BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Big Bang (Büyük Patlama) Teorisi Doğrultusunda Yaratılış Gerçeği

Yazar: Emre Dorman
Kaynak: Big Bang (Büyük Patlama) Teorisi Doğrultusunda Yaratılış Gerçeği

Tarihin her döneminde evrenin nasıl varolduğu merak edilmiştir. İnsanlar bu sorunun cevabını kimi zaman Eski Yunan’da ve Hint düşüncesinde olduğu gibi mitolojik kökenli hikayelerde, kimi zamansa tek tanrılı dinlerde olduğu gibi teolojik açıklamalarda aramışlardır.

Big Bang teorisi açısından üç büyük dinin kendine mahsus özellikleri vardır. Musevilik bu üç büyük dinin ilki olması açısından bunların arasında Allah’ın birliğini ezeliliğini ve maddenin yaratılmış olduğunu ilk ortaya koyan dindir.

Bu teori ile ilgili bulguları ortaya koyan bilim adamlarının çok büyük bir bölümü Hıristiyan’dır. Hıristiyanlık da bu açıdan özel bir yere sahipti. Teoriyi ilk defa ortaya koyan Lemaitre hem papaz hem de astronomdu. Hubble, Gamov, Penzias, Wilson hep Hıristiyan’dılar.

İslamiyet ise kutsal kitabı Kuran’ı kerim açısından istisnai bir yere sahiptir. Kur’an hem evrenin yaratıldığını birçok ayette ortaya koymuştur, hem de Big Bang teorisini tarif edici ayetlere sahiptir.

İnkar edenler Evren (gökler) ve yer birbirleri ile bitişikken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı?Yine de onlar inanmayacaklar mı?
21 ENBİYA SURESİ AYET 30

Şu ayette ise evrenin sürekli genişlemekte olduğu açıklanmaktadır:

Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.
51 ZARİYAT SURESİ AYET 47

YARATILIŞ MUCİZESİ

“Zaman yoktu. Uzay yoktu.. Madde ve enerji de yoktu.. Hiçbir şey yoktu.. En küçük madde ve enerji de yoktu. Bu yokluktan küçücük, olağanüstü küçüklükte bir kıpırtı belirdi.. Ufacık bir titreme.. Hafif bir dalgalanma, belli belirsiz bir girdap.. Bu kozmik kutunun kapağı açıldı ve altından yaratılış mucizesi filizleri belirdi..”

David Darling “Deep Time (Derin Zaman)” adlı kitabının başlangıç bölümünde öncesinden alıp bu şekilde tarif ettiği Big Bang Teorisi; Evren’in ve zamanın bir başlangıcı olduğunu, Evren’in sürekli genişlediğini ve tüm Evren’in bitişikken birbirinden ayrıldığını, maddenin sonsuzdan beri varolmadığını, maddenin yaratıldığını, kozmolojinin (evren bilimin) ve kozmogoninin (evren-doğumun) tüm oluşumları makro düzeyde açıklayan tek ciddi teorisidir.

Buna göre Big Bang, maddenin sonsuzdan beri varolduğunu ve maddenin tüm canlı-cansız varlıkları tesadüfen oluşturduğunu iddia eden inkârcılığa inen bir darbedir.

EVREN’İN GENİŞLEDİĞİNİN ANLAŞILMASI

Büyük deha Newton sonsuz büyüklükte ve değişmeyen bir Evren modeline inanıyordu. Oysa Newton’un yerçekimi yasaları bu Evren modeli ile çelişiyordu. Nasıl oluyordu da Evren’in başlangıcından beri tüm madde birbirini çekip tak bir hal almıyordu. Newton’un fiziğindeki eksiği Einstein ortaya koyduğu formülle tamamlıyordu.

Kant gibi bir felsefecinin “Saf Aklın Eleştirisi” eserinde zihnin çözemeyeceği sorunlardan biri olarak gördüğü ve “zihin bu sorunu çözemez” dediği bu konuyu kuramsal olarak ilk kez ortaya koyanlar Rus fizikçi Alexander Friedmann ile Belçikalı papaz ve bilim adamı Georges Lemaitre oldu.

Friedmann ve Lemaitre’e göre; Evren’in genişlemesini geri sardığımızda Evren tek bir bileşimden patlayarak oluşmuş ve tek bir atomdan ortaya çıkmıştı. Gözlemsel olarak Evren’in sürekli genişlediğini 1929′da ortaya koyan Amerikalı astronom Edwin Hubble oldu. Hubble o dönemin en gelişmiş teleskopu ile gözlemler yapıyordu ve Doppler etkisine dayanarak tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını, böylece Evren’in genişlediğini gözlemsel olarak buldu. Böylece Hubble, görmediğimize inanmayız diyenlere “Gördüğünüze inanmalısınız” dercesine genişlemeyi ispatladı.

Doppler etkisine göre, uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar; böylece kırmızıya kayar. Cisimler yaklaşıyor ise dalga boyları kısalır, böylece maviye kayar. Galaksilerden gelen ışığın kırmızıya kayması tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını gösteriyordu.

Lemaitre ve Friedmann’ın kuramsal olarak ortaya koyduğu genişleyen Evren modeline bu iddiaya kendi formüllerinden ulaşılan Einstein bile inanmamıştı. Fakat Hubble’ın ortaya koyduğu gözlemsel delil ile dönemin en büyük fizikçisi Einstein, daha önce katılmadığı bu fikri artık kabul ettiğini ve daha önceden bu düşünceye inanmamasına neden olan görüşlerinin hayatının en büyük hatası olduğunu itiraf etti. Böylece Evren’in dinamik, sürekli genişleyen yapısı gözlemlerle doğrulanmış bir şekilde anlaşıldı.

Fizik kurallarının Yaratıcısı, tarihteki en büyük tartışmalardan birinin cevabını kesin deliller ile dolu Kuran’ında zaten vermiştir; hem de 600′lü yılarda. Bilgiyi veren ne Einstein’ın formüllerinden yararlanmış ne de Hubble’ın teleskopunu kullanmıştır.

Bundan sonraki yıllarda bilim adamları Big-Bang delillerini araştırmaya devam ettiler. Ta ki Big Bang 1965 de yeni bir delile kavuşuncaya kadar. Radyasyon delili!

Evren’in genişlediği ortaya çıktığında bu kuram başta birçok direnç ile karşılaşmıştı. Bu fikre karşı çıkanlardan biri de Fred Hoyle’du. Hoyle, Big Bang olayının gerçekleşmesi halinde, Evren’de bu patlamanın kalıntılarının (fosillerinin) da olması gerektiğini öne sürdü.

George Gamov ve öğrencisi Ralph Adler, Bir Bang olduysa gerçekten Hoyle’un söylediği kalıntıların olması gerektiği sonucuna vardılar. Gamov ve Adler’e göre; Big Bang’den sonra Evren sürekli genişlediğinden alçak düzey fon radyasyonu her yerde olmalıydı. Evren’in genel dinamik genişlemesiyle bu radyasyon her yana yayılmak zorundaydı. 1965′de tam beklenen özelliklere sahip ve Evren’in her tarafından gelmekte olan radyasyon iki araştırmacı olan Arno Penzias ve Robert Wilson tarafından bulundu. Penzias ve Wilson bu keşifleri ile Nobel ödülünü aldılar.

1989′da COBE uydusu uzaya gönderildi. COBE uydusundan gelen veriler Penzias ve Wilson’un buluşunu desteklemekteydi.

Evren’deki madde miktarı da Big Bang Teorisini doğrular şekildedir. Evren’in ilk aşamasında %75 hidrojen, %24 helyum içerdiği hesaplandı. Fakat yıldızlar bu kadar hidrojen ve helyum üretemiyorlardı. %20- %30 kadar helyumun yıldızlardan önce meydana gelmesi gerektiği ortaya koyuldu. Yalnızca Big Bang’in ilk anlarında var olan ateş topu bu miktarda gaz sentezini gerçekleştirebilirdi.

Yaklaşık 1400 yıldan beri Evren’in genişlediğini ve tüm Evren’in bitişikken birbirinden ayrıldığını Kuran’dan başka hiç kimse ve hiçbir kaynak ortaya koymamıştır. İşte Eski Yunan, işte Ortaçağ, işte Kant, işte Kopernik.. ve işte Kur’an:

İnkâr edenler Evren ( gökler ) ve yer birbirleri ile bitişikken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Yine de onlar inanmayacaklar mı?
21 ENBİYA SURESİ AYET 30

Big Bang’den önce madde ve maddenin hareketi yoktu. Oysa zaman maddeye ve maddenin hareketlerine göre vardır. Dolayısıyla zamanda, madde de Big Bang ile birlikte yaratılmıştır. Yapılan çalışmalarda zamanın Evren’in başlangıcı ile var olduğu matematiksel olarak ispatlanmıştır. (Oxford Üniversitesi, Roger Penrose ve Stephen Hawking)

Kozmogoni ve kozmoloji hakkında bilgi sahibi olmak, bütün içindekilerle beraber Evren’in kaderi hakkında düşünmemize yardımcı olmaktadır. Büyük Patlama Teorisinin bizi götürdüğü sonuçlar bu açıdan çok önemlidir. Bu teorinin özellikle dört tane sonucu vardır ki, bunlar felsefe açısından görmezlikten gelinemez.

  1. Evren yoktan yaratılmıştır, madde ezeli değildir ve bir başlangıcı vardır.
  2. Evren’in yaratılışı belli aşamaların gerçekleşmesiyle, aşamalı gelişmeci bir süreç takip edilerek gerçekleşmiştir.
  3. Evren amaçsal olarak yaratılmış ve tasarımlanmıştır.
  4. Evren’in bir başlangıcı olduğu gibi sonu da vardır. Günü gelince Evren, kıyamet sürecini yaşayacaktır.

Bu dört maddenin, en dramatik sonucu materyalist felsefe açısından olmuştur. Maddeyi, ezeli ve ebesi asli unsur olarak kabul eden materyalist felsefenin, bu sonuçlarla, en temel dayanakları yıkılmıştır.

Büyük Patlama Teorisi’nin din felsefesi açısından büyük önemi olduğunu ve bu teorinin teizmin en temel tezlerini doğruladığını söyleyen William Lane Craig, bu teorinin bizi ulaştırdığı sonuçların bir kısmını maddeler halinde şöyle özetlemektedir:

  1. Var olan her şeyin bir varlık sebebi vardır; bu kendi doğasından gelen bir zorunluluk da olabilir, kendi dışından gelen bir sebep de olabilir.
  2. Başlangıcı olan bir varlık kendi doğasından dolayı zorunlu olamaz.
  3. Eğer Evren’in varlık sebebi dışından geliyorsa, o zaman Evren’in Kişisel Yaratıcısı var demektir. Everen O’nsuz olamadığına göre; O zamansız, uzaydışı, başlangıçsız, değişmeyen, zorunlu, sebepsiz ve çok güçlüdür.
  4. Evren’in başlangıcı vardır.
  5. İkinci ve dördüncü maddelere göre; O zaman Evren, kendi varlığı için zorunlu değildir.
  6. Birinci ve beşinci maddelere göre; O zaman, evren kendi dışından gelen bir sebeple var olmuştur.
  7. Üçüncü ve altıncı maddelere göre; O zaman, Evren’in Kişisel Yaratıcı’sı var demektir. Evren O’nsuz olamadığına göre O, zamansız, uzaydışı, başlangıçsız, değişmeyen, zorunlu ve çok güçlüdür.

