedildiğini hangi sağlam metod ile tesbit ettiniz?Kuran’ın neresinde yazar Kuran’ın tarihsel bağlamda değerlendirilmesi gerektiği? Bana Kuran Arapça inmiştir ayetini delil olarak sunmayın lütfen!

  7. Uluğ diyor ki:

    Önemli bir noktayı atlamışım. Allah’ın insanlardan istediği sadece Allah’ın varlığına inanmaları değil. Aynı zamanda Peygambere ve indirdiği kitaba da inanmalarıdır/tasdik etmeleridir. Bu da açıkca her tür insanı(ateist/agnostik/deist v.s.) kapsamaktadır.

    “Kuran’ın muhatabı sadece dönemin müşrikleridir” ifadesi hoş(!) bir avuntu olmaktan öteye gitmiyor maalesef:-)

  8. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Ulug Arkadas,
    diyorsunuz ki:

    Tarih boyunca (değişik renklerle ifade edilse de) gördüğümüz bütün inançsızlık türlerinin özünde Allah’a bir şeylerin şirk koşulması vardır.
    Hep Allah yerine bir başkası seçilmiştir/konulmuştur.
    Günümüzde popüler olan şirk malzemesi genellikle evren/tabiat/bilim v.s’dir.

    Oncelikle, Sirk (=ortak kosma) temelde ne oldugu Kuranda net olarak aciklanmis olmalidir:

    …ve O (Allah) HUKMUNE hickimseyi ORTAK ETMEZ. (=la yusriku) (Kehf 26)

    Yoksa onlarin ORTAKLARIMI (=surekaau) var ki Dinden kendileri icin Allahin izin vermedigi seyleri onlara kanunlastirdilar? (Suura 21)

    Bu Ayetlerden netce gorulebilecegi gibi,
    bir kimsenin ORTAK KOSAN (=musrikun) olarak vasiflandirilmasi icin o kimsenin oncelikle

    Allaha zaten inanmis biri olmasi
    ve bunun ardindan Onun adina Onun Kitabinda yer almayan HUKUMLER uretmis & kanunlastirmis, veya bunu yapanlari takip etmis olmasi gereklidir.
    (Nisa 105; Kehf 26 & Suura 21)

    Bu baglamda, Kuranda belirtilen tum o MUSRIKLERIN (=ortak kosucularin) ve bunlarin Allah adina –Muhammed Peygamberden cok once– uretmis olduklari ve Allaha ortak kostuklari bildirilen o Kitap disi HUKUMLERI su gibi ayetlerde acikca gorebiliriz: Araf 28 & Enam 148-150 & Enam 143-144 & Enam 136-140 & …)

    Gunumuzde ise insanlar evren & tabiat & bilimi vs. vasita ederek Allah
    adina –Kitapta olmayan– HUKUM uretip Ona ortak etmiyorlar!
    Dolayisiyla, bu tip insanlari zoraki olarak Kuranda netce tarif edilen o MUSRIK sinifina koyup degerlendirmek oncelikle acikca Kurani yanlis yerde ve baglamindan kopararak “egri kullanmak” anlamina gelmekte olmalidir.

    yine diyorsunuz ki:
    Kuran’daki mevcut bir çok şirk ayetinde (sadece) Lat/Uzza v.s’nin kastedildiğini hangi sağlam metod ile tesbit ettiniz?
    Kuran’ın neresinde yazar Kuran’ın tarihsel bağlamda değerlendirilmesi gerektiği? Bana Kuran Arapça inmiştir ayetini delil olarak sunmayın lütfen!

    Bunun hangi Ayette saglamca tesbit edildigine yukarida
    halihazirda degindim sanirim;
    fakat bu tanima sadece Lat Uzza Menat adli melekleri ve onlar vasitasiyla Allah adina uretilen bazi hukumleri Ona ortak kostuklari bildirilen
    o eski “musrik” Araplar yaninda (Necm 19-27 & Zuhruf 19-20 & Araf 28),
    bazi Rahip ve Hahamlarini ve bunlar vasitasiyla Allah adina uretilen bazi hukumleri Ona ortak kostuklari bildirilen bir kisim “musrik” Yahudi ve Hristiyanlar da dahil olmalidirlar. (Maide 44 & 47, Tevbe 31)

    Kuranin tarihsel baglamda degerlendirilmesi gerektigi zaten anlattigi olaylardan, butunlugunden, hikayelerinden apacik olmalidir.
    Aksi takdirde bugun kalkip su ayetleri aynen bugunku ortama uyarlayip uygulamaya kalkacak kimselerin icine dusecekleri ve cevrelerindeki medeni toplumu dusurecekleri vahim durum sanirim yeterince acik olmalidir: Tevbe 1-5 & Fetih 10-16 & Fetih 18-21 & Enfal 67-71 & Enfal 12-16 & Enfal 42-45 & Ahzap 37-38 & Ahzap 51-53 & …

    Yoksa her zir-deli Kurani bu sekilde –Peygamberin donemini & cevresini degil de– bilakis sanki kendi cevresindeki kimseleri ve ortami anlatiyormuscasina yanlis yorumlayip baglamindan kopararak sonra da aynen bugunku medeni dunyanin uzerinde boylece yanlis ve zoraki tatbik etmeye kalkarsa, vay insanligin haline….
    (Zaten bunun icin bu tip zir-deli (Arap dahi olmayan & Kuranin Arapcasini ve butunlugunu dahi bilmeyen) bircok sahte Mehdiler tarih boyunca bircok bolgelerde tureyip sonra Kurani o gercek tarihsel & mekansal baglamindan koparip yanlis yerde kullanarak nice masum insanlarin kanlarina girmisler, cinayetler islemis ve isletmemisler midir; yeterince bilinen bir konudur umarim!)

    Ve evet, su Ayetler:

    Ayetleri aciklanmis bir Kitaptir, ARAPCA KURANDIR (=kuranen arabiyyen)
    bunu bilen bir kavim icin. (Fussilet 3)

    Eger biz onu yabanci dilde bir Kuran kilsaydik, derlerdi:
    Ayetleri aciklanmali degil miydi? Yabanci dilde mi (olmaliydi) ve biz Arapca (konusuyoruz) iken? (Fussilet 44)

    yine Kuranin temelde ana dili Arapca olan milletlere ve yukarida bahsettigim
    o tarihsel & mekansal perspektifi icinde hitap eden bir Kitap oldugunu sanirim yine yeterince acik ortaya koyuyor olmalidir.

    Bunun disinda, Kuranin temelde ateist & agnostik & deist karakterli insanlara nasil bir bakis acisiyla bakmis olabilecegini bir miktar daha iyi inceleyip algilayabilmek icin, lutfen su linke girip ana yazinin altindaki yorumlara –din X ateizm tartismasi altinda– lutfen iyi bir goz atin derim, vaktiniz oldugunda.

    http://www.aliaksoy.net/2007/08/04/allah-insanlari-nicin-yaratmistir/

    saygi ve sevgilerimle.
    Esen kalin.

  9. Mete Tunç diyor ki:

    “Adam gibi adam olmazsan cezalandırılacaksın der Kuran.” diye yazdığınıza göre öyle anlamam tabiidir, doğrudur…..
    Tekrarla, ısrarla söylüyorum: Yetiştiğiniz kültür ikliminde, gelenek ortamında Müslümansınız (Başka bir coğrafyada doğmuş-yetişmiş olsaydınız, oranın tarihi, kültürü, gelenekleri muvacehesinde başka bir dinden olacaktınız ve Kuran’ın, İslam’ın hiçbir anlamı olmayacaktı.). İnanmaya ihtiyacınız var, içinde yaşadığınız, sistemli-köklü bir inanca meylediyorsunuz. Çevrenizdeki dini ortam sizi rahatlatıyor… Sizin için değil belki, ama pek çok “dindar” için de, “dindar” kalmanın özetle, kabaca “rantı” vardır… Yüyıllara dayanan bir kültür, gelenek, imgeler, deyimler vs. adeta genlere kadar işlemiş, beyni kuşatmıştır; o nedenle, zaman zaman şüpheye düşse de, inancını, inandığı dini, kutsal kitabını, kutsal insanlarını sorgulayabilecek, onları nesnel olarak tahlil edebilecek, diğer kültür ve inançlarla ve tarihi süreçle mukayese yaparak bir sonuca varabilecek bir yola, çabaya giremez dindar insan; böyle yapmaya başladığında kalbi sıkışır, midesi kasılır, beyni ağrır vs… Ya ne yapar? Dini, kitabını, peygamberini; kuşkularını giderecek tarzda yeniden üretir, anlamlandırır, meşrebine göre eklemeler yapar vs…. Bir sosyologun dediği gibi “bir şeyin bizatihi kendisi değerli değildir, onu biz değerli, anlamlı hale getiriyoruz”
    Geriye dönüp baktığımda, “nasıl da aldanmışım, neden daha önce keşfedemedim” diye kendime kızarım/kızardım bazen. Fakat yukarıda belirttiğim “kuşatma” ve kişisel/duygusal sebepler şu ya da bu derecede bizi dine bağlı kılıyor, onu sorgulamamızı engelliyor sanırım… Siz de bu varit. Mesela; Kuran’ın ateizmi, agnostizmi, deizm’i bilmediğini, daha doğrusu bilemeyeceğini kabul edemiyor, zorlama yorumlarla tersini savunuyorsunuz…
    “Gayb” ile ilgili ayetler belirsiz, hiçbir şey ifade etmiyor. Nitekim, sonrakiler, Kuran’daki sayısız sözcük, ifade ve ayette olduğu gibi ona anlam/anlamlar vermeye çalışmışlar, verdikleri anlamlar çatışmış, bin türlü yorum çıkmış vs. vs… Gayb bilgisi Allah katındaymış! Nasıl, neden onun katında? Bana ne faydası var?..
    Bilgili, okuyan, düzgün vb. bir insan olduğunuza inanıyorum @Uluğ. Dine, dinlere, kutsal kitaplara biraz-bir an nesnel, özgürce, cesaretle, kabullerden azade olarak bakarsanız, belki “hakikate” ulaşamayacaksınız, ama hakikatin dinde/dinlerde olmadığını tespit edeceksiniz. Bu duygu, emin olun, “Allah”a inanma duygusunun fevkindedir!

  10. Amatör filozof diyor ki:

    Kişisel görüşüm şudur: “Bana inanmayanların hepsini sonsuz olarak cehenneme koyacağım ve alevli ateşlerle cezalandıracağım” diyen bir varlığın sevilmesi çok zordur, daha çok korku yüzünden inanılmaktadır. Ayrıca iman edenlerin, inançsızların sonsuz cehenneme atılmasını onaylamaları da gereklidir, bu durum bilinçaltı düzeyde de olsa tüm insanlara sevgi duymayı engeller, imanlı kişi sadece kendi gibi imanlılara sevgi ve saygı duyar, “ucuz, basit ve yapay” humanizmden hazzetmez. Aslında bence yüce bir yaratıcının humanist de olması gerekir (-Yaratıcı sana mı soracak? Haddini bil kafir! diyebilirsiniz). Kuranda anlatılan Tanrının vasıfları yüce bir yaratıcıya yakışmamaktadır. Belki bir Yaratıcı güç vardır, ancak Kuran’ da anlatılan Tanrı’ nın bu yaratıcı olmadığı kanısındayım.

  11. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Mete Tunc arkadas,
    diyorsunuz ki:

    Mesela; Kuran’ın ateizmi, agnostizmi, deizm’i bilmediğini, daha doğrusu bilemeyeceğini (Ulug arkadas) kabul edemiyor, zorlama yorumlarla tersini savunuyorsunuz…

    Fakat sanirim ateizm, agnostisizm, deizm (isimleri o caglarda henuz boyle konulmamis olsa da) bir sekilde ilk insanlardan beri var olan dusunce tarzlari olmali,
    ve Peygamberin doneminde de mutlaka bu tarzda dusunen cok sayida ateist & agnostik & deist karakterde Araplar elbette zaten mevcut olmaliydilar, herhalde.

    Fakat benim burada vurgulamak istedigim en onemli nokta:
    Peygamberin ve Kuranin hicbir zaman bu tip ateist & agnostik & deist tarzda insanlari degil, fakat bilakis zaten ondan once dahi Dinci & Allahci teist olan insanlari hedef alarak, onlara hitap ederek, onlara deliller sunarak –en onemli ve yegane delil olarak Kuranin tekstinde yer aldigi vurgulanan o Edebi Uslup delili–
    bir mucadele sergilemis oldugu Kuranda acikca vurgulanir olmali (Muminun 84-89 & Araf 28 & Tur 30-34…) en bastan.

    Aksi takdirde, zaten boyle bir soylem ve delille ortaya cikan bir Peygamber ve Kitabin,

    =Allahin fiziki varligi,
    =Meleklerin fiziki varliklari,
    =Cinlerin fiziki varliklari,
    =Vahyin somut varligi,
    =Kaderin somut varligi,
    =Mucizelerin somut varligi,

    vs. gibi en temel konularda en ufak somut bir delil sunmadan, ancak bilakis bunlara dogmatik olarak (=5 duyu ile asla algilamadan; gormeden & isitmeden & tatmadan & koklamadan & dokunmadan) en basta inanilmasini zaten dogal olarak bir kisim –dogustan teist karakterli– insanlardan bekleyen bir Kitabin (Araf 172-173 & Enam 103 & Vaqia 84-85 & Araf 27 & Isra 44 & Taha 110 & Taha 19-24)
    bugun tamamen bu baglamindan koparilarak sanki ateist & agnostik & deist tarzda insanlari hedef alan, onlari bu konularda “akillarini kullanmayan inkarcilar” olarak nitelendirmis olan bir Kitapmis gibi algilanmasi & sunulmasi esas sorunu teskil ediyor sanirim.

    Kurani zaten bugun boyle yanlis bir baglamda kullanmaya kalkmak Kuranin tanittigi Allahin ancak sag duyudan yoksun & sadist bir Tanri oldugu hissini uyandirabilir tum medeni insanlarda, dogal olarak.
    Ki Kuran dikkatli okunup incelendiginde –ateist & agnostik & deist
    karakterde– medeni insanlara karsi da boyle sadistik bir yaklasim icinde olmadigi acikca anlasilabilir sanirim. (Ki bu sadece Muhammed Peygamber icin degil Ibrahimi diger tum Peygamberler icin de aynen gecerli olmali; Tevrata ve Incile dahi bakarsaniz, orada Yeremya & Isaya ve sonra ozellikle Isanin dahi
    kendi donemlerindeki –dinle pek alakasi olmayan– “uygar” tarzda insanlarla temelde iyi iliskiler icinde olup, bilakis daima “despot” tarzda Dinci & Allahci yahudilerle mucadele etmis olduklari yine apacik olmalidir.)

    Yani kisaca, Kurani o gercek tarihsel & mekansal baglami icinde okuyup
    sonra bu Kitabin temelde

    =ana dili Arapca olan insanlara hitap etmis oldugunu (Fussilet 3 & 44),
    =ozellikle seriat acisindan bu Arap karakterine hitap etmis oldugunu (Nur 2 & …)
    =bilimsel acidan aynen dogru degil, bilakis bircok zamanlar tamamen tuhaf & aykiri gelebilecek “sembolik anlatilar” icermis oldugunu (Fussilet 9-12 & …)
    =kendi donemindeki Dinci & Allahci araplarla mucadele etmis oldugunu (Muminun 84-89 & …)

    algilamis olan ve bugunun tum medeni –ateist & agnostik & deist vs.– dunyasina karsi da saygili & anlayisli kalan dindar insanlarin
    bu sagduyulu & makul Kuransal inanclarina saygi duyulmalidir. Bu inanc asla tahkir edilmemelidir, dislanmamalidir. Boyle bir inanci yanlislayacak hicbir
    delil de mevcut olmamalidir.

    Bundan oteye gitmek asla faydali & makul & dogru olmamalidir.

    saygi ve sevgilerimle.
    Hepiniz Esen kalin.

  12. Uluğ diyor ki:

    Bir sosyologun dediği gibi “bir şeyin bizatihi kendisi değerli değildir, onu biz değerli, anlamlı hale getiriyoruz”

    Hep derim. İnsanın varlığı çok anlamlıdır ve değerlidir diye:-) İnsan olmasaydı, gerçekten Kuran ve bu evren çok anlamsız olacaktı.

    Geriye dönüp baktığımda, “nasıl da aldanmışım, neden daha önce keşfedemedim” diye kendime kızarım/kızardım bazen. Fakat yukarıda belirttiğim “kuşatma” ve kişisel/duygusal sebepler şu ya da bu derecede bizi dine bağlı kılıyor, onu sorgulamamızı engelliyor sanırım…

    Ben de geçmişe baktığımda bu konuyu niye anlamamışım, niye böyle anlayamamışım diye çok kızmışımdır kendime:-)

    Ben Allah inancından dine gidenlerdenim @Mete Tunç… Bırakın ateizmi v.s., deizm bile çok abes geliyor bana…

    Sırf ateist olabilmek/özgür olduğunu sanmak adına dini insan ürünüymüş gibi yorumlamaya çabalamakla Allah’tan gelen bir vahiymiş gibi yorumlamaya çabalamak arasında teknik açıdan hiçbir fark yok…

    Kendinizi boşa kandırmayın @Mete Tunç.

    ***********

    Gayb ile ilgili ayetler açıkca göstermektedir ki Müslümanlar bilinmeyene, gizli olana inanırlar. Bunun anlamı Allah ile ilgili, Ahiret hayatı ile ilgili inançlar bilinmeyene, gizlenmiş olana inanmaktır. Bu gayba ait bilgi sadece Allah’a aittir. Öyleyse bunun apaçık anlamı insanlar hiçbir zaman bu bilgiye somut yöntemlerle ulaşamayacaktır. Yani Allah’ı göremeyecektir, lab’a sokup teste tabi tutamayacaktır v.s. Burda hiçbir zorlama yorum olmadığı açıktır. Ayetlerin en direk anlamları budur.

    Allah, Kuran’da inancımızı nakle ve aklımıza dayandırmamızı istemektedir.

    Neden nakle(vahye) inanmamız gerektiğini izah eden ayetler vardır. Örneğin, Peygamberin ümmi(okuma yazma bilmez) olduğunu açıkca yazar. Hiçbir kitap karıştırmadığını açıkca yazar. Kuran’daki belagata işaret eder v.s.

    Akıl yoluyla nasıl bulabileceğimizle ilgili daha önce bir şeyler yazmıştım.

    Gayb kelimesinin geçtiği ayetler ve inancın temellendirildiği ayetler bize felsefi/bilimsel çabalarımızla inanç yönünden ulaşabileceğimiz sınırların/sonuçların çerçevesini belirlemektedir.

    **********

    Kuran’a göre Muhammed(as) peygamberlerin sonuncusudur (Ahzab 40).
    Kuran’a göre Muhammed(as) bütün insanlara gönderilmiştir (Sebe 28).

    “Ey insan! Nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklaştıran…?”(İnfitar 6) örneğinde olduğu gibi insana(Araba değil) hitap eden ayetler vardır. Diğer bir örnek: “Furkan süresi ilk ayetler de küçücük bir gruba hitap eden cinsten değildir.”

    Kuran’ın Arapça olmasının belirtilmesindeki hikmet benim kanaatime göre tercümelerin yetersiz olabileceğine, Kuran’ın orijinal dilinde yorumlanması gerektiğine işarettir.

    Kuran’ın evrensel olduğunu gösteren ayetler mevcutken lokal bir kitap olduğunu belirten hiçbir ifade yoktur.

    Kuran bütün insanlığa hitap etmektedir.

    **********

    Kuran’da inanmayan insanların kategorileri müşrik, kafir, münafık, İslam’a tabi olmayanlar şeklinde belirlenmiştir(Başka varsa da ben bilmiyorum). Bu da yeterli bir gruplandırmadır. İnançsızlığın özünde daha önce belirttiğim gibi Allah’a ortak koşma hadisesi kaçınılmaz olarak mevcuttur. Nitekim, varlık sorgulamasında Tanrı’ya bir rakip(Tabiat, Evrenin kendisi) çıkarılmak zorundadır.

    “Ey insan! Nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklaştıran…?”(İnfitar 6)

    Bu yeterince kapsayıcı bir soru değil midir?

    Rum süresinde gaybi bir haber verilir(Gelecekten haber verilir.). Bizanslıların, Persler tarafından çok ağır bir yenilgiye uğratılmışlardır. Müşrikler bu durum neticesinde, Müslümanlarla dalga geçmektedirler. Bunun temelinde inanç yönünden kendilerini Perslerle, Müslümanları Bizanslılarla özdeşleştirmeleri yatmaktadır. Bu dönemde bu süre ile birkaç yıla(3-10 yıl) kadar Perslerin Bizanslılar tarafından yenileceği haber verilmiştir. Müşrikler bunu da istihza ile karşılamışlardır. Çünkü, Bizanslıların durumu oldukça kötüdür. Hatta, Müslümanlarla(Ebu Bekir ile) iddiaya bile girmişlerdir. İddiayı kazanan taraf bellidir:-)

    Buradan çıkan sonuçlar:
    1-) Dönemin Arapları çölde sıkışıp kalmamışlardır. Dünyada olan biten olaylardan ve inançlardan haberdardırlar.
    2-) Kuran ufku dar bir kitap değildir, lokale(çöle) bağlı kalmamıştır. Yeryüzündeki ve gökyüzündeki hadiselerden örnekler vermektedir.

    Persler mecusidir(ateşe tapmaktadır). Perslerin inancı hangi gruba girer? Ateşe tapan, güneşe tapan, tabiata tapan. Bunlar arasında ne fark var? Elbette, Onlar akılsız ve ilkeldirler. Halbuki günümüzün medeni inançsızları çok akıllıdır. Kıyaslama bile yapılamaz. Hem günümüzde çok karizmatik yeni felsefi isimlendirmeler bile yapılabiliyor:-)

    ***********

    Bense insanla hiçbir iletişim kurmayan bir yaratıcıdan nefret ederdim. Ölüyorsun ve akibetini bilmiyorsun. Sevdiklerin ölüyor ve sen hiçbir şey bilmiyorsun. Acı çekiyorsun. Dünyada acılar var, sıkıntılar var. Sen bu acıları niye çekiyorsun. Bu dünyada ne yapıyorsun? Hiçbir şey bilmiyorsun. Allahtan benim Allah’ım böyle zalim değil. Lütuf sahibi. Yoktan var etti. Fazlası için biraz gayret et dedi.

    Kuran, Alemlerin rabbinin insandan beklentisini ifade eden, ona yol gösteren bir kitaptır.

    Allah, durup dururken cehenneme atarım demiyor. İstediği şeyler de hiçbir anormallik yok ki neticesinde ceza verdiği için sevmemezlik yapayım. Bunun için sevmeyeceksem, Cenneti vaad ettiği için de sevmeliyim:-)

    Ceza/mükafat olmadan insanı zor eğip bükersiniz.

    Kuran’daki ceza(cehennem) ve mükafat(cennet) tasvirlerinin sembolik olması da kuvvetle muhtemeldir.

    Kısa kısa bazı konulara değindim. Umarım kendimi bir parça ifade edebilmişimdir.

  13. Mete Tunç diyor ki:

    Evet, gayet iyi, net ifade etmişsiniz @Uluğ…
    İnancınızın bir çıkar, rant, menfaat vb. minvalinde olmadığı açık…
    Meşrebiniz, duygusal yapınız vb. inanmanızı gerektiriyor; bilgi, tarz, yaklaşım, karakter özellikleriniz nedeniyle köklü, “sistemli” bir inanç yapısını tercih etmeniz lazım geliyordu ve İslam coğrayasında yaşadığınız-yetiştiğiniz için mümin oldunuz (Aynı karakter-kişilik-duygu özelliklerine sahip olsanız, ama Portekiz’de doğmuş-büyümüş olsaydınız kesinlikle Katolik olur, İsa Mesih, tanrılığı, mucizeleri vs. savunusu yapardınız!
    Bağlantılı olarak, “Kuran bütün insanlığa hitap etmektedir.” sözünüzden hareketle, bir Portekizliye, Vietnamlıya, Peruluya… Kuran’ı, İslam’ı okuduğunuzda, anlattığınızda nasıl tepki vereceğini, ne anlayayacağını, ne etki edeceğini tasavvur ediniz, ve sonra o sözü tekrar yazabilir misiniz, düşününüz!
    Kuran’ı okuduğunuzda hitap edilenlerin Mekke ve çevresinde yaşayanlar olduğu (Aynen bu kelimeleri içeren bir ayet vardır!), “insanlar”‘dan kastın Mekke ve çevresindekiler (çoğu Arap) olduğu çok sarihtir. Muhammed ve Kuran’ın teşkilinde katkısı olanlar, bırakın dünyayı (diğer coğrafyaları, halkları küreliğini, döndüğünü… gökadaları, evreni…), kanıtlarla sabittir ki, Tevrat’ı-İncil’i ve bölgenin tarihini dahi bilmiyorlardı, iyi bilmiyorlardı, yanlış (kulaktan dolma) biliyorlardı…
    Kendinize sorduğunuz ve duyduğunuz sorulara verilen veya kendinizin verdiği cevaplar sizi tatmin ettiği sürece “inançlı” kalacaksınız. İnanmaya gerek hissettiğiniz sürece “inançlı” kalacaksınız…
    Doğrusu, kendinizi iyi hissettiğiniz, kendinizle ve çevrenizle barışık kaldığınız ve inancınızı dayatmadığınız sürece, inanıyor veya inanmıyor olmanız hiç önemli değil… Aslında insanları birbirine dost kılan veya düşman eden inançları değil, kişisel özellikleridir…

    @Kurandaki Din
    ” Fakat sanirim ateizm, agnostisizm, deizm (isimleri o caglarda henuz boyle konulmamis olsa da) bir sekilde ilk insanlardan beri var olan dusunce tarzlari olmali, ve Peygamberin doneminde de mutlaka bu tarzda dusunen cok sayida ateist & agnostik & deist karakterde Araplar elbette zaten mevcut olmaliydilar, herhalde.”
    diyorsunuz. Katılmıyorum. Sözkonusu fikirler, felsefeler ilk olarak Batı-Avrupa’da, Pagan-Hıristiyan kültür iklimi üzerinde, aydınlanma denilen dönemde ortaya çıkmıştır (Çoğunlukla tek tanrıcı olmayan Asya’ya, Afrika’ya bilahare gelmiştir.). Onların, ilkel düzeyde de olsa, insanların zihinlerinde mevcut olsalardı, mutlaka bir kaydı olurdu kanaatindeyim ki bildiğim kadarıyla (yakıştırmalar hariç- bunu batı bilim anlayışı çok iyi yapar!) yok… Yalnız, tarih boyunca, her coğrafyada, inanıyor olduğunu ifade etse de, dinle, dini ritüellerle pek ilgisi bulunmayanlar mutlaka vardı, vardır; bunları ayrı tutmak gerekmektedir.

