BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

“Türk yok” (Mete Tunç)

Vatandaş, sayfalarca, Anadolu’ya pek Türk gelmediğini, sâdece bir miktar asker geldiğini ispatlamaya çalışıyor!

Bâzı kafatası ve genetik ölçümlerinin yapıldığı, falan bölgemizdekilerle Yunanlıların, filân bölgemizdekilerle Hintlilerin vs. benzer özellikler taşıdıklarının saptandığı yazıldı. Nasıl bir yöntem kullanıldı, sağlıklı mıdır, bizâtihî kafatası ve genetik bilgileri ne derece önemlidir vb. soruların cevaplarını (akademik olarak) bilmiyorum elbette*. Fakat olayın siyâsî boyutu vardır. “Türk yok” ve daha mâkûl bir oran vererek, gelen Türkler mevcut nüfusun onda biri/otuzda biri idi, diyenlerin Türk kökenli olmadıklarını tespît ediyoruz!

Kafatası/genetik ölçümleri yerine, Osmanlı arşivleri ile birlikte, Rum (Bizans), Ermeni, Venedik vs. kaynakları, Müslümanlaşan/Türkleşen Hıristiyanların sayısı hakkında (tabiî Hıristiyan olan Türkler hakkında da), en azından bir fikir verebilir sanıyorum. Böyle veriler vardır herhâlde; varsa hiç araştırma ve yayın yapılmış mıdır; bilmiyorum…

Anadolucular, Batı kıyılarımızdaki İyon vs. kültür ve uygarlığını, karşı kıyıdakinden ayırırlar ve bizdekine yerli unsurların katkıda (hattâ ana katkıda) bulunduğunu ve sentez oluştuğunu söyler; Hitit, Frig vs. halklarının halkların torunlarının Türkler Anadolu’ya geldiklerinde hâlâ yaşıyor olduklarını (Belki, artık Rumca, Ermenice konuşuyor olsalar bile), gelen
Türklerin sayısının yukarıda belirtildiği oranda olduğunu, hâlihazırdaki halkımızın bunların hepsinin bir karışımı olduğunu iddiâ ederler.

Elbette bu tez, 19. ve 20. yüzyıllarda Balkanlar’dan, Kırım’dan ve Kafkasya’dan gelen milyonlar (Turgut Özal’ın özel yaptırdığı bir araştırmaya göre bu oran 40’mış!) hesâba katılarak genişletilmelidir /genişletilmiştir. Benim, gelen Türklerin yüzdesi hâriç, en yakın olduğum, en birleştirici ve en gerçekçi bulduğum (ve toprağımızı sâhiplenmemizi sağlayacak) tez budur.
* Kesin bildiğim ise, belki hemen hemen bütün halklar için geçerli olan husustur: “Türk ırkı”na, Ötüken’de ve hiçbir coğrafyada “referans” olacak bir tek halk, dolayısıyla “karakteristik Türk tipi” yoktur! Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen Türklerin (Büyük çoğunluğu Türkmen/Oğuz) oranı/sayısı da çok önemli değildir; fakat, Türkmenler bize Türkçe’yi bırakmışlar, kültürümüzün temel taşlarını inşâ etmişler, bu topraklara çok emek/kan vermişlerdir. O nedenle aslâ göz ardı edilmemelidirler. Öteki uçtaki (milliyetçi/Türkçü) retorikten de uzak olmak kaydıyla saygıyla anılmalı, adlarına anıtlar dikilmelidir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 4588, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

8 Comments

  1. Gurcan diyor ki:

    Derinlere gidildikçe ırkların saflaşmaması sorunu kafaları meşgul etmeye devam ediyor anlaşılan. Bilinmesi gereken ilk kural başlangıçtan beri gelen ırksal yapıların olmadığıdır. Uygarlığın gelişmesi esnasında bize çokta uzak olmayan bir zamanda icat edilmek zorunda kalınan yapının kökenini aramaya kalmak sonun başlangıcı oluyor her zaman. Konu Türk ise cevap basit. Türk kelimesi yasası olan anlamında kullanılmaya başlanmış iken şimdi ona kafatası ölçüsü icat etmek ne demek oluyor diye düşünün. Bir de insanlık nereden nereye gelmiş bir bakın bakalım ne göreceksiniz. Dünyada iki tür insan vardır; yenilenler ve yenenler. Kendisine Türk, alman, malman diyenler yenilmiş olanlardır; herkese sen türksün, almansın, malmansın diyenler ise galip gelmiş olanlar.

