BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Evrim ve Yaratılışçılık: Somut Olgular Üzerinden Karşılaştırma

Yazar: Amatör filozof

Evrim-Yaratılış tartışmalarını izledikçe şu kanıya vardım: Evrim ve yaratılışçılık üzerine olan tartışmaların çoğu amacından saparak laf kalabalığı içinde kaybolmakta, deyim yerindeyse sapla saman birbirine karışmaktadır. Bu nedenle son derece basit somut olgulardan ve verilerden hareketle iki düşünce akımının karşılaştırılmasının çok yararlı olacağını düşünüyorum. Bu yazı bu nedenle yazılmıştır. Yöntem olarak, Evrim kuramına kanıt oluşturan olguları sıralayarak iki bakış açısına göre anlamlarını sorgulayarak, bundan çıkarılabilecek sonuçları yazacağım, haydi başlayalım:

1-) Dünyadaki tüm canlıların yapı taşları ortaktır, temel yapı taşları proteinler ve nükleik asitlerdir. En ilkel tek hücreli canlılardan en kompleks organizmalara kadar bu durum gözlenir.

A- Evrim kuramı açısından: Bu durum gayet doğaldır ve canlıların tek bir ortak atadan geldiğinin kanıtıdır.

B- Yaradılış açısından: İki açıklama düşünülebilir:

1. Yaratıcı yarattığı tüm canlıların aynı yapı taşlarından oluşmasını dilemiştir.
2. Canlılığın ortaya çıktığı sırada ortamda yalnızca protein ve nükleik asitleri oluşturan materyal bulunduğu için, Yaratıcı yalnızca bunları kullanabilmiştir. Bu ikinci şık Yaratıcının herşeye kadir olmadığını düşündürür ve günümüzdeki Tanrı kavramıyla çelişir.

2-) Tüm canlılar dünya üzerinde bir anda varolmaya başlamamıştır. Canlı varlıkların ortaya çıkışı bir kronolojik sıra içerir.Bu süreç yaklaşık 2-3 milyar yıldır sürmektedir. İlk önce tek hücreliler, daha sonra çok hücreli yumuşak yapılı deniz canlıları, daha sonra kabuklu deniz canlıları ortaya çıkmış, giderek kemikli balıklar oluşmuştur. Daha sonra canlılık denizden karaya yayılmış ve sırasıyla amfibiler, reptiller, kuşlar, memeliler ve son dönemlerde de primatlar ve insan ortaya çıkmıştır. Tabi hayvanlara paralel olarak bitkiler de sıralı bir gelişim göstermiştir, önce tek hücreliler, daha sonra deniz bitkileri ve giderek kara bitkileri ortaya çıkmıştır.

A- Evrim kuramı açısından: Bu durum beklenen bir olgudur ve türlerin kökenini açıklayan değişim ve doğal seçilim kavramı ile bire bir uyumludur.

B- Yaradılış açısından: Gene iki açıklama düşünülebilir:

1. Yaratıcı yarattığı canlıların belli bir sıra ile yeryüzüne inmesini dilemiştir.
2. Yaratıcı her canlıyı aynı anda yaratamamaktadır. Bir türün yaratılması için kendinden önceki türlere ihtiyaç vardır. Gene bu ikinci şık Yaratıcının herşeye kadir olmadığını düşündürür ve günümüzdeki Tanrı kavramıyla çelişir.

3-) Günümüzde yaşayan hayvanlarda, dış görünüşü çok farklı olan ve farklı işler gören organların, iç yapı bakımından büyük benzerlikler taşıdığı görülür. Bu konuda tipik bir örnek dört ayaklıların ön kol ve bacaklarıdır. Örneğin kurbağalar, kertenkeleler, kuşlar, tavşanlar ve maymunların ön üyelerinin dış görüntüleri ve fonksiyonları çok farklıdır. Buna karşılık bunların iç yapıları incelendiğinde hepsinde aynı kemiklerin bulunduğu görülür (humerus, radius, ulna).

A- Evrim kuramı açısından: Bu durum kuramı kuvvetle destekleyen bir olgudur. Ortak atadan türeyiş ile açıklanır. Örnek verilen hayvanların ortak atası olduğu düşünülen, nesli tükenmiş su yaratığı Eusthenopteron fosillerinde de aynı kemiklerin başlangıç formları gözlenmektedir.

B- Yaradılış açısından: Gene iki açıklama düşünülebilir:

1. Yaratıcı yarattığı hayvanların kemiklerinin birbirine benzer olmasını dilemiştir.
2. Yaratıcı farklı görev yapacak organları yaratırken belli bir planın dışına çıkamamaktadır, zorunlu olarak daha önce yarattıkları ile aynı kemikleri kullanmıştır. Bir kez daha bu ikinci şık Yaratıcının herşeye kadir olmadığını düşündürür ve günümüzdeki Tanrı kavramıyla çelişir.

4-) Günümüzde yaşayan ve geçmişte yaşamış hayvanların dünya üzerindeki dağılımı bazı ilginç özellikler gösterir. Örneğin günümüzde keseli memeliler Avustralya, Yeni Gine ve Amerika’da yaşamaktadır. Bu bölgeler birbirine çok uzaktır ve arada kara bağlantısı yoktur. Asya’ da keseli memeli yoktur, ancak bu kıtanın iklimi pek çok yerinde bu hayvanların yaşamasına uygundur. Keseli memeli fosilleri de Güney Amerika, Antarktika ve Avustralya’ da bulunmuştur.

A- Evrim kuramı açısından: Levha tektoniği teorisine göre kıtaların hareket ettiği bilinmektedir. Bu teori Evrim teorisi ile birleştirildiğinde, yukarıdaki olguyu net olarak açıklar. Şöyle ki: 160 milyon yıl önce Güney Amerika, Antarktika ve Avustralya Gondwana denilen tek bir kıtayı oluşturacak şekilde birleşikti. Günümüzdeki keselilerin ataları bu devirde ortaya çıktılar. Daha sonra Gondwana günümüzdeki farklı kıtaları oluşturacak şekilde parçalanmaya başladı. Bu kıtalarda kalan atasal keseli hayvanlar da günümüzdeki keselileri oluşturdular. Günümüzdeki Asya’yı oluşturan kara parçası o dönemde Gondwana ile bitişik olmadığı için, bu kıtada keseli ortaya çıkmadı.

B- Yaradılış açısından: Yaratıcının takdiridir, yaratıcı böyle uygun görmüştür.

5-) Canlı varlıkların fosilleri incelendiğinde atasal canlılar ile onların soyları olduğu düşünülen canlılar arasında ara formlar oluşturan, geçiş özelliği gösteren başka canlılar saptanır. Fosil arama çalışmaları ilerledikçe yeni yeni ara formlar bulunmaktadır. Burada bu konuya detaylı şekilde girmeden, yalnızca oldukça belirgin olan birkaç dönüşüm örneği başlık olarak verilecektir:

– Balıklardan amfibilere: Eusthenopteron – Tiktaalik – Ichthyostega
– Reptillerden memelilere: Dimetrodon – Thrinaxadon – Morganucodon
– Reptillerden kuşlara: Dinosor ata? – Archaeopteryx – Yanornis
– Kara memelilerinden deniz memelilerine: Pakicetus – Ambulocetus – Basilosaurus
– Dört ayaklı primatlardan iki ayaklı primatlara: Dryopithecus – Australopithecus – Homo Erectus

A- Evrim kuramı açısından: Büyük bir canlı topluluğundan küçük bir grup izole olduğunda, mutasyon ve genetik sürüklenme gibi mekanizmalarla küçük grubun gen havuzu ana topluluktan farklılaşır. Seçilim baskısı yaratan bir dış etken varsa sonraki kuşaklarda giderek değişim olur ve farklı bir tür oluşur, daha sonra ana topluluktan başka türleşmeler de olabilir, ya da sonradan oluşan türlerden de farklı yeni türler oluşabilir. Burada önemli olan nokta yeni türlerin oluşumunun merdiven şeklinde tam ardışık olarak değil, ağaç dalları gibi tek bir kökenden başlayıp giderek ayrışarak olmasıdır. Bu şemada bulunan fosiller çoğu kez birbirinin tam öncülü ya da ardılı değildir, sadece bir ağacın farklı farklı dallarıdır. Dolayısıyla her canlı aslında başka canlılar arasında ara form özellikleri gösterir, mutlak ara formlar yoktur, karşılaştırmalı benzerlikler ve farklılıklar gösteren ve bulunduğu ortama uyum sağlamış olan canlılar vardır. Evrim kuramı bu şekliyle bulunan fosillerle uyumludur ve bu fosillerin özelliklerini açıklayıcıdır.

B- Yaradılış açısından: Bulunan fosillerin hepsi birbiriyle ilişkisiz mükemmel olarak yaratılmış türlerdir, ara form değillerdir. Ara form denilebilmesi için yarım kanat, yarım göz vb yapıları içermeleri gerekir. Geçmişte yaşamış ve soyu tükenmiş ya da halen yaşamakta olan tüm canlılar, zamanları geldiğinde, Yaratıcının isteğiyle bir anda yeryüzünde belirmişlerdir.

6-) Moleküler genetik çalışmaları, geleneksel filogenetik sınıflandırmaya göre birbirine uzak olan türlerin DNA yapılarındaki benzerliklerin az, buna karşılık birbirine yakın olan türlerin DNA benzerliklerinin fazla olduğunu göstermiştir. İnsan ve şempanze genomları 2005 yılında karşılaştırılmış ve benzerlik oranının yaklaşık % 98 olduğu görülmüştür.

A- Evrim kuramı açısından: Bu durum kuramı kuvvetle destekleyen bir olgudur. Moleküler genetiğe dayalı sınıflandırma, fosil kayıtları ve anatomik benzerliklere dayalı sınıflandırmayı desteklemiştir. Canlılar arasındaki akrabalık ilişkileri açıkça görülmüştür. İnsana en yakın canlı olduğu düşünülen şempanze ile insan genomlarının benzerliği de bu yakın akrabalığı desteklemiştir.

B-Yaradılış açısından: İki açıklama düşünülebilir:

1. Yaratıcı yarattığı canlıların molekül yapılarında benzerlikler olmasını, birbiriyle akraba gibi görünmesini istemiştir.
2. Yaratıcı yeni bir canlıyı yaratırken daha önce yarattığı bir canlının molekül yapısından yararlanmak zorundadır, onun üzerinde ufak değişiklikler yaparak çalışmıştır. Yukarıdaki diğer örneklerde de vurgulandığı gibi bu ikinci şık Yaratıcının herşeye kadir olmadığını düşündürür ve günümüzdeki Tanrı kavramıyla çelişir.

7-) Dünya tarihi boyunca varolmuş olan türlerin % 99.9’ u ortadan kalkmıştır.

A- Evrim kuramı açısından: Bu durum gayet doğaldır ve kuramla bütünüyle
uyumludur. Sürekli olarak değişen koşullara uymakta zorlanan türler doğal seleksiyonla ortadan kalkmıştır, bu süreç günümüzde de sürmektedir.

B- Yaradılış açısından: Yaratıcının yarattığı türlerin % 99.9’ unun yok olmasını dilemesi herhalde beklenemez. Ayrıca bilinç sahibi olmayan canlıların, işledikleri günah ve yaptıkları kötülüklerden dolayı cezalandırılması amacıyla yok edilmeleri de düşünülemez. Bu nedenle Yaratıcının türleri ilk kez yarattıktan sonra ek müdahalede bulunmadığını, doğal koşullar ile başbaşa bıraktığını, soylarının tükenmesine izin verdiğini varsaymak gerekir.

8-) Şempanzelerdeki 2A ve 2B kromozomları üzerindeki genetik bilginin toplamı insandaki 2. kromozomla hemen hemen aynıdır. Ayrıca 2 numaralı insan kromozomunun ortasındaki birleşme bölgesinde normalde kromozomların uçlarında bulunan ve hücre bölünmesinde DNA’nın kopyalanması aşamasında önemli bir görevi olan telomer bölgesi bulunmaktadır. Ayrıca sentromerler için de durum aynıdır. 2 numaralı insan kromozomundaki sentromer şempanzedeki 2A kromozomunun sentromeri ile tam olarak aynı yerdedir ve 2B kromozomunun sentromerinin izleri de 2 numaralı insan kromozomunda görülmektedir.Yani insan 2. kromozomu açıkça şempanzedeki 2A ve 2B kromozomlarının birleşimi gibi durmaktadır.

A- Evrim kuramı açısından: Bu durum insan ile şempanzenin yakın akrabalığını kanıtlayan olgulardan biridir ve kuramı kuvvetle destekler.

B- Yaratılış açısından: ???? (Yaratıcı, şempanzenin iki kromozomunu yapıştırarak insan kromozomunu oluşturmuştur diyecektim, komik göründüğü için vazgeçtim)

Bilindiği gibi Evrim/Yaradılış tartışmalarında popüler bir konu bilimsel bir hipotez olup olmama durumudur. Bir hipotezin bilimsel kabul edilebilmesi için en gerekli temel özellik “test edilebilir ve yanlışlanabilir” olmasıdır. Yukarıda sıralanan olgulara bu gözle baktığımızda şunları görüyoruz:

1-) Evrim teorisi bilimsel midir?

Evet. Yukarıdaki olgulardan herhangi birine uymayan canlı varlıkların saptanması Evrim teorisini yanlışlayabilir. Örneğin canlı varlıkların mantıklı bir filojenetik sınıflamasının yapılamaması, 500 Milyon yaşında bir memeli fosili veya 50 Milyon yaşında bir insan fosili ya da Asya kıtasında keseli hayvan fosillerinin bulunması, ön kol kemikleri çok farklı olan dört ayaklıların saptanması, ara form olarak kabul edilen canlıların ilişkili olduğu türlerle hiç bir benzerliğinin olmadığının gösterilmesi, birbiriyle yakın akraba kabul edilen canlıların moleküler genetik yapılarının çok farklı olması, insan genlerinin şempanzeden çok timsaha (ya da tavuğa, balığa, kuşa) benzemesi, şempanze/insan kromozomu örneğindeki kromozom yapışmasının, insan ile insana uzak türler arasında da varlığının gösterilmesi gibi olgular Evrim teorisini yanlışlar, bunların bazıları da teoriyi tümüyle yıkabilir.

2-) Yaradılış düşüncesi bilimsel midir?

Hayır. Çünkü Yaradılış düşüncesi test edilemez. Yukarıdaki olguların açıklaması
“Yaratıcı böyle istedi”, “Yaratıcının takdiri” şeklinde olmaktadır. Yaratıcının isteğinin neden böyle olduğu, ya da gerçekten böyle bir istek olup olmadığı test edilemez. Ayrıca yaradılış olayı da bilimsel yöntemlerle test edilemez. Yaradılış teorisinin kimi öngörüleri – Örneğin bakteri kamçısının indirgenemez kompleks oluşu – yanlışlanabilir, ancak bu durum yaradılışın esasına ilişkin bir yanlışlama değildir, yani bakteri kamçısının indirgenemez kompleks oluşu yanlışlanarak yaradılışın tümüyle geçersiz olduğu iddia edilemez.

Görüldüğü gibi Evrim/Yaradılış tartışmalarında iki bilimsel teori yarışmamaktadır. Bir tarafta bilimsel bir teori, diğer tarafta metafizik bir düşünce söz konusudur. Dolayısıyla Evrim kuramının doğa bilimleriyle uğraşan bilim adamlarınca bilimsel platformlarda tartışılması gerekir. Yaradılış düşüncesi din, ilahiyat ve felsefenin konusudur, doğa bilimi alanına karıştırılmaması gerekir.

Kaynaklar:

– www.evolution.berkeley.edu
– www.pbs.org/wgbh/evolution
– www.yaratiliscilaracevaplar.wordpress.com

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 7512, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

39 Comments

  1. Bigalıoğlu diyor ki:

    güzel olmuş,uğraşmışsınız,objektif olmaya çalışmışsınız.objektif olmaya çalışmak iyidir.

    yaratılış bilimsel değildir diyelim.
    insan aklı ve düşüncesi bilimselmidir?

    bilim,hipotez denen şeyi “varsayım” olarak tanımlar.ben bu tanımı beğenmiyorum.varsayımlarla bilim olmamalı.gelin biz hipoteze ilk çıktığı yunandaki gibi “önerme” diyelim.

    hipotezler,varsayımlar,önermeler,düşünsel bir birikimin doğruluğunu test etme üzerine kuruludur.peki gözlem bir hipotez midir?bakteri kamçısını gözlemlediğinizde ve bunu evrime tekabul eden varsayımlarla açıklamaya çalıştıgınızda kendi aklınızla çeliştiğinizin farkına varmazmısınız?

    daha öncede söyledim,bilimde test edilebilirlik-katılmadığım yanlışlanabilirlik-olur.ancak buna akla ve mantığa uygunluğuda eklemeliyiz.bilimin sakat ayağı.

    insanlara kendi akıllarıyla çelişen bir açıklama sunduğunuzda buna esases inanmalarını beklemek aptallıktır.bilim serbest bir platformdur.bir hipotez nasıl teori olur?kim karar verir teori olmasına?bunu bir düşünün.