  14. Mete Tunç diyor ki:

    Roma-Pers savaşları

    Roma-Pers savaşlarından, Kuran’da, yalnızca, “müşrik” Persler “ehli kitap” Romalıları yenmişlerdir, ama bir sonraki savaşta yeneceklerdir, diye bahseden ayeti, tefsirciler, “Allah”ın gelecek hakkında bilgi ve Müslümanlara moral vermesi kapsamında yorumluyorlar.

    Burada üç ihtimal var:

    Birincisi, ayetin gerçekten Muhammed’in sözleri olması ve aynı kelimelerle kaleme alınması… Öyleyse, burada bir risk alınmıştır! (Bir görüşe göre, o dönemler Roma-Pers savaşları sıktır, bazen biri bazen diğeri kazanmaktadır…)

    İkincisi, Sözün Muhammed’e ait olması, ama Kuran yazılırken değiştirilmesi. Yani, aslında gün olur devran değişir, gibi bir anlamındaki cümle (Romalıların Persleri yendiği duyulduktan sonra) değiştirilmiştir.

    Üçüncüsü, Muhammed’in bu minvalde hiçbir sözü bulunmaması. Kuran komisyonunca ve/veya o zamanki egemenler tarafından Kuran’a koydurulmuştur. Ki, bu ayet, sure içinde “sırıtmaktadır! (Pek çok suredeki pek çok ayet gibi!)

    Not. Herhalde, Kuran “kafalarda oluşurken/oluşturulurken” ve derlenirken, içine “siyaseten“ sözler, cümleler “sokuşturulma” ihtimalini, E. Aydın’ın “Kuran ve Din” kitabını okuyana dek hiç aklıma getirmemiştim.
    E. Aydın’ın belirtmediği ama onun verdiği “ışık”tan hareketle, bir hususu, Kuran’da geçen ve Sünni dünyanın temel kriterlerinden birine kaynaklık eden “peygambere ve ulul emre itaat” ayetini okuyunca düşündüm: Peygamber, “ulul emr”i neden dile getirsin ki? Onun zamanında buna ihtiyaç duyulmuş mudur ki?.. Bu herhalde halifeler döneminde bir ihtiyaç haline gelecektir!

  15. Mete Tunç diyor ki:

    Sufi ve cennet

    Yunus Emre, cennet cennet dedikleri üç beş köşkle üç beş huri, isteyene ver onları, bana seni gerek seni, der. “Kadın evliya” Rabia (hatun) ise şöyle söylemiş: “Tanrıma, hizmetinin karşılığında ücret bekleyen bir işçi gibi hizmet etmek istemiyorum. İster cennete, ister cehenneme atsın, umurumda değil. Neyi uygun görüyorsa, hiç itiraz etmeden oraya giderim. Yeter ki sürekli onu içimde hissedeyim; onun sevgisinden mahrum kalmayayım.” (Halife) Ebubekir’e atfedilen şu söz ise, yukarıdakiler gibi kişisel değil toplumsaldır: “Allah (c.c) benim vücudumu o kadar büyütsün ki , cehennemi doldursun da hiç bir kafir (insan) girmesin!” (Sözün, “kafir (insan)” yerine, “Müslüman”ın geçtiği varyantı vardır!)

    Kuran’da, inanan ve doğru işler yapanların, öldükten sonra mükafaten yerleştirilecekleri cennetler ve oralardaki nimetler(1) anlatılır: Süt, bal, şarap akan ırmaklar, köşkler, “meme uçları yeni olgunlaşmış” esmer kızlar(2), oğlanlar (gılman) (3)…

    Yüzyıllardır, samimiyetle inanan Müslümanlar, ki onlar dünyada kimseden hiçbir menfaat gözetmemiş, sade yaşamış, insanlara maddi ve manevi katkılarda bulunmuş vb. insanlardır; imanlarına, Allah’a bağlılıklarına, onun emirlerine göre yaşamalarına karşılık olarak kendilerine cennet sunulacak olmasını adeta hakaret telakki etmişlerdir. Yukarıdaki sözler, bence, buna delil olan sadece üç örnektir.

    (1) Dünyadaki nimetler ayrı bir bahis konusudur. Kuran’da “Tanrı”, insana pek çok nimet verdiğini, ancak insanın pek az şükrettiğini söyler. Nimetler sayılırken, nefes almanın da nimetler arasında zikredildiğini okumuş veya dinlemiştim. “Dindarken” de, aklımı kurcalayan husustu sözkonusu ayetler. Çünkü ayetlerdeki ifadeler “geneldi”, yani “insanlığa” sesleniyordu “Tanrı”. İnsan, “Tanrı”nın insanlığa verdiği nimetlere niçin şükretsindi; mesela nefes alamayacaksa, zaten yaşamayacaktı, ölecekti!..

    (2) İnternette biri, ben sarışın-mavi gözü bir hatun istesem, illa esmer mi verilecek, diye soruyordu!

    (3) “Oğlanlar”ın kadınlar için “hazırlandığına” dair yorumlar duyuluyor (Çünkü, artık 21. yüzyıldayız, okuyan, çalışan kadınların sayısı çok arttı!). Ayetlerden cennette eşcinselliğin ve oğlancılığın/sübyancılığın “helal” olacağı sonucu çıkarılabilir ama kadınlara “genç erkekler” verileceği yorumuna ancak gülünür!

    Not. “Düşünen” Müslümanlar, “ibadet ve iyilik karşılığında cennet nimetleri” formatına ilişkin rahatsızlıklarını gidermede, “Allah’ın rızası/hoşnutluğu” formülünü de kullanırlar. Bunun Kuran’da nasıl/ne anlamda, nerede, ne kadar ve müstakil mi kullanıldığı hususları incelenmelidir!

  16. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Ulug arkadas,
    diyorsunuz ki:

    Kuran’a göre Muhammed(as) bütün insanlara gönderilmiştir (Sebe 28).

    Biz seni ancak ahalinin (=elnas) hepsine gonderdik bir mujdeci ve bir uyarici olarak, lakin ahalinin cogu bilmezler. (Sebe 28)

    Bu ayette kullanilan ahali (=elnas) ifadesi oncelikle bir bolgedeki “belirli bir insan toplulugunu” kasteder olmalidir.

    Ornegin Suleyman peygamber su hitabinda:

    Ey ahali (=elnas), iste bize kuslarin dili ogretildi…. (Neml 16)

    derken bu ifadeyi yine sadece muhatabi oldugu karsisindaki o “belirli insan toplulugu” icin kullanmaktadir.

    Bu baglamda yukarida Sebe 28 de gecen ve Muhammed Peygamberin
    bizzat mujdelemekle ve “uyarmakla” emrolundugu o ahalinin,
    –belirli insan toplulugunun– hepsinin kimler olacagi da asagidaki Ayetlerde yine netce aciklanip ortaya konulmus olmalidir:

    Ey Muhammed, iste biz sana boyle Arapca bir Kuran (=Kuranen Arabiyyen) vahyettik, ta ki sehirlerin anasini (=Mekke) ve onun cevresindekileri
    “uyarasin”… (Suura 7)

    Dolayisiyla, Sebe 28 de gecen ve Muhammed Peygamberin kendilerine bir “uyarici” olarak gonderilmis oldugu vurgulanan bu “ahalinin hepsi” (=kaaffeten linnasi)
    ancak Mekke ve cevresindeki ahalinin –belirli insan toplulugunun– hepsini kasteden bir ifade olmalidir temelde.
    Zaten bu ayette de ayrica yine “Arapca bir Kuran” diye bastan vurgulanmis olmasi, Muhammed Peygamberin muhatab alacagi bu “ahalinin hepsinin”
    ancak Arapca konusan & anlayan bu “Arap Ahalisinin Hepsi” olacagina yine bastan isaret ediyor olmalidir acikca. (Sebe 28 & Suura 7)

    yine diyorsunuz ki:
    “Ey insan! Nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklaştıran…?”(İnfitar 6) örneğinde olduğu gibi insana(Araba değil) hitap eden ayetler vardır.

    Yukarida aciklanan durumu, ve bunun uzerine bir de su Ayetleri de koyup beraberce dusunuldugunde:

    Ayetleri aciklanmis bir Kitaptir, ARAPCA KURANDIR (=kuranen arabiyyen)
    bunu bilen bir kavim icin. (Fussilet 3)

    Eger biz onu yabanci dilde bir Kuran kilsaydik, derlerdi:
    Ayetleri aciklanmali degil miydi? Yabanci dilde mi (olmaliydi) ve biz Arapca (konusuyoruz) iken? (Fussilet 44)

    bahsettiginiz Ayette de oncelikle “Arap Insana” hitap edildigi acik olmalidir. Ancak elbette Arap olmayip da bu gibi Ayetlerden kendilerine de ders cikarmak isteyecek diger insanlarin –Kuranin tarihsel & mekansal perspektifine ve butunlugune sadik kalarak– ikincil olarak buradan kendilerine ders cikarip almalari yasak degildir herhalde elbette. (Ancak Kuranin temelde Araba yonelik seriatini ve o eski Arap Dinci & Allahcilara karsi olan mucadelesini (Araf 28 & Muminun 84-89 & …) tum bu tarihsel & mekansal baglamindan koparip da bu gibi Ayetleri sonra bugunun tum medeni insanlarinin uzerine “yanlis ve despotca”
    aynen ve zoraki empoze etmeye kalkmamak uzere, umulur ki.)

    (*Bu arada kucuk onemli bir not olarak burada sunu da belirteyim ki:
    Suudi Arabistanda en buyuk Dini otoriteler tarafindan
    Arabistanin disinda olan ve sonra ana dili Arapca olmayip da Islami benimsemis olan diger tum milletler & insanlar bu acidan ancak “ikinci sinif muslumanlar” olarak gorulurler temelde, ve hicbir Islami konuda & tartismada oncelikle pek ciddiye alinmazlar.)

    yine diyorsunuz ki:
    Diğer bir örnek: “Furkan süresi ilk ayetler de küçücük bir gruba hitap eden cinsten değildir.”

    Kulu (Muhammedin) uzerine Furkani indiren o Allah mubarektir, alemlere bir uyarici olmasi icin. (Furqan 1)

    Muhammed Peygamberin temelde “uyaracagi” o belirli insan toplulugunun hepsinin kimler oldugunu az once incelemistik beraberce. (Sebe 28 & Suura 7)

    Ve burada gecen bu “alemler” ifadesinin de yine yukarida belirtilen –Mekke ve cevresi olarak, en genis anlamda muhtemelen Arapca konusan cevredeki tum halklar– sadece belirli bir bolgeyi kasteden bir ifade olacagini da
    buradan gorebiliriz. Cogu zaman bu “alemler” ifadesinin kuresel & evrensel anlamda olacagi yanlis sanisina, cevirisine ragmen, Hicr 70 de bu ifadenin sadece yoresel & bolgesel olarak kullanildigi da ayrica yine acik olmalidir.

    yine diyorsunuz ki:
    “Ey insan! Nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklaştıran…?”(İnfitar 6)

    Bu yeterince kapsayıcı bir soru değil midir?

    Evet, kapsayici bir soru, ve cevabi da yine kapsamli bir sekilde verilmis olmali Kuranin icinde:

    Ey insan, ne aldatti seni (=garreke) Rabbine karsi, serefli olan? (Infitar 6)

    =Din adina aldatma amacli (=gururen) yalan sozler ureten ve boylece Peygamberlere dusmanlik ettikleri bildirilen o eski Dinci & Allahci arabi cin ve insan seytanlari. (Enam 112, 121)

    =Din adina uydurulmus Kitap disi olan ve aldatici (=garrekum) olarak nitelendirilen o eski umit verici bos sozler –emaniyye– (Hadid 14 & Bakara 78)

    =Dunya hayati ve burada o kitap ehlini ve araplari Din & Allah adina aldattiklari bildirilen o aldaticilar (=elgaruur). (Faatir 5 & Enam 112)
    ve digerleri….

    yine diyorsunuz ki:
    Kuran’ın Arapça olmasının belirtilmesindeki hikmet benim kanaatime göre tercümelerin yetersiz olabileceğine, Kuran’ın orijinal dilinde yorumlanması gerektiğine işarettir.

    Kuranin Arapca olmasindaki hikmeti zaten yine kendisi acik bir sekilde ortaya koymakta olmalidir,
    baska soze hacet yok sanirim:

    Suphesiz biz onu ARAPCA BIR KURAN kildik, ta ki siz akledesiniz. (Zuhruf 3)

    Ayetleri aciklanmis bir Kitaptir, ARAPCA BIR KURANDIR (=kuranen arabiyyen)
    bunu bilen bir kavim icin. (Fussilet 3)

    Eger biz onu yabanci dilde bir Kuran kilsaydik, derlerdi:
    Ayetleri aciklanmali degil miydi? Yabanci dilde mi (olmaliydi) ve biz ARAPCA (konusuyoruz) iken? (Fussilet 44)

    Buna gore, basta ana dili Arapca olmayan ve Kurani orijinal dilinde okuyup anlayamayan kimselerin bu Kitabi dogru durust “akletmeleri” bile bastan pek imkan dahilinde olmamalidir, herhalde, malesef.

    yine diyorsunuz ki:
    Kuran’ın evrensel olduğunu gösteren ayetler mevcutken lokal bir kitap olduğunu belirten hiçbir ifade yoktur.

    Yukarida aktarmaya calistigim tum o Ayetlerden sonra bu ifadenizi, affiniza siginarak, burada soylece biraz duzeltmek isterim.

    Kuran’ın lokal olduğunu gösteren ayetler mevcutken evrensel bir kitap olduğunu belirten hiçbir ifade yoktur!

    Ve yine tum yukarida aktardigim o Ayetlerle birlikte Kuran seriatinin o temel karakterini de hesaba alirsak burada:

    =hirsiz kadin ve erkegin ellerinin kesilip koparilabilmesi (Maide 38)
    =zina eden erkek ve kadina yuzer sopa atilabilmesi (Nur 2)
    =miras & sahitlikte bir erkege ancak iki kadin denk tutulmasi (Bakara 282 & Nur 11)
    =kadinin gerektiginde kocasi tarafindan dovulebilmesi (Nisa 34)
    =cocugun tek gercek sahibi baba tayin edilip, anaya sadece –babanin izni ve istegiyle– emzirme gorevi verilmesi (Bakara 233)
    =dort kadina kadar nikahlanabilmesi (Nur 3),
    =6 yasinda kiz cocuklarinin 50 yas uzeri Arap erkekler tarafindan nikahlanabilmesi (Peygamberin ahlaki bir ornegi olarak)

    bu Kitabin mesaj & seriat acisindan asla evrensel olamayacagini, ancak Araba hitap edebilecegini yine yeterince acik gosteriyor olmalidir.

    yine diyorsunuz ki:
    Buradan çıkan sonuçlar:
    1-) Dönemin Arapları çölde sıkışıp kalmamışlardır. Dünyada olan biten olaylardan ve inançlardan haberdardırlar.

    Elbette haberdar olabilirler. Ancak bu, temelde onlara gonderildigi vurgulanan bir Kitap ve Seriatin onlarin haberdar olabilecekleri tum bu milletlere de aynen ve zoraki empoze edilebilecegi & edilmesi gerektigi anlamina gelmemekteydi/gelmemektedir, sanirim!

    2-) Kuran ufku dar bir kitap değildir, lokale(çöle) bağlı kalmamıştır. Yeryüzündeki ve gökyüzündeki hadiselerden örnekler vermektedir.

    Elbette vermelidir/vermektedir. Bu Araplarin ayaklarini bastiklari bir yer (=elard) ve gozlerini kaldirip baktiklari bir gok (=essema) zaten halihazirda mevcut olmaliydi Suudi Arabistanda o donemde de!
    Bu acidan Kuran onlara defalarca ayaklarinin altindaki bu yere, ve tepelerindeki goge, ve develere, ve daglara vs. bakip ibret almalarini
    ve sonra da eski Dinci & Allahci yollarini birakip Kurana gelmelerini emretmis olmalidir burada. (Gasiye 17-26 & Araf 28 & …)

    3-) Persler mecusidir(ateşe tapmaktadır). Perslerin inancı hangi gruba girer? Ateşe tapan, güneşe tapan, tabiata tapan. Bunlar arasında ne fark var? Elbette, Onlar akılsız ve ilkeldirler. Halbuki günümüzün medeni inançsızları çok akıllıdır. Kıyaslama bile yapılamaz. Hem günümüzde çok karizmatik yeni felsefi isimlendirmeler bile yapılabiliyor:-)

    Atese tapan Persler, inege tapan Hindular, Gunese tapan Sebeliler vs. bunlari yaparken bunlari bir ilaha/ilahlara ulasim araci olarak ve “dinsel ritueller” seklinde yapar olmalidirlar,
    ve bu nesnelerin (ates & inek & gunes vs.) onlari o ilaha/ilahlara yakinlastirdigini soyler/iddia eder olmalidirlar. (Zumer 3)

    Bu kimselerle diger ateist & agnostik & deist tarzdaki insanlar ayni gruba konulamazlar. Cunki ateist & agnostik & deist karakterli insanlar
    evreni & tabiati & bilimi vs. asla bir ilaha/ilahlara ulasim araci olarak kullanmazlar en basta. Onlar zaten herhangi bir ilah/ilahlar hakkinda ortada hicbir “somut” kanit & veri olmadigini dusunerek (ki Kuran onlarin bu dusuncesini Allah acisindan da bu baglamda pek de yanlislamaz olmali: Enam 103 & Isra 44 & …), bu konuya “mesafeli” kalmayi tercih ederler.
    ve Kuranin tanittigi Yaratici bu tip insanlari bu yuzden kendisine direk hedef alip derhal ebedi cehenneme atacak “sadist” nitelikte bir Yaratici olmamalidir, Kuran dikkatli okunup incelendiginde!

    tekrar saygi ve sevgilerimle.
    Hepiniz Esen kalin.

  17. Uluğ diyor ki:

    Biz seni ancak ahalinin (=elnas) hepsine gonderdik bir mujdeci ve bir uyarici olarak, lakin ahalinin cogu bilmezler. (Sebe 28)

    Arapça bilmem. Bildiğim kadarıyla “Nas” insan anlamına gelen bir kelime. Sizin “ahalinin hepsi” diye çevirdiğiniz ifadenin doğru çevirisi “Bütün insanlara, bütün insanlığa, insanların hepsine” gibi birşeyler olmalıdır.

    Ve burada gecen bu “alemler” ifadesinin de yine yukarida belirtilen –Mekke ve cevresi olarak, en genis anlamda muhtemelen Arapca konusan cevredeki tum halklar– sadece belirli bir bolgeyi kasteden bir ifade olacagini da
    buradan gorebiliriz.

    Bu yorumun oldukça zorlama olduğunu düşünüyorum. Arapça bilmediğim için bu konuda daha fazla bir şey söyleyemem.

    *****************

    Kuran’ın Arapça olması ile ilgili ayetleri de kapsamı dışında yorumluyorsunuz.

    Çok açık ki Kuran’ın doğru anlaşılması için orjinal dilinde yorumlamak gerektiği söyleniyor ayetlerde. Bu dili iyi bilen herhangi birisi(ırk olarak Arap olması gerekmez) Kuran’ı en doğru şekilde anlayıp, yorumlayabilir. Diğer dillerde anlaşılması detaylı açıklamalarla mümkündür ki zaten tefsirlerle bu yapılmaktadır.

    Kuran’ın Arapça olmasının sebebi olarak da Peygamberin ve ilk muhataplarının Arapça konuşan insanlar olması gösteriliyor ilgili ayette. Bu ayetin mantığına göre Peygamber ve muhatapları Türkçe konuşuyor olsaydı Kuran Türkçe olacaktı! Burda belli bir ırkı ön plana çıkarmak sözkonusu bile değil. Hele Kuran’ın sadece (Lokal) Araplara indirildiğini söylemek hiç mümkün değil.

    Kuran’ın evrensel değil de lokal olduğuna dair getirdiğiniz yaklaşım doğru görünmüyor.

    **************

    Atese tapan Persler, inege tapan Hindular, Gunese tapan Sebeliler vs. bunlari yaparken bunlari bir ilaha/ilahlara ulasim araci olarak ve “dinsel ritueller” seklinde yapar olmalidirlar,
    ve bu nesnelerin (ates & inek & gunes vs.) onlari o ilaha/ilahlara yakinlastirdigini soyler/iddia eder olmalidirlar. (Zumer 3)

    İnsanları Allah’ın varlığına ikna etmeye çalışan bir sürü ayetin zaten bir ilaha inanan müşrikleri ikna etmek için gönderildiğini düşünmek mümkün değil….

    Allah’a ortak koşulan varlıkların temel özelliği Allah’ın (bazı)niteliklerine sahip olmasıdır. Bir Putun içinde görünmeyen bir ilah vardır. Bu ilah bir şeyleri yapma gücündedir. v.s. Günümüzde de Tanrısal vasıflar “Evrenin kendisine” verilmektedir. Günümüzde de açıkca Allah’a şirk koşulmaktadır. Kuran’da Allah’ın varlığına dair ayetlerin günümüz insanına da hitap ettiği çok açık…

    (Soru: “Kendisi yaratılmış olan nasıl İlah olabilir?” anlamında bir ayet olduğunu hatırlıyorum.Hangi ayet olduğunu hatırlamıyorum. Bu ayeti biliyorsanız söyleyebilir misiniz @Kurandaki din?)

    ************

    Bugün fırtınalı bir gün oldu. Yazmak için vakit bulamadım. Yazmak istediklerimi tam yansıtamadım, konsantre olamadım.

    Bir kaç kelam da Mete Tunç’un yazdıklarına edeyim:

    ***********

    Aynı karakter-kişilik-duygu özelliklerine sahip olsanız, ama Portekiz’de doğmuş-büyümüş olsaydınız kesinlikle Katolik olur, İsa Mesih, tanrılığı, mucizeleri vs. savunusu yapardınız!

    Bundan çok emin değilim:-) Allah bilir! Dini konulara bakış açım sabit değildir. İslam’ın dinamizmi benim için çok etkileyici. Katolikliği bilmiyorum…

    Bu konu kapsamında düşünülebilecek diğer bir konu: Kuran’ın İslam’dan habersiz diğer insanlara bakış açısı mükemmel…

    Bağlantılı olarak, “Kuran bütün insanlığa hitap etmektedir.” sözünüzden hareketle, bir Portekizliye, Vietnamlıya, Peruluya… Kuran’ı, İslam’ı okuduğunuzda, anlattığınızda nasıl tepki vereceğini, ne anlayayacağını, ne etki edeceğini tasavvur ediniz, ve sonra o sözü tekrar yazabilir misiniz, düşününüz!

    Bu tekrar edemeyeceğimi düşündüğünüz sözü size Perulu, Vietnamlı, Portekizli veya Japon bir müslüman söylerse bu size bir şey ifade eder mi? Düşününüz!

    ***************************

    Burada üç ihtimal var:

    “Birincisi, ayetin gerçekten Muhammed’in sözleri olması ve aynı kelimelerle kaleme alınması… Öyleyse, burada bir risk alınmıştır! (Bir görüşe göre, o dönemler Roma-Pers savaşları sıktır, bazen biri bazen diğeri kazanmaktadır…)”
    Başka alınmış riskler(!?) de vardır Kuran’da:-) Tebbet süresi gibi. Ebu Leheb belki de tarihteki tek şahsiyettir, eline İslamı bitirme şansı verilen. Ah bir münafık olmayı akıl edebilseydi:-)

    Sözkonusu ayet indiğinde Bizanslıların nerdeyse yıkılma tehlikesi içine girecek kadar ağır bir yenilgeye uğratıldığından behsediliyor.

    “İkincisi, Sözün Muhammed’e ait olması, ama Kuran yazılırken değiştirilmesi. Yani, aslında gün olur devran değişir, gibi bir anlamındaki cümle (Romalıların Persleri yendiği duyulduktan sonra) değiştirilmiştir.”
    İşkembeden sallamak bu olsa gerek. Zaten Kuran’ı kitap haline getirenler Müslüman değildi. Hepsi inanıyormuş gibi yapan insanlardı!?

    Zaten Peygamber Kuran ayetlerini koruma konusunda hiç hassas değildi!? Peygamber(a.s.) karışmasın diye hadislerin yazılmasına bile izin vermemiştir(Daha doğrusu zeka,bilgi,iman v.s. yönünden emin olduğu bir kaç sahabenin yazmasına izin vermiştir) ve bildiğim kadarıyla ayetler yazılı olarak da muhafaza edilmiştir. Daha sonra yapılan Kuran’ın kitap haline getirilmesidir.

    “Üçüncüsü, Muhammed’in bu minvalde hiçbir sözü bulunmaması. Kuran komisyonunca ve/veya o zamanki egemenler tarafından Kuran’a koydurulmuştur. Ki, bu ayet, sure içinde “sırıtmaktadır! (Pek çok suredeki pek çok ayet gibi!)”
    Bunun için “işkembeden sallama” tabiri bile durumu ifade etmekten aciz kaldı.

    Ayet de Bizanslıların 3-10 yıl içinde galip gelecekleri açık bir şekilde yazmaktadır.

  18. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Ulug arkadas,
    diyorsunuz ki:
    Arapça bilmem. Bildiğim kadarıyla “Nas” insan anlamına gelen bir kelime. Sizin “ahalinin hepsi” diye çevirdiğiniz ifadenin doğru çevirisi “Bütün insanlara, bütün insanlığa, insanların hepsine” gibi birşeyler olmalıdır.

