BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

6 Günde Yaratılış

Yazar: Tunga Torgal

Fussilet suresi 9–12. ayetler pek çoklarının kafasını karıştırmaktadır. Daha kötüsü bu ayetler bazıları tarafından Kuran’a saldırmak için kullanılmaktadır. Aşağıda bu ayetleri veriyorum:

Fussilet/9-12 (Y.Nuri Öztürk)
De ki: “Siz, yerküreyi iki günde yaratana gerçekten nankörlük edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Âlemlerin Rabbi’dir O.”
O, yeryüzüne, denge ve dayanıklık sağlayan dağları üstünden yerleştirdi. Onda bereketlere vücut verdi. Ve onda, azıklarını dört günde takdir edip düzenledi. İsteyip duranlar için eşit miktarda olmak üzere…
Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” Onlar şöyle dediler: “İsteyerek geldik!”
Böylece onları, iki günde yedi gök halinde takdir edip her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti. Ve biz, arza en yakın göğü kandillerle ve bir korumayla donattık. İşler bunlar Azîz ve Alîm olanın takdiridir.

Y. Nuri Öztürk’ün bu çevirisini en temiz çeviri olduğu için seçtik. Ancak bu çeviride bile hatalar var. Bu çeviride 12. ayette verilen “Böylece onları, iki günde yedi gök halinde takdir edip” şeklindeki ifade doğru değil. Ayetin Arapça orijinalinde geçen “Fe kadahünne” ifadesindeki fiilin karşılığı “takdir etmek” değil “tamamlamak”… Nitekim A. Yusuf Ali İngilizce çevirisinde bu ayeti şu şekilde veriyor:

Fussilet/12 (A. Yusuf Ali)
So He completed them as seven firmaments in two Days, and He assigned to each heaven its duty and command. And We adorned the lower heaven with lights, and (provided it) with guard. Such is the Decree of (Him) the Exalted in Might, Full of Knowledge.

Görüldüğü gibi Yusuf Ali söz konusu Arapça fiili İngilizceye “complete” olarak çevirmiş: Yani “tamamlamak”…

Türkçe bir örnek olarak da Ali Bulaç mealindeki çeviriyi veriyorum:

Fussilet/12 (Ali Bulaç)
Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir.

Ali Bulaç ta mealinde bu kelimeyi “tamamlamak” olarak çevirmiş. Bunun önemini makalenin devamında göreceğiz.

Bir diğer hata da 10. ayetteki “takdir edip düzenledi” şeklindeki ifade… Bu ayette geçen Arapça kelime “kaddera”… Bu kelimenin anlamı ise “takdir etmek”. Hocamızın “düzenledi” eklentisi doğru değil.

Fussilet suresindeki bu ayetleri (9-12) Kuran’a saldırı amacıyla kullananlar verilen süreleri ardı ardına toplayarak 8 gün sonucunu elde etmekte ve Kuran’ın başka ayetlerinde göklerin ve yerin yaratılışı için verilen 6 günle uyuşmadığını söyleyerek bir çelişki olduğunu iddia etmektedirler.

Bu saldırıya karşı Müslümanların geliştirdiği mantık ise şudur: Azıkların takdir edildiği 4 gün önceki 2 günü de içine almaktadır. Dolayısıyla aslında toplam süre yine 6 gün etmektedir. Ancak bu mantık yeryüzünün big-bang anından itibaren fiziksel olarak varlığını gerektirmekte olduğundan, mevcut kozmoloji ile uyumlu değildir.

Mevcut kozmolojik bilgilerimize göre evren 13,7 milyar yıl yaşındadır (200 milyon yıllık bir hata payı bırakılmıştır). Dünyanın yaşı ise 4,5 milyar yıl olarak tahmin edilmektedir. Elbette bütün bu hesapların yanlış olduğu ileri sürülebilir. Ancak biz bu makalede mevcut kozmolojik bilgiyle uyumlu bir alternatif açıklama getirmeye çalışacağız. Evrenin ve dünyanın yaşı ile ilgili olarak makalenin sonundaki referanslara göz atabilirsiniz.

Aslında bütün mesele ayette verilen azıkların takdir edildiği 4 günün zaman içerisinde nerede konumlandırılacağıyla ilgilidir. Ayette azıkların takdir edildiği bu 4 günün dünya yaratıldıktan sonra geçen bir süre olduğu söylenmemektedir. Bilakis biz bu sürenin dünyanın var olmadığı ilk 4 gün olduğunu düşünüyoruz. Her şeyden önce ayetin azıklarla ilgili bölümünde kullanılan Arapça fiile dikkat etmek gerekiyor: “kaddera”. Yani “takdir etmek”. Ayette geçen ve benim asıl kafa karışıklığına sebep olduğunu düşündüğüm kelime ise “fıha”, yani “onda (yerde)”. Doğrudan ayetin bu kısmı üzerinde konuşmak yerine bir örnek üzerinde konuşmanın meseleyi aydınlatacağını düşünüyorum. Bu amaçla aşağıdaki 2 cümleyi hazırladım:

i. Ve takdir etti yerde yaşamı daha yer yok iken.

ii. Ve takdir etti kadında güzelliklerini daha kadın yok iken.

Örnek cümlelerimizde mantıksal olarak hiçbir hata ve tutarsızlık yoktur. Allah’ın yerde bir şey takdir etmesi için yerin var olması gerekmez! İşte ayette de söylenen aslında budur. Daha açık bir ifadeyle cümlede kullanılan “orada/onda (yerde)” ifadesi eylemin (takdir etmek) gerçekleştiği yer değil, eyleme konu olan yerdir. Yerdeki azıklar yerin var olmadığı ilk 4 gün içinde takdir edilmiştir. Bu ayetteki ifade aynı zamanda 6 günde yaratılışın, yeryüzünün olmadığı ilk 4 gününde yeryüzü için bir planlamanın/tasarımın yapıldığını vurgulamaktadır. Yani yeryüzü ve onda yaratılacak şeyler hatta bunların miktarları ilk 4 günde belirlenmiş durumdadır. Bunun önemini makalenin devamında göreceğiz. (Not: “takdir etme” konusunu anlamada güçlük çekenler yazının en sonundaki “açıklama” bölümüne baksınlar).

Dolayısıyla toplam süre yine 6 gündür. Yerin yaratılması ve göklerin yedi gök olarak düzenlenmesi ise son 2 günde gerçekleşmiştir. Göğün yedi gök olarak son 2 günde düzenlenmesi, tüm göklerin son 2 günde oluştuğu anlamına gelmez. Bununla vurgulanmak istenen yedi gök halini almanın (yedi gök olarak tamamlanmanın) son 2 günde olduğudur.

Bu durum mevcut kozmolojik bilgi ile mükemmel bir şekilde örtüşmektedir. Dünyanın yaşı olan 4,5 milyarı kâinatın yaşı olan 13,5 milyara bölerseniz elde edeceğiniz sonuç, 2 günü 6 güne bölerseniz elde edeceğiniz sonuç ile aynıdır. Ayrıca bu açıklamayı doğru kabul ederseniz dünyanın big-bang’ten bu yana fiziksel olarak var olması sorunundan da kurtulmuş olursunuz. Güneş sisteminin yaşı da dünyanın yaşıyla aynıdır. Bu durum “son 2 günde yedi gök halini alma” sürecinin gerçekten de doğru olduğunu göstermektedir.

Bu açıklama yaratılışla ilgili diğer Kuran ayetleriyle de uyumludur. Kuran “yaratmaktan” bahsederken bunu topyekûn bir olay olarak ele alır. Aşağıdaki ayetler bu durumu açıklamaktadır:

Hadid/4
O’dur ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra Arş üzerine hükümranlığını kurdu. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir ve her nerede olsanız sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür.

Kaf/38
Andolsun ki, Biz , o gökleri, yeri ve aralarındakileri altı günde yarattık, Bize bir yorgunluk da dokunmadı.

İlk ayette göklerin ve yerin altı günde yaratıldığı, ikinci ayette ise göklerin, yerin ve aralarındakilerin altı günde yaratıldığı söylenmektedir. Bu iki farklı anlatımla söylenmek istenen yaratmanın bir bütün olduğu ve sadece yoktan var etmeyi değil aynı zamanda tasarlamayı/düzenlemeyi de içerdiği vurgulanmaktadır. Bu iki değişik ifade tarzı ile yüce Allah, bir şeyi belli bir sürede yarattım derken, ondaki her şeyi yarattığını söylemek istediğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla Fussilet/9’da yerin 2 günde yaratıldığı söylendiğinde bunu da bir bütün olarak ele almak gerekir. Yeryüzünde yaratılan her şey bu 2 günde yaratılmış olmalıdır.

Bir diğer delil de Naziat suresidir. Bu surede yerin yaratılış aşamalarından şöyle bahsedilmektedir:

Naziat/27-33
Siz mi yaratılışça daha çetinsiniz, yoksa gökyüzü mü? Onu O “Allah” bina etti.
Boyuna yükseklik verdi, nizamına koydu.
Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.
Ondan sonra da yeryüzünü döşedi.
Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.
Ve dağlarını oturttu.
Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için.

Bu ayetlerde yerin (yerkabuğunun) döşenmesi ve dağların oturtulmasının gece ve gündüzün oluşumundan sonra olduğu açıkça bildirilmektedir. Bu durumda yerin döşenmesi ve dağların oturtulmasından ve otlağın (azıkların!) çıkarılmasından önce güneş var ve gök duman halinde değil demektir. Yüce Allah Fussilet suresinde duman halindeki göğe son 2 günde (ilk 4 günden sonra) yöneldiğini bildirmektedir. Bu da bizim güneşimizin ancak son 2 günde var olduğunu gösterir. Bunu Naziat suresindeki ifadelerle birleştirdiğimizde yerkürenin yaratıldığı 2 günün de bu son 2 gün olduğu anlaşılmaktadır. Güneş sisteminin yaşı olarak yaklaşık 4,5 milyar yılın hesaplandığını da tekrar belirtelim.

Fussilet suresinde verilen bir diğer bilgi de yere ve duman halindeki göğe Allah tarafından “birlikte gelin” dendiği ve yer ve göğün bu emre uyduklarıdır. Bu ifadeler yer ve göğün (güneş sisteminin) birlikte ve son 2 günde oluştukları savımızı desteklemektedir.

Ancak bu konuyla ilgili olan ve açıklanması gereken bir ayet daha var: Bakara 29.

Bakara/29 (Hamdi Yazır)
O öyle bir yaratıcıdır ki, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı; sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi pek iyi bilendir.

Bu ayette yüce Allah yerde ne varsa hepsini yarattığını (yeri değil!) ve sonra yedi göğü düzenlediğini söylemektedir. Oysa biz yukarıda yerin yaratılması ve yedi göğün düzenlenmesinin son 2 günde gerçekleştiğini iddia etmiştik.

Eğer bu ayet dikkatle incelenirse yerin değil yerde ne varsa hepsinin yaratıldığının söylendiği fark edilecektir. Peki, yerde neler var? Madde var, bu maddenin oluşturduğu yapılar var, canlılar var ve daha nice şeyler…

Daha fazla devam etmeden önce aşağıdaki 3 ayeti vermek istiyorum:

Hadid/25
Andolsun ki, Biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik; beraberlerinde kitap ve mizan (terazi, ölçü) indirdik ki, insanlar adaletle tutunsunlar. Bir de demiri indirdik ki, onda hem çetin bir sertlik, hem de insanlar için birçok faydalar vardır. Çünkü Allah kendisine ve peygamberlerine gıyabında yardım edenleri belli edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, üstündür.

Zümer/6
O, sizi tek bir nefisten yarattı. Onun esini de ondan meydana getirdi. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizleri analarınızın karınlarında üç türlü karanlık içinde yaratılışdan yaratılışa yaratıp duruyor: işte Rabbiniz Allah O’dur, mülk O’nundur, O’ndan başka tanrı yoktur. O halde nasıl (haktan) çevrilirsiniz?

Araf/26
Ey Adem oğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek ve süs olacak giysi indirdik; fakat takva elbisesi hepsinden hayırlıdır. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Gerek ki, düşünüp ibret alırlar.

İlk ayette demirin, ikinci ayette sekiz çift büyük baş hayvanın indirildiği söylenmektedir. İlk ayet bize dünyadaki tüm maddenin aslında dünyanın var olmadığı ilk 4 günde yaratıldığını ve yere indirildiğini söylemektedir ki bu kesinlikle doğrudur. İkinci ayet ise yeryüzündeki yaşamın da “indirildiğini” vurgulamaktadır. Bazı meallerde bu ayetteki “indirdi” kelimesi “yarattı” olarak çevrilmiştir. Ancak ayette açıkça Arapça “indirdi” anlamına gelen “enzelna” kelimesi kullanılmış. Üçüncü ayette giysi indirmekten bahsedilmektedir. Yine “indirmek”, “yaratmak” değil!

İlk ayette yerdeki ham madde için, ikinci ayette canlılar için ve nihayet üçüncü ayette mamul madde için “indirmek” kelimesinin kullanıldığını görüyoruz. Bu kelime ilk ayette gerçek manasında kullanılmış olsa da diğer iki ayette bahsi geçen şeylerin “bir şekilde” daha önce var olduklarını ve sonradan yere indirildiklerini vurgulamaktadır. Bunun “ne şekilde” olduğunu anlamak için Kuran’ın “yaratmak” ile ne kastettiğini anlamak gerekiyor.

Kuran’da yaratmak kelimesi sadece yoktan var etmek değil, aynı zamanda tasarlamak anlamında da kullanılmıştır:

Kuran (Muminun/14)
Sonra o damlayı bir pıhtıya dönüştürdük, bu pıhtıyı bir et parçacığına dönüştürdük, bu et parçacığını bir takım kemiklere çevirdik, derken bu kemiklere bir et giydirdik; sonra ona bambaşka bir yaratık olarak hayat verdik. Bak ne şanlı o Allah, yaratanların en güzeli!.

Bu ayetin sonunda Arapça “halikiyn” kelimesi kullanılmıştır ve Allah’ın yanında yaratıcılar olarak insana atıfta bulunulmaktadır. İnsanın yaratması yoktan var etmek şeklinde değil, tasarlamak şeklindedir. Dolayısıyla Bakara/29’da kullanılan “yarattı” ifadesi de aslında “tasarladı” olarak alınabilir.

Bu durumda yerde ne varsa hepsi aslında yer var olmadan önce tasarlanmıştı ve tasarım olarak vardı (Eflatun’un (Platon) kulakları çınlasın!) sonucunu çıkarabiliriz ve böylelikle Bakara/29 ayetini de mantıksal olarak açıklamış oluruz. Nitekim aşağıdaki cümlede mantıksal açıdan hiçbir çelişki yoktur:

Tasarladı/Yarattı yerde ne varsa daha yer yok iken.

Popüler bir örnek olarak bebek bezi Prima’nın reklâmları verilebilir. Reklâmın ilk versiyonunda “bebekler için yarattık” şeklindeki slogan (sanırım gelen tepkiler üzerine) daha sonra “bebekler için tasarladık” halini almıştı.

Tasarlamak kelimesinin İngilizcedeki karşılığı olan “design” kelimesinin sözlük anlamlarından biri de “the creation of something in the mind” şeklinde verilir. Yani “bir şeyin akılda yaratılması”! Hatta bazı sözlüklerde doğrudan “create (yaratmak)” kelimesi karşılık olarak verilir. (Bakınız: Design)

Bu makaledeki açıklamalara katılırsınız ya da katılmazsınız. Ancak tüm bu açıklamaların Kuran ayetleriyle desteklendiğini görmezden gelemezsiniz. Kuran “yaratmak” kelimesini “tasarlamak” anlamında açık bir şekilde kullanmıştır. Dolayısıyla bu makaledeki açıklamanın sadece bir “çıkarım” olduğu ve Kuran tarafından desteklenmediği iddia edilemez. “İndirmek” ifadelerini içeren ayetler ve Müminun suresi, ayet 14 apaçık ortadadır.

Söz konusu ayetlerde geçen ifadeler ve bu makalede açıklanan görüşler alem-i gayb ve alem-i şehadet kavramlarıyla da ilişkilendirilebilir. Aşağıda bu konuyla ilgili bir web sitesinden yaptığım alıntıyı bulacaksınız:

Kur’an-ı Kerim de, gayb âlemi ve şehadet âlemi olmak üzere, genel olarak, iki âlem kabul etmektedir. Bu durumda, insanın duyularına ve bir noktaya kadar tasarrufuna verilmiş şehadet âlemi (görünürler âlemi)ne karşı; tamamen Allah’ın tasarrufu ve bilgisi altında bulunan bir de gayb âlemi vardır.

Son olarak, Fussilet 9/12 ayetleri ile Naziat 27/33 ayetlerini birlikte değerlendirdiğimizde dünyanın, yaratılışın 6 gününün son 2 gününde var edildiği muhkem bir hal almaktadır. Bakara/29’daki ifade ise müteşabihtir.

Referanslar:
Evrenin Yaşı: Wikipedia – Age of the universe, NASA – WMAP – Age of the Universe
Dünya’nın Yaşı: Wikipedia – Age of the Earth

Açıklama:
“Takdir etme” meselesini anlamakta güçlük çekenler için aşağıdaki dönüşümleri hazırladım:

Takdir etti onda yaşamı ===> Takdir etti olmasını onda yaşamın
Takdir etti onda gıdalarını ===> Takdir etti olmasını onda gıdalarının

“Gıdalarını” kelimesi de biraz kafa karıştırıyor gibi… Bunun için de aşağıdaki açıklayıcı örneği hazırladım:

Takdir etti onda gıdalarını ===> Onda (ona has) gıdalar takdir etti

Şimdi soru şu: Ne zaman takdir etti?
Yanıt: Daha o yokken!

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 19893, bugün ise 4 kez görüntülenmiştir.

178 Comments

  1. Huseyin diyor ki:

    Bigalioglu arkadas,

    ———-
    hangi akıl ve mantık bu açıklamanın
    evrene ait oldugunu iddia edebelir.

    yukarıda yazılı ayetlerin (FUSSILET 9-12) hiç biri evreni kastetmiyor.

    siz başka ayetlere bakın,
    koyun buraya analiz edelim.

    hataya düşmemeniz için size tavsiyem,
    tek bir ayet yorumlayacaksanız;
    altındaki, üstündeki ayetlere de bir göz atın.

    demissiniz.
    ———-

    O halde beraberce bir bakalim, tum o Ayetlere
    –alti ve ustuyle– burada:

    ==========
    9- De ki: Siz mi inkar ediyorsunuz YERYUZUNU
    2 GUNDE (=2000 yil) yaratani?…

    10- Ve kildi orada daglari ustlerinden, ve bereketledi,
    ve olcup takdir etti yiyeceklerini 4 GUN (=4000 yil) icinde…

    11- Sonra yoneldi GOGE dogru ve o duman halinde idi….

    12- Ve sonra yapip bitirdi onlari IKI GUNDE (=2000 yil)
    YEDI GOKLER olarak,
    ve vahyetti her goge emrini…
    Ve susledik EN YAKIN GOGU isiklarla….

    FUSSILET SURESI 9-12
    ==========

    Burada acik & net olarak gorulebilen bazi hususlari
    maddelemeye calisayim:

    1) dunya ham olarak 2 GUNDE
    ve sonra tum daglari ve yiyecekleriyle
    –2 GUN DAHA EKLERSEK– tam olarak 4 GUNDE

    ve sonra da gok
    YEDI GOKLER halinde olarak 2 GUNDE
    olmak uzere

    ==toplam 6 GUNDE (=6000 yil) yaratilmis oluyor
    bu Ayetlere gore.

    Nitekim tum GOKLERIN VE YERIN (=essemavati vel ardi)
    ayni sekilde
    bu 6 GUNDE yaratilip
    sonra da Allahin cikip tahtina oturdugu

    YUNUS 3 & FURQAN 59 & ……

    gibi bircok ayetlerde de tekrar tekrar “teyit ediliyor” olmali Kuranda…

    Butun bu Ayetlerdeki GOKLER VE YERIN
    –yedi gokler olarak–
    6 GUNDE yaratilisinin
    sadece Dunyanin ve Atmosferin yaratilisini

    ve sonra da Allahin tum yaratisi bitirip
    cikip tahtina oturdugunu

    anlattigini dusunmek bu acidan IMKANSIZ olmali,
    sayin Bigalioglu arkadasim.

    2) Ve dikkat edilirse bu GOKLER VE YERIN
    bu toplam 6 GUNDE (=6000 yil) yaratilisinin
    anlatiminin

    FUSSILET 9-12 Ayetlerinde

    hemen ardindan tekrar o Ayetin sonunda EN YAKIN GOK (=essemae ddunya)
    isiklarla donatildigina deginilerek (12. Ayet)

    bu YEDI GOKTEN en yakin ve asagi olanin en azindan bizim
    gezegenlerle & yildizlarla donatilmis
    GUNES SISTEMIMIZ & SAMANYOLU GALAKSIMIZ olmasi gerektigine isaret edilmis olmalidir.

    Saygilarimla.

  2. Huseyin diyor ki:

    Unknowing Soldier, you said:

    ———-
    Yet, more intersting than that would be
    why the unbelievers spend time with pointing out
    the discrepancies they seen in
    what the believers believe in.

    Yes. Why waste so much time and energy on this topic?
    ———–

    If you live in a fully developed & civilized & democratic
    nation, where

    the Science is accepted as Science
    and the Religion as Religion

    you are right,
    these kind of arguments would be a real waste of time.

    But unfortunately, in (yet developing) countries like ours
    there are many people who want to impose their Religious Ideologies over Science and all the other areas of life.

    So it is very critical that people know

    the Holy Scripture (Quran & Gospel etc.) is not a Scientific Text,
    It has many –from scientific standpoint–

    discrepancies,
    absurdities,

    in it.

    If people see and understand this with powerful & clear examples, hopefully “Religion based Tyranny” would not be tried to impose over Scientific & Cultural etc. issues anymore….

    We are not trying to discourage people from their Religion here,
    but we only wish that they understand better
    and leave the “Religious Tyrannic Attitudes” against Science and all Humanity…..

    And by the way, not all Muslims are the same.
    There are many many moderate Muslims who already understand what we are trying to tell & prove above, and very well adapted to the Modern Society.

    Take Care! Good Luck.

  3. Unknowing Soldier diyor ki:

    Trouble is, much of what you put forward isn’t scientific either. At most, they are inferences from observations of varies kind.

    In other words, your arguements are as much based on your own world view as anyone.

    Did no one tell you that observation (and inference) alone does not make science.

  4. Bigalıoğlu diyor ki:

    “==toplam 6 GUNDE (=6000 yil) yaratilmis oluyor
    bu Ayetlere gore. ”

    yaratılmış olmuyor efendim,orada yer yaratıldı mı diyor,dağlar yükseltidi mi.yaratılan bir şey yok.hala kafanızın almadığı şey şu.Dünya vardı zaten ancak yüzey şekilleri düzenlendi.atmosfer düzenlendi,o atmosfer korunmuş bir tavan haline getirildi.bütün bunların yanında yakın göğün kandillerle süslenmesi bir çelişki gibi görünebilir.ancak gök yani atmosfer yükseltilince doğal olarak tozun dumanın içinde daha önce gürülmeyen gökyüzündeki yıldızlar,görünür olmuştur.

    bu ayetlerde yaratılan bir dünya veya evren yok.daha bunun nesini iddia ediyorsunuz anlamıyorum.

    yada şöyle yapalım,siz istediğiniz gibi yorumlayın,bir şey değişmiyor çünkü.

  5. Huseyin diyor ki:

    Unknowing Soldier, you said:

    ———-
    Did no one tell you that observation (and inference) alone does not make science.
    ———-

    Which ones are you talking about?

    =We think & comprehend with our “brains,”

    And in the Scripture it literally says
    you think & comprehend with your “hearts!”

    =Ships are roaming the sea with their motor power,

    And in the Scripture it literally says
    if the Wind stops, the ships will stand still in the ocean!

    And there are many other such “solid examples” above.

    Please first go to the top from #42
    and come down and see all the examples….

    If you cannot understand them, correctly
    I am sorry but I cannot translate them now,
    I am too busy nowadays.

    Take care!! Good luck.

  6. Huseyin diyor ki:

    Bigalioglu arkadas,

    ———-
    yaratılmış olmuyor efendim,orada yer yaratıldı mı diyor,
    dağlar yükseltidi mi.
    yaratılan bir şey yok.
    hala kafanızın almadığı şey şu…..

    demissiniz.
    ———-

    Sadece o Ayetin ilk kismini hatirlatacagim size:

    De ki: Siz mi inkar ediyorsunuz Yeryuzunu 2 Gunde
    YARATANI (=halaqa larda)…….

    (FUSSILET 9) ve devamini biliyorsunuz……..

    Buna binaen, o Ayetlerde
    tum Goklerin ve Yerin 6 GUNDE (=6000 yilda) YARATILIP
    tamamlanmasi anlatiliyor olmali, sayin arkadasim.

    Ve bu durum
    (=6 GUNDE TUM BU GOKLERIN VE YERIN YARATILMASI)
    defalarca da tekrar tekrar “teyit ediliyor” olmali Kuran boyunca, diger Ayetlerde de.

    YUNUS 3 & FURQAN 59 & ……..

    Bu nedenlerle, o Ayetlerden sizin anlamak istediklerinizi anlamak IMKANSIZ olmali.

    O Ayetleri sizin anlamak istediginiz sekilde
    anlamis & anlayacak tek bir Allah kulu bulamazsiniz
    muhtemelen Islam dunyasinda….
    (Yukarida vermeye calistigim tum o Ayetler ve Izahattan oturu.)

    Saygilarimla.

  7. Huseyin diyor ki:

    Sayin Editor,

    Yukarida 85 & 86 Nolu –bana ait olan o– yorumlarda
    benzer yorum 2 kez tekrarlanmis olmali.
    Bu acidan #85 Nolu olani silip
    digerini aynen birakirsaniz,
    mutesekkir olurum.
    ====================

    Yukarida #81 nolu yorumda
    kaldigim yerden biraz daha devam edeyim
    izninizle burada:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ==========
    Yaratti sizi tek bir nefisten (Ademden),
    sonra yapti Ondan onun esini (Havvayi),
    ve indirdi sizin icin Davarlardan
    sekiz cift olarak (koyun & keci & sigir & deve)…..

    (ZUMER 6)
    ==========

    Bu Ayetin isaretine gore,
    sekiz cift Davar (=koyun & keci & sigir & deve 6/143-144)
    ilk insanlar olan
    Adem ve Havvanin yaratilmasindan daha sonra,

    bizzat Allah tarafindan gokten yeryuzune
    indirilmis (=enzele lekum) olmalidir.
    Hem onlar, hem de arkalarindan gelecek tum nesilleri icin…..

    O halde bugun –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari tarafindan tespit edilen
    ve yeryuzunde insan turune ait ilk fosil bulgularindan
    cok daha eski tarihlere dayanan davar turune ait
    “ilk fosil bulgularina” inanmak

    –Kurani mota mot okudugumuz takdirde–

    yine ACIK BIR KUFUR olacak olmalidir??

    DEVAMI GELECEK…

  8. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    ….(Goklerde) Gunes ve Ay
    ve tum YILDIZLAR (=en nucuume)
    Onun emriyle amade kilinmistir…. (ARAF 54)

    Ve yemin ederim o YILDIZLARIN (=en nucuumi)
    kayip dusme yerlerine… (VAQIA 75)
    ———-

    Bu ayetlerde,
    halk arasinda da –ve 1400 yil onceki Arap toplumlarinda–
    caglar boyu “yildiz kaymalari” olarak bilinen

    ve aslinda yildizlarla hicbir alakasi olmayan,
    ancak sadece bazi “gok taslarinin” atmosfere girip yanmalari olayindan ibaret olan bir hadisenin

    Kuranda da yine o zamanki halk arasinda yaygin
    bu goruse gore
    “yildiz kaymasi” seklinde tanimlandirildigi goruyor olmaliyiz.

    ———-
    Nitekim yukarida da ancak KALPLERLE idrak edildigi
    halk arasindaki eski yaygin gorusunun
    yine Kuranda aynen kabul gorup
    aynen aktarildigina sahit oldugumuz gibi….
    #59 nolu YORUM
    ———-

    Dolayisyla bugun bunlarin aslinda “Yildiz Kaymalari” degil,
    fakat sadece bazi Gok Taslarinin atmosfere girip yanmalari
    olayindan ibaret oldugunu tespit eden
    –cogunlukla ateist & agnostik–
    bilim adamlarinin bu tip soylemlerine itibar etmek

    –Kurani mota mot okudugumuz takdirde–

    yine malesef acik bir TAHKIR ve KUFUR olacak olmalidir??

    DEVAMI GELECEK…

  9. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ==========
    Allah goklerin ve yerin ISIGIDIR (=NUR).

    Onun isiginin ornegi,
    icinde cerag bulunan bir kandil gibidir,

    Cerag bir sirca icindedir,
    Sirca sanki incimsi bir yildizdir,
    doguya ve batiya ait olmayan kutlu bir zeytin agacindan yakilir.

    Ates ona degmese bile, neredeyse yagi dahi isildatir. (NUR 35)

    ——-

    Allah odur ki Gunesi bir aydinlik, ve Ayi bir ISIK (=NUR)
    kilmistir. (YUNUS 5)
    ==========

    Yukaridaki ayetlerde netce gorebilecegimiz gibi,
    Allah kendine ait isimlerden biri olan ISIK (=NUR)
    sifatini

    aynen Ay icin de bir sifat olarak kullanarak
    ozenle yarattigini bildirdigi Ayi bu sekilde de sereflendirmis olmalidir.

    Ve madem ki Allah kendi ISIGINI (=NUR)

    isigini kendisi ureten
    yildizimsi bir Kandile benzetmistir,

    o halde elbette Kendi ismini vererek sereflendirmis olabilecegi
    Ay icin de boyle bir ozellik bahsetmis olmasi
    en uygun beklenti olmalidir.

    O halde bugun Ayin
    gercekte isigini kendisi ureten bir Kandil degil,

    fakat sadece bir Yansitici oldugunu ortaya
    koyan –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlarinin
    bu tip soylemlerine itibar etmek ve inanmak

    –Kurani mota mot olarak degerlendirdigimizde–

    malesef yine acik bir TAHKIR olacak olmalidir??

    DEVAMI GELECEK…

  10. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ==========
    Gunes ve Ay bir HESAP (=BIHUSBANIN) icindir.