    şu canlıların kronolojik sırası meselesi.iki değişken vardır.
    1-yaratıcının canlı türleri oluşturmadaki yaratıcığının geliştirmesi.
    2-Dünya’nın değişen ortam şartları(atmosfer bileşenlerinin oranları-okyanus ve kara parçalarının sıcaklıkları vs)

    ortak ata meselesi,hücre yapılanmaları,kromozom sayıları vs durumlar-mesela ahtapot güzüyle insan gözü bir birbirine çok benziyormuş-birbirne benzeyebilir.kemik yapıları benzeyebilir.peki kuş tüyü ne olacak.yılan derisi,insan saçı.bu kadar çok ortak şeyden nasıl birbirinden çok farklı canlılar ortaya çıkmış olabilir.işin sırrı dna programında.kromozom sayılarını felan geçin.insan maymuna %98 benziyormuş.eee sonuç neden bu kadar farklı o zaman.fark programda.o programı birinin yazması lazım.bilgisayar programı gibi.yada bir bilgisayar gibi.

    programı yazarsınız,aktif olacak konumları belirlersiniz.ve salarsınız.işte bütün mesele bu.o programı bugun insaoğluda yazmaya başladı.daha doğrusu yazılmış olan programı editledi.ortaya ne idüğü belirsiz canavarlar cıktı.çünkü programın tamamına vakıf değil insanoğlu.henüz çözmeye çalışıyor.çözdükten sonra küçük dillerini yutacaklar.

    yeter bu kadar daha sonra devam ederiz.

  2. Kurandaki Din diyor ki:

    Tebrikler Amator Filozof,
    Pek sade, kolay anlasilir, temiz, ve zevkli bir sekilde ele almis olmalisin, temelde, konuyu.

    Ancak bu arada bir de “Evrimsel Yaratilis” tezini ongorup Evrim olayini
    oldugu gibi tumden “Yaraticinin Plani” olarak goren azimsanmayacak sayida Teist Bilim Adamlari & Din Adamlari & Dindar insanlar da var olmali (her dinden) yeryuzunde.

    ABDde “Evrimsel Yaratilis” dusuncesini benimseyen Dindar insanlarin (Hristiyan & Yahudi & Musluman & Digerleri dahil) orani
    en son ankete gore %46lar civarinda olmali. (Gallup’a gore; ki bunu fanatik Anti-Evrimci evanjelik Hristiyanlar dahi “dogru & adil” bir anketci olarak kabul ederler, temelde.)

    Buna da birazcik deginseydin sonda, daha da adil olabilirdi belki.

    Sadece 2 alternatif yok burada cunki aslinda, gercekte 3 alternatif var olmali:

    1 Evrim
    2 Yaratilis
    3 Evrimsel Yaratilis

    Ancak evet, sanirim su unutulmamali ki, “yaratilis” (ister evrimsel, ister sip sak tarzdaki) sadece Inanc bazinda ele alinip ancak Din derslerinde “aciktan” islenebilmelidir.
    (Cunki yaratilis, bilimsel olarak laboratuvarda test edilemez, herhangi bir Yaraticinin buradaki “inanilan” direk mudahelesi asla herhangi bir deneyle sinanamaz & aciktan gozlemlenemez.)

    Dolayisiyla, Bilim derslerinde ise, bu Evrim konusu islenirken herkes sadece artik kendi “gonlunde” bunu

    =Ateist ise, Dogaya & Rastgelelige….

    =Evrimsel Yaratilisci Teist ise,
    artik Kendi dinine gore: Allahin, veya Yehovanin, veya Kutsal Ruhun vs. boylece planlayip yonlendirmis olmasina…

    =Agnostik ise, Dogaya & Bilinemezlige….

    =Sip sak Yaratilisci Teist ise, Bilimin yanilgisina & Zihnin yanlis algisina….

    =Deist ise, Dogaya, ve bunun ardinda var olmasi olasi “kimligi belirsiz” bir Yaratici/Yaraticilarin planlamasina…

    yorabilmelidir bunu kendi “gonlunde” diledigi gibi!
    Bilim boylece kuresel capta herkesin “ortak mali” olabilmelidir.
    Tum demokrat & gelismis ulkelerde –ozellikle ABD– bu olaya temel yaklasim (150 yillik yogun fanatik Anti-Evrimci evanjelik propagandaya ragmen/birlikte) gunumuzde, sanirim su an kisaca, halen yine bundan ibaret olmalidir. Yurdumuzda ise burada boyle ortak bilimsel bir anlayisa gelinebilmesi icin, daha “epeyce yol” katedilmelidir, herhalde…

    Esen kalin.

  3. creationist diyor ki:

    Evrimsel yaratılış nedir? Teistik evrimle aynı şey mi? Evolutionary creation diye birşey hiç duymamıştım. Theistic evolution ile aynı şey mi oluyor bu?

  4. Amatör filozof diyor ki:

    Evrimsel yaradılış sanıyorum teistik evrim anlamında kullanılmıştır. Bildiğim kadarıyla bu görüşte evrim olgusuna karşı çıkılmayıp, yani türlerin zaman içinde birbirine dönüşebildiği kabul edilip, yalnızca evrimin bilinçli bir yaratıcı tarafından yönlendirildiği öne sürülmektedir. Dolayısıyla evrimin klasik kanıtları teistik evrime de aykırı değildir. Bu nedenle yazıda ayrıca değinmemeyi uygun buldum. Ancak gene de, türlerin % 99.9’unun yokoluşu ya da insan şempanze 2a ve 2 b kromozomlarının insan 2. kromozomu ile eşdeğerliği gibi olguları teistik evrimle de bağdaştırmak zordur. Bununla birlikte teistik evrim yorumunun bilimsel gelişmeye engel olmadığını/olmayacağını, aksine ateist olmayan, ancak bilimsel açıdan gözlem ve verileri dürüst olarak değerlendirebilen ve klasik yaradılışçı görüşün bilimle uyuşmadığını kabul eden bir çok değerli bilim adamını bu alanda çalışmaya motive ettiğini/ edeceğini düşünüyorum.

  5. creationist diyor ki:

    1-) Dünyadaki tüm canlıların yapı taşları ortaktır, temel yapı taşları proteinler ve nükleik asitlerdir. En ilkel tek hücreli canlılardan en kompleks organizmalara kadar bu durum gözlenir.

    A- Evrim kuramı açısından: Bu durum gayet doğaldır ve canlıların tek bir ortak atadan geldiğinin kanıtıdır.

    B- Yaradılış açısından: İki açıklama düşünülebilir:

    1. Yaratıcı yarattığı tüm canlıların aynı yapı taşlarından oluşmasını dilemiştir.
    2. Canlılığın ortaya çıktığı sırada ortamda yalnızca protein ve nükleik asitleri oluşturan materyal bulunduğu için, Yaratıcı yalnızca bunları kullanabilmiştir. Bu ikinci şık Yaratıcının herşeye kadir olmadığını düşündürür ve günümüzdeki Tanrı kavramıyla çelişir.

    2. madde saçma olmuş. Allah canlıları yoktan hokus pokus diyerek yaratacak değil heralde. Kafasında zaten belli bir canlı şeması vardır. Dünya’yı da bu maddelerin mevcut olacağı şekilde düzenledikten sonra yapması gereken tek şey gerekli maddeleri kullanarak canlılığı yaratmaktır. Evrenin içinde Allah yoktan birşeyler yaratmaz benim inancıma göre. Evreni yarattıktan sonra gerekli herşey zaten burada oluşacaktır. Daha sonrada yoktan birşeyler yaratarak evrenin iç dengesini bozmak gibi birşey yapmayacaktır. Evrenin toplam enerjisi sabittir, değişmez. Allah yoktan yeni madde yaratarak bu dengeyi bozmaz. Tabi bu sadece benim görüşüm, inancım.

    Allah “herşeye” kadir değildir. Böyle birşey olmaz. Allah mantıksal çelişki oluşturacak birşey yapamaz. Kendi içinde çelişen, mantıksal olarak mümkün olmayan hiçbir şeyi yapamaz. Herşeye kadir olmak diye birşey yoktur. Böyle birşey iddia eden zırvalıyordur.

  6. Bigalıoğlu diyor ki:

    “1-) Dünyadaki tüm canlıların yapı taşları ortaktır, temel yapı taşları proteinler ve nükleik asitlerdir. En ilkel tek hücreli canlılardan en kompleks organizmalara kadar bu durum gözlenir.”

    aklıma gelmişken bir şey eklemek istiyorum.bilgisayarlardaki program ile dna programı birbirine çok benzer.her ikiside yazılmıştır,bir akıl tarafından.

    bilgisayardaki yazılan bütün farklı programlarım temeli sadece “1” ve “0” ın farklı kombinasyonlarından oluşmuştur.yani 1 ve 0 ile yüzlerce,binlerce farklı program yazarsınız ve farklı görevler verirsiniz.bu duruma göre canlıların yapı taşlarının protein ve nükleik asitlerden oluşması ve birbirinden çok farklı canlıların oluşması şaşılacak bir durum değildir.

    insanın sanal olarak yazdığı ve bir görev yüklediği programı,Tanrı biyolojik yolla yapmıştır.gen bilimcileri hayrete düşüren durumda yazılan bu programı farkındalığıdır.rastlantı felan boş gelir böyle durumlarda.

  7. Amatör filozof diyor ki:

    Sanıyorum ki, teistik görüşe göre Tanrı mantık dışı bir şey yapamaz, ancak mantık kuralları dahilinde mümkün olan herşeyi yapmaya kadirdir. Buna göre, gene teistik görüşe göre, Tanrı eğer dileseydi, evrenin enerji dengesini bozmadan, atomları farklı olarak düzenleyip canlılığı farklı şekilde yaratabilirdi, örneğin karbon atomu yanısıra silisyum atomu da kullanılıp, bazı canlılar karbon, bazıları da silisyum temelli olabilirdi. 2. şık bununla ilgili akıl yürütme için konulmuştur.

  8. Kurandaki Din diyor ki:

    Sn. Creationist arkadas,
    diyorsunuz ki:
    Allah “herşeye” kadir değildir. Böyle birşey olmaz.
    Allah mantıksal çelişki oluşturacak birşey yapamaz.
    Kendi içinde çelişen, mantıksal olarak mümkün olmayan hiçbir şeyi yapamaz. Herşeye kadir olmak diye birşey yoktur. Böyle birşey iddia eden zırvalıyordur.

    Soyledikleriniz genel anlamda belki dogru da olabilir kanimca; ancak bunu pek yanlis bir sekilde dile getiriyor olmaniz, sizi epeyce zora da sokabilir sanirim bazi ortamlarda!

    Soyle ki; Arapcada zaten “sey” ifadesi
    se-ya-e kokunden gelip orjinalinde “istemek & istem” anlamlarinda defalarca kullanilmis olmalidir Kuranda.
    Buna binaen,

    Allah her “seye” kadirdir
    diye cevrilen ve turkcede hep yanlis anlasilan ifadenin
    dogru cevirisi aslinda

    Allah her “isteme/istedigine” kadirdir
    seklinde olmalidir orjinalinde.
    Bunu boylece dogru anladiktan sonra da
    ikinci basamakta
    Allahin daha ilkin var etmis olabilecegi o doga/fizik yasalarina aykiri seyler & sacma seyler yapmak asla “istemeyecegi” sonucuna varilabilir kolaylikla zaten, daha sonra.

    Bu takdirde, su tip “enteresan” sorularin cevabi da derhal aciga cikmis olabilir:

    madem Allah herseye kadirse,

    kendisinin kaldiramayacagi bir tas yaratabilir mi?
    veya uc koseli bir dikdortgen yaratabilir mi? vs. gibi.

    Allah her “isteme/istedigine” kadir olabilir,
    ancak O zaten kendisini aciz birakacak “aptalca seyler” yapmayi,
    veya –onceden sabitlemis olabilecegi– o doga kanunlarina & akla aykiri “sacma seyler” yapmayi,

    “istemeyecek” kadar akilli & hikmetli olmalidir, sonra, ve en bastan!

    Esen kalin.

  9. nejat naci vural diyor ki:

    sevgili amatör filozof yazdıklarınızı okuyorum gerçekten çok ilgimi çekti ve çekiyor.. ben zaten zihni soru işaretleri ile dolu bir insanım ayrıca şempanzedeki 2a ve 2b kromozomlarıyle ilgili düşünceleriniz çok dikkatimi çekti, sizden istirhamım lütfen bu konuda daha detaylı açıklama yapabilirmisiniz…..! bu arada bigalı’nın düşünceleride akla bayağı yatkın geliyor….iyi çalışmalar diliyorum

  10. Amatör filozof diyor ki:

    Sayın Nejat Naci Vural,
    Yazılarımın ilginizi çekmesi beni sevindirdi, teşekkür ederim. Şempanze ve insan kromozomları ile ilgili bilgi için benim yararlandığım kaynak Da Vinci’ dir. Ben de onun yazılarından çok şey öğreniyorum. Bu konuda detaylı bilgiyi onun yazısında bulabilirsiniz: Evrim karşıtlarına dersler, İnsan kromozomu 2 http://www.bilimfelsefedin.org/?p=439

  11. insider diyor ki:

    amatör filozof, yazınız gerçekten güzel olmuş, elinize sağlık. ancak bir yaklaşım dikkatimi çekti; görüşleri karşılaştırırken evrim teorisini çok güzel açıklamışsınız ama bir kaç yerde yaratılış görüşünü pek genele uygun yorumlamadığınızı düşündüm. yani; konuya yaratılış açısının görüşünden bakarken yaratıcının “yaratamaması, mecbur kalması” gibi kelimeler kullanmanın yaratılış bakışını yansıtmadığını düşünüyorum. gerçi yazınızda yeterince açıklamışsınız ama yine de bu kelimelerin tepki alabileceğini ya da yazınızı zayıf kılabileceğini düşündüm. yanlış anlayıp da yorum yapmamışımdır umarım:) çünkü gerçekten de çok güzel özetlemişsiniz genel tartışmaları ve yaklaşımların farkını.

  12. Amatör filozof diyor ki:

    insider,
    yaratıcının mecbur kalması vb şıklar zaten diğer şıkkı kuvvetlendirmek için konulmuştur. Yani her şeye kadir bir yaratıcının maddi koşullarla elinin kolunun bağlı olmasını düşünmek bence saçmadır, yaradılışçılık açısından bu olguları açıklamada tek mantıklı yol “yaratıcı böyle istedi, yaratıcının takdiri budur.” demektir.

  13. insider diyor ki:

    farkındayım, yazıda da belirtmişsiniz zaten. yaratılışçı görüşü açıklarken böyle kelimelerle bir seçenek sunmanın görüşü yansıtmadığını düşündüğüm için belirtmek istedim. ama diğer görüşü vurgulamak amacıyla imiş, peki o zaman sustum:)

  14. nejat naci vural diyor ki:

    Bahsettiğiniz Da Vinci kitabını en kısa zamanda alacam teşekkür ediyorum,ayrıca kafama takılan konulardada yardımınızı isteyebilirmiyim,ilerde..

  15. Da Vinci diyor ki:

    nejat naci vural: Bahsettiğiniz Da Vinci kitabını en kısa zamanda alacam teşekkür ediyorum,ayrıca kafama takılan konulardada yardımınızı isteyebilirmiyim,ilerde..

    Hangi kitap? Acaba birileri benim adımı kullanarak kitap falan mı yayımladı?

    Şaka bir yana Amatör filozof orada bir kitaptan değil, Evrim Karşıtlarına Dersler: İnsan Kromozomu 2 başlıklı yazımdan bahsediyordu orada.

    Bu yanlış anlamayı düzelteyim dedim.

  16. apoptozis diyor ki:

    Sayın “Amatör Filozof” paylaşımınızın şahsıma değer kattığını söyleyebilirim yazınızın tümüyle ilgili olabileceğini düşündüğüm bir alıntıya yer vermek istiyorum;

    Aristotales büyük tartışmaların çoğunun aurea mediocritas’la –orta yolla-çözüldüğünü söyler.Doğa öyle hayranlık verici bir karmaşıklığa ve çeşitliliğe sahiptir ki,olanklı olan hemen hemen her şey olur .Kaptan Corcoran’ın “neredeyse hiçbir zaman” sözleri,bir doğa tarihçisinin ağzından çıkabilecek en iddialı sözlerdir.Yaşamın sorunlarına açık,kesin ve evrensel yanıtlar arayanların doğaya değil başka yerlere bakması gerekir.Hatta eğer arayışınızda dürüstseniz,bu tür yanıtları başka bir yerde de bulabileceğinizi sanmıyorum.Küçük sorulara kesin yanıtlar verebiliriz(örneğin niçin 7,5 metre boyunda bir karınca olamayacağını biliyorum);orta büyüklükteki sorulara mantıklı çözümler sunabiliriz(Lamarkçılığın geçerli bir evrim kuramı olarak yeniden canlanacağını sanmıyorum).Büyük sorular ise doğanın zenginliği karşısında boyun eğer;değişiklik yönelimli ya da amaçsız,aşamalı ya da ani,seçici ya da yansız olabilir.Ben doğanın büyük çeşitliliğiden keyif almayı sürdürecek ve kesinlik düşünü politikacılara ve vaizlere bırakacağım.