BIG BANG ALLAH’IN BİRLİĞİNİN DE DELİLİDİR

Çok tanrılı inançlar değişik toplumlarda ve değişik çağlarda birbirlerinden apayrı yapılara sahiptirler. Eski Mısır’da gözüken çok tanrılı inançla, Hint’in çok tanrılı inanç sistemi birbirinde çok farklıdır. Fakat çok tanrılı inanç sistemlerinin ortak özellikleri değişik tanrılara değişik hâkimiyet alanları ayırmalarıdır. Güneş bir tanrıdır, Ay ise değişik bir tanrıdır, dağların tepesindeki falanca tanrı apayrı bir tanrıdır… Kimi tanrı yağmurdan, kimi tanrı rüzgârlardan sorumludur, kimi tanrı dağların hâkimidir… Kimi tanrı nehirlerin hâkimidir. Evreni ayrı ayrı bölümlere bölen çok tanrılı zihniyetlere karşın tek Allah inancına inanan Yahudilik, Hristiyanlık, İslamiyet evreni bir bütün olarak görmüşlerdir. Bu inançların temeli ise tek bir Allah’ın yarattığı evrende ayrılığın-bölünmüşlüğün olamayacağındandır. Bu inanç sistemlerine göre bölünmüşlük dış görünüştedir, fakat işin özünde evrene teklik hâkimdir, tek Allah’ın kontrolünde olan evren her noktası birbiriyle alakalı bir bütündür.

Kindi, Farabi, İbni Sina, İbni Rüşd gibi İslam bilginlerinden birçok Hıristiyan bilginine kadar ünlü felsefeciler “Birden bir südur eder (çıkar)” diyerek tek Allah’ın yarattıklarında bir bütünlük olması gerektiğini söylemişler ve bu bütünlüğün Allah’ın Bir’liğinin delili olduğunu vurgulamışlardır. Daha sonra bu değerli düşünürler evrende cereyan eden tüm olayların birbirleriyle nasıl alakalı olduğunu açıklayarak bu birliği göstermeye çalışmışlardır. Big Bang ile ortaya çıkan gerçeklerden sonra ise; evrendeki yaratılanların birliği bir kez daha ispatlanmıştır. Çünkü artık evrenin başının tek bir birleşim olduğu açıkça gözükmektedir. Evrende oluşacak olan her şey bu teklikten oluşacağına göre zaten birlik içinde ve birbirleriyle alakalı olmak zorundadır. Artık hiç kimse Güneş’in ayrı, Ay’ın ayrı, insanın ayrı, yılanın ayrı, falanca bitkinin ayrı bir yaratıcısı var diyemez. Evrenin kökeni bir tekliktir, bu tekliği yaratan kimse; bu teklikten ortaya çıkan Güneş’i, Ay’ı, insanı, hayvanları, bitkileri de yaratan odur. Hiç şüphesiz Big Bang olmadan da mantıklı bir şekilde evrenin ayrı yaratıcıları, tanrıları olduğu fikrinin mantıksızlığı ortaya konmuştur. Fakat Big-Bang bu konuda da çok kestirme, çok sağlam bir açıklama getirilmesini mümkün kılmıştır.

BIG BANG’İN ÖĞRETTİKLERİ

Big Bang teorisi her şeyden önce Evren’in ve zamanın başı olduğunu, maddenin sonsuzdan beri varolmadığını, maddenin yaratıldığını bize öğretti. Böylece materyalistlerin, ateistlerin tarih boyunca savundukları Evren’in sonsuzdan beri var olduğu fikri güme gitti.

Big Bang, Evren’in yaratıcısı olduğunu gösterdiği gibi, evrenin yaratıcısının evrenin içinde arandığı, evrenin dağının, Güneş’inin, Ay’ının ayrı tanrılara paylaştırıldığı ilkel fikirlerin yanlışlığını da gösterdi. Big Bang ile ilk birleşimi yaratan kimse, her şeyi yaratanın o olduğu, Evren’i ayrı güçlerin değil, tek bir gücün yönettiği anlaşıldı. Evren tek bir noktadan başlamıştı, o ilk noktanın sahibi kimse, insanın da, nehirlerin de, yıldızların da, kelebeklerin de, süpernovaların da, renklerin de, acının da, mutluluğun da, müziğin de, estetiğin de sahibi O’ydu. Her şey birden ayrıldığına göre, o birin sahibi, her şeyin sahibidir.

Big Bang ile putlaştırılan maddenin, hem de tüm Evren’in maddesinin başta tek bir nokta kadar değersiz olduğu anlaşılır. Böylece bu değersiz noktadan insanların, hayvanların, bitkilerin, muhteşem renkleriyle evrenin çıktığını görenler maharetin bu noktada değil, bu noktanın yaratıcısında olduğunu anlarlar. Gözünüzü kapatıp, karanlığı bile barındırmayan yokluğu bir düşünün, sonra etrafınızdaki ağaçlara, denizlere, gökyüzüne, aynadaki görüntünüze, yiyeceklere, sanat eserlerine bir bakın. Tüm bu muhteşem eserler nasıl karanlıktan, yokluktaki tek bir noktadan kendi kendine çıkabilir? İyice düşünenler için yaratılış hem matematiksel incelikle, hem sanatsal estetikle kendini göstermektedir. Evren’in genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki; Big Bang’ten sonraki birinci saniyede bu oran yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı Evren şimdiki durumuna gelmeden içine çöker, tek noktaya dönerdi. Aynı şekilde Evren’in madde miktarı biraz daha az olsaydı Evren gezegenlerin oluşamayacağı şekilde dağılacaktı, eğer Evren’deki madde miktarı biraz daha fazla olsaydı Evren kendi içine çökük tek noktaya dönüşecekti. Evren’in ilk yaratılış anında tek birleşimin parçalanışında uygulanan kuvvet hem çok büyüktür, hem de çok ince tasarlanmıştır. Aynı şekilde, oluşan madde miktarı da çok ince bir şekilde tasarlanmıştır. Görüldüğü gibi her şey Evren’imizin var olacağı tarzda bir gayeye göre Yaratıcımız tarafından ince bir şekilde yaratılmıştır. Tüm bu oluşumlar Yaratıcımızın kuvvetinin sonsuzluğunu, her şeyi en ince ayrıntısıyla planladığını, mükemmel bir şekilde her şeyi oluşturduğunu inattan körelmiş gözlere göstermektedir. Ayrıca tüm bu oluşumlar göstermektedir ki; bu Evren’in Yaratıcısı için zorluk kavramı yoktur, o isteyince her şey olur, onun sadece “Ol” demesi her şey için yeterlidir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 18286, bugün ise 5 kez görüntülenmiştir.

42 Comments

  1. Mete Tun. diyor ki:

    Bilmeyenler, şüphelenenler, emin olmak isteyenler, bilmek isteyenler, aldatılmaktan, aldatanlardan ikrah edenler için:
    Yazıda geçen,

    “Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.
    51 ZARİYAT SURESİ AYET 47”
    Kuran-ayet mealleri Büyük Patlama Teorisinnde sonra tekrar yazılmıştır, yenilenmiştir: “Genişletmeliyiz” değil, “yüksettik”tir doğrusu!

    Ve,

    “İnkar edenler Evren (gökler) ve yer birbirleri ile bitişikken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı?Yine de onlar inanmayacaklar mı? 21 ENBİYA SURESİ AYET 30” ayeti de bilimsel verilere ve teorilere göre (tekrar) yorumlanmakta ama tek tek ayetlere değil, başka ayetleri de tahlil ettiğimizde yapay, yalan, tutarsız, anlamsız, bilim/bilgi/veri dışı vs. olduğu ortaya çıkmaktadır: Ayetteki “su”dan kasıt “meni”dir!.. “… bitişikken … ayırdık” ifadesinin de Büyük Patlama ile hiç ama hiç ilgisi yoktur (Sümer efsanesine dayanır, yer ve göğün nasıl meydana geldiğine dair ilkel-algısal bir faraziyedir, inançtır, yorumdur); artık “gökler” değil “evren-kainat” sözkonudur ve dahi, “evreninin yapışık” olduğu anlarda dünya yoktu!

    Basit/temel bilgiler ve akıl yürütmelerle bunlar ve benzer palavralar tespit edilebilir.

    Ne kandırın (kendinizi ve başkalarını), ne kandırılın. Ahlaklı olun, uyanık olun! Kimsenin oyuncağı, piyonu, tabancası olmayın!

  2. Bigalıoğlu diyor ki:

    arkadaşım,Kuran’da evrenin oluşumuyla ilgili bir anlatım yoktur.açıklamasını yaptım buralarda bir yerde var,bakıver bi zahmet.

    mantık çarpıtması yapıyorsunuz.yanlış yorumluyorsunuz.

    “İnkar edenler Evren (gökler) ve yer birbirleri ile bitişikken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı?Yine de onlar inanmayacaklar mı?
    21 ENBİYA SURESİ AYET 30 ”

    mesela yukarıda verdiğin ayette “gökler ve yer bitişikken” olacak ve nasıl bir mantık kullanıyorsunuz ki Tanrı evreni anlatırken hemen arkasında canlıdan ve sudan bahsediyor.

    benzer ayetleri topla,düşün.
    http://bigalioglu.blogcu.com/dunya-nin-yaratilisi-kuran-a-dayali-anlatim_36426101.html
    buraya da bir bakıver.

  3. Kurandaki Din diyor ki:

    Gormedi mi o inkarcilar, suphesiz gokler ve yer bitisik idi ve biz onlarin ikisini yarip ayirdik (=fefeteqnahuma); ve her canli seyi sudan yaptik? Oyleyse hala (Allahin bu Ayetlerine) inanmayacaklar mi? (Enbiya 30)
    ***

    Bu Ayette dikkat edilmesi gereken bazi onemli noktalar:

    1) Peygamber donemindeki o karsit Arap inkarcilar (=elleziyne keferu) burada bahsedilen bu iki olayi da ciplak gozleri ile “gormus” ve aynen boylece tasdik etmis olmaliydilar, henuz bu Ayet ortaya konulmadan evvel dahi.

    “Gormedi mi” o inkarcilar…..

    Nitekim ayni formatta gelen su Ayetlerde oldugu gibi:

    “Gormedi mi” (o inkarcilar) tepelerindeki o diziler halindeki kuslari ve kanat cirparlar iken…. (Mulk 19)

    “Gormedi mi” o (inkarcilar) Allahin yarattigi seyleri, ki onlarin golgeleri saga ve sola donmekteler iken…. (Nahl 48)

    Dolayisiyla, o donemdeki tum bu Araplarin ortak “gorusu,”
    kanisi & tespiti,

    =Gokler ve yerin daha onceleri bitisik iken Allahin onlarin ikisini yarip ayirdigi,
    =Her canliyi sudan (=muhtemelen “basit bir su” olarak adlandirilan o meniden Murselat 20-21) yaptigi seklinde olmaliydi, bu Ayetler henuz ortaya konulmadan evvel dahi.

    Nitekim, Kuranin oteki ilgili Ayetlerini de goz onune alip
    devam edersek burada,

    Allah once tek bir “ol” emriyle tum bu gokleri ve yeri ham ve bitisik vaziyette koca bir kutle olarak bir anda ortaya cikarmis (Enam 73),
    daha sonra bu ikisini tek bir vurusla yarip ayirmis (Enbiya 30),
    ve akabinde derhal

    =ilk 4 Gun (4000 yil) icinde dunyayi, daglari & nehirleri & bitki ortusu vs. ile yaratip tamamlamis (Fussilet 9-10),

    *Allah icin “1 Gun” degismez ve mutlak olarak “1000 yil” olarak verilmistir. (Hac 47)

    =son 2 Gun (2000 yil) icinde gokleri toplam yedi gokler halinde yaratip tamamlamis, (Fussilet 11-12)
    ve bunlari gerektigi olcude “yukseltip sabitledikten” sonra isini bu toplam
    6 Gunde (=6000 yil) tamamen bitirmis, ve cikip tahtina oturmus (=esteva alel arsi) olmalidir. (Rad 2)

    Bunlarin hepsinin bilimsel acidan gunumuz verilerine gore tamamen Tuhaf & Aykiri & Komik anlatilar oldugu, ancak “sembolik manada” dinsel ogretiler olarak Makul karsilanabilecegi acik olmalidir, sanirim, en bastan.