    Odur ki kildi Gunesi bir aydinlatici
    ve AY’I bir isik,
    ve olctu o AY icin bazi duraklar, ta ki bilesiniz

    SENELERIN SAYISINI ve HESABI (=VELHISABE).

    (RAHMAN 5 & YUNUS 5)
    ==========

    Bir onceki yazida vurgulandigi gibi,
    Allahin kendi isimlerinden birini (NUR)
    vererek kendisini –Gunesin fevkinde–
    sereflendirmis olabilecegi bu AY’I

    yukaridaki Ayette de SENELERIN HESABI meselesinde
    yine –Gunesten once zikredip anarak– sereflendirmis

    ve boylelikle Peygambere ve Onu izleyen tum Araplara
    AY TAKVIMINI esas almalarini oncelikli olarak emretmis olmalidir.

    O halde bugun
    –yukarida bir onceki yazida zikredildigi gibi–
    AY’I once kendi basina bir NUR (=ISIK KAYNAGI) olma mertebesinden
    basit bir YANSITICI mertebesine dusuren,

    ve simdi de senelerin hesabi meselesinde
    bu mubarek kilinmis AY’I degilde
    Gunesi oncelikli bir olcu olarak almayi tercih eden
    bugunun –cogunlukla ateist & agnostik–
    bilim adamlarinin bu tip soylem ve tercihlerine itibar edip
    onaylamak

    –Kurani mota mot olarak degerlendirdigimizde–

    malesef yine TAHKIR uzerine TAHKIR hukmunde olacak olmalidir??

    DEVAMI GELECEK….

  11. Huseyin diyor ki:

    Sayin Yonetici,

    Sizden onemli bir ricam, lutfen ozellikle
    yukarida #42 nolu yorumdan itibaren baslayan
    ve asagiya dogru gelen tum o yorumlari
    –ve elbette bu konu basligi altindaki diger tum yorumlari da–
    mumkunse daima bir kopyasini alip saklamanizdir.

    Cunki Kurani Kerimle ilgili bu tip bilgilerin insanlar tarafindan
    acikca ogrenilmesinden & konusulmasindan
    bir hayli rahatsiz olmus olabilecek bir kisim fanatik gruplar
    daha once bu yorumlarin aktarildigi bir siteye
    saldirida bulunup
    yorumlarin buyuk bolumunu tahrip edebilmisler idi, malesef.

    Bu acidan, lutfen bunlari burada mumkunse
    asla kaybetmeyin.

    Tum acik & durust & demokrat
    calismalarinizda basarilar dilerim.

    Ayrica yukarida verilen Kuranla ilgili tum o yorumlar
    tekrar yineleyeyim:

    Hickimseyi Kurandan caydirmak,
    dininden dondurmek icin vs.
    degildir,

    fakat sadece durustce bilmek
    ve Dinsel & Bilimsel konularda

    –bunlari bazen gerektigi gibi ayirabilip
    gerektiginde ayri kefelerde degerlendirerek–

    cok daha tutarli
    ve makul bir yol izlemek isteyen dindar olan (ve dindar kalmak isteyen) tum insanlar icindir, ayni zamanda.

    Saygilar.

  12. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    De ki: gordunuz mu, eger Allah isitmenizi ve gormenizi alirsa,
    ve KALPLERINIZI TIKAYIP KAPATIRSA (=ve hateme ala qulubikum),
    kimmis bir ilah ki Allahin disinda getirecek olsun size onu?

    (ENAM 46)
    ———

    O halde bugun kalp damarlari iyice tikanmis olan
    bircok hastalari, bu damarlari tekrar acarak veya by-pass
    ederek hayata dondurebilen,

    veya bu da olmazsa baska birinden kalp nakli yaparak
    hayata dondurebilen,

    veya belki de yakin bir gelecekte, kok hucre calismalariyla
    laboratuvarda yepyeni bir kalp uretme sayesinde
    hayata dondurebilme ihtimali var olan,

    –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari,
    ve bu bilim adamlarinin
    bu tip “curetkar” icraatlarini & calismalarini kabul eden tum insanlar

    Allahin disinda bu kimseleri ilah edinmis
    “katli mutlak vacip” kimseler olmalidirlar??

    Cunki bu metotla yine Allahin bir sozunu daha gecersiz kilip
    Onu alenen TAHKIR etmis olmalidirlar??

    Nasil ki yukarida

    =buluttan yagmuru indirerek,
    #69 nolu yorum

    =sivrisinekten emdigi kani geri cekerek,
    #58nolu yorum

    =es olmadan cocuk ureterek,
    #81 nolu yorum

    yapmis olduklari gibi!!

    –Kurani mota mot okudugumuz takdirde–

    DEVAMI GELECEK…..

  13. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———————-
    …ve (borc alip verme islemlerinde) sahit tutun
    erkeklerinizden IKI SAHITI (=sehiideyni min ricaalikum),
    ve eger iki erkek yoksa,

    o halde BIR ERKEK ve bununla birlikte
    hosnut olduklarinizdan IKI KADIN (=emraataani)
    almaniz gerekir o sahitlerden.

    Ta ki o kadinlardan biri SAPARSA (=tedille ihdaahumaa), otekisi ona hatirlatir…

    (BAKARA 282)
    ———————–

    Bu ayetlerde netce gorebilecegimiz gibi,
    1400 yil onceki Arap toplumlarindaki kadinlarin
    egitim duzeyindeki ve o toplum icindeki bir hayli
    “dusuk statuleri” de belki bir gerekce olarak alinarak,

    bu Arap kadinlarin –yukaridaki ayette onemle vurgulanmis olabilecek–
    bu ongorulen zafiyetinden (=SAPARSA) oturu
    ancak bir Arap erkekle birlikte, iki Arap kadinin sahitligi
    ongorulmus olmalidir, Arap toplumlarina.

    O halde, bugun medeni dunyadaki kadinlarin –o Arap toplumlarina nispeten– bir hayli yuksek egitim seviyesi
    ve toplum icindeki –o Arap toplumlarina nispeten– cok daha yuksek statuleri geregi,

    erkek ve kadinlarin bu tip mali hususlarda “yeterlilik sahibi olan”
    ortalama denk bir “akil ve hafiza” seviyesine sahip oldugunu ongoren
    –cogunlikla ateist & agnostik– bilim adamlarinin bu tip tespit ve soylemlerine itibar edip onaylamak

    –Kurani mota mot okudugumuz takdirde–

    yine malesef acik bir TAHKIR ve KUFUR olacak olmalidir,
    yeryuzundeki butun milletler icin??

    DEVAMI GELECEK…

  14. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    —————
    Erkekler kadinlar uzerine sorumlu yoneticilerdir (=qavvaamuune),

    Allah bazilarini bazisi uzerine USTUN KILDIGINDAN (=bima faddel
    Allah) oturu,

    ve o erkekler MALLARINDAN HARCADIKLARINDAN (=bima
    enfequu) oturu,

    oyleyse salih kadinlar boyun egenler, namuslarini koruyanlardir
    Allahin korudugundan oturu……

    (NISA 34)
    ——————–

    Bu Ayetlerde yine ozce gorebilecegimiz gibi,
    1400 yil onceki Arap toplumlarindaki kadinlarin
    bedensel & egitimsel vs. duzeyindeki
    ve o toplum icindeki bu acilardan bir hayli “dusuk statuleri” de belki bir gerekce olarak alinarak,

    bu Arap kadinlarin –yukaridaki ayette onemle vurgulanmis olabilecek–
    bu ongorulen zafiyetinden (=BEDENSEL YETERSIZLIK & EKONOMIK BAGIMLILIK) oturu
    ancak evlilik yoluyla bir Arap erkegin yonetiminde & himayesinde yasamalari ongorulmus olmalidir, Arap toplumlari ve sartlarina gore.

    O halde, bugun medeni dunyadaki kadinlarin –o Arap toplumlarina nispeten– bedensel & egitimsel acidan bir hayli yuksek seviyesi
    ve toplum icindeki –o Arap toplumlarina nispeten– cok daha yuksek statuleri geregi,

    erkekler gibi bu kadinlarin da artik bu tip mali hususlarda “yeterlilik sahibi olan”
    ortalama bir “guc ve gelir” seviyesine cikabilmesinin
    mumkun olabilecegini ongoren
    –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlarinin bu tip tespit ve soylemlerine itibar edip onaylamak

    –Kurani mota mot okudugumuz takdirde–

    yine malesef acik bir TAHKIR ve KUFUR olacak olmalidir,
    yeryuzundeki butun milletler icin??

    DEVAMI GELECEK…

  15. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    oyleyse insan bir baksin neden yaratildi?
    ATILAN BIR MENIDEN (=main dafiqin) yaratildi,
    bel kemigi ile kaburgalar arasindaki –organlardan–
    cikiyor (olan).

    (TARIK 5-7)
    ———-

    Dolayisiyla bugun meninin gercekte
    bel kemigi ile kaburgalar arasindaki organlarda degil,
    fakat daha asagida testislerde uretildigini tesbit eden
    –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlarinin
    bu tespit ve iddialarina inanmak

    –Kurani mota mot bilimsel bir tekst olarak degerlendirirsek–

    belki de yine malesef ACIK BIR KUFUR olacak olmalidir??

    ———-
    Not: yukarida netce gordugumuz gibi
    #59 nolu yorumda

    kavrama organlari olarak beyni degil,
    fakat daha asagidaki kalbi isaret eden Kuranin,

    meni organlari olarak bu kez testisleri degil,
    fakat daha yukaridaki organlari (belki de bobrekler)
    isaret etmesi cok garipsenecek bir durum olmamalidir, belki de.
    Kurana bu sekilde “butunsel acidan” bakip
    degerlendirdigimizde.

    DEVAMI GELECEK…..

  16. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    —————
    De ki: Gordunuz mu, eger Allah sizin uzerinize
    GECEYI kesintisiz ve devamli (=sermeden) kilarsa
    Kiyamet Gunune kadar,

    kimmis bir ilah ki Allahin disinda
    getirecek olsun size bir AYDINLATICI ISIK (=bidiyaain);
    oyleyse hala isitmeyecek misiniz?

    (KASAS 71)
    ——————–

    O halde, bugun normal yoldan,
    veya nukleer santraller kullanimiyla,

    –belki de yukaridaki Ayette one surulen– Kiyamete kadar,

    nice sehirleri tumden ve 24 saat
    kesintiz ve devamli olarak
    tumden aydinlatma imkani olan,

    veya bunun disinda
    belki de cok yakin bir gelecekte
    uzaya dev bir ayna yerlestirerek
    bu sayede

    –tum dunya acisindan cok acil onlem alinmasi
    gereken bir durumda–

    dunyanin her yerini ayni anda 24 saat
    kesintisiz ve devamli olarak
    aydinlatma ihtimali var olan,

    –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari,
    ve bu bilim adamlarinin
    bu tip “curetkar” icraatlarini & calismalarini kabul eden tum insanlar

    Allahin disinda bu kimseleri ilah edinmis
    “katli mutlak vacip” kimseler olmalidirlar??

    Cunki bu metotla yine Allahin bir sozunu daha gecersiz kilip
    Onu alenen TAHKIR etmis olmalidirlar??

    Nasil ki yukarida

    =buluttan yagmuru indirerek,
    #69 nolu yorum

    =sivrisinekten emdigi kani geri cekerek,
    #58nolu yorum

    =es olmadan cocuk ureterek,
    #81 nolu yorum

    =tumden tikanmis kalpleri tekrar acarak,
    veya degistirerek,
    #112 nolu yorum

    yapmis olduklari gibi!!

    -–Kurani mota mot
    (ve sanki her cagi anlatiyormuscasina)
    okudugumuz takdirde–-

    DEVAMI GELECEK…..

  17. Bigalıoğlu diyor ki:

    ve yine Kuran’ı motomot olarak okuduğumuzda Tanrı şöyle der;
    “Âyetlerimiz konusunda (yalanlama amacıyla) doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz o, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir. -Fussilet,40”

    bilimsel olarak bugün için incelediğimizde Tanrı,sözlerini çarpıtarak yorumladığı için,Hüseyin arkadaşımıza çok kızar ve ona cehennem vaad eder.

  18. Huseyin diyor ki:

    Bigalioglu arkadas,

    Yukarida #42 nolu yorumdan itibaren
    iletmis oldugum tum o aktarimlar

    mota mot & duz ve acik & durust ve carpitmasiz

    incelemelerdir. Diledigin bir Ilahiyatciya & Diyanetciye vs.
    danisabilirsin.

    Eger bir “hilekarlik & carpitma”

    veya bilmedigimiz ekstra bir seyden oturu
    “kasitsiz yanlislar” yapilmissa,

    lutfen bizleri de derhal haberdar et ki, dogrusunu bilelim,
    ve duzeltelim.

    Saygilarimla.

  19. fuatogl diyor ki:

    bilimsel olarak bugün için incelediğimizde Tanrı,sözlerini çarpıtarak yorumladığı için,Hüseyin arkadaşımıza çok kızar ve ona cehennem vaad eder.

    Huseyin bey, bak ayaginizi denk alin, yoksa islamin kudretli tanrisi sizi ateslere atip iskence uygulayabilir, catir catir yanabilirsiniz :)

    Yetiskin insanlar tanri agzindan birilerini iskence ile korkutuyor, ve bunlara inanan var. Bigalioglu arkadasim, sizde bir sacmalik sezmiyormusunuz tum bu seylerde? Apacik degil mi?

  20. Bigalıoğlu diyor ki:

    “mota mot & duz ve acik & durust ve carpitmasiz”

    Hüseyin arkadaşım,siz motomot felan değilsiniz.acıklamalarınız motomot değil.her şeyi Kuran’a uydurmaya çalışan dincilerle aynı şeyi yapıyorsunuz.ayetleri çarpıtarak yorumluyorsunuz.yorum denilen şey lastik gibi birşeydir.herkes kendi görüşü neyse,o doğrultuda yapar yorumu.bari açıklamalarınıza motomot demeyin,ayıp oluyor.ayrıntıya girecem ama bir şey değişmeyecek.güneşin ışığını bile ne hallere sokmuşsunuz yukarıda.

    fuatgol arkadaşım,Tanrı,Kuran’ın değil tüm insanlığın Tanrı’sıdır.Ben sizlere Kuran’dan ayet aktardım.Elbette korkmalısınız.En güzel tarafı da 1400 yıl önce yazılmış olan bir yazı,bugün hala geçerli.Hüseyin arkadaşımıza “cuk” diye oturuyor.

    zaten,bu kadar geçerli olmasa,evrensel olmasa,siz Kuran’la ve İslam’la bu kadar uğraşırmıydınız?Elbette hayır,sizler bu uğraşla içinizdeki şüphe bulutlarını dağıtmaya ve haklı çıkmaya çalışmakla korkularınızdan arınmaya çalışıyorsunuz.

    korkmalısınız efendiler,korkmalısınız…yada bazı şeyleri görüp bazı şeyleri görmezden gelerek,kendinizi kandırarak yaşamaya devam edeceksiniz.

  21. Huseyin diyor ki:

    Bigalioglu arkadas,

    —————
    her şeyi Kuran’a uydurmaya çalışan dincilerle aynı şeyi yapıyorsunuz.
    ayetleri çarpıtarak yorumluyorsunuz.
    yorum denilen şey lastik gibi birşeydir.
    herkes kendi görüşü neyse,o doğrultuda yapar yorumu.
    bari açıklamalarınıza motomot demeyin,
    ayıp oluyor.
    ayrıntıya girecem ama bir şey değişmeyecek.
    güneşin ışığını bile ne hallere sokmuşsunuz yukarıda.

    demissiniz.
    ———-

    Yukarida yaptigim tum aktarimlar
    Kuranin

    en sade & en acik & en duz anlatimlaridir.

    Hangisinde “carpitma” var?
    Lutfen, mumkunse girin biraz ayrintiya.

    Ayrica son soylediginiz sey “Gunesin Isigi” olarak
    gecmez Kuranda,

    sadece

    bidiyaain (=herhangi bir aydinlatici isik olarak kullanilir.
    ornegin: NUR 35 Ayetinde bahsedilen o Kandil dahi
    bir “diyaain” olarak tanimlanir.

    Saygilarimla.

  22. Huseyin diyor ki:

    Fuatogl arkadas,

    Benim yukaridaki tum acik & somut
    ornekleri verme gayem

    sadece bu Kitaba inananlari
    durust bir sekilde bu Kitabin –ozellikle bilimsel alandaki–iceriginden haberdar etmek,

    ve bu Kitabi bugunun insanina & bugunun bilimine karsi
    bagnazca kullanmaya calisanlari
    uyarmak icindir, temelde.

    Fakat bu Kitabi kendi tarihsel donemi ve muhatap aldigi
    insanlari goz onune alarak okuyup da
    durustce inanan insanlara saygim vardir, her zaman.

    Fakat sanki bu Kitap bugunku medeni insanlari & medeni bilimi hedef aliyormus gibi kullanilmaya calisilip da
    provokasyon yapanlar,

    elbette yukaridaki tum somut & acik orneklerle
    kendilerinin ne buyuk bir “yanilgi” ve “kayip” icinde
    olabileceklerini netce kavrarlar umarim.

    Saygilarimla.

  23. Bigalıoğlu diyor ki:

    arkadaşım iddialarınızın hepsine teker teker cevap verebilirim.ancak benim bu cevapalarım bir işe yaramıyor,yaramayacak.çünkü siz,güdülmüş gibi kendi bildiğiniz doğruların dışına çıkmıyorsunuz.gümbür gümbür gidiyorsunuz.durup dinlemek,anlamaya çalışmak yok.acaba bu adam doğru söylüyor olabilir mi diye düşünmek yok.böyle bir durumda ben sizinle neyi tartışacam,neyi ispatlamaya çalışacam?

    akıl tutulmaması diyecem ama değil,sizinkisi mantık çarpıtması.
    ha bire devamı gelecek deyip duruyorsunuz ve sürekli verdiğiniz örnekler çarpık çurpuk şeyler.bunları kimlerin dikkate almasını bekliyorsunuz.insan bir noktadan sonra,ya akıl,ya mantık diyor yani.

    bir nefes alın,durup bir düşünün.madem akademik laflar ediliyor buralarda,en azından akademik bir yaklaşım sergilemeye çalışın.ben sizin iddialarını akıl ve mantık çerçevesinde çürütücem.sizde akıl ve mantığınızı kullanarak çürüdüğünü kabul edecekmisiniz?sanıyorum buna yanaşmazsınız.neden?diye sorun bir kendinize.

  24. Huseyin diyor ki:

    Bigalioglu arkadas,

    —————
    bir nefes alın,durup bir düşünün.
    madem akademik laflar ediliyor buralarda,
    en azından akademik bir yaklaşım sergilemeye çalışın.
    ben sizin iddialarını akıl ve mantık çerçevesinde çürütücem.
    sizde akıl ve mantığınızı kullanarak çürüdüğünü kabul edecekmisiniz?
    sanıyorum buna yanaşmazsınız.
    neden?diye sorun bir kendinize.

    demissiniz.
    ——————–

    Sayin arkadasim, benim yukarida verdigim tum ornekler

    en sade & en duz & en acik anlamlariyla

    Kuran Ayetlerinin bugunku bazi somut bilimsel bulgular isiginda
    durustce incelenmesinden ibarettir.

    Kusura bakmayin, fakat sizin yukarida 6 Gun (=6000 yilda)
    yaratilma mevzusunda yapmayi denediginiz cinsten manipulasyonlar elbette kabul edilemez.
    #106 nolu yorum

    Bana Islam Dunyasinda tek bir kidemli & yetkili Diyanetci veya Ilahiyatci gosterin,
    sizin o konuda yapmayi denediginiz o manipulasyonlari kabul etmis, veya kabul edecek olan?

    Kuranin dili gayet aciktir & sadedir.
    Yukarida verdigim o somut ornekleri goturun istediginiz bir Ilahiyatciya, veya isterseniz Suudi Arabistanin en kidemli Imamina,
    size bunlarin “carpitma” olmadiklarini fakat gercekten durust ve “mota mot” yaklasimlar oldugunu tasdik edecektir.

    Sizin yapmayi denediginiz o sahsi manipulasyonlar ise,
    bu sade gercekleri ortadan kaldiramaz,
    bu manipulasyonlarinizi benden once tum
    Islam Alemi reddeder, zaten.
    Sorun dilediginize!

    Saygilarimla.

  25. Huseyin diyor ki:

    Oyleyse yukarida #116 nolu yorumda kaldigim yerden
    biraz daha devam edeyim burada, izninizle.

    Kuranda yine soyle denilir:

    —————————
    Ve suphesiz o Allah yaratti iki cifti, erkegi ve disiyi,
    bir MENIDEN (=Nutfetin),
    o meni –erkekten– atildigi zaman…..

    (NECM 45)

    Sonra kildik onu bir MENI (=Nutfeten) saglam bir karar
    yerinde –ana rahminde–

    Sonra yarattik o MENIYI (=elnutfete) bir alaka haline,
    ve yarattik o alakayi bir cignemlik et haline,
    ve yarattik o cignemlik eti kemikler haline,
    ve sonra giydirdik o kemiklere eti…..

    (MUMINUN 13-14)
    —————————

    Bu ayetlerde bir miktar netce gorebilecegimiz gibi,
    insan sadece erkekten cikan bir Meninin (=simdi bildigimiz gibi sperm hucreleri)
    daha sonra rahimde direkt olarak cesitli asamalardan gecip
    son halini almasindan mutesekkil olup,

    burada Kadindan gelen “yumurta hucresinden” hic bahsedilmemektedir…

    Kadin muhtemelen burada
    sadece bu Meniye “tasiyicilik yapan”
    bir arac olarak
    gorulmekte olmalidir, belki de.
    tum o eski caglar boyunca…..

    ——–
    Nitekim BAKARA 233 ayetinde
    “cocuk ona ait olan Baba” (=Mevludun lehu biveledihi)
    diye belki de bu sebeble ozellikle vurgulaniyor olmalidir.

    Anneye ise bu baglamda cocuk uzerinde “esit bir aidiyet hakki” verilmeyip
    sadece –eger kocasi isterse–

    “gercekte kocasina ait” o cocugu iki tam yil emzirmesi ongoruluyor olmalidir. (BAKARA 233)
    ———

    O halde bugun insanin olusmasi icin sadece erkekten cikan bu Meninin kadinin rahmine konulmasindan

    ve daha sonra yukaridaki Ayette anilan
    o sonraki direkt asamalardan once

    kadinin da burada oncelikle buna karsilik evvelden
    ilk olarak bir yumurta hucresi vermesi gerektigini,

    aksi takdirde insanin olusamayacagini
    ve bu nedenle erkek ve kadinin cocuk uzerinde “esit bir aidiyet hakki” sahibi olabilecegini ongoren
    –cogunlukla ateist & agnostik–
    bilim adamlarinin bu soylemlerine itibar edip inanmak

    –Kurani mota mot okudugumuz takdirde–

    malesef yine acik bir TAHKIR ve KUFUR olacak olmalidir,
    yeryuzundeki butun milletler icin??

    DEVAMI GELECEK…

  26. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    —————
    Ey inananlar, sag ellerinizin malik oldugu (koleler & cariyeler),
    ve sizden olan ve henuz erginlige erismemis cocuklar,

    (odalariniza girmek icin) su 3 vakitte izin istesinler:

    Sabah Namazindan once,

    ve elbiselerinizi cikarip attiginiz zaman OGLENDE (=min ezzahiireti)

    ve Yatsi Namazindan sonra,

    bunlar 3 mahrem vakittir sizin icin……

    (NUR 58)
    ——————–

    Bu ayetlerde yine bir miktar ozce gorebilecegimiz gibi,
    1400 yil once ve cok sicak iklimde yasayan bu Araplarin
    –Tevbe 81–
    ogle vakti gelen bu buyuk sicaklik nedeniyle
    elbiselerini cikarip rahatlama gelenekleri de
    muhtemelen en onemli bir gerekce olarak goz onune alinarak,

    OGLEN VAKTI de odalara girmeden once
    tum cocuk ve kolelerin de
    ayrica izin almasi gereken ozel bir vakit olarak tayin edilmis olmalidir, tum bu Araplara.

    O halde, bugun iliman veya soguk iklimlerde yasayan
    yeryuzundeki milyonlarca insanin
    –cocuk ve hizmetkarlarin–
    boyle bir ihtiyac veya gelenekleri asla hic olmamis
    olmasina ragmen,

    bu Araplara emredilmis bu uygulamayi takip etmemeleri

    –Kurani mota mot ve evrensel bir Kitap gibi degerlendirdigimizde–

    malesef yine acik bir TAHKIR ve KUFUR olacak olmalidir,
    yeryuzundeki butun milletler icin??

    DEVAMI GELECEK…

  27. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    …Oyleyse anne cocugundan oturu darliga sokulmasin,
    ve ne de BABA,
    COCUGU ONUN ICIN (=lehu biveledihi) olan…..

    O (evlatlik) cocuklari ancak BABALARINA (=liaabaaihim) NISPET EDEREK cagirin,
    bu Allah katinda daha adildir,
    ama eger babalarini bilmiyorsaniz, artik kardeslerinizdir dinde
    ve dostlarinizdir…..

    (BAKARA 233 & AHZAB 5)
    —————

    Bu Ayetlerde yine bir miktar netce gorebilecegimiz gibi,
    Arap toplumunda cocuklar direkt olarak Babaya ait gorulup,
    anneye bu konuda “esit bir hak sahipligi”
    asla ongorulmemekte olmalidir.

    Nitekim yukarida #125 nolu yazida da gorebildigimiz gibi,
    anne karninda olusan cocuk Kurana gore
    gercekte sadece

    Erkekten cikan MENININ (=nutfete)
    daha sonra rahimde

    Alaka
    Cignemlik Et
    Kemikler

    gibi bazi asamalardan gecip
    direkt olarak bu yolla insan seklinde
    dunyaya geldigine
    atifta bulunulmus olup,

    (NECM 45 & MUMINUN 13-14)

    burada kadinin bu prosedurde
    hammadde & genetik acisindan

    “yumurta hucresi” ile sagladigini su an bildigimiz
    en az %50 olan katkisina

    hic deginilmemis olmalidir.

    O halde elbette bu durumda
    tum bu ataerkil (erkek egemen) Arap Toplumlari icin
    COCUGUN nihai sahibi

    –o MENININ (:cocugun olusmasi icin gerekli gorulen yegane hammaddenin) tek sahibi olan–

    tartismasiz BABA olarak ongorulmus olmalidir.

    (BAKARA 233 & NECM 45 & MUMINUN 13-14 & AHZAB 5)

    –Kurani mota mot okuyup degerlendirdigimiz takdirde–

    DEVAMI GELECEK…

  28. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ——————–
    …ve eger iki erkek sahit yoksa,

    o halde BIR ERKEK ve bununla birlikte
    hosnut olduklarinizdan IKI KADIN (=emraataani)
    almaniz gerekir o sahitlerden.

    (BAKARA 282)

    ******

    Allah size vasiyet etmektedir cocuklariniz hakkinda:
    BIR ERKEK cocuk icin IKI KIZ (=unseyeyni)
    cocugun payi kadar….

    (NISA 11)
    ——————–

    Bu gibi Ayetlerde netce gorebildigimiz gibi,
    oncelikle ve temelde
    ataerkil (erkek egemen) Arap toplumlarina hitap eden Kuran,

    en onemli bazi mali & sosyal konularda
    Erkegi daima onde tutup
    Kadini ise arkada ve ancak Erkegin yarisi kadar olabilecek
    bir statude degerlendirmis olmalidir.

    Ve yine evlilikte dahi Erkegi evin tek ve mutlak reisi
    #114 nolu yorum

    Ve cocuklarin tek ve mutlak sahibi
    #127 nolu yorum

    olarak ongormus olmalidir.

    Tum bu somut deliller Kuranin oncelikle ve temelde
    –medeni uluslara degil–
    bu ataerkil (erkek egemen)

    Arap Toplumlarina,

    Arap Kulturune,

    Arap Cografyasina,
    #126 nolu yorum

    hitap eden bir Mesaj oldugunu gosteren onemli
    net deliller arasinda olmalidirlar.

    DEVAMI GELECEK…

  29. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    Ayetleri aciklanmis bir Kitabtir;
    ARAPCA bir KURANDIR, bilen bir toplum icin!

    Biz onu ARAPCA bir KURAN kildik,
    ta ki siz akledesiniz!

    Eger biz onu yabanci dilde bir KURAN yapsaydik,
    derlerdi: Ayetleri aciklanmali degil miydi?
    Yabanci dilde mi, ve ARAPCA olmaliyken!

    (FUSSILET 3 & ZUHRUF 3 & FUSSILET 44)
    ———-

    Bu ayetlerde bir miktar netce gorebilecegimiz gibi,
    Kuran oncelikle ve temelde
    ARAPCA konusan toplumlara
    hitaben gonderilmis bir Mesaj olmalidir.

    Dolayisiyla daha yukaridaki yazilarda netce gordugumuz
    tum o Kuranin,
    oncelikle ve temelde:

    Arap toplumuna,

    Arap kulturune,

    Arap cografyasina,

    hitap eden mesajlarini daha dogru bir perspektifte degerlendirebiliriz, belki de, bunun ardindan.

    Kurana bu perspektifle yaklasirsak,
    Peygamberi bu tumden vahsi ve yabani Araplari

    –ki Kurana gore bu Araplarin hepsi Kurandan ve Peygamberden once de
    kendilerince mutlak Allahci ve Dinci Araplar idiler–
    MUMINUN 84-89 & ARAF 28 & …

    bir miktar medenilestiren
    Dini & Sosyal bir Reformist Onder olarak gormek
    dahi pekala mumkun olabilir, belki de.

    Cunki Kurandan ve Peygamberden once
    bu Arap toplumlarinda

    kadinlar hic adam yerine konmazken,

    kiz cocuklari diri diri
    topraga konulurken, vs.

    Kuran ve Peygamber vasitasiyla
    bu kadinlar en azindan

    bir adamin yarisi kadar hak sahibi kilinmis,

    bircok yonlerden o donemin fanatik Dinci Araplarinin hayal bile edemeyecekleri haklara kavusmus olabilirler.