  2. Mete Tunç diyor ki:

    Ulus (nation) kavramının bugünkü anlamını kazanması ve milliyet bilincinin/milliyetçiliğin ortaya çıkması Avrupa’da, dediğiniz gibi uygarlığın gelişmesinin bir neticesidir. Bu anlayış şüphesiz “ileri” bir adımdır, yerine kaim olduklarına (mesela kabileciliğe) göre…
    Türk kelimesinin kabul edilen sadece bir anlamıdır “yasası/töresi olan”. Bu dilbilim açısından önemlidir. Yoksa, Türk adı, bir halk olarak MS 6. yüzyıldan beri Çin ve Roma(Bizans) kaynaklarında geçmektedir. Sonra 7. yüzyılda Orhun yazıtları da bir başka somut kanıttır… Yani yeni “uydurulmuş” bir sözcük ve ulus değildir Türk ve Türkler. Ama o “Türkler”in “bizimle” ne derece “ilişkisi” vardır; bu tartışmalıdır.
    “Yenenler-yenilenler” yorumunuz yerine “Ekonomik-mali, askeri, idari, politik güç/iktidar sahipleri-diğerleri” formülünün daha doğru olduğu kanaatindeyim. Din, millet vs. duyarlılıkları “diğerleri”ne hastır. Güç sahipleri, diğerleri bu tür şeylerle “meşgul olurken”, “yukarıda” kuklacıyı oynarlar!

  3. Gurcan diyor ki:

    Öncelikle terminoloji tercihimi mümkün olduğunca apolitik çerçeveden seçmiş bulunmam neticesinden yenen-yenilen diyalektiğini uygun bulmuştum, siz gerek bahsettiğiniz şekilde gerekse çok daha gerçekçi biçimde yorumlayabilirsiniz. Tüm “kanıtlarınıza” rağmen ortada bir ırki yapı bulunmamaktadır. İster evrimsel isterseniz de dinsel anlamda böyle bir yapı başarılabilir değildir. İnsan toplulukları çevre şartlarının etkisiyle ayırtedici bir takım özellikler kazanmış olabilirler ama bu hiç bir zaman güncel manasında bir ırk oluşumuna neden olmaz.
    Kapitalist üretimin kendisine gerekli olan “özgür insan”a ulaşabilmek için geliştirmiş olduğu sistematik tüketici kaynağına tarihsel kökler uydurmasına bakarak hayatımızı sürdürmek zorunluluğu ise bizi bizden almaya devam edecek hiç şüphesiz.

  4. Mete Tunç diyor ki:

    “Irki yapı bulunmaması” ile “başlangıçtan” itibaren saf ırk olamayacağını kastediyor olmalısınız. Öyleyse, elbette haklısınız. Değil başlangıçtan herhangi bir zamandan itibaren de o ya da bu derecede karışmalar olmuştur. Hele dinamik, hareketli, geçiş yolu olan coğrafyalarda bu karışma ziyadesiyledir.
    Benim kastettiğim ise insan topluluklarının, kabilelerin milletleşmesi ile ilgilidir, yani ortak bir dile, kültüre, isme vs. ulaşmaları anlamındadır. Bunlar yakın veya farklı ırklardan teşkil olabilirler ve tarih sürecinde yukarıda değindiğim gibi yeni unsurlarla karışabilirler…
    “İleri” bir aşama dedim milletleşme sürecine. Tırnak içinde yazdım; zira her “ileri”, “iyi”, “yararlı”, “doğru” anlamına gelmemektedir. Milletleşmenin yararı-zararı hakkında yorum yapamam, bilgi düzeyimi aşar… Ancak, insanlara/ı, dinine, mezhebine, kabilesine, sınıfına/gelir düzeyine, kralına, derebeyine, ağasına göre değer atfetmek/değersiz saymak ne kadar ahmaklıksa insanları milletine/milliyetine göre değerlendirmek de aynı derecede ahmaklık, cahillik, beyinsizliktir diyebilirim!