    Sayfa 295

    Darwin ve Sonrası – Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler – Stephan Jay Gould

  17. nejat naci vural diyor ki:

    sevgili Da Vinci aydınlattığınız için teşekkürler,gerçekten ben kitap olarak algılamıştım,fakat sizin önerinizide inceleyeceğim,teşekkürler

  18. Alpine diyor ki:

    Evrim Teorisinin amaci canli kokenlerini ve yasam mekanizmasini ortaya cikarmaktir.

    Yaratilisciligin herhangi bilimsel bir amaci, calismasi, tezi, anti tezi, dusuncesi… yoktur. Bilimsel temele dayanan herhangi bir mekanigi olmadigi icin “curutme” olarak adlandiramayacagim bir yalanlama dongusunden oteye gecemeyen debelenme halidir.

    E coli bakterileri uzerine yillar suren calismalari sirasinda laboratuvar ortaminda evrim gecirmelerine gozleriyle sahitlik etmis Richard Lenski’yi yalancilik ile suclayan cevrelere mektubu, bilim insanlari ile ayni sahada top oynadiklarini zanneden yaratiliscilara en guzel cevabi veriyor sanirim;

    “Suclamalarinizdan anladigim kadariyla elimizde bu calismayla ilgili sadece dokuman oldugunu zannediyorsunuz. Calismalarimiz ile ilgili dokumanlarda herhangi bir yanlislik olduysa zaten bunu bulmakta gecikmezdiniz. Ama bulamasanizda fark eden birsey olmuyor, o zaman da bunlarin yalan oldugunu iddia ediyorsunuz. Peki neden? Cunku siz oyle soyluyorsunuz diye. Ancak sanirim yayinladigimiz dokumanlari inceleme zahmetine girmediginizden yada anlamak istemediginizden kaynaklaniyor, biz bu evrim gecirmis bakteri turlerinin orneklerini laboratuvarimizda sakliyoruz. Baska bir deyisle, ben size unicorn gordum demiyorum, unicorn ciftligim var diyorum. Ama durun bir dakika, siz beni simdi yine yalancilik ile suclarsiniz, bahsettigimiz gercek unicorn degil. Sadece tesbih yapiyorum.”

  19. Sasha diyor ki:

    Alpine

    Lenski’nin çalışmaları ile ilgili Michael Behe’nin ona verdiği cevabı aşağıdaki linkten okuyabilirsin.

    Lenski’nin ulaştığı sonuçların Darwinism ile açıklanamayacağını detayları ile anlatıyor.

    http://www.amazon.com/gp/blog/post/PLNK3U696N278Z93O

  20. Da Vinci diyor ki:

    Sasha,

    Kazın ayağı pek de öyle değil. O deneyin gösterdiği birşey varsa o da Michael Behe’nin son kitabı olan The Edge of Evolution‘da darwinizmin sınırı budur, eğer gerçekleşme olasılığı bundan daha az olan bir çoklu mutasyon olmuşsa bunun doğal yollardan (bilincin hiçbir aşamada müdahil olmamasını kastediyorum burada) gerçekleşmiş olmasından ziyade bir tasarımın eseri olduğu için gerçekleşmesi muhtemeldir dediği sınırın aşıldığı ve teorik olarak daha az olasılığa sahip bir çoklu mutasyonun kontrollü deney ortamında laboratuvarda gerçekleştiğidir. Bu da Behe’nin çizdiği sınırın hatalı olduğunu göstermektedir.

    Detaylı açıklama için bakınız: Historical contingency in the evolution of E. coli

    Behe’nin darwinizm sınırını delen bir başka örnek için bakınız: Reality 1, Behe 0

    Aslında Behe’nin işi kolay. Ben sınır koydum, sınırı aşanlar tasarımın olduğunu gösterir diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Yani laboratuvarda kontrollü deneylerde alınan sonuçlar Behe’yi pek de ilgilendirmiyor. Mutasyonlar doğal deneylerle dış bir müdahele olmadan gerçekleşiyor olması onu pek de rahatsız etmiyor nedense. Hatta pişkinlikle bu sonuçların kendi argümanını desteklediğini bile söyleyebiliyor. İlginç bir vaka.

  21. selcuk diyor ki:

    Yorumunuz:

    1-) Dünyadaki tüm canlıların yapı taşları ortaktır, temel yapı taşları proteinler ve nükleik asitlerdir. En ilkel tek hücreli canlılardan en kompleks organizmalara kadar bu durum gözlenir.
    A- Evrim kuramı açısından: Bu durum gayet doğaldır ve canlıların tek bir ortak atadan geldiğinin kanıtıdır.

    Yorumum: Bu protein ve nükleik asitler niye sadece tek bir ortak atada toplanmış, diğer olası atalara kapılarını kapatmış? Yani niye tek bir ortak ata var? Niye belli türlerin kendi türlerinden gelen bir ataları yok da tüm canlıların atası ortak?
    Neden aynı anda ve cok sayida, fakat hepsinin yapıtaşı protein ve nükleik asitlerden olusan birden fazla ata olmasın?

    Protein ve nükleik asitler normal olarak zaten dogada yok muydu, neden cok sayıda farklı türün olusumuna neden olan cok sayıda ata olusamasın da tek bir ortak ata olussun?bunu engelleyen nedir?

    Yorumunuz:

    B- Yaradılış açısından: İki açıklama düşünülebilir:
    1. Yaratıcı yarattığı tüm canlıların aynı yapı taşlarından oluşmasını dilemiştir.

    Empati yapın. Canlıların olusumunu baslatacaksiniz. elinizde dünyada olmasini dilediginiz/yarattiginiz malzemeler var. Bunlar protein ve nükleik asitler. Tam yaratma aninda “dogaya proteinleri, nükleik asitleri koydum ama fantezi yapayım tamamen farklı farklı maddelerden her canlıyı üreteyim” mi diyecekti.
    Tanrı kutsal kitaplarinda der: İradesini bir kez ortaya koyduktan sonra her şeyi adetullaha (sebep sonuc ilişkilerine, doga kanunlarına) biraktim diye.
    bir kere irade etmis kanunlar islemeye baslamis, milyarlara yil sonra evrimciler bundan yanlis cikarimda bulunup tek ortak ata teorisi uretecekler diye planlarını mı degistirmeliydi?
    hem bir kusbakısı baksanıza olaya, manyak bir imtihan meselesi degil midir bu? genetik kodlardan, kromozomlardan tutun da fiziki yapılara kadar insanoglunu evrim gibi bir dusunceye itebilecek (nerdeyse hepsi ortak tasarımla açıklanabilir, kullanılan kodların, nedenlerin devamlı geliştirilip bir sonraki türün daha iyi yaratılması şeklinde) o kadar cok benzerlik vardır ki insan ister istemez acaba diyebiliyor.
    Ama kutsal kitaplara bakarsanız da evrim teorisinden cok cok once Tanrı haber veriyor, insan zamanı gelecek maddenin kendi kendine oldugununa inanacaktır ama onlar yanıldılar diye.
    dinler bunu haber verirken gostere gostere bu imtihanı kaybetmek gercekten bir beceri olacaktır.
    bence, evrimci dusunceye meyli olan birinin evrimi bilimsel olarak incelemeye baslamadan once, gazete okur gibi ya da sırf hata bulacagim diye degil de Tanrı nın varlıgına dair göstergelere egilerek islami ve kurani (en son o geldi, en guncel bilgi ondadir dusuncesiyle) Turkce mealinden, anlayarak okumalı. Tanrı yı gercekten ama gercekten kalplerinden yok edebildilerse evrime yönelmelidirler.
    Ha bu arada Tanrıya inanıp evrim hakkında bilimsel çalışmalara devam edilemez mi? Edilir ama gercekten bilim icin ugrasan evrime, tek ortak ata sacmalıgına degil.

    Yorumunuz:

    2-) Tüm canlılar dünya üzerinde bir anda varolmaya başlamamıştır. Canlı varlıkların ortaya çıkışı bir kronolojik sıra içerir.
    B- Yaradılış açısından: Gene iki açıklama düşünülebilir:
    1. Yaratıcı yarattığı canlıların belli bir sıra ile yeryüzüne inmesini dilemiştir.
    2. Yaratıcı her canlıyı aynı anda yaratamamaktadır. Bir türün yaratılması için kendinden önceki türlere ihtiyaç vardır.

    Yorumum: bence bu durum da tek ortak ayaı degil cok atayı gösterir. x türü bir kopekle y türü bir köpek eşleştiginde x veya y türü bir yavruları olabilecegi gibi farklı nitelikler sergileyen, ikisinden de farklı bir genetik kod yazılımına sahip olan yeni bir tür köpek üreyebilir. cok sayıda fakrlı türlerdeki ata ve devam eden nesilleri kendi türleri icindeki gen alışverileri ile cok daha degisik türlerin olusmasına neden olmus olabilir. Tek bir ortak ataya gercekten ihtiyaç yok bence.
    bugun de zenci bir insanla, beyaz bir insanı birlestirin, sonra onların cocuklarını bir sarı ırk veya kızılderili insanla birlestirin bir kac nesil sonra cok sayıda farklı ozelliklere sahip birey olur elimizde. ne siyahtır ne beyaz adını melez koyarız örneğin. (melezler ara gecis formlarıdır belki ?????:)

    farklı atalardan gelen farklı türden canlılar bu kalıtımsal alışverişler, çevre şartları ve belki daha bir sürü olumsuz şart ile kendilerini doğaya adapte etmişler, adapte edebilenler olamayanlar dogal secilim vb. sureclerle farklı zamanlarda farklı türlerin ortaya cıkmasına sebep olmuslardır. bunların tarihte farklı zaman kademelerinde gerceklesmesi kalıtımsal aktarımların ve degisimlerin gerceklesme sureci bakamından bence oldukca normaldir.

    Tanrı bunun neresinde? Tanrı zaten en basta cok sayıda ata yaratmakla bu sureci bir kez tetiklemis ve DNA, RNA gibi kompleks yapıları bir kez olusturmustur. doga kanunlarına gore bu kodlar tekrar mudahalelere gerek kalmadan birbirini zincirleyerek zaten devam edeceklerdir. Adetullah yani.

    Cok sayıda ata yarattıgını Tanrı kutsal kitabında soyle anlatır. Adem i yaratınca Tanrı onu bir imtihana tabii tutmayı irade eder. Ona ilminden bir parca verir. tum melekleri toplar ve tek tek dunyadaki canlıları meleklere gostermeye ve adlarını sormaya baslar. melekler cok buyuk cogunlugunu bilemez ama Adem hepsini tek tek sayar.

    sözün kisasi Adem ilk ata olarak yaratıldıgında zaten diger canlılar yaratılmıstı, hayat devam ediyor, yaratıcı tarafından bir plana baglanmıs doga kanunları hayatın duzenlenmesine, degismesine, gelisimine planlandıgı gibi yardım ediyordu. Kronolojide insanın en son gorunmesi de bundan dolayıdır.

    yorumunuz:

    3-) Günümüzde yaşayan hayvanlarda, dış görünüşü çok farklı olan ve farklı işler gören organların, iç yapı bakımından büyük benzerlikler taşıdığı görülür.
    A- Evrim kuramı açısından: Bu durum kuramı kuvvetle destekleyen bir olgudur. Ortak atadan türeyiş ile açıklanır.
    B- Yaradılış açısından: Gene iki açıklama düşünülebilir:
    1. Yaratıcı yarattığı hayvanların kemiklerinin birbirine benzer olmasını dilemiştir.

    yorumum:aslında evrim de sonradan dogru yolu bulmus, bakmıs ki bu kadar cok sayıda ve farklı turu tek ortak ata ile aciklamaya devam edemeyecek, baslamis birbirine benzeyen canlı gruplarini cok sayıda fakat ortak atalarda toplamaya baslamis. yani tek degil cok ata soylemine gecmis. halbuki bu gercege en basta ulassa, en basta yeryuzundeki cok sayida nükleik asit ve protein bugunku canlilarin atasi olan cok sayıda turun olusmasına sebep olmustur dese biraz olsun kendini maymunla insanin nasıl aynı atadan geldigi sacmaligini kanıtlamaya calismaktan kurtaracaktı
    (iki ayri tur olan bunlar benzer kod ve canlilik tasarımı ile yaratılmıs ve devam edegelmistir. insan kodlarında maymunda eksiklik olarak gorebilecegimiz duzeltilerek, insan yaratılmıs en guzel suretteki canlı yapılarak tasarım yapılmıstır. insanda niye cok benzer kodlar ve tasarım kullanılmıs hatta maymunda iki kromozomu birlestir insana bir adım kalır denilebilir? Maymunlar insana cok benzer kodlara ve tasarıma sahiptir, cok az bir mudahale ile insan mukemmeligine ulasmak mumkun olacak iken, artık yasamı adetullaha, kanunlara baglamıs iken sırf milyarlarca yıl sonra evrimciler bu noktalara takılıp kalacaklar diye Tanrı planlarını degistirsin ki ve bu niye onun her seye kadir olma ozelligine zarar versin ki?)

    yorumunuz:

    4-) Günümüzde yaşayan ve geçmişte yaşamış hayvanların dünya üzerindeki dağılımı bazı ilginç özellikler gösterir. Örneğin günümüzde keseli memeliler Avustralya, Yeni Gine ve Amerika’da yaşamaktadır. Bu bölgeler birbirine çok uzaktır ve arada kara bağlantısı yoktur. Asya’ da keseli memeli yoktur, ancak bu kıtanın iklimi pek çok yerinde bu hayvanların yaşamasına uygundur. Keseli memeli fosilleri de Güney Amerika, Antarktika ve Avustralya’ da bulunmuştur.
    A- Evrim kuramı açısından: Levha tektoniği teorisine göre kıtaların hareket ettiği bilinmektedir. Bu teori Evrim teorisi ile birleştirildiğinde, yukarıdaki olguyu net olarak açıklar. Şöyle ki: 160 milyon yıl önce Güney Amerika, Antarktika ve Avustralya Gondwana denilen tek bir kıtayı oluşturacak şekilde birleşikti. Günümüzdeki keselilerin ataları bu devirde ortaya çıktılar. Daha sonra Gondwana günümüzdeki farklı kıtaları oluşturacak şekilde parçalanmaya başladı. Bu kıtalarda kalan atasal keseli hayvanlar da günümüzdeki keselileri oluşturdular. Günümüzdeki Asya’yı oluşturan kara parçası o dönemde Gondwana ile bitişik olmadığı için, bu kıtada keseli ortaya çıkmadı.
    B- Yaradılış açısından: Yaratıcının takdiridir, yaratıcı böyle uygun görmüştür.