    Fakat Kurani bu mekansal & tarihsel baglamindan tumden koparip da
    bugunku medeni dunyaya aynen

    –yukarida aktarmaya calistigim tum o “mota mot” anlayislarla–

    empoze edilmeye kalkildigi zaman,

    elbette sonucta insanlara ve medeni dunyaya
    sadece

    Fanatik Arapcilik & Geri Kalmislik & Despotluk & Bilim Disilik & Teroristlik vs. disinda, bircok yerlerde, fazla bir olumlu ve iyi getirisi olmuyor, cagimizda, malesef
    gorundugu kadariyla…..

    DEVAMI GELECEK…

  30. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    ve Rabbin BALARILARINA (=en-nahli) vahyetti:
    daglardan evler edin, ve agaclardan, ve onlarin kurduklarindan.

    sonra tum meyvalardan ye, ve Rabbinin yollarini takip et…. (NAHL 69)
    ———-

    Bu ayette gecen BALARILARI (=en-nahli) kelimesi
    Arapcada “disil” bir kelime oldugu icin,

    burada gecen tum bu balarilarinin sadece “disi” olmasi
    gerektigi,

    ve bunun da boylelikle
    ayri bir “Kuranin Bilimsel Mucizesi” oldugu,

    cunki Peygamberin tum bu isci BALARILARININ disi olduklarini bilmesinin o cagda asla mumkun olamayacagi fikri nedeniyle,

    anlatiliyordu (hala da anlatiliyor) bircok Arap & Islam Sitesinde….

    Halbuki BALARILARI (=en-nahli) gibi
    KUSLAR (=et-tayri) kelimesi de Arapcada yine “disil” bir kelime olup
    cinsiyet gozetmeksizin tum kuslari kastedecek sekilde kullanilir olmalidir. Ornegin:

    ———-
    Onlar ustlerindeki dizi dizi ve kanat cirpan o KUSLARI (=et-tayri)
    gormediler mi…. (MULK 19)
    ———-

    O halde, yukaridaki o ayni mantikla yaklasirsak, Kuranda

    gokte dizi dizi ucan tum bu KUSLARIN (=et-tayri) da
    sadece tumden “disi” olduklarini
    kabul etmemiz gerekiyor olmalidir!

    Bu durumda, bu bildiri de Kuranin bir diger “Bilimsel Abzurdlukleri” listesine eklenecek yeni bir madde
    olmalidir, belki de.

    –Kurana yukaridakiyle ayni mantikta, ve mota mot yaklastigimiz takdirde–

    DEVAMI GELECEK…

  31. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    …Ve biz DEMIRI (=elhadiid) INDIRDIK,
    onun icinde siddetli bir guc ve insanlar icin menfaatler var olan… (HADID 25)
    ———-

    Bu Ayette gecen INDIRMEK (=enzelna) fiilinin,

    DEMIRIN aslen gokteki yildizlarda uretilerek daha sonradan
    yeryuzune sacilmis olmasini haber veren

    Kuranin ayri bir “Bilimsel Mucizesi” oldugu anlatiliyordu (hala da anlatiliyor) bircok Arap & Islam sitesinde.

    Halbuki Kuranda bu INDIRMEK (=enzele) fiili,
    temelde Allah tarafindan insanlar icin yaratilip dunyada
    normal yollardan ulastirilan hersey icin kullanilan bir fiil olmalidir; ornegin:

    ———-
    Biz INDIRDIK (=enzelna) sizin icin LIBASEN (=elbiseler)
    cirkin yerlerinizi ortecek, ve ayni zamanda suslenecek…. (ARAF 26)

    Ve INDIRDI (enzele) sizin icin DAVARLARDAN (=elenami)
    sekiz cift… (ZUMER 6)
    ———-

    O halde, yukaridaki o ayni mantikla yaklasirsak, Kuranda

    =uzerimize giyindigimiz tum ic & dis camasirlarimizin,

    =besledigimiz tum davarlarimizin,

    aynen gokten “indirildigini” kabul etmemiz gerekiyor olmalidir!

    Bu durumda, bu bildiriler de yine Kuranin o diger “Bilimsel Abzurdlukleri” listesine eklenecek yeni maddeleri
    olmalidir, belki de.

    –Kurana yukaridakiyle ayni mantikta, ve mota mot yaklastigimiz takdirde–

    DEVAMI GELECEK…

  32. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    Ve onlar (DEVELER) tasiyorlar sizin yuklerinizi,
    canlarinizi harap etmeden
    asla ulasamayacaginiz nice beldelere…
    (NAHL 7)
    ———-

    Bu ayet, yine Kuranin
    sadece belli bir tarih & mekan baglaminda

    ve temelde ve oncelikle
    sadece “Arap Kultur ve Cografyasina” hitap eden
    bir Mesaj huviyetinde oldugunu gosteren
    belirgin deliller arasinda olmalidir.

    ——-
    Not: Yukaridaki Ayette gecen “Enam” sozcugu Kuranda
    temelde sekiz cift Davari kasteden
    bir terim olarak kullanilmakta olmalidir.
    Koyun & Keci & Sigir & Deve cinsinden
    (bkz. ENAM 143-144)

    Ancak bunlarin arasinda sadece DEVE yukaridaki ayette tanimlanan “uzak beldelere yuk tasima”
    islevini gordugu icin Arabistanda ,
    bu Ayette direkt olarak sadece bu DEVELERI
    kastedecek sekilde kullanilmis olmalidir.
    ——-

    Dolayisiyla, bugun bu Develeri bu tip uzun yolculuklarda
    kullanmayi tarihlerinde hic denememis,

    ve simdi de artik “pek dusunmeyen”
    nice medeni uluslar

    yine malesef belki de bu tavirlariyla Allahin sozunu
    yine acikca TAHKIR EDIYOR olmalidirlar??

    –Kurani mota mot, evrensel,
    her caga ve ulusa aynen hitap eden
    bir Mesajmis gibi degerlendirirsek–

    ———-
    Not: bu ornegi yukaridaki
    #126, 128
    de verilen orneklerle
    ayni kategoride dusunup degerlendirebiliriz, yine.
    ———-

    DEVAMI GELECEK…

  33. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    Ve sana kadinlarin AYBASI HALINI (=elmehiidi) soruyorlar?

    De ki: o bir eziyettir.
    Oyleyse kadinlardan ayrilin aybasi doneminde….

    Ve bosanmis kadinlar beklesinler nefislerinde UC AYBASI DONEMI (=selasete quruuin) kadar…..

    (BAKARA 222 & 228)
    ———-

    Dolayisiyla, bugun kadinlarin aybasi hali donemini
    –bircoklari icin– bir hapla yilda sadece 4 keze indirmeyi basaran
    –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari

    ve bu “zindiklarin” urettigi bu haplari kullanan
    tum bu tip kadinlar boylelikle yine Allahin bir sozunu daha
    hafifce kurcalayip gecersiz kilarak

    acik bir TAHKIR VE KUFUR icine dusmus olmalidirlar??

    –Kurani mota mot, ve her caga ve millete aynen hitap eden
    bir Mesajmis gibi okuyup degerlendirdigimizde–

    ———-
    Not: bu ornegi yukaridaki
    # 58, 69, 81, 112
    de verilen o orneklerle
    benzer bir kategoride dusunup degerlendirebiliriz, belki de.
    ———-

    DEVAMI GELECEK…

  34. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    Ve boylece onlari tamamladi YEDI GOKLER olarak, iki gunde,
    ve her goge emrini vahyetti.

    Ve (sonra bunlardan) EN ALCAK GOGU (=essemaae ddunyaa)
    YILDIZLARLA susledik, ve koruduk…

    (FUSSILET 12)

    Gormediniz mi nasil yaratti Allah o YEDI GOKLERI tabakali olarak?

    Ve (sonra) kildi Ayi ONLARIN ICINDE (=fiyhinne)

    bir ISIK, ve kildi Gunesi bir AYDINLATICI LAMBA.

    (NUH 15-16)
    ———-

    Bu Ayetlere gore,
    tepemizdeki en ALCAK GOKTE yildizlar,

    ve –onlari da kapsayan ancak– onlarin cok daha yukarisini da icine almali olan o YEDI GOKLER icinde & ortasinda ise
    Ay ve Gunes bulunmakta,

    ve bu ikisi tum oralari dahi isiklariyla aydinlatmakta olmalidirlar!

    Nitekim Peygamber zamaninda
    ve onu izleyen tum Araplar doneminde,
    buna binaen,
    gokyuzundeki yildizlarin bize daha yakin ve alcakta,
    Ayin ve Gunesin ise onlardan daha uzak ve yuksekte
    olduguna inaniliyor olmalidir, temelde,
    muhtemelen 1400 yildir.

    Dolayisiyla, bugun bu yildizlarin Ay ve Gunesten
    “fersah fersah” uzakta ve yuksekte oldugunu

    ve Gunes ve Ayin bu Evrenin ortasinda bir yerde olup
    ve onlarin tumunu aydinlatacak kapasitede
    birer isik kaynagi olabilmelerinin
    asla mumkun olmadigini tespit eden

    –cogunlukla ateist ve agnostik– bilim adamlarinin
    bu tip soylemlerine inanmak

    –Kurani mota mot ve hem de dogrudan bilimsel icerikli
    bir kitap olarak algiladigimizda–

    yine malesef ACIK BIR KUFUR olacak olmalidir??

    DEVAMI GELECEK…

  35. Bigalıoğlu diyor ki:

    evet hocam AÇIK BİR KÜFÜR olmalıdır.
    sizi anlamakta gerçekten zorlanıyorum.
    bunları yazıyorsunuz,iyi,güzel,hoşta;
    neyi kanıtlamaya çalışıyorsunuz?kısaca onu yazsanız.yazıktır,serverin hardisklerine…

  36. Huseyin diyor ki:

    Bigalioglu Arkadas,

    Kurandan en acik & somut orneklerle
    neyi kanitlamaya calistigimi, en basta izah etmeye calismistim.
    #42 nolu yazi

    Tekrar biraz daha acarak kisaca ozetleyeyim,
    o kismi gozden kacirmis olabilecek tum arkadaslar icin:

    1) Kuran temelde bilimsel bir tekst degildir.
    Kuranin icinde gunumuzun somut bilimsel bulgulariyla
    ACIKCA CELISEN bircok abzurd anlatimlar da mevcuttur.

    Bu sebeple, Kurani alet ederek gunumuzun en muteber
    bilimsel tezlerine savas acan –sahte dini kahramanlar– gercekte sadece insanliga ve bilime karsi buyuk bir zulum sergiliyor olurlar.

    2) Kuran temelde Arap toplumuna & kulturune hitap eden bir Mesajdir. Kuran seriatini Arap olmayan milletlere empoze etmeye calisan –sahte dini kahramanlar– sadece insanliga ve kulture karsi buyuk bir zulum sergiliyor olurlar.

    3) Kuran temelde Peygamberin “Arap Allahcilarla” yaptigi mucadelenin bir anlatimidir. Kuranda yapilan mucadele Ateist & Agnostik & Deist insanlara karsi degil, bilakis “Teist” insanlara karsi verilen bir mucadelenin anlatimidir.

    Kuranda Ateist & Agnostik & Deist insanlari bu Kuranin tanittigi Yaraticiya inanmalari acisindan ikna edecek deliller zaten MEVCUT DEGILDIR. Peygamberin gayesi de bu degildir, Onun gayesi sadece Kuranin “Edebi Uslubunu” bir delil olarak kullanarak
    eski cok daha vahsi “Allahci Araplari” dini acidan bir miktar reforme etmektir.

    4) Kurani sanki bugun icin inmis, ve butun milletlere direkt ve mota mot hitap eden,
    ve yeryuzundeki tum medeni insanlari direkt hedef alan bir Mesajmis gibi algilayip kullanmaya kalkanlar
    insanlik icinde ayni sekilde buyuk bir tepkiyle ve hedef alinarak
    yasamaya mahkum olurlar.

    Cunki Kuran kendi tarihsel & mekansal perspektifi icinde degerlendirilmezse, ve bugunun medeni uluslarina direkt
    ve mota mot bir anlayisla
    aynen empoze edilmeye kalkilirsa, insanliga getirecegi sey

    =karanlik ve sefalet
    =geri kalmislik
    =kadinlara zulum
    =insanliga ve bilime karsi nefret
    =fanatik arapcilik

    vs. disinda birsey olmayabilir, malesef,
    bu yanlis perspektif altinda.

    Saygilarimla.

  37. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Kuranda Ateist & Agnostik & Deist insanlari bu Kuranin tanittigi Yaraticiya inanmalari acisindan ikna edecek deliller zaten MEVCUT DEGILDIR.”

    değildir hocam,haklısınız.çünkü sizin bir inancınız yok.zaten Kuran’ın sizinle bir işide yok.Kuran inananlar içindir.Siz Kuran’ı kendinizle kıyaslamayın.Kuran kendisini diğer ilahi inançlarla kıyaslar.

    yani,özetle ateizm ve Kuran’ı karşılaştırmaktan vazgeçin.Kimse zaten demiyor,Kuran bilimsel bir kitaptır diye.

    Ancak,bugün ve sonra ortaya çıkacak bilimsel bulgular,Kuran’a cuk diye uyacaktır.Bunu engellemeniz mümkün değildir.Son zamanlarda böyle oldugunu bilim camiası görmüş olacak ki,artık ya açıklama yapmaktan kaçınıyorlar,ya muğlak ifadeler kullanmaya başladılar,yada ister istemez ateist-teist ortak açıklamaları birleştiriyorlar.

    neyse,siz canınızı sıkmayın,rahat olun.Kuran’ın sizinle işi olmaz.İNANÇSIZ bir şekilde mutlu yaşantınıza devam edin.

  38. Huseyin diyor ki:

    Bigalioglu Arkadas,
    demissiniz:

    ———-
    yani, özetle ateizm ve Kuran’ı karşılaştırmaktan vazgeçin.
    Kimse zaten demiyor, Kuran bilimsel bir kitaptır diye.
    ———-

    Saka mi yapiyorsunuz siz, yoksa bu konuda gercekten bu kadar habersiz misiniz, sayin arkadasim?

    Kuran yeryuzundeki tum bilimsel bulgulari haber veren,
    ve bilime yol gosteren yegane kaynak olarak empoze edilmeye
    calisiliyor Arap & Islam propagandacilari tarafindan uzun suredir.

    Arap Seyhleri tarafindan satin alinmis bazi “eli darda”
    bir kisim batili “bilim adamlari” tarafindan
    uzun suredir bu suni propaganda yaptiriliyor, kuresel olarak.

    yine demissiniz:
    ———-
    Ancak, bugün ve sonra ortaya çıkacak bilimsel bulgular,
    Kuran’a cuk diye uyacaktır.
    Bunu engellemeniz mümkün değildir.
    ———-

    Evet, bunlarin ne kadar “cuk” diye uydugunu
    yukaridaki somut orneklerde netce goruyor olmaliyiz, simdiye kadar.

    Lutfen vaktiniz olunca, yukarida #42 den itibaren
    bir daha o butun “cuk” ornekleri anlayarak
    okuyup ozumsemeye calisin.

    Yaniniza Kuran Arapcasi bilen birilerini de alin lutfen,
    Meallerin azizligine ugramamak icin!

    yine demissiniz:
    ———-
    Son zamanlarda böyle oldugunu bilim camiası
    görmüş olacak ki, artık ya açıklama yapmaktan kaçınıyorlar,
    ———-

    Bilim camiasi uzun suredir
    Kuran, Tevrat ve Incilde yer alan
    “Bilimsel Abzurdluklerin” elbette farkinda olmalilar.

    Sadece onlar degil,
    bu konulara durust yaklasan bircok Teist bilim adamlari
    ve diger bilimden haberdar durust Teist insanlar da bunun farkinda olmalidirlar.

    Din ve Bilim catismasindan kacinmak icin
    bu konularda “sukut” en erdemli davranis olmalidir.

    Dini Kitaplar mutlak birer “bilimsel tekst” olarak algilanip
    bilimin ve insanligin uzerine zoraki empoze edilmeye calisilmadigi surece, herhangi bir problem yasanmaz.

    Ama Kuran Meallerinde tum “bilimi”
    en usta akrobatliklarla
    ve fevkalade ustun hayal yetileriyle
    “dondurup cevirip” kesfeden

    gecimlerini bu yolla saglayan gunumuzun bazi “din tuccarlari”
    veya cagimizin bazi “din kahramanlari”
    bu oranla turemeye devam ederlerse,
    elbette bu konularda ileride buyuk problemler
    yasanabilir, gereksiz yere.

    Saygilarimla.

  39. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:

    ———-
    GORMEDINIZ MI (=e lem terav) nasil yaratti Allah
    o YEDI GOKLERI tabakali olarak?

    Ve (sonra) kildi Ayi ONLARIN ICINDE (=fiyhinne)
    bir ISIK, ve kildi Gunesi bir AYDINLATICI LAMBA.

    (NUH 15-16)
    ———-

    Yukarida #134 nolu yazida da bir miktar incelemeye calistigim
    Bu ayette dikkat ceken bir diger husus da su olmalidir,
    Demek ki –motamot okudugumuzda– Kurana gore:

    1400 yil once gozlerini –hicbir teknolojik alet kullanmadan–
    ciplak olarak goge ceviren tum o Araplar

    ayni anda,
    TUM EVRENI olusturdugu bildirilen
    yukaridaki bu YEDI GOGU
    tum tabakalariyla,
    hep birden gorme ve musahede etme sansina sahip olmaliydilar,

    GORMEDINIZ MI (=e lem terav…..

    ve daha sonra bunlarin icinde “yegane birer isik kaynagi” olarak yaratildigi bildirilen

    –ve en alcak tabakada yer aldigi vurgulanan
    (=essemaae ddunyaa) o ilk kademe YILDIZLARIN
    daha yukarisinda ve yukseginde olarak–

    o AYI ve GUNESI?

    bkz. #134 nolu yazi

    Demek ki –mota mot okudugumuzda– Kurana gore,
    Allahin toplam 6 GUNDE (=6000 yilda)
    yaratip tamamladigi bildirilen tum bu YEDI TABAKALI EVREN

    (YUNUS 3) (FUSSILET 9-12)

    bkz. #50 nolu yazi

    o donem Araplarinin ciplak gozle goge bir bakista
    hemen goz atip inceleyebilecekleri genislikte bir Evren olarak algilaniyor,

    ve Ayin ve Gunesin tum bu Evren icinde & ortasinda (=fiyhinne)
    aydinlaticilik gorevi yapan “yegane iki buyuk isik kaynagi”
    olduguna inaniliyor olmali idi,
    bu Ayetlere binaen,
    Peygamber ve onunla birlikte olan tum araplar tarafindan,
    1400 yildir.

    Dolayisiyla, bugun Evrenin sinirlarinin gercekte
    bu kadar “dar” olmadigini,

    ve Gunesin ve Ayin degilki yedi tabakali olarak nitelendirilen
    tum bu Evreni,
    fakat Samanyolu galaksisini bile aydinlatmaktan cok uzak olduklarini tesbit eden

    ve Gunesin ve Ayin kesinlikle
    en alcak tabakada olarak belirtilen
    o ilk kademe yildizlardan
    daha yuksekte olmadiklarini tesbit eden

    –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlarinin bu tip soylemlerini kabul etmek

    –Kurani mota mot ve salt bilimsel icerikli bir Kitap olarak algiladigimizda–

    malesef yine acik bir TAHKIR VE KUFUR olacak olmalidir??

    DEVAMI GELECEK….

  40. squidward diyor ki:

    Kurandaki bazı ayetler insan haklarına-özellikle de kadın haklarına- aykırı hükümler içeriyor. Bu durumda ya 1- insan hakları evrensel bildirisinin kuran’ a aykırı olduğunu söyleyecek ve çöpe atacaksınız, ya da 2- kuran’ın bazı ayetlerinin yanlış olduğunu söyleyeceksiniz. Birinci seçeneği uygulayan müslüman toplumların çağdaş uygarlık düzeyinin gerisinde kalacağı kesindir. İkinci seçeneğin ise günümüzde müslüman ülkelerde yaygın olarak kabul edilmesi mümkün değildir; dolayısıyla iki seçenek de uygulanamaz gibi görünüyor. Burada seçeneklerin doğru ya da yanlış olduğu konusunda bir tartışmaya girmeyeceğim, benim önerim bir üçüncü yol bulunmasıdır. O yol da şudur: 1- Kuranda genel ahlak ve toplum yararına olan hükümlerin her yerde ve her zaman geçerli olması doğaldır, bunların aynen benimsenmesinde sakınca yoktur. 2- Bilimsel gerçeklere uymayan/uymadığı iddia edilen bölümleri isteyen istediği gibi yorumlayabilir, bunda da bir sakınca yoktur. 3- Esas sorun yaratan, insan haklarına aykırı olan bölümlerin sadece kuran’ ın indirildiği devirdeki arap toplumu için geçerli olduğu, her zaman ve her yerde geçerli olamayacağı kabul edilmelidir. Kuran çerçevesi içinde buna destek olarak, Kuran’ ın “anlayasınız diye arapça indirdik” ayetinde söylendiği gibi Arap toplumuna yönelik olduğunu belirtilmesi üzerinde durulabilir. Ayrıca “apaçık bir kitap olduğu” belirtilen Kuran’ da söz konusu insan haklarını kısıtlayıcı hükümlerin (örneğin kadına mirasta erkeğin yarısı kadar pay verilmesi), HER ZAMAN VE HER YERDE GEÇERLİ OLDUĞUNUN SÖYLEMEMİŞ OLMASI, o çağdaki Arap toplumunun muhatap alınması da bu tür hükümlerin uygulanmamasını din yönünden sorun olmaktan çıkartır kanısındayım. Saygılarımla

  41. Bigalıoğlu diyor ki:

    aslında biz gök Tengri’mize inanmaya devam etseydik,hiç sorun olmayacaktı.peki biz türkler neden İslamiyeti kabul etmişiz?

  42. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine soyle denilir:
    ———-
    Ve biz seni gonderdik (ey Muhammed) sadece bir rahmet olarak
    ALEMLER (=alemiin) icin. (ENBIYA 107)
    ———-

    Iste, Arap emperyalizminin en guclu oldugu donemde,
    yani Abbasi & Emevi Arap Kralliklari doneminde
    temelde yukaridaki Ayet bahane edilerek
    Kurandaki Arap Seriati diger tum uluslara da aynen empoze edilmeye baslanmis olmalidir.

    Halbuki yukarida kullanilan ALEMLER (=alemiin) ifadesi
    yine Kuranda dahi bizzat
    Evrensel degil, sadece Bolgesel anlamda da kullanilmis olmalidir.

    ———-
    Dediler: ey Lut, biz seni ALEMLER (=alemiin) –ile konusmandan– yasaklamamis miydik? (HICR 70)
    ———-

    Bu ayette netce goruluyor olmali ki,
    Lutun icinde yasadigi o bolgenin o donemdeki otoriteleri
    onu burada sadece o bolgenin halkiyla (=alemiin) konusmasindan yasaklamis olmaliydilar, guc ve otoriteleri cercevesinde.

    Dolayisiyla, yukaridaki o Ayeti de
    Kurandaki diger tum ilgili Ayetlerle birlikte dusundugumuzde:

    ———-
    Ve biz seni gonderdik (ey Muhammed) sadece bir rahmet olarak
    ALEMLER (=alemiin) icin. (ENBIYA 107)

    Ayetleri aciklanmis bir Kitabtir;
    ARAPCA bir KURANDIR, bilen bir toplum icin!

    Biz onu ARAPCA bir KURAN kildik,
    ta ki siz akledesiniz!

    Eger biz onu yabanci dilde bir KURAN yapsaydik,
    derlerdi: Ayetleri aciklanmali degil miydi?
    Yabanci dilde mi, ve (bize) ARAPCA olmaliyken!

    (FUSSILET 3 & ZUHRUF 3 & FUSSILET 44)
    ———-

    Muhammed Peygamber ve ozellikle Kuran Seriatinin da
    en genis cercevede
    sadece Arapca konusan, ana dili Arapca olan
    bu ARAP ALEMLERINE (=alemiin)
    hitap ettigini netce anlayabiliriz, temelde.

    Zaten yukaridaki bircok yazida da aciklanan
    ve bugunun medeni dunyasi ve standartlarina asla uymayan
    Kuranin o “Arap Karakterli Hasin Seriati” da bu tesbiti bir diger yonden
    yine acikca ve yeterince onayliyor olmalidir.

    Kisacasi, Kuranin kendi icinde dahi

    =Bu Kuran seriatinin tum uluslara hitap ettigi,
    =Bu Kuran anlatisinin temelde bilimsel oldugu,

    vs. gibi iddialari dahi MEVCUT DEGIL olmalidir!

    (zaten temelde bu tip iddialari olmus olsaydi, bunlarin nasil coktan
    bilimsel ve sosyal acilardan hepten curumus olacagini
    yukaridaki bircok somut ve net orneklerde gormus olmaliyiz, simdiye dek.)

    Bunlar sadece Arap Emperyalistlerin (Emevi & Abbasi & ve gunumuzdeki ismiyle Vehhabi) “Kuran uzerinden kendilerine dunya capinda sarsilmaz bir Dunyevi & Uhrevi Dinsel-Politik Egemenlik saglama planlarinin”
    talihsiz yansimalari olmalidir, icinde bulundugumuz cografyada.

    Ancak Turk Milletinin Mustafa Kemal ile bir miktar kurtulabildigi
    bu hasin Arap Propaganda ve Tasallutunun etkisinden
    umarim icinde bulundugumuz bu onemli cagda
    en ozellikle “bilimsel ve sosyal acilardan & alanlarda”
    daha da buyuk olcude kurtulmayi basaribilir, bu Aziz Millet,
    yine –dileyenler ayni zamanda– Dindar kalarak!

  43. Huseyin diyor ki:

    Burada simdi biraz da Kuranda var oldugu iddia edilen cesitli “matematiksel mucizelere” deginmek istiyorum:

    Kuranda Demirin (=elhadid) bir ayette insanlara faydali oldugunun vurgulanmasi (Hadid 25) ve Kuranda

    bu Demir (=hadid) kelimesinin ebced degerinin 26 olmasi
    ve Demirin atom numarasinin da 26 olmasi
    “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor, bazilarinca.

    Demir, ebced degeri 26 = Demir, atom numarasi 26

    Peki ama bunu arapcadaki o onemli “el” (ozluk bildirir) takisi ile andigimizda
    “elhadid” olarak
    ve bu sefer bunu Demirin kutle numarasi ile karsilastirdigimizda

    Demir (“el” takili), ebced degeri 57 X Demir, kutle numarasi 56

    sonucunu veriyor.
    boylece bu olay bu onemli ikinci hamlede “hedefi iskalayarak”
    burada butuncul manada dusunuldugunde
    ortada “matematiksel bir mucize” olarak nitelendirilebilecek bir plan olmadigini, aksine “matematiksel bir tokezleme” mevcut oldugunu netce gosteriyor olmali, eger bu olaya bu sekilde
    mantikli ve butunsel bir baglamda bakilacaksa, en bastan.

    Ve ayrica yine Kuranda onemle vurgulanan
    ve insanlara dunya ve ahirette faydali olacagi bildirilen
    diger bazi metallerin

    Altin = Ali Imran 14, Araf 32,
    Gumus = Zuhruf 71, Insan 16,
    Bakir = Sebe 12

    herbirinde de yine bu baglamda “hedefler tumden iskalanarak”
    bu acidan bakildiginda yine ortada bu konuda butuncul manada “matematiksel bir mucize” olarak nitelendirilebilecek bir durumun olmadigi,
    ancak bilakis bunlarin herbirinde de yine komple “matematiksel bir tokezleme” mevcut oldugu netce goruluyor olmalidir,
    eger bu olay bu sekilde mantikli ve butunsel bir baglamda ele alinacaksa, en bastan:

    Altin, ebced degeri 707 X Altin, atom numarasi 79
    Altin (“el” takili), ebced degeri 738 X Altin kutle numarasi 196

    Gumus, ebced degeri 885 X Gumus, atom numarasi 47
    Gumus (“el” takili), ebced degeri 916 X Gumus, kutle numarasi 107

    Bakir, ebced degeri 309 X Bakir, atom numarasi 29
    Bakir (“el” takili), ebced degeri 340 X Bakir, kutle numarasi 63

    O halde, tum bu orneklerde netce gorebilecegimiz gibi,
    eger bu olaya mantikli ve butuncul olarak Kuranda en bastan boylece dogrulukla yaklasirsak,
    cikan tum bu sonuclar, malesef Kuranin bu baglamda
    plan yapma ve hesaplama acisindan kusursuz & mukemmel bir Yaraticidan geldigi tezinden ziyade
    Muhammed Peygamberin karsitlari olan o eski Dinci Araplarin da devamli olarak one surdukleri gibi,
    her acidan kusurlu & aciz bir cinin/cinlerin Allah adina uydurdugu yetkisiz bir soylem oldugu tezine (Hicr 6, Sebe 8, …) destek verebilir olmalidir ancak belki de bu haliyle,

    eger bu sekilde
    caninin istedigini arzuladigin yerde sec, hesapla ve “matematiksel mucize” olarak sun, ama bunun icindeki diger, ve ayni kategorideki oteki tum basaramadiklarini es gec ve gozden kacir!

    mantigiyla bu tip “suni mucizeler” uretilmeye kalkilirsa!

    DEVAMI GELECEK…

  44. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine

    Dünya 115 kere X Ahiret 115 kere

    İman 25 kere X Küfür 25 kere

    Şeytan 88 kere X Melek 88 kere

    Cennet 77 kere X Cehennem 77 kere

    Sıkıntı 13 kere X Huzur 13 kere vs.

    geciyor olmalari hesaba alinip (ben sahsen tek tek kontrol etme firsatim olmadi bu hesaplari)
    daha sonra bunlar da (hepsini aynen dogru kabul edelim simdi)
    “matematiksel mucizeler” olarak takdim ediliyor bazilarinca.