    2) Tum bu bildirileri (Enbiya 30) aynen “gormus” olduklarina isaret edilen ve
    inkarcilar olarak vasiflandirilan o karsit Araplar aslinda zaten bundan once dahi

    gokleri ve yeri ve sonra her canli seyi boylece aynen Allahin yaratmis olduguna da inanmis olan o bir kisim Arap “inkarcilar” olmaliydilar temelde:

    (Ey Muhammed) De ki: Yer ve onun icindekiler kimindir?…
    (O inkarcilar) diyecekler: Allahindir!…

    (Ey Muhammed) De ki: Yedi gogun Rabbi ve buyuk tahtin Rabbi kimdir?…
    (O inkarcilar) diyecekler: Allahindir!… (Muminun 84-87)

    (Ey Muhammed) eger (O inkarcilara) sorarsan: Gokleri ve yeri kim yaratti?
    Mutlaka diyecekler: Onlari Aziz ve Alim olan (Allah) yaratti! (Zuhruf 9)

    Ancak burada bu karsit Dinci & Allahci Araplar tum bu Kuran Ayetlerine
    –benzersiz bir Arapca Edebi Uslup yapisiyla birlikte kendilerine sunuldugu vurgulanan Tur 30-34– inanmadiklari icin daha en bastan “Inkarcilar” (=elleziyne keferu) olarak tanimlanmis olmadirlar ilgili o Ayette de (Enbiya 30).

    O INKARCILAR (=keferu) gormediler mi….. oyleyse hala (Allahin bu ayetlerine) inanmayacaklar mi? (Enbiya 30)

    Rablerini INKAR EDENLER (=keferu) icin cehennem azabi vardir….
    Orada (cehennemin) bekcileri onlara soracaklar: Size bir uyarici gelmedi mi?
    (O inkarcilar) dediler: Evet, bize bir uyarici geldi. Ancak biz yalanladik ve dedik:
    ALLAH HICBIR SEY INDIRMIS DEGILDIR! Siz (Muhammed ve onunla birlikte
    o Kuran ayetlerine inanan izleyicileri) sadece buyuk bir sapiklik icindesiniz. (Mulk 6-9)

    ***
    Ve gogu, iste bina ettik onu ellerimizle; ve suphesiz biz mutlak genislik vericileriz (=lemuusiuun) (Zariyat 47)
    ***

    Bu Ayette dikkat edilmesi gereken bazi onemli noktalar:

    1) Allahin gogu bizzat kendisinin gelip elleriyle nasil toplam 2 Gun (=2000 yil) icinde bina etmis olabilecegini daha once beraberce incelemistik. (Fussilet 11-12)

    Ve daha sonra da bu gogu boylece diledigi miktarda “yukseltip sabitledikten” (=refaa) sonra coktan beridir cikip tahtina oturmus oldugunu. (Rad 2)

    Dolayisyla, yukaridaki Ayette gecen bu “genislik vericiler” (=lemuusiuun) ifadesini illaki goklere dair yapilmis bir atif olarak kabul edersek oncelikle burada,
    o halde bu Goklere toplam 6 Gun (=6000 yil) suren o yaratilisin sonunda verilmis ve coktan bitirilmis oldugu bildirilen o “sabit yukselti” cercevesindeki
    bir “genislik” seklinde algilayip bu prosedurun coktan beridir bitip sona erdirilmis bir prosedur oldugunu da derhal anlayabilmeliyiz buradan. (Zariyat 47 & Rad 2)
    Yani burada bu ifadeden “gogun halen genisledigi” sonucuna varmak, Allahin ilk 6 Gun (=6000 yil) sonunda coktan takdir edip bitirdigini soyledigi o “yukseltme” isini, aslinda henuz hic bitiremedigini iddia etmek anlamina gelir ki, bu da tamamen Kuranin o temel bildirisine (Rad 2) aykiri bir cikarim olur, en bastan.

    Ancak eger bu Ayette gecen “genislik vericiler” (=lemuusiuun) ifadesini
    bina edilmis oldugu vurgulanan bu goklerin icinde var olabilecek tum canlilara yonelik bir atif olarak kabul edersek,
    bu takdirde de Allahin goklerin icindeki tum bu canlilara “genis rizik vericiler” oldugu seklinde anlayabilmeliyiz bunu. (*Nitekim bu ayni ifade tekil olarak Kuranda yalnizca tek bir kez daha gecip, aynen bu anlamda
    kendi ailesine “genis rizik verici” (=elmuusii) bir adam
    icin/seklinde kullanilmis olmalidir. Baqara 236)

    ***
    Ve O (Allahin) disinda “ilahlar” edindiler, hicbirsey yaratamazlar olan ve kendileri yaratiliyorlar olan, ve kendi canlarina dahi ne bir darlik ne de bir fayda veremeyecekler olan, ve oldurmeye ve yasatmaya ve tekrar diriltmeye guc yetiremeyecekler olan. (Furkan 3)
    ***

    Bu Ayette dikkat edilmesi gereken bazi onemli noktalar:

    1) Muhammed Peygamberin zamaninda yasayan o karsit Araplarin edindikleri bildirilen bu “ilahlar”

    =Lat ve Uzza ve Menat adlari verilen ve Allahin onlara verdigi yetkiyle
    yaratma ve oldurme ve yasatma ve sefaat etme ve Din & Allah adina hukumler uretme gibi kudretlere sahip kilindiklarina inanilan bir kisim –Allahin kizlari olarak da nitelendirilen– Disi Melekler (Necm 19-27 & Saffat 149-153),

    =Uzeyr ve Isa gibi yine Allahin onlara verdigi yetkiyle
    yaratma ve oldurme ve yasatma ve sefaat etme ve Din & Allah adina hukumler uretme gibi kudretlere sahip kilindiklarina inanilan bir kisim –Allahin ogullari olarak da nitelendirilen– Erkek Peygamberler (Tevbe 30-31),

    =Hahamlar ve Rahipler gibi yine Allahin onlara verdigi yetkiyle
    oldurme ve yasatma ve sefaat etme ve Din & Allah adina hukumler uretme gibi kudretlere sahip kilindiklarina inanilan bir kisim –Allahin yeryuzundeki vekilleri olarak da nitelendirilmis olabilecek– Erkek Din adamlari (Maide 44, 47 XX Tevbe 31),

    olmaliydilar, temelde. Ve Kuranda aktarilan tum o daha eski Peygamberlerin kissalarinda gecen tum o “putlar” da gercekte hep bu minvalde
    gokte canli olduklarina inanilan bazi Melekler onuruna yerde yapilmis temsili heykeller olup,
    yukarida belirtilen cesitli kudretlerin ve ozellikle Din & Allah adina –Kitap disi– hukumler uretme yetkisinin bunlara verilmis olduguna inanilmasi sebebiyle
    bunlar “sahte birer ilahlar” olarak nitelendirilmis
    ve bunlari izleyenler “Allahin disinda sahte ilahlara kulluk eden ortak kosucular & putperestler” olarak tanimlanmis olmalidirlar, Kuranda. (Kasas 70 XX Zuhruf 19-21 & Enam 150 & Araf 28 & Necm 19-27 & Nuh 23 & …)

    Tum bu anlatilardan ve Kurandaki bu tip bildirilerin –gercek tarihsel & mekansal perspektiflerine bagli kalarak– yapilan dogru bir analizinden sonra, sunlari kisaca hatirlatip vurgulayarak bitirmek isterim:

    1- Kuranin anlatisi temelde bilimsel degil, ancak sembolik olarak degerlendirilmelidir cogu zaman ve yerlerde. Aksi takdirde, ne evrenin ve dunyanin, ve ne de canlilarin yaratilmasi gibi en temel hususlarda dahi Kuranda bildirilen o anlatilar bugunku somut bilimsel verilerle asla uyusmamakta, ancak temelden “celismekte” olmalidirlar. (Fussilet 9-12 & Sad 71-76 & …)

    2- Kuranin orjinal dilini ve butunlugunu kavramadan rastgele bazi Ayetleri secip sonra da –bunlari tamamen baglamlarindan koparip, veya kelimelerin anlamlarini kaydirip– bugunku bilimsel verilere bir sekilde boylece zoraki uydurup & uyarlamaya calismak, sonradan bunlarin –olaya Kuranin orjinal dili ve butunlugu icinde bakildiginda– dogru olmadigi anlasilinca ozellikle inanan insanlar uzerinde (gereksiz yere) buyuk bir husrana ve uzuntuye sebebiyet verebilir.

    3- Kurandaki temel mucadele daima eskiden beri Dinci & Allahci olan kimselere karsi verilmis olup ve bunlara Kuranin “Arapca Edebi Uslupu” yegane ve en buyuk delil olarak sunulup (Tur 30-34)
    daha sonra buna binaen Kurani tek hukum kaynagi edinerek boylelikle Allahi tek Rab edinmeleri (Suura 10 & Nisa 105),
    ve yine boylelikle daha dunyaya gonderilmeden once Allahin huzurunda Ona verdikleri bildirilen

    “Onun disinda hicbir Melegi & Peygamberi & Din Adamlarini burada ikinci birer Rabler (=Allah adina Kitap disi hukum uretebilen otoriteler 42/10 XX 21) edinmeyeceklerine dair” verdikleri bildirilen o ahdi (Araf 172-173 & Ali Imran 80 & Tevbe 31)

    yerine getirmeleri emredilmis olmalidir.

    4- Ancak yukarida belirtilen bu ahde –belki de bastan istemedikleri icin– dahil edilmemis olup Allahin huzurunda hic bulunmamis olduklarina isaret olunan Ateist & Agnostik & Deist tarzda bircok insanlarin ise, Kuranin tanittigi bu Allaha ulasmalari zaten bastan hic mumkun kilinmamis olup
    bu sebeple Kuranin bu tip insanlari neden hicbir zaman temelde asla hedef almamis oldugu da yeterince acik anlasilir olmalidir.
    Bu konuda daha detayli bazi Kuransal analizler yapilmis olmali Dindar bazi arkadaslar tarafindan asagidaki linkte yer alan ana yazinin altindaki yorumlar kisminda “Din X Ateizm tartismasi” yorumu altinda….

    (www.aliaksoy.net/2007/08/04/allah-insanlari-nicin-yaratmistir)

    5- Kuranin tanittigi

    =Allahin fiziksel varligina,
    -Evreni tamamen “hiclikten” (big bangin basindaki o “tekillik” kastedilmiyor burada, ancak daha otesi) yarattigina,
    -Madde & Enerjinin yoktan var olup ve vardan yok olabilecegine,
    ve fakat bunun arkasinda “gizli olan” Kendisinin ise asla basi ve sonu olamayacagina,
    =Meleklerin fiziksel varliklarina,
    =Cinlerin fiziksel varliklarina,
    =Vahyin somut varligina,
    =Kaderin somut varligina,
    =Mucizelerin somut varliklarina, vs.

    bilimsel olarak (yani 5 duyuya dayali olarak) ulasilmasi zaten asla bastan hicbir zaman icin mumkun kilinmamis olup (Enam 103 & Nahl 74 & Kasas 88 & Ihlas 1-3 & Vaqia 84-85 & Araf 27 & Isra 44 & Taha 110)
    bu nedenle bunlara ancak “dogmatik” olarak (yani 5 duyuya dayali olarak asla sorgulamadan & sinamadan) aynen ve bastan boylece inanilmasi yukaridaki “ahde” dahil edilmis olup
    buna binaen kendilerine dogustan Dinci & Allahci bir hissiyat verilmis olduguna isaret edilmis olabilecek tum o insanlardan (Araf 172-173) halihazirda beklenmis olmalidir.