  5. Gurcan diyor ki:

    Son yorumunuzdan anladım ki siz anlaşılmadığınızı sanıyor ve daha açıklayıcı olmaya çalışıyorsunuz. Öncelikle sizi gayet iyi anladığımı belirtmeliyim ama Ömer Çelakıl gibi şifre çözme konusunda uzman olmadığım için gizemli şeylerden bahsediyorsanız yapabileceğim fazla bir şey yok. Yanıtlarınızdan hareketle hakkınızda fikir üretecek değilim fakat benim söylemeye çalıştığım şey yazmış olduğunuz yazı ile ilgiliydi. Yazınızda rahatsız olduğunuz Türklerin olmadığını iddia edenlerin buna delil olarak sundukları şeylerin ne kadar da komik olduğu değil mi? Yanlış anlamıyorum değil mi? Eğer öyleyse benim dediğimde bundan hareketle medeniyetin başlamasından kısa olmayan bir zaman sonra ortaya çıkan yapının bizi sanal tartışmalar içine soktuğudur. Medeniyet herkesin kabul edebileceği gibi sınıflı toplum imalidir, bu imalatı yapanlarda insanlar olduğuna göre içinden çıkılması çok da zor olmayan karmaşıklıkta bir yapı söz konusu olmalı iken, kerameti kendinden menkul gruplarca ilahileştirilen ve tartışmaya kapatılan düzenek sizin bahsettiğiniz tarzda yarışmalarla meşruiyet kazanıyor. İşte bu da nur topu gibi anlamsızlıklar ortaya çıkarıyor. Olmayan şeyin tartışması da binyıllar sürebiliyor. Ortadaki gerçek meta üretme sürecinin tıkandığı ve bunu aşmanı yolunun ise birilerinin fedakarlık yapmasını gerektirdiğidir. Kısaca şöyle söylemek lazım daha az “ırk” üretici konumunu sürdürürken daha fazla “ırk” tüketici olarak kalmak zorunda; bunu başarabilmek için daha az “özgür” olmalılar. İşte gerçek: vaz geçtiğimiz şey yaşamımız değil haklarımız; en başta insan olma hakkımızdan vaz geçmemiz ise ironik…

  6. Mete Tunç diyor ki:

    Türkiye halkının etnik kökenleri (Anadolu halkının teşekkülü)

    Türk ismini değil “tarih öncesine”, milattan önceye dahi götürmek abestir. Bu isim milattan sonraki yüzyıllarda (ilk kez 500’lerde Bizans ve Çin kaynaklarında geçer) kuvvetle muhtemel bir zamanki reislerinin adını alan Türk isimli bir kabileden ortaya çıkmış (“Divanı Lugatı Türk”te, “Türk” adlı, ayrı bir kabilenin varlığından bahsediliyormuş.) ve bilahare o kabilenin, bugün Köktürk/Göktürk diye adlandırdığımız devletin çeşitli akraba halklar üzerindeki egemenliğinden dolayı, isminin genel bir kabul görmesi ve başka milletlerin bu ve çevrelerindeki, onlara dil ve kültürce yakın halkları “Türk” diye nitelendirmeleriyle yaygınlaşmıştır. Bu tanımlama çok da geçerli değilmiş ki, Orhun anıtlarının dikilmesinden takriben 1500 sonra bile, bugün, hala, Kırgız, Uygur gibi halk isimleri yaşamakta ve bu halklar tarafından “Türk”ten önce, onun yerine ve hatta o reddedilerek kullanılmaktadır.*

    Sonuçta, “Türk” “kutsal” bir değer taşımaz. Gereksiz, anlamsız, inandırıcılıktan uzak, hatta komik iddialarla ve uğraşlarla vakit geçirmenin anlamı yoktur. Hele Sümerlerin, Kızılderililerin vs. Türk olduklarını iddia etmek en hafif deyimiyle anakronizmdir.