    Ancak burada yine tum Kurani esas alarak, bu olaya mantikli ve butunsel sekilde dogrulukla yaklasirsak, en bastan

    o halde yine Kuranda yer alan daha nice bu cesit tezat kelimelerin

    Gunduz (elnehar) X Gece (elleyl)

    Deniz (elbahr) X Kara (elberr)

    meleklerin basi Cebrail X seytanlarin basi Iblis

    Isik (ennur) X Karanlik (elzulmet)

    Sag yan (elyemin) X Sol yan (elsimal)

    Kolay (elyusr) X Zor (elusr)

    Yuksek (elaliye) X Alcak (elsafilu)

    Disi (elunsa) X Erkek (elzeker)

    Zenginler (elegniya) X Fakirler (elfukara)

    Inananlar (muminun) X Inkarcilar (kafirun)

    Yer (elard) X Gok (elsema)

    Sakinanlar (elmuttaqiin) X Taskinlar (eltagiin)

    Firavun X Musa

    En guzel (elhusna) X En cirkin (elsue)

    Odul (naiym) X Yikim (cehiym)

    Lanetlemek (leane) X Mubarek kilmak (bareke)

    Sereflendirmek (kerreme) X Alcaltmak (ehane)

    Dogu (elmesriq) X Bati (elmagrib)

    Diri (elhayy) X Olu (elmeyyiti)

    Acikca (alaniyeten) X Gizlice (sirren)

    Dogrulamak (saddeqa) X Yalanlamak (kezzebe)

    Bilgili (elalim) X Cahil (elcahil)

    Ozgur (elhurr) X Tutsak (elesir)

    ve daha nice, nice boyle tezat kelimelerde (cunki Kuran tezatliklar kurarak meseller yoluyla olaylari boylece anlatan bir kitap oldugundan temelde,
    bu sekilde tezat kelimeleri bol bol bulmak cok olagandir icinde)
    boyle bir sayisal denklik OLMAMASI (varsa lutfen tekrar sayip bildirsin, vakti olan arkadaslar)
    burada da yine aslinda bu baglamda “matematiksel bir mucize” olmadigini, ancak cogu zaman “matematiksel bir tokezleme” mevcut olup ancak cok az zamanda olayin “tutturabildigini” gosteriyor olmalidir, eger bu olaya da mantikli ve butunsel baglamda bakacak olursak, daha en bastan.

    O halde, tum bu orneklerde yine netce gorebilecegimiz gibi,
    eger bu olaya da mantikli ve butuncul olarak Kuranda en bastan boylece dogrulukla yaklasirsak,
    cikan tum bu sonuclar, malesef Kuranin bu baglamda
    plan yapma ve hesaplama acisindan kusursuz & mukemmel bir Yaraticidan geldigi tezinden ziyade,
    Muhammed Peygamberin karsitlari olan o eski Dinci Araplarin da devamli olarak one surdukleri gibi,
    her acidan kusurlu & aciz bir cinin/cinlerin Allah adina uydurdugu yetkisiz bir soylem oldugu tezine (Hicr 6, Sebe 8, …) destek verebilir olmalidir ancak belki de bu haliyle,

    eger bu sekilde
    caninin istedigini arzuladigin yerde sec, hesapla ve “matematiksel mucize” olarak sun, ama bu turdeki diger tum basaramadiklarini es gec ve gozden kacir!

    mantigiyla bu tip “suni matematiksel mucizeler” uretilmeye kalkilirsa!

    DEVAMI GELECEK…

  45. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine

    Ay (sehr) kelimelerinin toplam 12 kez,
    Gun (yevm) kelimelerinin toplam 365 kez,
    Gunler & iki Gun (eyyam & yevmeyn) kelimelerinin toplam 30 kez,

    kullanildigi hesaplanarak (benim sahsen tek tek kontrol etme firsatim olmadi bu hesaplari),
    daha sonra bunlar da (hepsini aynen dogru kabul edersek simdi)
    yine “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor bazilarinca.

    Ancak yine Kurana mantikli ve butunsel sekilde dogrulukla yaklasirsak, en bastan:

    Kuranda oncelikle Gunes takviminin degil, bilakis Ay takviminin kullanilmasi
    acikca & onemle emredilmis olmalidir bu Araplara. (Bkz. Yunus 5)
    Ay takviminde ise bilindigi gibi bir yilda 365 degil, ancak 354 Gun mevcut olmalidir.

    Ve sonra ayrica Kuranda kullanilan bu “yevm” kelimelerinin ucunde
    burada kastedilen Gunun (yevm) 24 saatlik bildigimiz bir Gunu degil ancak
    1000 yillik ve 50000 yillik bir Gunu kastettigi ozellikle vurgulanarak
    belirtilmis olmalidir ilgili Ayetlerde. (Bkz. Hac 47 & Secde 5 & Mearic 4)

    O halde, burada bunlari hesaptan dustugumuzde, gercekte Kuranda,
    genelde belki bildigimiz 24 saatlik Gun (=yevm) seklinde de dusunebilecegimiz

    toplam 362 kelime mevcut olmalidir. Bu da olmasi gerekenden (354) yine 8 fazla gelerek burada da aslinda “matematiksel bir mucize” olarak tanimlanabilecek tam & komple bir hesaplamanin olmadigini, ancak yine
    –olaya bu mantikla yaklasmaya devam edersek– belirgin “matematiksel bir tokezleme” daha mevcut oldugunu acikca gosteriyor olmalidir, bu baglamda.

    O halde, bu ornekte de yine netce gorebilecegimiz gibi,
    eger bu olaya da mantikli ve butuncul olarak Kuranda en bastan boylece dogrulukla yaklasirsak,
    cikan tum bu sonuclar, malesef Kuranin bu baglamda da yine
    plan yapma ve hesaplama acisindan kusursuz & mukemmel bir Yaraticidan geldigi tezinden ziyade,
    Muhammed Peygamberin karsitlari olan o eski Dinci Araplarin da devamli olarak one surdukleri gibi,
    her acidan kusurlu & aciz bir cinin/cinlerin Allah adina uydurdugu yetkisiz bir soylem oldugu tezine (Hicr 6, Sebe 8, …) destek verebilir olmalidir ancak belki de bu haliyle,

    eger bu sekilde
    oncelikle Araba onemle & acikca emredilen Ay takvimini ve buna gore bir yilda mevcut gun sayisini tamamen goz ardi edip,
    sonra bir de 1000 ve 50000 yillik “gun” kelimelerini de bu hesapa dahil ettikten sonra,
    365 gibi sapa bir sayiyla gelerek bunu da yine “matematiksel bir mucize” olarak etiketleyip sunuver!

    mantigiyla bu tip “suni matematiksel mucizeler” uretmeye kalkarsak!

    DEVAMI GELECEK…

  46. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine

    Deniz (elbahr) kelimesinin 32 kez,
    Kara (elberr) kelimesinin 13 kez,

    ve dolayisiyla ikisinin toplami 45 oldugundan,
    simdi bu toplam sayiya dayali bir oran hesabi yaparsak

    32/45 = %71 (Dunyada denizlerin orani)
    13/45 = %29 (Dunyada karalarin orani)

    sayilarina ulasilarak, bu da yine Kuranda “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor bazilarinca.

    Ancak burada ilk sorun,
    Kuranda gecen bu “elberru” (=kara) kelimesi gercekte 13 degil, ancak 12 kez kullanilmis olup,

    Tur 28 ayetinde kullanilan ve Allahin isimlerinden biri olan “elberru” (=iyilik eden & lutufkar) kelimesi herhalde –essesli bir kelime olmasindan oturu– yanlislikla bu sayima dahil edilerek 13 sayisina ulasilmis olmali burada
    en basta, hatayla.

    Dolayisiyla, bu olayi da yine bu mantikla dusunmeye devam edersek,
    yukaridaki oranlar –bu gercek kullanim sayilari (32 & 12) o ilgili oranlari da artik bozacagi icin– bu da yine “matematiksel bir tokezleme” olarak addedilecek baska bir fenomen olmali Kuranda, bu baglamda.

    *Bazi kimseler sonradan Kuranda bir kez gecen yabasan (=kuru)
    kelimesini bu elberri (=kara) kelimelerine ekleyerek durumu kurtarmayi denemelerine ragmen, elbette bu kez de ayni mantikla Kuranda kullanilan ratban (=sulu) kelimesi bu elbahri (=deniz) kelimelerine dahil edilmek gerekeceginden, olay yine tokezlemekten kurtarilamamistir.

    Yani bundan oturu, artik Kurani Deniz ve Kara oranlarini yanlis hesaplamis cahil bir cin/cinlerin Allah adina uydurduklari yetkisiz bir soylem olarak vasiflayacak kimselere karsi herhalde verilecek makul bir cevap da kalmaz.
    Kuran adina bu tip manipulasyonlar yapip
    boylelikle suni olarak uretilmis/uretilecek
    her “matematiksel mucize” yanlislandigi an elbette artik “matematiksel bir tokezleme” olarak negatif bir baglamda geriye doner ve Kuranin ve tanittigi Allahin tumden hor gorulmesine neden olur. Bu sebeple, bu konularda inananlarin cok dikkatli olmalari kendi hayirlarina olur mutlaka.

    DEVAMI GELECEK…

  47. Huseyin diyor ki:

    Kuranda

    toplam 114 (19 X 6) SURE mevcut olmasi
    yine “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor bazilarinca.

    Ancak bunun tamamlayicisi olmasi gereken
    toplam 6348 (19un kati degil) AYET mevcut olmasi
    yine derhal es gecilip gozden kaciriliyor burada!
    (*Kuranda 9. surenin son 2 ayetini bu nedenle makaslayip atan bazi marjinal gruplari saymiyorum burada)

    Halbuki bu olayi da mantikli ve butunsel bir sekilde degerlendirip yaklasirsak, en bastan:

    Burada da yine aslinda “matematiksel bir tokezleme” mevcut olup
    bu da yine Kuranin plan yapma ve hesaplama acisindan kusursuz & mukemmel bir Yaraticidan geldigi tezinden ziyade,
    Muhammed Peygamberin karsitlari olan o eski Dinci Araplarin da devamli olarak one surdukleri gibi,
    hesaptan kitaptan pek anlamayan her acidan kusurlu & aciz bir cinin/cinlerin Allah adina uydurdugu yetkisiz bir soylem oldugu tezine (Hicr 6, Sebe 8, …) destek verebilir olmalidir ancak belki de bu haliyle,

    eger bu sekilde
    en ana konuda ve ilk basamakta dahi boyle buyuk bir gafi & kusuru
    yarisini kesip attiktan sonra kapatip “matematiksel bir mucize” olarak sunuver!

    mantigiyla bu tip “suni mucizeler” uretmeye kalkarsak!

    DEVAMI GELECEK…

  48. Huseyin diyor ki:

    Kuranda

    İlk vahiy olan 96. surenin ilk 5 ayetinde
    76 (19 x 4) kelime bulunmaktadır.

    İkinci olarak vahyedilen 68. surede vahyolunan ilk ayetler
    38 (19 x 2) kelimeden oluşmaktadır.

    Üçüncü vahiy olan 73. surenin ayetleri
    57 (19 x 3) kelimeden oluşmaktadır.

    denilerek yine bu da “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor bazilarinca.

    Burada ilk sorun,

    ornegin 96. surede mevcut olan

    lem yalem = bilmis degil

    kelimelerinin –19 hatirina– sadece tek bir kelime olarak sayilmasiyla basliyor olmalidir. Halbuki buradaki bu iki kelimeyi tek kelime olarak saymak –eger bunu 19a uymak & uydurmak gibi bir acendaniz yoksa– mumkun degildir gercekte, en basta!

    Ama simdilik bunu da gormezden gelelim ve kabul edelim bir an icin,
    –ve bunu yuttuktan sonra– bununla birlikte, bu olayi da yine mantikli ve butunsel bir sekilde dusunerek, dogrulukla yaklasarak incelemeye devam edelim, en bastan:

    Peki o zaman hesap ve kitap acisindan butunsel baglamda
    kusursuz & mukemmel olmasi gereken bir Yaraticinin gucu sadece ilk 3 vahyin kelimelerini 19a tutturup, sonra artik tum oteki vahiylerde bu isten tamamen cayan ve 19a tutturamayan bir kimlik mi olacaktir?

    Haydi bunu da simdilik tekrar yine gormezden gelelim ve kabul edelim bir an icin,
    ama hic olmazsa o zaman Kuranin son 3 vahyini de yine kelime acisindan 19a tutturacak sekilde planlayip bitirmesi gerekmez miydi
    –malesef boyle bir durum dahi mevcut degil Kuranda–
    akli basinda olan ve butunsel baglamda hesap ve kitaptan bir miktar anlayan kusursuz & mukemmel bir Yaraticinin?

    O halde, bu ornekte de yine netce gorebilecegimiz gibi,
    eger bu olaya da mantikli ve butuncul olarak Kuranda en bastan boylece dogrulukla yaklasirsak,
    karsilasilan tum bu sonuclar, malesef Kuranin bu baglamda da yine
    plan yapma ve hesaplama acisindan kusursuz & mukemmel bir Yaraticidan geldigi tezinden ziyade,
    Muhammed Peygamberin karsitlari olan o eski Dinci Araplarin da devamli olarak one surdukleri gibi,
    butunsel baglamda hesaptan ve kitaptan pek anlamayan, her acidan kusurlu & aciz bir cinin/cinlerin Allah adina uydurdugu yetkisiz bir soylem oldugu tezine (Hicr 6, Sebe 8, …) destek verebilir olmalidir ancak belki de bu haliyle,

    eger bu sekilde
    once caninin istedigini sec, kesip kirpip 19a uydur, sonra 3 hamle sonra olaydan tamamen cay ve bir daha 19 arama, ve yine de bunu “matematiksel bir mucize” olarak sunuver!

    mantigiyla bu tip “suni mucizeler” uretmeye kalkarsak!

    DEVAMI GELECEK…

  49. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine

    Kuran’da bahsi geçen 30 farklı “tam sayi” vardır.

    1 7 19 70 1.000
    2 8 20 80 2.000
    3 9 30 99 3.000
    4 10 40 100 5.000
    5 11 50 200 50.000
    6 12 60 300 100.000

    Kuran’da geçen tüm bu “tam sayıları” (tekrarlar dikkate alınmadan) topladığımızda çıkan sayı 162.146′dır.
    Bu ise 19 X 8.534 katina denk gelir.

    Bu 30 farklı “tam sayıya” ek olarak Kuran’da 8 tane de “kesirli sayıdan” bahsedilir. Bunlar

    1/10
    1/8
    1/6
    1/5
    1/4
    1/3
    1/2
    2/3

    Böylece Kuranda 38 (19 x 2) farklı sayı vardir.

    denilerek bu da yine “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor bazilarinca.

    Ama dikkat edilirse, bu tam sayilarin (tekrarsiz) toplamlari 19un katina denk geldiginden bu acikca veriliyor olmali yukarida, oncelikle,

    ancak sonra kesirli sayilarin (tekrarsiz) toplamlari (ne pay, ne de
    payda olarak) 19un katina denk gelemediginden, buradaki bu
    “matematiksel tokezleme” de yine ayni sekilde es gecilip goz ardi ediliyor olmalidir burada, ivedilikle!

    Halbuki hesaptan ve kitaptan biraz anlayan
    ve 19 (veya baska bir sayi da olur) uzerine butunsel baglamda kusursuz & mukemmel bir plan gerceklestirmek isteyen bir essiz Yaratici
    oncelikle daima mantikli ve butunsel baglamda dusunuldugunde
    birbirini tamamlayici eksiksiz & kusursuz bir plan yaparak
    ustun & benzersiz kabiliyetini ortaya koymus olur boylelikle.

    Eger bu baglamda ortada herhangi bir kusur & eksiklik varsa,
    bunun boyle ustun & benzersiz bir Yaraticidan degil, bilakis butunsel baglamda hesaptan ve kitaptan pek anlamayan, veya isi basaramayip eline yuzune bulastirmis olan muphem bir Varliktan, veya sadece muglak bir rastlantidan sadir oldugu kanisina varilabilir ancak.

    *ve ayrica en yukarida, tam ve kesirli sayi toplam adedi de 19un katina denk gelen bir sayi oldugundan (=38) en sonunda,
    artik kesirli sayilarda da bir sekilde 19un katina denk bir sayiya ulasilmasi daha da bir “gerekli” hale geliyor olmali burada,
    cunki her ikisi de beraberce denkleme alinip 19 olayina beraberce ortak edilmis oluyor (30 + 8) boylelikle, bastan.
    Artik bundan sonra kesirli sayilarda kivirip yan cizmenin hic mazur bir gerekcesi kalmamis oluyor, iki misli bu sekilde!

    O halde, bu ornekte de yine netce gorebilecegimiz gibi,
    eger bu olaya da mantikli ve butuncul olarak Kuranda en bastan boylece dogrulukla yaklasirsak,
    karsilasilan bu sonuclar, malesef Kuranin bu baglamda da yine
    plan yapma ve hesaplama acisindan kusursuz & mukemmel bir Yaraticidan geldigi tezinden ziyade,
    Muhammed Peygamberin karsitlari olan o eski Dinci Araplarin da devamli olarak one surdukleri gibi,
    butunsel baglamda hesaptan ve kitaptan pek anlamayan, her acidan kusurlu & aciz bir cinin/cinlerin Allah adina uydurdugu yetkisiz bir soylem oldugu tezine (Hicr 6, Sebe 8, …) destek verebilir olmalidir ancak belki de bu haliyle,

    eger bu sekilde
    once caninin istedigini secip topla ve 19un katina denk bir sayiyla gel, ama sonra bunun tamamlayicisi olmasi gereken grupta 19un katina denk gelmeyeni hemen es gec ve tumden goz ardi et,
    sonra yine de bunu “matematiksel bir mucize” olarak sunuver!

    mantigiyla bu tip “suni mucizeler” uretmeye kalkarsak!

    DEVAMI GELECEK…

  50. Huseyin diyor ki:

    Kuranda yine

    İlk başlangıç harflerinden (Elif, Lam, Mim; Bakara Suresi, 1. ayet)
    son başlangıç harflerine (Nun; Kalem Suresi, 1. ayet) kadar olan
    AYET SAYISI = 5.263 (19 x 277) katina denk gelir.

    denilerek bu da yine “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor bazilarinca,

    ama dikkat edilirse, burada yine bundan once gelmesi
    ve bunu ilk ve oncul olarak tamamlamis olmasi gereken
    Kuranin basindan sonuna kadar mevcut olan
    ve malesef 19un kati OLMAYAN = 6348
    tum AYET SAYISI
    yine oncelikle es gecilip goz ardi ediliyor burada, ilk basamakta!

    ***

    “Rahman” kelimesi ise Kuran’da 57 (19 x 3) defa geçmektedir.

    denilerek bu da yine “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor bazilarinca.

    Ama dikkat edilirse, burada da yine bunun tamamlayicisi olmasi gereken ve besmelede Rahman kelimesi ile beraber kullanilan
    ama yine Kuranda malesef 19un kati GECMEYEN = 115
    Rahim kelimesi yine oncelikle es gecilip goz ardi ediliyor burada, ilk basamakta!

    ***
    Kuranda yine
    Ya Sin harfleriyle baslayan 36. Surede bu iki harfin toplam
    gecis miktari 285 (19 X 15) katina denk gelir.

    denilerek, bu da yine “matematiksel bir mucize” olarak takdim ediliyor bazilarinca.

    Ama burada da yine bunun tamamlayicisi ve dengi olmasi gereken

    20. Suredeki Ta Ha,
    26. Suredeki Ta Sin,

    harflerinin ilgili Surelerdeki gecis sayilarinin
    19un kati OLMADIKLARI
    es geciliyor ve goz ardi ediliyor yine burada!

    Ve bunun gibi daha nice manipulasyonlarla
    aslinda mantikli ve butunsel baglamda dusunuldugunde her biri
    acik “matematiksel tokezlemeler” olacak bircok hesaplamalar
    yarisi kesilip bicildikten sonra artakalan diger yarisi kullanilarak
    acik “matematiksel mucizeler” olarak sunuluyor buralarda.

    Bunlarin her biri elbette yukaridaki yazilarda deginmeye calistigim butunsel mantikta dusunuldugunde,
    bunlari uyduranlarin, veya –daha kotusu– Kuranin sahibi hakkinda (onun akil sagligi & yetisi & butunsel manada hesaptan ve kitaptan anlama & planlama kapasitesi) hakkinda akli selim insanlarda ciddi supheler birakacak turden manipulasyonlar olmalidirlar.

    Bu nedenle, bu tip manipulasyonlarin en basta Dine ve Dindar insanlara
    cok zarar verebilecegini hatirlatarak, simdilik boylece –daha fazla uzatmak
    sanirim artik burada gereksiz olacagindan– bitirmek istiyorum bu (19 kodlu?) konuyu da.

    Saygilar.

  51. selcuk diyor ki:

    “Yaratti sizi tek bir nefisten (Ademden),
    sonra yapti Ondan onun esini (Havvayi),
    ve indirdi sizin icin Davarlardan
    sekiz cift olarak (koyun & keci & sigir & deve)…..
    (ZUMER 6)

    Bu Ayetin isaretine gore,
    sekiz cift Davar (=koyun & keci & sigir & deve 6/143-144)
    ilk insanlar olan
    Adem ve Havvanin yaratilmasindan daha sonra,
    bizzat Allah tarafindan gokten yeryuzune
    indirilmis (=enzele lekum) olmalidir.
    Hem onlar, hem de arkalarindan gelecek tum nesilleri icin…..
    O halde bugun –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari tarafindan tespit edilen ve yeryuzunde insan turune ait ilk fosil bulgularindan cok daha eski tarihlere dayanan davar turune ait “ilk fosil bulgularina” inanmak
    –Kurani mota mot okudugumuz takdirde–
    yine ACIK BIR KUFUR olacak olmalidir?”

    bu mantiginizin dogru olmasi icin bulundugunu soylediginiz insan turu fosilin ilk insana yani ademe ait olmasi gerekir. elimizdeki fosilin ilk insana ait olup olmadigini bilmiyor ama oyle oldugunu varsayiyoruz. bilimsel bir kesifle bu varsayim tamamen yanlis cikabilir.

  52. selcuk diyor ki:

    “….(Goklerde) Gunes ve Ay
    ve tum YILDIZLAR (=en nucuume)
    Onun emriyle amade kilinmistir…. (ARAF 54)

    Ve yemin ederim o YILDIZLARIN (=en nucuumi)
    kayip dusme yerlerine… (VAQIA 75)

    ve aslinda yildizlarla hicbir alakasi olmayan,
    ancak sadece bazi “gok taslarinin” atmosfere girip yanmalari olayindan ibaret olan bir hadisenin Kuranda da yine o zamanki halk arasinda yaygin
    bu goruse gore “yildiz kaymasi” seklinde tanimlandirildigi goruyor olmaliyiz.”

    Kuran bir bilim kitabi veya makalesi degildir. Kuran bilime dair ipuclari verir sureci oldugu gibi anlatmaz. Zaten anlatsa bu kadar az sayfada bilimin kesfettiklerini ve kesfedeceklerini bitiremezdi.

    ayetteki yildiz kaymasi supernovalara, karadeliklerde kaybolmaya belki de henuz kesfedemedigimiz bambaska bir kozmolojik olaya gonderme yapiyor olabilir. Kuran i motomod ve duz okumanin birebir bilimsel gercekleri anlattigini nerden cikardiniz anlamadim.

  53. selcuk diyor ki:

    “Allah odur ki Gunesi bir aydinlik, ve Ayi bir ISIK (=NUR)
    kilmistir. (YUNUS 5)
    ==========
    Yukaridaki ayetlerde netce gorebilecegimiz gibi, Allah kendine ait isimlerden biri olan ISIK (=NUR) sifatini aynen Ay icin de bir sifat olarak kullanarak
    ozenle yarattigini bildirdigi Ayi bu sekilde de sereflendirmis olmalidir.
    Ve madem ki Allah kendi ISIGINI (=NUR) isigini kendisi ureten yildizimsi bir Kandile benzetmistir, o halde elbette Kendi ismini vererek sereflendirmis olabilecegi Ay icin de boyle bir ozellik bahsetmis olmasi en uygun beklenti olmalidir.
    O halde bugun Ayin gercekte isigini kendisi ureten bir Kandil degil, fakat sadece bir Yansitici oldugunu ortaya koyan –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlarinin bu tip soylemlerine itibar etmek ve inanmak –Kurani mota mot olarak degerlendirdigimizde– malesef yine acik bir TAHKIR olacak olmalidir??”

    yine bayagi bir zorlama ile Kuran in ayin isik urettigini bildirdigi sonucuna varmissiniz. Tebrik etmek gerekir. Daha once de belirtildigi uzere, Kuran bilimsel ipuclari verir, bilimsel gercekleri surecleri ve detaylari ile anlatmaz. Bu tipki yapacaginiz bir konusmayi hatirlamak icin cagrisim kelimeleri ayarlamaniza benzer.
    burda da gunes ve ay icin, -isigi hatirlatan iki farkli sifat kullanmakla- pekala iki isigin farkli olduguna (bilmin kesfettigi gibi ay isiginin sadece yansima olduguna) gonderme yapmis olabilir. Ya da henuz bilimin kesfedemedigi baska bir bilimsel gercege.

  54. selcuk diyor ki:

    “Gunes ve Ay bir HESAP (=BIHUSBANIN) icindir. Odur ki kildi Gunesi bir aydinlatici ve AY’I bir isik, ve olctu o AY icin bazi duraklar, ta ki bilesiniz
    SENELERIN SAYISINI ve HESABI (=VELHISABE).
    (RAHMAN 5 & YUNUS 5)
    ==========

    Bir onceki yazida vurgulandigi gibi, Allahin kendi isimlerinden birini (NUR)
    vererek kendisini –Gunesin fevkinde– sereflendirmis olabilecegi bu AY’I
    yukaridaki Ayette de SENELERIN HESABI meselesinde yine –Gunesten once zikredip anarak– sereflendirmis ve boylelikle Peygambere ve Onu izleyen tum Araplara AY TAKVIMINI esas almalarini oncelikli olarak emretmis olmalidir.
    O halde bugun –yukarida bir onceki yazida zikredildigi gibi– AY’I once kendi basina bir NUR (=ISIK KAYNAGI) olma mertebesinden basit bir YANSITICI mertebesine dusuren, ve simdi de senelerin hesabi meselesinde
    bu mubarek kilinmis AY’I degilde Gunesi oncelikli bir olcu olarak almayi tercih eden bugunun –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlarinin bu tip soylem ve tercihlerine itibar edip onaylamak –Kurani mota mot olarak degerlendirdigimizde–malesef yine TAHKIR uzerine TAHKIR hukmunde olacak olmalidir?”

    Sadece ayın hesap yapmak icin secildigini sanirim aya dair hesaplama verildigi icin iddia ediyorsunuz. Halbuki ayetin baslangicinda “gunes ve ay bir hesap icindir” diyor. gunesi dislamiyor. ama ipucunun yeterli gelmemis olabilecegi dusuncesi ile sanirim gunes hesaplamasina gore daha basit olan ay hesaplamasini ipucu olarak veriyor. Ayetde illa ay hesabini kullanin, digerini kullanmayin diye bir emir yok. Ki ateist ve agnostiklerin gunes hesabini kullanmasi ayni hesabin ay hesabi ile de yapilamayacagini gostermez.

  55. selcuk diyor ki:

    “”De ki: gordunuz mu, eger Allah isitmenizi ve gormenizi alirsa, ve KALPLERINIZI TIKAYIP KAPATIRSA (=ve hateme ala qulubikum), kimmis bir ilah ki Allahin disinda getirecek olsun size onu?
    (ENAM 46)
    ———
    O halde bugun kalp damarlari iyice tikanmis olan bircok hastalari, bu damarlari tekrar acarak veya by-pass ederek hayata dondurebilen, veya bu da olmazsa baska birinden kalp nakli yaparak hayata dondurebilen, veya belki de yakin bir gelecekte, kok hucre calismalariyla laboratuvarda yepyeni bir kalp uretme sayesinde hayata dondurebilme ihtimali var olan, –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari, ve bu bilim adamlarinin bu tip “curetkar” icraatlarini & calismalarini kabul eden tum insanlar Allahin disinda bu kimseleri ilah edinmis “katli mutlak vacip” kimseler olmalidirlar??
    Cunki bu metotla yine Allahin bir sozunu daha gecersiz kilip Onu alenen TAHKIR etmis olmalidirlar?? “”

    siz Kuran i motomot okumayi bir biraksaniz…bu ayette iki ipucu var. bir; bazi korluk, isitme kaybi, kalp hastaliklari olumculdur veya geri dondurulemez olabilir, dikkat edin, iki; benden baskasi bunlarin geri dondurulmesine izin vermez yani bunlarin bazilarini iyilestirebilmenize izin verdim caresini arastirin.

    ama haklarini yemeyelim; ateist/agnostik bilimadamlarimiz sagolsun bunu arastirip bulabileceklerine dair ipucunu yanlis anlamislar ayeti yanlislayip Tanri yi yenebilecekleri havasiyla kalp naklini filan bulmuslar. eh, tesekkur ederiz.

    bu arada bunlari iyilestirebildiyseniz zaten yine onun rizasiyla iyilestirebilmis oluyorsunuz ayette bir celiski yok. benden baska kim izin verecek diyor daha ne desin

    diger yorumlarinizi da duzeltmeye devam edeyim mi yoksa ipuclarini gormeye basladiniz mi kendiniz duzeltebilir misiniz?

  56. selcuk diyor ki:

    “oyleyse insan bir baksin neden yaratildi? ATILAN BIR MENIDEN (=main dafiqin) yaratildi, bel kemigi ile kaburgalar arasindaki –organlardan–
    cikiyor (olan).
    (TARIK 5-7)
    ———-
    Dolayisiyla bugun meninin gercekte bel kemigi ile kaburgalar arasindaki organlarda degil, fakat daha asagida testislerde uretildigini tesbit eden
    –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlarinin bu tespit ve iddialarina inanmak –Kurani mota mot bilimsel bir tekst olarak degerlendirirsek–
    belki de yine malesef ACIK BIR KUFUR olacak olmalidir??””

    meni kisminda mutabiksiniz ikinci kisma takilmissiniz. dedigimiz gibi ipuclari var ayette. (henuz kesfedildi mi bilmiyorum) meninin olusumunun tetiklenmesi icin bir hormonun salgilanmasindan bununsa belkemigi ile kaburga arasinda bulunan bir organdan kaynaklanmasina dair bir ipucu ile karsi karsiya olabiliriz.
    bu konuda henuz bir arastirma yapilmamissa bilim icin guzel bir ipucu degil mi?
    sehvet, tahrik vb. tetikleyiciler…neden olmasin. Motomot okuma ile niye hemen yanlisligina hukmedelim ki?
    bu arada bu ateistler/agnostikler Tanriya savas mi acmislar sanki onlardan hep muzaffer cikan tarafmis gibi bahsediyoruz???