    “enNas” bir onceki yazida belirtmeye calistigim gibi, herhangi bir durumda & bolgede muhatap alinan “belirli bir insan toplulugu” olmalidir.
    Ornek: Suleyman Peygamberin hitap ettigi o karsisindaki “enNas” gibi… (Neml 16)

    Insan & Insanlar ifadeleri icin ise Kuranda zaten “elinsanu” & “elenasiyye” gibi ayri kelimeler mevcuttur. (bkz. Hasr 16 & Furkan 49)

    Sebe 28 de gecen “kaaffeten linnasi” ifadesi ise, “ahalinin (belirli bir insan toplulugu) hepsine” anlaminda olup,

    Muhammed Peygamberin kendilerine bir mujdeci ve “UYARICI” olarak gonderildigi bildirilen bu “ahalinin hepsinin” temelde sadece Mekke ve cevresindeki Arapca konusan halklar & bolgeler oldugu
    tartismaya mahal birakmayacak sekilde netce belirtilmis olmalidir sonra da
    o ilgili Ayette:

    Biz seni ancak ahalinin (=elnas) hepsine gonderdik bir mujdeci ve bir UYARICI (=NEZIREN) olarak, lakin ahalinin cogu bilmezler. (Sebe 28)

    Ey Muhammed, iste biz sana boyle Arapca bir Kuran (=Kuranen Arabiyyen) vahyettik, ta ki sehirlerin anasini (=Mekke) ve onun cevresindekileri
    UYARASIN (=LITUNZIRE)… (Suura 7)

    yine diyorsunuz ki:
    Bu yorumun oldukça zorlama olduğunu düşünüyorum. Arapça bilmediğim için bu konuda daha fazla bir şey söyleyemem.

    Bunun zorlama degil, bilakis Kuranin butunlugu icinde anlasilmasi gereken yegane anlam oldugunu tekrar asagida acikca gorebiliriz, umarim:

    Kulu (Muhammedin) uzerine Furkani indiren o Allah mubarektir, alemlere bir UYARICI (=NEZIREN) olmasi icin. (Furqan 1)

    Ey Muhammed, iste biz sana boyle Arapca bir Kuran (=Kuranen Arabiyyen) vahyettik, ta ki sehirlerin anasini (=Mekke) ve onun cevresindekileri
    UYARASIN (=LITUNZIRE)… (Suura 7)

    Bu Ayetlerde de goruldugu gibi, Muhammed Peygamberin bir “UYARICI” olarak gonderildigi “alemler” (=topluluklar) temelde yine sadece Mekke ve cevresindeki ana dili Arapca olan & Arapca konusan topluluklar olmalidirlar.
    Bu “alemler” (=topluluklar) kelimesinin sadece lokal manada kullanilabildigi de yine su diger Ayette de gayet acik olmalidir:

    Dediler: ey Lut, biz seni “alemlerle” (=topluluklarla) –konusmandan– menetmemis miydik? (Hicr 70)

    Burada elbette Lutun iclerinde oldugu o halkin otoriteleri onu ancak
    kendi hakimiyet alanlari icinde kalan o bolgede dolasabilecek
    “alemlerle” (=topluluklarla) konusmasindan menetmis olmaliydilar evvelden.

    yine diyorsunuz ki:
    Kuran’ın Arapça olması ile ilgili ayetleri de kapsamı dışında yorumluyorsunuz.
    Çok açık ki Kuran’ın doğru anlaşılması için orjinal dilinde yorumlamak gerektiği söyleniyor ayetlerde. Bu dili iyi bilen herhangi birisi(ırk olarak Arap olması gerekmez) Kuran’ı en doğru şekilde anlayıp, yorumlayabilir.

    Yukarida bir onceki yazida ilettigim o Ayetlere yeterince dikkatli
    bakmamis olmalisiniz, ya da ben en onemli noktalari yeterince vurgulayamamis olmaliyim, herhalde. O halde tekrar beraberce biraz daha yakindan bakalim burada:

    Ayetleri aciklanmis bir Kitaptir, ARAPCA KURANDIR (=kuranen arabiyyen)
    bunu bilen bir “kavim” (=Arap kavmi) icin. (Fussilet 3)

    Eger biz onu yabanci dilde bir Kuran kilsaydik, derlerdi:
    Ayetleri aciklanmali degil miydi? Yabanci dilde mi (olmaliydi) ve biz Arapca (konusan bir kavim) oldugumuz halde? (Fussilet 44)

    Burada en onemli nokta, bu Kuranin temelde Arapca konusan & ana dili Arapca olan bir kavme (=Arap milleti) hitap eder karakterde oldugunun vurgulaniyor olmasi olmalidir, en basta.

    Yoksa elbette diger milletlerden Arapca ogrenip bu Kurani orijinal dilinde okuyup anlayabilen insanlar cikmasi tabidir. Ancak bu durum bu diger milletlerin hepsinin bu nedenle temelde sadece ana dili Arapca olan & Arapca konusan bir kavmin (=Arap milleti) karakterine hitap eden bu Mesaji & Seriati sonra zoraki “evrensellestirmeye” kalkip diger tum milletlere de
    aynen empoze etmeleri gerektigini gostermemektedir, herhalde!
    Nitekim yine Kuranin su tip “Seriat Kanunlarina” dahi baktigimiz zaman:

    =hirsiz kadin ve erkegin ellerinin kesilip koparilabilmesi (Maide 38)
    =zina eden erkek ve kadina yuzer sopa atilabilmesi (Nur 2)
    =miras & sahitlikte bir erkege ancak iki kadin denk tutulmasi (Bakara 282 & Nur 11)
    =kadinin gerektiginde kocasi tarafindan dovulebilmesi (Nisa 34)
    =cocugun tek gercek sahibi baba tayin edilip, anaya sadece –babanin izni ve istegiyle– emzirme gorevi verilmesi (Bakara 233)
    =dort kadina kadar nikahlanabilmesi (Nur 3),
    =6 yasinda kiz cocuklarinin 50 yas uzeri Arap erkekler tarafindan nikahlanabilmesi (Peygamberin ahlaki bir ornegi olarak)

    bu ve benzeri nice “Seriat Kanunlari” da bu Kuranin asla evrensel bir karakter tasiyamayacagini, ancak bir Arap kavmi (=Arabistan milleti) icin uygun olabilecegini yine yeterince acik gosteriyor olmalidir, umarim.

    Tum bunlari gozonune alarak, daha yukarida da belirtmeye calistigim sekilde
    tekrar sunu soyleyebiliriz/soylemeliyiz burada belki:

    Ancak elbette Arap olmayip da bu gibi Ayetlerden kendilerine de ders cikarmak isteyecek diger insanlarin –Kuranin tarihsel & mekansal perspektifine ve butunlugune sadik kalarak– ikincil olarak buradan kendilerine ders cikarip almalari yasak degildir herhalde elbette. (Ancak Kuranin temelde Araba yonelik seriatini ve o eski Arap Dinci & Allahcilara karsi olan mucadelesini (Araf 28 & Muminun 84-89 & …) tum bu tarihsel & mekansal baglamindan koparip da bu gibi Ayetleri sonra bugunun tum medeni insanlarinin uzerine “yanlis ve despotca”
    aynen ve zoraki empoze etmeye kalkmamak uzere…)

    yine diyorsunuz ki:
    İnsanları Allah’ın varlığına ikna etmeye çalışan bir sürü ayetin zaten bir ilaha inanan müşrikleri ikna etmek için gönderildiğini düşünmek mümkün değil….

    Iste, zaten bu temel ve oncul “hatali bakis acisi” Kuranin cogu zaman tamamen baglamindan koparilip genelde “yanlisca ve despotca” bugunun tum medeni milletlerinin & insanlarinin uzerine boylece kullanilmasina neden olmus/oluyor olmalidir. Bunun icin yine daha yukarida da bir miktar deginmeye calistigim bu onemli noktayi bir kez daha ozetle verip biraz daha acmaya calisayim burada:

    Kuranda bahsedilen “inancsizlik” (=kufr) ise su anda genelde yanlis anlasildigi ve kullanildigi anlamda ateizmi & agnostisizmi vs. kasteden bir ifade olarak kullanilmamistir hic.
    Kuranda bahsedilen inancsizlik: Allah tek (ilah & rab & sefaatci & veli) olarak anildiginda (Kasas 70 & Suura 10 & Zumer 44 & Secde 4) bunu nefretle karsilayip inkar eden,
    ancak Allahin yaninda Lat Uzza Menat adi verilen bazi melekler de Onunla birlikte birer ilah & rab & sefaatci & veli olarak anildiginda (Zuhruf 58 & Necm 19-27 & Yunus 18 & Kehf 102) bunu sevincle kabul edip inanan
    o karsit Dinci & Allahci Arap zihniyeti icin kullanimis bir ifade olmalidir temelde (Mumin 10-12).

    Ve bunlar bu sekilde “Rablerini inkar etmis” kimseler olarak vasiflandirilmis olup,
    bu da gercekte bu kimselerin Allahin varligina kani olamayan ateist & agnostik vs. tarzda insanlar olmalarindan degil, ancak Kurani gercekten Allahin indirmis olduguna kani olamayan Dinci & Allahci tipte Araplar olmus olduklarindan oturu olmalidir. (Araf 28 & Mulk 6-10)

    Kuranda oncelikle Ibrahimden baslayan ve onun soyundan geldigi bildirilen (Ibrahimi dinlerdeki) tum Peygamberlerin ana mucadelesi daima, yukarida kisaca verilen:
    Allahi tek ilah, rab, sefaatci, veli edinin; Onun disinda kendinize melekleri & peygamberleri & din adamlarini & gunesi & yildizlari & atesi vs. buna ek birer ilahlar & rabler & sefaatciler & veliler edinmeyin minvalinde olmustur. (Ali Imran 79-80 & Zumer 44 & Secde 4 XXX Necm 19-27 & Tevbe 31 & Enam 75-81)

    Kuranda verilen tum o goklerin ve yerin yaratilmasi, ruzgarin estirilmesi, bitkilerin cikarilmasi, ayin gunesin hareket ettirilmesi vs. gibi doga olaylari yine genelde yanlis anlasildigi uzere, ateist & agnostik vs. insanlari Allahin “Varligina” ikna etmek icin degil, bilakis zaten bundan once dahi Dinci & Allahci olan o Araplari Allahin buradaki “Kudretine” ve tek basina yaratip bitirmis oldugu bildirilen bu islerin hicbirinde onlarin iddia ettigi gibi Lat Uzza Menat isimli melekleri ek birer “yaraticilar” olarak tayin etmedigine ve yetkilendirmedigine ikna etmek icin olmalidir. (Rad 16 & Ahkaf 4)

    Zaten sadece tabiati & doga olaylarini ve yasalarini vs. gozlemleyen insanlarin bunun sonucunda bazen ulasabilecekleri en son nokta “deizm” olabilip (einstein & spinoza vs. gibi en unlu bazi bilim adamlarinin dahil oldugu anlayis),
    buna gore, evrenin arkasinda herhangi bir yaratici/yaraticilar olma ihtimali muhtemeldir, ancak boyle bir yaratici/yaraticilarin kimlik ve sahsiyeti hakkinda ortada somut bir delil olmadigindan bu konuda herhangi bir soylemde bulunmak makul degildir, seklinde olmalidir.

    Bunun otesinde, Kuranin tanittigi Allahin kendisinin ve milyarlarca meleklerinin ve cinlerinin ve vahyinin temelde tamamen insanin 5 duyusu otesinde olup bunlara ulasabilecek herhangi en ufak somut bir delil verilmediginden & verilmeyeceginden (Enam 103 & Vaqia 84-85 & Araf 27 & Isra 44) oturu, ateist & agnostik & deist tarzda insanlarin Kuranin tanittigi bu Allaha inanmalari & ulasmalari zaten bastan mumkun kilinmamistir; cunki Kuranin zaten amaci da bu degildir, en bastan.
    Kuranin amaci, zaten dogustan kendilerine boyle 5 duyu ile asla ulasilamaz nitelikte bir Yaraticiya inanma & benimseme potansiyeli yuklenmis olan dogustan Dinci & Allahci temayulde olabilecek insanlari daha dunyaya gelmeden once bu Allahin huzurunda ona verdikleri bildirilen bir sozu –Onun disinda burada kendilerine melekleri & peygamberleri & din adamlarini vs.
    asla Rabler (=Allah adina Kitap disi hukumler ureten otoriteler edinmeyeceklerine dair
    Araf 172-173 & Ali Imran 80 & Tevbe 31 & Suura 10– tutmalari seklinde tanimlanmis olmalidir.

    Iste, bu bahsedilen sozu dunyada bozup kendilerine Allahin disinda burada bazi melekleri veya peygamberleri veya din adamlarini Onunla birlikte ek birer Rabler & Ilahlar edindikleri soylenen o Dinci & Allahci tipte Araplar (Necm 19-27 & Zuhruf 57-58) ve o donemde onlara arka ciktiklari soylenen o bir kisim Yahudi ve Hristiyanlar (Tevbe 31), ve bunun ardindan yine Gunesi veya Atesi veya Inegi vs. yine bu baglamda ek birer Rabler & Ilahlar edindikleri soylenen yine o temelde Dinci & Ilahci bir kisim mecusi & hindular vs. (Hac 17) Kuranin hedef aldigi
    ve –ozellikle Kuranin yegane olarak vurguladigi o Arapca Edebi Uslup kanitiyla birlikte sundugu bu dini soylemler hakkinda Tur 30-34– “akillarini kullanmayan inancsizlar” olarak nitelendirdigi yegane insanlar olmalidirlar (Muminun 84-89 & Ahzap 25-26 & Hasr 14), ve nihayetinde ebedi cehennem de sadece bu tip inkarci (=elleziyne keferu) olarak tanimlanan musrik & kafir “teist insanlar” icin ongorulmus olmalidir. (Beyyine 6)

    yine diyorsunuz ki:
    Allah’a ortak koşulan varlıkların temel özelliği Allah’ın (bazı)niteliklerine sahip olmasıdır. Bir Putun içinde görünmeyen bir ilah vardır. Bu ilah bir şeyleri yapma gücündedir. v.s. Günümüzde de Tanrısal vasıflar “Evrenin kendisine” verilmektedir.

    Oncelikle, Kuranda Allaha ortak kosulduklari bildirilen tum o varliklarin & putlarin

    =Lat ve Uzza ve Menat gibi (Arapcada “disil” olan isimlerle) adlandirilmis
    bazi –o eski Dinci Araplara gore– Melekler (Necm 19-27),

    Not: Eski Arabistandaki bu “putlar” sadece gokte canli olduklarina inanilan bu disi Meleklerin onuruna yerde yapilmis heykeller idiler. Sadece temsili heykeller olmaliydi bunlar…. (Necm 19-27) Kurandan tumden habersiz cogu cahil insanlarin simdi zannettikleri gibi, eski Dinci & Allahci araplar bu putlari Ilah & Allah felan zannedip onlara –onlarin simdi yanlis anladigi sekilde/gibi– tapmiyorlardi….

    =Isa ve Uzeyr gibi “Allahin ogullari” ilan edilmis bazi Peygamberler (Tevbe 30-31),

    =Hristiyan ve Yahudilerce kutsallastirilmis bazi Haham ve Papazlar (Tevbe 31)

    =Mecusi ve Hindu vb. tarafindan kutsallastirilmis bazi nesneler (Ates & Inek vs.) (Hac 17)

    yalanci birer ilahlar & rabler & sefaatciler & veliler olarak nitelendirilmis olmasinin temel sebebi:

    =Bu varliklarin Allahin Kitabi disinda dahi Din & Allah adina “hukumler” uretebileceklerine inanilmis olmasindan kaynaklanmaktadir,
    halbuki Kurana gore “hukum” sadece Allahin olmalidir (Yusuf 40),
    ve Allah da Din & Allah adina gereken tum “hukumlerini” zaten kendi Kitabi icinde bildirmis olmalidir (Nisa 105 & Enam 114).
    Dolayisiyla, buna gore her kim Allahin disinda birilerine dayanarak

    =Lata ve Uzzaya ve Menata, veya diger Meleklere,
    =Uzeyre ve Isaya, veya diger Peygamberlere,
    =Hahamlara ve Papazlara, veya diger Din Adamlarina,
    =Atese ve Inege, veya diger nesnelere,

    Din & Allah adina –Kitap disinda– “hukumler” uretmisse,
    iste bunlar Kurana gore derhal
    Allahin disinda edinilmis sahte birer “Rabler & Ilahlar” statusunde degerlendirilmis olmalidirlar. (Kasas 70 & Suura 10) XXX (Zuhruf 19-22 & Araf 28 & Enam 150 & Tevbe 31)

    Ve edinilmis olan bu sahte “Rablere ve Ilahlara” yuklenmis olan ikinci bir ozellik de bunlarin Allahin katinda bunlari izleyen kimselere mutlak Sefaat ve Velilik yaparak onlari boylece Allaha “yakinlastiracaklari” iddiasinda olmalari olmalidir. Ki Kuran bu inanci da siddetle yermekte ve bunu da putperestligin diger adi bir vasfi olarak degerlendirmis olmalidir acikca. (Zumer 3 & Kehf 102 & Yunus 18 & …)

    Dolayisiyla, tum bu Kuransal yaklasimlari bu gercek baglamlarindan koparip sonra da
    simdi ateist & agnostik & deist tarzda olup temelde Din & Allah adina hicbir soylemde bulunmayan, ve ne evren, ne doga ve ne de bilim vs. adina
    yukarida aktarilan sekilde hicbir Dini & Ilahi iddia one surmeyen insanlari zoraki olarak Kuranda tanitilan o Musrik & Kafir statusune sokmaya kalkmak ancak Kurani “egri anlamak & kullanmak” ve bugun cogu medeni insanlara haksiz yere “zulum ve zorbalik etmek” disinda birsey olmamalidir, malesef.

    Kuranda temelde ateist & agnostik & deist tarzda olabilecek insanlarin nasil apayri bir kategoride (musrik & kafir degil, ancak gafil statusunde) degerlendirilip buna gore temelde iyi & uygar iliskiler cercevesinde –tum ibrahimi peygamberler ve izleyicileri tarafindan– muhatap alindiklarina/alinmalari gerektigine yukarida verdigim linkteki (29 mart) ana yazinin altinda yer alan yorumlarda bazi dindar arkadaslar tarafindan Kurandan somut deliller getirerek deginilmis & tartisilmis olmalidir, bu baglamda.

    yine diyorsunuz ki:
    “Kendisi yaratılmış olan nasıl İlah olabilir?” anlamında bir ayet olduğunu hatırlıyorum.Hangi ayet olduğunu hatırlamıyorum. Bu ayeti biliyorsanız söyleyebilir misiniz @Kurandaki din?)

    su Ayeti kastediyor olabilirsiniz:
    Ve onlar Onun disinda ilahlar edindiler, hicbir sey yaratamazlar (olan) ve kendileri yaratilirlar (olan)… (Furkan 3)

    Burada kastedilen bu sahte ilahlarin yine yukarida bir miktar aciklamaya calistigim o mantalite cercevesinde,

    Lat ve Uzza ve Menat…
    Isa ve Uzeyr….
    Hahamlar ve Papazlar…
    Ates & Inek…

    olduklari diger Ayetlerde tafsilatiyla gundeme getirilip ayri ayri islenmis olmalidir. (Necm 19-27 & Zuhruf 58 & Ali Imran 80 & Tevbe 30-31 & Hac 17 & ….)

    Kisaca: madem ki bunlar hicbir sey yaratamadilar, ancak kendileri yaratildilar,
    o halde simdi nasil olur da bunlardan Din & Allah adina –Onun Kitabinda olmayan– ek hukumler ureterek “ilahliga” soyunmus olmalari ve de koru korune takip edilmis olmalari umulabilir? (Kasas 70 & Nisa 105 XXX Zuhruf 19-22 & Araf 28 & Enam 150 … Enbiya 26-29 & Maide 44, 47 XX Tevbe 31
    & Hac 17…)

    saygi ve sevgilerimle.
    Hepiniz tekrar Esen kalin.

  19. Mete Tunç diyor ki:

    @Uluğ
    Elbette tek tanrıcılık hami-sami kültürünün ürünüdür ve bir bölgeye hastır, o nedenle Türk bir peygamber olmadı, olamazdı; ama olsaydı, bir fantezi yapalım: İsmi Ayvaz olsun. Hz. Ayvaz! Ötüken’de yaşamış olsun. Ormanda inzivaya çekilmiş olsun. İlk vayhi de orada alsın… Söylediği kimi ayetlerde kızgın ifadeler bulunsun; mesela Aybars’la problemi nedeniyle, ona, Türk’e has olarak, “şeyini şeyettiğimin” Aybars’ı veya “şerefsiz” Aybars diye hitap etsin!!!
    Ebu Leheb konusundaki yorum(unuz) tevatürdür, iddiadır. Bilemeyiz. Somut olan Kuran’daki ifadelerdir. İlgili yazım:

    Leheb/Tebbet suresi

    Aklıma geliyor, gülüyorum: Müslümanlar namazlarda Leheb (Tebbet) suresini okurlar. Çoğu manasını bilmeyerek.

    “Elleri kurusun Ebu Leheb’in…” diye başlayan, “yüce” “Allah”ın, “yüce” kitabında Ebu Leheb düşmanlığı yaptığı, kin kustuğu ayetlerinin okunarak “Allah”a ibadet edildiğini düşündükçe…

    Gözüme çarptı, okudum. 24.09.2007 tarihli Milliyet’in ramazan sayfasında ilahiyatçı Prof. Dr. Beyza Bilgin, Tanrı neden beddua ediyor, mealindeki soru üzerine, ayetin “iniş” gerekçesine dair kabul edilen rivayeti/hikayeyi anlatıyor. Güya Muhammed bir grup eşrafı çağırıp bir mesel anlatınca, aralarındaki Ebu Lehep, bizi bunun için mi çağırdın diye küfür edip (kahrolasıca/tebbet, deyip), taş atmış. Ayet, o bedduaya karşılık inmiş. Ebu Lehep’in bedduası kendisine döndürülmüş!..

    “Koskoca” Allah’ın, bir emriyle, “ol” diyerek yok edebileceği bir kuluna bu garezini anlamaya yetmiyor yukarıdaki açıklama!

    Ayrıca çelişkili bir açıklaması var profesörün: Surenin en erken vahy olunmuş surelerden biri olduğunu söylüyor ama aynı cümlede amcasının Muhammed’e gösterdiği “sürekli” düşmanlıktan vs. bahsediyor!

    Not1. Ben, galiba bu sureyi okumazdım!

    Not2. Kuran’daki küfürler, beddualar vs. mevzuuna girmiyorum; konu, bu çalışmada adı geçen-geçmeyen kitaplarda ve internet sitelerinde yeterince yazılmış. Müslümanların yorumlarını da belirtmeye gerek görmüyorum. Ama bir garabeti yazmadan edemeyeceğim: Kültürümüzde, bir köpeğe eziyet edene, onun da canı var, onu da Allah yaratmış denir; fakat Kuran’da “Allah” “kendi yarattığı” müşrikleri (“Tanrı’ya ortak koşanlar”, “putperestler”) yine “kendi yarattığı” hayvanlarla kıyaslar, onları hayvanlara dönüştürür, hayvanlardan daha aşağılar, diye niteler!

  20. Mete Tunç diyor ki:

    Kuran’ın, farklı bir kültürde yetişmiş bir insana ne anlam ifade ettiği, edebileceği hususunu tahayyül etmediniz, etmek istemediniz sanırım. Karşı bir soru sorduğunuza göre..!
    Alman, Japon vb. insanların, ama özellikle tek-tanrıcı kültürden gelen insanların Müslüman olmaları “asla” Kuran’ı (mealini) okuyarak, sözkonusu değildir. Keza dinleyerek de değil… Sebep, eşleri kaynaklıdır, kiliseye küskünlük ve fakat inanmaya ihtiyacın devam etmesidir vb. Yani, Kuran, ne tarihte, ne çağımızda, ne de gelecekte tüm insanlığa hitap etmemiştir, etmez, etmeyecektir.
    Onyıllardır süregelen “Batı, bilim adamları ‘hızla’ Müslüman oluyor” palavrasını vb. içeren bir yazım:

    Avrupa Müslüman Oluyor

    Cemaat mensuplarına, bildirilerle, makalelerle, eylemlerle, ödüllerle moral verilmesi doğaldır. Moral söylemlerinin bazıları da geleceğe dönüktür.

    1980’lerde, İslami grupların çıkardığı yayın organlarında, çeşitli yollarla verdikleri demeçlerde, önce tanınmış Avrupalı bilim adamlarının, siyasetçilerinin, ve (kendilerince istatistikler vererek) tüm Batı’nın artan bir hızla Müslüman olduğu iddia edilmekteydi.

    2000’lerdeyiz. Avrupa’da Avrupa kökenli halklar arasında dikkate değer bir İslamlaşma, bir İslami cemaatleşme hiç göze çarpmıyor! Acaba, adı geçen kesimin çıkardığı dergilerde hala bu iddia sürdürülüyor mu, bilmiyorum.(1) Eğer devam ediyorsa şaşırmam. Bir 10-20 yıl daha “moral” verebilirler sanırım.(2)

    Söylemin, iddia sahiplerince inanılarak savunulduğunu sanmıyorum. Tamamen “politik” bir yaklaşım, propagandaydı. Merak ediyorum; moral aşıladıkları, “gaza getirdikleri” çocukların, yetişkinliklerinde, günü değerlendirişlerinin yanlış olduğunu ve geleceğe dönük “öngörülerinin” doğru çıkmadığını gördüklerinde ne hissedeceklerini düşünmüyorlar mıydı? Ve içlerinden dürüst birkaç kişinin çıkıp kendilerini sorgulayabilecek olmasını?

    (1) Bu yazıldıktan kısa bir süre sonra CNN-Türk’deki “BeşNBirK” programında konuyla ilgili hazırlanan bir dosyayı izledim. Pek çok ünlü ismin aslında, iddia edildiği gibi Müslüman olmadıkları, bu tür yayınların o dönemde Batı’nın ve Batılı insanın “gözde büyütülmesinden” kaynaklandığı; Batı’ya, siz ne kadar “üstün” olduğunuzu söyleseniz de sizin önemli isimleriniz bizim inancımızı benimsiyor, mesajının verilmek istendiği; iletişimin artması ve türlü mukayeselerin yapılabilmesi sayesinde “onların” bizden pek farklı olmadıklarının anlaşılmasıyla bu tür yayınların giderek azaldığı belirtildi. İlgili kesimin günümüzde eski yaklaşımlarının özeleştirisinin yaptıkları, artık böyle iddialarda bulunmadıkları vurgulandı.