    6- Dolayisiyla, Kurani tum bu baglamlarindan kopardiktan sonra, yanlis ve zoraki olarak bugunun Ateist & Agnostik & Deist tarzdaki insanlarinin & fikirlerinin uzerine boylece “mutlak & tek yol” olarak zoraki empoze etmeye kalkmak,
    ve Big bangi –onun diger tum alternatif ateistik & agnostisistik vs. degerlendirmelerini dahi tumden goz ardi ederek veya toptan hasir alti ederek–

    (www.secularhumanism.org/library/fi/smith_18_2.html)

    *not: bu linkteki yaklasim temelde Big bangin ateistik versiyonunu pek kisa ve ozlu bir sekilde netce yansitabilmesine ragmen, sonlara dogru Big bangin teistik versiyonunu tumden dislama gayretine girdiginden, bu kismi o kadar iyi bir yaklasim olmasa gerek, kanaatimce. Cunki bir Yaratici & ilk neden alternatifi de asla toptan yadsinamaz… bilimsel olmadigi bazen iddia edilebilir belki, ancak inancsal bazda daima olasi/makul bir alternatif olarak yadsinamaz/yadsinmamalidir.

    sanki kesin ve tek olarak Kurani ispat eden (ki bir de Kuranin bu konudaki o temel anlatisi (Fussilet 9-12) gercekte Big bang teorisi ile aslinda temelden & kokten celiskili oldugu halde) sunmaya kalkip
    sonra biraz da bu konularda tumden cahil/habersiz olabilecek turde dindarlari
    tum digerleri aleyhine boylece bir miktar “gaza getirip” provoke etmeye kalkmak, suphesiz ki son kertede daima Din ve Inananlar aleyhine
    karsi tepkiler –bazen normal, bazen radikal olculerde– cikip geri tepmesine sebep olabilecektir.

    7- Dolayisiyla, Kurani boyle yanlis ve baglamindan kopararak sonra da
    onun asla irade etmedigi tipte insanlarin & fikirlerin aleyhine “mutlak & tek yol” olarak lanse edip –onlari iyice asagilayarak– boylece zoraki empoze etmeye kalktiktan sonra,
    sonra bir de donup: bu insanlar neden “Din Dusmani” oluyorlar ve “Dindarlara cok asagilayici ve kotu davraniyorlar” diye yakinmanin pek bir anlami & faydasi olamaz sanirim, uzun vadede.

    Bu yuzden bu tip konulara biraz daha dikkatli & hassas yaklasilmasi,
    ve Kuranin gercek tarihsel & mekansal perspektifi disinda, ve bazen durust olmayan sekillerde dahi uydurulup kaydirildiktan sonra yanlisca kullanilip
    bugunun tum medeni uluslari & bilimi aleyhine boylece zoraki dayatilmaya
    asla calisilmamasi daha faydali olabilecektir belki de ilgili herkes icin.

    Eger boyle daha mutedil bir yol izlenirse, diger tum ateist & agnostik & deist tarzda insanlarin da bunun ardindan Din & Allah inancini cogu yerde & cogu zaman, ve coklari icin makul/olasi bir alternatif olarak gormeleri ve bunu asla toptan yadsimamalari,
    ve bu tip medeni Dindar & Inancli insanlara ve fikirlere genelde olumlu/ilimli yaklasabilmeleri gayet mumkun olabilecektir, umarim.

    Hepiniz Esen kalin.

  4. Amatör filozof diyor ki:

    Yazıya itirazlarım:
    1- Kuran’ daki ifadeler çeşitli kişilerce farklı yorumlanabilmektedir, yorumlar objektif değil, subjektiftir. Özellikle yaratılışla ilgili ayetlerde açık ve net anlatı yoktur, kelimeler farklı anlamlara gelebilmektedir. Bunlardan hareketle Kuran’ ın astrofizikteki son bulgular ile uyumlu olduğu iddiası çok abartılıdır. Akılcı ve bilimsel bir gözle bakıldığında, Kuran’ daki ayetlerin yorumlanması hiç bir şeyi ispata yetmez. Dogmatik olmayan bir yaklaşımla Kuran’ ı inceleyen kişi bilime uygun görünen noktalar yanısıra, bilime ve sağduyuya aykırı bir çok noktayı da rahatlıkla bulabilir. (Bu sitede Kuran nasıl bir kitaptır başlıklı yazının yorumlarına bakılabilir)
    2- Büyük patlama teorisinin ulaştığı sonuç, evrenin başlangıç döneminde tekillik halinde olduğu şeklindedir. Tekillik yoklukla eş anlamlı değildir, maddenin başka bir formunu gösterir. Bu verilere göre evren yokluktan ortaya çıkmıştır denilemez. Tekilliğin nedeni de Tanrı olmak zorunda değildir. Evren maddenin bilmediğimiz bir halinden, şu anki bildiğimiz haline tekillikten geçerek dönüşmüş olabilir.
    3- Evrende ince bir ayar olduğu ve bu nedenle evreni başlatan nedenin Tanrı olması gerektiği iddiası da çok tartışmalıdır. Evrende ince bir ayar olmadığını gösteren pek çok kanıt vardır. (Bu sitede yayınlamış olan şu yazıya bakılabilir: Evrendeki ince ayar üzerine düşünceler http://www.bilimfelsefedin.org/?p=292)
    4- Bilimsel teoriler yanlışlanabilir ve düzeltilebilir olgulardır. Bing bang teorisi de şu an için geçerli olmakla birlikte, açıklayamadığı bazı olgular vardır ve sürekli değişimden geçmektedir. Büyük patlamayı dışlamayan, ancak sonsuz evrenin içinde gerçekleşmiş lokal bir olay olarak kabul eden hipotezler de vardır. Bing Bang teorisini bu konuda söylenebilecek son söz olarak kabul edip Tanrı inancına destek olarak almak yanlıştır, çünkü bu defa bilimdeki gelişmelerle Bing Bang teorisinin yanlışlanması ya da düzeltilmesi durumunda Tanrı inancının da sarsılması gerekir. Bu teoriyi kendi Tanrı inancına dayanak yapan kişi de bir çeşit kumar oynamaktadır.

  5. sahmaran diyor ki:

    “Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.
    51 ZARİYAT SURESİ AYET 47″
    Kuran-ayet mealleri Büyük Patlama Teorisinnde sonra tekrar yazılmıştır, yenilenmiştir: “Genişletmeliyiz” değil, “yüksettik”tir doğrusu!

    hayır orada geçen kelimenin anlamlarından biridir ”yükselttik”, bu anlamlardan biri de genişletmektir…
    ayrıca korkma kimse aptal değil herkes Allahın verdiği aklı kullanabilecek meziyete az çok sahiptir

  6. Mete Tunç diyor ki:

    dediğiniz gibi olsun @sahmaran!

  7. rainbow diyor ki:

    “O küfredenler görmediler mi ki, gökler ve yer bitişik idiler de Biz onları ayırdık; canlı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmıyorlar mı?” Enbiya 30

    Burda Bigbang ile ilgili birşey yok. Bu ayet dünyanın gaz ve toz bulutundan kütle çekimi etkisiyle yoğunlaşıp oluştuğuna işarettir… Kıvırmak ya da yeniden anlamlandırmak diye birşey yok Mete Bey!

    Akabinde bu ayeti destekleyici ve açıklayıcı 2. ayet :

    “Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: “İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin.” dedi. Her ikisi de: “İsteyerek geldik” dediler.” Fusullet 11

    Ayrıca:
    “Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise O’nun ayetlerinden yüz çeviriyorlar.” Enbiya 32

    Bu ayet de gayet açıktır. Atmosferin dışardan gelecek cisimlere karşı bir koruma sağladığını artık herkes biliyor.

  8. yolcu diyor ki:

    Atmosferin koruyucu özelligi ve gökyüzünün korunmuş bir tavan oldugu belirtilen şu ayetlerde de dikkat cekici

    O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah’a eşler koşmayın. (Bakara Suresi, 22)

    Yukarıdaki ayette gökyüzü için Arapça “essemae binaen” kelimesi kullanılmaktadır. Bu kelime kubbe, tavan anlamlarıyla beraber, Arap Bedevileri tarafından kullanılan çadır benzeri bir kaplamayı da tarif eder. Ve söz konusu çadırımsı yapı ile vurgulanan; dış öğelere karşı bir çeşit koruma sağlanmasıdır.
    çoğunlukla farkında olmasak da, diğer gezegenlerde olduğu gibi Dünya’ya da çok sayıda gök taşı düşmektedir. Diğer gezegenlere düştüklerinde dev kraterler açan bu gök taşlarının Dünya’ya zarar vermemelerinin nedeni, Dünya’yı saran atmosferin düşmekte olan gök taşlarına karşı büyük bir direnç göstermesidir. Gök taşı bu dirence fazla dayanamaz ve sürtünmeden dolayı yanarak büyük bir kütle kaybına uğrar. Böylece, büyük felaketlere yol açabilecek bu tehlike, atmosfer sayesinde engellenmiş olur. Allah yukarıda bahsettiğimiz atmosferin koruyucu özelliği ile ilgili ayetlerin yanı sıra, aşağıdaki ayette de bu özel yaratılışa dikkat çekmektedir:

    görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 65)

    atmosferin koruyucu özelliği, Dünya’yı uzaydan yani dış öğelerden korumaktadır. Yukarıda yer verilen ayetlerde gökyüzü için kullanılan bina kelimesi ile de tam olarak gökyüzünün, Peygamberimiz (sav) döneminde bilinmesi mümkün olmayan bu yönüne dikkat çekilmektedir.

  9. rainbow diyor ki:

    “Ondan sonra da yeryüzünü döşedi.” Naziyat 30

    Ayetin Arapça’sında geçen “dahv” kelimesinin köklerinden türetilen kelimeler “yuvarlaklık” ifade etmekte, “devekuşu yumurtası” gibi anlamlara gelmektedir. Bu yüzden yukarıdaki ayeti “Yeryüzüne devekuşu yumurtasının şeklinin verildiği” anlamında algılayanlar da olmuştur. Prof. Dr. Süleyman Ateş, en ünlü Arapça sözlük olan Lisanul Arab’a da dayanarak bu kelimenin anlamını şöyle açıklamaktadır : “…Hasılı dahv döşemek, düzeltmek demek ise de sadece basit bir döşemek ve düzeltmek değil, yuvarlak olarak düzeltmek, döşemek anlamını verir ki bu ayetten Yeryüzünün yuvarlak yaratıldığı anlamı çıkar.” “Dahv” kelimesi cevizle oynanan bir oyun anlamında da kullanılmış, aynı kökten türeyen “medahi” kelimesi yuvarlak taşları ifade etmek için kullanılmıştır. “Dahv” kelimesinde ve bu kelimenin kökünden türeyen kelimelerde yuvarlaklık anlamı olmasına karşın bazı çevirmenler yeryüzünün yuvarlaklığını algılamaktaki zorlukları sebebiyle ayeti sadece yeryüzünün düzenlenmesi olarak algılamışlar, yazı ve çevirilerinde bunu yansıtmışlardır. Oysa Dünya’nın şekli gerçekten de “dahv” kelimesinin ifade ettiği yuvarlaklığa, yumurta biçimine, devekuşu yumurtası şekline benzemektedir.