  57. selcuk diyor ki:

    “”De ki: Gordunuz mu, eger Allah sizin uzerinize GECEYI kesintisiz ve devamli (=sermeden) kilarsa Kiyamet Gunune kadar, kimmis bir ilah ki Allahin disinda
    getirecek olsun size bir AYDINLATICI ISIK (=bidiyaain); oyleyse hala isitmeyecek misiniz?
    (KASAS 71)
    ——————–
    O halde, bugun normal yoldan, veya nukleer santraller kullanimiyla,
    –belki de yukaridaki Ayette one surulen– Kiyamete kadar, nice sehirleri tumden ve 24 saat kesintiz ve devamli olarak tumden aydinlatma imkani olan,
    veya bunun disinda belki de cok yakin bir gelecekte uzaya dev bir ayna yerlestirerek bu sayede –tum dunya acisindan cok acil onlem alinmasi
    gereken bir durumda–dunyanin her yerini ayni anda 24 saat kesintisiz ve devamli olarak aydinlatma ihtimali var olan, –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari, ve bu bilim adamlarinin bu tip “curetkar” icraatlarini & calismalarini kabul eden tum insanlar Allahin disinda bu kimseleri ilah edinmis
    “katli mutlak vacip” kimseler olmalidirlar??””

    ayet acikca gunesin kiyamet kopuncaya kadar gece ve gunduzu saglayan aydinlatici isik olarak getirildigini anlatiyor. kiyamete kadar dunyayi aydinlatacak -nukleer guc kullanmak dahil- bir isik kaynagi uretsenize. Gerci ateistlerimiz uretir mutlaka :)

    uzaya dev ayna da cuk oturmus yani…

  58. selcuk diyor ki:

    “”Ve suphesiz o Allah yaratti iki cifti, erkegi ve disiyi, bir MENIDEN (=Nutfetin),
    o meni –erkekten– atildigi zaman…..
    (NECM 45)

    Sonra kildik onu bir MENI (=Nutfeten) saglam bir karar yerinde –ana rahminde– Sonra yarattik o MENIYI (=elnutfete) bir alaka haline, ve yarattik o alakayi bir cignemlik et haline, ve yarattik o cignemlik eti kemikler haline,
    ve sonra giydirdik o kemiklere eti…..
    (MUMINUN 13-14)
    —————————
    Bu ayetlerde bir miktar netce gorebilecegimiz gibi, insan sadece erkekten cikan bir Meninin (=simdi bildigimiz gibi sperm hucreleri) daha sonra rahimde direkt olarak cesitli asamalardan gecip son halini almasindan mutesekkil olup,
    burada Kadindan gelen “yumurta hucresinden” hic bahsedilmemektedir…

    Kadin muhtemelen burada sadece bu Meniye “tasiyicilik yapan” bir arac olarak
    gorulmekte olmalidir, belki de. tum o eski caglar boyunca…..””

    -o meni –erkekten– atildigi zaman….. —
    insan üremesinde meni erkekten atilip yumurtayi dollemeden acaba ureme oluyor mu merak ettim dogrusu. yumurtadan bahsetmemis denilmis bir de, tabi vaginayi, klitorisi, uterusu vb. bilimum hepsini tek tek yazmak lazim, bilim hazira konmali cunku. kuran da biyoloji kitabiydi zaten.
    meninin alaka haline donmesi ne acaba? dollenmis yumurta olmasin…:)
    ipuclari sevgili yorumcu lutfen motomot okuma degil.

  59. selcuk diyor ki:

    “”Ey inananlar, sag ellerinizin malik oldugu (koleler & cariyeler), ve sizden olan ve henuz erginlige erismemis cocuklar, (odalariniza girmek icin) su 3 vakitte izin istesinler:
    Sabah Namazindan once,
    ve elbiselerinizi cikarip attiginiz zaman OGLENDE (=min ezzahiireti)
    ve Yatsi Namazindan sonra,
    bunlar 3 mahrem vakittir sizin icin……

    (NUR 58)
    ——————–
    Bu ayetlerde yine bir miktar ozce gorebilecegimiz gibi, 1400 yil once ve cok sicak iklimde yasayan bu Araplarin –Tevbe 81– ogle vakti gelen bu buyuk sicaklik nedeniyle elbiselerini cikarip rahatlama gelenekleri de muhtemelen en onemli bir gerekce olarak goz onune alinarak, OGLEN VAKTI de odalara girmeden once tum cocuk ve kolelerin de ayrica izin almasi gereken ozel bir vakit olarak tayin edilmis olmalidir, tum bu Araplara.

    O halde, bugun iliman veya soguk iklimlerde yasayan yeryuzundeki milyonlarca insanin –cocuk ve hizmetkarlarin– boyle bir ihtiyac veya gelenekleri asla hic olmamis olmasina ragmen, bu Araplara emredilmis bu uygulamayi takip etmemeleri –Kurani mota mot ve evrensel bir Kitap gibi degerlendirdigimizde– malesef yine acik bir TAHKIR ve KUFUR olacak olmalidir,
    yeryuzundeki butun milletler icin??””

    bu ayetin bir genele bir de ozele bakan tarafi var. Ozelde dediginiz dogrudur dogrudan araplara toplumsal bir kaide yerlestirilmektedir. Genelde ise; sicak veya soguk iklimlerde insanlari rahatsiz etmemek, yanlarina girip mahremiyetlerine dokunmamak icin uc temel vaktin oldugunu soyluyor ayet. sabah namazi oncesinde YANI siz yeni uyanmakta iken; elbiselerinizi cikarip attiginizda YANI mesai saatinden paydos verdiginiz ogle arasinda (kimi fiesta yapar, kimi ceketini kravatini atar dinlenir, kimi yemek yer hepsi mahremiyet anlaridir), son olarak da yatsidan sonra YANI yatacaginiz zaman.
    bunlari sadece araplar mi yapiyor?

  60. selcuk diyor ki:

    “”O (evlatlik) cocuklari ancak BABALARINA (=liaabaaihim) NISPET EDEREK cagirin, bu Allah katinda daha adildir, ama eger babalarini bilmiyorsaniz, artik kardeslerinizdir dinde ve dostlarinizdir…..
    (AHZAB 5)
    —————
    Bu Ayetlerde yine bir miktar netce gorebilecegimiz gibi, Arap toplumunda cocuklar direkt olarak Babaya ait gorulup, anneye bu konuda “esit bir hak sahipligi” asla ongorulmemekte olmalidir.””

    bir önceki ayeti kaale almamanizdan kaynaklanan bir hataniz var. ahzab 4 te evlatlik cocuklarin oz evlat olarak kabul edilemeyecegini yazar Kuran. ahzab 5 te yani yukaridaki ayette ise evlatlik cocuktan bunun gizlenmemesi, evlatligin oz ailesini bilir sekilde yetistirilmesini, oz ailesi bilinmiyorsa bir kardes bir dost gibi yetistirilmelerini tavsiye ediyor. neden sadece babayi oz aileyi anlatirken kullandirtiyor bunu cozmek de bilimin isi? acaba genetige bir baksak kesfedilmisler arasinda akrabaligin tespiti icin babadan gelen genlerin rolu nedir, anneden gelenlerin rolu nedir? erkek olana dair ozel bir durum mu var? buna dair bir kesif yapilmadi ise iyi bir arastirma konusu olurdu degil mi?

  61. selcuk diyor ki:

    “”Ayetleri aciklanmis bir Kitabtir; ARAPCA bir KURANDIR, bilen bir toplum icin!
    Biz onu ARAPCA bir KURAN kildik, ta ki siz akledesiniz!
    Eger biz onu yabanci dilde bir KURAN yapsaydik, derlerdi: Ayetleri aciklanmali degil miydi? Yabanci dilde mi, ve ARAPCA olmaliyken!
    (FUSSILET 3 & ZUHRUF 3 & FUSSILET 44)
    ———-
    Bu ayetlerde bir miktar netce gorebilecegimiz gibi, Kuran oncelikle ve temelde
    ARAPCA konusan toplumlara hitaben gonderilmis bir Mesaj olmalidir.””

    Arapca dunyanin en zengin dillerinden biridir, sadece harf ve isaret degisiklikleri ile onlarca degisik anlama ulasabilirsiniz. bu haliyle Kuran hala cozulememis bir sifreler butunu, ipuclari toplamidir. kuran in, 75.000 lik dar kelime haznesi ile Turkce geldigini hayal edebiliyor musunuz?

    bu kadar zengin bir dil dururken (dahasi bu dili kullananalar oldukca genis yorelere yayilmisken, bu dili kullanan cok sayidaki insanlara erismek sonra diger dilleri konusanlara erismek daha kolay olacak iken) neden daha dar kesimlere hitap eden yabanci bir dille gelsin sonra da anlatmasi, aciklamasi gerekenleri aciklayamadigi icin hani nerde bunun aciklamasi suclamasi ile karsilassin.

  62. selcuk diyor ki:

    “”ve Rabbin BALARILARINA (=en-nahli) vahyetti: daglardan evler edin, ve agaclardan, ve onlarin kurduklarindan. sonra tum meyvalardan ye, ve Rabbinin yollarini takip et…. (NAHL 69)
    ———-

    Bu ayette gecen BALARILARI (=en-nahli) kelimesi Arapcada “disil” bir kelime oldugu icin, burada gecen tum bu balarilarinin sadece “disi” olmasi
    gerektigi, ve bunun da boylelikle ayri bir “Kuranin Bilimsel Mucizesi” oldugu,
    cunki Peygamberin tum bu isci BALARILARININ disi olduklarini bilmesinin o cagda asla mumkun olamayacagi fikri nedeniyle, anlatiliyordu (hala da anlatiliyor) bircok Arap & Islam Sitesinde….””

    muhtemelen o sitelerde “Allah daha iyisini bilir” diye ekliyorlardir. ama neyse baskalarina da uzanmayalim simdi. sizin yorumunuza cevap verelim. sadece bir ipucuna dikkat cekmek istiyorum, digerlerini kendiniz incelersiniz.
    -Rabbinin yollarini takip et.—
    arilarin gidis donus yollarini nasil bulabildiklerine gonderme yapilan bir ipucu, bilim arastirsin diye yazilmis.

    oo, daha bir suru yorumunuz var. dogrusu sıkıldım. digerlerini de baskalari yorumlasin.

  63. selcuk diyor ki:

    numerolojik onermeler iceren yorumlariniza yorum yapmayacagim, dogrusu basit numeroloji ile Kuran in sifrelerinin cozulebilecegine inanmiyorum. Kuran da numerolojik bir mucize gizli ise bence bu ancak bilimin uzman dallarinin cozmeye calisabilecegi kompleks bir numerolojik algoritma olmalidir. Her bir parcasi, dali ayri anlamlar yuklu olan…

    bir de medeni hukuk cagristiran yorumlariniza da ozellikle yorum yapmadim o alanda yorum yapabilecek duzeyde bilgim yok.

  64. Bigalıoğlu diyor ki:

    selçuk,naptın sen abicim ya.her tarafı doldurmuşsun.yani yorum yazmasınıda mı öğretelim şimdi burada.sana kızmıyorum ama,anlatmak istediklerini bir weya iki yorumda da yazabilirsin.öteki arkadaşların yorumlarını ğöremiyoruz.

  65. selcuk diyor ki:

    @bigalioglu

    yok kotu bir niyetim yok. İki durum ust uste geldi. Once yorum yazarken karsi yorum yazan birileri kisa surede cikiyordu. ama bu tatilde sanirim herkes bir yerlere gitti bu yuzden bir suru yorumum arka arkaya gelmis oldu. İkinci durum ise burdaki arkadaslarin da tavsiyesiyle simdiye kadar uzak durdugum, yanlisligini pesinen kabul ettigim evrimi incelemeye basladim ve tartisip ogrenecek cok seyin oldugunu gordum.

    Lutfen yanlis anlasilmasin baska bir amac tasimadim. Ayrica bunlarin hepsini tek bir yorumda yazsaydim birbiri icine gecmis cok karisik bir yorum olacakti. anlatmak istediklerim birbine girecekti.

    arkadaslar tatilden donunce rayina oturur diye dusunuyorum. bu arada farkli kaynaklari incelerken evrimcilerin su ozelligini farkettim. bilim bir suru kesif yapiyor, genetik benzerlikler, kromozom 2, viral bolgeler vb. evrimci arkadaslar hepsi ama hepsi ortak olarak sunu diyorlar. Bunun tek bir aciklamasi olabilir: Ortak ata.
    bilimin temeli suphe degil midir? bilim bir olgunun sadece ve sadece tek bir aciklamasi olabilecegini kabul edebilir mi? bilim % 100 emin oluncaya kadar surekli bir sonraki asamaya gecmek, acabalari arastirmak zorunda degil midir?

    simdi bakiyoruz, iyi her sey guzel, ortak atadan geliyor olabilmeyi (geldigimizi degil) destekleyecek yiginla kesif yapiliyor ama canli dünyasina girdigimizde en kucuk olanina girsek bile cok yuksek bir teknoloji, zeka, tasarim harikaligi var. Basdondurucu bir intizam, kusursuz mekanizmalar, kucuk nano evrenler var. Bu nereden geldi veya nasil olustu? bu bilgi kaynagi nasil meydana geldi?
    Bunu maddenin kendisi bile yapmis olsa nasil yapti? Bilimin bunu da arastirmasi gerekmez mi?

    diyelim ki ilk ortak ataya kadar vardik, illk ortak ata nasıl ortaya cikmistir, kompleks canliligin olusumu icin gerekli olan yuksek teknoloji nasil ortaya cikmistir bilim bunu arastirmali degil midir?

    bilim bu tasarimin bilgi kaynaginin nerden ve nasil geldigini ogrenmeye karsi niye duvarlar ormustur? boyle bir tasarimin olabilecegini onermek ve bilimsel olarak arastirilmasini istemek niye bilimsel degildir?

    niye yapilan evrimsel tum kesiflerin ortak ata seklinde tek bir aciklamasi var deniyor. İkinci bir aciklamasi olamaz mi? ortada bu kadar cok canli turunun tek bir canli turunden ortak atadan evrilmis olmayabilecegini iddia eden tonla bilimadami da varken acaba diyerek ikinci bir aciklamayi bilimsel olarak incelemeyelim?

    Tanri veya baska bir zeki varligin var olup olmadigini, bu varligin nasil var hale geldigini incelemek, arastirmak bu yonde destekleyici veya aksi yonde kanitlar bulmak icin calismalar yapmak niye bilimsel olmasin?

    daha fazla arastiramazsiniz, boyle dusunemezsiniz diye sinirlar koymak bilimin niye dogal bir hakki olarak goruluyor?

    ikinci bir aciklama olamaz diyerek one surulebilecek mantikli baska tum aciklamalari bilimdisi saymak bagnazlik degil midir? olgularin yalnizca ve yalnizca tek bir aciklamaya dayanabilecegini iddia etmek koru korune inanmak degil midir?

    tum buldugunuz o bilimsel bulgularin ikinci bir aciklamasi olamaz mi?

  66. ibrahim diyor ki:

    Şimdi efendim Kuranda diyor “O, insanı bir damla nutfeden yarattı”.

    “muhterem” bu ayette geçen “nutfe” kelimesini “sperm” olarak tercüme (meal) ediyor. Fakat nutfe ayetin geldiği dönemde saf su, bir kabın dibinde kalan su, bel sıvısı, meni vs tanımlarda kullanılmış. Sperm ima eden tek bir cümle yok. Hadistede yok. Sadece meni anlamı ile “üremeye meydan veren madde” tanımı var ki sexin ne olduğunu bilen herhangi bir insanın söyleyebileceği bir şey bu. Eğri oturup doğru konuşalım o dönemde hücre ifade eden hiç bir şey söylenmedi. Sadece üreme sıvısı ifade edildi.

    Söylenememeiş olması da gayet tabii çünkü henüz mikroskop keşfedilmemiş, sperm hücresi (n) değil hücre (2n) bile bilinmemekte, gözlenmemiş ve bu dönemde siz nutfenin sperm ima edecek şekilde kullanıldığını söyleyip bunu da bir mucize olarak takdim ediyorsunuz. Bravo. muhteşem.

    Nutfe kelimesi ile ilahiyatçılarımız ve güzide dil bilimcilerimiz günümüzde oynaya oynaya onu “sperm” yada “esasa dönüşen yapı” anlamları kazandırıyorsunuz. Zamanla bu kaynaklarda daha sık geçmeye başlayacak ve 20 sene sonra yaşayacak insanlar bu yeni tanımlar üzerinden bir “mucize” görecek. Sanırım kendi mucizesini kendisi yaratmak bu olsa gerek.

    Buna benzer pek çok kavramı birarada gündeme getireceğim yakında.

    Terimleri yada ayetleri zorlayarak “mucize” arama modası malesef din adamlarının saygınlığını bitirmeye devam edecektir. Açıkçası ben bu duruma biraz üzülüyorum.Çünkü gerçeğe bina edilmemiş bir “imanı” taşıyan insanlar (bir ksım uyanıklarda bu gruba dahil oluyorlar) dinin hiyerarşik yapılanmasında en verimli bölgeleri işgal ediyorlar.

    Yukarıda izah etmeye çalıştığım kavram gibi pek çok örnek var. Bunu görmek için sanırım biraz vicdan gerekiyor.

  67. Emre Novaselic diyor ki:

    Eğer ben bir tanrı olsadım; gönderdiğim kitapların amacı kendimi kanıtlamak olmazdı.İnsanların genç yaşta öldüğü o hastalıklara çözüm getirmek olurdu. Bana saygı gösterin eğer bazılarının bahsettiği o tanrı varsa kesinlikle egoisttir.

  68. furkan diyor ki:

    Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) ‘Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru’. (Al-i İmran Suresi, 190-191)
    Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.

    Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O’nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de. Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Denizi de sizin emrinize veren O’dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O’nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir. Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da. Umulur ki doğru yolu bulursunuz. Ve işaretler de; onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler. Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? (Nahl Suresi, 10-17)

    Şüphesiz, mü’minler için göklerde ve yerde ayetler vardır.
    Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda
    kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
    (Casiye Suresi, 3-4)

    Sizin de gördüğünüz gibi düşünen bir topluluk için ayetler vardır diyor zaten. O yüzden sizin bu iddaalarınızı fazla takmamak lazım. Bazı kesimler(anladığım kadarıyla bu kesimlere siz de dahilsiniz) bu konuyu ne düşünüyor ne de anlamak istiyor. Ne demişler sizin söylediğiniz karşınızdakinin anladığı kadardır. İşte bu yüzden korkarım ki siz hiç anlayamayacaksınız ve ahiretinizi kaybedeceksiniz.

  69. cengizhan Türk diyor ki:

    KURAN İNSANLAR ADEM VE HAVVA DAN ÇOĞALMIŞTIR DİYOR KATILIYORMUSUNUZ?
    A-ADEM VE HAVVA HANGİ IRKTANDI ? ZENCİMİ ?ÇİNLİMİ? ABORJİN Mİ?
    NİSA SURESİ-1 AYET..Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının

    1-Adem ve Havvanın çocukları oldu. Kardeşler birbirleriyle ilişkiye girdiler. Böyle İnsanlık Aile içi sex le çoğaldı . Kuran insanlara hakaret etmiş olmuyormu? Arap diyor ki..senin soyun iki kardeşin sex inden gelmektedir.Sen böyle bir soydansın.Bu insana hakaret değilmidir?
    2-Kardeşlerin sexiyle çoğaldık demek soyumuza hakaret edilmesi değimlidir?
    3–Adem ve Havva hikayesini yazan Kuran ın Allahtan geldiğini söylemek bir yaratıcıya hakaret etmek olmazmı?
    4-Ana baba aynı ise Öyleyse Yeryüzünde neden bu kadar çok farklı ırk var.
    Zenci,Arap,Çinli,Aztek,maya,Türk,Arap Viking var

    B-ALLAHIN ADEM ‘E ÖĞRETTİĞİ -ADEM’İN KONUŞTUĞU DİL HANGİSİDİR ?

    1-Kuranın dediği gibi ortak atamız Adem ve Havva ise Tek Dil konuşması gerekmezmiydi?
    2-Ana baba aynı ise Öyleyse Yeryüzünde neden bu kadar çok farklı dil var.
    3-Tanrının insanlığa verdiği Dil’den daha anlaşılır,daha özel bir Dil olabilir mi?
    4-Adem ve Havva nın Dil’i varken neden başka Dil kullansın?
    5-Tanrının bize armağanı bir Dil varken neden başka dillere ihtiyaç duyalım?
    6-Tanrı neden herkesin birbirini anlayamayacağı birçok Dil olmasına izin versin?

    KURANA GÖRE ADEM YARATILDIĞINDA HERŞEYİ BİLMEKTEDİR
    1-Şimdiki insanlar Ademden daha akıllılar. Ademin bilmediği bir çok şeyi biliyorlar.Nasıl?
    2-Allah şimdiki insanların kullandığı teknolojileri neden vermemiş olabilir.Ademe neden uçak yapmayı,Elektiriği üretip kullanmayı ,Araba yapmayı öğretmemiştir?
    3-Kuran’a gore Adem’in çocuklarından Habil ÇİFTÇİ, Kabil koyun ÇOBANıdır. Yani ilk insan döneminde ziraat ve hayvancılık vardır. Bilim’e göre ilk insanlar AVCI ve TOPLAYICIdır (ekipdikmez). Ziraat ve hayvancılığın tarihi sadece on bin senedir.Allah kendi kullarının ne zaman ne yaptığını unuturmu? Yoksa bunu yazan kitap Allahın sözleri değimlidir?
    4- Kuran’a göre meyveler, sebzeler bugünkü özelliklerinde (Renk, tat, şekil, büyüklük vs) yaratılmışlardır. Bilim’e göre ise günümüzde bulunan sebze ve meyveler, insanlar tarafından seçildiği için, bugünkü tat, koku, renk, ve boyutlarına ulaşmışlardır. Siz etrafınızda Daha gelişmiş karpuz , kavun kiraz yiyorsunuz.Hangisi çocukluğunuzda ki gibi?
    5-Domatesi ve patatesi Amerikanın keşfinden sonra öğrendiğimiz için Bu en çok yenilen sebzelerin adı kuranda geçmez.Peygamberler patates domates gibi sebzeleri yemeden ölmüşlerdir.Allah neden böyle istemiştir?
    6-Allah adem e yazıyı öğretmemiş oda çocuklarına öğretememiş neden? Çünkü yazının ilk keşfinin tarihi bellidir.Allahın Mükemmel insanının yazıyı bilmemesi dikkatinizi çekmedimi?
    ALLAH YARATMIŞ OLDUĞU KULUNUN VUCUDUNU BİLEMEZMİ?
    MUHAMMED suresi-15-ayetBu cennetliklerin durumu, ateşte temelli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
    A-Bilimselliğe bakarmısınız! Bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içmek.Allah suyu içtiğimizde midemiz yerine bağırsaklarımıza gittiğini sanıyormuş olamaz değilmi?Allahın vucudumuzu bilmemesini düşünemiyeceğimize göre bunu yazan kitap Allaha ait olabilir mi?
    B-Allah ın insan vucudunun nasıl olduğunu bilmemesi mümkünmüdür?Allah gibi bir yaratıcı bu kuranda yazılan gibi bir ceza mı verir.Böyle bir cazayı ilahi buluyormusunuz?
    C-Su içildikten sonra bağırsaklara değil de mideye gideceğini Allah bilemezmi?

  70. muhammed diyor ki:

    Sn.Huseyin,

    Fussilet -9- De ki: Siz mi inkar ediyorsunuz YERYUZUNU
    2 GUNDE (=2000 yil) yaratani?…’’ diyorsunuz)

    Bu ayetin doğru meali şöyledir!

    FUSSİLET-9: De ki: “Siz gerçekten yeri (yaşam için elverişli hale getirilmesi dahil) iki evrede yaratanı inkar edip duracak mısınız? Birde O’na eşler mi koşuyorsunuz? O, bütün alemlerin Rabbidir.

    Buradaki iki günü/ iki evreyi = 2000 yıl değerlendirmeniz doğru mudur? Hani Me’aric-4.ayete 50.000 yıl ve sonsuzluğu ifade eden KIYAMET GÜNÜ/Ahiret günü de ( يوم القيامة يوم الاخرة ) geçer.Ayrıca me’aric-4. ayete ( في يوم) ‘’ fi yevmin‘’….Öyle bir günde ki miktarı 50.000 yıl olan….’’ şeklindeki ifadelerden de anlaşılıyor ki Allah katındaki gün sedace ne 1000 yıl,ne de 50.000 yıldır,onun katındaki gün,milyarlarca yılı ve hatta sonsuz (ahiret günü) zamanı da ifade edebilir.

    Ayrıca Arapçada ( يوم ) ‘’ Yevm‘’ kelimesinin üç anlamı vardır!

    ما معني كلمة اليوة في اللغة العربية
    وله معان
    1 – مطلق الأوقات والأزمان :
    2– وقت مقدَّر بمقدار يعلمه الله
    3- اليوم النَّجْميّ : ( الفلك ) الزَّمن المتطلَّب لدوران الأرض حول نفسها بشكل كامل في ما يتعلَّق بالاعتدال الرَّبيعيّ في دائرة خطّ الزّوال والذي يساوي 23 ساعة و 56 دقيقة و 4 . 09 ثانية من الوقت الشَّمسيّ .
    المعجم: اللغة العربية المعاصر

    1-Mutlak zaman,

    2-Süresini ancak Allah’ın bildiği bir çok uzun bir zaman dilimi,

    3-Dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönmesiyle meydana gelen zaman,

    İşte evren yaratılırken,ne güneş sistemi,ne de kendi ekseni etrafında dönen dünyamız vardı,bu nedenle evrenin 6 yaratılış evreleri milyarlarca yılları ifade edebilir.Ama bunu 6 gün = 6000 yıl olarak değerlendirmeniz hiç te isabetli olmamıştır.

    KUR’AN DA YARATILIŞLA İLGLİ 6 GÜN İFADESİ NE DEMEK?

    Yani evrenin yaratılış evreleriyle ilgili kur ‘an da geçen (يوم ) ‘’yevm’’ kelimesi milyarlarca seneyi de ifade edebilir,çünkü evren yaratılmaya başlayınca ne dünyamız,ne de güneş vardı,bu nedenle burada 6 yevm’den söz edilirken kesinlikle süresini bilemediğimiz 6 uzun evre anlaşılır.Ama bunu 6 gün = 6000 yıl olarak değerlendirmeniz hiç de isabetli olmamıştır.!!!

    ——————————————————————-
    ‘’ 10- Ve kildi orada daglari ustlerinden, ve bereketledi,
    ve olcup takdir etti yiyeceklerini 4 GUN (=4000 yil) icinde… ‘’ (diyorsunuz )

    FUSSİLET-10.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR!

    Fussilet-10: “Orada,(o iki jeolojik yaratılış süreci içinde) üstünden (kökleri yerin derinliklerine kadar inen) ağır baskılar yerleştirmiş olup orayı bereketlerle donatmış ve orada bütün canlılar için gerekli gıdayı,rızklarını Ondan bekleyip,ondan isteyen bütün varlıkların hayatî ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dört evrede (yılın dört mevsiminde) elde edilmek üzere planlamıştır.’’ şeklindedir.

    Peki burada dört evre, neden dört mevsim oluyor? Çünkü güneş sistemi ve onun bir uydusu olan dünya yaratıldıktan sonra üzerinde artık gece gündüzler, mevsimler, yıllar ve hayat için gerekli tüm koşullar oluşmuştur.Yeryüzü üzerindeki gıdalar da dört mevsim içinde elde edilmek üzere plana bağlanmıştır. Burada hem güneş sistemi,hem de dünyamız yaratılmış olduğu için artık zaman dilimleri ve evreler de yaratılış sürecindeki evrelerden farklı olabilmiştir.

    Bu nedenle baştan sonuna kadar dünyanın yaratılış süreci 9.ayete belirtildiği gibi, sadece iki evrede gerçekleşmiştir,ki o da göğün yaratılmasından sonradır (bkz:NAZİAT-30)

    Naziat-30: Ve onun/göğün ardından da yeryüzünü yayıp yuvarlattı/ona geoit bir şekil verdi.Oradan da suyunu ve otlağını,bitki örtüsünü çıkarıp meydana getirdi.’’deniliyor..

    Yani Büyük Patlama sonucunda evren ve dünyamız oluştuğunda fırıldak gibi dönen gaz ve toz bulutuydu.Evren,Büyük Patlamanın etkisiyle gitgide genişleyerek soğumaya devam etti.Ve yedi manyetik semanın oluşumundan sonraki süreçte Dünya da kendi ekseni etrafındaki dönüşünün etkisiyle zamanla dıştan içe doğru soğumaya ve egoit şekline girip (Naziat-30) hayat için elverişli hale getiriliyor. İşte dünyamızın bu yaratılış süreci göklerden sonra iki evrede gerçekleşmiştir..
    ——————————————-

    ‘’ 11- Sonra yoneldi GOGE dogru ve o duman halinde idi…. ‘’diyorsunuz)

    FUSSİLET-11.AYETİN DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR!

    Fuusilet-11: Bir de (daha önce) duman/gaz halinde bulunan semaya (evrene) yönelip ona ve (henüz sema gibi gaz halinde bulunan) yere “İster istemez,(boyun eğerek) gelin!”diye buyurmuştu.(Onlar da kendilerine has bir iletişim şekliyle) bizler boyun eğerek/isteyerek geldik’’ demişlerdi.

    Burada da ilahi emir ve hitabı önce gaz halinde bulunan semaya,daha sonra yine gaz halinde bulunan arza irad buyurulmak suretiyle evren yasaları oluşturuluyor.
    ———————————————

    12- Ve sonra yapip bitirdi onlari IKI GUNDE (=2000 yil)
    YEDI GOKLER olarak,
    ve vahyetti her goge emrini…
    Ve susledik EN YAKIN GOGU isiklarla…. ( diyorsunuz)

    FUSSİLET-12.AYETİN DOĞRU MEALİ DE ŞÖYLEDİR!

