BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Evrimsel türleşme sürecinde geçiş formları: Bulunabilir mi bulunamaz mı?

Yazar: Amatör filozof

Yaratılışçı iddiaların matematiksel olarak değerlendirilmesi

Türler arası geçiş formlarının azlığı Evrim Kuramının en çok tartışılan noktalarından biridir. Türler arasındaki akrabalık ve değişim fosil kayıtlarında gösterilebilmektedir, ancak çoğu kez birbirine yakın iki tür arasında küçük aşamalarla değişim evrelerini gösteren fosiller bulunamamaktadır. Bu durumda evrim ağacının görüntüsü kopuk kopuk olmakta ve çoğu kez türler sanki bir anda ortaya çıkmış gibi görünmektedir. Bu durum yaratılışçı kesimin evrim kuramına itirazlarında kullandığı olguların bence tek tartışılmaya değer olanıdır. Buradaki kritik sorular şunlardır:

  1. Canlıların ne kadarı fosilleşmektedir?
  2. Bir türden diğerine dönüşüm sürecine ait kaç tane fosil bulabiliriz ve bunları bulabildik mi?

Tartışılan konuyu zihnimizde daha iyi canlandırmak ve mümkün olduğu kadar mantıklı bir temele oturtmak için somut bir örnek üzerinden matematiksel analiz yapmaya çalışacağım. Muhtemelen, konu ile ilgili bilimsel dergilerde bu tür analizler karmaşık matematik formüller ile yapılmaktadır. Ancak ben, konunun uzmanı olmayan bir kişi olarak, kendi bilgilerim dahilinde, eldeki somut verilere uygun, basit ve kolay anlaşılır bir matematiksel değerlendirme yapmaya çalışacağım. Bu amaçla kullanacağım örnek canlı Afrika filidir (Loxodonta). Fili tercih etmemin nedeni nesli tükenmekte olan canlılar arasında olması dolayısıyla, bir çok yerde koruma altına alınması ve bu nedenle elde bazı sayısal veriler bulunması ve fosil sayısının da nispeten fazla olmasıdır. Afrika filinin toplam sayısının 2007 yılında 500-600 bine kadar düştüğü, daha eski dönemlerde milyonları aştığı belirtilmektedir, ortalama yaşam süresi ise 50 yıldır (1). Afrika filinin yaklaşık 7.6 yıl önce ilk kez ortaya çıktığı düşünülmektedir (2). Şimdiye kadar bulunan en eski Afrika fili fosili ise 7 milyon yıllıktır (3). Şimdi bu verilerden dünyada şu ana kadar kaç tane Afrika fili yaşadığını hesaplayalım. Öncelikle kaç fil kuşağı yaşadığını bulalım: Fillerin dünya üzerinde bulunduğu süreyi yaklaşık olarak 7.5 milyon yıl, bir kuşağın ortalama ömrünü de 50 yıl alırsak, yüz elli bin fil kuşağı yaşadığını buluruz (7500000/50= 150 000). Peki her bir kuşakta kaç fil yaşamış olabilir? Bu soruya yanıt vermek zor, ancak filler tükenme seyrinde olduğu için günümüzdeki fil sayısının (500 000) geçmiş kuşaklardan çok daha az olduğunu varsayabiliriz. Günümüzde fillerin azalma sebebi insan nüfüsunun çok artması ve endüstriyel faaliyetler nedeniyle fillerin yaşam alanlarının gitgide daralmasıdır. Geçmişte bu etkiler olmadığı için fillerin sayısının çok daha fazla olması doğaldır. Sadece fillerin ilk türeme döneminde (7.5 milyon yıl önce) sayının daha düşük olması beklenebilir. Daha sonra uygun ortam ve doğal düşmanlarının azlığı nedeniyle fillerin sayıca artmış olması beklenir. Dolayısıyla her bir kuşaktaki ortalama fil sayısının, şu anki sayı olan 500 000’ in çok üzerinde olması beklenir. Daha sonraki hesaplamada kullanacağımız sayıyı çok abartmış olmamak için, her bir kuşaktaki fil sayısını ortalama 1 Milyon olarak kabul edeceğim. Bu verilere göre, dünyada şu ana kadar yaşamış Afrika fili sayısı: 150 000 x 1 000 000 = 150 000 000 000 (Yüzelli milyar) olarak bulunur. Hesaplamada kullanacağımız ikinci veri fosil fil sayısıdır. Şu ana kadar kayıt altına alınmış fosil fil sayısı 127’ dir (4). Bu sayıyı da yuvarlak hesap 150 olarak kabul edebiliriz. Bu durumda fillerdeki fosilleşme oranı: 150/ 150 000 000 000= 1/1 000 000 000, yani milyarda birdir. Başka deyişle 1 milyar filden sadece biri fosilleşebilmektedir (tabi ki her bir kuşaktaki ortalama fil sayısını 1 milyondan daha fazla alsaydık bu sayı daha da düşük olacaktı).