    Yorumum: bir kere bu evrimin soylemidir, dogru olarak bunu iki taraf da kabul ediyor mu ki, evrimcilerin soylemini dogrulayan bir kanıt var diye seviniyorsunuz. Yaratıcının belli canlı türlerini dunyanın sadece bir yerinde yaratabileciğine dair bir kural mı var. asyada da yaratılabilirdi amerikada da. keseli turune ait asyada bir ata yok diye yaratılıs soylemi curudu mu simdi? varsayalım ki ilerleyen yillarda keseli fosilleri bulundu asya da evrimciler demek ki alaskadan asyaya da gecmis ya da aslında dunyanın tamamı tek levha iken oralara da gitmis turu soylemlere basvurmayacaklar mı?

    yorumunuz:

    5-) Canlı varlıkların fosilleri incelendiğinde atasal canlılar ile onların soyları olduğu düşünülen canlılar arasında ara formlar oluşturan, geçiş özelliği gösteren başka canlılar saptanır.
    B- Yaradılış açısından: Bulunan fosillerin hepsi birbiriyle ilişkisiz mükemmel olarak yaratılmış türlerdir, ara form değillerdir. Ara form denilebilmesi için yarım kanat, yarım göz vb yapıları içermeleri gerekir. Geçmişte yaşamış ve soyu tükenmiş ya da halen yaşamakta olan tüm canlılar, zamanları geldiğinde, Yaratıcının isteğiyle bir anda yeryüzünde belirmişlerdir.

    yorumum: buna aslinda en guzel yorumu yine evrimcilerin BBC icin cektikleri bir belgesel kendisi yapacaktir.
    http://www.youtube.com/watch?v=khUw_OGRcBs
    the evolution of tetrapods belgeseli. burada yorumcunun da vurgulayarak uzerinden gectigi yarim organ arayisinin bu belgeselde onlarya yil nasil umitsizce devam ettigini kendi agizlarindan dinleyebilirsiniz. bu sitede bir suru yorum okudum, siteden tavsiyelerle degisik kaynaklari incelemeye basladim. hep yari organli gecis formlarini evrim iddia etmez diye soylenip duruluyordu.
    belgeseli izlerseniz evrimcilerin tetrapodlara evrilmenin ilk kaniti olarak bulduklari baliktan ilk tetrapoda evrilmenin asamalarinda yasadiklari caresizlikler, ara gecis formlari bulamama, bulduklari benzes canlilarin yuruyen degil yuzen baliklar oldugunu kesfetmeleri, yillarca uzerinde ugrasip da tetrapod diye lanse edilen Ichthyostega nin arka ayaksilarinin aslinda geriye kıvrımlı, yurumeye degil ancak yuzmeye yarayan organlar oldugunun ortaya cikmasi (ama en onemlisi hep ecis bucus diye dalga gecilen yari yariya gelismis organlara sahip gecis formlari aramalari, bulduk diye sevinirken 8 parmakli cikmasi vb.) en sonunda yari balik yari tetrapod “eusthenopteron” du sanirim bir fosil bulunca rahatlamalari bir oh cekmeleri belgeselin konusunu olusturuyor. (yari balik yari tetrapod denilen fosili de tam fosil filan sanmistim ama baligin sadece on tarafina ait kucuk fosillesmis bir parca, bizim evrimciler kemiklerdeki benzerliklere dikkat cekip hmm bu yari balik yari tetrapod diye tumevarim yapiyorlar, ortada ne ayak var ne parmak; cok buyuk ihtimalle o da siradan bir baliktir, keske tam korunmus bir fosili bulunsaymis )
    bu belgeseli seyredince dedim ya bu sitedeki evrimci arkadaslar kendi evrim ekollerini olusturmuslar “evrim yari organli gecis formlari aramadi hic bir zaman” diye ciddi elestiri alabilecekleri bu boslugu kapatmak istiyorlar ya da evrim teorisi, bizim evrimci arkadaslarin dediginin aksine yari organli ara gecis formlari olmasi gerektigini kabul ediyor ve arayip duruyor. (bakiniz BBC nin bu belgeselinde ilk omurgali baligi gosterip yuzgeclerdeki kucuk, ayagimsi kemik gelisimlerini goseriyorlar, sonra gecis formu dedikleri diger balik turlerinde guya bu ayagimsi yapilarin daha bir kemiksi yapi ile ayaga donusmeye basladigini iddia ediyorlar, bu ayaklari edinen baligin karaya ciktigini iddia ettikleri surecte dunyanin o donemde hic bir canlinin yasamayacagi kadar sicak, bitki ortusunden mahrum ve kuru oldugu ortaya cikiyor, kalakaliyorlar, sonra bataklik teorisini ve hymanium du sanirim saldirgan baligini gerekce gosterip ayaklarin cikma nedenini bu saldirgan baliktan kacma olarak gosteriyorlar. guya son gecis formu ayakli baligimizda -su sadece az bir kismi bulunabilmis fosil- guya karaya cikisi tamamliyor. )
    harun yahyacilarin sozlerini cimbizlamasi gibi bir ortam iddia olunsa degil koskoca BBC. Diyecek laf bulamadim. belgeselde gecen bilim adamlarini arattim hepsi bu tetrapod hikayesini dogrulamak icin omurlerini vakfetmis bilimadamlari.

    Yukaridaki listedekiler dahil gecis formu oldugu iddia canlilarin hicbiri aslinda birbirinin devamı olan, acikca bir onceki formdan evrildigi gorulemeyen, aslinda bambaska turleri cagristiran ama evrimcilerin omurga, kemik yapilari vb. benzerlikler bulup bunlar akrabadir dedikleri ayri ayri turler. tipki maymunlar insanlara benziyor (genler, kemik yapilari vb.) tamam bunlar kesin akrabadir denilmesi gibi.
    Madem BBC belgeselinde de yari organli gecis formlari ongoruluyor (mitolojik canlilar olmalarina gerek yok, derinin altinda, kaslarin icinde filan yeni yeni cikan, henuz kisacik filan kemik veya organlara sahip) nerde insan dahil diger turlerin ara gecis formlari tekrar isteyelim.

    bu kaynaklari incelemeye devam edelim bakalim evrimle ilgili daha neler ogrenecegiz.

    Yorumunuz:

    6-) Moleküler genetik çalışmaları, geleneksel filogenetik sınıflandırmaya göre birbirine uzak olan türlerin DNA yapılarındaki benzerliklerin az, buna karşılık birbirine yakın olan türlerin DNA benzerliklerinin fazla olduğunu göstermiştir. İnsan ve şempanze genomları 2005 yılında karşılaştırılmış ve benzerlik oranının yaklaşık % 98 olduğu görülmüştür.

    Yorumum: yukarida yorum yaptim. Tanrı nın bu canli turlerinin ilk atalarini yaratmada ortak bir tasarim kullanmis olmasi onu acziyete hapsetmez. tanri fantezi yapsa idi, iki tur birbirine benzese ama kodlari filan % 100 farkli olsa idi daha mi mutlu olunacakti?

    Yorumunuz:

    7-) Dünya tarihi boyunca varolmuş olan türlerin % 99.9’ u ortadan kalkmıştır.
    A- Evrim kuramı açısından: Bu durum gayet doğaldır ve kuramla bütünüyle
    uyumludur. Sürekli olarak değişen koşullara uymakta zorlanan türler doğal seleksiyonla ortadan kalkmıştır, bu süreç günümüzde de sürmektedir.
    B- Yaradılış açısından: Yaratıcının yarattığı türlerin % 99.9’ unun yok olmasını dilemesi herhalde beklenemez. Ayrıca bilinç sahibi olmayan canlıların, işledikleri günah ve yaptıkları kötülüklerden dolayı cezalandırılması amacıyla yok edilmeleri de düşünülemez. Bu nedenle Yaratıcının türleri ilk kez yarattıktan sonra ek müdahalede bulunmadığını, doğal koşullar ile başbaşa bıraktığını, soylarının tükenmesine izin verdiğini varsaymak gerekir.

    yorumum: turlerin % 99,9 unun kaybolmus olmasinin Tanri’yi uzmesi mi gerekiyor? tanri zaten adetullah i koydumi hayat sebep sonuclarla devam eder diyor. Tanri yi bir sihirbaz gibi mi algiliyorsunuz, surece devamli mudahale etmesini mi dilersiniz.
    Mudahale etmemis mi, az cok etmis. Kutsal kitaplara yaptiklarini ve yapacaklarini ipuclari seklinde yazdirmis. Peygamberler gondermis, normalde adeti olmadigi halde onlara mucizeler lutfetmis. Her biri onlarca, yuzlerce sahit karsisinda bu mucizeler gerceklesmis ve nesilden nesile anlatilagelmis. Sadece Hz. Muhammed ten bir kac ornek vereyim. Agaclari yanina cagirip peygamberligine sehadet ettirmesi, eline aldigi taslarin dile gelip zikretmeye baslamasi, mescitte yaslandigi kutuge yaslanmayı bırakınca kutugun inlemeye baslamasi, parmaklarinin arasindan bir orduya yetecek kadar su cikarmasi vb.
    hz. ibrahim in atese atildigi yerde simdi balıklı gölün olması-atesin onu yakmaması- Musa peygamberin ikiye yardıgı Kızıldenizi kapatıp bogdugu ve yuzyıllar sonra ceseti kıyıya vuran firavunun mumyası -hala british museum da degil mi-, kundakta konusan Hz. İsa.
    Daha napsın Tanrı, onumuzde beliriverip kendiliginden oldu dediginiz her seyi ilk baslangıcta ben yarattım sonra insan aklı iyice karısmasin diye her seyi doga kanunlarına bagladım diye bize tesrifatta mı bulunsun?

    Yorumunuz:

    8-) Şempanzelerdeki 2A ve 2B kromozomları üzerindeki genetik bilginin toplamı insandaki 2. kromozomla hemen hemen aynıdır.

    ortak tasarımla aciklandi ama yorumcumuz demis ki bu ikisi birlestirilmis diyecektim ama komik buldum demedim yorumunda bulunmus. Peki evrimci bilimadamlarını bu yapıstırma islemini yapıp bilim olarak bir insan yaratmaktan alıkoyan nedir? en son teknolojiler emrinizde % 98 benzer madem % 100 tamamlayıp labooratuarda maymunlardan niye insanlar yaratmıyorsunuz?

    Tanrının bu % 98 benzer dediginiz kodlardaki tasarımını degistirip % 100 tasarim harikasi haline getiripve en guzel surette insan formunu nasıl yarattıgının sırrını bulsaydınız acaba hic durur muydunuz?

    neyse cok uzattik. sevgili yorumcu yorumlarimi kendisine yonelik diye algilamasin sadece evrimin savunularina karsi yorum yapiyorum.

    neyse bu kadar yorum yeter. daha okuyacagim bir suru kaynak var.

    surc u lisan ettikse affola.

  22. amatör filozof diyor ki:

    Selçuk,
    Yazdıklarında sürekli olarak bir ön kabulden gidiyorsun, o da Kuran ve diğer kutsal kitaplarda ne yazıyorsa doğrudur inancı, durum böyle olunca kutsal kitaplarda yazılanların tersine olduğunu düşündüğün bilimsel verilerin yanlış olduğunu peşinen kabul ediyorsun (Tabi belki başkaları kutsal kitapları senden farklı yorumluyor da olabilir, sonuçta bu kitaplarda dünya üzerine yazılanlar farklı anlamlara çekilmeye çok müsait). Ne yazık ki bu şekilde bilimsel bir konuyu tartışamazsın, bilimsel bir konuyu tartışırken konuya “Kuran’ da böyle yazmıyor diye girersen o konu bilimsel bir tartışma olmaz,dini/felsefi bir tartışma olur. Evrim tartışması yapmak için somut veriler ve olgular üzerinden konuşma alışkanlığı kazanmak gerekir.
    Yazdıklarında şöyele bir paragraf var:

    “farklı atalardan gelen farklı türden canlılar bu kalıtımsal alışverişler, çevre şartları ve belki daha bir sürü olumsuz şart ile kendilerini doğaya adapte etmişler, adapte edebilenler olamayanlar DOĞAL SEÇİLİM VB SÜREÇLERLE FARKLI ZAMANLARDA FARKLI TÜRLERİN ORTAYA ÇIKMASINA SEBEP OLMUŞLARDIR. bunların tarihte farklı zaman kademelerinde gerceklesmesi kalıtımsal aktarımların ve degisimlerin gerceklesme sureci bakamından bence oldukca normaldir.

    Tanrı bunun neresinde? Tanrı zaten en basta cok sayıda ata yaratmakla bu sureci bir kez tetiklemis ve DNA, RNA gibi kompleks yapıları bir kez olusturmustur. doga kanunlarına gore bu kodlar tekrar mudahalelere gerek kalmadan birbirini zincirleyerek zaten devam edeceklerdir. Adetullah yani. ”

    Burada farkında olmadan evrimin temel tezini destekliyorsun (doğal seçilim yoluyla farklı türlerin ortaya çıkışı). Sanıyorum senin evrimi reddetmen evrim teorisinin Tanrı’ yı reddettiğini sanmandan, Tanrıya inanmanın Yardılışçı olmakla eşdeğer olduğunu düşünmenden ileri geliyor. Halbuki daha önce belirttiğimiz gibi evrimi kabul etmek Tanrıyı reddetmeyi gerektirmez, evrimi savunan bilim adamları arasında teistler de vardır, atesitler de. Yazının konusu olan yaradılışçı düşünce ise türlerin hiç bir şekilde evrime tabi olmadan, birbirine dönüşmeden, Tanrı tarafından tek tek yaratıldığını savunmaktadır. Halbuki sen, yanlış anlamadıysam, Tanrı’ nın başta doğa kanunlarını koyup sonra müdahaleye gerek bırakmadığını söylüyorsun, Halbuki Yaratılışçılar, Tanrı’ nın her tür yaratma olayında direk olarak bir mucize göstererek, olayları doğal gidişe bırakmadığını söylüyorlar. Bu senin savunduğun temel düşünceye ters, bilmem farkında mısın?
    Birkaç ek not:
    -İnsan-şempanze yakın akrabalığını kabul etmemek tamamen duygusal bir reaksiyon. İnsan ve şempanze kromozomlarının % 98 benzerliği sence bir kanıt değilse, başka ne kanıt gösterilebilir? Bu kanıtın sence bir değeri yoksa zaten ortak bir tartışma paydası bulmamıza imkan yok.
    – Yazıyı yorumlarken yaratılışçı düşüncenin eldeki verilerle uyumlu olabileceğini göstermeye çabalamışsın. Halbuki ben yazıyı yazarken eldeki verilere göre hangi görüşün daha mantıklı göründüğünü soruyorum. Lütfen bir kez daha incele, yukarıda tek tek yazdığım somut olguları açıklama bakımından evrim teorisi mi, yaratılışçı düşünce mi daha mantıklı ve akla uygun görünüyor?

  23. selcuk diyor ki:

    @amatör filozof

    aslında bu yazdiklarimi ikinci kez yaziyorum. (deja vu) Yorumuna karsi yorumlar yazmistim ama yanlis bir tusa basinca sayfa yazidklarimi kaydedemeden

    kapaniverdi. Ama yazdiklarimin onemli cikarimlar oldugu dusuncesiyle usenmeden tekrar yaziyorum.

    “Yazdıklarında sürekli olarak bir ön kabulden gidiyorsun, o da Kuran ve diğer kutsal kitaplarda ne yazıyorsa doğrudur inancı, durum böyle olunca kutsal

    kitaplarda yazılanların tersine olduğunu düşündüğün bilimsel verilerin yanlış olduğunu peşinen kabul ediyorsun”

    biraz degisik bir yorum olmus. tipki bir evrimcinin evrim
    onermelerini sadakatle savunmasi, teorinin yanlis taraflarinin
    bulundugunu iddia edenlere karsi savunma psikolojisine girmesi
    gibi (halbuki bilimin yapmasi gereken yanlis oldugu iddia edilen
    yanlarinin gercekten boyle olup olamayacagini arastirmasidir)
    daha yanlis bir on kabuldur. bir yaratilisci kutsal kitabinda
    yazanlarin yanlis oldugunu dusunurse imanindan olur bu yuzden
    zaten aksini savunamaz. Iste bu yuzden onceki yorumlarimda bilim
    kendini Tanri dan tamamen soyutlayacagina, once bilimin iddia
    ettiklerinin bazilarinin aksini savunan Tanri soylemlerinin
    bilimsel olarak incelenmesi gerektigini savunmustum.

    ayrica aslinda yorumlarim on kabulden ziyade Kuranda yer alan
    bilimsel gerceklere gondermeler yapan ipuclarinin bilimsel
    olarak incelenmesi talebini yansitiyor. Farkinda misiniz
    bilmiyorum ama bilimle Tanri ve soylemleri degil, bilim Tanri
    ile kus. Tanri ile bilim bulusursa bilim adami bilim yapmis
    olmazmis gibi sacma bir kanaat yaygin bilimadamlarinda.

    Tanri nin gostergeleri bilimsel olarak gozlemlenemez, dogrulana
    maz, test edilemez gibi bir onyargi var bilimde. Onceki yorum
    larimda da dile getirdim Tanri nin varligini ortaya koymak icin
    ile kimya deneyleri yapmak gerekmiyor. Sadece Kuran i baz alsaniz
    bile Tanri nin bilimsel olarak verdigi ipuclarindan, gecmis ve
    gelecekten verdigi haberlerden, birakin insanoglunun birbirine
    hikaye ederek anlatmis olabilecegi olaylari hic bir varligin
    olmadigi, diger kutsal kitaplarda bile gecmeyen ama detaylari
    ile verilen hikayelere bir bakin. tum bunlari diger bilim dallari
    ile dogrulamak, gozlemlemek, test etmek icin bilimsel calismalar
    baslatin. Arkeologlar, paleontolojistler, sosyal bilimciler vb.
    Niye boyle bir calisma baslatmayip Tanri yi tamamen bilimden
    soyutluyorsunuz ki? Bundan daha anlamsiz bir on kabul bir on yargi
    olabilir mi?

    Kuran da anlatilanlarin niye yanlis olabilecegini, farkli anlamlar
    cikartilabilecigini kabul edelim ki. Tanri nin sozu oldugu iddia
    edilen bir kitaba niye once acaba yanlis olabilir mi diye
    yaklasalim ki? Niye dogru olabilir mi diye yaklasip bize haber
    verdiklerini bilimin bulacagi kanitlarla dogrulamayalim ki?