    (2) “Avrupa Müslüman oluyor” savını iddia edenlerin, yeni nesiller içinde bile hala var olduğuna bir sitede rastladım!..

    Not. TV’de dindar birini dinledim. Astronot Neil Armstrong’un, ayda ezan sesi duyduğu, Müslüman olduğu savlarına resmi/yazılı olarak verdiği bir cevabı gösterdi. İlaveten, internette dolaşan “çekilmiş” cin resimlerini de. 1. sine muhatap olmanın kendini rencide ettiğini, 2. sinin çok ilkel, estetikten uzak olduğunu ve bu tür yayımların Müslümanlara zarar verdiğini, dinsizlere malzeme olduklarını söyledi. (Laf arasında da dinsiz siteleri dava açarak kapattırdığını söyledi! İstediği kadar kapattırsın..!).

  21. Mete Tunç diyor ki:

    “Sözkonusu ayet indiğinde Bizanslıların nerdeyse yıkılma tehlikesi içine girecek kadar ağır bir yenilgeye uğratıldığından behsediliyor.” ve “Ayet de Bizanslıların 3-10 yıl içinde galip gelecekleri açık bir şekilde yazmaktadır.” diyorsunuz.
    1. cümlede “ayette… bahsediliyor” demek mi istediniz? Yoksa bir yorumu mu yansıttınız?!.. Her iki durum da sorun teşkil eder!..
    Daha önemlisi “3-10 yıl içinde” (başka meallerde “birkaç yıl içinde” geçiyor) ifadesidir: “3 vakte kadar” gibi bir şey! “Allah” kesin tarihini bilmiyor mu ki, bir zaman aralığı veriyor?! (Bu ifade dahi 3 maddelik sorgulamamı haklı kılıyor!)
    Kuran, ayetler spekülasyon yapmak için ideal ifadeler, hikayeler içeriyor @Uluğ. Ama mümkün olduğunca bunu yapmamayı, sadece adilane tarzda akıl yürütmeyi deniyorum. “İşkenmeden sallamak” yorumunuz dincilere, Kuran’a eklemeler yapan ilahiyatçılara vs. yakışır!

  22. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Mete Tunc arkadas,

    Gundeme getirdiginiz onemli birkac konuya ben de burada (vakit darligindan)
    simdilik kisaca deginmek isterim:

    Kuranin indirildigi iklim ve muhatap oldugu kimseler temelde oncelikle
    –medeni insanlar degil– ancak (Kurandan cok once dahi) fanatik Dinci & Allahci karakterde olan Araplar olmalidirlar (Araf 28 & Muminun 84-89 & …); bu hic unutulmamalidir sanirim, en basta.

    Ve bunlar Din & Allah adina
    kiz cocuklarini diri diri gomup oldurdukleri belirtilen (Nahl 58-59),
    kadinlari hicbir sosyal konuda –miras, sahitlik vs.– hic adam yerine koymayan, hicbir hak tanimayan,
    savasmayi ve kan dokmeyi en buyuk bir ibadet addeden,
    Muhammedi ve taraftarlarini oldurduklerinde de Allah tarafindan direk “cennete” kabul edileceklerine inanmis olan (Mearic 36-38),

    Muhammed Peygamberin Dini konularda yaptigi tum –Arap standardlarina gore– mutlak ilerleme ve rahmet olarak addedilebilecek o reformlari (=kadinlara en azindan erkegin yarisi kadar mirasta & sahitlikte pay ve hak verilmesi, kiz cocuklarinin yasatilmasi, sinirsiz kadinla evliligin yasaklanmasi, kadinlari dovmenin ancak son alternatif haline getirilmesi, savasmanin ancak son alternatif haline getirilmesi vs.) asla hazzedemeyen cinste fanatik Dinci & Allahci karakterde Araplar olmalidirlar, en basta. (Araf 28)

    Kuran ancak boyle bir iklimde ve gercek tarihsel & mekansal perspektifi icinde okunuldugunda gayet “anlamli/uygar/makul/rahmetli” olarak dahi addedilebilir, bu Arap standardlarina gore.

    Zaten Ebu Lehep ve taraftarlari devamli olarak Muhammede ve izleyicilerine
    “Allahin adiyla” her gun lanet okuyor, her an onun Allah tarafindan kahredilip kokunun kesilecegini dusunuyor/acikliyor olmaliydilar! (Tur 30-31 & Kalem 51…)

    Evet, ancak bugun sanki Ebu Lehep bugunun cogu medeni insanlari
    gibi –ateist & agnostik & deist vs.– tarzda medeni/demokrat/uygar
    bir insanmis da Muhammed ona bu sebeple –sirf Kuranin o gaybi inanc esaslarini dogmatik olarak bastan kabul edemedigi, ve seriatinin zoraki olarak kendi aleyhine uygulanmasini istemedigi icin–
    bu sekilde muameleler sergilemis gibi addedilip sunuldugu, ve tatbik edilmeye calisildigi zaman ortaya bugunun tum medeni insanligi aleyhine de cok vahim/despot bir tablo cikiyor olmali malesef bugun…

    Kuran Seriati temelde Araba degil de, sanki bugunun tum medeni uluslarina aynen gecerli imis gibi sunuldugunda ve boylece tatbik & empoze edilmeye calisildiginda, ortaya cok vahim/despot bir tablo cikiyor olmali bugun…

    Kuran Mesaji sanki alegorik degil de “safi bilimsel” imis gibi addedilip, buna binaen cesitli ciddi bilimsel kuramlara dahi topyekun savas acildiginda, ortaya cok vahim/despot bir tablo cikiyor olmali bugun…

    Ancak Kuranin hicbir yerinde hayvanlari asagilar tarzda ifadeler mevcut olmamalidir, gercekte,
    ancak kendilerine onlardan farkli bir zihin & akil verildigi halde bunu gerektigi gibi kullanmayip, ancak bu hayvanlar gibi biraz asiri serbest/sorumsuz/istahli/agresif davrandiklari vurgulanan bazi fanatik Dinci & Allahci karakterde insanlar asagilaniyor olmalilar. (Maide 60 & …)

    Fakat tum bu hayvanlar ise onceden programlanmis olabilecekleri bu hal ve davranislariyla sorumlu tutulmuyorlar, bilakis onore ediliyor olmalilar (Enam 38 & Nur 41),
    ve sonra ozellikle kopekler inananlarin kendi odalarini dahi paylastiklari yakin bir dostlari olarak addediliyor olmalilar. (Kehf 18)

    Ancak evet, Kuranin gunumuzdeki tum bilimsel gercekleri haber vermis, Avrupada & Amerikada bu yuzden hizla yayilmis/yayilan,

    Kuran Seriati tum bu medeni uluslari kendisine “hayran birakmis” olan, vs.

    tarzda yapilan (cogunlukla dini-politik motivasyonlu) Dinci propagandalar
    –Kuranin orjinal dilini ve icerigini, ve medeni uluslari ve normlarini da
    bir miktar bilenler acisindan– “pisirilmis palavralar” olduklari hemen anlasilabilir olmalidir!

    Cunki sanirim Kurani gercegiyle okuyup bilenler icin cok acik olmali ki,
    Kuranin icindeki seriati ve “alegorik” bilimi ancak Araba uygun & layik olmalidir, temelde.

    Ancak Kuran diger insanlar tarafindan da bu dogru tarihsel & mekansal perspektifi icinde okunur ve –ozellikle seriat & bilim acisindan– bugunun tum medeni dunyasina boylece aynen ve zoraki empoze edilmeye kalkilmazsa, icinde bircok ahlaki & ilahi “pozitifler” barindirabilen, tum topluma faydali iyi insanlar da cikarabilecek potansiyelde bir Kitap olabilecegi de asla yadsinamaz/yadsinmamali bir gercek olmalidir, sanirim.

    saygi ve hurmetlerimle.
    Tekrar hepiniz Esen kalin.

  23. Uluğ diyor ki:

    Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Dünyanın en alçak yerinde”. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah’ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir. (Rum Suresi, 1-4)

    Mete Tunç: Daha önemlisi “3-10 yıl içinde” (başka meallerde “birkaç yıl içinde” geçiyor) ifadesidir: “3 vakte kadar” gibi bir şey!

    Bir kaç olarak çevrilen kelimenin 3 ila 9(10?) arasındaki sayılar için kullanıldığı belirtilir meallerde/tefsirlerde. Zaten bir kaç yıl deyince 150 yıl sonrası anlaşılmaz. “Bir kaç yıl(3-9 yıl)” ifadesinden “3 vakte kadar” gibi bir şey anlıyorsanız vay halinize:-) Mümkünse lütfen iletişimi derhal keselim!

    “Allah” kesin tarihini bilmiyor mu ki, bir zaman aralığı veriyor?! (Bu ifade dahi 3 maddelik sorgulamamı haklı kılıyor!)

    Şu yazdıklarınız bile benim yazdıklarımı hiç anlamadığınızı gösteriyor. Neden kesin bir tarih versin ki? Sizin daha kolay inanmanız için mi? Hiç bir şüpheye düşmemeniz için mi? Tarihi nasıl isterdiniz? Tarihini Gün/ay/yıl formatında ve yerini enlem/boylam formatında mı almayı arzu ederdiniz? Peki Reha Muhtarla şov yapmasını da ister miydiniz? Sizin inanma ihtiyacınız olmadığına göre kesin yıl verse de inanmayacaktınız. Zaten inanmaya hazır insanlar için bu kadar bilgi de yetiyor:-)

    Kuran, ayetler spekülasyon yapmak için ideal ifadeler, hikayeler içeriyor @Uluğ. Ama mümkün olduğunca bunu yapmamayı, sadece adilane tarzda akıl yürütmeyi deniyorum. “İşkenmeden sallamak” yorumunuz dincilere, Kuran’a eklemeler yapan ilahiyatçılara vs. yakışır!

    Hımm! Bakalım nasıl akıl yürütmüşsünüz:

    …ikincisi…

    “Üçüncüsü, Muhammed’in bu minvalde hiçbir sözü bulunmaması. Kuran komisyonunca ve/veya o zamanki egemenler tarafından Kuran’a koydurulmuştur. Ki, bu ayet, sure içinde “sırıtmaktadır! (Pek çok suredeki pek çok ayet gibi!)”

    Diyorsunuz ki Kuran’ı kitap haline getirenler gerçekte Müslüman değildi. Kanıt? Sadece evham, vesvese.

    Hatta o dönemde “Müslüman” diye bir tür(!) hiç yoktu. Ayetin orijinal halini ezbere bilenler varken, yazılı kayıt varken Kuran ayetleri nasıl değiştirilecek? Bu mudur akıl yürütme? Nasıl mantıktır anlamak mümkün değil. Bir insan vesveselerinin sesine kendini böylesine kaptırıp da hakikatın nuruna erdiğini bu kadar da sanmaz ki!

    Ortada sırıtan tek bir şey var, o da sizin yorumunuz.

    ALINTI:

    http://kurandaceliskiyoktur.com/2007/12/09/rumlarin-galibiyeti-ve-yerin-en-alcak-bolgesi/

    Rum suresinde Allah o dönem için gelecekte olacak bir olay ile ilgili bir haber vermiştir. Buna göre savaş halinde olan Bizanslılar ( Rumlar) ve Persler arasıdaki savaşta yenik durumda olan Romalıların 3 ile 9 yıllık bir süre içinde tekrar galip geleceği bildirilmiştir.
    Rumlar yenilgiye uğradılar. Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar yenilgilerinin ardından yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün inananlar sevineceklerdir. (30 Rum Suresi, 24)
    Gerçekten de ayette ifade edildiği gibi Bizanslılar yenik durumdan kurtulmuşlar ve galip gelmişlerdir. Bizans (Roma) tarihini okuyanlar Bizans imparatorluğunun en büyük bunalımlarından birini 7. yüzyılda (Kuran’ın indiği dönemde) yaşadığını, bu bunalımın en önemli sebeplerinden birinin Persler’le (İranlılar) yaşanan sorunlar olduğunu göreceklerdir. Bizans daha sonra sorunlarını aşmış ve bu bunalımı atlatmıştır. Tarihi bilgiler, Kuran’ın, Bizans tarihi hakkındaki söylediklerinin doğruluğunu onaylar.
    Resim 63
    Bizanslılar daha önce sahip oldukları olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan’ı Perslilerin işgaline terk etmek zorunda kalırlar. Tarihi kaynaklarda Bizans’ın Persler’le yapılan savaşta uğradığı kayıp yüzünden bir daha toparlanamayacağının sanıldığı anlatılır. Oysa Kuran’ın her haberi gibi bu haberi de doğru çıkacaktır. Persler Ninova harabelerinin yakınında MS. 627 yılında Bizanslılara yenilirler. Persler işgal ettikleri yerlerden geri çekilmek ve barış anlaşması imzalamak zorunda kalırlar. (Warren Treadgold, A History of the Byzantine State and Society, Stanford University Press, sayfa 287299). Bu peygamberimiz döneminde yaşanmış bir Kuran mucizesidir. Burada bir başka dikkat çekilen nokta da savaşın yapıldığı yer hakkındadır. Ayette bunun “yerin en alçak” bölgesinde olduğu belirtilmektedir. Bizans İmparatorluğunun Persler’e yenildiği bölge Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut gölü (ölü deniz) havzasıdır.
    RESİM-38
    Deniz seviyesinden 395 metre aşağıda olan Lut gölü çevresi, Dünya’mızın “en alçak” noktasıdır. Dolayısıyla bu ayette bildirilen iki mucizevi bilgi ortaya çıkmış olur. Rumların tekrar galip geleceğine ait geleceğe dair bilgi aynen gerçekleşmiştir. Ayrıca jeofizik biliminin gelişmesi ve uydu teknolojisinin katkısıyla bilinebilen, yerin en alçak bölgesinin de bu ayette gösterildiği ortaya çıkmaktadır.

    ***************

    Tebbet Süresini Kuran’da alınan başka bir riske(!?) dikkat çekmek için verdim. Kuran’ın belli profildeki bir insanın akibetini göz önüne getirmesi anormal değil. İcabında örnek olsun diye Allah bir sivrisineği bile örnek verir:-)

    ***************

    Sizin sorunuza soruyla cevap verdim. Çünkü, öncelikli düşünmesi gereken sizsiniz. Sorunuz hatalı.

    Pekala günümüzde pek çok milletten araştırarak İslam’ı seçenler vardır. Bütün örnekleri yalan diye etiketlerseniz ancak kendinizi kandırmış olursunuz. Sanırım bizzat şahit olduğum Japon laf olsun torba dolsun diye namaz kılmıyordu! Müslüman coğrafyayı incelerseniz, Arap ve Türklerden başka milletlerin de bu dine büyük gruplar halinde girdiğini gözden kaçırmazsınız sanırım (Malezya, Endonezya, Arnavutluk, Bosna hersek v.s.).

    Günümüzde ciddi bir miktarda ihtida hadisesinin vuku bulduğunu biliyorum. Tabi ki siz bunları kendinizce sebeplerle izah edip hakikatın nuruna ermiş vaziyetinizi koruyabilirsiniz.

    Şunu unutmamalısınız ki, ben bütün Avrupa Müslüman olmak üzere gibi bir şey söylemedim… Hayır hayır Cat stevens’i de örnek vermeyeceğim:-) Pekala farklı kültürden pek çok insan Kuran’ı ve İslam’ı evrensel buluyor. Sizin hoşlansanız da hoşlanmasanız da durum budur.

  24. Uluğ diyor ki:

    (Nas=İnsanlar)
    Birisi şu şekilde hitap ettiği zaman elbette bütün insanlara hitap etmez, belli bir gruba hitap eder.

    “Ey insanlar, …”

    Burdaki kullanımdan hareketle,

    “İnsanların hepsi” ifadesini İnsanların bir kısmı şeklinde anlamak için bayağı bir zorlamak gerekir.

    Kuran ayetlerini gözönünde bulundurduğumuzda zaten bir ilaha, Allah’a inanan müşrik Arapların hedef alındığını düşünmek mümkün değil. Bu ne demek? “Siz Allah’a(bana) inanıyorsunuz, ama elim değmişken durun ben sizi biraz daha ikna edeyim” gibi absürd bir durum ortaya çıkar.

    @Kurandaki Din,
    Arapça bilmediğim için yazdığınız uzun yazıya cevap vermeye çalışmam anlamsız olur. Başka ayetler gündeme getirsem, alıntılar da versem Arapça bilmediğim için kör dövüşü olacak.

    Bu yüzden ben de size sevgi, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

  25. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Ulug arkadas,
    diyorsunuz ki:
    Birisi şu şekilde hitap ettiği zaman elbette bütün insanlara hitap etmez, belli bir gruba hitap eder.

    “Ey insanlar, …”

    Burdaki kullanımdan hareketle,

    “İnsanların hepsi” ifadesini İnsanların bir kısmı şeklinde anlamak için bayağı bir zorlamak gerekir.

    Oncelikle, burada yukaridaki yazida vermeye calistigim bu konuya dair
    o oncul ve temel mantiki yaklasim tarzini belki de biraz gozden kacirmis olmalisiniz yine. O halde, burada tekrar kisaca ve en net sekilde basamak basamak gidelim son bir kez daha, beraberce:

    1) “enNas” yeryuzunde belirli bir zamanda ve bolgede bulunmus olan “belirli bir insan toplulugu” olmalidir.

    Ornekler:
    Suleymanin zamaninda ve bolgesinde bulunmus olan “enNas” (Neml 16)
    Firavunun zamaninda ve bolgesinde bulunmus olan “enNas” (Suaraa 39)
    Suaybin zamaninda ve bolgesinde bulunmus olan “enNas” (Suaraa 183)
    digerleri
    ve Muhammedin zamaninda ve bolgesinde bulunmus olan “enNas” (Sebe 28)

    Peki, Muhammed Peygamberin zamaninda ve bolgesinde bulunmus oldugu bildirilen ve Muhammed Peygamberin bunlarin hepsine (=kaffeten linnasi) bir
    UYARICI (=NEZIREN) olarak gonderildigi vurgulanan bu “enNas” (=belirli insan toplulugu) hepsi kimlerdir?

    Cevabi yine Kuranda mevcut:

    Ey Muhammed, iste biz sana boyle Arapca bir Kuran vahyettik,
    ta ki sehirlerin anasini (=Mekke) ve onun cevresindekileri
    UYARASIN (=LITUNZIRE)… (Suura 7)

    ** Ve ayrica, yine nasil ki Musa Peygamber kendi “kavmine” (=ibranice konusan Israil milleti) bir Resul olarak gonderilmisse… (Ibrahim 4-5),

    ayni sekilde Muhammed Peygamber de kendi “kavmine” (=arapca konusan Arabistan milleti) bir Resul olarak gonderilmis olmalidir, temelde, yine.
    (Fussilet 3 & 44)

    yine diyorsunuz ki:
    Kuran ayetlerini gözönünde bulundurduğumuzda zaten bir ilaha, Allah’a inanan müşrik Arapların hedef alındığını düşünmek mümkün değil. Bu ne demek? “Siz Allah’a(bana) inanıyorsunuz, ama elim değmişken durun ben sizi biraz daha ikna edeyim” gibi absürd bir durum ortaya çıkar.

    Oyleyse, bu durumu net bazi Ayetlerle daha acikca bir miktar gormeye calisalim burada, yine beraberce:

    O INKARCILAR gormuyorlar mi gokler ve yer bitisikken onlari ayirdigimizi ve her canliyi sudan yaptigimizi? Oyleyse hala –(Allahin bu ayetlerine 16/104)– inanmayacaklar mi? (Enbiya 30)

    Eger (ey Muhammed) onlara (O INKARCILARA) sorarsan: Gokleri ve yeri kim yaratti? Mutlaka derler: Onlari Aziz ve Alim olan (Allah) yaratti! (Zuhruf 9)

    Ve o Rablerini INKAR EDENLER icin cehennem azabi vardir…..
    Her defa onun icine atildiklarinda onlara bekcileri sorarlar: Size bir uyarici gelmedi mi?

    Derler: evet, bize bir uyarici geldi, ancak biz yalanladik ve dedik: ALLAH HICBIR SEY INDIRMIS DEGILDIR. Siz sadece buyuk bir sapkinlik icindesiniz! (Mulk 6-9)

    Iste, bu Ayetlerde de netce gorebilecegimiz gibi:

    Kuran once goklerin ve yerin yaratilmasini (ve canlilarin ve bitkilerin vs.)
    Onun kudretinin bir isareti olarak aktarip sonra bunu –bu Kurani indiren– Allaha maleder, toptan,
    daha sonra buna binaen karsit o eski Dinci & Allahci araplardan bu Allahin ayetlerine inanmalarini emreder olmalidir. (Enbiya 30)

    Bu eski Dinci & Allahci araplar ise zaten gokleri ve yeri (ve canlilari ve bitkileri vs.) Allahin yaratmis olduguna inanmislardir coktan beri,
    ancak buna ragmen simdi bu Kuran ayetlerini uydurma olarak gorurler ve Allah hicbir sey indirmedi, bunu ancak Muhammed uydurdu diye
    karsi cikarlar. (Mulk 6-9)

    Ve buna binaen bu Dinci & Allahci araplar Rableri olan Allahi INKAR ETMIS olan KAFIRLER olarak nitelendirilirler. (Mulk 6)

    Iste, tum Kuran –onun burada yegane delil olarak sundugu Arapca Edebi Uslup argumaniyla birlikte Tur 30-34– bu ana mantik cercevesinde ilerler.
    Kuranda yer alan ve gecmiste Allahi inkar ettikleri bildirilen tum kavimlerin hepsi de
    aslinda temelde yine Allahin & Meleklerin vs. varligina coktan inanmis,
    ancak bir Ibrahimi Peygamberle birlikte gelen o yeni Mesaja ve Reforma (=Allahin yaninda Melekleri & Peygamberleri & Din Adamlarini –Onun Kitabi disinda, Ona atfen hukumler ureterek– sahte birer Rabler & Ilahlar edinmeyi birakin mesaji 42/10 & 4/105 XX 3/80 & 9/31) inanmadiklari icin hep bu sekilde “Allahi inkar etmis olan KAFIRLER olarak” vasiflandirilmis olmalidirlar. (Ornek Bkz. Fussilet 14-15 & Nuh 22-27 & …)

    Bunun disinda ise, Kuran hicbir zaman ateist & agnostik & deist tarzdaki insanlari hedef almamis olmalidir,
    cunki onlar daha yeryuzune gelmeden once Allahin huzurunda verildigi bildirilen o ahid ve antlasmaya –belki de istemedikleri icin– dahil edilmemis olmalidirlar;
    dolayisiyla onlarin bu dunyada Allaha ulasmalari zaten bastan mumkun kilinmamis olmalidir (Enam 103 & Isra 44 & …)…

    Saygi ve sevgilerimle.
    Hepiniz yine Esen kalin.

  26. Mete Tunç diyor ki:

    @Uluğ,
    Başka bir çok özellikleriniz, niteliklerinizi (herhalde, sanırım) her ne kadar takdire değer, saygıdeğer olsa da; yazdıklarınızla, savunduklarınızla, cevaplarınızla; gerçeğin ne “olmadığını”, insanları-tarihi-olayları-okuduklarınızı vs. anlamak, algılamak, değerlendirmek, tahlil etmek, karşılaştırma yapabilmek vb. hususunda “imanlı olmanın” nasıl bir engel teşkil ettiğinin somut göstergelerini sergiliyorsunuz!

    @Kurandaki Din
    Belirttiğinizi husus minvalinde bir yazım:

    Dinlerin nesnel analizi

    Henüz, dinlere (özelde İslam’a) (kimi dinsizlerce) ideolojik ve düşmanca bakışın süregeldiği dönemdeyiz. Zamanla nesnel bakışla da yazılar kaleme alınacaktır mutlaka.(1)

    “Dinler milyonlarca insanın katline sebep oldu” türünden görüşlere temkinli yaklaşırım (“Din” ile tek tanrılı üç dini kast ediyorum.). İşgallerin, katliamların ne ölçüde din güdüsüyle, ne ölçüde din kullanılarak güç-zenginlik (talan, ganimet) elde etmek üzere yapıldığı, ne ölçüde kin, intikam duygusu ile gerçekleştirildiği tartışılmalıdır.(2) Ki, dinin tarihte, her zaman, egemenlerin elinde bir araç ve ancak (savaşan veya savaşmayan) bir kısım ahalinin gözünde amaç olduğu kanaatindeyim.(3)

    Dinlerin topluma kazandırdığı hiç mi değer yoktur, tek tanrıcılık insanlığın sadece sosyolojik-evrimsel bir aşaması mıdır; başka katkıları olmuş mudur, soruları sorulmalıdır.

    Mesela, “tek tanrıcılığın” pagan/ putperest/ şaman inançlarına göre ileri aşamada bir inanç sunduğu, mesela “kurban” anlayışının, binyıllar süren, tanrılara insan kurban adetini ortadan kaldırmasıyla “insani” bir yol aldığı da (elbette başka hususlar) göz ardı edilmemelidir. (4)

    Bir başka örnek, Kuran’da, “açık” bir ayette, bazı Arapların kız çocuklarını gömdüğünü, bunun hesabının sorulacağını belirtilmesidir (Tekvir, 8-9). Bu, pozitif bir aşama değil midir? (5)

    O nedenle üç dinin değerlendirilmesinde objektif ve adil olmak, tarihe ideolojik gözlükleri çıkararak bakmak gerekmektedir. Böylece, dinlerin oluşumu, gelişimi, eksikleri vs. daha iyi “izlenecektir”.