Şimdi Afrika filinin ilk ortaya çıktığı dönem olan 7.5 milyon yıl öncesine bakalım: İlk türleşme döneminde kaç tane ara form yaşamış olabilir? Evrimde noktalanmış denge kuramına göre türleşme, ata tür popülasyonundan küçük bir grubun coğrafi şartlar vb sonucunda zorunlu olarak ayrılması ve bu grubun güçlü bir seçici etki altında kalması sonucu oluşur ve daha sonraki evrimsel staz (durgunluk) dönemine göre çok daha kısa sürede ortaya çıkar. Türleşme için geçen sürenin 5000-50 000 yıl arasında olduğu düşünülmektedir (5). Fil örneğimizde, fosil bulunma olasılığının artması için, bu süreyi daha da arttıralım ve türleşme süresini 250 000 yıl olarak kabul edelim, ortalama fil ömrünün ara formlar için de 50 yıl olduğunu kabul edelim, türleşme için gereken fil kuşağı sayısını 250 000/50 = 5000 kuşak olarak buluruz. Peki her bir kuşakta kaç fil yaşamış olabilir? Daha önce ilk oluşumdan şu ana kadar geçen süre için kuşak başına ortalama 1 milyon fil bulunduğunu kabul etmiştik. Ancak bu rakam tamamen oluşmuş ve bütün bir yaşam alanını (Afrika) kaplamış büyük fil popülasyonu için geçerlidir. Erken türleşme döneminin kısıtlı bir alanda ve az sayıda bireyle başlamış olduğu düşünülürse, bu erken dönemlerde ortalama fil (ya da fil benzeri ara tür) sayısı çok daha azdır. Yaklaşık bir rakam olarak Afrika filinin 250 000 yıllık türleşme döneminde, kuşak başına ortalama 100 000 canlı fil olduğunu kabul edelim (nispeten yüksek bir sayı). Bu durumda Afrika filinin türleşme döneminde yaşamış olan toplam fil ve fil benzeri ara canlı sayısı: 5000 x 100 000= 500 000 000 (Beşyüz milyon)’dur. Daha önce fillerde fosilleşme oranını milyarda bir olarak hesaplamıştık. Bu duruma göre Afrika filinin türleşme dönemine ait bulunabilecek ara fosil sayısı en iyi koşullarda 1 adet bile değildir (beşyüz milyon/ 1 Milyar = 0.5 fosil). Hesaplamalarda sayıları fosil bulunma oranını arttıracak şekilde vermemize rağmen, filin türleşme dönemine ait yalnızca yarım fosil bulabiliyoruz !

Filler büyük canlılar içinde fosil kayıtları nispeten fazla olanlardandır. Daha eski dönemlerdeki türler incelendiğinde fosil bulunma oranı daha da düşebilir. Örneğin T-Rex dünya yüzünde, günümüzden 85 milyon- 65 milyon yıl önce, yaklaşık 20 milyon yıl yaşamış olan bir dinozor türüdür. Afrika filine göre yaklaşık 4 kat uzun süre dünya üzerinde kalmasına rağmen şu ana kadar bildirilmiş fosil sayısı 30’ dur (6). Bu da gene çok düşük bir fosilleşme oranını gösterir ve türleşme dönemine ait ara form fosili bulunma olasılığı çok düşüktür.
Sonuç olarak, bu basit matematiksel değerlendirme ışığında başlıktaki soruyu cevaplandıralım: Evrimde türleşme sürecine ait geçiş formu fosilleri bulunması çok zordur. Bu tür fosillerin bulunamaması ana kuraldır, bulunmaları sürpriz olur, hele hele birkaç tane ardışık fosilin bulunması neredeyse imkansızdır. Ancak gelecekte bulunan fosil sayıları hızla artarak bugünkülerin 10-100 katı gibi değerlere ulaşırsa ara form bulunma olasılığı artacaktır. Geçiş formu fosilleriyle ilgili yaratılışçı iddialar geçerli değildir.

Kaynaklar:

  1. http://en.wikipedia.org/wiki/Elephant
  2. http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/6913934.stm
  3. Brunet, M et al. 2000 Chad: Discovery of a vertebrate fauna close to the Mio-Pliocene boundary. J. Vert. Paleontol. 20, 205-209.
  4. http://paleodb.org/cgi-bin/bridge.pl
  5. http://www.actionbioscience.org/evolution/eldredge.html
  6. http://www.enchantedlearning.com/subjects/dinosaurs/dinos/trex/Trexfossils.shtml

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 20864, bugün ise 4 kez görüntülenmiştir.