    MS 500-1000 tarihlerinde Moğolistan ve Orta Asya’daki “Türk” ile günümüzde Türkiye’sindeki “Türk”, aralarında en başta dil kökeni (bkz. Göktürk Yazıtları) olmasına rağmen, dili (lehçesi), kültürü, tarihi ile çok farklıdır (Genel tipler ve genler konularına hiç girmeyelim, ki girersek sayıları fazla olmayan kafatasçıların/ırkçıların sükutu hayale uğramaları mukadderdir!).

    “Biz”; Hatti, Hitit (Nesi), Frig, İon… Romalı/Rum, Ermeni, Yahudi, Arap, Fars, Kıpçak/Tatar, Türkmen, Laz, Gürcü… Boşnak, Makedon, Arnavut, Çerkez, Pomak… karışımı bir halkız.**, *** Bunda “utanılacak” bir şey yoktur, hatta isteyen gurur da duyabilir. Buradan şu da çıkar: Ortak kökümüzün bir damarı buraya dayandığı için Anadolu, “en baştan beri”, binlerce yıllık vatanımızdır; o nedenle kimi Batılı “maceracıların”, hala varsa, “Türkleri Anadolu’dan atma, Orta Asya’ya gönderme” planları dayanaksız kalacaktır (Misyonerlik faaliyetlerinin karşısında ise, “İslam’a sarılmakla” ve yasaklamayla değil (cinayet ve katliamlara hiç girmiyoruz!), bütün dinleri birlikte “değerlendirerek” durulacağı fikrindeyim!).

    “Türk milliyetçileri”nin efsanelerle, tarihi-sosyolojik-bilimsel gerçeklere uymayan kabullerle oluşturdukları Türk kurgusunun, stratejilerinin, hedeflerinin Türkleri “yüceltmediği” ve “yüceltemeyeceği” belli olmuştur.

    Türkiye’de pek çok insanın, kendini, köyünü pek çok aksi veriye karşın Oğuzlara, Kıpçaklara, hatta Avarlara, Hunlara bağlama gayretkeşliği ve kökenleri Orta Asya ile hiç ilgileri bulunmamasına rağmen, halkın önemli bir kısmının, “Orta Asya’dan geldik” söylemine itiraz etmemeleri patolojik hallerdir.

    “Karışık” olmak kötü bir şey değil, tersine, toplumları, kültürleri, dilleri ve devletleri devamlı, büyük nüfuslu, zengin ve güçlü kılan iyi bir durumdur. Fransız, İngiliz, Rus ulusları, tarihleri, dilleri, kültürleri ve devletleri bunun en somut örnekleridir.

    Türk ve dünya sanatına, kültürüne ve bilimine katkı ve öncülük yapmanın ve, sağlıklı bir toplum olma yolunun belki de başlangıcı, buradan, “Türkiye’ye has” Türk’ü yeniden tanımlamaktan geçmektedir. (Türk-Türkçe-Türkiye isimlerinin değiştirilmesinin tartışılmasında, uygunsa da değiştirilmesinde hiçbir sakınca yoktur. Kanaatimce bu, “yeniden tanımlamadan sonra” gerekli görülmeyecektir.)

    * Orhun yazıtlarında anılan bazı halk isimleri: Çinli, Kurukan, Kırgız, Oğuz, Tatar, Tarduş, Tatabı, Tölis, Türgiş, Uygur… Anadolu halkının çok büyük oranda Oğuz kökenli olduğunu iddia eden ve Orta Asya’ya dayalı Türk milliyetçiliği yapanlara, Orhun anıtlarında Türk ve Oğuz isimlerinin ayrı ayrı geçtiği söylenmelidir. Ayrıca, Türk kağanı, egemenliği altındaki Oğuzlardan dert yanar, onlarla sık sık savaşır!

    ** Türkiye halkının bütününde Türkmenlerin (Oğuzların) ırk (gen) açısından oranı, coğrafyanın büyüklüğü sebebiyle hiçbir zaman tam bir homojenite sağlanamamış olduğundan ve, sürekli göç ve karışım sözkonusu bulunduğundan vs., herhalde bilinemez, ki (belki bilimsel araştırmalar hariç) bunu tecessüs etmek, kafa yormak anlamsızdır ve dahi ahmaklıktır, aklı kanser eder; fakat Türkmen kültürü (en başta Türkçe dolayısıyla) elbette başattır/öne çıkar ve saygıya değerdir; ancak bu, Türkmencilik çerçevesinde (kültürel anlamda bile olsa) Türkçülük yapmayı, yazıda belirtilen (ve belirtilmeyen) olgular sebebiyle manasız kılar.