    (1) Film senaryosu olarak yazı ile, ve ilaveten sözlü bir örneğe rastladım. “Takva” filminin senaristi, Önder Çakar, ki senaryosu ideolojik değildir, nesneldir ve film her kesimce beğenilmiştir, senaryoyu yazarken dindar babasını göz önüne getirdiğini, kendisinin “vicdani retçi” olduğunu söyledi. İlaveten de, Batı emperyalizme karşı Müslümanların safında olduğunu…

    (2) Üç tek tanrılı dinin pek nüfuz edemediği Çin Hindi’ndeki (Kamboçya) Pol Pot önderliğindeki Kızıl Kmerler rejiminde milyonlarla ifade edilen insan katledilmiştir. Orada ise rejim “komünist”tir; ama bu da bahanedir! (Sovyetler Birliği’nde ve Çin’de yapılan kıyımlar çok daha trajiktir.)

    (3) Bunu, “iyi-kötü” kriteri ile değerlendirmek hata olabilir; belki “eşyanın tabiatı” gereğidir. Yukarıdaki dip notta olduğu gibi, dinin yerini ideoloji de alabilmektedir. İnsanlık mevcut “yönetici-yönetilen” yapılanmasını aşmadıkça, yönetilenler avutulmaya, kandırılmaya, kullanılmaya, öldürülmeye mahkum kalacaklardır.

    (4) Tevrat’ın insan kurban etmeyi kınamasının, insani bir sorun olduğu için değil, diğer kabile tanrılarıyla rekabetten kaynaklandığına dair bir görüşü de belirtmeliyim.

    (5) O ayet ne gerekçeyle yazılmışsa yazılsın bir geleneğe, bir anlayışa ciddi bir tepkidir. Az sayıda da olsa, Kuran’daki pozitif unsurlardan biridir. Yüzyıllar boyunca toplumsal-askeri-kültürel-ekonomik nedenlerle erkek çocuk tercih edilmesinde değişim görülmese de!..
    Fakat “Allah” neden regl olgusundan, bunun kendi taktiri, doğal, sağlıklı bir şey olduğundan bahsetmemiştir?! Ki, yüzyıllardır, pek çok İslam toplumunda, belki, toplumların İslam olmadan önceki kültürlerinin rolü vardır, ki öyleyse bile fark etmez, kızların kanamaları adeta şeytani bir olay olarak algılanagelmiş, yüzmilyonlarca kız çocuğu psikolojik olarak yara alagelmiştir!
    —-
    @Kurandaki Din,
    Galiba Mekke’de ve Medine’de “inen”, söylenen ayetleri/sureleri ayırt etmek gerekiyor. Yazdığınız ayetleri sanırım Mekke’de “inenler”… Medine’de söylenenlerden de “negatif” örnekli, ama birinci gruptakilerden çok daha fazla ayet yazılabilir…
    Başlangıç itibarıyla Muhammed, melek (Cebrail) gördüğünü ve vahiy geldiğini sanmış olabilir; yine başlangıçta kendince iyi niyetlerle bu iş’e soyunmuş olabilir. Ancak, hayatındaki, Kuran’dan çıkardığımız bazı kesitleri ve pek çok (kişisel, mesela Ayşe ve Zeynep hakkındaki) ayeti(1), (2) dikkate aldığımızda, onun, zamanla “yoldan çıktığını” söylemek mümkündür!
    (1) Bkz. “İfk olayı”
    (2) Bkz. Ahzab, 37

    Sonuçta; tabii ki objektif, hakkaniyetli olmak gerekiyor, ama pek çok, hatta bütün dincilerin ve dindarların yaptığı gibi ayetleri tek tek ve içini doldurarak-yeni anlamlar vererek, eklemeler yaparak değil, özellikle Kuran’ı ve sonraki yıllar, onyıllar ve yüzyıllarda İslam’ın oluşumunu bütün olarak ele alarak tahlil etmek şart…

  27. Mete Tunç diyor ki:

    devam
    @Kurandaki Din
    “Ancak Kuran diger insanlar tarafindan da bu dogru tarihsel & mekansal perspektifi icinde okunur ve –ozellikle seriat & bilim acisindan– bugunun tum medeni dunyasina boylece aynen ve zoraki empoze edilmeye kalkilmazsa, icinde bircok ahlaki & ilahi “pozitifler” barindirabilen, tum topluma faydali iyi insanlar da cikarabilecek potansiyelde bir Kitap olabilecegi de asla yadsinamaz/yadsinmamali bir gercek olmalidir, sanirim.” diyorsunuz…
    Buna katılmıyorum. “İlahi” tanımlamasına özellikle. Ahlaki değerler, hükümler içerebilir Kuran, ama bir sistem getirmemiştir, mesela bugün vahşi, ahlaka, insan onuruna, hayvan haklarına aykırı pek çok sözü de kapsar. Yüzyıllarca, peygamber de böyle yaptı, diye, küçük kızlar yaşlı erkeklerle evlendirilerek adeta cinayet işlenmiştir; bunu nasıl görmezden geleceğiz?
    Bir çok toplum ahlaki, hukuki, sosyal sistemlerini oluştururken şüphesiz inançlarını, geleneklerini esas alarak, oralarda meşruiyet ararlar. Bu arada, başka nedenlerle birlikte din ve kendi tarihlerini yeniden yazarlar, aşırılıkları törpülerler, çelişkileri düzetmeye çalışırlar, peygamberlerini, kurucularını, liderlerini yüceltirler… Ardarda gelen nesilller giderek daha gelişmiş, kökleşmiş, yerleşmiş bir kültür içinde bulur kendini… Diyeceğim; ahlak, hukuk, organizasyon, bilim vs. din-inanç-gelenek kaynaklı değildir, bunların bazıları onlara dayanıyor görünebilir, ama sosyal-ekonomik-kültürel-akli gelişimin bir sonucudur. Nitekim, farklı coğrafyalarda farklı dinlerin (bazıları tek tanrılı dinlerle hiç ilgisi olmayan dinler) hüküm sürdüğü coğrafyalarda belki hiç ummmadığımız bir toplumsal sistem ve “iyi” insanlar görebilmekteyiz…
    Uzun, araştırılması gerekli bir konu… Türkçe bir kitap yazıldı mı, bilmiyorum, sanmıyorum…

    @Uluğ
    “… inanma ihtiyacı…” demiştim… İlaveten, aynı bağlamda, herhangi bir şeye (dine, bilime, ideolojiye vs.) bağlı insanlarda göze çarpan bir özellik, “belirsizlikten” kaçınma, ürkme, uzak durma duygusudur. Her şeyin bir cevabı olsun isterler; o cevaplar, tutarsuz, abes vs. olsa da onlara adeta iman ederler. Farklı görüşlere, inandıklarının yanlış olduğunu kanıtlayan verilere karşı koruma kalkanları ve etik olmayan tavırları da içeren refleksleri vardır. Ezberlerinin bozulmasını asla istemezler. Her konuda, büyük oranda veya tamamen “ya-ya da” mantığı ile hareket ederler… Bu husus da bir araştırma alanıdır.
    (Aynı kişilerin empati yeteneklerinin olmadığını da bir not olarak yazayım…)

  28. Kurandaki Din diyor ki:

    Sayin Mete Tunc arkadas,

    Oncelikle Kuranin icindeki orjinal Dini mesajla, Muhammed Peygamberin vefatindan kisa bir sure sonra tekrar ortaya cikan & iktidar olan
    ve temelde Kurani alet ederek buyuk ve genis bir Arap Egemenligi & Emperyalizmi gelistirmeyi hedeflemis olabilecek olan
    ozellikle o Emevi & Abbasi sultalarini,
    ve bunlarin tamamen
    Muhammed Peygamberden once de o eski dinsel/gelenekci Arap kulturunde var oldugu bilinen
    ve sonra da gizli & acik bir sekilde var olmaya –Kurana ragmen– aynen devam edebilen,
    ve bu tip o eski “Arapci” mutaassip dinsel/geleneklerini Kuranla karistirarak ortaya cikardiklari o salt Emevi & Abbasi kokenli Dini/Yorumlari mumkun mertebe ayirarak analiz etmek daha saglikli bir yaklasim olmalidir, kanaatimce, evvelden.

    Bunun icin, ben burada daha cok boyle bir pure & safi orijinal yaklasimla hareket etmeyi tercih ettim/ediyorum, oncelikle.

    Ve boylelikle
    ancak salt Kurana (ve Kuranin ruhuna uygun dusebilen bazi sahih Hadislere) baktigimizda ve orjinal Islami buradan degerlendirdigimizde,
    bu Kuranin o eski Dinci & Allahci tarzda fanatik Araplari bircok yonlerden rahmet & sevgi & uygarlik & anlayis acisindan bir hayli gelistirecek “pozitif” ogretilerle de dolu olabilecegi yadsinamaz/yadsinmamali bir gercek olmalidir
    tekrar, sanirim.

    Kadinlarin adet halini Kuran temelde “rahatsizlik verici bir hastalik” (=ezen) olarak tarif etmis olup, bu donemde kadinlara sadece cinsel anlamda yaklasilmasini o Arap erkeklere yasaklamis, ancak bunun disinda her turlu sosyal & dini aktivitenin bu kimseler tarafindan devam ettirilmesini asla yasaklamamis olmalidir. (Bakara 222)
    Halbuki Muhammed Peygamberden once hakim olan o eski Dinci & Allahci goruste ise,
    o eski Araplar bu muayyen donemlerinde kendi kadinlarini muhtemelen her turlu sosyal & dini aktiviteden (beraberce yemek yeme, ayni odada oturma, sohbet etme vs.) dahi kesinlikle menetmis olup bu donemi tamamen kadinlarin “ilahi lanete ugradigi, ve tumden dinen murdar olduklari, ve tamamen dislanmalari gerektigi” seklinde degerlendiriyor olmaliydilar…

    Muhammed Peygamberin Zeydin bosadigi hanimi ile olan evliligi meselesi ise;
    burada bircoklari bu olayi
    Muhammed Peygamberin sahtekarligini artik netce ortaya cikardigi bir olay olarak gormesine/sunmasina ragmen,
    bence bilakis bu olay Muhammed Peygamberin kendi inancinda burada “tumden samimi” davranan biri olmus olabileceginin en bariz orneklerinden biri olarak da degerlendirilebilir, rahatlikla.

    Cunki Muhammed Peygamberin boyle bir anlatiyi Kuranin icine
    dilediginde hic sokmama alternatifi mevcut olmaliyken (bunlardan direk olarak hic bahsetmez, ve Kurana boylece asla gecirtmez idi) bilakis bunu aynen ve oldugu gibi Kurana koydurtmus olmasi onun bu olayda Kuranda anlatilan o hikayeye (Ahzap 37-38) anlatildigi sekilde ve aynen “tumden samimi” olarak inandiginin guclu bir delili olarak da algilanabilir, rahatlikla.

    Nitekim buna benzer bir durum Meryemin hikayesi icin de gecerli olmalidir; dusunun ki
    bakire ve yalniz bir kadina kendisi inzivaya cekildigi bir sirada
    ozellikle “erkek” suretinde bir melek yaklasiyor, ve daha sonra belirli bir sure sonra kadin hamile kaliyor, ve kendisine
    soruldugunda da, o erkek gercekte bir Melek idi, ve ben kendiligimden –Allahin iradesiyle– hamile kaldim, diyor! (Meryem 16-23)

    Kuranin anlattigi bu gibi Dini hikayelerde, sonucta belki de su gibi alternatif yorumlar yapilabilir:

    1- Kendilerini Melek olarak tanitan bazi varliklar bu safi kimseleri (Muhammed ve Meryem) boylelikle tamamen aldatmis ve ellerinde oyuncak etmislerdir!

    2- Bunlar gercekten anlatildiklari gibi dogrudur; Allah bu hikayelerle bu kimselerin (Muhammed ve Meryem) karsilarindaki –bunlari zaten coktandir seytanlarin esir aldigi bir “mecnun,” veya bir “kotu kadin” olarak nitelendirmis olan 15/6 & 4/156– o eski Dinci & Allahci arap ve yahudi fanatikleri biraz daha percinletmek istemistir!

    Ancak burada sahsen yadsiyamadigim bir alternatif,
    bu kimselerin (Muhammed ve Meryem, ve buna benzer durumlar yasadiklari bildirilen diger bazi Peygamberler) kendi inanclarinda burada “tumden samimi” davranmis olabilecekleri alternatifidir.

    Cunki hic kafasi calismayan en akilsiz bir sahtekar bile, elinde firsat var oldugu halde
    bu tip bir hadiseyi aynen bu oldugu sekilde Kitaba gecirtip
    sonra boylelikle karsidaki –kendisine karsi coktan beridir kem gozle bakmis olan– o eski tipte fanatik Dinci & Allahcilarin ellerine boyle buyuk bir koz daha vermezdi herhalde; bu pek mumkun olmamalidir, sanirim!

    Diger bir konu ise, 6 yasinda kiz cocuklarinin dahi 50 uzeri Arap erkekler tarafindan dahi nikahlanabilmesi meselesi olmali.

    Belki de burada dahi, yine Muhammed Peygamberden onceki o eski Dinci & Allahci araplarin olculerine gore 3 yasinda kiz cocuklari 50 uzeri Arap erkekler tarafindan nikahlanabilirken, belki de Peygamber bunu 6 yasa cikarmis da olabilir, oncelikle.

    Ancak evet, bu ve buna benzer daha nice diger Kuransal “Seriat Kanunlarinin” (yukaridaki yazilarda maddeler halinde deginmistim bazilarina) Arap olmayan milletler & insanlar icin kabul edilmesi asla mumkun olmayan nitelikte kanunlar olduklari acik olmalidir, sanirim; ancak Kuran en bastan ve israrla kendisinin

    ana dili Arapca olan & Arapca konusan “Arabi bir kavme” hitap ettigini vurguladigina gore (Fussilet 3 & 44, Zuhruf 3 & 44),
    diger dindar milletlerin & insanlarin bu gibi kanunlarla direk muhatap olmasini gerektirecek bir empoze durumu olmamali herhalde zaten bastan!

    Arabistanin dindar milleti & insanlari icin ise, bu tip Seriat Kanunlari gayet makul & uygun olabilmelidir, herhalde, en bastan. Bu da diger milletlerin & insanlarin cok sorunu olmamali, belki de.

    saygi ve sevgilerimle.
    Tekrar hepiniz Esen kalin.

  29. boomerang diyor ki:

    kurandaki din nickli arkadaşım.
    .
    ilgiyle, ciddi bir öğrenme isteğiyle, benim için önemli bir merakla, yazılarını okuyorum…
    .
    http://www.aliaksoy.net/2007/08/04/allah-insanlari-nicin-yaratmistir/
    .
    yukarıda verdiğin bu linkteki selim nickli kişinin, bir başka yerden aktardığı; yazım uslubuna bakılırsa senin olduğunu düşündüğüm yazıda dile getirilenleri düşünürsek; yazdıklarına göre:
    .
    ateist insanların yeryüzüne gelmeden diğer imanlı insanlarla birlikte allah katında ki şahitlik mevzusunda… ateistlerin şahitlik etmek istemedikleri ya da daha doğrusu.. ebedi hayatı ve öyleyse dünyada ki eylemlerinin ebedi/ahiretteki cennet/cehennem i istemeksizin gerçekleşmesini arzu/istek eyledikleri…. davranışlarının ceza ve ödülünün dünyadaki ve -ahireti olmayan, tek- hayatlarının içinde vukubulacağı öz olarak anlaşılmakta…(diğer bahsi geçen mevzular soracağım soruyla şimdilik ilgisiz olsun)
    .
    öyleyse
    .
    herşeyin başında ve dünyaya gönderilmeden önce. allahın adaletsiz olmaması gözönüne alınırsa…hangi neden ve amaçla.. farklı istek ve arzular olagelmiştir… imanlı ve ateistler arasında…
    .
    ki yeryüzünde, akıl, zeka,kültürel çevre, sahip olunan maddi olanak/olanaksızlıklar, fiziksel özellikler vb. gibi farklılaştırıcı faktörler orada olmaması gerekir en azından, evvela, sanırım (uslübunuzu taklide başladım :)) )
    .
    bu farklı, birbirine tam zıt isteklerin olması, her ne kadar özgür irade tercihi olarak ileri sürülebilse bile..
    .
    başkaca hiç bir makul nedenin öne sürülemeyeceği-kanımca- farklı taleplerin/tercihlerin nedeni olarak, sadece, allahın ilk başta yaratırken, bir farklılaştırmasına, ateist olan/olacak olan ile iman eden/edecek olan arasında, gerek olması lazım gelmektedir.. evvela, kanımca, galiba :))
    .
    farkında olunsun yada olunmasın, her tercihin bir nedeni olacağı açık olduğuna göre.. ki gözönüne alındığında, bu karar bildirme, tercih etme anında ahiret konusu, bir inanç konusu değilken ve mutlak olduğu bilindiği halde…sonsuz bir cennetin, kısaların kısası bir hayat sınavı sonucu iman edilirse verileceği tereddütsüz bilindiğine göre.. (allahın huzurunda olunan esnada ve allah kesin var bilinir iken). ateist olan/olacak olan kişi/ruh vb.. niye böyle bir tercihte bulunsun ki…. eğer iman eden/edecek olanla, yaratılışında; bu farklı tercihe yol açacak bir farklılık yoksa..
    .
    denilebilir ki allahın keyfi değiliz.. o nasıl isterse öyle olmuştur..olacaktır..
    .
    öyleyse
    .
    ki bence allahında kendisinin, inananları daha seveceği ve bu tercihte başlangıçta bulunanları daha önemsediği/değer verdiği açık olmalıyken..sanırım… ki.. sende inanan olarak bu tercihi iyi bir tercih olarak değerlendiriyorsundur… evvela, galiba…:))
    .
    allahın bu konuda ki keyfiyeti, yarattıklarına eşit davranmama, adil olmama.. adeletle yaratmama sonucunu doğurmuştur.. evvela.. sanırım..en baştan…
    (şunu tartışmıyorum.. bir tanrı olabilir ve adil de davranmayabilir…o ayrı konu.. fakat burda iddia edilen allahın adil olduğudur..)
    .
    son olarak irade buyurmak tercih etmek olasılıklar arasında kıyasa dayandığına/dayanacağına göre…evvela…ateistler hangi.nedenle..allahın da, seninde makul ve makbul bulmayacağı bu kıyası neden tercih etsinler…
    .
    soru netleşsin diye.. ayrıntılandırdım. sanırım….merakla yanıtını bekliyorum…
    .

  30. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Boomerang arkadas,

    Oncelikle, Kurana gore insanlarin kendilerine has “serbest iradeleri” ve buna bagli olarak gelistirdikleri sahsi “tercih ve istekleri” olabilmelidir, en bastan, kanimca.
    Burada tabi yine denilebilir:

    a) Yaratici en onceden onu oyle programlamis olabilecegi icin midir daha sonraki bu sahsi tercih ve istekler?
    b) Yoksa burada en onceden programlanmis bir durum asla yoktur,
    ama sadece sahsin tercih ve istekleri tamamen daha sonra kendinden oldugu icin midir?

    Burada Kurana gore cevap ancak b) secenegi olmalidir.
    Cunki a) seceneginde “mutlak bir adaletten” bahsetmek pek mumkun olamaz herhalde (Zuhruf 76). Ancak yine de denilirse ki, bunu nasil test edip kesinlikle anlayabiliriz?

    Boyle bir seyi de 5 duyuya dayali olarak test edip kesin olarak anlama sansi yoktur herhalde; burada da ancak yine Allahin bu konudaki bu beyanatina dogmatik olarak (=yani 5 duyuya dayali olarak sinamadan) boylece inanmak & guvenmek tek alternatifi olmalidir tum Dindar insanlarin, en bastan, sanirim.

    Bunu gozonunde bulundurarak, su an yeryuzunde cogu ateist & agnostik & hatta deist insanlara baktigimizda,
    bu insanlar icin de zaten hicbir Dini sorumluluk/odev olmadan bu hayatta ozgur yasama tercih ve isteginin
    Dini sorumluluklar/odev altinda ebedi cennette yasama tercih ve isteginden dahi
    daha ustun oldugunu rahatlikla musahede edebiliriz, belki de yine, sanirim.

    Yani bu tip ateist & agnostik & hatta deist insanlara baktigimizda,
    bu insanlarin bugunun organize dinlerinin tanittigi bir Tanriya (Yehova & Kutsal Ruh & Allah & Zeus & Krisna vs.) daha en basta pek olumlu yaklasmama gerekcelerinde,
    en once bir onceki yazimda vurgulamaya calistigim gibi
    bu iddia edilen Tanri/Tanrilar hakkinda ortada 5 duyuya dayali hicbir somut delil olmamasi (ki Allahin ve Meleklerin vs. hakinda da 5 duyuya dayali hicbir somut delil bu dunyada verilmedigi/verilmeyecegi Kuranda dahi acikca vurgulanmis olmalidir, Enam 103 & Vaqia 84-85) argumaniyla birlikte,

    zaten bir de daha en bastan boyle imtihan eden Dini sorumluluk/odev yukleyen bir Tanri kavramina karsi duyulan acik bir “isteksizligin” belirgin bir rol oynamis oldugunu da acikca musahede edebilmis/edebiliyor olmaliyiz burada, bir cok zamanlarda…

    Ve bu baglamda, zaten Kuranin ilgili ayetinde de bu tip insanlarin Dini sorumluluk/odev konusunda tamamen “isteksiz” kaldiklari/kalacaklari,
    fakat bilakis diger hayvanlar gibi burada bu hususlarda hicbir Dini sorumluluk/odev almadan ozgurce yasamayi tercih edecekleri icin daha en bastan direk cehennem (=dunyevi mezarlar) icin yaratildiklarina ozellikle ve acikca isaret edilmis olmali (Araf 179) Kuranda.

    ——-
    Ve biz mutlaka cehennem (=dunyevi mezarlar) icin yarattik cin ve insanlardan coklarini.
    (Cunki) onlarin kalpleri vardir, onlarla –dini hususlari– kavramak istemezler;
    onlarin gozleri vardir, onlarla –dini hususlari– gormek istemezler;
    onlarin kulaklari vardir, onlarla –dini hususlari– isitmek istemezler.
    Onlar hayvanlar gibidirler, hayir onlar –hayata & ozgur yasama– daha da istahlidirlar (=edallu).
    Onlar (muhtemelen iste bu nedenle, dunyaya gelmeden once Allahin huzurunda verilen o sahitlikten ve ahidden) habersiz birakilmis (=gaafiluun) olanlardir. (Araf 172-173 XX 179)
    ——

    *Not: Kuranin ne diger Ayetlerinde, ne de yukaridaki ilgili Ayette hayvanlar temelde asla asagilanmaz, bu baglamda;
    ve Kuranda Allah ebedi cehennemi (=ahiret yeri) de sadece o ahdini bozan (Araf 172-173) teist karakterli insan ve cinlerle dolduracagini bildirir olmalidir (Hud 119 & Beyyine 6) en sonunda,
    tum hayvanlari ve yukarida onlar gibi Dinen sorumsuz & ozgur yasamayi bastan tercih etmis olabilecek bu tip insanlari ise zaten yine burada da bunun disinda tutmus ve sonucta bundan muaf tutup gozetmis olmalidir, yine bu baglamda.
    Sadece bazen goreceli olarak, yukarida bahsedilen o ahde (Araf 172-173) bastan ve gonullu olarak dahil olduklari halde, daha sonra bunu burada bozup hayvanlar gibi Dini hususlarda tumden sorumsuz & ozgur davranma yoluna giden cogu teistler siddetle ve ebeden kinanir olmalidirlar bu nedenle (Maide 60 & …) Kuranda.

    Dolayisiyla, Allah bu durumda, bu perspektiften bakildiginda, herhangi bir adaletsizlik yapmiyor burada daha bastan, herhalde, kanimca.
    Cunki daha bastan boyle bir imtihana girmek istemeyenlere dahi, bu sansi veriyor/vermis olmali.
    Cunki Kuranda defalarca vurgulanir ki: Allah haksizlik yapmaz, ancak insan ne yaparsa, onun tam karsiligini ona oder. (Enfal 50-51 & Buruc 4-10) Dolayisiyla, bastan ve hicbir zaman Dini sorumluluk/odev almak istemeyip Allahi & Dini
    bu baglamda hic gormek istemeyen karakterde insanlarin karsiliklari da en fazla Allahin da onlari pek gormek istememesi ve dogal vakitleri geldiginde tumden yok olmalaridir. (Ancak belki baska evren ve gezegenlerde yine ayni bu sartlarda baska bir yine buna benzer “belirli sureli baska hayat/hayatlar” verilme olasiligini da tumden goz ardi etmemek gerekir belki de yine burada…)
    Yoksa bu tip insanlari “illa da beni zoraki isteyeceksiniz, illa da imtihanima zoraki dahil olacaksiniz, yoksa sizi derhal ebedi cehenneme koyarim” diyen tipte mutlak Despot & Narsisitik & Sadist bir Tanri olmamali Kuranda tanitilan Allah, bu baglamda, en bastan.