  10. Kurandaki Din diyor ki:

    “Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki “onu” genişletmekteyiz.
    51 ZARİYAT SURESİ AYET 47″
    seklinde (cogu Meallerde) cevrilen bu Ayetin orjinal Arapcasinda oncelikle dikkat edilmesi gereken bazi hususlar sunlar olmalidir:

    1- “onu” kelimesi orada yoktur, Arapca Kuranda ilkin;
    2- “genisletmekteyiz” ifadesi ise Arapcasinda boyle fiil degil, aslen isim formunda olmalidir.

    Bu acilardan, daha yukaridaki yazimda (5 Nisan tarihli),
    Kuranin butunlugu icinde ve orjinal dilinde bakildiginda, neden gercekte ne Big bangin ve sonra ne de bu Evrenin genislemesi fikrinin aslinda temelde onaylanmadigini/onaylanmayacagini orjinalleriyle/gerekceleriyle inceleyip bir miktar ve aslen idrak edebilmis olmaliyiz.

    Yine Kuranda soyle denilir:
    Ve biz gogu korunmus bir tavan (=saqfen mahfuzen) kildik, ama onlar onun ayetlerinden yuz cevirenlerdir. (Enbiya 32)

    …Ve O yerin uzerine DUSMESIN (=en teqaa) diye o gogu (gok objelerini) tutmaktadir, ancak sadece Onun izniyle (dusebilirler). (Hac 65)

    Oyleyse and ederim o yildizlarin DUSME (=bimevaqii) yorelerine! (Vaqia 75)

    Bu ayetlerde kullanilan DUSME (=teqaa & mevaqia) ifadeleri temelde ayni kokten gelen tam ayni anlamli ifadeler olmalidirlar. Dolayisiyla, yukaridaki ayetlerde Peygamber donemindeki tum o araplarin oncelikle Allahin bu gogu (gok objelerini) tuttugu ve ancak Onun diledigi (muhtemelen kizdigi, gazaplandigi) zamanlarda bu Yildizlarin (=en-nucumi) boylelikle kayip DUSMELERINE izin verdigi seklinde bir uyari yapilmis olmalidir onlara. Ki gercekte bu ifadeler de bilimsel acidan bugun yine dogru olmayip ancak 1400 yil onceki o araplarin algilamalarina ve gercekte bu goktaslarinin dusmesini “Yildiz Kayip Dusmeleri” olarak coktan beridir algiliyor/nitelendiriyor olmalarina binaen olmalidir. (Nasil ki o zaman tum bu araplar insanlarin beyinleriyle degil, ancak kalpleriyle dusunduklerini kabul ediyor/inaniyor olmalarina binaen Kuranin bu hususta da aynen onlarin bu algilamalarina/nitelendirmelerine gore hitap edebilmis oldugu gibi. Araf 179)
    Ki bu uyarilarin ardindan yine tum bu –Peygamberden cok once dahi– Dinci & Allahci karakterde olan o araplar (Araf 28 & Muminun 84-89)
    bunun ardindan yine Kuranin bu “arapca edebi uslubuna” onemle gonderme yapilarak ellerindeki o uydurma Dini kaynaklari birakip buna binaen artik Kuranin tanittigi bu dogru Dine & Allaha uymalari konusunda onemle nasihat ve emredilmis olmalidirlar. (Hac 65 & Vaqia 75-77) (Yasin 69-70 & Tur 30-34)

    Ve Kuranda yine soyle denilir:
    Ve Odur ki yeri dumduz uzatti (=medde) ve onun icinde daglari ve nehirleri kildi. (Rad 2)

    Ve (Zulkarneyn) bir yol takip etti;
    ve Gunesin batis yerine (=magribes-semsi) ulastiginda…
    Sonra (Zulkarneyn) bir yol takip etti;
    ve Gunesin dogus yerine (=matlias-semsi) ulastiginda… (Kehf suresi)

    Bu ayetlere binaen de yine yukarida anilan baglamda o donemin tum araplarinin “Dunya Duzdur” algilarina/kabullerine
    uygun olarak hem Dunyanin dumduz uzatildigi ve sonra da bu Duz dunyada en uzak batiya gidilerek “Gunesin batis yerine” ve en uzak doguya gidilerek “Gunesin dogus yerine” ulasilabilecegi imasi dahi boylelikle ve rahatlikla yapilabilmis olmalidir.
    Ancak malesef Kurani bu tarihsel & mekansal perspektifinden ve muhatap aldigi kimselerden/ortamlardan vs.
    tamamen baglamindan koparip bu Ayetleri her caga yonelik “somut bilimsel veriler” seklinde degerlendirme yanilgisina dusebilen
    ve malesef buna binaen bu cagda dahi hala Kurana gore acikca Dunyanin duz oldugunu belirtip vurgulayabilen nice Arap Seyhler/Imamlar mevcut olabilmistir. (En belirgini 1980li yillarda bunu bir fetvayla ilan eden Medine Islam Universitesi Alim/Hocalarindan Seyh Abdulaziz Bin Baz olmalidir; ve bu acik Kuransal veriyi kabul etmeyen tum bilim adamlarina ve hatta onlarin sozune kanip dunyanin yuvarlak oldugu ve dondugu “yalanina” inanan muslumanlar aleyhine dahi ates puskurmustur kaleme aldigi saheserinde…!?)

    Bu acilardan Kuranin gercekte bir bilim kitabi olmak, veya somut bilimsel veriler icermek gibi bir gayesi/iddiasi bastan hic olmadigini, ancak onun
    “edebi bir saheser” olma gayesi/iddiasiyla o donemin tum –eskiden beri– Dinci & Allahci karakterde olan o araplarini bu Kuranin tanittigi gercek Dine & Allaha baglanmalari konusunda (Casiye 6-7 & Enam 148-150 & Zuhruf 19-21 & Araf 28) boyle buyuk bir iddiasi/gayesi oldugunu, ve bu nedenle de onlara her daim Kuranin bu benzersiz “Arapca Edebi Uslubunu” yegane ve en buyuk delil olarak sundugunu algilamak (Ankebut 50-51 & Tur 30-34 & …) fevkalade kritik/onemli olmalidir, belki de, buradaki tum teist, ve de sonra ateist/agnostik vs. arkadaslar icin dahi. Esenlikle ve Saglicakla kaliniz.

  11. Şüpheci Melek diyor ki:

    /@ Yolcu,
    “görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 65)”

    Bu ayetteki anlam biraz esnetilmiş gibi geliyor bana. Göğün yerin üstüne düşmesi gökyüzünün bir “tavan” olarak görülmesi sebebiyle düşünülen bir şey gibi görünüyor. Galli druidlerin Büyük İskender’e “en çok korktukları şeyin göğün başlarına yıkılması” olduğunu söylediği biliniyor. http://www.sacred-texts.com/neu/celt/rac/rac18.htm . Hatta Asterix çizgi romanlarında bile sık sık geçer bu.
    Yani Muhammed doğmadan yaklaşık 1000 yıl öncedir var olan bir inanıştan bahsediyoruz. Gökyüzünün çökebilecek bir tavan olması fikri Arap kavimlerinde olmayan bir fikir olsa bile Muhammed’in bir tüccar olduğu ve önemli ticaret şehirlerine kervanlar götürdüğünü düşünürsek bu fikri kolayca öğrenebileceğini düşünebiliriz.

  12. Prometheus diyor ki:

    Üstte Evrenin yoktan var edildiğini okudum.Bu mümkün mü? örnek verelim; Evreni Madde, Maddeyi de Enerji oluşturduğunu düşünelim.Peki Enerji neyden yaratıldı.Enerjinin kökeninde de başka bir varlık var diyelim.Peki onu ney oluşturdu.Şu bir gerçek hiçbir şey yoktan var olmaz.Yoktan bir şey nasıl var olabilir? adı üstünde yok.İnsan yoktan mı? varedildi Hayır, Peki neyden toprak,su,hepsinin kökenine inersek Atom.Demek ki hiçbir şey yoktan var olmaz.Big bang teorisi doğrudur veya yanlıştır.Benim uzun süren düşüncelerim sonucu vardığım nokta şudur; Tanrı mutlak zorunluluktur.Evren sürekli değişim içindedir.Hatta Heraklitosun bir sözü var. Değişmeyen tek şey değişimdir ve Evren sürekli hareket halindedir.Hareketler yeni formlar yeni canlılar oluşturmakta, Dünya sürekli fiziksel olarak değişmektedir.Bence ortada bir hareket varsa hareket ettirende vardır demektir.Ama hareket ettirilen de hareket eden de birbirinden bağımsız değildir.Tanrıyı Evrenden bağımsız düşünürsek onun büyüklüğünü kısıtlamış oluruz, yani ne demek istiyorum.

    Evren = x
    Tanrı = y

    Evrenin kapladığı alan x dersek,Tanrının evrenden bağımsız olması ve kapladığı alan y dersek, matematiğin,doğanın yasası gereği;

    x + y = Z

    Z > x
    Z > y

    bu duruma göre varoluşun hepsi Tanrıdan büyük olmuş olur.Bu yukarıdaki nacizane tezim dinlerdeki evrenden bağımsız Tanrı görüşünü çürütür.Ondan başka büyük yoktur görüşünü çürütür.
    Tanrı nedir?
    Varoluşun hepsidir.Varlığı ile her yeri kapsar.Her yeri doldurur.Her zerrede her şeyde o vardır.Evrenden öncede vardır,sonrada var olacaktır.Evrenin içindedir hem de dışındadır.Hem İnsandır, hem değildir.Ve Varoluşun amacı yoktur.Ama İnsan bilincinin varlığını mutlaka bir amacı olmalı.Bilinçsiz bir yaratıcı olamayacağını düşünüyorum.Eğer sürekli hareket halinde,değişim halinde olan enerji,madde İnsanda bu mükemmeliği var etmişse, bunu bilinçsiz bir varlık değil, İnsan İdrakının ve Bilincinin ötesinde bir varlık yapmıştır.

  13. rainbow diyor ki:

    Sn. Prometheus

    Evren sizin de söylediğiniz gibi sürekli hareket halindedir. Bu hareketlilik zamanlı oluşa sebep olmaktadır. Eğer Tanrıyı mutlak, hareketsiz, kendinde, herşeyin sebebi bir varlık olarak görürsek bir sebebe bağlı olmadan ilk ve son olabileceğini anlayabiliriz. O zamansızdır.

    Hiçbirşey yoktan varolmaz, var oluşun temeli evrene içkin ve evrenden aşkın bir Tanrıya muhtaciyet halindedir. Böyle bakarsak Tanrıyı evrenden bağımsız ama her an evreni yaratan bir iş ve oluş halinde bulunan olarak görebiliriz. Bunu bir çelişki ya da mantık hatası olmadan anlayabilmemiz mümkün olur.

    Aksi taktirde yaratan ile yaratılmış arasındaki farkı anlayamayız ve iki kavramı birbirine karıştırmak zorunda kalırız.

  14. Prometheus diyor ki:

    Sn.Rainbow Tanrı hem Evrene içkin, hemde Evreni aşkın, hem zamanın içinde hemde zamanın dışında olması, Tanrının heran evreni yaratan bir iş olduğu anlamına gelmez.Evren Tanrıdan fışkırmıştır.Evrenden Bağımsız bir yaratıcı düşünürsek, o zaman Tanrıyıda kendinden büyük bir mekanla sınırlamış oluruz.Ayırca Tanrıyı Evrenden bağımsız olarak düşünürsek ve Evreni izleme halinde olduğunu varsayıp onu İnsansı bir kimliğe sokarsak otomatik olarak oda zamana dahil olmuş olur.Yani Evreni izlemesi bi hareketlilik halidir.Evrenin sonu olduğu zaman onun izlemesininde sonu gelmiş olur.Bu durumda kendiside zamandan kurtulamaz hiçbir şekilde.Ama Tanrıyı hem Evrene içkin hemde dışkın olarak düşünürsek böyle bir şeye gerek kalmaz.