    Farkli anlamlar cikartmaya gelirsek, on yargi ile yaklasilirsa
    amac yanlislamak olursa dunyanin en dogru metninden bile farkli
    anlamlar cikartilabilir. ama bu o metnin yanlisligini gostermez.

    Ayrica Kuran da aksi yaziyor diye bilimsel verilerin HEPSININ pesinen
    yanlis oldugunu kabul etmiyorum ki. tipki baskalari gibi evrimin bir
    cok onermesi dogrudur ama yanlis olan onermeleri de vardir diyorum.
    Peki evrim teorisi mudafiileri niye yuzlerce yildir hala kesin olarak
    kanitlanamamis ortak ata onermesini koru korune savunup diger
    bilim dallarinin imkansizligini ortaya koydugu TESADUFLERLE,
    KENDILIGINDEN meydana gelmelerle aciklamaya ant icmisler. Niye bilimsel
    davranis geregi acaba sorunusu kendilerine sorup yaratilis iddiasinda
    denildigi gibi olmus olabilir mi diye arastirmiyorlar?

    neden proteinlerin, nükleik asitlerin bulundugu bir dogada canli
    turlerinin tamaminin evrildigi TEK BİR ORTAK ATA meydana gelsin de farkli
    turlerin olusumuna sebep olan cok sayida ATA meydana gelemesin?

    Ben ve islami yaratiliscilarin cogu (diger dinlerin yaratiliscilari
    tamamen evrimi inkar ediyor olabilirler) evrimin yanlis oldugunu
    dusundugumuz onermeleri disinda bir cok onermesinin dogru olabilecegini
    kabul ediyoruz. Canlilarin gelisimi, degisimi, adaptasyonu, elenmesi vb.
    elbette mumkun ama tesadufler sonucu meydana gelmis bir kompleks yasam,
    tek bir ortak ata, hic bir ara gecis formu olmadan birbirine aniden
    donusuveren canli turleri, birbirleriyle ayni turler olmadiklari halde
    bir kac benzerlikleri nedeniyle birbirinin ara gecis formu oldugu iddia
    edilen aslinda her biri ayri turler olan cok az sayidaki fosil, sadece
    kafasi, disi gibi kucuk parcalari bulunup tumevarim yontemleri ile
    iki farkli turun birlesimi oldugu iddia edilen fosiller hic ama hic
    mumkun ve mantikli gelmiyor.
    oldugu iddia edilen zorlama fosiller

    “bilimsel bir konuyu tartışırken konuya “Kuran’ da böyle yazmıyor diye girersen o konu bilimsel bir tartışma olmaz,dini/felsefi bir tartışma olur. Evrim

    tartışması yapmak için somut veriler ve olgular üzerinden konuşma alışkanlığı kazanmak gerekir.”

    simdiye kadar yorumlarimda kuran soyle yazmis, boyle yazmis diye ayetler
    siralamadim. oyle yapsaydim evet felsefi tartisma olurdu. ben Kuran da
    evrimin soylediklerinin tersini soyleyen, bilimsel olarak test edilirse,
    gozlemlere tabi tutulursa kantlanabilecek bilimsel ipuclari var dedim.
    bunlar arasinda cok sayida ve gerceklesmis olanlar oldugu gibi hala bilimin
    kesfedemedigi ipuclari var. bunlar pekala dogrulanmak veya yanlislamak uzere
    bilimsel bir calismanin konusu yapilabilir dedim. gece ve gunduzun olusmasi,
    karalarin tek levha olmasi, yer ve gogun ilkin butunlesik olmasi gibi gecmise
    ait ipuclari gibi gelecege dair ipuclari var diyorum. Ornegin gorunmezligin,
    isinlamanin, dusunce okuma kabiliyetinin ilerde kesfedileceginin ipucu olarak
    verilmesi gibi.

    “Burada farkında olmadan evrimin temel tezini destekliyorsun (doğal seçilim yoluyla farklı türlerin ortaya çıkışı). ”

    Farkinda olmadan degil, bilincli olarak evrimin yanlis oldugunu dusundugum
    onermeleri disindaki onermelerinin dogru olabilecegini dusunuyorum
    “Sanıyorum senin evrimi reddetmen evrim teorisinin Tanrı’ yı reddettiğini sanmandan, Tanrıya inanmanın Yardılışçı olmakla eşdeğer olduğunu düşünmenden ileri

    geliyor. Halbuki daha önce belirttiğimiz gibi evrimi kabul etmek Tanrıyı reddetmeyi gerektirmez”

    Ne yazik ki yaradiliscilikla Tanri yi birbirinden ayiramayiz. cunku yaratilmayi
    yarattigini soylemeyi bizzat Tanri bildiriyor. Yaradilisa inanmadan Tanriya
    inanmak mumkun degildir. Fakat su var. diger dinlerin yaratiliscilari ile
    islami yaratiliscilar arasindan buyuk farklar var. diger yaratiliscilar evrimi
    toptan red eder dediginiz gibi hep bir sihirli el arar. islami yaratiliscilar
    ise adetullaha inanir. ilk canli atalarinin ilahi guc tarafindan yaratildigi sonra
    adetullah ile (doga kanunlarinin, ilahi tasarim ve planlarin, neden sonuc
    iliskilerinin islemesi) hayatin devam ettigi bilinir.
    İlk canli turlerinin yaratilmasinin da pat diye olmasina gerek yoktur. Evrim basit
    canli turlerinin nasil olusmus olabilecegine dair az cok bulgulara sahip ama kompleks
    yapilari izah edemiyor. aslinda basit canlilar gibi kompleks canlilar da tamamen
    ilahi plan, tasarim ve kanunlar sonucu belli bir surec icinde meydana gelmis olabilir
    (olabilir diyorum olmustur demiyorum)
    bunun boyle meydana gelmis olmasi yaratilis teorisini curutmez, Tanri nin
    bu surecteki gereksizligini ortaya koymaz.
    aslinda bunun boyle olmus olabilecegi Kuranda da anlatilir. Tanri ademi toprak
    ve sudan yarattigini soyler. toprak ve suyun genetik kodlarla birlestirilmesi
    sonucu insan belli bir sure icinde dogal olarak yaratilmis olabilir.
    Aslinda burada harun yahya cilarin ve diger sabit fikirli yaratiliscilarin “aninda
    yaratma” , “ol dedi oldu” terimlerine takilip kaldiklarini goruyoruz. bu tipki kutsal
    kitaplarda dunyanin 6-7 gunde yaratilmis olmasi soylemi gibidir. Kuranda ve islami kaynak
    larda bu net bir sekilde aciklanir. Hem de izafiyet teorisi ile. bu alti gunun Tanri
    katindaki zaman anlayisi ile 6-7 milyar insan senesine denk gelebilecegi ifade edilir.
    Ki bu da evrimin ongordugu gibi yasamin olusumu ve gelisimi icin yeterli suredir.
    Ozetle Tanri yaratti demekle bunu sihirle yapti demek arasinda cok fark var.
    Tanri nin bu yaratma surecini bilimsel sureclere baglamasi onun kudretini sinirlamaz
    aksine milyarlarca yildir sorunsuz devam eden bu surece baktiginizda bunun da Tanri nin
    bir mucizesi oldugunu gorursunuz.

    “Yazının konusu olan yaradılışçı düşünce ise türlerin hiç bir şekilde evrime
    tabi olmadan, birbirine dönüşmeden, Tanrı tarafından tek tek yaratıldığını savunmaktadır.”

    dedigim gibi diger dinlerin yaratiliscilari bu sekilde savunuyor olabilir ama gercek
    islam bilim adamlari evrimi tamamen red etmez. Lutfen Harun yahya gibi yuzlerce
    bilimsel makaleyi okuyup evrimin neden yanlis oldugunu ispatlamaya calisan derleme
    makaleler, kitaplar yazan kisilere takilip durmayin. Aslinda Harun Yahya ekibi de
    benim ifade ettigim gibi evrimin yanlis olduguna inandiklari onermelerine karsi cikmaya
    calisiyorlar ama kendilerini fazlasiyla yanlis anlattiklari, sanki evrim teorisinin
    tamamina, bilime karsi cikiyormus gibi bir havaya neden olduklarindan tepki cekiyorlar.
    yani amac iyi ama varilan nokta, verilen izlenim kotu…
    bu arada yorumunuzdaki yaratilisciligin birbirine donusmeden, tek tek yaratilmayi savundugu
    tam olarak gercegi yansitmamaktadir.

    “Halbuki sen, yanlış anlamadıysam, Tanrı’ nın başta doğa kanunlarını koyup sonra müdahaleye
    gerek bırakmadığını söylüyorsun, Halbuki Yaratılışçılar, Tanrı’ nın her tür yaratma olayında
    direk olarak bir mucize göstererek, olayları doğal gidişe bırakmadığını söylüyorlar. Bu senin
    savunduğun temel düşünceye ters, bilmem farkında mısın?”

    bunu ben soylemiyorum Kuran ve islami kaynaklar adetullahi anlatir. Tanri nin her yaratma
    olayinda sihir yaptigini iddia etmez. Hayatin neden sonuc iliskilerine, kanunlara, belirli
    plan ve tasarimlara baglandigi defalarca vurgulanir. Ne siz, ne de bizler ilk canli
    olusumlarinin nasil oldugunu bilemedigimiz icin, bilim henuz bunu kesfetmedigi icin sadece
    mantik yurutmeleri yapabiliriz. Benim ve bir cok islami yaratiliscinin ifade ettigi ilk
    yaratilisin sihirvari bir sekilde degil bilimsel anlamda meydana gelmis olabilecegidir.
    Bu yine Tanri nin kudretini degil, bunu yapabilme mucizesini gosterir. Bilim milyarlarca
    farkli canli turunun tek bir ortak atadan geldigi gibi ispati cok da mumkun gozukmeyen
    zorlama onermelerle ugrasacagina, baska nasil olmus olabilir diye dinlerin de verdigi ipuclari
    ile bilimsel calismalar yapsaydi hayatin kaynagina dair cok daha fazla bulguya ulasabilirdi
    diyorum. Yani bilim Tanri ya ve onun sozlerine kusmekle, bu sozleri dinlersem ben bilim olamam
    demekle Tanri nin sozlerinin yol gostermesi ile bulabilecegi bir cok kesiften mahrum kalmaktadir.

    “-İnsan-şempanze yakın akrabalığını kabul etmemek tamamen duygusal bir reaksiyon.
    İnsan ve şempanze kromozomlarının % 98 benzerliği sence bir kanıt değilse, başka ne kanıt gösterilebilir?
    Bu kanıtın sence bir değeri yoksa zaten ortak bir tartışma paydası bulmamıza imkan yok.”

    aslinda bunu pesinen boyle kabul etmek daha kotu bir duygusal reaksiyon degil midir? bilim
    tutar da bunun aksini ispat ederse ne yapacagiz? Maymun gen haritasinin yuzde kaci kesfedildi
    ki henuz?
    iki farkli kalin kitabin ilk 10 sayfasinin % bilmem kaci birbirine benziyor diye iki kitap
    aynidir veya ortak bir kitaptan yazilmistir onermesi yapabilir miyiz, yaparsak bu ne kadar
    gercek olabilir?

    ayrica % 98 orani 2005 yili arastirmalarinin sonuclari son donemlerde yapilan arastirmalarda
    bu oran % 95 e hatta daha asagisina kadar dustu ve maymun gen haritasi kesfedildikce daha
    hangi oranlara kadar dusebilecegini hic birimiz henuz bilmiyoruz.

    http://www.pnas.org/content/99/21/13633.abstract
    http://www.pnas.org/content/100/13/7708.abstract?cited-by=yes&legid=pnas;100/13/7708

    sozun kisasi iki farkli tur arasi fiziksel veya genetik anlamda benzerlikler olmasi
    bu farkli turlerin ortak bir atadan gelmesini gerektirmez. ayrica bilimi benzerlikleri
    kanit olarak kullanma temeli uzerine kurmaya calismak bilimsel onerilerinin gercekler
    haline gelmesine degil bu onerilerin cokmesine, yanlislanmasina daha cok neden olur.
    bilim red edilemez kanitlar bulmak zorundadir, benzerligi kanit olarak sunamaz.

    “- Yazıyı yorumlarken yaratılışçı düşüncenin eldeki verilerle uyumlu olabileceğini
    göstermeye çabalamışsın. Halbuki ben yazıyı yazarken eldeki verilere göre hangi görüşün daha mantıklı göründüğünü soruyorum. Lütfen bir kez daha incele,

    yukarıda
    tek tek yazdığım somut olguları açıklama bakımından evrim teorisi mi, yaratılışçı düşünce
    mi daha mantıklı ve akla uygun görünüyor?”

    goruslerin evrim teorisi acisindan aciklamalarini yaparken gayet mantikli cikarimlar yaparken
    yaratiliscilik tarafini yazarken -ben zaten mantiksiz bir aciklamayim- tadinda yazmissin.
    halbuki -bagnazlik yapip sabit fikirlere saplanip kalmayan- yaratilislardan bazilari
    tek tek saydigin bu olgulara akla ve mantiga uygun aciklamalar getirebilmektedir.

    belki de burdaki sorun ayni olgulara kendi evrimsel gorusunu sunarken yaratilislarin
    gorusunu yine kendinin sunmasi olmus. Belki sadece evrimin goruslerini yazip bunlara
    yaratilisci teorinin cevaplari nedir diyerek, cevaplari aldiktan sonra herkesin tartismasina
    acabilirdin.

    boyle yapmamis olsan da burada yine de tartistik, yorumlar yaptik bir zararimiz yok yani
    bunlari tartisabilme firsati verdigin icin aslinda sana tesekkur borcluyuz.

    surc u lisan ettikse affola.

  24. selcuk diyor ki:

    adetullaha bir ornek de insan ceninin uterustaki embriyonik gelisimidir. yumurta gibi kucuk hucreden insan gibi kompleks bir yasam formu olusmaktadir. sperm ve yumurtanin genlerindeki kodlar, tasarim, plan hayata gecmekte, gercege donusmektedir.

    bunu ve rahim ortamini dunyadaki ilk canlilarin olusumuna uyarlayin. Tanri nin yapmasi gereken tek sey canli tasarimlarini, planlari genlere islemek olmustur. Boylece basit canlilar gibi kompleks canlilar da olusabilmis, kompleks canlilardaki karmasik yapilar genlerdeki planlara uygun olarak gelisebilmistir.

    Tabii bunun boyle olup olmadigini bilmiyoruz bilim hala kesfedemedi ama boyle olmasi bile Tanri nin yuksek zeka ve bilgisini mucizevi olarak gosterir. Aslinda evrimciler az cok canlilarin olusumunu yakalamislar genlerdeki farkli tasarim, bunu yapabilme becerisi farkli canli turlerine neden oluyor
    ama insanoglu genleri simdiye kadar zararli sonuclarla karsilasmadan farkliliklarla tasarlamayi basaramadi. laboratuar ortaminda basaramadigimiz yararli mutasyonlari canlilarin tesadufen basardiklarini iddia edip durdu.

    evrim de bunlari tam olarak izah edemedigi icin bu sartlari ortadan kaldiracak sekilde canlilarin hepsi bir atadan gelmis diye iddia etmis ama bu iddia sorunu cozecegine daha buyuk sorularla karsilasmasina sebep olmus. icinden cikamadigi, cikamayinca tesadufen olmustur deyip bilimsel dusunce sekli ile celistigi, yuzlerce yildir kanitlarini bulamadigi onermeler yapmak zorunda kalmis.

    neyse eninde sonunda bilim gerceklere erisecektir. Herkese iyi bayramlar.

  25. selcuk diyor ki:

    asagida bir kac ayet ekleyecegim ama felsefe yapmak icin degil, bir ummi olmasina (okuma yazma bilmeyen) ve cevresinde bunlari bilen veya anlatabilecek bilim adamlari olmadigi halde bizlere ulasmasini saglayan bir peygamberin bizlere biraktigi en onemli mucize olarak Kuran in bilime yonelik ipuclarini sergileyen bir kac ayet.
    Lutfen bunlarin yaklasik 1500 sene once tamamen cehaletin hakim oldugu bir donemde vahiy olarak geldiklerini goz onunde bulundurun.

    sadece bilimsel ipuclari iceren ayetler verilmistir. propraganda amaci gudulmemis yorumlarimda iddia ettiklerimin dayanaksiz olmadigi anlatilmak istenmistir.

    “Bakara 164: Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.”

    “Hac 5: Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alak”dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hale gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.”

    “Zümer 6: O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan (erkek ve dişi olarak) sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hakimiyet) yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?”

    ***anne karnindaki asamalara dikkat lutfen…

    “nuh 17:Allah, sizi (babanız adem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)'”

    ***ademin yaratılısına dikkat lutfen, ol dedim oldu, sihir yaptim demiyor

    “bakara 29: O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.”

    ***gogun katmanli yapisi…

    “Araf 57: O, rüzgarları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgarlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde (yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.”

    “Rad 3: O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.”