    Ancak eger bastan bu imtihani gonullu olarak kabul etmis ve o ilgili ahde (Araf 172-173) dahil olmayi tercih etmis de, sonradan bu hususta burada bunu
    tamamen bozmus & yerine getirmemis teist kimseler ise, elbette Allahin bu imtihanindan ve –kendilerine daha ilkin orada belirtilmis olabilecek– sonuclarindan oturu asla sikayetci olamazlar/olmamalilar herhalde daha sonra…

    Iste, butun Kuran hikayelerine ve Ibrahimin soyundan gelen peygamberlerin hikayelerine dikkatlice bakildiginda da bu durum yine net olarak musahede edilebiliyor olmalidir. Soyle ki, tum bu peygamberler kendi zamanlarinda temelde ateist & agnostik & deist tipte sayilabilecek insanlarin arkadasi,
    ancak fanatik Dinci & Allahci tipte insanlarin karsitlari olmus olmalidirlar;

    Ornek: Isa peygamber kendi doneminde vergi toplayicilari & fahiselerin dostu olarak anilmis (Luka 7/34), o zamanin laik sayilabilecek devleti ve baskanina hic catmamis (Matta 20/21),
    ancak bilakis daima Allahin disinda kendilerine bazi Din Adamlarini sahte Rabler & Sefaatciler edinerek daha dunyaya gelmeden once bu konuda Allahin huzurunda Ona vermis olduklari o ahdi (Araf 172 & Tevbe 31 & Yunus 18) boylece bozmus olduklari bildirilen tipte Dinci & Allahci yahudilerle mucadele etmis olmalidir. (Matta 15/3-9 & 23/13-28)

    Muhammed peygamber de yine kendi doneminde Mekkedeki en kotu sayilan
    –muhtemelen yine ateist & agnostik & deist tarzda– insanlarin arkadasi olarak anilmis (Sad 62-63),
    ancak bilakis yine daima Allahin disinda kendilerine bazi Melekleri sahte Rabler & Sefaatciler edinerek daha dunyaya gelmeden once bu konuda Allahin huzurunda Ona vermis olduklari o ahdi (Araf 172 & Ali Imran 80 & Yunus 18) boylece bozmus olduklari bildirilen Dinci & Allahci araplarla mucadele etmis olmalidir. (Araf 28 & Muminun 84-89 & Necm 19-27)

    Bunun temel sebebi de, sanirim, iste en yukarida bir miktar bahsetmeye calistigim o sahitlik ve ahid olayini (Araf 172-173),
    ve bu ahide daha en bastan hic dahil olmayip ancak bunun disinda kalmayi tercih etmis olabilecek ateist & agnostik & deist tarzda insanlarin genel konumunu (Araf 179)
    bu peygamberlerin zaten aynen ve boylece en evvelden biliyor olmalarindan kaynaklanmis olmalidir, belki de, Kitapta.

    Sonucta, kisaca hicbir Ibrahimi peygamberin ateist & agnostik & hatta deist tarzda insanlari dahi asla hedef almayip, ancak bilakis direk olarak her zaman ve sadece yukarida anilan tarzda “teist” insanlari hedef alarak ve bunlara
    bazi mucizeleri ve Kitabin “Arapca Edebi Uslubunu” yegane delil olarak sunarak (Tur 30-34) mucadele etmis olduklarini,
    ve onlari buna binaen yalnizca bu Kitabin Allah adina koydugu hukum ve ogretileri takip ederek
    boylece Allahi tek Rab & Sefaatci edinmis olarak hareket etmelerini emretmis olduklarini (Suura 10 & Nisa 105 & Zumer 44 & Casiye 6-7) XXX (Enam 150 & Araf 28 & Tevbe 31 & Yunus 18…) gorebiliriz, bu baglamda, rahatlikla.

    Yani bu Ibrahimi peygamberlerin yolunu takip eden/etmeye calisan
    tum samimi Dindar insanlarin da bugun bu hususlarda takinacaklari genel tutum belki de yine temelde buna benzer olmali,
    ve Ateist & Agnostik & hatta Deist tarzda insanlara yaklasirken ise
    onlarin sadece bu Dine ve Dindar insanlara saygili ve anlayisli kalmalarini –ki Dinin sundugu boyle bir Allah inanci ve ilgili temel inanclar da asla toptan ve herkes icin tumden yadsinamaz/yadsinmamalidir asla umarim– ve bu cercevede bariscil & anlamli iliskiler icinde olunmasini talep etmekten ibaret olmalidir, kanimca. Ki bunu aynen boylece uygulayan/uygulamaya calisan cok sayida medeni Dindar insanlarin –Islam, ve hatta Hristiyanlik ve Yahudilik icinde dahi– mevcut olduklari da epeydir gorunen/bilinen bir husus olmalidir yine zaten.

    Esen kaliniz.

  31. boomerang diyor ki:

    Sevgili arkadaşım kurandaki din..
    .
    A’RAF 172.:Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.
    .
    burada .. ateist/agnostik kişilerde ademoğullarındansa…onlarında şahit tutuldukları açık,,ve imanlılarla aynı prosüdüre tabi olacaklarıda.gayet açık…. burada şahit tutulmalar, ademoğulları için geçerliyse.. yeryüzündeki tüm inançlı/inançsız insanları bağladığı açık.. ki o zaman, kuran, sadece mekke ve çevresi içindir; özünde anadili arapça olan halklara/kişilere gelmiş demek, bu yöndeki ayetlere rağmen bir çelişki oluşturur kanımca…çünkü kurana inanmaya çağırırken, tüm ademoğullarından alınmış şahitlik..sözkonusu edilmektedir…herkesten şahitlik alındığı halde..neden sadece anadili arapça olanların, asıl mesul tutulacak olacağı bir çelişkidir sanırım..kuranın edebi mucizesi dile getirilecekse…tüm ademoğullarını yine bağlamaması gerektiği açıktır… fakat yukarda tüm ademoğulları denmektedir…ayrıca tüm ademoğullarına hitap ediyorsa.. neden edebi mucizeyi sadece araplara sunmuştur ki…bu onları, aynı yahudilerin üstün ve seçilmiş olmaları gibi iddialarda görülebilen..diğerleri aleyhine bir sonuç doğurmasına yolaçmış demektir…. bu da allahın adil olma iddiasını çürütmektedir..çünkü edebi mucize nedeniyle araplar daha da avantajlıdır, iman etmek konusunda…

    eğer ateist/agnostik olan kişiler ademoğullarından değilse…buna işaret eden şeyleri, ve neye dayanarak söylenebileceğini, belirtmeni rica ediyorum…(yukarıda ki ayette bazı ademoğulları denmediğini altını çizerek belirtmek isterim…)

    yine yazında diyorsun ki:
    .
    “”zaten bir de daha en bastan boyle imtihan eden Dini sorumluluk/odev yukleyen bir Tanri kavramina karsi duyulan acik bir “isteksizligin” belirgin bir rol oynamis oldugunu da acikca musahede edebilmis/edebiliyor olmaliyiz burada, bir cok zamanlarda…””
    .
    yine diyorsun ki:
    .
    “” onlar (muhtemelen iste bu nedenle, dunyaya gelmeden once Allahin huzurunda verilen o sahitlikten ve ahidden) habersiz birakilmis (=gaafiluun) olanlardir. (Araf 172-173 XX 179) “”
    .
    yukardıda ki ayette (araf-172); ademoğullarının zürriyetlerinin böyle bir isteksizliğinden yada bazılarının bu şahitlikten ayrı tutulduğuna ilişkin bir veri göremiyoruz…en başta…bazılarının yada ateist/agnostik tarzda kişilerin burada şahit olmadıkları yada bu şahitlikten haberdar olmadıkları, şahitliğe isteksiz olduklarına ilişkin bir veri yok…eğer ademoğullarından iseler…
    .
    şu ayetlere bakıldığında ise:
    .
    .
    BAKARA suresi 7. ayet)
    .
    Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir.
    Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve
    ahirette) büyük bir azap vardır.
    .
    (EN’ÂM suresi 125. ayet)

    Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm’a
    açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice
    daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.
    .

    (NAHL suresi 104. ayet)
    .
    Allah’ın âyetlerine inanmayanlar yok mu, kuşkusuz Allah
    onları doğru yola iletmez ve onlar için elem verici bir azap vardır.
    .
    (FUSSİLET suresi 44. ayet)
    .
    Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur’an kılsaydık,
    diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi?
    Arab’a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu
    gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların
    kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara
    uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur’an’da ne söylendiğini anlamıyorlar.)
    .

    A’RAF 179.
    .
    Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.
    .
    ayetlerinde,,dinsiz yada dinci/allahçı şirk koşanların, agnostiklerin bu tutumlarının failinin allah olduğu açıkca ifade edilmektedir…anlaşılacağı üzere bu kişiler kendi akıl/istek ve hür iradeleri ile davranıyor ve düşünüyor zannetmelerine rağmen bizzat allah tarafından yoldan çıkarılmış, saptırılmıştır…açıkça…öyleyse allah yine adil değildir.. bu yöndeki ifadelerine rağmen..
    .
    ayrıca şu ayette ise:
    .
    (NAHL suresi 37. ayet)
    .
    (Resûlüm!) Sen, onların hidayete ermelerine çok düşkünlük
    göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete
    erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur.
    .
    bu saptırdıklarından dilediklerini, sapkınlıklarından çevirip, tekrar doğru yola ileteceğini beyan etmektedir… burada da sapkınlıklarından kurtarmadıklarını, dileyip doğru yola getirmediklerini, düşündüğümüzde, bu dileğin keyfiliği ve gayri adil oluşu açıktır… kanımca…
    .
    yine şu ayette ise:
    .
    (NİSA suresi 155. ayet)
    .
    Sözlerinden dönmeleri, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri,
    haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve «Kalplerimiz kılıflanmıştır»
    demeleri sebebiyle (onları lânetledik, türlü belâlar verdik. Onların
    kalpleri kılıflı değildir;) tam aksine küfürleri sebebiyle Allah o kalpler
    üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstesna artık iman etmezler.
    .
    bu pek az kişi ya allah dilediği için yine iman edecektir… yada kendi akli/şahsi tercihleri sonucu vs bu doğru yola girmiştir… ki. Allah dileyipte iman etmişlerse, iman etmelerini dilemedikleri düşünülerek, allahın adil olmadığı,,açıktır.., eğer akli tercihler sözkonusu ise.. hiçkimsenin aklını pek te seçebilir olmadığı gözönünde tutulursa, aklını kullanamadığından, yada yeterince akıllı olmadığından/olamadığından yanlış tercih edenler düşünülürse…. yine allahın adil olmadığı açıktır…
    .
    not: insanın akli/zihni yeteneklerinin genetik miras, kültürel çevre, alınan eğitim.. içine doğulan aile/akraba/yakın çevre halk/millet…iyi beslenip beslenememe,,, vs gibi yüzlerce şeyin etkisinde oluştuğu ve bunlardan ziyadesiyle etkilendiği açıkken ve bu konularda insanların uçurum denecek farklılıklara sahip ortamlarda, dünyaya geldiği göz önüne alınırsa…ve asıl akıl/zihni geliştiren ortamların tercihinin insanın kendisinin seçtiği ortamda olmadığıda düşünülürse…ki çocukluk yaşantılarının asıl belirleyici olduğu da unutulmadan…vs
    .
    yine şu ayette ise:
    .
    (NİSA suresi 88. ayet)
    .
    Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız?
    Halbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir
    (küfürlerine döndürmüştür). Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi
    istiyorsunuz? Allah’ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol
    bulamazsın!
    .
    burada başlangıçta iman dairesinde olanları sonra kendi yaptıkları yüzünden asla geriye dönüşü olmayacak şekilde—kendi dilemezse, diğer ayetlere göre- saptırdığını beyan etmektedir…
    .
    oysa ki günahlardan dolayı tövbe etmeyi, hep açık bir kapı bırakmayı düşündüğümüzde bu ayet çelişmektedir…ayrıca… kul kendi tercih eder sansa da sapkınlığı artık allahın ona bahşettiği beyan edilmiş olmalıdır diğer ayetlerde ki ifadelerde gözönüne alınırsa..
    .
    öyleyse; allah hür irade zannı ile aldatıp,,onları sapıtmaktadır… kendi küfürleri yüzünden daha ölmeden yani vadeleri bitmeden..tövbe kapısını aslında bu tip insanlar için kapattığını söyleyerek…bir adaletsizlik yapmış görünmektedir… en azından…
    .
    sevgili arkadaşım kurandaki din…tüm bunlardan anlaşılıyor ki.. kuranı zaten bir tanrının değil.. bir/birtakım insanların uydurduğunu düşünen insanların,,,kuranın ifadelerine inanmak için en azından mantıksal bir tutarlılık aramaları, bir makul bulma arayışlarına, cevap bulmaları gerekmektedir…
    .
    yoksa zaten dogmatik olarak inanmaya mecbur yada istekli kişilerin; adil olma iddiasıyla/saptırma durumu gözününe alındığında görüldüğü gibi ….allahı adil bulmak adına zorlama yorumlarla işi çözmek pek mümkün olmamakta….. çünkü bu çelişkiler dikkate alınmayacak ve akıl kullanılamayacaksa.. her din aynı oranda inanılır ve doğru olabilecek olarak kabul edilmelidir ki.. kuran bunu reddetmektedir…illa bana inan demektedir…niçin sana da diğerlerine değil sorusuna ise yine ifade ettiğin gibi dogmanın dışında hiç birşey vermemektedir…kanımca…
    .
    çünkü aynı durum… kuranın açıkça aşağıladığı şirk koşanlar sözkonusu olduğunda onlarda gayri mantıki sonuç yada inançlarını meşrulaştırabilirler..dogmatik olarak…bir dogmanın, diğer bir dogmaya üstünlüğü sözkonusu olmayacağına göre…
    .
    yine diyorsunuz ki:
    .

    su an yeryuzunde cogu ateist & agnostik & hatta deist insanlara baktigimizda,
    bu insanlar icin de zaten hicbir Dini sorumluluk/odev olmadan bu hayatta ozgur yasama tercih ve isteginin Dini sorumluluklar/odev altinda ebedi cennette yasama tercih ve isteginden dahi
    daha ustun oldugunu rahatlikla musahede edebiliriz, belki de yine, sanirim. “”
    .
    buna katılamıyorum… bizzat ben ve tanıdığım bazı ateist olduğunu en azından agnostik olduğunu söyleyen arkadaşlarım …hiçte sefahat içinde değil… tarihte ki k.mark vs gibi radikal ateistlere bakıldığında da zevkü sefa derdinden çok başka şeylerin peşinde oldukları…görülür..
    .
    ayrıca günaha batsalar bile imanlı kişilerden onbinlercesinin…(ki ateist/agnostikleri kat kat aşan sayılarda) zevk-ü sefa, lüks, şaşaa, gösteriş, fuhuş vs içinde olduğu ayan beyanken, bu arzu ve isteklerin asıl arzuluyanı olarak ateist/agnostikleri göstermek/varsaymak haksızlıktır kanımca..insaf edin..:))
    .
    ayrıca..cennette vaad edilenler düşünüldüğünde ve bunu arzulayan yüzbinlerce inaçlı gözönüne getirilirse.. yine özgür olmak, hevaları ve nefslerinin hırsı için kimlerinde pek yanıp tutuştuğu açık olmalıdır.. kanımca .. ki bu suç değildir…o manada söylemiyorum…ama ateis/agnostiklerin buna daha teşne olduklarını söylemek.. ucuz bir islamcı kara çalması gibi geldi..( sizi bundan münezzeh tutarım.).
    .
    son olarak…siz arap değil iseniz.. islama inanmanızı (diğer arap olmayanları da gözönüne alırsak), nasıl açıklıyorsunuz… arap olmayanların müslüman olmaları beyhude midir… onlara yapılacak muamele nedir.. sizin bu konudaki yorumlarınızı düşününce merak ettim…
    .
    hoşçakalın…

  32. boomerang diyor ki:

    yukarıda eksik kalmış şunlarıda ekleyeyim..
    .
    (NEML suresi 4. ayet)
    .
    Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine
    süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar.
    .
    (FUSSİLET suresi 25. ayet)
    .
    Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar
    önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler.
    Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan)
    azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi.
    .
    (NAHL suresi 63. ayet)

    Allah’a andolsun, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) göndermişizdir. Fakat şeytan onlara işlerini süslü gösterdi de (iman etmediler). işte o, bugün onların velisidir. Ve onlar için elem verici bir
    azap vardır.
    .
    bu ayetlere bakıldığında da allahın insanların özgür iradelerine, onlar kendi tercihleri sanırken.. sapkınlığı süslü ve cazip gösterdiği… ve bu şekilde onların aleyhine ve adil olma vasfı aleyhine müdahale ettiği açıktır…
    .
    yine bazen bu süslü göstermeyi allahın emrinde olmaması gereken.. (acaba şeytanda mı kendi yapıyor/istiyor sanıyorken allahın istediğini yapıyor..ki oda demekki özgür iradeli değil… bu konuda bir konu mankeni yada kurban….).. şeytan yada başka sapkın insanlar yapıyor…
    .
    tüm bu ve üstteki yorumumda ki verilerden… bir özgür iradenin insanlara öyle sanmalarına rağmen aslında verilmediğini…(belki şeytana da) görüyoruz….
    .
    allahın adil olmadığını…görüyoruz…
    .
    bu ayetlere rağmen akletmiyorsunuz diyerek daveti de en azından oldukça tuhaf buluyorum..
    .
    tekrar hoşçakal…cevabını varsa isteyen onlarında cevabını bekliyom…

  33. Kurandaki Din diyor ki:

    Sn. Boomerang arkadas,

    O kadar cok soruyu –teknik olarak herbirinin Kuranin orjinal dilinde tek tek ve iyice analiz edilmesi gereken–
    ardarda siralamissin ki, en yogun oldugum bir donemde,
    (ancak haksizlik etmissin anlaminda demiyorum bunu elbette, cunki sorularinin cogu temelde sorulmasi gerekli pek makul sorulara benziyor kanimca),
    bana biraz vakit tanirsan bunlari bildigim kadariyla yavas yavas yanitlamaya & analiz etmeye calisirim ileride, umarim, elimden geldigince.

    Simdilik hoscakal.
    Sabrin icin tesekkur ederim.

  34. azerturk diyor ki:

    Boomerang kardeşim merhaba

    yukarıdakı sonuncu yazında dikketimi bir şey çekdi. Çok teessüf edirem ki, bu ayetlere şimdiye gadar fikir vermemişimdir.

    Neml-4
    Fussilet-25
    Nahl-63

    Yukarıda yazdığınız bu ayetleri kendimde olan azeri-rus-alman tercümeleri ile de karşılaşdırdım ve bele karara geldim ki, bu ayetlerde şeytanla-allahın niyyeti-arzusu- isteyi üst-üste düşür. İkisi de insana her şeyi süslü göstermiş. Allah şeytanla birge insana karşı işbirligimi yapır?
    Cavab vermenizi isterdim.

    Eger fikrimi anlata bildimse çok sevinerem.

    Hörmetler

  35. boomerang diyor ki:

    Sevgili arkadaşım Azerturk
    .
    öncelikle, iblisin, melek değil bir cin olduğu, ve kuranda değilse bile diğer islam kaynaklarında iblisin, meleklerin hocası olduğu, epeyce yetkili/sorumlu olduğu gibi şeyleri göz önüne almak lazım. Şu ayetlere bakalım…
    .
    (BAKARA suresi 34. ayet)

    Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem’e secde edin,
    demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük
    tasladı, böylece kâfirlerden oldu.
    .
    burada secde edin emri hem meleklere hem cinlere verilmiş…diyanet açıklamalı mealine göre..(parantez içlerine şüpheyle yaklaşılmalı bazen).. yine aynı meale göre:
    .
    (İSRÂ suresi 61. ayet)

    Meleklere: Âdem’e secde edin! demiştik. İblis’in dışında
    hepsi secde ettiler. İblis: “Ben, dedi, çamurdan yarattığın bir kimseye
    secde mi ederim!”.
    .
    burada ise sadece meleklere dendiği belirtilmekte…bendeki kuran meallerinden 18 tanesinin, sadece 4 tanesinde cinlere ifadesi var … onlarda parantez içinde…belki de iblis melek olmadığı için emre uymamıştır ve sen niye secde etmedin denilince şaşırmış ve gerekçesini açıklamıştır.. ki iblise göre kendisi, adem den daha hayırlıdır/yücedir vs…
    .
    (SÂD suresi 76. ayet)

    İblis: Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu
    çamurdan yarattın, dedi.
    .
    yine şu ayetlere bakınca:
    .

    (HİCR suresi 33-34-35-36 ayet)

    (İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara
    balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.
    .
    Allah şöyle buyurdu:öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!
    .
    Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lanet senin üzerine olacaktır!
    .
    (İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar
    dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.
    .

    (HİCR suresi 39. ayet)

    (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de
    yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka
    azdıracağım!

    Tüm bu ayetlerden, iblisin kovulduğu ve insanları doğru inançtan ayırmak için çalışacağı anlaşılmaktadır…… iblisin .””. beni azdırmana… “” ifadesiyle… allahın bir komplosuyla ve iblisi yoldan çıkarmasıyla karşı karşıya olunduğu anlaşılmaktadır… azdıran kimdir?… allah
    .
    iblis.. yaptığının doğru olmadığını ta o esnada, en başta bilmektedir….
    .
    yoksa kendisinin allah tarafından azdırıldığını iddia etmez ve söylemezdi kanımca…hayırlı/üstün olma iddiasını sürdürür ve bunun gerçek olduğunu hala ileri sürebilirdi…burada da iblis kendi söyler ve düşünür sanırken –kendisini, hür iradeli sanırken- allah, iblisin iradesine müdahale etmiştir açıkca…ve kendisi müdahale edip azdırdığı halde.. sanki o yapmış gibi cehennemle ödüllendirecektir… yine görülmektedir ki allah adil değildir açıkca…
    .
    daha sonra ise iblisin, azdırıldığını, allahın tuzağına getirildiğini anladıktan sonra… uğruna beni azdırdığın ademi/ademoğullarını nasıl yoldan çıkaracağını-(onların, aslında günaha ne kadar teşne olduklarını-) ve bir anlamda beyhude de olsa, bir intikam alacağını ifade etmektedir.. dikkat çekici olan şudur ki. Bence…iblis bunu yaparak, hem ademoğullarının yüce olmadığını,, hemde kendisinin yüce olduğunu kanıtlamış olacaktır…
    .
    burada bir anekdot olarak: başka bir kişinin şu yorumu aklıma geldi aktarayım:….sıradışı bir yorum olarak:. iblis, allahı o kadar çok sevmektedir ki ademi kendisinden üstün tutmasına içerlemiştir… belki de sevgisinin kurbanı olmuştur..
    .
    demek ki iblis, insanların hür iradelerine, onlar kendi hür iradeleri sansa bile sapkınlığı süslü gösterecektir… ve allaha göre, bunu çok büyük bir oranda başarmıştır da..
    ..
    (SEBE’ suresi 20. ayet)

    Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya
    çıkardı. İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular.
    .
    demek ki iblisin, insanların hür iradelerine müdahalesi etkin ve güçlüdür.. çoğunluğunun mayasını bozabilmiştir….. öyleyse… bu durumda insan, günahlardan, nasıl, kendi kararı ve isteği sonucu olmuşcasına sorumlu tutulacaktır…adalet bu mudur…
    .
    öyleyse allah, önce şeytanı, sonra şeytan ve şeytana uymuş diğer sapkınları kullanarak, insanları doğru inançtan uzaklaştırmıştır. Ki şu hedefi/amacı gerçekleşsin:
    .
    A’RAF 179.
    .
    Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.
    .
    ayetinde ifade edildiğine göre:
    ..
    …biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır..
    ..
    daha en başta, cehennem için yaratılmış insan ve cinler olabilsin..
    .
    zaten ne oldu ve olacaksa, Allahın dilemesiyle olmuş ve olacaktır… öyleyse saptırdıkları da bu dileğin dışında değildir… öyleyse, hür irade, yoktur.. sapkın kişi.. allah öyle dilediği için sapkın olmuştur… öyleyse allah adil değildir.. ama kendisine adil denmesini istemekte ve öyle olduğunu ifade etmektedir…
    .
    kanımca….
    .
    hoşçakalın..

    .

  36. boomerang diyor ki:

    zaten ilk başta adem ve havva hiçte günah işleyecek bir hal ve tavırda/niyette değilken ya da hür iradelerine bir müdahale yok iken.. diyelim… .
    .
    günah söz konusu olmamıştır/olamamıştır… ta ki iblis onların aklını çelinceye kadar…demek ki iblis olmasa, adem ve havvanın aklı çelinmeyecek ve bizler yani ademoğullarıda olamayacaktı…o zaman cehennem boş kalacaktı..
    .
    demek ki herşey ta en başından yazılmış çizilmiş…allah, kendiliğinden işlerin öyle olacağını bildiğinden, değil de, zaten öyle istediğinden… öyle olsun istediği için olmuştur… ki bu süreç kendiliğinden olacak olsa ve allah yalnız bunu bilecek olsa idi… allahın dilemesi, yalnız ve ancak, sadece onun dilemesiyle şeylerin/olayların olacağı nasıl iddia edilebilir di ki..
    ..
    azerturk kardeşim şimdilik bunları söyleyebiliyorum…. bence bir allah yok .. ama eğer varsa..bu saptırılmışlığımızdan/sapkınlığımızdan bizi kurtarıp…. bu tartışmaları hidayete ermenin vesilesi kılsın istiyorum..
    .
    herhalde bu istekte sapkın bir istek olmasa gerektir….:))
    .
    sevgili kurandaki din, bu son yazdıklarımı da müsait olup yavaş yavaş cevaplandırmaya/açıklamaya başladığında göz önüne alırsan sevinirim
    .
    hepiniz hoşçakalın…

  37. Kurandaki Din diyor ki:

    Sn. Boomerang arkadas,

    Oncelikle, bahsettigin Ayetlere biraz daha yakindan bakarak analiz etmeye baslayalim birlikte:

    Ve bir zaman Rabbin Adem ogullarindan, onlarin sirtlarindan zurriyetlerini aldi, ve onlari kendi canlari uzerine sahit tutup dedi:
    Ben sizin (tek) Rabbiniz degil miyim?
    Onlar dediler: Evet, sahit olduk!
    Ta ki Kiyamet Gununde demeyesiniz: Biz bundan HABERSIZLER (=gafiliin) idik!

    Ve biz mutlaka cehennem (=dunyevi mezarlar) icin yarattik cin ve insanlardan coklarini.
    (Cunki) onlarin kalpleri vardir, onlarla –dini hususlari– kavramak istemezler;
    onlarin gozleri vardir, onlarla –dini hususlari– gormek istemezler;
    onlarin kulaklari vardir, onlarla –dini hususlari– isitmek istemezler.
    Onlar hayvanlar gibidirler, hayir onlar –hayata & ozgur yasama– daha da istahlidirlar (=edallu).
    Onlar (muhtemelen iste bu nedenle, dunyaya gelmeden once Allahin huzurunda verilen o sahitlikten ve ahidden) HABERSIZLER (=gafiluun)
    birakilmis olanlardir. (Araf 172 XX 179)

    Bu Ayetlerde dikkat edilmesi gereken bazi en kritik hususlar sanirim sunlar olmalidir, evvela:

    1- Bu iki Ayette gecen ve en basta dikkat edilmesi gereken ortak kilit kelime HABERSIZLER kelimesi olmalidir.
    Buna gore, daha dunyaya gelmeden once Allahin huzurunda bulundurulmus ve kendilerinden Allahin disinda –hicbir Melegi & Peygamberi & Din Adamlarini–ikinci birer Rabler edinmeyeceklerine, fakat Allahi tek Rab olarak taniyacaklarina dair kendilerinden ahid alinmis bazi Adem ogullari (Araf 172 & Ali Imran 80 & Tevbe 31) var iken,

    diger yanda direk olarak daha en bastan cehennem (=dunyevi mezarlar) icin yaratildiklari bildirilen –ve bunun sebeplerine de yine o ayette acikca isaret edilmis olabilecek olan– diger bazi insanlar mevcut olmalidir.