  15. rainbow diyor ki:

    Sn Prometheus

    Benim kesin kanaat getirdiğim görüşe göre Tanrı evrene içkin ve aynı anda aşkındır da. Evrenden bağımsızdır çünkü mekanlı değildir. Zamandan bağımsızdır çünkü zamanlı-önceli,sonralı- değildir. Mutlak bir varoluşu vardır ve herşeyi kuşatmıştır. Bu anlamda evrenin dışında ya da içinde olduğunu söyleyemeyiz. Zaten evrenin bir dışı da yok aslında!

    Onun zamansız oluşu değişmeyen bir varlık olmasındandır. Zaman, evrenin özünden, hareketli ve değişken oluşundan fışkıran bir öncelik sonralık durumudur. Tanrı hareketsiz-mutlak, değişmeyen olduğundan zamandan da özgürdür.

    Kanaatlerim bu yöndedir..

  16. Da Vinci diyor ki:

    Sayın rainbow,

    Tanrı’nın hareketsiz oluşunu açar mısınız? Ne demek istediğinizi anladığıma emin değilim. Hareketsiz bir Tanrı nasıl iş yapar? Hareketsizlik özelliği ile birşeyleri yapmaya karar vermesi için gerekli aşamaları ve karar verdiği şeyleri yapması için gereken aşamaları nasıl bağdaştırabiliyorsunuz? Kısacası hareketsizlikten ne anladığınızı açıklarsanız sevinirim.

  17. Prometheus diyor ki:

    Sn Rainbow,

    Tanrı her yeri her şeyi kapsadığı için belli bir mekanıda olmamış oluyor.Ama bi ayrıntı var.Evrenden Bağımsız dersek, onu evrenin dışına atarsak zaten ona mekan olarak Evrenin dışınını belirtmiş oluruz.

    Bnce tartışmayı uzatmak anlamsız.Benim düşüncem Varolan herşey bizzat Tanrı ve onun tezahürlerinden başka birşey değildir.Herşey onla başladığı için,başlatanda o olduğu için yani eylem söz konusu,hareketlilik söz konusu olduğu için tamami ile zamandan bağımsız olamaz.Evrendende Bağımsız olamaz.Ama bağımsız bir yönüde var olmalıdır.

  18. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Prometheus & Rainbow arkadaslar,
    Kuranda mevcut su Ayetler:

    …Ve suphesiz Rabbin (Allahin) katinda “1 gun” sizin saydiklarinizdan “1000 yil” gibidir! (Hac 47)

    *****
    Simdi siz Gokte olan (Allahin) sizi yere gecirmeyeceginden emin mi oldunuz…? (Mulk 16)

    Melekler ve Ruh miktari elli bin yil olan bir gunde Ona (Yukarida olan Allaha) yukselip cikmaktadirlar! (Mearic 4)
    *****

    Sonra O (Allah) –yaratma eylemi icin– goge dogru “yoneldi”… (Fussilet 11)

    Ve Rabbin (Allah) ve melekler dizi dizi olarak –kiyamet gununde arza–“geldiginde”… (Fecr 22)

    Ve O (Allah) her gun bir “sa’nin” (=is/olus/eylem) icindedir! (Rahman 29)

    Bu gibi Ayetler, sanirim, Kurana gore bu Allah icin zaman, mekan, eylem oldugunu acik/sade/duz olarak belirtmis olmalidir, herhalde, daha en bastan.
    Ve yine Kurana gore, Evren sadece evrendir, Allah ise bunun fevkinde/uzerinde Allah olmalidir. Bu evren Allah tarafindan tamamen yok edilse, geriye kalacak olan yine bu bagimsiz/eksiksiz/mukemmel/tam bir Allah olmalidir. (Kasas 88) Bu vesileyle, Evren bizzat Allah veya Onun bir tezahuru degil, ancak Onun yarattigi Ondan tumden ayri bir fani varlik/nesne olmalidir sadece, herhalde.

    Dolayisiyla, Kuranda tanitilan Allah ve Evren kavramlari temelde kisaca bu sekilde verilmis olmalidir, herhalde, gorebildigim kadariyla. Esen kaliniz.

  19. rainbow diyor ki:

    Sn Prometheus, elbette kendi fikriniz, saygı duyarım.

    Sn Davinci Tanrı zamansız ve mutlak olandır. Değişimli olsa idi zamanlı olması zaruri olacaktı. Tanrı’nın bir şeyi yaratırken düşünmeye, planlamaya, tasarlamaya ihtiyacı yoktur, bu şekilde yaratmaz.

    Bunlara ihtiyacı yoktur ancak yarattığı şeyleri yaratırken bir süreç içinde yaratabilir. Veya bir anda da yaratabilir ama biz süreç halindeki yaradılıştan haberdarız. Süreç içinde “emri” zamanlı olan bir şeydir. Bunlara melekler de diyebiliriz, doğa kuvvetleri ve hareket de diyebiliriz. Birşeyi yaratmak istediğinde “an” da sabit olan Tanrı sadece irade eder ve emirleri zamanlı oluş içinde bir süreci takip ederek kademe kademe ilerler. Ancak emir tek bir andadır, o da sonrasız ve öncesiz şimdi(an)dır.

  20. amatör filozof diyor ki:

    Sn. Rainbow,
    “Tanrı zamansız ve mutlak olandır. Değişimli olsa idi zamanlı olması zaruri olacaktı. Tanrı’nın bir şeyi yaratırken düşünmeye, planlamaya, tasarlamaya ihtiyacı yoktur, bu şekilde yaratmaz.
    Bunlara ihtiyacı yoktur ancak yarattığı şeyleri yaratırken bir süreç içinde yaratabilir. Veya bir anda da yaratabilir ama biz süreç halindeki yaradılıştan haberdarız.” diyorsunuz.

    Bu ifadeden ben şunu anlıyorum: Tanrı olmuş ve olacak her şeyi bir anda tek bir “ol” emriyle yaratmıştır, farklı farklı zamanlarda yaratma olsaydı Tanrı hareketli olacaktı, ancak bu mümkün değildir. Dolayısıyla Tanrı’ nın fikir değiştirmesi söz konusu değildir, her şey onun isteğine göre bir anda yaratılmıştır, ancak yaratılan şeyler belli bir süreç halinde (kader?) bir bir ortaya çıkmaktadır.
    Şayet anlam bu ise, insana tanınan seçme hakkını (cüzi irade) nasıl açıklarsınız, Tanrı ilk yaratma eylemi sırasında insan davranışlarını seçenekli olarak mı yaratmıştır? Bu seçenek sadece insana mı mahsustur? Diğer canlıların yaptıkları şeylerden farklı şeyler yapmaları mümkün müdür? Ya da örneğin protonların elektronların böyle bir yeteneği var mıdır? Maddenin temel parçacıklarının davranışları da- ta en baştaki ilk yaratma anında- seçenekli olarak mı yaratılmıştır? Ayrıca sizce Kuran’ da tanımlanan Tanrı, zamansız ve hareket halinde olmayan bir Tanrı ile uyumlu mu?
    Bu konularda görüşlerinizi belirtirseniz, sevinirim.

  21. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Rainbow & Prometheus arkadaslar,
    Ve yine Kuranda mevcut su Ayet:

    O (Allah) gokleri ve yeri ortaya cikarandir; ve O (Allah) bir isi tasarlayip takdir ettigi (=qada emren) zaman, artik ona sadece “ol” der ve o da derhal olur/olmaya baslar! (Bakara 117)

    burada belirttigim bu sekilde anlasilabildigi takdirde,
    (*bu ayni fiil Kuranda yine Allah tarafindan bu kez insan icin onceden belirli bir ecel tasarlanip takdir edilmesi anlaminda/baglaminda da kullanilabilmis olmalidir. Enam 2)
    daha yukaridaki yazida belirttigim o Ayetlerle birlikte;

    Allah icin belirli bir zaman (Hac 47) ve mekan (Mulk 17 & Mearic 4) ve tasarlama (Bakara 117) ve eylem (Fussilet 11 & Fecr 22) olabildigini boylelikle belki de topluca ve rahatlikla/aciklikla anlayabilecek olmaliyiz, Kurandan.
    Ancak tum bu tip Ayetlerin disinda zamandan/mekandan/tasarimdan/eylemden tumden ari/uzak bir Allah tasavvurunun ongorulmesi/benimsenmesi ne kadar Kurandan direkt onay alabilecek olan pek makul/uyumlu bir yaklasim olabilir, bunlarin ardindan, sahsen pek/cok kestiremiyorum. Ancak her gorus sahibini baglar; herkese saygili/anlayisli kalabilmek esastir. Esen kaliniz.

  22. rainbow diyor ki:

    Sn Amatör filozof, ilk kısım aynen dediğiniz gibi. Ancak Tanrının zamansız oluşu sonsuz geçmişten gelen sonsuz geleceğe uzanan bir varoluş değil zaman dışı oluşla ilgilidir ki bizim zaman algımızdaki herhangi bir an onun için aynıdır. Çünkü O bu hareketin dışındadır.

    Tanrı emri verir; emir bir süreç halinde gerçekleşir, zamanlı, kademeli olarak yaratılır. Emrin kendisi tek ve bütünsel bir harekettir.Tanrı “Melekler” işletim sistemini kullanarak işlerini görür, işler ve oluşlar her an yaratılır ve doğa kanunları belirli değişmeyen kurallar çerçevesinde gerçekleşir(sünnetullah)

    Kader ve özgür irade meselesinde ise durum şöyledir; Tüm tabiat-evren-onun iradesine boyun eğdiği için “müslüman”-teslim olmuş-olarak tanımlanır. Ancak insan bunlardan ayrı olarak özgür bir irade ve bilinçle donatıldığı için kendi seçimlerinden sorumludur. İnsanın özgür iradesi ile Tanrı’nın kanunları ortak bir alanda kesişmeli bir haldedirler. Bu durumda insan için seçim özgürlüğü alanı vardır ve bunu nasıl kullanacağı konusunda denenmektedir. Tanrının olacak bitecek herşeyi bilmesi insan özgürlüğüne ve bireyliğine zarar getirmez çünkü Tanrı insanın iradesine bu anlamda karışmaz, onu özgür bırakmıştır. Tanrı bilir fakat insan yapıp eder. Umarım açıklayabilmişimdir.

  23. rainbow diyor ki:

    Sn. Kurandakidin

    Bakın selefi mantığı ile ayetlere yaklaşıyorsunuz, bilmem farkında mısınız? :)
    Gökteki nedir orada belli değil, bence başka birşeydir, Allah değildir!
    Meleklerin ve Ruhun Allah katına 50.000 yılda ulaşması Allah’ın gökte olması anlamına gelmez, sadece meleklerden yüce bir yücelikte olduğu anlamına gelir. Boyutlar ile ilgili olabilir, bilmediğimiz gaybi temelleri olan birşeydir. Yoksa haşa Allah yukarı gökte filan değildir. Yine 50.000 yıl ve insanlar için 1000 yılın Allah için 1 gün sayılması Allah’ın zamanla kayıtlı olması anlamına gelemez. Nasıl gelebilir ki? Allah zamanın da yaratıcısıdır, çünkü zaman varlıkların hareketli oluşuyla ilgili birşeydir, hareketin olmadığı yerde zaman da yoktur.

    Allah evvel ve ahir değil midir? Dolayısıyla bu söz zamansız oluşa işarettir.