    “Enam 2: O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de onun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz.”

    “Yunus 5: O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.”

    “Yunus 4: Hepinizin dönüşü ancak onadır. Allah bunu bir gerçek olarak vadetmiştir. Şüphesiz o başlangıçta yaratmayı yapar sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükafatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kafirlere gelince, inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.”

    ***bakin tekrar yaratir demiyor, yaratmayi tekrar eder diyor.

    “neml 64: Yoksa, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var!? De ki, “Eğer doğru söyleyenler iseniz kesin delilinizi getirin.”

    ***baslangicta yaratiyor sonra surecin tekrarlanmasina izin veriyor.

    “Rum 20: Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra bir de gördünüz ki siz beşer olmuş (çoğalıp) yayılıyorsunuz.”

    “Secde 7: O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı”

    ***çamurdan yaratılma arastırmaya degmez mi?

    “Şura 11: O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle sizi üretiyor. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”

    ***tek ortak ata degil cok sayida ata onermesi…

    “nuh 14: ‘Halbuki, o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.”

    ***evrimi mi anlatiyor? :)

    “Yunus 3: Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş’a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah’tır. O’nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte o, Rabbiniz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?”

    “Yusuf 4: Hani Yûsuf babasına, “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti.”

    ***gunes sistemi :)

    “Rad 2: Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, âyetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.”

    ***yerle gogun butunlesik olmasi

    “Mürselat 8: yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,”

    “nur 45: Allah her hayvanı bir sudan yarattı. öyle iken kimi karnı üzerinde yürür, kimi iki ayak üstünde yürür, kimi de dört ayak üstünde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Şüphesiz ki Allah, her şeye gücü yetendir.”

    ***bu su döl mü baska bir sey mi henuz bilmiyoruz. ama apacik sekilde cok sayida ata var.

  26. amatör filozof diyor ki:

    Selçuk,
    Ne yazık ki gene bir takım ön kabullerden hareket ederek düşündüğün için, bilimsel yöntemin yanına yaklaşamıyor, ayrıca gereğinden uzun yazdığın yazılarda çoğu kez ayakları yere basmayan cümleler kuruyorsun, bazan da tamamen yanlış bilgilerden hareket ediyorsun. Birkaç örnek:

    1)”Maymun gen haritasinin yuzde kaci kesfedildi
    ki henuz?” demişsin.
    Tamamı keşfedildi ve insan DNA’ sı ile karşılaştırıldı.
    http://www.nature.com/nature/journal/v437/n7055/full/nature04072.html
    http://mednews.wustl.edu/news/page/normal/5640.html

    2)2005 yılındaki makaleyi çürüttüğünü sandığın iki kaynak aktarmışsın, bunların tarihleri 2002 ve 2003 herhalde farkında değilsin !

    3)”Tanrı bunun neresinde? Tanrı zaten en basta cok sayıda ata yaratmakla bu sureci bir kez tetiklemis ve DNA, RNA gibi kompleks yapıları bir kez olusturmustur. doga kanunlarına gore bu kodlar tekrar mudahalelere gerek kalmadan birbirini zincirleyerek zaten devam edeceklerdir. Adetullah yani.
    Cok sayıda ata yarattıgını Tanrı kutsal kitabında soyle anlatır. Adem i yaratınca Tanrı onu bir imtihana tabii tutmayı irade eder. Ona ilminden bir parca verir. tum melekleri toplar ve tek tek dunyadaki canlıları meleklere gostermeye ve adlarını sormaya baslar. melekler cok buyuk cogunlugunu bilemez ama Adem hepsini tek tek sayar.” demişsin

    Tüm canlıların aynı yapı taşlarından oluşması ve tek hücreli canlıların çok hücreli canlılardan, basit çok hücrelilerin karmaşık çok hücrelilerden daha önce ortaya çıkması bilimsel verilerdir. Bunlardan doğan bilimsel teori ise canlıların tek bir kökenden geldiği, ortak atalarının aynı olduğudur. Sen Kutsal kitabı referans göstererek çok ortak ata olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsun. Bilimsel bir tartışmada kutsal kitaplar bir veri kaynağı değildir. Kutsal kitaplarda yazan şeyleri bilimsel bir veri gibi sunarsan seni ciddiye alamayız, kusura bakma. Çok ortak ata varsayımın için -şayet varsa- elindeki somut verileri duymak isterim.
    4) Somut verilerin yorumlanması şeklinde yukarıda yazdığım yazıdaki noktalara senin tüm cevapların “Yaratıcının taktiri, yaratıcı dilerse yapar” şeklinde. Zaten bu çerçevenin dışına çıkabilen olamıyor. Yani yazıdaki olguları evrim teorisi çok inandırıcı şekilde açıklarken yaratılışçı yorumlar senin yazdıklarından öteye geçmiyor, Halbuki yapılması gereken bu olgular açısından yaratılışın neden evrime tercih edilmesi gerektiğini inandırıcı şekilde, bilimsel kanıtlarıyla açıklayabilmektir. Bunun dışında yazılanlar boş laftan öteye geçmiyor.
    6) Karşı yorumlarında zaman zaman direk cevap vermeyip yanından dolaştığın da olmuş. Canlıların coğrafi dağılımıyla ilgili yorumun, şempanze 2A 2B kromozomları ile ilgili yorumun bunun tipik örnekleri. Aşağıda daha önceki bir yorumumda yazdığım, ancak senin gene direk cevap vermeyip yanından dolaşmayı tercih ettiğin bir olguyu tekrar yazıyorum, verilecek somut bir cevabın varsa yazmanı rica ederim, ancak cevap diye ilgisiz şeyler yazma lütfen. Cevap verebilmeni dilediğim olgu şu:
    Şempanze ve insan DNA’ da aynı yerde bulunan binlerce viral fosili paylaşmaktadır. Bu durumun şempanze ve insanın ortak atasının çeşitli virüslerle karşılaştıktan ve bu virüsler onun eşey hücrelerinin DNA’ sına girdikten sonra, kalıtım yoluyla kendisinden sonra gelen nesillere aktarılması ve giderek oluşan farklı türlerde de aynı noktada kalması sonucu olduğu düşünülmektedir.
    Konuya yaratılışçıların pek sevdikleri olasılık hesaplarını uygulayalım: İnsan ve şempanze DNA’ sında inaktif şekilde binlerce viral fosil var, bunlar tüm DNA’ da çok fazla sayıda yerleşebilecek nokta varken, şu tesadüfe bakın ki hem insan hem de şempanzede aynı noktaları bulup yerleşmişler. Bunun olasılığını şu an hesaplayamayacağım, yaratılışçılar istiyorsa hesaplasın, ancak çok düşük olacağı kesindir. Bu durum ancak insan ve şempanzenin ortak atadan türemesi ile açıklanabilir. Şayet insan ve şempanze bu virusları birbirlerinden bağımsız olarak almış olsalardı DNA’ daki yapışma yerleri rastgele olacak, birbiriyle eşleşmeyecekti, ortak atadan türedikleri için bu ataya bulaşan virüsler insan ve şempanzede aynı noktadadır.

  27. selcuk diyor ki:

    @amatör filozof

    “Ne yazık ki gene bir takım ön kabullerden hareket ederek düşündüğün için, bilimsel yöntemin yanına yaklaşamıyor, …”

    siz yapilan bu bilimsel kesiflerin tek ortak atadan baska hic bir aciklamasi olmaz demekle ne kadar on kabul yapmis oluyorsaniz ben de kendi dusundugumun dogru olabilecegini (oldugunu degil) savunmakla o kadar on kabul yapmis olurum diye dusunuyorum.

    “bazan da tamamen yanlış bilgilerden hareket ediyorsun. ”

    dikkat ederseniz yorumlarin sonunu hep soru isaretleri ile bagliyorum bilmemek degil ogrenmemek ayiptir. Bilgim dogru degilse zaten yanlisligini hatirlatiyorsunuz bu yorumda yaptiginiz gibi. Buna hic bir itirazim da yok.

    Sonucta evrim konusunda onyargili (daha onceden) dusundugunu farkedip, bu konuyu yeni arastirmaya baslamis (ve tam zamanli bir iste calismakta olan) biri olarak sizin coktan bulmus olduklarinizi veya bildiklerinizi halihazirda biliyor olmam veya sizin kadar cabuk arastirip bulabilecek olmam lutfen beklenmesin.

    ” 2)2005 yılındaki makaleyi çürüttüğünü sandığın iki kaynak aktarmışsın, bunların tarihleri 2002 ve 2003 herhalde farkında değilsin !”

    bunda sonuna kadar haklisiniz. 2009 tarihli bir siteden bu makalelere link vardi. site 2009 olunca gidilen linkteki makalelerin tarihlerine dogrusu dikkat etmedim. Bunda hic bir kastim yok. Yine de yorumlari okuyanlar kusura bakmasinlar. Cunku yorumumda da zaten “bu makaleler curutuyor” demiyorum. bunlar % 95 diyor yarin daha farkli degerlerde bulabilir bilim diyorum.
    Zaten ben orana takilmiyor bahsettigim ikinci bir aciklama olabilir onerisi ile bu benzerligin anlamsiz hale gelebilecegini savunuyorum. Yapilan her bilimsel kesif sonrasinda bu sadece ama sadece ortak tek atayi gosterir seklindeki aciklamaya itiraz ediyorum.

    Ancak verdiginiz makalede de oran % 98 dir demiyor (tercumeyi yanlis yapmiyorsam). soyle ki:

    The current sequences of the human and chimp genomes are directly comparable over approximately 96 percent of their lengths, and these regions are 99 percent identical.

    yani insan ve sempanze genomlarinin yaklasik %96 sindan fazlasi birbiri ile karsilastirilabilir durumda ve bu alanlarin ise % 99 u benzer. % 96 lik kismin % 99 u yani % 95.04 luk kisim benzer durumda. Benzerlik ortak bir tasarimla da aciklanabileceginden tek basina yeterli gormemekteyim.

    “Tüm canlıların aynı yapı taşlarından oluşması”

    itirazim yok, hic olmadi zaten, cok sayida ataya uygulanan ortak tasarimla da aciklanabilir

    “tek hücreli canlıların çok hücreli canlılardan”
    “basit çok hücrelilerin karmaşık çok hücrelilerden daha önce ortaya çıkması bilimsel verilerdir.”

    itirazim yok, olmadi da. cok sayida ataya uygulanan ortak tasarimla da aciklanabilir

    “Bunlardan doğan bilimsel teori ise canlıların tek bir kökenden geldiği, ortak atalarının aynı olduğudur.”

    iste bu, itiraz noktam. Neden bilim bu konuda tek bir teori, aciklama olusturur. (aksini soyleyen bilimadamlari da var unutmayalim). bu konu % 100 ispatlanmadigina ve yillardir yapilan her kesfin sonunda “bu bizi tek ortak ata olduguna goturur, sonucunu dogurur” tarzi hala kati ve kesin oldugunu soyleyemedigimiz ama oyle olmali demekte oldugunuz bir soylemi devam ettirir dururuz. (bunu arastirmaya son verelim demiyorum)

    yillardir ispatlamaya calistigimiz bu tek ortak ata onermesine alternatif niye yeni bir hipotez daha kurup onu da bir yandan arastirmayiz? Bu sizce de bilimsel bir tabu haline gelmeye baslamadi mi? Aksini iddia eden bilimadamlarina ragmen bunlar bilimsel veri itiraz etmek yok diyoruz.

    “Sen Kutsal kitabı referans göstererek çok ortak ata olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsun. ”

    hic de oyle bir niyetim yok olsa idi yorumlarimda mantiksal cikarimlar yapmaya kalkmaz Tanri boyle demis koskoca Tanri nin yalan soyleyecek hali yok ya der, her karsi sava ayetlerle cevap verir, bak iste curuttum diye kendimi aldatir sekilde ovunur dururdum.

    halbuki burda bazi yorumlarda hic istemedeigim halde ayetler vermek zorunda kaldim cunku:

    1-Tanrinin yaratmasini bir sihir olarak gormenin hata oldugunu dusunuyorum. Tanri tasarimi yaptiktan sonra sureci tamamen bilimsel sureclere birakmis olabilir diyor evrimin onermelerinin cogunun dogru olabilecegini one suruyorum. (ortak ata, rastlantisal mutasyon vb. haric–cok ata ve tasarimsal/gerekliliklere bagli mutasyonu daha dogru buluyorum)
    2- madde birdeki tezimi destekleyen ayetler var dedim yorumlarimda, salliyorum diye dusunulmesin diye ayetleri vermek zorunda kaldim. (camurdan yaratilma, her canliyi bir sudan yarattim deme vb.)
    3- Kuran bilimle catismaz aksine onu tesvik eder, destekler, bilime isik tutacak ipuclari verir dedim, atmadigim gorulsun diye ayetler vermek zorunda kaldim.
    4- bazi yazilar sirf dini icerikli idi, dolayisiyla dini kaynaklardan cevaplar verdim, ayetleri vermek zorunda idim.
    5- her seferinde amacim propaganda degil diye soylemeye calistim, ki gercekten degildi.

    “Bilimsel bir tartışmada kutsal kitaplar bir veri kaynağı değildir.”

    bu gorusunuze katilmiyorum. Bir sihir, mucize olarak gorulen yaratma kismini tamamen bosverin,
    bilimin bazi dallari (kimya, fizik vb. laboratuar bilimleri degil-ki bunlar da aslinda kullanilabilir)
    Kuran da (en son o geldigi icin, digerleri de incelenebilir) gecen bazi ipuclarini sosyal gozlem, tespit ve deneylerle pekala ispatlayabilir dedim. Bunun aksini mi dusunuyorsunuz?
    Nuh tufaninin olup olmadigi, helak edildigi ifade edilen kavimlerin gercekten yasayip yasamadiklari, ifade edilen felakate uygun kalintilar bulunup bulunamadigi, cok atayi gosteren fosiller bulunup bulunmadigi, hikayesi edilen sahislarin, sehirlerin Kuran da anlatildigi sekliyle tarihte gercekten var olup olmadiklari vb. hususlar bilimin diger dallari tarafindan arastirilip ortaya konamaz mi? Bunlari arastirmak ilmen yasak midir?

    Degilse, arastirip dogru olduklarina dair kesifler yapilirsa Tanri tarafindan verilen bilimsel ipuclarini bilimsel arastirmalarda kullanmamiz niye yanlis olsun?

    “Kutsal kitaplarda yazan şeyleri bilimsel bir veri gibi sunarsan seni ciddiye alamayız, kusura bakma. ”

    boyle bir sey yapmadim, yapmayacagim ama yapilabilir diyorum. Bunun da kosulu — yukarida izah ettigim gibi — Tanri nin sihirvari gorulen taraflarinin degil, sozlerinde verdigi bazi bilimsel ipuclarininin ve dogruluklari arastirilip bulunabilecek bazi olgularin bilim tarafindan arastirilip dogru olup olmadiklarinin ispat edilmesidir diyorum.

    bunlarin dogruluklarini bilimsel olarak ispat ederseniz yeni kesifler yapmak icin niye Tanri nin ipuclarini bize isik tutar sekilde kullanamayalim ki diyorum. bilim bu ipuclarini kullanamaz demek degistirilemez doga kanunu mudur diyorum

    bilim alsin kutsal kitaplari sosyal bir gercek (4.5 milyar insan inaniyor sonucta bunlara, hepsi deli mi bunlarin) olarak masaya bir yatirsin; dinlerin soylemlerini, bilimsel incelemeye tabi tutulabilecek olanlari tek tek arastirsin yanlisliklarini ortaya koysun boylece insanligi da bu yanilgidan kurtarsin. sosyal bilimler niye var, arkeoloji, paleontoloji vb. ne ise yararlar?

    “Çok ortak ata varsayımın için -şayet varsa- elindeki somut verileri duymak isterim.”

    asagidaki makaleler beni tek ortak ata aciklamasinin yani sira cok ata aciklamasi da olabilir noktasina itiyor. Inceleyip goruslerinizi yazarsaniz guzel olur.

    http://www.reasons.org/fossil-record/transitional-forms/first-chimpanzee-fossils-cause-problems-evolution

    http://www.answersingenesis.org/docs2005/0905chimp.asp

    http://www.icr.org/article/105/

    http://www.sars.no/research/technau_Science.pdf

    “4) Somut verilerin yorumlanması şeklinde yukarıda yazdığım yazıdaki noktalara senin tüm cevapların “Yaratıcının taktiri, yaratıcı dilerse yapar” şeklinde. ”

    dogrudan bu sekilde soylemde bulundugum bir kac cumlemi ornek verebilir misiniz?