    2- Kuranda eger tum Adem ogullari & tum Peygamberler vs. diye bastan vurgulanmiyorsa, o halde bunun temelde sadece bazi Adem ogullarini & bazi Peygamberleri kastetmis olabilecegini oncelikle ve rahatlikla anlayabiliriz. Ornek:

    Ve bir zaman Allah Peygamberlerin misakini almisti…. (Ali Imran 81)

    Ve bir zaman Peygamberlerin misakini almistik: Senden, Nuhtan, Ibrahimden, Musadan, ve Meryem oglu Isadan… (Ahzap 7)

    Bu Ayetlerde de goruldugu gibi,
    Kuran once bir beyanatta bulunur ve sonra onun aciklamasini ileride verir olmalidir. Bu sebeple Kuranda herhangi bir hususun aciklamasini ogrenebilmek ve olayi butunuyle daha isabetli degerlendirebilmek icin, Kuranin okunmaya devam edilmesi ve ileride o hususta yapilan aciklamanin ogrenilmesi onemle vurgulanarak tavsiye edilmis olmalidir, en bastan:

    Onu acele ettirmek icin dilini kipirdatma.
    Onun toplanmasi ve okunmasi bize aittir.
    O halde onu okudugumuz zaman, sen de onun okunusunu izle.
    Sonra mutlaka bize aittir onun aciklamasi. (Kiyamet 16-19)

    Iste, Kuranda evvelce vurgulanan bu ana & temel prensip takip edildiginde,
    Ali Imran 81 ayetinde bahsedilen ve kendilerinden misak alindigi bildirilen Peygamberlerin gercekte kac kisi ve kimler oldugunu da ileride Ahzap 7 ayetinde acikca ogrenmis olabiliriz.

    Ayni prensip geregi yukarida Araf 172 ayetinde bahsedilen HABERLI Adem ogullarinin, oteki HABERSIZ insanlardan farkli bazi Adem ogullari oldugunu da acikca anlamis olabiliriz, umarim.

    3- Kuran elbette oncelikle ana dili arapca olan Arabistan milletine –ozellikle seriat acisindan–
    hitap eden bir Kitap olarak indirilmis olmalidir:

    Ayetleri detaylandirilmis ARAPCA bir Kurandir, (bunu) bilen bir kavim (=Arabistan halki) icin. (Fussilet 3)

    Eger biz onu yabanci dilde bir Kuran kilsaydik, derlerdi: Ayetleri detaylandirilmali degil miydi? Yabanci dilde mi (olmaliydi), ve biz ARAPCA (konusuyoruz iken)? (Fussilet 44)

    Elbette bu acidan Kuranin “Arapca Edebi Uslubu” o donemdeki bu Araplara kendi ellerindeki oteki eski Dini Kaynaklarin
    uydurma/gecersiz (Araf 28 & Enam 150 & …) ve bu Kuranin ise ilahi kaynakli olduguna dair en buyuk ve yegane bir delil olarak sunulmus olmalidir:

    Yoksa diyorlar mi, o bir (Arapca Edebi) Sairdir!
    Biz onun basina felaketler inmesini bekliyoruz.
    Ey Muhammed de ki: Oyleyse bekleyin; ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.
    Yoksa onlara bunu kendi evhamlari mi emrediyor; yoksa onlar taskinlik eden bir kavim midirler?
    Yoksa diyorlar mi, onu (Muhammed) uydurdu! Hayir, inanmiyorlar.
    Oyleyse haydi onun benzeri bir (Arapca Edebi) Soz getirsinler, eger dogrular idiyseler! (Tur 30-34)

    ***

    Allah hicbir kimseyi durduk yere bastan saptirmaz, azdirmaz, egriltmez olmali, Kurana gore,
    ancak once bu tip bazi kimseler bastan kendi hur sahsi tercih ve arzulariyla sapmayi, azmayi, egrilmeyi kendileri istemislerse,
    O da buna mukabil onlarin bu tercihleri dogrultusunda onlari boylece saptirip, azdirip, egriltir olarak tanimlanmis olmalidir, esasen, Kuranda:

    …Ne zaman ki onlar egrildiklerinde (=zaaguu), Allah da onlarin kalplerini egriltti (=ezaage). (Saf 5)

    Suphesiz, Allah saptirir kim (sapmayi) isterse (=men yesae),
    ve kendisine dogru iletir kim (ona) yonelirse. (Rad 27)

    Suphesiz, Allah zerre agirliginca haksizlik etmez. Ve eger bir guzellik yapilmissa (o insan tarafindan) onu kat kat arttirir (onun icin),
    ve kendi katindan buyuk bir mukafat verir. (Nisa 40)

    Yine Kurana gore, Allah durup dururken hicbir kimseyi saptirmayacagini ve sapkinlik icinde birakmayacagini,
    ancak sadece bastan bu tip kimseler kendi hur sahsi tercih ve istekleriyle sapmis ve sapkinlik icinde kalmayi da kendileri yine artik kararlilikla istemislerse,
    O da buna mukabil onlari bu yonde kendi istemis olduklari gibi boylece saptiracak ve artik sapkinlik icinde birakacak olarak tanimlanmis olmalidir, esasen, Kuranda:

    ..Artik kim dogruya ererse, o ancak kendi cani icin dogruya ermis olur;
    ve kim de saparsa (=dalle), o da ancak kendi cani aleyhine sapmis olur… (Yunus 108)

    Kendi evlatlarini aptalca ve ilim disinda –cahilce– oldurenler, ve Allahin onlari riziklandirdigi seyleri Allah adina uydurarak haram edenler,
    iste onlar saptilar (=dalluu) ve dogruya erenlerden olmadilar. (Enam 140)

    Ey Muhammed de ki: Her kim sapkinlik (=ed-dalaaleti) icinde olursa, Rahman da onu (o yonde) bir surusle surer… (Meryem 75)

    Dolayisiyla, tum bu ayetlerden su sonuclari rahatlikla cikarabiliriz, sanirim, temelde:

    Bazi kimseler onceden kendi hur sahsi tercih ve istekleriyle sapmayi, azmayi, egrilmeyi dilemislerse,
    Allah da onlari bu kendi sahsi istekleri dogrultusunda ve boylelikle saptirir, azdirir, egriltebilir. (Saf 5)

    Bazi kimseler onceden kendi hur sahsi tercih ve istekleriyle sapmayi, azmayi, egrilmeyi dilemisler,
    ve bir daha asla geri donmemecesine bu kararlarinda olumune israrli da olmuslarsa,
    Allah da onlara bu kendi sahsi istekleri dogrultusunda ve boylelikle artik kapiyi olmelerine kadar kapatabilir. (Tevbe 84) (Ali Imran 86-88) (Ali Imran 89-91) (Nisa 17-18)

    Kisacasi, Kuranda Allah acikca kendisinin tum insanlara en bastan hur sahsi tercih ve irade yetisi verdigini,
    ancak bu sahsi tercih ve iradelerini kendisi aleyhine olumsuz yonde kullananlarin Ondan da kendileri aleyhine aynen bu sekilde olumsuz bir tavir bulacaklarini,
    olumlu yonde kullananlarin ise Ondan da aynen bu sekilde olumlu bir tavir bulacaklarini onemle belirtip vurgulamis olmalidir, en bastan.

    Eger zaten bunlar belirtilip vurgulanmamis olsaydi, boylelikle ve en bastan,
    Allahin daha sonra mutlak adil oldugu,
    kendisinin onlara degil, ancak bazi insanlarin Ona karsi haksizlik ettigi ifadeleri defalarca vurgulanmazdi Kuranda, herhalde, boylelikle. (Nisa 40 & Nahl 33-34)

    ***

    Ve ayrica Kurana gore, sadece Allahin indirdigi belirtilen o ozel delili & belgeyi akledebilecek yetiye sahip oldugu halde,
    bastan ve kasitli olarak bunu akletmeyip reddedenler veya tahrif edenler sorumlu tutuluyor olmalidirlar, esasen.

    Siz onlarin size inanacaklarini mi umuyorsunuz? Halbuki onlardan bir boluk vardi ki, onlar Allahin sozunu isitiyor ve sonra “aklettikleri halde” (=aqeluuhu) onu tahrif ediyorlardi… (Bakara 76)

    Suphesiz, Allahin katinda canlilarin en kotusu sagirlar ve dilsizlerdir, o akillarini kullanmayanlar. (Enfal 22)

    Halbuki bunun disinda –cevresel & genetik vs.– sebeplerden oturu fizyolojik veya zihinsel yetersizlikleri olanlarin bu Mesajin hukumlerinden –durumlarina gore komple veya kismi olarak– asla sorumlu tutulmayacaklarina da acikca isaret edilmis olmalidir yine:

    Kore zorluk yoktur, topala zorluk yoktur, hastaya zorluk yoktur… (Nur 61)

    Allah hic kimseyi kendi kapasitesinin uzerindeki seyden oturu yukumlu tutmaz.
    (Bakara 286)

    ***

    “Bir dogmanin diger bir dogmaya ustunlugu olamama” meselesini analiz etmeye calisalim biraz da yine birlikte burada:

    Kurana gore bu hususta da zaten
    Daha dunyaya gelmeden once Allahin huzurunda bulundurulmus ve kendilerinden ahid alinmis olduklari bildirilen turde insanlarin bu vesileyle daha dogustan Din & Allah konusuna ruhen son derece egilimli olabileceklerine,
    ve Din & Allah adina ortaya konulmus/konulacak bir Mesaja dogmatik yollardan inanma egiliminde olabileceklerine acikca isaret edilmis olmalidir, en bastan. (Araf 172)

    Peki bu turde insanlar bu Dogmatik Dini Kaynaklardan hangisinin gercekten Allaha ait olabilecegini ve hangisinin uydurma olabilecegini nasil anlayabileceklerdir?
    Zaten Kuran iste bu temel meselede devreye giriyor ve
    Allaha ait olmasi gereken bir Kitapta elbette bunu tum oteki Dogmatik Dini Kaynaklardan farkli kilacak insan ustu/essiz bir yapinin bunun icinde yer almis olmasi gerekecegini belirtiyor,
    ve Muhammed Peygamberin doneminde de, bu vesileyle, bunu Kuranin essiz “Arapca Edebi Uslubu” olarak sunuyor olmalidir bu baglamda,
    yegane ve en buyuk bir delil olarak. (Tur 30-34)

    Ancak elbette gunumuzde artik boyle bir Uslubun cok anlamli/yeterli olacagini dusunmek biraz guc olabilir. Ancak bu yazinin basinda belirttigim ve Muhammed Peygamberin de sahih hadislerinde bahsettigi o Mehdi Resul (eger gercekten bir mit degilse bu) (Ali Imran 81 & Ahzap 7)
    bu cagda ancak belki de “Matematiksel & Sayisal Uslup” ile orulu
    bir Mesajla gelebilip
    aynen Ibrahimi tum Peygamberler gibi ve Muhammed Peygamber gibi
    tum inananlari boyle bir Mesaja cagirma,
    Ve onlari artik Melekleri & Peygamberleri & Din Adamlarini vs. Allahin disinda ikinci birer Rabler edinmeyi birakip sadece Kitapla hukmederek Allahi tek Rab edinmeleri (Nisa 105 & Suura 10 XXX Ali Imran 80 & Tevbe 31) konusunda bir misyonla gelebilecek olmalidir, belki de.

    Ancak eger bu Mehdi Resul inanci temelde sadece bir mit ise, o halde artik sadece Kuranin “Arapca Edebi Uslup” deliliyle yetinmelidir inananlar bu baglamda, herhalde. (Ayrica burada elbette Kuranda var oldugu iddia edilen 19 planini kastederek konusmadigimi onemle belirteyim; cunki 19 planinin bu haliyle Kurana asla oturmadigi, ancak defalarca iflas ettigi bu konuyu gerektigi gibi ve orjinal Kaynakla incelemis kisilere yeterince acik olmus olmalidir, simdiye dek, sanirim.)

    ***

    Kuranda Araf 179 ayetinde bahsedilen ve temelde ozgur yasantiya ve hayata karsi hayvanlar gibi veya onlardan daha da ihtirasli bir sekilde sarilmis olduklarina/olabileceklerine deginilen tarzda –Dini hususlara tamamen duyarsiz kalmayi en bastan tercih etmis olabilecek– ateist & agnostik & deist tarzdaki o insanlar
    sanirim bundan oturu temelde sadece yeme-icme & cinsel hazlar & oyun-eglence yaninda elbette bir de yine ozellikle en gelismis hayvan topluluklarinda da acikca gorulmus olabilecegi gibi kuvvet/hakimiyet elde etme & orgutlenme & hiyerarsik yapilar kurma & kesifler yapma & aletler icat edip kullanma vs. gibi sosyal & teknolojik & entelektuel faaliyetlerde de –onlardan cok daha ihtirasli/yetenekli (=edallu) bir sekilde 7/179 elbette– buyuk bir istekle bulunabilecek olmalidirlar herhalde, sanirim.
    Ve bunlar tum bu faaliyetler altinda da yine temelde bu halleriyle Allaha hizmet/secde eden kimseler olarak anilmis olmalidirlar topyekun Kuranda. (Yunus 66 & Nahl 49) Ve Allah bazen bu tip insanlar vasitasiyla o daha dunyaya gelmeden once Allahin huzurunda bulundurulup Ona
    Onun disinda kendilerine hicbir Melegi & Peygamberi & Din Adamlarini ikinci birer Rabler (=Din & Allah adina Kitap disi hukum ureten otoriteler Suura 10 XX Tevbe 31 & Suura 21) edinmeyeceklerine dair ahid vermis olup da
    simdi burada bu ahdi cigneyerek tum insanlara Din & Allah adina zorbalik ve zulum yapan tarzda insanlari cezalandirmak amaciyla da kullanmis/kullanabilecek oldugu da belirtilmis olmalidir yine Kuranda. (Enam 65 & Fetih 7 & Isra 7-8 & …)

    Bunun disinda, bir de ayrica zaten tum hayvan topluluklari temelde –teist & ateist & agnostik ayird edilmeksizin– tum insanlarin benzerleri olan (=emsalukum) topluluklar olarak da anilmis,
    ve bu baglamda hayvanlarin genetik & anatomik acidan tum insan topluluklarina olan yakinligi da boylelikle acikca isaret edilmis olmalidir
    belki de Kuranda yine. (Enam 38)

    Ancak burada yine yukarida belirtilen tarzda daha dunyaya gelmeden once Allahin huzurunda verilmis olan o ahde dahil edilmeyen –muhtemelen daha bastan bunu kendileri tercih etmemis/istememis olabilecekleri icin– tarzda insanlarin dini odev/yukumlulukler (namaz & zekat & oruc & zikir vs.) konusunda da temelde bu hayvan topluluklari gibi bunlara karsi hicbir ilgi ve alakalarinin olamayacagina isaret edilmis de olmalidir boylece. (Araf 179)

    Ve sonucta, yine Kurana gore Allah bunlari bu nedenle bildigimiz klasik ebedi cehennemle cezalandirmayacagina,
    ancak onlari sadece dunyevi cehennemle (=mezarliklar) sonlandiracagina da acikca isaret edilmis olabilecegine gore, burada da herhangi bir sadistlik & adaletsizlikten bahsetmek cok/pek mumkun olmasa gerek, sanirim.

    ***

    Ve arap olmayan insanlarin Kurandan alabilecekleri faydali seyler konusunda ise,
    Kuranin elbette ozellikle seriat acisindan temelde ve sadece Arabistan halkina hitap eden bir Kitap olarak indirilmis olabilecegini (Zuhruf 3 & Fussilet 3, 44) boylelikle goren Dindar insanlarin
    bu Kitabin ogut/inanc/ahlak konusunda sunmus olabilecegi diger temel kriterleri, onun tarihsel/mekansal perspektifine sadik kalarak –ve onu simdi yanlis yerlerde ve baglamlarindan kopararak kullanip bugunun tum medeni insanlarina boylelikle zorbalik etmemek kaydiyla– benimsemeleri gayet makul olabilmelidir, kanimca.
    Hatta ayni sekilde bu baglamda Tevrat ve Incilin dahi kendi tarihsel/mekansal baglamlarinda okunulup buyuk oranda faydalanilabilmesi dahi gayet makul olabilmelidir, tum Dindar insanlar icin, Kuranin direktifine gore yine. (Maide 44-48 & 68)

    ***

    Yine Allahin bazi insanlara yaptiklari/yapacaklari bazi kotu davranislari suslu gostermesi konusunda ise,
    daha once yukaridaki Ayetlerle aktarmaya calistigim o temel prensip burada da aynen yine gecerli olmalidir, sanirim, esasen ve en bastan:

    Bazi kimseler bu tip bazi kotu davranislarini en bastan kendi hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda kendi gozlerinde suslu gormus/goruyorlarsa,
    Allah da buna mukabil onlarin bu sahsi istekleri dogrultusunda onlara bu kotu davranislarini boylelikle suslu gosterecek olmalidir. (Kehf 104-106 & Fatir 8)

    Bazi kimseler kendilerine somut bir delille gonderildigi bildirilen o ilahi Mesaja karsi en bastan kendi hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda kendi gozlerini, kulaklarini, kalplerini buna karsi kilitlemeyi istemis/istiyorlarsa,
    Allah da buna mukabil onlarin bu sahsi istekleri dogrultusunda onlarin gozlerini, kulaklarini, kalplerini boylelikle kilitleyecek olmalidir. (Nuh 7 & Araf 175-176 & Casiye 23)

    Ancak bu tip insanlar daha sonra yine kendi hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda fikirlerini degistirip kendi gozlerini, kulaklarini, kalplerini
    –kendilerine gonderilmis olan o somut delili incelemelerine binaen–
    o ilahi Mesaja acmak isterlerse,
    Allah da buna mukabil onlarin bu sahsi istekleri dogrultusunda onlarin gozlerini, kulaklarini, kalplerini boylelikle buna acacak olmalidir. (Maide 73-74 & Furkan 71-73 & …)

    Ancak sadece tam olum aninda yapilacak bir fikir degisikligi artik kabul edilmeyecek cok gec bir durum olarak nitelendirilmis olmalidir. (Nisa 17-18 & Yunus 90-91)

    ***

    Iblisin kim oldugu ve neden daha once saptirilmis olabilecegi konusunda ise, bildigim kadariyla sunlari aktarabilirim:

    Iblis daha once tum diger Melekler gibi bir Melek olmali,
    ancak o “Ademe secde edin” hukmunu reddettigi icin –kendisini burada ondan daha kuvvetli/nitelikli/zeki vs. biri olarak gordugunden– o andan itibaren bu sahsi tercih ve istegi dogrultusunda kendisi azip (dolayisiyla Allah tarafindan azdirilip) Cin olan bir varlik olarak tanitiliyor olmalidir Kuranda. (Sad 71-78 & Kehf 50)

    Elbette belki de buradan bir miktar anlasiliyor olmali ki,
    onun daha onceden Allaha bagli olmasi temelde Allah sevgisinden degil, ancak Allahi kendi sahsi menfaat/makami icin alet olarak kullanmis olmak istemesinden kaynaklanmakta idi.
    Simdi ne zaman ki kendisinden bu menfaat/makam biraz alinip baska bir hizmetkara verildiginde,
    artik Allah ona her yerde ve her zaman en ustun menfaat/makami sunmuyorsa, onun da artik Onu sevmesi ve Ona hizmet etmesi icin gecerli bir neden kalmamis olmali idi…

    Yani kisaca Ibliste var oldugu bildirilen ve onun azmasina neden olan temel bozuk/hasta bakis acisi cok ozetle su olmaliydi, herhalde, en bastan:

    Iblis Allah icin var olmus olmamalidir; ancak Allah Iblis icin var olmus olmalidir!

    Dolayisiyla, bugun kendileri veya peygamberleri adina her yerde, her zaman ve her ortamda en yuce makam/menfaat verilmesini bekliyor olan tum fanatik Dinci kimseler potansiyel bir Iblis olmalidirlar yine herhalde temelde, buna gore.
    Ve Allah bu tip bozuk/hasta olabilecek fanatik Dinci karakterleri de –bu bozuk/hasta bakis acilarini kendileri burada evvelden iyilestirmedikce– eninde sonunda aynen Iblis gibi aciga cikaracak & eleyecek olmalidir, belki de,
    yine bu Kuran anlatilarina gore.

    Hepiniz esen kalin.

    (Not: sn. Boomerang arkadas su donem o kadar mesgulum ki,
    bir dahaki sefere mumkunse cok kisa kisa sorularla devam et de,
    hic olmazsa biraz nefes alabilecek vaktimiz kalsin:)
    Saglicakla & Esenlikle kal.)

  38. azerturk diyor ki:

    Çok-çok teşekkür edirem Boomerang ve Krandakı Din kardeşlerime.

    Şimdi sizlerin sırf Kurandan getirdiyiniz bu ayetlerin bele açıklanması acaba beni yolumdanmı azdırır? Bence hayır.

    Bu halde Bigalioğlu kardeşimin de bu ayetlere açıklama getirmesini isterdim. Mentikli açıklama getirse ona da bir teşekkür borcum olar. Yok eger beni problemli adam, kafir insan kibi sözlerle süsleyecekse (allahla -şeytanın süslemeyi kibi) menden günah ketdi.

    Buyur Bigalioğlu kardeşim

    Önceden teşekkürler

  39. Bigalıoğlu diyor ki:

    azerturk arkadaşım,Kurandaki Din arkadaşımın son yorumu çok uzun ve farklı farklı konular işleniyor.ben bu yazılanlara karşı yorum yapmak istemiyorum.bu arada Kurandaki Din arkadaşıma bir tavsiyede bulunmak istiyorum.bu şekilde uzun yorumlar insanı fazlasıyla yoruyor ve kafa karşıklığına neden oluyor.kısa ve net yorumlar yazarsa daha anlaşılır olacaktır.

    azerturk arkadaşım,bana bir ayet verin,size ne demek istediğini anlatayım.o ayete göre karşılaştırma yapalım.ne demek istediğini görelim.yukarıdaki açıklamalara kısaca baktım;katılmadığım çok nokta var ama,dediğim gibi çorbaya dönecek gene herşey.

    siz somut bir şey sorun,bir ayet,bir konu.size açıklayayım…

  40. azerturk diyor ki:

    Bigalioğlu arkadaşım,

    yukarıdakı yazımda sorumu sormuşum. Bir de nazar salmağını rica edirem.

    Naml 4
    Fussulet 25
    Nahl 63

    Sualım beledeir.
    Bu ayetlerde Allahla-şeytanın niyyeti-arzusu-istegi üst üstemi düşür? Yani ikisinde de süslemek yetenegimi varmış?

    Bigalioğlu arkadaşım rica edirem hadislerden yok sadece kendi mantıkınla anlatsan daha anlamlı olar.

    önceden teşekkürleimi bildirirem.

  41. boomerang diyor ki:

    burada kurandaki din isimli arkadaşın bir suçu yok… ben uzunca ve çokca sordum, oda mecburen böyle yaptı…
    .
    asıl anlamadığım şu: bir gün temel ve dursun diye başlayan fıkraların, uzunluğunda mı olacaktı yorumlar ki her yorum bir yazıda sayılabilir. benim hiç kafam karışmıyor, kurandaki din in yazdıklarını okuyunca…katılırım katılmam ayrı konu…ama en azından bana göre sıradışı olan, yorumlarını keşke daha uzun yazsa diyorum….bence buranın kalitesi birazda bu… aaa çok haklısın.. aaa nasılda geçirdin diyen… başka birşey demeyen, imanlı/imansız, iki gruptanda lavukların olmayışı…daha temiz daha duru düşünmek için elverişli bu durum…
    .

  42. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Şüphesiz, ahiret hayatına inanmayanların işlerini biz kendilerine güzel göstermişizdir de o yüzden bocalayıp dururlar.-Neml 4”

    “Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.-Fussilet 25”

    “Allah’a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır.-Nahl 63”

    şimdi iki çeşit kafir var.
    1-inanç potansiyeli olupta şeytanın çevirdiği insan veya topluluk.
    2-inancını çok önce yitirmiş olan insan veya topluluk.

    1 numarada nahl 63 var.
    2 numarada neml 4 ve fussilet 25

    inanç potansiyeli olanlara Allah müdahale etmiyor.Şeytan müdahale ediyor.Yani burada iş özgür iradeye kalıyor,yani size.

    inancını önceden kaybetmiş olanlara Allah bir güzellik yapıyor aslında.öbür tarafta azabı tadacakları için dünya hayatını güzel gösterip,inanmayanlara istediklerini bolca veriyor.

    anlamayan yoktur sanırım.