    *** Elbette Kürtler de var; fakat coğrafi ve nüfus nedenleriyle karışım bir harman özelliğinde değildir, 80’lerden itibaren durmuştur, yakın gelecekte de olmayacak görünmektedir! Dolayısıyla Kürtler artık “Türk/Türkiye halkı” değildir… (Bundan sonraki cümleleri otosansürlüyorum!)

    Not. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne giderken, Sedat Alp’in “Hitit Güneşi” kitabını okuyordum; o sırada aklıma geldi: Türkiye’nin tarihi “gerçeklere” uygun olarak yazıldığında, okunması ve yazılması kolay olan (ve şu anda çok sınırlı sayıda kullanılan) Anadolu’ya has (çeşitli dillerde) yer, insan, tanrı isimleri; yer, insan, tesis isimleri olarak tekrar kullanılabilir mi? Bence gayet güzel ve “yeni tarih” ile tutarlı olur!

  7. Ninsianna diyor ki:

    ”Türk” kelimesinin kafa karışıklığı yaratmasının sebebi hem Anadolu Türklerini tanımlamak için, hem de bütün Türki milletlerin ortak atası olan kavmi tanımlamak için kullanılmasıdır.Türkiye Türkleri dışında kedini Türk diye tanımlayan başka Türki millet yoktur.Hepsinin kendine özgü bir adı var bildiğiniz üzere.Anadolu Türklerinin sadece Orta Asyadan gelenlerden oluşmadığını anlamak için şöyle bir insanların yüzlerine bakmanız yeterli.Ama aynı şey diğer Türki milletler için de geçerli.Bugünki Kazakların çoğu Moğol ordusundan kalan askerlerden türemiştir ve görünüm olarak da Kazakistan Çinden daha batıda olmasına rağmen Uygur Türklerinden daha Mongoloiddirler.Çuvaşlar,Volga Tatarları, Kırım tatarlarının bir kısmı; bunlarda Doğu Avrupadaki fin-ugor halklarıyla karışmışlardır vesaire.Dolayısıyla orjinal Türk diye bir şeyden bahsedemeyiz bugün.Ayrıca Türklerin Anadoluda geçirdiği yaklaşık 1000 yıllık süreç onları komşuları olan milletlerle etkilişimleri sebebiyle (tamamen Orta Asya’dan gelmiş bir millet olsalar bile) Orta Asyada yaşayan Türklerden farklılaştırırdı.Günümüzde ırk-etnisite ilişkileri özellikle stratejik önemi olan bölgelerde siyasetin konusu olmaya başladığından bu konularda verimli bir tartışma yapılamıyor maalesef .Mesela Türkler ve Orta Asya denildiğinde bundan Türk birliği lafını anlayıp rahatsız olan ve hemen ortak kültürel değerlerin vurgulanmasına itiraz etmeye kalkanlar olabiliyor hele ki bunlar fanatik AB taraftarlarıysa.Türkiye’de diğer bir kesimse Türklere siz Türkler Türkleşmiş rumsunuz ,Ermenisiniz propagandası yapmaya kalkıyor çünkü Türk kelimesini duymaktan bile rahatsız oluyor.Bir şey daha var son zamanlarda basında gördüğümüz;genetik araştırmaların sonuçları üzerine yapılan uyduruk haberler .Mesela şöyle bir başlık atabiliyor bir gazete”Türkiye’de Türk yok”Böyle bir cümleye sadece gülünür.Bu haberin ayrıntılarında Türkten kastedilense Sibirya Türkü/Yakut ya da Moğol genleri.Bunların Türkiye’deki oranlarına bakıyor(Az da olsa var).Ama bunların oranı zaten Orta Asya Türklerinde bile az.Haberi yapan kişi konunun ayrıntılarına vakıf olmadığından uyduruyor sadece.Siyasi propaganda maksatlı haberler bunlar.

  8. Mete Tunç diyor ki:

    Katkınız için teşekkürler Ninsianna…

Leave a Reply