    “6) Karşı yorumlarında zaman zaman direk cevap vermeyip yanından dolaştığın da olmuş. ……İnsan ve şempanze DNA’ sında inaktif şekilde binlerce viral fosil var, bunlar tüm DNA’ da çok fazla sayıda yerleşebilecek nokta varken, şu tesadüfe bakın ki hem insan hem de şempanzede aynı noktaları bulup yerleşmişler. …..Şayet insan ve şempanze bu virusları birbirlerinden bağımsız olarak almış olsalardı DNA’ daki yapışma yerleri rastgele olacak, birbiriyle eşleşmeyecekti,….”

    buna daha once aciklama yapmistim tekrar yapayim mantikli mantiksiz siz degerlendirin. bunun iki aciklamasi var

    a- ortak ata var virusler ortak atada simdiki yapisma yerlerine yapismislar, ortak ata evrilince DNA daki bu viral fosilli kisimlarda aynen kopyalanmis:

    –bu hic bir sekilde boyle olmamistir, olamaz demiyorum.
    insanimsi ortak ata, insanimsi esiyle ciftlesiyor. ilkin dogan canlilardan bazilari mutasyonlar nedeniyle insansi kalitimsal ozellikler kazanmaya basliyorlar. Aksi ise sempanzevari ozellikler kazanan bazi canlilar. Bunlarda ciftlestikce yeni kazandiklari ozelliklerle zamanla insan ve sempanze turlerinin olusmasina neden oluyor.
    bu zincirleme surecte DNA daki viral bolge devamli bir alt ataya kopyalanip durdu ise bu viral bolgenin ilk olusumu ya sempanze-insan ortak atasi insanimsi ortak atada olmalidir ya da bu ortak ataya da daha onceki atalardan kopyalanmistir.
    mantikli gorunmesine ragmen benim bu ilk onermeyi kabul etmek istemeyisime neden olan bir iki soru var bunlar:

    I- bu viral bolge ilk kez sempanze-insan ortak atasinda baslamis ise, insan veya sempanze olusuncaya kadar bu iki turun evrim agacindaki diger tum yakin akrabalarina bu viral bolge aynen kopyalanmis olmasi gerekir. (Orangutan vb.)
    II-bu viral bolge sempanze insan ortak atasindan once baslamis ve sonra bu ortak ataya bulasmissa bu ortak atadan onceki ust ortak atalarda veya onlarin alt atalarinda da viral bolge birebir ve ayni yerde bulunmalidir.

    iste buna dair ek kanitlar sunmadan ayni yerde olma olgusunu tek basina ortak atayi gosterme delili olarak kullanamayiz diye dusunuyorum.

    b-iki farkli ata var fakat kod tasarimlari cok benzer, virusler insan ve sempanze DNA larina bulasiyorlar. DNA daki benzer tasarim nedeniyle iki turde de yapisik olduklari yeri bilimin henuz kesfetmedigi bir nedenden dolayi secerek yerlesiyorlar. Atalar farkli olsa da virusleri kendine ceken bu neden iki turde de ayni alanlarda viral fosiller olusmasina sebep oluyor.:

    –bunun kesinlikle mumkun olamayacagini iddia edebilir miyiz?

    simdi sorulmasi gereken soru su: Niye pesinen iki farkli turde ayni viral fosil alaninin olusmasinin tek sebebinin sadece ve sadece ortak ata olmasi gerektigi sonucuna varalim ki?

    Neden bu virusler acaba gelip baska bir yere degil de buraya yapismis diye bir soru sormayip “hmm bunlar ortak atalar kesin ondan olmustur” diyelim. Bu yondeki arastirmalari baltalamak olmaz mi bu?

    surc u lisan ettikse affola.

  28. amatör filozof diyor ki:

    Selçuk,
    Bütün iyi niyetimle, yazdıklarından bir anlam çıkartıp, elle tutulur somut bir şeyler bulmaya gayret ediyorum. Fakat ne yazık ki çok özensiz olarak yazıp duruyorsun ve konuyla ilgisiz verileri kanıt gibi sunmaya devam ediyorsun. Örnek vereyim: Ortak ata konusu nereden çıkmıştı? Hatırlatayım, yazıda şöyle yazıyorum:

    “1-) Dünyadaki tüm canlıların yapı taşları ortaktır, temel yapı taşları proteinler ve nükleik asitlerdir. En ilkel tek hücreli canlılardan en kompleks organizmalara kadar bu durum gözlenir.
    A- Evrim kuramı açısından: Bu durum gayet doğaldır ve canlıların tek bir ortak atadan geldiğinin kanıtıdır.”

    Sen de buna cevaben demişsin ki:
    “Yorumum: Bu protein ve nükleik asitler niye sadece tek bir ortak atada toplanmış, diğer olası atalara kapılarını kapatmış? Yani niye tek bir ortak ata var? Niye belli türlerin kendi türlerinden gelen bir ataları yok da tüm canlıların atası ortak?
    Neden aynı anda ve cok sayida, fakat hepsinin yapıtaşı protein ve nükleik asitlerden olusan birden fazla ata olmasın?
    Protein ve nükleik asitler normal olarak zaten dogada yok muydu, neden cok sayıda farklı türün olusumuna neden olan cok sayıda ata olusamasın da tek bir ortak ata olussun?bunu engelleyen nedir?”

    Daha sonra da farklı ortak ataların olduğu konusunda Kuran’ ı kanıt göstermişsin, ben de sana “kutsal kitaplarda yazanlar bilimsel kanıt olamaz, şayet varsa bilimsel kanıt göster” dediğimde ise yukarıdaki dört linki veriyorsun. Ancak verdiğin linkler canlı varlıkların tek ortak atasıyla ilişkisiz şeylerden oluşuyor. İlk üçü zaten yaratılışçı sitelerden alınma, eski tecrübelerden biliyoruz ki bu tür siteler her türlü veride çarpıtma yapabiliyor, orijinal bilimsel kaynak okununca çarpıtmalar anlaşılabiliyor, ancak gene de çarpıtma olasılığını falan boşverip bakalım verdiğin linkler nelerden bahsediyor:

    1.linkte insanın evriminde şu an kabul edilmekte olan yolun geçerli olmayabileceği, ilk şempanze fosilinin Batı Afrika’da değil de Doğu Afrika’ da bulunduğu, şempanzelerin ilk hominidlerden izolasyonunun olmadığı, dolayısıyla mevcut evrimsel teorilerin gözden geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Canlıların tek değil de çok ortak atası olduğuna dair bir bilgi var mı? Yok.

    2. linkte insan-şempanze genom karşılaştırmasının verileri ele alınıp, benzerliklerin sanıldığı kadar olmayabileceği konusunda bilinen yaratılışçı iddialar tekrarlanıyor. Canlıların tek değil de çok ortak atası olduğuna dair bir bilgi gene yok.

    3. linkte hayatın başlangıcında, proteinlerin kendiliğinden oluşumunun olanaksız olduğu, tanrısal müdahale gerektiği şekilde, bilinen yaratılışçı iddialar bilimsellikten uzak şekilde aktarılıyor. Canlıların tek değil de çok ortak atası olduğuna dair bir bilgi gene yok.

    4.linkte ise deniz anemonu denilen canlının genomunun analiz edildiği ve bunun bazı özellikleri bakımından insan genomuna uzaktan da olsa benzediği, bazı bölgelerin milyonlarca yıllık evrim boyunca değişmeden kaldığı yazılı. Şöyle bir cümle var:
    “more than 80% of the anemone introns are in the same places in humans, suggesting that they probably
    existed in the COMMON ANCESTOR.” Gördüğün gibi bu linkte canlıların çok ortak atası olduğu bilgisi yok, aksine tam tersi yönde kanıt var.

    Şempanze- insan DNA’ sında yerleşik viral fosillerle ilgili yorumların ve cevapları:

    “I- bu viral bolge ilk kez sempanze-insan ortak atasinda baslamis ise, insan veya sempanze olusuncaya kadar bu iki turun evrim agacindaki diger tum yakin akrabalarina bu viral bolge aynen kopyalanmis olmasi gerekir. (Orangutan vb.)”

    Cevap: Orangutan için gerekmez, çünkü Orangutan’ ın ortak çizgiden ayrıldığı zaman dilimi insan-şempanze ortak atasından daha eskidir.

    “II-bu viral bolge sempanze insan ortak atasindan once baslamis ve sonra bu ortak ataya bulasmissa bu ortak atadan onceki ust ortak atalarda veya onlarin alt atalarinda da viral bolge birebir ve ayni yerde bulunmalidir.
    iste buna dair ek kanitlar sunmadan ayni yerde olma olgusunu tek basina ortak atayi gosterme delili olarak kullanamayiz diye dusunuyorum.”

    Cevap: Bu viral bölgeyi şempanze ile insanın en yakın ortak atasında bulmamız yeterlidir, daha üst atalarda aramanın hiçbir mantığı yok bilmem farkında mısın? Tabi burada insan ve şempanzenin ortak atası derken fosillerden, fosil DNA’ sından bahsediyoruz, canlı varlıklardan değil.

    “iki farkli ata var fakat kod tasarimlari cok benzer, virusler insan ve şempanze DNA larina bulasiyorlar. DNA daki benzer tasarim nedeniyle iki turde de yapisik olduklari yeri bilimin henuz kesfetmedigi bir nedenden dolayi secerek yerlesiyorlar. Atalar farkli olsa da virusleri kendine ceken bu neden iki turde de ayni alanlarda viral fosiller olusmasina sebep oluyor”

    Cevap: Bu yazdığının da geçersiz olduğu biliniyor. Neden dersen, DNA’ daki bu viral fosiller bilimadamları tarfından izole edilerek tekrar “canlandırılmış” ve bunların insan ve şempanze DNA’ larını yeniden infekte etmeleri sağlanmış ve görülmüş ki viruslar her seferinde aynı noktaya bağlanmıyor, her enfeksiyonda farklı noktalara rastgele bağlanıyorlar, seçerek yerleşme diye bir durum söz konusu değil.
    (Bu konuda kaynak olarak Bilim ve Teknik dergisi Haziran 2009 sayısı). //Görüldüğü gibi Bilim ve Teknik’ e uygulanan sansür yeterli olmamış, bunları toptan dağıtmak ve yerlerine HY ekibini getirmek lazım (-: //

    İnsan- şempanze genom karşılaştırması hakkında ek not: Bu konudaki bilimsel analiz farklı çerçevelerde yapılınca sonuca etki etmeyen hafif farklı yüzdeler çıkabiliyor. Nature 2005 makalesinde direk olarak karşılaştırılabilen DNA bölgeleri ele alındığında benzerliğin % 99 olduğu, direk karşılaştırmayı zorlaştıran insersiyon ve delesyonlar dahil edildiğinde % 96 olduğu belirtiliyor, hangi rakamın diğerine tercih edilmesi gerektiği çok açık değil, ancak her iki durumda da çok büyük yakınlık söz konusu. Bu yakınlık başka bir kaynakta şöyle ifade edilmiş: (http://www.genome.gov/15515096)
    İnsan-şempanze arasındaki genetik farklılık insan-fare arasındaki farklılığın altmışta biri , fare-sıçan arasındaki farklılığın ise onda biri kadardır. (Yani insanın şempanzeye genetik benzerliği, farenin sıçana genetik benzerliğinden yaklaşık 6 kat fazladır). Öte yandan insan- şempanze arasındaki genetik farklılık, rastgele iki insan arasındaki genetik farklılıktan on kat fazladır (Yani, yaklaşık 6 milyon yıl sürdüğü düşünülen, ortak atadan insan-şempanze ayrışması gayet mantıklı ve olanaklı bir süreçtir.)

    Yazılarındaki ilgisiz referansları ayıklamaya, yanlış ele alınmış verileri düzeltmeye çok zamanım gidiyor. Lütfen biraz daha detaylı araştırma yapıp, verdiğin referansları inceleyip öyle yorum yazmaya çalış. Sen daha özenli ve dikkatli yazabilene kadar cevabi yorum yazmayacağım. Esenlikler diliyorum.

  29. selcuk diyor ki:

    @amatör filozof
    “Cevap: Bu yazdığının da geçersiz olduğu biliniyor. Neden dersen, DNA’ daki bu viral fosiller bilimadamları tarfından izole edilerek tekrar “canlandırılmış” ve bunların insan ve şempanze DNA’ larını yeniden infekte etmeleri sağlanmış ve görülmüş ki viruslar her seferinde aynı noktaya bağlanmıyor, her enfeksiyonda farklı noktalara rastgele bağlanıyorlar, seçerek yerleşme diye bir durum söz konusu değil.
    (Bu konuda kaynak olarak Bilim ve Teknik dergisi Haziran 2009 sayısı)”

    bu kaynagi bulamadim (biraz da is yogunlugundan cok arastirmadim) acaba ilgili kismlarin metnini buraya alintilayabilir misiniz?

    bir de cevaplariniza karsi yorum yazacaktim (linkleri verilen makaleler dahil) ama

    http://www.bilimfelsefedin.org/?p=638#comment-5199 linkinde yer alan, 25/09/2009, 18:22 yorumumda aldigim gecici karara uygun olarak yorumunuza karsi, katilmadigimi gostermek uzere

    :(

    diyor ve diger yorumcularin yorumlarini bekleyecegimi beyan ediyorum. diger yorumlar geldikten sonra bu yorumunuza karsi yorum yazacagim.

  30. amatör filozof diyor ki:

    Selçuk,
    İlgili linki veriyorum, şayet gerçekten ilgileniyorsan, dergideki diğer yazılar da yararlı olabilir.
    http://www.scribd.com/doc/16800051/bilim-ve-teknik-dergisi-haziran-2009

  31. amatör filozof diyor ki:

    Not: bu sayıda DNA’ mızdaki fosil izleri başlıklı yazı.

  32. selcuk diyor ki:

    bilim teknik haziran 2009 s. 25:
    “Grantler. faal haldeki evrime tanıklık etme misyonunu üstlenen pek çok gruptan sadece biridir. Evrimin çok uzun dönemlere yayılarak değil, kimi zaman yıllar içinde coşkun hamleler yaparak nasıl İşleyebildiğini göstermişlerdir ki bu, Darwin’in yavaş ve sürekli ilerleme nitelendirmesine ters düşer. ”

    insan embriyosunun 9 ayda tam bir insan haline gelmesi gibi. yeter ki ilk basta bu sureci yazili olarak iceren bir genetik kod bulunsun. yasamin ortaya cikmasi icin illa milyonlarca yil gerekmeyebilir yani. siz ne dusunuyorsunuz?

    bilim teknik haziran 2009 s. 28:
    “FransdeWaal
    Neden İnsanların yüzü kızarır? Mahcup edici durumlarla karşılaştığında (utanç) veya bir yalanı açığa çıktığında (suçluluk) yüzü kızaran tek primat biziz; utangaçlıkla ilgili bu duyguları ifade etmek için neden bu kadar bariz bir işarete ihtiyacımız vardı ? Yüzün kızarması, diğer insanların ahlaka aykırı bir şekilde kandırılmasını engeller. İlk insanlar, kendilerini dürüst kalmaya iten seçilim baskılarına mı maruz kaldı? Bunun hayatta kalma açısından değeri neydi?”

    dogal secilimde kit kaynaklar icin mucadele verirken kimin durust olmadigini meydana cikaracak –baska hic bir primatta olmayan– bu ozelligi rastlantisal mutasyonlar niye ortaya cikardilar acaba?

    bilim teknik haziran 2009 s. 28:

    “Sıradan bir mutasyonun, yani DNAdaki bir harfin bir diğerine dönüşmesinin, oluşum hızı hakkında oldukça bilgi sahibiyiz. Her nesilde, her bir gamette, her bir nük-leotidin bir diğerine değişme olasılığı milyarda birdir. Daha da önemlisi, mutasyonun uygunluk üzerindeki etkilerini kısmen biliyoruz. Rastlantısal mutasyonların çoğu zararlıdır, yani uygunluğu azaltırlar; sadece az sayıda mutasyon faydalıdır, uygunluğu arttırırlar. Çoğu mutasyon, bilgisayar programlarındaki yazılımlarda karşılaştığımız hatalarla aynı nedenden ötürü zararlıdır; ince ayarı yapılmış sistemlerde, rastlantısal değişikliklerin sistemi iyileştirmekten ziyade, bozmaları daha olasıdır.
    Bu nedenle evrim, mutasyonun ve seçilimin görevlerinin katı olarak birbirinden ayrıldığı iki kademeli bir süreçtir. ”

    —Rastlantısal mutasyonların çoğu zararlıdır—
    —ince ayarı yapılmış sistemlerde, rastlantısal değişikliklerin sistemi iyileştirmekten ziyade, bozmaları daha olasıdır.—

    iste nerede bu zararli mutasyonlarin ornekleri, fosilleri? Olasidir ama hic olmamislar mi?

    bilim teknik haziran 2009 s. 48:

    “Milyarlarca yıl işledikten sonra evrim, bazı yönleriyle anlaşılmaz ve tuhaf olsa da çok yönlü bir tasarımcı olduğunu göstermiştir. Araştırmacılar, artık evrimin çizim tahtasından ödünç aldıkları yönlendirilmiş evrimi kullanarak, proteinlerin faydalı işlevlerini iyileştirmektedirler.”