  24. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Rainbow arkadas,

    Kurana en duz/sade/acik bir mantikla yaklasmaya calisiyorum.
    Bu baglamda, Mulk 16-17. Ayetlerde gokte olup ve sonra da insanlari yerin dibine gecirme veya uzerlerine siddetli bir kasirga gonderme gibi kudretlere sahip olabilecegi bildirilen o Varlik,
    veya yukarida olup ve buna binaen Meleklerin ve Cebrailin kendisine ancak elli bin yillik bir gunde yukselip cikabilecegi bildirilen o Varlik (Mearic 4) elbette ancak Allahin kendisi olmalidir, herhalde. (Mulk 16-17 & Mearic 4)
    Buradaki yukselip cikmak (=tarucu) fiili Kuranda daima somut olarak yukariya/goge yukselip cikmak anlamlarinda kullanilmis olmalidir, ayrica, sanirim. (Bkz. Hicr 14 & Sebe 2 & …)

    Allahin evvel ve ahir oldugu bildiriminin de (Hadid 4) temelde Onun tum evreni/canlilari vs. yaratmadan “evvelde” Mevcut olan, ve tum bunlari tekrar toptan yok ettikten sonra dahi “ahirde” Mevcut olan tek Varlik olabilecegine atfen yapilmis bazi kutsal Isimlendirmeler olabilecegini acikca anlayabiliyor olmaliyiz, herhalde, yine Kurandan. (Hadid 4 & Kasas 88 & Rahman 26-27)

    Dolayisiyla, tum bu gibi duz/sade/acik Ayetlere ragmen, yine de Allahin zamandan, mekandan, tasarlamadan, eylemden tumden ari/uzak oldugunu belirten/bildiren yaklasimlar Kurandan bu konularda direkt onay alamiyor/alamayacak olsalar gerek! Ancak Kuran disi/ustu/otesi bazi duygular/sezinlemeler/mantiklar cercevesinde bu gibi sonuclara –zorunlu/nihai olarak– ulastiklarini dusunenlere de –sahsen katilmak zorunlulugu hissetmesem dahi– saygili/anlayisli kalabilmek
    elbette esas olmalidir, benim acimdan. Tekrar esen kaliniz.

  25. rainbow diyor ki:

    Sn Kurandakidin…

    Kurana düz, sade bir mantıkla yaklaşmanız gerektiğinizin delili nedir acaba? Ben Ruh ve Melekler ile ilgili kendi anladığım yorumu ortaya koydum, elbette bunu kimseye dayatamam, bu ayetler müteşabihtir, aslını kesin olarak ancak Allah bilir.

    Bu ayetler muhkem değil müteşabihtir, bunları birebir anlamak çok yanıltıcıdır. Bundan ayrı olarak Allah Kuranda misaller de verir, bu misaller de birebir anlaşılamazlar.

    Melekler ve Ruh Allah’a yükseliyorlar göğe değil! Dünya zamanıyla 50.000 yılda yükseliyorlar. Yükseldikleri yer gökler değil Allahtır. Ve Allah gökyüzünde filan değildir. Bunu anlayamıyorsanız sizi anlamaktan alı koyan bir ön inancınız var demektir.

    Hadid 3: O ilktir ve sondur diyor. Arada geçen zamanı işin içine siz katıyorsunuz. Hem ilk hem de aynı “an”da son olabilmek nasıl olur bir tefekkür edin derim size. İlk olan ve son olan için zaman-süreç-yoktur. Diğer ayetlerle tefsir etmeye çalışmanız güzel ancak isabet etmemişsiniz.

    Ben Allah eylemde bulunmuyor demedim ki. Açık ayette O her an bir iştedir diyor zaten, muhkem ve apaçık. Allah için zamanın bir bağlayıcılığı yoktur diyorum, aradaki farkı siz bulun :)

  26. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Rainbow arkadas,

    Kurana duz/sade/acik bir mantikla yaklasmak hakkinda, su gibi Ayetler yol gosterici nitelikte olabilmelidirler, sanirim, oncelikle:

    Arapca bir Kurandir, hicbir “dolambaclik” (=ivecin) barindirmayan, ta ki onlar sakinabilsinler. (Zumer 28)

    Ve muhakkak ogut -alabilmeniz- icin Kurani “kolay kildik” (=yesserna); o halde dusunen var mi? (Kamer 22)

    Bunlar “acik” (=mubin) Kitabin ayetleridir. (Suara 2)

    Kitaptaki muhkem (ayni olan, tekli) ve mutesabih (benzesir olan, coklu) Ayetler konusu ise, sanirim, burada aslen bambaska bir konu olup, burada bu mutesabih (benzesen, coklu) nitelikte olabilecek Ayetlere sadece birkac somut ornek verip devam etmek isterim:

    Ve buyuculer secdeye kapandilar, ve dediler:
    HARUN ve MUSANIN Rabbine iman ettik! (Taha 70)

    Ve buyuculer secdeye kapandilar; ve dediler: Alemlerin Rabbine iman ettik,
    MUSA ve HARUNUN Rabbine! (Araf 120-122)

    ****

    Ve (Musa) asasini firlatti, ve iste o acik bir EJDERHA (=su’banun) oluverdi. (Araf 107)

    Ve (Musa) onu -asasini- firlatti, ve iste o kosan bir YILAN (=hayyetun) oluverdi. (Taha 20)

    ****

    (ve Allah orada Musaya seslendi:) Suphesiz ben Allahim, benden baska ilah yoktur!… (Taha 14)

    (ve Allah orada Musaya seslendi:) Suphesiz ben Allahim, ustun ve bilge olan! (Neml 9)

    Ve daha nice boyle mutesabih (benzesen, coklu) nitelikte olabilecek bircok Ayetlerde bazi kimseler bunlarin pesine takilarak bunlarda bazi celiskiler/farkliliklar/zitliklar arayip boylece fitne cikarmak isteyebileceklerine, ancak bunlarin dogru yorumlarini yalnizca Allahin ve ilim sahiplerinin hakkiyla bilebilecegine boylece isaret edilmis olmalidir, herhalde, temelde. (Ali Imran 7)

    Bu baglamda, Allahin katindaki zamani (Hac 47) ve mekanini (Mulk 16-17 & Mearic 4) ve tasarimlayip takdir edisini (Bakara 117) ve eylemini (Fussilet 11 & Fecr 22) acikca isaret eder tarzdaki Ayetlerin ne mutesabih (benzesen, coklu), ne de mesel (sembolik, mecazi) anlatimlar kategorisinde olabileceklerine dair herhangi bir emare asla mevcut degil, sanirim, bunlarda.

    Allahin ilkin “Gokte” olup ve sonra Meleklerin bu sekilde “Yukarida” olan bu Allaha ancak 50.000 yilda yukselip cikabildikleri (burada kullanilan bu fiil Kuranda daima goge/yukariya dogru yukselip cikisi kasteder tarzda kullanilmis olmalidir. Hicr 14 & Sebe 2…) boylelikle acik edilmis olmalidir, herhalde. (Mulk 16-17 & Mearic 4)
    (*Ancak buradaki 50.000 yillik bu mesafenin temelde Evrenin disindaki bir alan olarak algilanabilip ve buraya dahi “Gok” denilebilmis olabilecegi yaklasimi da tumden yadsinamaz/goz ardi edilemez olmali, belki de, burada.)

    Kuranda hicbir zaman
    Allah hem ilk hem de “ayni anda” sondur ifadesi gecmiyor, sanirim; ancak bu sizin kendi sahsi cikariminiz olmali, belki de.
    Kuranda sadece Allah evveldir ve ahirdir deniliyor, (Hadid 3) ve bu da daha sonra bir onceki yazida aktarmaya calistigim tarzda –yarattigi herseyden “once/evvel” olabilmis olan & yok ettigi herseyden “sonra/ahir” olabilecek olan seklinde– netce aciklaniyor olmalidir, herhalde, diger bazi Ayetlerde. (Hadid 3 = Bakara 117 & Kasas 88 & Rahman 26-27…)
    Bunlar temelde “isabetsiz” Ayetler/Aciklamalar olmussa, sizin yukaridaki o kendi sahsi cikariminizi destekler nitelikte “isabetli” olabilecek olan Ayetler/Aciklamalar nerede, o halde? Bilakis sizin bu sahsi cikariminizin aksini gosteren tarzda Ayetler/Aciklamalar dahi mevcut olmalidir, bir de ayrica, belki de. (Hac 47 & Rahman 31…)

    Siz bir de Allahin –zamandan, mekandan, tasarlayip takdir etmekten ote–“hareketten” dahi tumden ari/uzak olmasi gerektigini dusunuyor/ongoruyor olmalisiniz, yanilmiyorsam. Ancak burada da Allahin bilakis “hareket” halinde de olabildigini/olabilecegini gosteren bazi acik Ayetler de mevcut olmalidir, herhalde, yine Kuranda:

    Sonra O (Allah) –yaratma eylemi icin– goge dogru “yoneldi”… (Fussilet 11)

    Ve Rabbin (Allah) ve melekler dizi dizi olarak –kiyamet gununde arza–”geldiginde”… (Fecr 22)

    Ancak bunlara ragmen yine de tum bu tarzdaki Ayetleri sadece mutesabih, veya mesel anlatimlar kategorisine koyup ve kendi sahsi cikarimlariniz dogrultusunda zamandan, mekandan, tasarimlayistan, hareketten tumden ari/uzak bir Tanri tasavvurunu benimseyebiliyorsaniz, –sahsen katilma zorunlulugu hissetmemekle birlikte– saygili/anlayisli olabilmek/kalabilmek esas olmalidir benim acimdan, her daim. Tekrar Esenlikle ve Saglicakla kaliniz.

  27. suicide diyor ki:

    kuran’da ki anlatımlarla büyük patlama teorisi arasında yapılan üstteki hayali kurgu bir ironiden ibarettir. yani sebepleri birbirine zıt olan şeylerin benzer sonuç vermesi :)

  28. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Şüpheci melek Enbiya suresi 32. ayetle ilgili yazdıklarından şüphe duyuyorum.Bu Dünyada bu kadar güvensiz yaşamak hiç kolay olmasa gerek.

  29. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Big-bang ve saçılan atomaltı parçacıkların kritik hızı evrenin tesadüfen oluşmadığının tam bir ispatı.Ama ateistler big-bangı çürütmek için çoklu evren modeli denen uydurma bir teoriye tutunmaya çalışıyorlar.Gerçekler onları çok üzüyor.Kuran zaten evrenin yoktan var olduğunu Enam-101 de yazıyor.

  30. muratS diyor ki:

    mete tunç

    neye dayanarak yükselttik anlamını kullanıyorsun kelime için bunun için herhangi bir kanıtta sunmamışssın üstelik bir kelimenin bir çok manası olabilir ama kullanılan ilk manalar gibi 2.cil 3.cül manalarda olabilir isterse bin tane manası olsun özellikle kullanılan genelde kelimelerin ilk manası olur o kadar kuran mealine göre genişlettik olan kelimeyi nasıl oluyorda yüksellttik diye çevirebiliyorsunuz üstelik hiçbir kanıt sunmadan….?