    Fussilet-12:Derken onları yedi (manyetik kuşak) sema olarak iki evrede düzenlemiş ve her birine kendi yasasını vahyetmiştir. Ve (ardında) dünyaya en yakın semayı da ışık yansıtanlarla/ gezegenlerle donattık, (onları) bozmaktan da koruduk; işte bu,üstün olan ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir

    BAKARA-29-O,dünya üzerinde ne varsa sizin için yaratan,bir de plan ve tasarımını (daha önce yaratmış olduğu) semaya uygulayıp onları (semavi unsurları) da yedi sema/ manyetik kuşak/halinde düzenlemiş olandır. Ve yalnız O’dur her şeyi (tastamam ve hakkıyla) bilen

    İşte görüldüğü gibi ÖNCE YER,SONRA GÖk yaratılmadığı gibi 6000 yıld da yaratılmamıştır,belki süresi bilinmeyen 6 uzun evrede/milyarlaca yılı da ifade edebilir/yaratılmıştır.Ama hatalı mealler yüzünden maalesef 6 evre yanlış algılanıyor.! Ayrıca dünyaya en yakın sema da yıldızlarla değil,( كواكب ) yani gezegenlerle donatılmıştır.!!!

    Özetle,bilimle çelişen veya tutarsız olan hiçbir ayet yoktur,vargibi görülen sorunların tek nedeni de hatalı meal ve yorumlardır!!!

    Saygılarımla.

  71. muhammed diyor ki:

    Sn.Huseyin,

    —————–
    03/12/2008, 04:36
    ‘’ Kuranda yine soyle denilir:
    ….(Goklerde) Gunes ve Ay
    ve tum YILDIZLAR (=en nucuume)
    Onun emriyle amade kilinmistir…. (ARAF 54)
    Ve yemin ederim o YILDIZLARIN (=en nucuumi)
    kayip dusme yerlerine… (VAQIA 75) (diyorsunuz)
    Kuranda da yine o zamanki halk arasinda yaygin
    bu goruse gore
    “yildiz kaymasi” seklinde tanimlandirildigi goruyor olmaliyiz.’’

    (diyorsunuz)
    ———————–

    Yine ilgili ayetlerin meal çevirisi hatalı olanlardan almışsınız!!!

    DOĞRU MEALLER İSE AŞAĞIDADIR!

    A’RAF-54-Şüphesiz ki Rabbiniz,gökleri ve yeri (tüm evreni) altı yevm (zaman,evre) içinde yaratan,sonra Arş’ı (tüm varlık alemini) kudret ve iktidarıyla hükmü altına alan,(dünya gezegeninin kendi ekseni etrafında dönmesiyle) geceyi,durmadan kendisini izleyen gündüzle bürüyüp örten,güneşi,ayı ve yıldızları da emrine/ evrendeki sünnetüllaha boyun eğmiş olarak yaratan Allah’tır.Dikkat edin,yaratmak da, emretmek/evreni yönetmek de yalnız O’na mahsustur.Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!

    VAKİA-75-76) “Artık yok,o yıldızların yerine yemin ederim. Ve gerçekten (yıldızların yerlerini )bilseniz o ne büyük bir yemindir.”

    Hani ‘’Kayıp düşme’’ diye bir ifade ayete yoktur,kayıp düşme ifadesini kullanan mealler yanlıştır,ayete böyle bir ifade asla yoktur.Aşağıda gösterdiğim ayete baktığımızda böyle bir ifade asla bulunmaz.

    VAKİA-75: فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ ﴿٧٥

    Fe lâ uksimu bi mevâkiin nucûm(nucûmi).

    1.fe lâ: artık hayır
    2.uksimu: yemin ederim
    3.bi mevâkıı: mevkileri, yeri
    4.en nucûmi: yıldızlar.

    Peki ‘’kayıp düşen‘’ ifadesi nerede???

    ————————————–
    ‘’Nitekim yukarida da ancak KALPLERLE idrak edildigi
    halk arasindaki eski yaygin gorusunun
    yine Kuranda aynen kabul gorup
    aynen aktarildigina sahit oldugumuz gibi….
    #59 nolu YORUM (sizden alıntı)
    ————————–

    ARAPÇADA KALP NE ANLAMA GELİR?

    Arapça lügatlarında ( قلب ) ‘’kalbin’’ kaç anlama geldiğini anlatan bilgi aşağıdadır.

    القَلْبُ : عُضوٌ عَضَلِيٌّ أَجوفُ يستقبل الدَّمَ من الأَوردة ويدفعه في الشرايين 1
    2- و قد يعبر بالقلب عن العقل
    3-Bkz: معنى قلب في معجم المعاني الجامع – معجم عربي عربي

    1-Kan pompalayan organ,
    2- Akıl,idrak etme yetisi,
    ———————————–

    ان القلب ثلاثة انواع
    -قلب مادي من لحم يضخ الدم == -قلب بمعنى العقل و مجاله الخطا و الصواب و هو في الراس
    لقوله تعالى
    كلا لئن لم ينته لنسفعن بالناصية
    ناصية كاذبة خاطئة
    والناصية مقدمة الراس

    Yine yukarıdaki Arapça metninde kalbin anlamı!

    1-Kan pompalayan organ,
    2-Akıl ve aklın yeri olan beyin.

    İşte kur’an’ı kerimin her yerinde geçen (قلب ) ‘’ KALB’’ kelimesiyle’’akıl ve idrak etme merkezi olan beyin’’ kast edilir.Çünkü Türkçedeki kalp,kur’an daki ( قلب ) ‘’kalb ‘’ kelimesinin karşılığı değildir ve onunla hiçbir alakası da yoktur.

    Örneğin şu ayete bakalım, ‘’ في قلوبهم مرض ‘’ Fi kulubihim maradun’’ yani ‘’Onların kalplerinde hastalık vardır.’’ayeteki ‘’kalpların’’anlamı,kan pompalayan organ olsaydı,onların hastalıktan dolayı ölmeleri gerekirdi! Peki öyle midir?

    Demek ki,kur’an da geçen kalb ifadesiyle ‘’Akıl,idrak ve düşünme merkezi olan beyne’’vurgudur.

    Ayrıca: Müteaddit ayetlerde ( لهم قلوب لا يفقهون بها ) ‘’Lehum kulubun la yefkahune biha ‘’ …Onların akıl ve idrak etme organları (beyinleri) vardır,ama onlarla anlamaya ve idrak etmeye çalışmazlar,akıllarını kullanmazlar…’’şeklinde olur.

    Özetle,ayetlerde var gibi görülen bütün sorunların tek sebebi hatalı meal çevirisi ve yorumlardır.

    Saygılar.

  72. muhammed diyor ki:

    Sn.Huseyin,

    Kuranda yine soyle denilir:

    ==========

    Allah goklerin ve yerin ISIGIDIR (=NUR).
    Onun isiginin ornegi,
    icinde cerag bulunan bir kandil gibidir,
    Cerag bir sirca icindedir,
    Sirca sanki incimsi bir yildizdir,
    doguya ve batiya ait olmayan kutlu bir zeytin agacindan yakilir.
    Ates ona degmese bile, neredeyse yagi dahi isildatir. (NUR 35)
    (sizden alıntı)

    NUR-35.AYETİN DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR!

    NUR-35: Allah (yarattığı yasalarla) göklerin ve yerin (evrenin) aydınlatıcısısı (yöneticisi ve tüm işlerinin düzenleyicisi)dir.O’nun aydınlatmasının örneği,içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir.O ışık bir cam içindedir.Cam sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek zeytin ağacından yakılır.Ona ateş değmese bile neredeyse yağı ışık verecek.Nur üstüne nur! Allah dileyen (araştırıp çabalayan) kimseyi (bu yasaların) nuruna/bilgisine kavuşturur. Allah, (gerçeği anlamaları için) insanlara böyle misaller verir.Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

    وقال ابن جريج : قال مجاهد وابن عباس في قوله : ( الله نور السماوات والأرض ) يدبر الأمر فيهما ، نجومهما وشمسهما وقمرهما
    Bkz: (تفسير ابن كثير )
    —————————————————

    ‘’Allah odur ki Gunesi bir aydinlik, ve Ayi bir ISIK (=NUR)
    kilmistir. (YUNUS 5)
    Yukaridaki ayetlerde netce gorebilecegimiz gibi,
    Allah kendine ait isimlerden biri olan ISIK (=NUR)
    Sifatini aynen Ay icin de bir sifat olarak kullanarak
    ozenle yarattigini bildirdigi Ayi bu sekilde de sereflendirmis olmalidir’’

    (diyorsunuz)

    YUNUS-5.AYETİN DOĞRU MEALİ DE ŞÖYLEDİR!

    YUNUS-5: Güneş’i ziya (ışık,ısı ve enerji),kaynağı ve Ay’ı da ışığı yansıtıcı kılan O’dur. Ve ona konaklar takdir eden O’dur; (işte güneş ve ayın bu şekilde yaratılmış olmaları aynı zamanda) yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için! Allah bunları ancak bir hesap ile yaratmıştır.Allah,bilmek isteyen/bilim ışığında düşünen bir toplum için varlık ayetlerini böylece bir bir açıklamaktadır. ‘’şeklindedir.

    تفسير المنار) الضوء لما بالذات كالشمس والنار ، والنور لما بالعرض والاكتساب من الغير ، هذا حاصل ما قاله شيخنا رحمه الله (
    : الضياء هو ما كان بالذات ، والنور ما كان بالعرض ، ومن هنا قال الحكماء : إن نور القمر مستفاد من ضوء الشمس (تفسير فتح القدير)

    RAHMAN–5: Güneşin ve ayın konumları ve hareketleri belirli bir hesaba dayanır.
    1-İşte doğru meallerde görüldüğü gibi Allah,nur değil,nuru ve onun kaynağını yaratan ve oluşturandır.

    2-Söz konusu ayetlerde AY BİR IŞIK KAYNAĞI olarak gösterilmemiştir. Çünkü, Arapçada Güneş için kullanılan ( سراج- ضياء ) ‘’Ziya,Siraç ‘’Ay için kullanılan ( نور ) ‘’Nur’’kelimesinden tamamen farklıdırlar. Ay için ‘’Nur’’ ifadesi değil,Güneş için kullanılan ( سراج- ضياء ) ‘’Ziya,Siraç ‘’ gibi ifadeler kullanılmış olsaydı,o zaman Ay da Güneş gibi bir ışık kaynağı olarak gösterilmiş olacaktı!!!

    3-Sizin ifadenizle‘’Allah,kendi sıfatını ay için bir sıfat olarak’’ kullanmış değildir.Ayrıca sadece Ay değil, aynı zamanda Güneş de senelerin sayısı ve hesap için bir ölçü yapılmıştır.
    ————————————-

    ‘’De ki: gordunuz mu, eger Allah isitmenizi ve gormenizi alirsa,
    ve KALPLERINIZI TIKAYIP KAPATIRSA (=ve hateme ala qulubikum),
    kimmis bir ilah ki Allahin disinda getirecek olsun size onu?
    (ENAM 46)
    ———
    O halde bugun kalp damarlari iyice tikanmis olan
    bircok hastalari, bu damarlari tekrar acarak veya by-pass
    ederek hayata dondurebilen,……vs…..’’
    (diyorsunuz)

    EN’AM-46.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR!

    46-De ki: (Ey putperstler!)«Düşündünüz mü hiç; Eğer Allah işitme ve görme duyunuzu sizden (kökten) alır ve (yaptığınız suçlar yüzünden) kalplerinize mühür (şirk suçunu işlediğinize dair manevi bir damga) vurursa onu (o kökten almış olduğu eski işitme ve görme duyularınızın aynısını) size Allah’tan başka (o inanıp taptığınız) hangi (düzmece) ilah geri verebilir? Bak,âyetlerimizi türlü türlü nasıl açıklıyoruz da onlar yine yüz çeviriyorlar.’’şeklindedir.

    : أن المراد بالختم وسم قلوبهم بسمة تعرفها الملائكة، فيبغضونهم وينفرون عنهم،ولايستغفرون لهم كما يستغفرون للمؤمنين وعلى هذا المنهاج كلامنا وكلامهم فيما يضاف إلى الله تعالى من طبع وإضلال ونحوهما.
    Kaynak: » التفسير الكبير أو مفاتيح الغيب » التفسير الكبير المسمى البحر المحيط = تفسير البيضاوى )

    İşte söz konusu ayete doğru meal verildiğinde yukarıda yapmış oldunuz yorumun da bir anlamı kalmıyor.Zaten sorunların tek sebebi de hatalı meal çevirisi ve yorumlardır.

    Ayrıca ayetin meali sizin gösterdiğiniz şekilde olsa bile bununla tıbben‘’Kalbin tamamen ölmüş olması ’’kastedilmektedir.Kalbi tamamen ölmüş olan bir insanı by-pass etmek veya ona yapay kalp takmanın ne faydası olabilir? Bu durumda olanın hayata döndürülebilmesi mümkün mü?

    Bkz: (التفسير الكبير ) : المراد بهذا الختم الإماتة أي يميت قلوبكم

    ————————————

    İKİ KADININ ŞAHİTLİĞİ ! ……. (Bakara 2/282)

    İki kadının şahitliği şart ve zorunlu değildir,belki ticari hukukta bir tavsiye olup,biri asil şahit diğeri ise yedek şahit konumunda olur,yani şahitlik eden yine bir erkek ile bir kadındır.Bunun ızahı aşağıdadır.

    282-Ey inananlar!Birbirinize belirli bir süreye kadar borçlandığınızda,onu yazın.Bir katip onu aranızda adaletle yazsın.Ve hiçbir katip Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın (her şeyi olduğu gibi yazsın).Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın.Rabbinden sakınsın ve borcunu asla eksik yazdırmasın.Eğer borçlu aklı ermeyen zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise,velisi adaletle yazdırsın.Bu işleminize erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Şayet (şahitlik edecek) iki erkek bulunmazsa o zaman doğruluklarından emin olduğunuz bir erkek ile (biri yedek olmak üzere) iki kadının şahitliğini alın! (Bunun sebebi) birinin yanılması halinde ikincisinin hatırlatmasına (ve yedek şahidin şahitlik yapabilmesine) imkân vermek içindir.Ve şahitler çağrıldıklarında gitmemezlik etmesinler.Küçük olsun büyük olsun,her anlaşma maddesini vade tarihi ile birlikte yazmaya üşenmeyin.Bu,Allah nazarında daha adil, kanıtlanma açısından daha güvenilir ve sizi şüpheye düşmekten alıkoymakta daha uygun olandır.Ama eğer (aranızdaki ticaret) birbirinize doğrudan doğruya devredeceğiniz hazır mallar ile ilgiliyse onu yazmamanızda bir mahzur yoktur.Ve birbirinizle alış veriş yapacağınız zaman şahit bulundurun.Ama yazıcı da şahit de bir zarara uğramasın.Eğer onlara (zarar verici bir iş) yaparsanız,unutmayın ki bu, sizin için günahkârca bir davranış olacaktır.Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.Allah size (böylece her şeyi) öğretiyor.Allah,(herşeyi) hakkıyla bilendir.

    (Ayetin indiği dönemden bugünümüze kadar da ticari faaliyete kadınlar erkeklere nispetle çok az bulunduğundan dolayı burada yanılmaları söz konusu olabilmiştir.Bu nedenle ‘’şahitlik edecek kadın şayet YANILIRSA.’’deniliyor.

    a) Biri yedek olmak üzere iki şahit kadının bulunması şahitliğin bir nisabı değildir. (yani zorunlu değildir,sadece hakların korunması için bir tavsiyedir.)

    b) Diğer ikinci kadın,yedek şahit konumundadır.Şahitlik eden yine tek kadındır,şayet şahitlik eden kadın yanılırsa,diğer yedek şahit devreye girer…!!!

    c) Kadının şahitliğine vurgu yapan cümlenin sonunda ‘’ذلكم اقسط عند الله واقوم للشهادة وادني الا ترتا بوا الخ ‘’ ….Bu durum, Allah katında adalete daha uygun,şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir….’’ deniliyor… Bu durum,farzdır,gereklidir veya zorunludur denilmiyor…..!!!

    d) Ayrıca ‘’DAHA SAĞLAM ‘’ sözü SAĞLAM’’ ın karşıtıdır.Yani kadınlardan bir kişi dahi şahitlik ederse yine geçerlidir,ama daha sağlam ve uygunu ise bunun yanında yedek bir şahidin de bulunmasıdır….’’ diye anlaşılyor….
    “…Böylesi, şahitlik için daha sağlamdır…” ifadesi, borcu yazıyla tespit açısından da şahitlik nisabı açısından da değerlendirilebilir.“Daha sağlam”sözü “sağlam”ın karşıtıdır.Sağlam olan iki şey karşılaştırılınca birine daha sağlam denebilir. “Bir erkek ile iki kadının şahitliğine” daha sağlam deniyorsa, bu şarta uyulmadan yapılan şahitliğin da sağlam sayılması gerekir. Bu nedenle iki kadının şahitliği zorunlu değildir,ayete göre yine tek kadın şahitlik eder,ikincisi ise yedek şahittir, Yani birinci şahidin olmaması veya yanılması halinde yedek olan şahit kadın şahitlik edecektir.

    Saygılarımla.

  73. muhammed diyor ki:

    Sn.Huseyin,

    ‘’ Kuranda yine soyle denilir:
    —————
    Erkekler kadinlar uzerine sorumlu yoneticilerdir (=qavvaamuune),
    Allah bazilarini bazisi uzerine USTUN KILDIGINDAN (=bima faddel
    Allah) oturu,
    ve o erkekler MALLARINDAN HARCADIKLARINDAN (=bima
    enfequu) oturu,
    oyleyse salih kadinlar boyun egenler, namuslarini koruyanlardir
    Allahin korudugundan oturu……
    (NISA 34) (gösterdiğiniz mealde hatalar vardır)

    ———————

    NİSA-34.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ İSE ŞÖYLEDİR!

    34-Allah’ın kimisini kimisine farklı yeteneklerle donattığından ve (kadınlara) mallarından harcama yaptıkları için erkekler (kendileriyle evli bulunan) kadınların (tüm maddi ve manevi haklarının) koruyucusu ve gözeticisidirler.Dürüst ve erdemli kadınlar ise,gerçekten Allah’ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan,(eşlerine karşı) sadık ve itaatkâr kadınlardır. Nüşüzünden (gözleri dışarda olmalarından) endişe ettiğiniz kadınlara gelince,onlara önce nasihat ediniz,bu nüşüza (edepsizlik ve sadakatsızlıklarına son vermezlerse,) onları yattıkları yatakta yalnız bırakınız;yine de buna son vermezlerse onları (hafifçe zarar vermeden) dövün. Bundan sonra (edepsizlikten vazgeçip) itaat ederlerse,(eşlerine karşı sadakat gösterirlerse,) onları incitmekten kaçının Allah gerçekten yücedir; büyüktür..

    ….. اي قوامون على طلبات النساء, مؤَدين او موَفين على اكمل وجه لجميع الحقوق والواجبات وليس متسلطين و متجبرين

    Yukarıdaki tefsir metninde de belirtildiği gibi,erkekler kadınların yöneticileri değil,belki onlara karşı sorumlu olup,haklarına eksiz riayet etmeleri gerektiğine vurgu yapılmaktadır.Çünkü Arapçada ( قوامون) ‘’kevvamun‘’yönetici,idareci vs.anlamlara gelmez.

    Arapçada Yönetici,idareci,vali,hakim gibi kelimelerin karşılığı şunlardır:

    حاكم (ج) حكام و حاكمون: وال -مدير, Bunların içinde ”kavvam” ifadesi yok,

    Mesela:Ayet,) الرجال حاكمون- مديرون – اولياء علي النساء) ‘’Er-ricalu hakimune, ’’veya’’müdirune,’’ya da ‘’evliya’un alan-nisai ‘’şeklinde olsaydı,o zaman erkekler kadınlara‘’yönetici,idareci,veli,hüküm verici,egemen vb.) gibi haklara sahip olurlardı, ama ayet böyle değildir,işte ayetin meal çevirisi hatalı yapıldığından böyle durum ortaya çıkıyor!

    (Not:Bu ayet,erkeklerin kadınların üzerinde yönetici ve egemen olma hakkına değil, evli erkeklerin eşlerine karşı sorumluluk ve yükümlülüklerine vurgu yapmaktadır. Yani erkeğin kadınlar üzerinde egemenliği ve yöneticiliği söz konusu değil.Zira

    Tevbe-71.ayete ‘’والمؤمنون والمؤمنات بعضهم أولياء بعض الخ

    (İnanan erkekler inanan kadınlar birbirlerinin velileridirler.(birbirlerini yönetip idare ederler) ’’ deniliyor.Ayrıca bu ayetteki kadının nüşüzden maksat,erkeğine sadakatsızlık gösterip gözü dışarda olma durumu olduğuna dair,Veda Hutbesindeki konuyla ilgli hz.Peygamberin açıklamasıdır.Bu nedenle gerekçe ne olursa olsun,gözü dışarda olmadıktan ve eşine sadakatsızlık yapmadıktan sonra hafif de olsa hiçbir şekilde kadının dövülmesi mübah değildir.) ‘’الله اعلم ‘’

    دليلنا بان النشوز هنا بمعني عدم العفة وصداقة المرأة لزوجها وميلها لرجل اخر هو قول النبي ص في حجة الوداع . … أمَّا بعدُ أيُّها النَّاسُ، فإنَّ لَكم على نسائِكم حقًّا ولَهنَّ عليْكم حقًّا، لَكم عليْهنَّ أن لا يوطِئْنَ فُرُشَكم أحدًا تَكرَهونَه، وعليْهنَّ أن لا يأتينَ بفاحشةٍ مبيِّنةٍ، فإن فعلنَ فإنَّ اللَّهَ قد أذنَ لَكم أن تَهجُروهنَّ في المضاجِعِ، وتضرِبوهنَّ ضربًا غيرَ مبرِّحٍ،

    ———————–
    Kuranda yine soyle denilir:
    ———-
    oyleyse insan bir baksin neden yaratildi?
    ATILAN BIR MENIDEN (=main dafiqin) yaratildi,
    bel kemigi ile kaburgalar arasindaki –organlardan–
    cikiyor (olan).
    (TARIK 5-7)….. (gösterdiğiniz meal yine hatalıdır.)
    ——————————————————
    Peki Tarık Suresinde bahsedilen meni mi ? İnsan mı?

    TARIK 5-8.AYETLERİN DOĞRU MEALLERİ ŞÖYLEDİR!

    5-8: İnsan neden yaratıldığına bir baksın! Atılan bir sıvıdan/spermden yaratıldı.Yine O insan,(cenin,kadının) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar/dünyaya gelir.İşte Allah (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı (öldükten sonra) tekrar yaratmaya da kadirdir.’’şeklindedir.

    İşte 7.ayete sperme değil,insana (cenin) vurgu yapılmıştır…Bu nedenle bir sorun sözkonusu değil. Maalesef arapçaya tam vakıf olmayan bazı mealciler insan kelimesine raci olan (يخرج )‘’yahrucu ’daki zamiri hatalı olarak meniye raci yapmışlardır,ama bu durum ne ayetin sibak ve siyakına,ne de arapça dil gramerine uygundur,bu nedenle gösterdiğiniz meal de hatalı olanlardandır.

    Yani 7.ayette söylenen insanın çıkışıdır.İnsan (cenin) kadının sırt ile göğüs kafesi arası olan anne rahminden çıkar/dünyaya gelir.Zira bir sonraki ayette “o” zamiri insana gittiği açıktır.Eğer 8. ayete dikkatli bakılırsa,“Onu tekrar döndürmeye güç yetirendir” ifadesiyle,insanın tekrar öldükten sonra yaratılacağından söz edildiği görülür. Yani buradaki “o” ifadesi insandır. 7. ayette de “çıkan” olarak söylenenin insan olduğu açıklanmış olur.

    Ayrıca yukarıda da belirttiğim gibi kur’an’ı kerimin her yerinde geçen (قلب ) ‘’ KALB’’ kelimesiyle’’akıl ve idrak etme merkezi olan beyin’’ kast edilir.Çünkü Türkçedeki kalp,kur’an daki ( قلب ) ‘’kalb ‘’ kelimesinin karşılığı değildir ve onunla hiçbir alakası da yoktur.Detaylı bilgi için bundan önceki yorumuma bakabilirsiniz!
    ——————————-

    Kuranda yine soyle denilir:
    ———-
    Ayetleri aciklanmis bir Kitabtir;
    ARAPCA bir KURANDIR, bilen bir toplum icin!
    Biz onu ARAPCA bir KURAN kildik,
    ta ki siz akledesiniz!
    Eger biz onu yabanci dilde bir KURAN yapsaydik,
    derlerdi: Ayetleri aciklanmali degil miydi?
    Yabanci dilde mi, ve ARAPCA olmaliyken!
    (FUSSILET 3 & ZUHRUF 3 & FUSSILET 44)
    ———-
    Bu ayetlerde bir miktar netce gorebilecegimiz gibi,
    Kuran oncelikle ve temelde
    ARAPCA konusan toplumlara
    hitaben gonderilmis bir Mesaj olmalidir. (diyorsunuz)

    Bu yorumunuzdan hareket edersek hem Uluslararası,hem de Bilim Dili olarak kabul edilen İngilizce diliyle yazılan bilimsel bilgiler,mekaleler vs.sadece İngilizce konuşan toplumlara hitap ediyor dememiz de gerekir,peki bunu söylemek doğru mu?

    İşte kur’an da Arapça olsa bile,sadece Arap toplumuna hitap eden bir kitap olmadığı ve bütün insanlara mesaj verip hitap ettiğini nice ayetlerinde görüyoruz.

    Örneğin,Bakara-185.ayete de ‘’…kur’an bütün insanlara bir rehberdir…’deniliyor.
    (….. شهر رمضان الذي أنزل فيه القرآن هدى للناس ….)

    Yine SEBE suresi 28.ayete de ‘’(Ey Resulüm!) Biz seni bütün insanlığa,ancak bir müjdeci ve uyarıcı olman için gönderdik.Fakat insanların çoğu,bu gerçeği bilmezler.’’ deniliyor,

    İşte bu vb.nice ayetlerle hem kur’an’ın mesajı,hem de hz.Muhammed’in elçiliği bütün insanlığa ve bütün dünyaya yönelik olduğu hususuna vurgu yapılmaktadır

    Kur’an,son ve evrensel ilahi mesaj olduğundan elbette sadece bir dille gelmesi gerekirdi,yoksa birleştirici,aynı çatı altında toplayıcı ve evrensel olma özelliğini yitirirdi.Çünkü,Türklere Türkçe, Kürtlere Kürtçe,Farslara Farisçe,Çinlilere Çince,Almanlara Almanca,İngilizlere İngilizce, Hindulara Hinduca,Japonlara Japonca,Ruslara Rusça,Yunanlılara Yunanca, Azerilere Azerice,Gürcülere Gürcüce, Zazalara Zazaca ve daha nice farklı dil ve lehçelerde farklı kitapların gelmesi gerekirdi ve o zaman aynı dili konuşan ırkın elçisi de onlardan olması gerekirdi.Peki bütün bunlara kendi dil ve lehçelerinde farklı kitap ve peygemberler gelseydi,bütün müslümanları aynı inanç çatısı altında tutmak mümkün olabilir midi? Sadece kendi kitap ve kendi peygamberiyle övünen ırklar,toplumlar,diğerlerinkine ne kadar önem verecekler di?

    ——————————————-

    ‘’……..bir miktar medenilestiren
    Dini & Sosyal bir Reformist Onder olarak gormek
    dahi pekala mumkun olabilir, belki de.
    Cunki Kurandan ve Peygamberden once
    bu Arap toplumlarinda
    kadinlar hic adam yerine konmazken,
    kiz cocuklari diri diri
    topraga konulurken, vs.
    Kuran ve Peygamber vasitasiyla
    bu kadinlar en azindan
    bir adamin yarisi kadar hak sahibi kilinmiş
    (diyorsunuz)

    1-Kur’an,kadınlara de erkeklere de aynı haklar vermiştir,birini diğerinden üstün tutmamıştır,kur’an’a göre her iki cins de aynı konumda Allah’ın birer kuludur.

    Örneğin,

    BAKARA-228: Boşanan kadınlar (başkasıyla evlenmeden önce) kendi kendilerine üç aybaşı beklemeli. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri uygun olmaz.Bu durumda kocaları barışmak isterlerse onları geri alma hususunda (herkesten) daha fazla hak sahibidirler.Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi,kadınların da erkekler üzerinde EŞİT HAKLARI vardır.Ama Erkeklerin onların üzerinde (infak etme,masraflarını ve ihtiyaçlarını karşılama gibi) bir (sorumluluk) farkı vardır.

    وقوله : ( ولهن مثل الذي عليهن بالمعروف أي : ولهن على الرجال من الحق مثل ما للرجال عليهن ، فليؤد كل واحد منهما إلى الآخر ما يجب عليه بالمعروف

    2-Mirasta kadına yarım hisse verilemesinin de sebebi şöyledir!

    1.İslâm’da miras,şahısların ihtiyaç ve mesuliyetine göre taksime tabi tutulmuştur. Anne, eş, kız çocuk veya kız kardeşin geçimi, kendisine ait olmayıp; oğul,koca, baba veya erkek kardeşin sorumluluğundadır.Kadın çoğunlukla kendisi dışında başkalarının geçimini sağlamakla da mükellef değildir.Erkek ise bütün durumlarda eşinin, kızının,çocuklarınınb, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla mükelleftir.Erkek resmen bütün maiyetinden ve aile efradından sorumludur. Bu sebepledir ki,“pay,mesuliyete göredir.” kaidesine uygun olarak, eşinin,kızlarının, çocuklarının,annesinin ve gerektiğinde kız kardeşinin nafakasını sağlamakla mesul olan erkeğe, böyle bir sorumluluğu olmayan kadının payının iki misli pay verilmiştir.

    2.Kadın kendi mal varlığında istediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. Kadın zengin olsa bile,ailenin harcamalarına katılma mecburiyeti yoktur.Bu açıdan değerlendirdiğimizde de, kadın ile erkeğe eşit pay verildiğinde,hisseleri aynı olduğu hâlde,erkek ailenin geçimini sağladığı,kadının ise böyle bir mesuliyeti olmadığı için denge erkek aleyhinde bozulmuş olacaktır ki,bu erkeğe haksızlık edilmesi demektir.
    Ayrıca kız,evlendiği zaman kendisinin ve çocuklarının nafakasını temin tamamen kocasının vazifesidir.kendisnin hiçbir nafaka sorumluluğu yoktur.Üstelik kadın bir de kocasından mehir alacak ve örfe göre, altın, ev eşyası, para vs.birçok hediyeye de sahip alacaktır. Kadın sahip olduğu malı,nafaka kocaya ait olduğu için harcamayabilir.İsterse onu işleterek artırabilir. Erkek kardeş ise babadan aldığı mirası,evlilik masraflarına,mehre ve ailesinin nafakasına harcamakla bitirecektir. Kaldı ki bekâr kız kardeş,babasından aldığı mirasla geçinemiyorsa, erkek ona yardım etme mecburiyetindedir.Dolayısıyla bu açıdan da meseleyi ele alıp değerlendirdiğimizde erkek çocuğa bir, kıza yarım hisse gerçek adalettir.