    –çok yönlü bir tasarımcı olduğunu göstermiştir–
    yoruma gerek var mi? evrim tasarimin varligina ister istemez kendisi gidiyor gibi. birakalim kendisi bulsun cunku kendisinden baska hic bir aciklama olamayacagina fazlasiyla inanmis durumda. (evrimin tumunu degil sadece bazi onermelerini kastediyorum, ortak ata ve rastlantisallik gibi…)

  33. selcuk diyor ki:

    viruslerin izlerinin veya fosillerinin insan ve sempanze ortak atasindan daha ust atalarda aranmasi:

    @amatör filozof
    “daha üst atalarda aramanın hiçbir mantığı yok bilmem farkında mısın?”

    bilim teknik haziran 2009 s. 62:

    “Bunlardan birisi, DNA’mızın %8 gibi çok önemli bir kısmının milyonlarca yıldır türümüzü hedef almış virüslerin kalıntılarından oluştuğu gerçeğiydi. ”

    ya insan milyonlarca yildir yani en bastan beridir var, ya da milyonlarca yildir virusler veya kalintilari atadan ataya gecti. Hangisi dogru? İkincisi dogru ise yukariya dogru gittikce ust atalarda da bu virusler veya kalintilari tam olarak ayni alanda bulunmus mu?

    yorum yapmiyor sadece bu bilimsel verilerden hareketle soruyorum…

    bilim teknik haziran 2009 s. 67:

    “Sonuçlar virüsün kromozomlara belli bir DNA dizilimini hedef alarak değil sansa bağlı olarak yerleştiğini gösterdi. ”

    -sadece DNA dizilimi faktorunu inceleyip ondan olmadigina gore DNA dizilim degilse kesin sansa bagli olmustur demek. Acaba neden viruslerin yapistiklari yerlere yapismasi icin baska nedenler var mi diye bakilmaz? yorumu siz yapin.

    bilim teknik haziran 2009 s. 67:

    “Türlerin ayrışımından sonra genoma eklenmiş olan endojen retrovirüslerin her bir türün fertlerinde kendine özgü ve diğer türlerden farklı noktalarda bulunması beklenir.”

    -Neden? Aynı bölgeye yapismalarini gerektiren ama hala kesfedilmemis bir neden olabilecegi olasiligini niye sifirliyoruz?
    -viruslerin varliginin tur olusumunda ne katkisi var, genetik kod mu yaziyorlar?
    -viruslerin yapismasina dair yapilan bir arastirma var mi acaba gunumuzde? -atomun bag yapmasinin bile elektron eksikliginden kaynaklandigini kesfederek tesadufun yoklugunu ispatlayan bilim virus yapismasinda hala tesaduflere mi inaniyor?

    ” Değişik türlerin genomunda tamamen şansa bağlı olarak aynı endojen retrovirüslerin bulunması ve bunun yanı sıra genomlarında tesadüfen aynı noktalara yerleşmiş olmalarının ihtimali sıfıra yakın düzeyde yani imkânsızdır.”

    -evet bilimadaminin yaptigi bu yorum cok dogru. viruslerin sansa bagli olarak bulunmasi ve tesadufen ayni noktalara yerlesmesi ihtimali sifirdir. Mutlaka bir nedeni vardir.
    Tabi bunun sadece ve sadece bir aciklamasi ve nedeni olabilir; tek Ortak ata. Baska hic ama hic bir aciklamasi olamaz ve yoktur????

    @amatör filozof
    “…bunların insan ve şempanze DNA’ larını yeniden infekte etmeleri sağlanmış ve görülmüş ki viruslar her seferinde aynı noktaya bağlanmıyor, her enfeksiyonda farklı noktalara rastgele bağlanıyorlar, seçerek yerleşme diye bir durum söz konusu değil.”

    -bilim teknik haziran 2009 s. 67 de deneyin insan DNA larinda yapildigi acikca belirtiliyor ama sempanze DNA sindan bahsedilmiyor. Bu deneyin detaylarina dair elinizde bir link var mi?

    -turun olusumunda evrilme baz alinir. Bu nedenle tur olusumdaki ortam ve nedenlerde degisime ugrayabilirler. bundan hareketle;
    insan ve sempanze turlerinin evrilmesi sirasinda var olan nedenlerin artik tur gelismis halini aldigi icin hala var olmasi gerektigini saymak mumkun mudur?

    -tekrar canlandirilan bu viruslerin bambaska nedenlerle karsilastiklari DNA nin su anki halinde yine ayni yerlere yapismamasi bir delil teskil eder mi?

    -insan DNA si kalitimsal carprazlamalarla surekli degismekte, gelismektedir. Viruslerin ayni yerlere yapismasini saglayacak nedenlerin hala ayni kalmasi ne kadar olasidir?

    -Mccray, canlandirmis bakmis ki ayni yerlere degil farkli 226 yere yapismislar. virusun ilk baglandigi ve sonra fosil haline geldigi DNA ortami ile su anda tekrar deney yapilan DNA ortami ayni degildir, ki bu ayni sonucun ortaya cikmamasina neden olabilir.

    Mccray bu virusler niye gidip bu 226 noktaya baglanmis diye arastirma yapmis midir, ayni sartlara sahip DNA da bu deneyi tekrarlayip viruslerin yine bu 226 noktaya baglanip baglanmadiklarini denemis midir yoksa deneyi burda birakip hemen sans sonucuna mi varmistir? bu deneyi anlatan bir link var mi acaba, bu sorularin cevaplarini ogrenmek iyi olurdu.

    simdiden tesekkurler.

  34. selcuk diyor ki:

    ayni durumu ortak tasarimla aciklayalim. sempanze ve insan turlerinin olusumunda birbirine benzer tasarim ve sartlar ortaya konmustur. ancak insan tasariminda daha ustun nitelikler gerektiren ozellikler dusunulmustur. Konusma, zeka vb.

    iki tur benzer tasarimla ve sartlarla olusturuldugundan turu etkileyen virus iki turde de ayni alana yapismis ve fosil haline gelmislerdir. Ancak kalitimsal carprazlamalar nedeniyle cok uzun sureler boyunca DNA ortami ilk tasarimindan ve sartlardan cok daha farkli bir ortam haline gelmistir. su an ayni virusler yapisacak olsa ilk basta var olan sartlardan farkli sartlar var oldugundan ayni yerlere yapisamayacaktir.

    mantiksiz mi siz soyleyin.

    tasarim var midir yok mudur, tesadufler aciklama olarak kabul edilebilir mi, bunlari bilim olumlu veya olumsuz bir kanitlasin Tanriya sonra sira gelecek.

    yukaridaki aciklamalar ve diger ilk bir kac mesaj linki verilen bilim teknik dergisindeki bilimsel verilerin sunduklarinin degerlendirmesinden ibarettir. Yorum olarak dusunmeyiniz.

  35. amatör filozof diyor ki:

    Selçuk,
    “ya insan milyonlarca yildir yani en bastan beridir var, ya da milyonlarca yildir virusler veya kalintilari atadan ataya gecti. Hangisi dogru? İkincisi dogru ise yukariya dogru gittikce ust atalarda da bu virusler veya kalintilari tam olarak ayni alanda bulunmus mu? ”

    Yukarıdaki yorumundan da anlaşılacağı gibi, ne yazık ki sendeki özensiz yazı yazma, konuyu tam algılamadan sırf cevap vermiş olmak için gereksiz uzun yorumlar yazma hastalığı devam ediyor. Umarım bu durumun düzelir. Yaptığın hataların farkında değil misin, yoksa bilerek mi çarpıtma ve hatalı yazılar yazıyorsun kestiremedim. Daha önce de dediğim gibi: Sen daha özenli ve dikkatli yazabilene kadar cevabi yorum yazmayacağım. Bu yorumu da durumu algılamana yardımcı olurum umuduyla yazdım. Tekrar esenlikler dileğiyle

  36. selcuk diyor ki:

    @amatör filozof
    “akraba türlerde DNA’ da aynı noktada viral fosil bulunmaktadır.”
    “…bu virüsler onun eşey hücrelerinin DNA’ sına girdikten sonra, kalıtım yoluyla kendisinden sonra gelen nesillere aktarılması ve giderek oluşan farklı türlerde de aynı noktada kalması sonucu olduğu düşünülmektedir.”

    bunlar sizin yorumlariniz. (bknz. http://www.bilimfelsefedin.org/?p=819 , 16/09/2009, 16:39)

    bunlara dayanarak sordum ki “SEMPANZE ve İNSAN” da aynı yerde bulunan bu viral fosiller bizim diger akraba turlerde orangutanda, babunalarda, maymunlarda veya akraba turlerimiz kimlerse onlarda ayrica bunlarin ortak atasinda insanimsida AYNI YERDE bulunuyor mu? Yapmaniz gereken tek sey bunu ortaya koymak…bunlara dair linkler verirseniz inceleyelim.

    algilama yanlisligi nerde onu da soylemiyorsunuz ki. yorumunuz dogrultusunda yukaridaki soruyu sormamda algi yanlisligi nedir, lutfen soyler misiniz?

    diger cumlem zaten kendi onermem, dogru ise insan en basindan beridir vardir, ortak tasarim nedeniyle de viral alanin sempanzede de ayni yerde olmasi normaldir demek istedim. bu kismi zaten sizi ilgilendirmiyor. kendi fikrim.

    burda kanimca yapmaniz gereken “ozensiz, konuyu algilamama” gibi isnatlarla yanlis algilama oldugunu belirttiklerinizin bu sekilde kalmalarina goz yummak degil, algilanmadigini dusunduklerinizi herkesin algilamasina acmaktir.

  37. amatör filozof diyor ki:

    Selçuk,
    Aynı cevapları tekrar yazmak gerekse de, bir kez daha konunun üzerinden geçmenin –şayet varsa- yanlış anlamaları ortadan kaldıracağını düşünüyorum, o nedenle ek bir yorum yazmayı uygun buldum.
    Şöyle demişsiniz:
    “SEMPANZE ve İNSAN” da aynı yerde bulunan bu viral fosiller bizim diger akraba turlerde orangutanda, babunalarda, maymunlarda veya akraba turlerimiz kimlerse onlarda ayrica bunlarin ortak atasinda insanimsida AYNI YERDE bulunuyor mu? Yapmaniz gereken tek sey bunu ortaya koymak…bunlara dair linkler verirseniz inceleyelim.
    algilama yanlisligi nerde onu da soylemiyorsunuz ki. yorumunuz dogrultusunda yukaridaki soruyu sormamda algi yanlisligi nedir, lutfen soyler misiniz?”

    Algılama yanlışlığı şurada (daha önce de yazmıştım): İnsan ve şempanzede aynı noktada bulunan viral fosillerin orangutanda ve babunda bulunması gerekmiyor. Niçin gerekmiyor? Çünkü insan ve şempanzenin ortak atasının 6 milyon yıl önceye dayandığı düşünülüyor. Orangutan ve babunların ise insan-şempanze kolundan daha önce (yaklaşık 9-12 milyon yıl önce) ayrılmış olduğu düşünüldüğünden, insan ve şempanzenin ortak atasına 6 milyon yıl önce bulaşmış olan bir virusun, 9 milyon yıl önce bunlardan ayrılmış bulunan orangutanda da (ya da babunda da) DNA’ da aynı yerde bulunmasını beklemek, bunu gerekli saymak mantıksızdır (Tabi ki virusun bulaşması 12 milyon yıl önce olduysa orangutanda da olabilir, ancak olabilirlik başka gerekli olmak başkadır).İnsanın (Homo sapiens) halen yaşayan en yakın akrabası şempanzedir, bunda DNA’ daki viral fosil insanla aynı yerdedir. Peki diğer yakın akrabalar kimdir? Australepitchetus, Homo erectus, Neanderthal gibi nesli tükenmiş akrabalardır. Bunların DNA’ sı yaşayan canlılardaki gibi incelenemez. DNA’ sı tam olarak korunmuş fosiller olup olmadığını bilmiyorum, ancak büyük ihtimalle yok. Dolayısıyla viral fosiller insanın halen fosil durumunda olan, nesli tükenmiş olan akrabalarında incelenememiş olabilir. Peki bu durum elimizdeki bulguyu etkiler mi? Bir sonuca varmak için illa ki fosillerin DNA’ sını incelemek zorunda mıyız? Hayır. Viruslar DNA’ da çok farklı yerlere bağlanabilecek iken, tutup da insan ve şempanze DNA’ sının tam aynı noktasına bağlanıyorsa, bu durum insan ve şempanzenin ortak bir ataya sahip olduğunun çok güçlü bir kanıtıdır. Ama tabi ki tek kanıt değildir, insan ve şempanze akrabalığını gösteren diğer kanıtlarla bir araya getirildiğinde, şayet kanıtların hepsi aynı şeyi işaret ediyorsa, okuduğunu anlayabilen, bilimsel verilere saygısı olan kişilerin yapması gereken şey, laf kalabalığı yapmadan insan ve şempanzenin yakın akraba olduğu, ortak bir ataları olduğu sonucunu kabul etmektir. Umarım kolay anlaşılacak kadar açık yazmışımdır. Çünkü tekrar bu konuda yazmayacağım.

  38. selcuk diyor ki:

    @amatör filozof
    “Algılama yanlışlığı şurada (daha önce de yazmıştım): İnsan ve şempanzede aynı noktada bulunan viral fosillerin orangutanda ve babunda bulunması gerekmiyor. Niçin gerekmiyor? Çünkü insan ve şempanzenin ortak atasının 6 milyon yıl önceye dayandığı düşünülüyor. ”

    “dayandigi dusunuluyor” yani bundan emin degiliz ya da boyle oldugunu pesinen kabul ediyoruz. boylece orangutanda ve babunda niye yok aciklamamiza gerek kalmiyor. Dogru mudur?

    “Tabi ki virusun bulaşması 12 milyon yıl önce olduysa orangutanda da olabilir, ancak olabilirlik başka gerekli olmak başkadır.”

    Elbette, tek ortak atayi kabul etmemiz gereklidir olmamasi mumkun degildir, elimizdeki bulgulari baska hic bir sekilde aciklayamayiz. Baska aciklamalar da olabilir ama gerekli degiller. Dogru mudur?

    “Viruslar DNA’ da çok farklı yerlere bağlanabilecek iken, tutup da insan ve şempanze DNA’ sının tam aynı noktasına bağlanıyorsa, bu durum insan ve şempanzenin ortak bir ataya sahip olduğunun çok güçlü bir kanıtıdır.”

    bu konuda bir deney yapilmis, bilim teknikten linki daha once verilmisti. (muhtemelen sizin tarafinizdan) deneyde bilimadamlari sempanzedeki virus fosillerini bir sekilde canlandirmis ve tekrar yapismalarini beklemislerdi. virusler eski yerlerine degil baska yerlere yapismislardi. siz de bunu demek ki ortak ata var, bir yere yapismis ve fosillesmisler sonra kopyalama ile hem insana hem sempanzeye ayni yere gecmisler demistiniz./deniliyordu.

    bu deneyde su eksik var. viruslerin yapismalarina dair deney yapilan sartlar ayni degil. o virusler yapistiginda sempanze DNA si ile, deney yapilan anki DNA farkli sartlara, ortama sahip. ayrica deney sadece sempanzede yapilmis sanirim.

    Sayet virusler yapistiklari yerlere belli bir paternle, algoritma ile yapisiyorlarsa deney sirasinda onlarin yani eski yapisma sartlarinin hic biri kalmamis demektir. ayni yere yapismamalari normaldir.

    Sonuc olarak iki cozum yolumuz var. Bir ortak atadan gelmislerdir, kopyalama ile ayni yerlere dusmuslerdir. Iki; bu iki tur aralarindaki genetik benzerliklerden dogan nedenlerden oturu ayni alanlara yapismislardir.(neden var mi yok mu, varsa nedir henuz bilmiyoruz cunku cok arastirilmamis)

    siz ortak ata cozumu daha baskin cunku kanitlar daha fazla diyorsunuz. oyle ise nedir bu kanitlar ornek verebilir misiniz?

    1- genetik benzerlik % 95.04
    2- viral fosil alani
    3- ?????

    simdiden tesekkurler.

  39. amatör filozof diyor ki:

    Selçuk,
    “düşünülüyor” ifadesi bilimsel kuşkuculuk sonucu yazılan bir ifadedir (yaratılışçılarda olmayan bir özellik). Bilim hiç bir şeyden % 100 emin olamaz zaten. Dolayısıyla buradaki “düşünülüyor” ifadesi peşinen kabul etmek şeklinde algılanamaz. Eldeki kanıtlara göre “düşünülmektedir”, rastgele değil. Bunu algılayabilmek gerekir. Daha önce de söylediğim gibi bu konuyu uzatmayacağım, sadece yanlış anlamayı düzeltmek istedim.

Leave a Reply