  43. Kurandaki Din diyor ki:

    Sn. Azerturk arkadas,

    bahsettigin Ayetleri bir kez de birlikte gidip biraz daha yakindan bakalim istersen:

    Ama ahirete inanmayan o kimseler; iste biz onlara calismalarini susledik (=zeyyenna), ve onlar bocaliyorlar. (Neml 4)

    Ve onlara bir takim yakin kimseleri baglattik, ve onlar da suslediler (=zeyyenuu) onlara ellerinin arasindakileri ve ardlarindakileri.
    Ve boylece onlarin aleyhine o Soz hak oldu kendilerinden once gecmis
    cinlerden ve insanlardan o ummetlerle birlikte; suphesiz onlar kaybedenler oldular. (Fussilet 25)

    And olsun ki, (Ey Muhammed) senden onceki ummetlere de (Resuller) gonderdik, ama seytan onlara calismalarini susledi (=zeyyene).
    Ve onlarin velisi bugun de yine odur; ve onlar icin elem verici bir azap (gelecektir). (Nahl 63)

    Temelde oteki Kuran Ayetlerini de burada bir miktar goz onunde tutup –daha butunsel bir baglamda bu olaya bakarak yukaridaki beyanatlari daha isabetli tarzda degerlendirebilmek icin/sonra– su sonuclara varabiliriz, burada, belki de:

    1) Yukarida “ahirete inanmayan kimseler” olarak nitelendirilmis kisilerin gercekte Lat, Uzza ve Menat isimli Meleklerden (ozellikle ahirette) sefaat uman ve bu nedenle Kuranda “ahirete inanmayanlar” olarak nitelendirilmis bazi Dinci Araplar olduklarini su Ayetlerde net olarak anlayabiliriz, oncelikle: (Zumer 44-45 & Necm 19-23, 26-27)

    Nitekim yine Kurana gore,
    Kuranin tanittigi bu Allaha inanmayan bu tip Dinci & Allahci Araplar
    “Allahi inkar edenler” olarak anilmis olmalidirlar. (Muminun 84-89 XXX Mulk 6-9)

    Dolayisiyla, yine Kuranin tanittigi bu Ahirete (icinde sefaatin olmadigi; ancak Allah orada kendi diledigi kimse icin izin verdikten sonra baska, Bakara 123 & Taha 109) inanmayan bu tip Dinci & Ahiretci Araplar
    “Ahireti inkar edenler” olarak da anilmis olmalidirlar, boylelikle.

    (*O donemdeki bu Dinci & Allahci Araplarin gercekte Hesap Gunune de inandiklarini su ayette de acikca anlayabiliriz, yine. Sad 16)

    (*Ancak gercekte bu Dinci & Allahci Araplar ahiret ve hesap gununde
    o Lat, Uzza ve Menatin mutlak sefaat etme yetkisine sahip kilindiklarina (Yunus 18 & Necm 19-26),
    ve sonra ahirette Kuranin belirttigi gibi –parmak uclarina kadar yine ayni ve bedensel tarzda (Isra 98-99 & Kiyamet 3-4) kesinlikle degil–
    ancak artik sadece ruhsal tarzda tekrar bir Dirilis olacagini iddia etmis olabilecekleri icin
    Kuranin tanittigi bu “Ahireti inkar eden” kimseler olarak nitelendirilmis olmalidirlar yine, esasen.)

    2) Yukaridaki “susleme” (=zeyyene) hadisesine gelince;
    Allah burada seytani da kendisine bir hizmetkar olarak kullanmis/kullaniyor olmalidir, esasen, herhalde.
    Cunki acikca anlasiliyor ki, bu “susleme” isini yapan seytan olmalidir burada.
    Ancak Kuranda vurgulanmis olan su temel prensibi burada gozonunde tutarsak,

    Onlari (savasta) siz oldurmediniz, ama onlari (savasta) Allah oldurdu; ve okunu attigin zaman sen atmadin, ancak Allah atti. (Enfal 17)

    Allahin disindaki tum varliklarin kendi sahsi hur tercih ve istekleriyle gerceklestirmis olduklari/olacaklari hersey daha ust ve mutlak baglamda Allahin gerceklestirmis oldugu/olacagi bir hadise olarak addedilmis olmalidir, Kuranda.
    Cunki bunlari en bastan boylece yaratan & izin veren & mumkun kilan Onun kendisi olarak addediliyor olmalidir, en bastan. Yani yukaridaki durumu goz onune alirsak:

    Insani, onun buradaki hur iradesini, sonra onun bu hur iradesiyle karar verdigi o eylemini, onun okunu & malzemesini & ortamini vs. toptan ve bastan yaratan & izin veren & mumkun kilan Onun kendisi olarak addediliyor olmalidir.

    O halde burada oku atan –alt boyutta– (kendi irade ve secimiyle) insandir;
    ve burada oku atan –ust boyutta– (insanin irade ve secimi dogrultusunda) Allahtir.

    Dolayisiyla, Kuranda bazen –ust boyutta– Allahin kendisinin,
    bazen de –alt boyutta– Seytanin
    bazi kimselere yaptiklari/yapacaklari kotu calismalari suslu gosterdiginin bildirilmesi (Neml 4 & Nahl 63) birbiriyle celisen bir durum degil, bilakis
    birbirini –yukaridaki Kuransal perspektife gore– tamamlayan/pekistiren bir durum olmalidir, sanirim.

    Tabi burada bir onceki yazimda aktarmaya calistigim o diger kritik Kuransal temel prensip geregi,
    burada belirtilen “suslu gosterme” (=zeyyene) olayinin
    sebebini de su sekilde acikca anlayabilmis olmaliyiz, en bastan, sanirim:

    Bazi kimseler yapmis/yapacak olduklari kotu calismalarini
    kendi hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda en bastan kendi nefislerine “suslu gormus/gostermis olmalidirlar” esasen; (Kehf 104-106 & Fatir 8)

    Buna mukabil Allah da onlarin yapmis/yapacak olduklari bu kotu calismalarini onlarin kendi hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda daha sonra onlarin nefislerine aynen ve boylece suslu gostermis olmalidir –Seytani da burada bir arac olarak kullanarak. (Neml 4 & Nahl 63)

    Peki Allah burada Seytanin rahatlikla ve engellenmeden
    serbestce boyle bir faaliyette bulunmasina neden izin vermistir?

    Seytanin en basta Allah tarafindan kendisine en ustun nitelikte makam/menfaat/kudret verildigi bir donemde Allaha baglilikta pek bir mahsur gormeyen bir Melek/Cin oldugunu,
    ancak ne zaman ki kendisinden baska bir hizmetkara bazi hususlarda
    –ozellikle burada dil yetenegi & ozel esyalari isimlendirme yetisi 2/30-33–
    ondan daha ustun nitelikte bir makam/yeti/kudret verildiginde buna tahammul edememe karakterinde oldugunu, ve bu yuzden azmayi
    tercih ettigini ve Allaha aciktan bas kaldirdigini ogrenebiliyor olmaliyiz Kuranda. (Sad 71-76)

    Yani burada Seytanin bu olaya bakis acisiyla, Allahin bakis acisini iyi algilamak gerekiyor olabilir, sanirim, en bastan.

    Buna gore,
    Kendisine her yerde & her ortamda en ustun nitelikte bir makam/yeti/ kudret vermeyen,
    fakat dilediginde bazi hususlarda baska hizmetkarlarina daha ustun nitelikte bir makam/yeti/kudret veren bir Allah bu Seytana gore haksiz/kotu/kaba bir Allah olmalidir… (Sad 76)

    Kendisine her yerde & her ortamda en ustun nitelikte bir makam/yeti/kudret verilmediginde,
    fakat dilenildiginde bazi hususlarda baska hizmetkarlara da ondan daha ustun nitelikte bir makam/yeti/kudret verilebildiginde bunu asla hazmedemeyen bir Kul bu Allaha gore haksiz/kotu/art niyetli bir Kul olmalidir… (Sad 75) Ve gercekte Allaha bagli degil ve Onu yurekten sevip hizmet etmiyor, ancak Onu kendi menfaatine bir paravan olarak her daim boylelikle alabildigine kullanmak istiyor olmalidir, temelde.

    Iste, insanlardan cogu Dinci & Allahci kimseler de aslinda temelde Seytanin bu karakterini tasidiklari/tasiyacaklari
    ve kendileri veya peygamberleri veya din adamlari vs. adina boyle bir
    her yerde & her ortamda en ustun nitelikte bir makam/yeti/ kudret aradiklari/arayacaklari halde,
    bastan Seytan kadar bu hususta acik ve durust olmayip bunu iclerinde gizlemis olabilecekleri icin,
    Allah Seytana bu baglamda izin vermis olmalidir ki, O da gidip Din & Allah adina bu tip yalan ve suslu sozler uretip insanlara vahyetsin
    ve yukaridaki hastaligi iclerinde tasidiklari halde bunu gizleyip Allahi bir sekilde aldatmayi denemis/deneyecek olan Dinci & Allahci karakterdeki kimseler bunlara kanip kendilerini boylelikle burada desifre etmis olsunlar… (Sad 79-85 & Enam 112-114 & …)

    Cunki bastan ve dogustan Dinci & Allahci bir karakteri tasimak
    ve Allahin daha yukaridaki yazilarda bir miktar analiz etmeye calistigim o ahdine gonullu olarak katilip bu tip bir imtihani gonullu olarak bastan kabul etmek (Araf 172)
    elbette bastan bu tip riskleri de icinde barindiran bir istek ve tercih olmalidir, temelde, sanirim.
    Cunki eger kisi daha bastan boyle bir tercih ve istek icindeyse,
    ayni zamanda boyle bir kisi/kisiler yukarida aciklamaya calistigim tarzda hasta ve bozuk bir yaklasimla Allahi her yerde ve her ortamda kendi makam/menfaat/kudret elde etmeleri icin alabildigine kullanmak isteyecek hasta ve egoist bir kimse/kimseler de olabilirdi/olabilirler pekala,
    ve boyle bir kimse/kimseler Seytanin da yardimiyla burada kendi kafalarinda turettikleri/turetecekleri boyle carpik ve yanlis bir Din & Allah imaji ve ogretisi ugruna
    yukarida anilan o gercek Allahin kendisi de dahil, herkesi ebedi kudretleri altina alip hatta mumkunse ebedi cehennemlerine koymak isteyebilecek olmalidirlar…
    (Nahl 63 & Araf 28-30 & Maide 17-18, 64 & Muminun 84-89 & Mearic 36-38 & Buruc 4-10 gibi ve daha nice ayetlerde isaret edilen sahte mesih veya sahte mehdi yanlisi –yahudi & hristiyan & arap vs.– zorba ve egoist bircok Dinci & Allahci hareketler vs. gibi tarih boyunca…)

    Bunun tam ve adil karsiligi da yukarida anilan o gercek Allahtan
    ancak bu tip kimselerin sonucta kendilerinin o ebedi cehenneme sokulmalari olacaktir, herhalde… (Buruc 4-10 & Enfal 50-51 & Beyyine 6 & …)

    Ancak bunun disinda kalip daha bastan boyle bir imtihana hic katilmayi tercih etmemis ve istememis olan,
    –ve dolayisiyla bu nedenle boyle bir ahde hic dahil edilmeyip Allahtan ezeli & ebedi olarak tamamen habersiz birakilmis olabilecek olan (Araf 179)–
    ve Allah ve Din adina notr kalip bu konulari bastan hic gormek & isitmek istememis olan
    ama kendi hayatlarini dini odev ve sorumluluklar olmadan
    burada bu baglamda tumden ozgur ve bagimsiz olarak yasamak istemis olabilecek olan diger ateist & agnostik & deist tarzda insanlar ise, bunun sonucunda yukarida anilan o gercek Allahtan da yine ancak bunun tam ve adil karsiligi olarak
    dogal vakitleri geldiginde ebedi mezarlara sokulmalari ve boylece tumden yok olmalari olacak olmalidir (Araf 179), temelde, sanirim, Kuranin tum bu anlatilarina ve cizdigi ahlaki & adli perspektiflerine gore.
    Bu baglamda, Seytanin bu son grupta anilan turde insanlarla pek/hic bir isi ve alakasi olmamalidir zaten; cunki Seytan temelde ve ilk andan itibaren zaten Dinci & Allahci olmalidir, ve onun problemi Allahin varligi & yoklugu meselesi ile degil, ancak yukarida bir miktar inceleyebilmis oldugumuz gibi “Onun karakteri” meselesi ile ilgili olmalidir, en bastan beri. (Hasr 16 & Isra 62 & …)

    Hepiniz tekrar esen kalin.

    Not: Sn. Boomerang ve Azerturk arkadaslar,
    sordugunuz sorular temelde & gorunurde pek kisa ancak “derinligi” cok fazla olan ve uzerinde dusunulmesi gereken pek makul sorular olmali cogu zaman.
    Bunlara Kuranin butunlugu icinde bakilip bircok ayetler ayni anda gozonune alinarak iyice analiz edilerek cevap verilmesi gerekiyor olmali.
    Bu nedenle, size tavsiyem eger gercekten bu konulara aslen merak duyuyorsaniz,
    oncelikle Kuranin orjinal dilini ogrenip (veya orjinaline sadik iyi bir meal edinip; Ali Bulac, Yasar Nuri vs. gibi) kendiniz bu mantikta ve butunsel baglamda inceleyerek sordugunuz bu tip kritik sorularin cevaplarini tespit edebilirsiniz umarim, iyi & saglikli bir sekilde.
    Benim bundan sonra uzun bir donem bu tip konular hakkinda cok kisa kisa olma disinda, doyurucu & yeterli analizler yapma ve iletme firsatim olmayacak, sanirim. Tekrar Hepiniz Saglicakla ve Esenlikle kalin.

  44. Kurandaki Din diyor ki:

    Yukarida yer alan su paragrafta epeyce onemli gordugum
    bir kismi aktarmayi unutmusum onun sonunda,
    izninizle eklemek istiyorum burada:

    Tabi burada bir onceki yazimda aktarmaya calistigim o diger kritik Kuransal temel prensip geregi,
    burada belirtilen “suslu gosterme” (=zeyyene) olayinin
    sebebini de su sekilde acikca anlayabilmis olmaliyiz, en bastan, sanirim:

    Bazi kimseler yapmis/yapacak olduklari kotu calismalarini
    kendi hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda en bastan
    kendi nefislerine “suslu gormus/gostermis olmalidirlar” esasen; (Kehf 104-106 & Fatir 8)

    Buna mukabil Allah da onlarin yapmis/yapacak olduklari bu kotu calismalarini onlarin kendi hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda daha sonra onlarin nefislerine boylece ve aynen suslu gostermis olmalidir –Seytani da burada bir arac olarak kullanarak. (Neml 4 & Nahl 63)

    Ancak bu kimseler daha sonra –yine kendi hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda– yapmis/yapacak olduklari kotu calismalarini kendi nefislerine artik cirkin gorup/gostermeye baslarlarsa, ve boylelikle artik bu kotulukleri
    islemekten kendilerini alikoyarlarsa, (Nisa 110 & Enfal 38)

    Buna mukabil Allah da –yine onlarin bu hur sahsi tercih ve istekleri dogrultusunda– yapmis/yapacak olduklari kotu calismalarini onlarin nefislerine boylece ve aynen artik cirkin gostermeye baslayacak, ve boylelikle onlari artik bu kotulukleri islemekten alikoyacak olmalidir. (Furkan 71 & Hucurat 7)

    ***

    Cunki Allah zerre agirliginca haksizlik etmez… (Nisa 40)
    …ve Allah dogruya erdirir kim –dogruya ermeyi– isterse, ve saptirir kim –sapmayi– isterse… (Ibrahim 4)

    Esen kaliniz.

  45. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.-İbrahim 52”

    bu ayet hoşuma gitti.dünya üzerinden binlerce din geldi geçti.1400 yıl önce insanlara görmedikleri bir Tanrı’ya inanmalarını istemiş Muhammed.Bu günde görülmeyen bir Tanrı’ya inanmamız isteniyor.Gelişen bilimle beraber hemen hemen bütün dinler aşağı yukarı yanlışlandı.Sadece ilahi dinler yanlışlanmadı.Çünkü hala görülmeyen bir şeye inanıyoruz.

    ve hala düşünüyoruz,bocalıyoruz.bilmediklerimiz yüzünde mantığımız bizi yanıltıyor.

  46. Kurandaki Din diyor ki:

    Burada biraz vakit bulmusken, Kuranda en cok vurgulanan su dort en kritik kavram hakkinda bazi aktarilarda bulunmak istiyorum:

    1) “Rab” kavrami;

    (Ey Muhammed) de ki: Hakkinda ihtilafa dustugunuz herhangi bir sey, artik onun HUKMU (=fehukmuhu) sadece Allaha aittir; iste Allah boylece benim RABBIMDIR… (Suura 10)

    Biz sana KITABI hak olarak indirdik (Ey Muhammed), ta ki insanlar arasinda Allahin (burada) sana gosterdigi gibi HUKMEDESIN (=litahkume)… (Nisa 105)

    Buna binaen, Kitab disinda Allah adina “hukumler” urettikleri/uretebilecekleri iddia edilen tum o Melekler (=Lat, Uzza, Menat) (Necm 19-27 & Zuhruf 19-20 & Enam 138-140, 150), ve Peygamberler (=Uzeyr, Isa), ve Din Adamlari (=bazi Haham ve Papazlar) (Suura 21) Allahin disinda edinilmis sahte birer “Rabler” olarak anilmis/nitelendirilmis olmalidirlar Kuranda, bu nedenle. (Necm 19-21 & Tevbe 31)

    2) “Ilah” kavrami;

    Ve O Allahtir, Onun disinda ILAH yoktur; Onun icindir ovgu evvelde ve ahirde ve Onun icindir HUKUM (=elhukmu)… (Kasas 70)

    Biz sana KITABI hak olarak indirdik (Ey Muhammed), ta ki insanlar arasinda Allahin (burada) sana gosterdigi gibi HUKMEDESIN (=litahkume)… (Nisa 105)

    Buna binaen, yine Kitab disinda Allah adina “hukumler” urettikleri/uretebilecekleri iddia edilen tum o Melekler (=Lat, Uzza, Menat) (Necm 19-27 & Zuhruf 19-20 & Enam 138-140, 150), ve Peygamberler (=Uzeyr, Isa), ve Din Adamlari (=bazi Haham ve Papazlar) (Suura 21) Allahin disinda edinilmis sahte birer “Ilahlar” olarak da anilmis/nitelendirilmis olmalidirlar Kuranda yine, bu nedenle. (Zuhruf 58 & Tevbe 31)

    *Not: Zaten “Rab” ve “Ilah” kavramlari bu nedenle es anlamli terimler olarak bazen birbirleri yerine dahi kullanilmis olmalidirlar Kuranda. (Ornek: Kasas 38 = Naziat 24 & Kehf 14-15)

    3) “Veli” kavrami;

    (Ey Muhammed) De ki: Benim VELIM (=veliyyi) o KITABI indiren Allahtir, ve O (beni izleyen) tum erdemli kimselerin de (boylelikle) veliligini yapacaktir. (Araf 196)

    Yoksa o inkarcilar Benim disimda kullarimi (=Melekler & Peygamberler & Din Adamlari vs.) kendilerine VELILER (=evliyae) edinebileceklerini mi sandilar?… (Kehf 102)

    Buna binaen, Kitap disinda yine Allah adina bazi Dini kaynaklar urettikleri/uretebilecekleri iddia edilen tum o Melekler (=Lat, Uzza, Menat) (Necm 19-27 & Zuhruf 19-20 & Araf 28), ve Peygamberler (=Uzeyr, Isa), ve Din adamlari (=bazi Haham ve Papazlar) (Bakara 79 & Tevbe 31) Allahin disinda edinilmis sahte birer “Veliler” olarak anilmis/nitelendirilmis olmalidirlar Kuranda, bu nedenle. (Secde 4 XXX Kehf 102)

    4) “Sefi” kavrami;

    Ey Muhammed de ki: Sefaat (yetkisi) tumuyle Allaha aittir. Goklerin ve yerin mulku Onundur…
    Ancak Allah (Sefaat yetkisinde) tek olarak anilinca, o ahirete inanmayanlarin kalpleri ofkeyle doldu. Ama Ondan baskalari (Sefaat yetkisinde) anilinca, o vakit onlar sevincle dolarlar. (Zumer 44-45)

    Buna binaen, Kitap disinda yine Allah adina ve Onun tarafindan ahirette kendilerine (istedikleri her kimse icin, Allah oncelikle ondan/onlardan hosnut olsun veya olmasin) mutlak Sefaat yetkisi verildigi/verilecegi iddia edilen tum o Melekler (=Lat, Uzza, Menat) (Necm 19-27 & Yunus 18), ve Peygamberler (=Uzeyr, Isa), ve Din adamlari (=bazi Haham ve Papazlar) (Tevbe 31 & Yunus 18) Allahin disinda edinilmis sahte birer “Sefaatciler” olarak da anilmis/nitelendirilmis olmalidirlar Kuranda yine, bu nedenle. (Secde 4 XXX Enbiya 26-28)

    Iste, tum bunlara binaen net olarak gorebiliyor olmaliyiz ki,
    tum Kuranin ana mesaji ve cagrisi
    daha dunyaya gonderilmeden once kendilerinin Allahin huzurunda bulundurulup ve sonra Onun disinda hicbir Melegi & Peygamberi & Din Adamlarini vs. boylelikle kendilerine burada ikinci birer Rabler & Ilahlar & Veliler & Sefaatciler edinmeyeceklerine dair kesin bir ahid alindigi bildirilen (Araf 172-173 XXX Ali Imran 80 & Tevbe 31 & Kehf 102 & Enbiya 26-28)
    ve bu vesileyle kendilerine daha dogustan Dinci & Allahci bir ruh hali/egilimi/arzusu da –bu dunya oncesi sahitlik olayindan oturu– halihazirda verilmis olabilecegi boylelikle vurgulanan
    ve bu nedenle Allah & Din adina ortaya konulabilecek bir mesaja/mesajlara bastan ve dogmatik olarak inanma karakterinde olan/olabilecek olan tum bu insanlarin (Araf 172-173)
    simdi “bir Dogmayi diger bir Dogmadan ayiracak ve ustunlugunu kanitlayacak” yegane ve en buyuk bir delille, yani Peygamberin donemindeki o “Arapca Edebi Uslup” delili ile (Tur 30-34 & Yasin 69-70) gonderilen bu Kitabi
    tek –hukum, velayet– kaynagi edinerek boylelikle

    Allahin tek Ilah (=Din adina hukum uretebilecek tek Otorite) 28/70
    Allahin tek Rab (=Din adina kanun uretebilecek tek Otorite) 42/10
    Allahin tek Veli (=Din adina kitap uretebilecek tek Otorite) 7/196
    Allahin tek Sefi (=Din adina sefaat uretebilecek tek Otorite) 39/44

    olacagini, ve Onun disinda hicbir Melegin & Peygamberin & Din Adamlarinin bu yetkilere Kitap disinda kendiliklerinden asla sahip kilinmadiklarini/kilinmayacaklarini (Enbiya 29 & Ali Imran 80 & Kehf 102 & Enbiya 28) kesin olarak anlamalari/inanmalari emredilmis olmalidir.

    Tabi boyle bir baglamda ve boyle bir delille gonderilmis bir ilahi mesajin bir de yukarida anilan turde insanlarin disinda kalan
    ve baslangicta Allahin huzurunda verilmis oldugu bildirilen o sahitlik ve
    ahide –belki de kendileri arzulamadiklari icin– hic dahil edilmemis olduklari isaret olunan turde –ateist & agnostik & deist– tarzda insanlari bu Dine ve tanittigi (5 duyu ile bu dunyada asla ulasilamayacak nitelikte olan) Allaha ve Meleklerine vs. baglanmalari konusunda burada artik yeterince ikna edici nitelikte bir delil olamayacagi,
    ancak onlarin bu Dine ve baglilarina temelde saygili/anlayisli/hosgorulu kalmalari konusunda –kendilerine karsi da bu gibi medeni yaklasimlar aynen sergilendigi gibi/tarzda– aslen yeterince ikna edici nitelikte bir delil olabilecegi umulabilir/istenebilir/beklenebilir olmalidir.

    Dolayisiyla, Kurani onun temelde son derece despot ve kaba o eski Dinci & Allahci Araplarla yukarida aktarilan baglamlarda yaptigi bir mucadeleyi ve onlara ilettigi bu ilgili Mesaji tum bu tarihsel ve mekansal perspektiflerinden kopararak
    ve onun tanittigi ve uzerinde onemle durdugu kavramlarin gercekte ne anlama geldiklerini & nerede ve kimler icin/karsisinda kullanildiklarini dahi iyice anlamadan, bunu aynen ve zoraki bugunun ateist & agnostik & deist karakterli tum medeni insanlari uzerine illa ki yapistirmaya ve onlarin aleyhine haksiz/ilgisiz bir sekilde zoraki kullanmaya calismak
    elbette bu tip insanlarin da kendileri aleyhine yapilan bu yersiz/mesnetsiz oncul saldirilar karsisinda toptan/kokten Din karsiti olabilmeleri sonuclarini tarih boyunca dogurabilmistir/dogurabilecektir.
    Burada bu tip insanlar gercekte ve temelde toptan/kokten Din karsitlari degiller/olmayabilirler, belki de, bastan,
    ancak Dini yanlis yerde ve baglamindan kopararak boyle kullanmaya kalkan tipte “Dindar” (belki de cogu zaman “Dinci” demek daha dogru olabilir bunu bilerek ve kasitli olarak yapabilenler icin) insanlar asil saldiriyi boylece –bilerek veya bilmeyerek– baslatan insanlar konumunda olmalidirlar.

    Tum samimi Dindar insanlarin bu gibi perspektifleri artik hakkiyla Kurandan ogrenip idrak edip daha sonra bugunun tum medeni insanligina karsi daha olumlu bir tavir takinmalari, karsiliginda tum bu tip insanlarin da Dine ve Dindar insanlara daha olumlu ve hosgorulu bir tavir takinmalari sonucunu dogurabilecek olmalidir, sanirim/umarim/dilerim, bundan boyle.

    Ancak bunlara hic dikkat edilmedigi takdirde, ve Kuran tarihsel ve mekansal perspektifinden koparilarak tamamen yanlis bir tarzda ve onun hic irade etmedigi insanlar uzerine/aleyhine hoyratca kullanilmaya devam ettigi surece, en buyuk zarari once Din ve tum medeni Dindar insanlar, ve sonra Ateist & Agnostik & Deist tarzda tum medeni insanlar, sonra da kisaca herkes/tum toplum gorecek olmalidirlar, malesef…

    Hepiniz Esen kaliniz.
    (Not: Bu yazida da sahsen buradaki hicbir arkadas –teist, veya ateist, veya agnostik vs.– sahsen hedef alinmamistir/alinamaz. Sadece bazi fikri analizler & tespitler & tavsiyeler hukmunde degerlendirilmelidirler tum bunlar, dileyen tum teist, veya ateist, veya agnostik vs.– arkadaslar tarafindan, buradan yolu gecmis olan.

Leave a Reply