    İşte saymaya çalıştığımız sebeplerden dolayıdır ki, erkeğe malî mesuliyetlerinin ağırlığına uygun olarak mirastan pay verilmiş, zengin ve fakir olma durumlarında bile,hiçbir malî yükümlülüğü bulunmayan,bununla birlikte kız,eş,ana ve dul kalma durumlarında bile sosyal güvenliği daima güvence altına alınmış kadına da ona göre pay verilmiştir.

    3-Gerek islamda,gerek mevcut hukuk sistemlerinde bütün mali yükümlülük ve masraflar tamamen erkeğe yüklenmiştir.Ama böyle bir yükümlülük kadına yüklenmemiştir.Kadın kendisine ait maldan tek bir kuruş harcamak zorunda değildir.Görüldüğü gibi erkeğin parası,maddi varlığı sürekli bölünür.Bu nedenlerle sadece erkek ve kız çocuklar arasında mirasta doğal olarak bir farklılık olmuştur.Bu durumda erkeğe daha fazla verilmezse ona haksızlık olur,Çünkü ailesinin ve bütün çocukların masrafı ona yüklenmiştir,bunu göz önüne almak adaletin gereğidir…!!!

    Şunu da bilmek lazım,kur’an gelmeden önce kıza ve kadına miras hakkı tanınmıyor ve ölenin terekesinden tek bir kuruş onlara verilmiyordu.İşte 1400 sene önce kur’an bu konuda büyük bir devrim yaparak kız ve kadınları da mirasta ortak yaptı. Ayrıca şunu da bilmekte fayda var.İslamdaki miras hukuku ancak,islam hukukunun yürürlükte olduğu yerlerde uygulanır. Şayet mevcut hukuk sistemi aile masrafını her iki tarafa da yüklüyorsa burada durum değişir.Yani mevcut sisteme göre miras paylaşımı olabilir..!!! ( الله اعلم )

    Saygılarımla.

  74. muhammed diyor ki:

    Sn.Huseyin,

    Kuranda yine soyle denilir:

    —————
    De ki: Gordunuz mu, eger Allah sizin uzerinize
    GECEYI kesintisiz ve devamli (=sermeden) kilarsa
    Kiyamet Gunune kadar,
    kimmis bir ilah ki Allahin disinda
    getirecek olsun size bir AYDINLATICI ISIK (=bi Kuranda yine soyle denilir:
    —————
    De ki: Gordunuz mu, eger Allah sizin uzerinize
    GECEYI kesintisiz ve devamli (=sermeden) kilarsa
    Kiyamet Gunune kadar,
    kimmis bir ilah ki Allahin disinda
    getirecek olsun size bir AYDINLATICI ISIK (=bidiyaain);
    oyleyse hala isitmeyecek misiniz?

    (KASAS 71)
    ——————–
    O halde, bugun normal yoldan,
    veya nukleer santraller kullanimiyla,
    –belki de yukaridaki Ayette one surulen– Kiyamete kadar,
    nice sehirleri tumden ve 24 saat
    kesintiz ve devamli olarak
    tumden aydinlatma imkani olan,
    veya bunun disinda
    belki de cok yakin bir gelecekte
    uzaya dev bir ayna yerlestirerek
    bu sayede
    –tum dunya acisindan cok acil onlem alinmasi
    gereken bir durumda–
    dunyanin her yerini ayni anda 24 saat
    kesintisiz ve devamli olarak
    aydinlatma ihtimali var olan,);
    oyleyse hala isitmeyecek misiniz?
    (KASAS 71) (diyorsunuz)
    ——————–

    Kur’an, ( ضياء) ‘’DIYAA ‘’ ifadesini hep Güneş için kullanmaktadır. YUNUS-5.ayet buna bir örnektir!
    YUNUS-5: Güneş’i DIYAA (ışık,ısı ve enerji),kaynağı ve Ay’ı da ışığı yansıtıcı kılan O’dur…..’’

    İşte KASAS-71.ayete de güneşe vurgu yapmaktadır.Eğer Allah yaratmış olduğu’’ IŞIK,ISI VE ENERJİ KAYNAĞI OLAN GÜNEŞİ yok etse,sizin söylediklerinizin hangisi GÜNEŞİN yerine geçebilir???

    Nükleer santraller mi,elektrik mi,yoksa uzaya yerleştirilecek dev bir ayna mı GÜNEŞİN yerine geçecek? Doğrusu bu açıklamanız çok komik olmuştur!

    Özetle,KASAS-71.ayetin özeti şöyledir ‘’…Allah,Güneşi/Güneşteki Nükleer Reaksiyonu/Füzyonu ortadan kaldırır ve sürekli sizi gece karanlığında bırakırsa….’’ şeklindedir.

    Peki Güneşi ortadan kaldırırsa,bütün dünyayı güneş gibi aydınlatan ve güneş gibi enerji üretip dünyaya hayat verebilen bir kaynağı üretmek mümkün mü? Güneş yoksa suyun buharlaşması ve yağmurun yağması mümkün olabilir mi? Güneş yoksa dünya gezegeni üzerinde yaşamak mümkün olabilir mi? Haydi bilim adamları güneşin yerine geçebilecek, bütün dünyaya enerji ve ışık verecek bir kaynağı yaratsınlar!

    İşte yüce Allah kur’an da ( ضياء) ‘’DIYAA ‘’Yani ‘’Enerji ve ışık kaynağı olan GÜNEŞİ ortadan kaldırırsam, aynı GÜNEŞİ veya tam onun yerine geçebilecek bir başka kaynağı kim yaratabilir? diyor. Ama sizin söylediklerinizin tümü Güneşin ürettiği enerji ve ışığın belki % 5’i kadar karşılayamaz.

    Ayrica Bigalioglu arkadaşımıza yönelik,son soylediginiz sey “Gunesin Isigi” olarak
    gecmez Kuranda,sadece bidiyaain (=herhangi bir aydinlatici isik olarak kullanilir.
    ornegin: NUR 35 Ayetinde bahsedilen o Kandil dahi
    bir “diyaain” olarak tanimlanir. ( diyorsunuz)

    Maalesef, Bigalioglu arkadaşımızın de söylediği gibi hep çarpıtarak yorum yapıyorsunuz! Örneğin; Nur-35.ayeti bile çarpıtmışsınız.Ayrıca KASAS-71.ayete Güneşin vasfı,özelliği olan ( ضياء ) ‘’DIYAA’I ‘’dan,Yani ‘’ IŞIK VE ENERJİ KAYNAĞI‘’olan GÜNEŞ’ten söz edilmiştir.Çünkü kaynaksız IŞIK OLMAZ! Mutlaka kaynağı vardır,ışığı ortadan kaldırmak ancak kaynağını ortadan kaldırmakla olur! işte Işığın kaynağı olan Güneşi/Güneşin nükleer reaksiyonunu ortadan kaldırmadan gündüzü geceye dönüştürmek mümkün mü?
    ————————–

    ‘’……kimmis bir ilah ki Allahin disinda
    getirecek olsun size bir AYDINLATICI ISIK (=bi Kuranda yine soyle denilir: (=bi Kuranda yine soyle denilir: (Sizden alıntı)

    Peki, IŞIĞA (… AYDINLATICI ISIK..) demenin bir anlamı var mı? Zaten IŞIK AYDINLATICIDIR! Demek ki, bu ifade meallerde olsa bile hatalıdır.Çünkü Arapça da (ضياء ) ‘’DIYAA’I ‘’ IŞIĞIN KÖKÜ VE KAYNAĞI’ demektir ki,Yunus-5.ayete de bu ifade GÜNEŞ için kullanılmıştır.Ayrıca çarpıtmakta olduğunuz Nur-35.Ayete ışığın kaynağı olan (ضياء )‘’DIYAA’’değil, (yudıü) yani‘’aydınlatıyor’’şeklindedir.Ama siz bunu da çarpıtarak “diyaain”şeklinde göstermişsiniz.Ya da Arapça bimediğiniz için belki (ضياء ) ‘’DIYAA’ı’’ yani kök,kaynak’’kelimesiyle (yudıü)‘’muzari’i fiil ‘’kipini bibirbirine karıştırmışsınız! Halbuki Yunus-5 ile Nur-35. ayetlerde geçen ifadeler birbilerinden farklıdır!!!

    ——————————————————
    (–cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari,
    ve bu bilim adamlarinin
    bu tip “curetkar” icraatlarini & calismalarini kabul eden tum insanlar
    Allahin disinda bu kimseleri ilah edinmis
    “katli mutlak vacip” kimseler olmalidirlar??
    Cunki bu metotla yine Allahin bir sozunu daha gecersiz kilip
    Onu alenen TAHKIR etmis olmalidirlar?? )
    ( diyorsunuz)
    ———————————————-

    Peki,hangi müslüman bir bilim adamının bilimsel çalışması YÜZÜNDEN onun katlini vacip saymıştır? Bilim adamları ilah edinenler de var mı? Bilim adamları Allah’ın hangi sözünü geçersiz kılabilmişlerdir? Ama sizin gibi kur’an’ın mesajını çarpıtarak yorumlayanlar bilim adamları ilah ediniyorlarsa onlara kur’an’ımzın direktifiyle vereceğimiz cevap ta sadece şudur!( لكم دينكم ولي ديني ) ‘’leküm dinuküm ve liye dini‘’Dininiz, inanç sisteminiz,ateistliğiniz,hayat tarzınız size! Ve benim dinim de/bizim dinimiz,inanç sistemimiz de bana/bize! ‘’ ve yine (لااكراه في الدين ) ‘’La ikrahe fid-din‘’Din de/ inanç ve düşünce de/ kimseye zorlama,baskı kurma veya şiddet uygulama asla yoktur,olmamalı!‘’deriz.

    İşte Kur’an,bize bunu emrediyor,bunun dışına çıkan kim olursa olsun kur’an’a aykırı davranıyor.

    Ayrıca kur’an,kişinin dinine ve inancına bakmaksızın‘’BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?‘’diyerek insanları bilime ve bilimsel çalışmaya hep teşvik etmektedir

    ——————————–
    Kuranda yine soyle denilir:

    —————————
    Ve suphesiz o Allah yaratti iki cifti, erkegi ve disiyi,
    bir MENIDEN (=Nutfetin),
    o meni –erkekten– atildigi zaman…..
    (NECM 45)
    Sonra kildik onu bir MENI (=Nutfeten) saglam bir karar
    yerinde –ana rahminde–
    Sonra yarattik o MENIYI (=elnutfete) bir alaka haline,
    ve yarattik o alakayi bir cignemlik et haline,
    ve yarattik o cignemlik eti kemikler haline,
    ve sonra giydirdik o kemiklere eti…..
    (MUMINUN 13-14)
    —————————
    Bu ayetlerde bir miktar netce gorebilecegimiz gibi,
    insan sadece erkekten cikan bir Meninin (=simdi bildigimiz gibi sperm hucreleri)
    daha sonra rahimde direkt olarak cesitli asamalardan gecip
    son halini almasindan mutesekkil olup,
    burada Kadindan gelen “yumurta hucresinden” hic bahsedilmemektedir…
    (diyorsunuz)
    —————————-

    NECM-45.ayete’’ Spermin/yani erkek sperminin taşıdığı ( x ve y kromozomları) sayesinde daima erkek ve dişinin cinsiyetinin belirlendiğine,böylece bebekleri erkek veya dişi olarak yaratılmakta olduğuna işaret yapılmıştır. Çünkü bebeğin cinsiyetini daima baba/yani erkeğin x ve y kromozomları belirler.

    NECM-45.Ayetin arapça metnin şöyledir.

    (وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالأُنْثَى * مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى)

    ‘’ وانه‘’Ve ennehu ‘’ Yani ‘’ şüphesiz O,

    ‘’ خلق ‘’haleka ‘’ Yani ‘’ Yaratmış,

    ‘’ الزوجين‘’Ez zevceyni’’ Her iki çifti,

    ‘’ الذكر والانثي ‘’ Ez zekere vel ünsa’’yani ‘’ Erkek ve dişiyi,

    ‘’ مِنْ نُطْفَةٍ ‘’min nutfatın’’ sperm (spermin taşıdığı x ve y kromozomları) sayesinde,

    ‘’ إِذَا تُمْنَى ‘’ iza tümna’’ döl yatağına atılınca, ‘’ şeklindedir.

    NECM-45-46.AYETLERİN DOĞRU MEALLERİ ŞÖYLEDİR!

    Necm-45-46: Şüphesiz ki O (Allah), erkek ve dişi olan her iki çifti de, erkekten (döl yatağına) atıldığında sperm (x ve y kromozomları) sayesinde yaratmış olandır.’’ şeklindedir.

    İşte ayetin konusu insanın/bebeğin cinsiyeti olduğundan sadece meniye/sperme ve onun özelliklerine ( x ve y kromozomlarına) işaret etmiştir.Çünkü cinsiyeti belirleyen baba/erkeğin kromozomlardır.Bu nedenle kadının yumurtasına vurgu yapılmamıştır, çünkü cinsiyetin belirlemesinde onun bir rolü yoktur.

    Yani bu ayetle,bebeğin cinsiyetini belirleyen erkek menisinin/sperminin taşıdığı özelliklerin (x ve y kromozomlarının) olduğu bilinmediği bir çağda (1400 sene önce) vurgu yapılması,o çağda yaşayan bir beşerin (hz.Muhammed’in) kendi bilgisiyle bunu söylemiş olması mümkün değildir.

    Özetle, Kur’an’ı Kerim bir beşer sözü değil,her şeyi bilen yüce Allah’ın kelamıdır!

    ——————————-
    ——–
    Nitekim BAKARA 233 ayetinde
    “cocuk ona ait olan Baba” (=Mevludun lehu biveledihi)
    diye belki de bu sebeble ozellikle vurgulaniyor olmalidir.
    Anneye ise bu baglamda cocuk uzerinde “esit bir aidiyet hakki” verilmeyip
    sadece –eger kocasi isterse–
    “gercekte kocasina ait” o cocugu iki tam yil emzirmesi ongoruluyor olmalidir. (BAKARA 233)
    ———
    O halde bugun insanin olusmasi icin sadece erkekten cikan bu Meninin kadinin rahmine konulmasından….’’ (diyorsunuz)

    ——————–
    Bakınız her zaman olduğu gibi ayetin mealini eksik gösteriyorsunuz!

    BAKARA-233.ayete çocuk hem anneye/ kadına hem de erkeğe/babaya nispet edilmiştir..Ama siz bunu göstermemişsiniz !

    Ayetin Arapçası şöyledir!

    وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعلَى الْمَوْلُودِ له الخ

    BAKARA-233: Ve (boşanmış) ANNELERDEN emzirme süresini tamamlatmak isteyenler çocuklarını tam iki yıl emzirirler; onların yeme-içme ve giyim-kuşaklarını temin etmek münasip bir biçimde BABAYA düşer. Hiç kimseye taşıyamayacağı bir sorumluluk yükletilemez. Ne bir anne çocuğu yüzünden zarara uğratılsın, ne de çocuğu yüzünden bir baba. Ve (babanın) varisine de aynı görev düşer. Eğer (çocuğun boşanmış ebeveyni, çocukla annenin) ayrılmasına karşılıklı istişare sonucu razı olurlarsa, her ikisine de bir vebal yoktur.Eğer çocuklarınızı süt annelere baktırmaya karar verirseniz teslim edeceğiniz çocuğun emniyetini uygun şekilde sağlamanız şartıyla size bir vebal yoktur.Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: iyi bilin ki Allah tüm yapıp-ettiklerinizi görmektedir.’’

    İşte önce ayete (وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ ) ‘’Vel validatu yurdı’ne evladehunne’’ Yani ‘’ANNELER,kendi çocuklarını iki yıl emzir/bakımını yaparlar…’’ denildikten sonra (وَعلَى الْمَوْلُودِ له ) ‘’ ve alel mevludi lehu’’ kendisine çocuk doğurulmuş olan BABAYA’’vurgu yapılmıştır.Yani Anne,babadan önce zikredilmiştir.Bu nedenle sizin yaptığınız yorumun bir dayanağı olmadığı anlaşılmaktadır.

    Saygılarımla.

  75. muhammed diyor ki:

    Sn.Huseyin,

    Ey inananlar, sag ellerinizin malik oldugu (koleler & cariyeler),
    ve sizden olan ve henuz erginlige erismemis cocuklar,
    (odalariniza girmek icin) su 3 vakitte izin istesinler:

    Sabah Namazindan once,
    ve elbiselerinizi cikarip attiginiz zaman OGLENDE (=min ezzahiireti)
    ve Yatsi Namazindan sonra,
    bunlar 3 mahrem vakittir sizin icin……
    (NUR 58)
    ————-
    OGLEN VAKTI de odalara girmeden once
    tum cocuk ve kolelerin de
    ayrica izin almasi gereken ozel bir vakit olarak tayin edilmis olmalidir, tum bu Araplara.
    O halde, bugun iliman veya soguk iklimlerde yasayan
    yeryuzundeki milyonlarca insanin
    –cocuk ve hizmetkarlarin–
    boyle bir ihtiyac veya gelenekleri asla hic olmamis
    olmasina ragmen,
    bu Araplara emredilmis bu uygulamayi takip etmemeleri
    (diyorsunuz)
    ———————————

    NUR-58.AYETİN DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR!

    Nur-58:Ey iman edenler! Yeminlerinizin/sözleşmelerinizin sahip olduğu (himayesini üstlendiğiniz,velisi bulunduğunuz ya da evinizde hizmetçilik yapanlar) ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olanlar; sabah namazından önce, öğle sıcağında üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra olmak üzere (odalarınıza girmek için) üç vakitte izin istesinler.Bunlar,mahrem (açık) halde olabileceğiniz üç vakittir.Bunların dışında size de onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler ve birbirinizin yanında olabilirsiniz.İşte Allah,size ayetleri böyle açıklamaktadır.Allah (her şeyi) bilendir, hakimdir/her işi hikmetle yapandır.‘’şeklindedir.

    1-Bu ayetin mealinde’’yeminlerinizin/sözleşmelerinizin sahip olduğu veya sağ ellerinizin sahip olduğu’’şeklindeki ifadeyle meallerde parantez içinde gösterilen köle ve cariyeler kast edilmemektedir,belki bununla bakımı üstlenen,velayetleri altında bulunan veya evlerde hizmetçilik yapan kimseler kastedilmektedir.

    2-Bugün bile evlerde çalışan ve hizmetçilik yapanlar bu tür kurallara uymaları bu ayetin emri gereğidir,bu ayete sadece öğlen sıcağında değil,evdekiler henüz uykuda iken sabah namazından önce ve yatsı namazından sonra da yine yatmak için normal elbiselerini çıkarıp geceliklerini giyindikleri zamanda da evlere girenlerin kapı çalmadan ve izin istemeden girmemeleri kur’an’ın ve medeniyetin bir gereğidir.Yani bu tür durumlar bir çok yerde kıyamete kadar da devam edebilir.Galiba siz bütün dünyayı ve bütün insanları aynı şekilde kefeye koyup değerlendiriyorsunuz.Yani bu ayetin hükmü kıyamete kadar geçerli olup her zaman uygulanabir.İşte sadece Araplara veya sıcak iklimlerde yaşayanlar için değil,aynı zamanda bugün ılıman veya soğuk iklimlerde yasayanları da ilgilendirir.Çünkü ayete sadece sıcaklığın olduğu ölğen vakti değil,sabahtan önce ve yatsıdan sonraki vakitleri de kapsıyor.Ama siz sadece öğlen vaktini değerlendirip,diğer vakitleri görmezden geliyorsunuz,

    3-Kur’an evrensel ilahi bir kitap olduğundan yanlız bugünümüzün sorunları değil,indiği dönemden bugünümüze ve hatta kıyamete kadar gelip geçecek olan gerek bireysel,gerek toplumsal sorunlar olsun,hepsine çözüm getirmiştir.Bu nedenle kur’an,indiği dönemin sorunlarına veya geçici sorunlara değinmesi ve onlarla ilgili çözüm getirmesi,onu evrensel olmaktan çıkarmaz,bilakis onu evrenselleştiriyor.Çünkü evrensel olmak,dünün de, bugünün de ve yarının da tüm sorunları çözebilmelidir.İşte kur’an 1400 sene önceki sorunlara da çözüm getirdiği gibi,buğun bilim,teknoloji ve uzay çağında yaşayan insanların sorunlarına da çözüm getirmiştir.İşte siz evrenselliği yanlış algılıyorsunuz,evernsellik yanlız bugünümüzle veya gelecekle ilgili değildir.İşte kur’an hem geçmişin,hem halın,hem de geleceğin sorunları hakkında gerekli hükümleri ihtiva etmekle tam bir evrensel olma örneğini ortaya koymuştur.!!

    —————————–

    BU KONUN IZAHI ŞÖYLEDİR!

    Cahiliye döneminde evlatlık alınan çocuklar öz babalarına değil,kendilerini evlat edinenlere nispet edilir ve öz babalarından tüm ırtıbatları kesilirdi.İşte kur’an bu yanlış geleneği yıkarak,her çocuk öz babasına ait olduğunun hükmünü veriyor.Peki onlar bu çocukları öz babalarına değil de,başka erkeklere nispet edince,bu durum da kur’an onları annelerine nispet edin mi diyecek? Zaten annelerine nispet etme konusunda bir sorun yoktu ki, kur’an onları annelerine nispet edin diye hüküm versin.Ama siz her zaman olduğu gibi burada da ayetleri çarpıtarak mesnetsiz yorumlar yaptığınızı görüyoruz.

    AHZAP-5.AYETİN MEALİ!

    Ahzap-5: Evlatlıklarınızı (başkasının adıyla değil) öz babalarıyla bağlarını kesmeden çağrınız! Allah katında en doğru olan budur. Eğer (öz )babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız,bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul ediniz. Yanılarak yaptıklarınızda size günah yoktur; Kasıtlı olarak yaptıklarınız bir yana, yanılarak yaptığınız şeylerde size bir sorumluluk yoktur. Allah bağışlayandır,merhamet edendir.
    ————————————

    MÜ’MİNÜN-13-14.AYETLERİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALLERİ ŞÖYLEDİR!

    12-Doğrusu Biz insan türünü,(başlangıçta ) bir nevi konsantre bir balçıktan/bir özden yarattık;

    قلت : معناه : أنه خلق جوهر الإنسان أولا طينا ، ثم جعل جوهره بعد ذلك نطفة (تفسير الكشاف )
    السلالة : الخلاصةر

    13-Sonra toprağın özünü (su + mineralleri) bir nutfe (döl suyu) haline getirip, sağlam bir yere (ana rahmine) yerleştirdik.

    14-Sonra da o nutfeyi (dişi gametin birleşmesiyle) döllenmiş bir hücre/zigot olarak yarattık,sonra da bu döllenmiş hücreden de cenini ve ceninden kemikleri meydana getirdik, sonra da kemiklere et giydirip ona başka bir yaratılış (ruh) verdik.işte ( her şeyi en güzel şekilde) takdir edip biçim verenlerin en iyisi olarak Allah ne yücedir.

    ولقد خلقنا الإنسان أي : ابتدأنا خلقه : من سلالة أي : خلاصة : من طين أي : تراب خلط بماء فصار نباتا فأكله إنسان فصار دما ثم جعلناه نطفة أي : بأن خلقناه منها ، أو ثم جعلنا السلالة نطفة بالتصفية : في قرار أي : مستقر ، وهو رحم المرأة الذي نقل إليه : مكين أي : متمكن لا يمج ما فيه (تفسير القاسمي)

    İşte görüldüğü gibi kur’ana göre cenin erkek spermi ile dişi gametin birleşme sonucunda döllenmiş olan hücreden meydana gelir.Yani cenin hem erkeğe,hem de kadına aittir.Bu nedenle var gibi görülen sorunların tek sebebi hatalı meal çevirsi ve yorumlardır.

    —————————————————-
    Huseyin
    14/01/2009, 03:25
    Kuranda yine soyle denilir:
    ———-
    …Ve biz DEMIRI (=elhadiid) INDIRDIK,
    onun icinde siddetli bir guc ve insanlar icin menfaatler var olan… (HADID 25)
    ———-
    Bu Ayette gecen INDIRMEK (=enzelna) fiilinin,
    DEMIRIN aslen gokteki yildizlarda uretilerek daha sonradan
    yeryuzune sacilmis olmasini haber veren
    Kuranin ayri bir “Bilimsel Mucizesi” oldugu anlatiliyordu (hala da anlatiliyor) bircok Arap & Islam sitesinde.
    Halbuki Kuranda bu INDIRMEK (=enzele) fiili,
    temelde Allah tarafindan insanlar icin yaratilip dunyada
    normal yollardan ulastirilan hersey icin kullanilan bir fiil olmalidir; ornegin:
    ———-
    Biz INDIRDIK (=enzelna) sizin icin LIBASEN (=elbiseler)
    cirkin yerlerinizi ortecek, ve ayni zamanda suslenecek…. (ARAF 26)
    Ve INDIRDI (enzele) sizin icin DAVARLARDAN (=elenami)
    sekiz cift… (ZUMER 6)
    (diyorsunuz)
    ———-
    Evet burada ‘’انزل ‘’enzele‘’ konusundaki açıklamanız doğrudur,fakat daha önceki aynı açaıklamanızla tamamen çelişmektedir.Demek ki,işinize nasıl geliyorsa çarpıtmayı öyle yapıyorsunuz!
    Şimdi buradaki ‘’enzele‘’ ile aşağıya yapıştırdığım diğer yorumunuzdak ‘’enzele ‘’konusundaki açıklamalarnızı hep birlikte okuyalım! (02/12/2008, 14:15 ) tarihli Sayin Editor,……………..’’
    ——————————–
    Huseyin
    02/12/2008, 14:15
    Sayin Editor,
    Yukarida 85 & 86 Nolu –bana ait olan o– yorumlarda
    benzer yorum 2 kez tekrarlanmis olmali.
    Bu acidan #85 Nolu olani silip
    digerini aynen birakirsaniz,
    mutesekkir olurum.
    ====================
    Yukarida #81 nolu yorumda
    kaldigim yerden biraz daha devam edeyim
    izninizle burada:
    Kuranda yine söyle denilir:
    ==========
    Yarattı sizi tek bir nefisten (Ademden),
    sonra yaptı Ondan onun eşini (Havvayı),
    ve indirdi sizin icin Davarlardan
    sekiz cift olarak (koyun & keçi & sığır & deve)…..
    (ZUMER 6)
    ==========

    Bu Ayetin isaretine gore,
    sekiz çift Davar (=koyun & keçi & sığır & deve 6/143-144)
    ilk insanlar olan
    Adem ve Havvanın yaratılmasından daha sonra,
    bizzat Allah tarafindan gökten yeryüzüne
    indirilmiş (=enzele lekum) olmalıdır.
    Hem onlar, hem de arkalarından gelecek tüm nesilleri için…..’’

    (işte bu açıklama, tamamen size ait,olup (14/01/2009, 03:25 ) tarihli açıklamanızla çelişmektedir.

    ——————————————————–
    14/01/2009, 03:40
    Kuranda yine soyle denilir:
    ———-
    Ve onlar (DEVELER) tasiyorlar sizin yuklerinizi,
    canlarinizi harap etmeden
    asla ulasamayacaginiz nice beldelere…
    (NAHL 7)
    ———-
    Bu ayet, yine Kuranin
    sadece belli bir tarih & mekan baglaminda
    ve temelde ve oncelikle
    sadece “Arap Kultur ve Cografyasina” hitap eden
    bir Mesaj huviyetinde oldugunu gosteren
    belirgin deliller arasinda olmalidir.

    (diyorsunuz)
    ——-

    Peki kur’an’ın indiği dönemde (1400 sene önce) ‘’Hayvanlardan başka nakil vasıtaları var mıdı ki,onlardan bahsedilsin.Dünyanın her yerinde hayvanlar nakil vasıtaları olarak kullanılmıyor mudu?

    Zaten NAHL-8.AYETE: Hem kendilerine binesiniz, hem de hayat için bir süs olsun diye atları, katırları, merkepleri yarattı; ve şimdi bilmeyceğiniz (otomobil,tren,uçak ve füzeler…gibi).nice nakil vasıtaları da yaratacak!’’ deniliyor.

    İşte o dönemde sadace Araplarda değil,bütün dünyada nakıl vasıtaları olarak kullanılan diğer hayvanlardan da söz edilmiştir,ama siz sadece Nahl-7.ayete bakıp,hemen ardında gelen 8.ayeti görmezden gelerek yine de çarpıtma işleminize devam etmişsiniz!!!
    ——————————–

    Kuranda yine soyle denilir:
    ———-
    Ve sana kadinlarin AYBASI HALINI (=elmehiidi) soruyorlar?
    De ki: o bir eziyettir.
    Oyleyse kadinlardan ayrilin aybasi doneminde….
    Ve bosanmis kadinlar beklesinler nefislerinde UC AYBASI DONEMI (=selasete quruuin) kadar…..
    (BAKARA 222 & 228)

    ———-
    Dolayisiyla, bugun kadinlarin aybasi hali donemini
    –bircoklari icin– bir hapla yilda sadece 4 keze indirmeyi basaran
    –cogunlukla ateist & agnostik– bilim adamlari
    ve bu “zindiklarin” urettigi bu haplari kullanan
    tum bu tip kadinlar boylelikle yine Allahin bir sozunu daha
    hafifce kurcalayip gecersiz kilarak

    (diyorsunuz)
    ——————————–

    Bakara-222 ile 228.ayetler farklı konuları anlatıyor,ama siz burada da sapla samanı karıştırmışsınız. Zira Bakara-222 evli kadının gördüğü adetle ilgilidir,yani kadın adet gördüğü zaman sağlık açısından ilişkiye girilmemeli,ama hap alır ve adet görmezse bu sorun da ortadan kalkar,ilişki serbest olur.
    Bakara-228.ayete ise,boşanmış kadınların kesin olarak hamile olup olmadığı anlaşılsın diye normal olarak üç temizlik dönemi/yani üç ay geçirirler,ondan sonra başka bir erkekle evlenebilirler’’ deniliyor.Zaten burada (elmahid) yani adetten hiç söz edlmiyor,burada(قروء ) ‘’kuru’ı’’ yani temiz olma halinden söz ediliyor.İster hep alsın ister almasın hiç farak etmez,burada eşlerin ililişkiye girmelerine değil,boşanmış olan kadınların evlenmesiyle ilgilidir.