    Kuran ayetlerinin gerçeği göstermesi sizi rahatsız etmiş sanırım rahat olunuz neden bu kadar gergin bir cevap yazmışsınız …. yorumunuzun devamında su kelimesinin meni için kullanıldığını iddia etmişsiniz neye dayanarak .. huh dersen bazı ayetlerde bu manaya geliyor evet öyle ama her ayetin o manada kullanıldığınıda nereden çıkarıyorsun desteksiz atmayalım mete bey sen hiç kanıt gösterme sen farazi hayali dedin diye bu insanlar sana inansın ne güzel bir mantık algısı bu sümerler olaylarınızda ayrı bir hoş, yapmanız gereken şu olmalı tek bir cümle sümerlerdede bu böyleydi deyip geçmek değil aksine BİR kanıt göstermek İKİ kaynak vermek ÜÇ bunlar araasında bağlantı kurmak ve mantıklı bir temele oturtmak sözgelimi sümerlerde bu konunun nasıl geçtiğini adam akıllı anlatmak hem Muhammed peygamberin kullandığı mana hemde onların tamda aynı manada kullanıldığını göstermek ve en önemlisi ”bu anlatıma yakın bir ifade burada çıkmış demekki bu buradan alınmış” dedikodusu yerine ” sağlıklı bir şekilde bunu aktarmak yani aslında bunları yapsanız bile tezleriniz mantıklı bir temele oturtulamıyor, eleştirilerime devam edecek olursam insanlar yazının uzunluğundan şikayetçi olabilir son bir uyarı daha yapayım bu uyarıda şüpheci meleğede bir nasip olsun DÖRT dürüst ahlaklı objektif olun birşeyler hoşunuza gitmiyor ve canınızı sıkıyor diye gerçeğe avaş açmayın anlamaya çalışın inat etmeyin kendinizi bir yalana hapseditmişsiniz o yalan bir atgözlüğüne benziyor çıkartın onu doğru dürüst bakın gerçeklere

  31. muratS diyor ki:

    bu arada şunu eklemeyi unutmuşum aslında bu en önemlisi kuranda Allahın kulları hakkında bir adetullaha (hareket ve emir tarzı) sahip olduğu ve bu adetullaha göre insanlara sorumlu tutuldukları ilk andan itibaren hep aynı şeyin emredildiğini (Allahın bir olarak kabul edilmesi-namaz-oruç vs) görürüz bazı rivayetlere görede 127 bin peygamber gelip geçmiştir bazı ayetlerdede ”paygamberlerin bazılarının haberleini sana veriyoruz bazılarınkini vermiyoruz” ve ”biz b,r ümmete uyarıcı korkutan göndermeden helak edici değiliz” diyerek tarih boyunca onbinlerce topluluğun hep aynı uyarıcılarla emirlerle karşılaştığını bildiriyor muhtemelen sümerlerede bir uyarıcı gönderilmiştir emirler aynı olduğu için benzer olması doğaldır gerçi sümerlerde bazı şeylerin sonradan bozulduğuda vakıadır (çok tanrılı inanç gibi)

  32. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Big-bangın ismi artık değişmeli.Çünkü ortada patlayan bir şey yok.ALLAHIN ol emriyle milyar kere milyarlık hassasiyetle saçılan atom altı parçacıklar var.Verilecek en iyi isimde Sensitive scattering yani Hassas saçılma olabilir.

  33. ergüb diyor ki:

    Sn. Ferda Yaman oğlu’na Katılıyorum Big Bang Dediğiniz gibi Aslında Hassas Yayılma olarakta kullanılabilir ki kullanılıyor sanırm.

    Enbiya Suresi 30. ayette, “Göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı görmediler mi?” denilmektedir. Ancak bu olayı kimse görmemiştir?

    Ayeti: “İnkâr edenler, bizim ilk defa gökleri ve yeri bitişik olarak yarattıktan -belli bir süre- sonra, onları ayrı ayrı yapılar halinde düzenlediğimizi ve diri olan her şeyi sudan yarattığımızı görmediler mi?”

    – Arapça’da “Görmüyorlar mı? Düşünmüyorlar mı?” anlamlarına gelen “E-Lem- Yere/Tere” şeklindeki istifham/soru sitili, gerçek bir sorgulamaya değil, konuyu pekiştirmeye yöneliktir.

    – Hz. Peygamber (a.s.m)’in doğumundan önce gerçekleşen Fil Vakası hatırlatılırken, yine aynı sitile baş vurulmuş ve “E-Lem-Tere = Görmedin mi?” soru üslubu kullanılmıştır.

    Kaynak: http://www.sorularlaislamiyet.com/article/11387/enbiya-suresi-30-ayette-goklerle-yer-bitisikken-bizim-onlari-ayirdigimizi-gormediler-mi-denilmektedir-ancak-bu-olayi-kimse-gormemistir.html

    Zariyat suresi 47. ayeti açıklar mısınız? Bazı çevreler buradaki ayetin günümüz bilimsel gelişmeleri neticesinde evrenin genişletildiği görüşündedir?

    Yazar: Sorularla İslamiyet 2010-03-20
    Muasır alimlerden önemli bir kısmı, “Göğü biz çok sağlam bir şekilde bina ettik. Şüphesiz onu genişleten biziz.” mealindeki Zariyat suresinin 47. ayetinden evrenin genişlemesinin işaretini çıkarmışlardır.

    Ayette geçen “Mûsiûn” kelimesi tam tamına “genişletenler” anlamına gelir. Bir çok ayette olduğu gibi, burada da Allah azametini göstermek için kendisini birinci çoğul şahıs zamiri olan “Biz” kullandığı için buna uygun olarak da “mûsiun”(genişletenler) kelimesini de çoğul olarak kullanmıştır. Bu ayet, evrenin genişlemekte olduğunu ve bunu yapanın da Allah olduğunu açıkça vurgulamaktadır….

    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/12539/zariyat-suresi-47-ayeti-aciklar-misiniz-bazi-cevreler-buradaki-ayetin-gunumuz-bilimsel-gelismeleri-neticesinde-evrenin-genisletildigi-gorusundedir.html

  34. ergüb diyor ki:

    “Şüpheci Melek
    03/06/2009, 10:22
    /@ Yolcu,
    “görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 65)”

    Bu ayetteki anlam biraz esnetilmiş gibi geliyor bana. Göğün yerin üstüne düşmesi gökyüzünün bir “tavan” olarak görülmesi sebebiyle düşünülen bir şey gibi görünüyor. Galli druidlerin Büyük İskender’e “en çok korktukları şeyin göğün başlarına yıkılması” olduğunu söylediği biliniyor. http://www.sacred-texts.com/neu/celt/rac/rac18.htm . Hatta Asterix çizgi romanlarında bile sık sık geçer bu.
    Yani “Hz.”Muhammed doğmadan yaklaşık 1000 yıl öncedir var olan bir inanıştan bahsediyoruz. Gökyüzünün çökebilecek bir tavan olması fikri Arap kavimlerinde olmayan bir fikir olsa bile Hz.Muhammed’in bir tüccar olduğu ve önemli ticaret şehirlerine kervanlar götürdüğünü düşünürsek bu fikri kolayca öğrenebileceğini düşünebiliriz.”

    Cevap :

    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/10520/hac-suresi-65-ayette-allah-gg-yerin-stne-dsmekten-alikoyar-denilmektedir-gk-nasil-olur-da-yerin-zerine-dser.html

  35. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Ergüb Hassas saçılma aslında ALLAHIN var olduğunun tam bir ispatıdır.Çünkü saçılmaya sebeb olan bir gücün(ALLAHIN) olduğu kesindir.Ateistlerde bunu çok iyi biliyor.Saçılmayı çürütmek içinde çoklu evren denen uydurma bir iftira teoriye sarılıyorlar.Stephan Hawkingde bu teorinin fikir babalığını yapıyor.Ama Güneşi balçıkla sıvıyamazsınızki.Bu Şüpheci Melekekde Hawking gibi tam bir iftiracı.Ben onun sitesinde bağırmaktan sesim kısıldı.Göğün tavan olması,yoktan var olma,arının programlanması,zıd çiftler,Güneşin dürülerek kara delik haline gelmesi ,tüm bunların Kurandan evel hangi yazılı kaynakta geçtiğini soruyorum.Ama cevap yok.İftira bol.Peygammer efendimiz bu ayetleri duymuşmuş.Bu arada sayın Tunçtanda ses,soluk çıkmıyor.Her halde er meydanını terketti.Saygılarımla

  36. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Kar payı ortaklığı tam bir dolandırıcılık sistemidir.Biraz evel sayın Ergübün adını verdiği islami olduğu iddia edilen siteye girdim.Kar payı ortaklığının caiz olduğu yazılarak insanlar kandırılıyordu.Böyle bir sistemle çocukları bile kandıramazsınız.Anca dini kullanarak saf insanları kandırırsınız.Adam, kar bile etse zarar göstererek paranı vermez.Bir çok insan bu sistemle dolandırıldı.Bu ahlaksız adamlara ALLAHIN vereceği ceza yeter.ALLAH ortaklardan dürüst olanlar çok azdır, diyor,Kuranda.Kuranda iki çoban kardeşin ortaklığını okuyun.Saygılarımla

  37. Ergün diyor ki:

    Sn.Ferda Yamanoğlu Yukarıdaki Yorumları Yazarken Adımı Yanlışlıkla “Ergüb” Yazdım Böyle bir isim Yoktur Sanırım… Adım Ergün ;)
    Bir de Kar Payından Bahsetmişsiniz. Ancak, Neyi Kastettiğinizi ve benim Bununla ilgili bir link verdiğimi Sanmıyorum… Ve Siteyi Sanırım Bu yüzden Eleştirdiiniz. Belirttiğiniz Soruyu Siteye’de Sorabilirsiniz Büyük ihtimalle Cevaplarlar.
    Yorumlarınız için Teşekkürler… Vesselam

  38. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Ergün bir çok insan ilginç kod isimleri kullanıyor.Bende bu ismin kod ismi olduğunu düşünmüştüm.Yazılarınızdan mantıklı bir insan olduğunuz anlaşılıyor.Ateistlerin bilimle ilgili ayetlere cevap veremedikleri görülüyor.Kuran ateizmle çok kolay mücadele eder.Zaten ateizm bilim ve Kuran karşısında mat olmuş durumda.Kuran için en büyük tehdit münafıklıktan geliyor.Kuranda olmayan kar payı ortaklığını varmış gibi gösterenler,cemaat kisvesi altında banka kuranlar bir çok saf insanı dolandırdılar.Sizin verdiğiniz sitedede bu duruma rastlayınca yeni bir tartışma konusu açmak istedim.Saygılarımla.

  39. suicide diyor ki:

    kesinlik yok, varsa tanrının gösterilmesi gerekiyor.

  40. edemirci1 diyor ki:

    Ayetleri kafanıza göre çekip çevirenler İslamın 5 şartından biri olan Namazı da şahsi fikirlerine göre kılıyorlar mı ?

    Sahih hadis nedir bilirler mi ?

    Atesitler çekip çevrilen ayetleri yutmaz. Çekip çevrilen ayetleri ALLAH’a yutturmaya çalışıyorsanız o da sizin probleminiz.

    Yazar Emre Dorman “Onu yakalayıp bağlayın.” HÂKKA-3 (Diyanet Çeviri)
    Ayetteki bağlamak uzayı kastediyor değil mi ? ALLAH sicim teorisine atıfta bulunmuş.

    http://www.youtube.com/watch?v=RQa41nWELjs

    Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.HÂKKA-48 (Diyanet Çeviri)

  41. Cenk Er diyor ki:

    Big Bang’in gerçek olmadığı yolunda fikir belirten bilim adamları da vardır
    Malesef Big Bang teorisi , dinciler tarafından yaygın bir şekilde kullanılmaktadır !

  42. Çınar ÖZCAN diyor ki:

    Kuran big beng’ten asla bahsetmez.. kuran makroda evren ile ilgili, mikroda da anne karnında ki bir bebeğin oluşumunu hatta bir hücrenin bile yapısını anlatan bir çok bilimsel gerçeği açıklamıştır.. hatta 5. element olan ışığı bile!!!!! fakat big bengten bahsetmez.. çünkü evren big beng patlamasıyla oluşmadı!!! bilim kendisi ile çelişmektedir.. patlama yasası oluşturma yasası değil bozmanın yasasıdır. hiç bir şey patlatılarak düzeltilemez çünkü bu patlama yasasına aykırıdır..

Leave a Reply