    ——————————————
    Kuranda yine soyle denilir:
    ———-
    Ve boylece onlari tamamladi YEDI GOKLER olarak, iki gunde,
    ve her goge emrini vahyetti.

    Ve (sonra bunlardan) EN ALCAK GOGU (=essemaae ddunyaa)
    YILDIZLARLA susledik, ve koruduk…
    (FUSSILET 12)
    Gormediniz mi nasil yaratti Allah o YEDI GOKLERI tabakali olarak?
    Ve (sonra) kildi Ayi ONLARIN ICINDE (=fiyhinne)
    bir ISIK, ve kildi Gunesi bir AYDINLATICI LAMBA.
    (NUH 15-16)
    ———-
    Bu Ayetlere gore,
    tepemizdeki en ALCAK GOKTE yildizlar,
    ve –onlari da kapsayan ancak– onlarin cok daha yukarisini da icine almali olan o YEDI GOKLER icinde & ortasinda ise
    Ay ve Gunes bulunmakta,
    ve bu ikisi tum oralari dahi isiklariyla aydinlatmakta olmalidirlar!
    Nitekim Peygamber zamaninda
    ve onu izleyen tum Araplar doneminde,
    buna binaen,
    gokyuzundeki yildizlarin bize daha yakin ve alcakta,
    Ayin ve Gunesin ise onlardan daha uzak ve yuksekte
    olduguna inaniliyor olmalidir, temelde,
    muhtemelen 1400 yildir.
    Dolayisiyla, bugun bu yildizlarin Ay ve Gunesten
    “fersah fersah” uzakta ve yuksekte olduğunu
    ————————–

    GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ FUSSİLET-12.AYETİN MEALİ HATALIDIR

    FUSSİLET-12.AYETİN DOĞRU MEALİ ŞÖYLEDİR!

    Fussilet-12:Derken onları yedi (manyetik kuşak) sema olarak iki evrede düzenlemiş ve her birine kendi yasasını vahyetmiştir.Ve (ardında) dünyaya en yakın semayı da ışık yansıtanlarla/ gezegenlerle donattık,(onları) bozmaktan da koruduk;işte bu,üstün olan ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

    Yani dünyaya yakın semayı yıldızlarla değil,ışık yansıtan gezegenlerle donatılmış deniliyor.

    NUH-15-16.AYETLERİN DOĞRU MEALLERİ DE ŞÖYLEDİR!

    NUH-15-16: Allah’ın yedi semayı/yedi manyetik mekan kuşakları birbiri ile nasıl uyumlu yarattığını araştırıp görmeye çalışmaz mısınız? Ayı,onlarla birlikte (dünya semasında) bir nur/ışık yansıtıcı yaptı ve güneşi de bir (ışık ve enerji kaynağı) haline getirdi.” şeklindedir.

    Ayrıca aşağıdaki tefsir metinlerinde de yedi sema ve içindeki diğer gök cisimleri yaratılırken Ay da onlarla birlikte dünya semasında yaratılmıştır deniliyor.

    جعل القمر فيهن نورا أي في سماء الدنيا ; كما يقال : أتاني بنو تميم وأتيت بني تميم والمراد بعضهم ; قاله الأخفش . قال ابن كيسان : إذا كان في إحداهن فهو فيهن . وقال قطرب : فيهن بمعنى معهن ; وقاله الكلبي . أي خلق الشمس والقمر مع خلق السموات والأرض . وقال جلة أهل اللغة في قول امرئ القيس

    Bkz: (تفسير القرطبي )

    Bkz: (تفسير الألوسي ) ثم الظاهر أن المراد وجعل الشمس فيهن فقيل هي في السماء الدنيا في فلك في ثخنها،
    ————

    حدثت عن الحسين ، قال : سمعت أبا معاذ يقول : ثنا عبيد ، قال : سمعت الضحاك يقول في قوله : ( وجعل القمر فيهن نورا ) يقول : خلق القمر يوم خلق سبع سماوات
    Bkz: (تفسير الطبري )

    —————————

    1) Kuran temelde bilimsel bir tekst degildir.
    Kuranin icinde gunumuzun somut bilimsel bulgulariyla
    ACIKCA CELISEN bircok abzurd anlatimlar da mevcuttur
    (diyorsunuz)

    Cevap: Kur’an da bilimle çelişen tek bir ayet yoktur,ama çevirisi hatalı yapılan meallerde bilimle çelişen bir çok anlatım ve yorumlar vardır.İşte görünürde kur’an’ı sorunlu yapan ve bilimle çeliştiren bunlardır.
    ————-

    2) Kuran temelde Arap toplumuna & kulturune hitap eden bir Mesajdir. Kuran seriatini Arap olmayan milletlere empoze etmeye calisan –sahte dini kahramanlar– sadece insanliga ve kulture karsi buyuk bir zulum sergiliyor olurlar.
    ( diyorsunuz)

    Kur’an,bazen o günkü Arap toplumunun kültürüne hitap ediyorsa da yine evrensel özelliğini yitirmez. Çünkü kahir çokluğu genel olup bütün insanlara hitap ediyor! Mesela: Hiçbir ayete ( ايها ا لعرب ) ‘’Eyyuhel Arap’’Yani ‘’Ey Araplar! ‘’şeklinde tek bir mesaj ve hitap şekli yoktur.Ama nice müteaddit ayetlerde (يا ايها الناس ) ‘’Ya Eyyuhen Nas!’’Yani‘’Ey insanlar!’’şeklinde mesaj ve hitaplar vardır.

    Bu nedenle kur’an sadece Arap toplumuna & kültürüne hitap eden bir mesajdır,diyebilmenin mantıklı bir ızahı ve geçerli bir dayanağı yoktur.!

    Saygılarımla.

  76. muhammed diyor ki:

    Huseyin bey,
    ——–
    Kuranda yine soyle denilir:
    ———-
    Ve biz seni gonderdik (ey Muhammed) sadece bir rahmet olarak
    ALEMLER (=alemiin) icin. (ENBIYA 107)
    ———-
    Iste, Arap emperyalizminin en guclu oldugu donemde,
    yani Abbasi & Emevi Arap Kralliklari doneminde
    temelde yukaridaki Ayet bahane edilerek
    Kurandaki Arap Seriati diger tum uluslara da aynen empoze edilmeye baslanmis olmalidir.
    Halbuki yukarida kullanilan ALEMLER (=alemiin) ifadesi
    yine Kuranda dahi bizzat
    Evrensel degil, sadece Bolgesel anlamda da kullanilmis olmalidir.
    ———-
    Dediler: ey Lut, biz seni ALEMLER (=alemiin) –ile konusmandan– yasaklamamis miydik? (HICR 70)
    (diyorsunuz)

    Bak arkadaş,Arapça lügatlarında ( العالمين ) ‘’el alemin ‘’ tarfi şöyle geçiyor!

    عالمين
    تعريف و معنى العالمين في معجم المعاني الجامع – معجم عربي عربي عالم : (اسم الجمع : عوالِمُ ، و عالَمُون
    العَالَمُ : الخلق كله ، وقيل ، كل ما حَواه بطنُ الفلك
    العَالَمُ : كل صِنف من أَصَناف الخلْق ، كعالم الحيوان ، وعالم النبات

    1-‘’El alem;’’ bütün yaratıklar,evren,kainatın içinde barındıdığı her şey,

    2-Yaratıklardan her tür,herkes, bütün insanlar,bütün canlılar,bütün bitkiler vs…’’ bütün bunları ifade eder.

    İşte Arapça lügatlarından anlıyoruz ki,,sizin bu’’ el alemin’’ kelimesiyle ilgili yorum ve açıklamanız da geçersiz ve anlamsızdır.Ama buna rağmen siz ayetleri,deyimleri çarpıtmak suretiyle mesnetsiz yorumları yapıp duruyorsunuz.

    Ancak, Alem kelimesini tahsis edersen,mesela; Alemül İnsan veya alemül hayvan,ya da Alemün nebat vs. dediğinde o zaman bunlardan sadece bir türün tümünü ifade etmiş olursun!.

    İşte Hicr 70.ayete de bunlar, ‘’ Ey Lut! Seni insanlarla (yani ister bizim bolgöde yaşayanlar olsun,ister başka yerlerde her kim olursa olsun insanlarla ilgilenmeyeceksin..’’ şeklinde tehditvari bir uyarıda bulunuyorlar.

    HİCR-70.ayeteki ( العالمين ) ‘’El Alemin’’ genel olup nereden gelirse gelsin,hangi bölgede yaşıyorsa yaşasın insan cinsinden olan herkesi kapsıyor.Sedece hz.Lut’un yaşadığı yer değil,ki zaten ona misafir gelenler de hiç kimsenin tanımadığı yabancı kişilerdi.Bu nedenle onlar (anil el alemin) diyerek biz seni sadece buradaki halkla değil,bütün insanlarla ilgilenmekten yasaklamamşı mıdık..’’demişlerdi.

    HİCR-70: Onlar, “Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler.şeklindedir.

    Özetle,bütün yorumlarınızda olduğu gibi burada da yaptığınız şey ayetlerin mesajlarını çarpıtmaktan başka bir şey değildir.!!!

    Saygılarımla.

  77. muhammed diyor ki:

    İbrahim bey,

    ————–
    ‘’ Şimdi efendim Kuranda diyor “O, insanı bir damla nutfeden yarattı”.
    “muhterem” bu ayette geçen “nutfe” kelimesini “sperm” olarak tercüme (meal) ediyor. Fakat nutfe ayetin geldiği dönemde saf su, bir kabın dibinde kalan su, bel sıvısı, meni vs tanımlarda kullanılmış. Sperm ima eden tek bir cümle yok. Hadistede yok. Sadece meni anlamı ile “üremeye meydan veren madde” tanımı var ki sexin ne olduğunu bilen herhangi bir insanın söyleyebileceği bir şey bu. Eğri oturup doğru konuşalım o dönemde hücre ifade eden hiç bir şey söylenmedi. Sadece üreme sıvısı ifade edildi.

    Söylenememeiş olması da gayet tabii çünkü henüz mikroskop keşfedilmemiş, sperm hücresi (n) değil hücre (2n) bile bilinmemekte, gözlenmemiş ve bu dönemde siz nutfenin sperm ima edecek şekilde kullanıldığını söyleyip bunu da bir mucize olarak takdim ediyorsunuz. Bravo. muhteşem. (diyorsunuz)
    ———————-

    Bir çok yerde kuranın ayetleri birbirlerinin detayı ve tefsiri olduğunu bilmediğinizden aynı şeyi veya konuyu anlatan diğer ayetleri görmezden gelmişsiniz!

    Bakınız aynı konu ‘’ ALAK’’ suresinde insanın ( علق ) ‘’Alaktan yaratılmkata olduğunu görüyoruz.

    Peki Arapçada (علق ) ‘’ ALAK ‘’ ne demektir?

    ALAK,rahimin cidarına yapışan sülük gibi canlı bir hücre demektir.İşte bu ayet aynı konuyu anlatan diğer ayetlerin tefsiri niteliğindedir.Bu nedenle aynı konuyu anlatan farklı ifadelerle aynı yine şey anlaşılıyor!

    Bakınız Arapça lügatlarındda ( نطفة ) ‘’NUTFE ‘’ kelimesinin bir anlamı da şöyledir!

    النُّطْفَةُ :: ( الأحياء ) خليّة جنسيّة ذكريّة موجودة في المنيّ

    (En nutfe: (el ehya) haliyyetün,cinsiyetün,zekeriyetün mevcudetun fil meniyyi)

    Bkz: (تعريف و معنى نطفة في معجم المعاني الجامع – معجم عربي عربي )

    Aynen şöyle deniliyor! ‘’ Nutfe,erkeğin menisinde bulanan canlı bir HÜCRE’dir..’’ diye tanımlanıyor.

    Ayrıca ALAK-2.ayete de ( خلق الانسان من علق ) ‘’… Halekal insana min alakın..’’O insanı bir alaktan (rahim cidarına) yapışan döllenmiş bir hücreden yarattı.’’ deniliyor.

    İşte sizin de ( النطفة ) ‘’En nutfa’’ kelimesiyle ilgili yapmış olduğunuz yorumun doğru olmadığını ve aynen Hüseyin bey gibi ayet ve kelimeleri çarpıtmaktan başka bir şey yapmadığınızı maalesef görmekteyiz !!!

    Şimdi soruyorum! 1400 sene önce mikroskop vb.icat edilmeden önce bir beşer olan hz.Muhammed,o günkü bilgisiyle menideki canlı hücreye nasıl işaret edebilmiştir? Elinde mikroskop mu var dı? Demek ki kur’an,1400 sene önce yaşamış olan bir beşer sözü olamaz ve olması da mümkün değildir!!!

    Saygılarımla.

  78. muhammed diyor ki:

    Sn.Sn.cengizhan,

    ADEMİ’N ÇOCUKLARI NASIL EVLENMİŞLER?

    ‘’ 1-Adem ve Havvanın çocukları oldu. Kardeşler birbirleriyle ilişkiye girdiler. Böyle İnsanlık Aile içi sex le çoğaldı . Kuran insanlara hakaret etmiş olmuyormu? (diyorsunuz)

    Kur’an böyle bir evliliğe ne vurgu yapıyor,ne de bir işaret veriyor,bu tamamen İsrailiyat kaynaklıdır.Kur’an,ilk insanın yaratılışından ve üreyip çoğalmasından şöyle söz ediyor.

    NİSA-1.AYETİN AÇIKLAMALI DOĞRU MEALİ!

    NİSA-1-Ey insanlar!sizi tek bir candan (bir canlı hücreden) yaratan ve (o canlı hücrenin birkaç hücreye bölünmesiyle) onun eşini de ondan (onun cinsinden) meydane getiren ve (herbiri biyolojik bir süreçle bir beşer olarak vücut bulduktan sonra) ikisinden de bir çok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının.Ve Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir. ( الله اعلم )
    1-( التحرير والتنوير) قيل : خلق حوي من بقية الطينة التي خلق منها آدم )
    2-(زاد المسير ) وقال ابن بحر : منها ، أي: من جنسها )

    İlk insan hz.Adem neden yaratılmışsa,onun eşi de onun yaratıldığı aynı öz ve cevherden yaratılmıştır.

    Ayrıca Adem’i oluşturan bu ilk ve tek hücreden bölünmüş olan diğer hücrelerin herbiri de biyolojik bir süreçle aynı yöntemle Adem gibi topraktan birer beşer olarak vücut buluyorlar ve daha sonra Adem ve eşinden türeyen çocuklar ile o diğer insanların çocukları birbirleriyle evleniyorlar.Yani kardeşin kardeşle evliliği asla sözkonusu değil.Bunu kur’an adına söyleyen,kur’an’a iftira etmiş oluyor.
    ————————

    Aşağıdaki tefsir metinlerinde de ilk insan neden yaratılmışsa,eşi de aynı yöntem ve aynı maddeden yaratıldığı anlatılıyor.

    1-( التحرير والتنوير) قيل : خلق حوي من بقية الطينة التي خلق منها آدم
    2-(زاد المسير ) وقال ابن بحر : منها ، أي: من جنسها
    3- وخلق منها زوجها أي: من نفسها، يعني من جنسها ليكون بينهما ما يوجب التآلف والتضام، فإن الجنسية علة الضم وقد أوضح هذا بقوله تعالى: ومن آياته أن خلق لكم من أنفسكم أزواجا لتسكنوا إليها وجعل بينكم مودة ورحمة إن في ذلك لآيات لقوم يتفكرون [الروم: 21].
    (تفسير القاسمي )
    4-فقد نقل عن القفال في تأويل هذه الآية أنه تعالى ذكر هذه القصة على سبيل ضرب المثل، والمراد خلق كل واحد منكم من نفس واحدة، وجعل من جنسها زوجها إنسانا يساويه في الإنسانية، وارتضى أن يكون هذا أحد التأويلات
    (زهرة التفاسير )
    خلق منها زوجها ) اي خلقه من جنسها ونوعها فكان مثلها نقل الرازي في تفسيره عن ابي مسلم ان م
    فأصل البشر زوجان مخلوقان من جنس واحد أو مادة واحدة، فكأن الآية حسب هذا التفسير ابتغت أن تبرز فكرةالتماثل والتساوي،
    . إن الذي يستحق العبادة والخضوع، والذي عنده مفاتح الغيب هو الله الذي خلقكم من نفس واحدة هي نفس أبيكم آدم، وجعل من نوع هذه النفس وجنسها زوجها حواء، ثم انتشر الناس منهما بعد ذلك كما قال- تعالى- يا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ واحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْها زَوْجَها وَبَثَّ مِنْهُما رِجالًا كَثِيراً وَنِساءً
    نقلا من تفسير الطنطاوي)

    .Bkz:Tefsirur Razi,Tefsirul mizan,Tefsirul menar,Fizilalil kur’an,Et tahrir ve tenvir,Zadül mesir, Tefsirül Kasımı,Zuhretut tefasir,Tefsirut Tantavi vs.hepsinde de ilk insan ve eşi aynı maddeden yaratıldığı anlatılmaktadr.

    Ayrıca Adem’i oluşturan bu tek hücreden bölünmüş olan hücrelerin herbiri de biyolojik bir süreçle aynı yöntemle Adem gibi topraktan birer beşer olarak vücut buluyorlar ve daha sonra Adem ve eşinden türeyen çocuklar ile onların çocukları birbirleriyle evleniyorlar.Yani kardeşin kardeşle evlenmesi sözkonusu olmamıştır.. .” ’(الله اعلم) En doğrusunu yüce Allah bilir.

    Yani Adem ve eşini oluşturan ( نفس واحدة ) ‘’ canlı hücrenin bölünmesiyle Adem ve eşi gibi birkaç insan daha yaratılmış olup Adem ve bunların çocukları birbirleriyle evlenmişlerdir,işte Adem bunlar arasında halife olarak seçiliyor.

    Ali İmran-33.ayete de Adem de zamanındaki insanlar üzerine örnek olarak seçilmiştir.

    إِنَّ اللّهَ اصْطَفَى آدَمَ وَنُوحًا وَآلَ إِبْرَاهِيمَ وَآلَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ ﴿٣٣

    Ali İmran-33: Muhakkak ki Allah Âdemi, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemlerin/ kendi zamanlarındaki insanlara (örnek olarak) seçmiştir.’’ deniliyor.
    Eğer Adem seçilmişse,demek ki onun zamanında onun gibi insanlar da vardı,yoksa kimin üzerine ve kimler arasından seçilmiştir?

    Zaten Bakara-30.ayete de Adem’in başkalarına halife olacağına vurgu yapılmıştır, çünkü hiçbir zaman insan,yani kul yaratıcının halifesi ve vekili olamaz. İnsan anacak kendisi gibi insanların halifesi olabilir.Demek ki bu ayete de hz.Adem zamanında başkalar da vardı,ama onlar arasında hz.Adem halife ve örnek seçiliyor. Bu nedenle Adem’in çocukları ile bunların çocukları birbirleriyle evlenmişlerdir.İşte hem bu yönüyle,hem de ilk atamızı oluşturan o nefsi vahide den geldiğimiz için Adem den sayılırız. ( الله اعلم)

    30-Bir zaman Rabbin meleklere: Şüphesiz ben yeryüzünde bir halife oluşturacağım ”buyurmuştu.Onlar da,bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak ve orada kan dökecek olan kimseyi mi halife oluşturacaksın? dediler. Rabbin de onlara ”şüphesiz ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri biliyorum” buyurdu.’
    ———————

    -Ana baba aynı ise Öyleyse Yeryüzünde neden bu kadar çok farklı ırk var. Zenci, Arap, Çinli, Aztek, maya, Türk, Arap Viking var ‘’ (diyorsunuz)

    Peki Türkler tek bir atadan gelmişse, neden, Azeriler, Özbekler, Kazaklar, Kırgızlar ve Türkmenler vardır.? Neden Türk ırkı bu kadar bölünmüş ve nerdeyse aynı ırktan başka ırklar meydana gelmiştir? Artık öyle olmuştur ki, aynı ırkın renkleri, dilleri, lehçeleri, kültürleri birbirlerinden hep farklı olmuştur, öyle olmuştur ki, nerdeyse birbirlerinin dillerini anlayamıyorlar. Ayrıca bu durum dünyadaki bütün ırklar için de söz konusudur. İşte ilk insandan türeyenler dünyanın farklı bölgelerine dağılınca zamanla farklı ırklar, diller, renkler, kültürler vs. oluşmuştur.
    ————————————————-

    Kuranın dediği gibi ortak atamız Adem ve Havva ise Tek Dil konuşması gerekmez miydi?
    Ana baba aynı ise Öyleyse Yeryüzünde neden bu kadar çok farklı dil var. (diyorsunuz)

    Tekrar sana soruyorum; İlk Tükler tek bir dil ve lehçeleri kullanırken, niye bugün Türkçenin faklı lehçeleri (Azerice, Kırgızca, kazakça, Özbekçe,Türkmence vs.) konuşuyorlar? Bunu düşündüğünde ilk ve aynı ırktan farklı ırklar ve diller zamanla nasıl meydana geldiğini anlarsınız!!!
    ————————————-

    Adem’e her şey öğretildi mi?

    Kur’an’a göre Adem yaratılırken ona o zaman yeryüzünde var olan tüm eşyaların özellikleriyle birlikte isimleri ,neye yaradıkları, niçin var edildiğini vs. Allah tarafından ona öğretiliyor. Sonradan icad edilecek olanlar değil.
    ————————————–

    3-Kuran’a gore Adem’in çocuklarından Habil ÇİFTÇİ, Kabil koyun ÇOBANıdır. Yani ilk insan döneminde ziraat ve hayvancılık vardır. Bilim’e göre ilk insanlar AVCI ve TOPLAYICIdı..’’ diyorsunuz’’

    Cevap: Kur’an da ‘’Adem’in çocuklarından Habil ÇİFTÇİ, Kabil koyun ÇOBANıdır. ‘’diye bir ifade bulunmadığı halde nasıl böyle bir şey söyleyebiliyorsunuz? Bir önce kur’an’ı doğru düzgün araştırın ve öyle yorum yapın.Kur’an da bulunmayan şeyleri kur’an’a nispet etmeyin.

    Bkz.İslamı kaynaklarda geçen aşağıdaki bilgilerden de anlaşıldığı gibi bunlar çiftçi ve çoban değil, yine avcı ve toplyıcıdılar.

    İslami kaynaklarda Habil ve Kabil

    Kur’an’da Kabil ve Habil’den Maide suresinde bahsedilir. Kur’an’da isimleri geçmez ancak diğer İslami kaynaklarda Kabil ve Habil olarak adlandırılır.

    Habil’in Avı

    Âdem’in çocuklarından Habil bir ava çıktı ve bir Ceylan görünce birden avını unuttu ama sonra Ceylan’ın peşinden koşarak girdi sonradan Ceylan kaçmıyordu ve oğlunu bularak Habil birden mutluluğu bozmadı ve diğer fertler geldi ve Habil’in eve gitme vakti gelmişti ve Habil diğer fertlerin pekde masum olmadığını düşündü ve koşarak eve gitti.

    Kabil’in Kıskançlığı

    Habil avdan eli boş döndü ve Kabil birden Habil arasında bir yarışa girmişti sanki. Dedi ki: Demek elin boş döndün, Habilden ise iyi cevaplar geldi ,Babasının kızacağı hakkında Kabil’e soru sordu ve Hayır dedi , Ben olsam kızardım diye yanıt verdi. Habil bu sözlerin çok yanlış olduğunu söyledi ve Babasının bu sözlerden üzüleceğini söyledi. (Kaynak: Vikipedi )
    ————————————–

    Şimdiki insanlar Ademden daha akıllılar. Ademin bilmediği bir çok şeyi biliyorlar. Nasıl? (diyorsunuz)

    ‘’Şimdiki insanlar teknoloji mucidi olsalar bile bunlar Adem’den daha akıllıdır, anlamına gelmez. Çünkü yüce Allah Adem’e sadece evrendeki tüm isimleri değil, bunların tüm özelliklerini, tüm fonksiyonlarını onlardan nasıl istifade edilebileceğini, niçin ve hangi amaçla yaratılmış olduklarını vs. hepsini öğretiyor. Tabi ki O zaman hz.Adem’e verilen görev bunları icat etmek için uğraşmak değildi, belki o insanlık için bir halife ve örnek olarak seçilmiştir. Ayrıca Adem,metafizik varlıklar olan melekler vs.yi gördüğü ve bunlar konusunda bilgi sahibi olduğu halde bugünkü insanlar bunları görmemiştir.

    Ayrıca size soruyorum ! Teknoloji bilgileri hz.Adem’e vermek mi gerekirdi ? Evreni yaratan Yüce Allah, insanı teknolojiyi öğrenmek için mi yaratmış.? Yoksa başka bir amaç için mi ? Bi araştırın. Sizin mantığınla Kepler, Newton, Kopernik, Galile vb. bilim adamları da bugünkü insanlar gibi akıllı değillerdir. Çünkü onlar da ne uçak, ne tv., ne bilgisayar, ne telefon, ne de bugünkü uydu araç ve gereçleri icat etmiş değillerdir. Onların zamanında bunların hiç biri yoktu. Onlar sadece bilimsel teori ve görüşleri ortaya atmaya çalışıyordular. Bugünkü teknoloji araç ve gereçleri onlar üretmediler.Allah’ın evrendeki yasa gereği insan araştırma, gözlem ve deneyler yaparak teknolojinin araç ve gereçlerini icat edebilir. Teknoloji, soyut bir aklın ürünü değil, bilimsel gözlem, deney ve araştırma yapmanın ürünüdür.Bundan hareket ederek, bugünkü teknolojinin araç ve gereçlerini siz de icat etmediğiniz için, sizin de aklınız eksik olur. Yine sizin bu mantığınıza göre, bugün dünyada 7 milyar insandan sadece teknolojiyi geliştiren belli bir kesim olan teknik bilim adamları akıllı,diğerleri ise,hepsinin akılları eksiktir.Bravo sana! Ne güzel bir tespitiniz var !

    ————————————

    ‘’Kuran’a göre meyveler, sebzeler bugünkü özelliklerinde (Renk, tat, şekil, büyüklük vs) yaratılmışlardır. Bilim’e göre ise günümüzde bulunan sebze ve meyveler, insanlar tarafından seçildiği için, bugünkü tat, koku,renk, ve boyutlarına ulaşmışlardır. Siz etrafınızda Daha gelişmiş karpuz , kavun kiraz yiyorsunuz. Hangisi çocukluğunuzda ki gibi? ‘’(sizden alıntı)

    Yani diyorsunuz ki, bilime göre bugünkü meyvelerin tat, koku, renk ve boyutları insanlar tarafından şekillenmiştir.(sana göre karpuza, elmaya, portakala, muza, hurmaya, uzuma vs., boyut, renk ,tat ve kokuyu veren insandır.) Bu ne saçmalık ? Ayrıca Sen de bir insan olmasına göre, bunlara bu özellikleri veren biri de sen olmalısın değil mi ? Mademki tatları insan veriyor,hayadi bakalım toprağa bal tadını verin de görelim,toprağı bala çevirin!!! Bakınız bilim ne diyor?

    ‘’…Tat alma duyumuz tadı, görme duyumuz rengi, koklama duyumuz kokuyu deşifre eder. Bu meyvelere bu özellikleri veren sen, ben ve insanlar değildir. Biz sadece bu özellikleri deşifre ediyoruz. Eğer söz konusu organlarımız olmasaydı, bunların bu özelliklerini de deşifre edemezdik. Kur’an ve bilim aynı şeyi söylüyor. Ama siz bilimi de mantığınıza alet ediyorsunuz!!
    —————————–

    ‘’Domatesi ve patatesi Amerikanın keşfinden sonra öğrendiğimiz için Bu en çok yenilen sebzelerin adı kuranda geçmez. Peygamberler patates domates gibi sebzeleri yemeden ölmüşlerdir. Allah neden böyle istemiştir? (diyorsunuz)

    Kur’an,botanik ilmini öğretmek,bütün sebze ve meyvelerden bahsetmek için mi gelmiştir ki,bize patates, domates vb.bütün bitki,sebze ve meyvelerden bahsetsin ? Bunlardan da bahsetseydi,yine de kur’an da ismi olmayanlardan neden bahsetmiyor? diyecektiniz!.Yeryüzünde yüzbinlerce bitki,meyve ve sebze türleri vardır. Hepsinden kur’an söz etseydi,nasıl bir kitap haline geleceğini artık siz düşünün.Kur’an, insanların huzur ve mutluluğu için indirilmiştir,o,insanların sosyal hayatını tanzim eden ilahi bir hukuk nizamıdır.Hukukun alanı,nedir onu bir düşünün!
    ———————————

    ” Bu cennetliklerin durumu,,ateşte temeli kalacak olan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içmek, ”Allah suyu içtiğimizde midemiz yerine bağırsaklarımıza gittiğini sanıyormuş olamaz değil mi ? (diyorsunuz)

    Muhammed suresi 15.ayetin doğru meali şöyledir!

    Muhammed-15: (Kötülüklerden) Sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şudur: Orada bozulmayan (temiz) su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları,içene doyumsuz bir lezzet veren tarifsiz bir meşrubatın çağladığı ırmakları,süzme bal ırmakları vardır. Ve orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Bunlardan da öte, Rablerinden bir bağışlama vardır.Hiç bunların durumu,ateşte kalan ve (midelerini aşıp) bağırsaklarını (bile) parça parça eden sıcak suyun içirildiği kimselerin durumu gibi midir?

    ” وسقوا ماء حميما فقطع امعائهم الخ

    Yeryüzünde her türlü zulmü ve kötülüğü yapan,insanları sömürüp haklarını yiyen ve evrenin yaratıcısını tanımayan cehennem ehli despotlar,kendi istekleri ile o kaynar suyu içmeyecekler, ”وسقوا ” onlara zorla bol bol içirilecek ki,midelerine sığmayacak,mideyi taşıyıp bütün bağırsaklarını bile parça parça edecek. Burada anlatılan içirilen kaynar suyun nereye girdiği değil,yaptığı dehşet,felaket,korkunç azap ve ceza şeklidir.

    Saygılar.

Leave a Reply