229 Comments

  1. Ahmet Yener diyor ki:

    Yok, ara geçiş formu var ama fosilleşmemiş falan bırakın bu ağlama üslubunu. Bilimde bir kural vardır buna Occam’s razor veya rule of parsimony denir. Doğa ile ilgili bir teorinin en basit ve gerçeklerle uyumlu açıklama olması gerekir.
    Örneğin ara geçiş formları bulunmuyorsa aslında var ama bulamadık, yok fosiller çok hızlıymış falan denmez ara geşiş formu yok çüğnkü canlılar evrimleşmemiş denilir.
    Bu zırvalara 5 yaşında çocuk bile güler. Akıllı olun:))

  2. amatör filozof diyor ki:

    Ahmet Yener,
    Tartışma adabına uymayı öğrenin, terbiyenizi takının. Fikire fikirle karşılık verebiliyorsanız verin. Hakaret ederek üste çıkarım sanmayın. Sizinle ağız dalaşı yaparak seviyeyi düşürecek değilim.

  3. Ahmet Yener diyor ki:

    Tek bir protein bile tesadüfen oluşmaz. 500 aminoasitlik tek bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimali 10 950 de birdir. Yani 1 sayısının yanına 950 tane sıfır. 12 sıfır trilyon yapar. 950 sıfırlı bir sayı kavrama sınırlarının ötesindedir. İstatistik de 10 50 de birden ufak olasılıklar imkansız kabul edilir. Dolayısıyla tek bir protein bile tesadüfen oluşmaz.

    500 amino asitlik bir proteinin oluşma ihtimalini göstermek için tabloda verdiğim hesaplar, sadece ideal (gerçek hayatta rastlanamayacak) bir deneme-yanılma ortamı için geçerlidir. Yani görünmez bir gücün, rastgele 500 amino asiti birleştirip sonra bunun yanlış olduğunu görüp, hepsini tek tek ayırıp sonra ikinci kere değişik bir sırada dizdiğini farzettiğimiz hayali bir mekanizma olduğu takdirde yararlı proteinin elde edilmesi ihtimali 10950 de “1”dir. Her denemede amino asitlerin tek tek ayrılıp yeni bir sırada dizilmesi gerekmektedir. Ayrıca her denemede, 500. amino asit de eklendikten sonra sentezin durdurulması ve tek bir amino asitin bile fazladan araya karışmasının engellenmesi, proteinin oluşup oluşmadığına bakılması, oluşmadığında hepsinin çözülüp yeni bir dizilimin denenmesi gerekmektedir. Ayrıca her denemede, araya başka hiçbir yabancı kimyasal maddenin de kesinlikle karışmaması gerekmektedir. Deneme esnasında oluşan zincirin 500 halkaya ulaşmadan parçalanmaması da şarttır. Yani baştan beri bahsettiğimi ihtimaller, başını, sonunu ve her aşamasını bilinçli bir mekanizmanın yönettiği, yalnızca “amino asitlerin seçilimi”nin kontrolsüz bırakıldığı kontrollü bir mekanizmayla gerçekleşmektedir. Böyle bir mekanizmanın doğal şartlarda var olması ise mümkün değildir. Dolayısıyla doğal ortamda bir proteinin oluşması, “ihtimal” olarak bir yana, teknik olarak imkansızdır. Aslında bu konuda ihtimallerden bahsetmek bile son derece bilim dışı bir üsluptur.

  4. Ahmet Yener diyor ki:

    Hayatın başlaması için yalnızca canlılarda bulunması gereken maddelerin biraraya gelmiş olması yeterli değildir. Yaşam için gerekli tüm proteinleri toplayıp bir deney tüpüne koysak yine de canlı bir hücre elde etmeyi başaramayız. Bu konuda yapılan tüm deneyler başarısız olmuştur. Bütün deney ve gözlemler ise hayatın ancak hayattan geldiğini göstermiştir. Hayatın cansız maddelerden çıktığı iddiası, bu bölümün en başında da belirttiğimiz gibi, sadece evrimcilerin hayallerinde yer alan, tüm gözlem ve deneylere aykırı bir masaldır. Bu durumda, yeryüzündeki ilk hayatın da ancak bir Hayat’tan gelmiş olması gerekir. İşte bu, “Hayy” (Hayat Sahibi) Allah’ın yaratmasıdır. Hayat ancak O’nun dilemesiyle başlar, sürer ve sona erer. Evrim ise, canlılığın nasıl başladığını açıklamak şöyle dursun, canlılık için gerekli malzemenin nasıl oluştuğunu ve biraraya geldiğini bile açıklayamamaktadır.

  5. Ahmet Yener diyor ki:

    Hayatın hayattan geldiği bilimsel bir gerçektir ve buna biyogenez denilir. Nitekim dünyanın bri numaralı biyoloji kitabı olarak kabul edilen ve tüm üniversitelerde kullanılan Campbell and Reece Bşology’de bu gerçek bakın nasıl ifade edilir:
    BIOGENESİS
    As far as we know, all life today arises only by the reproduction of preexisting life. This “life-from-life” principle is called biogenesis
    Biology, Campbell-Reece, Sixth Edition, 2002, P.516

    Yani deniyor ki hayat yalnızca hayattan gelir ve bu prensipe biyogenez denilir.
    Dolayısıyla yeryüzündeki ilk hayatta başaka bir hayattan gelir İşte bu, “Hayy” (Hayat Sahibi) Allah’ın yaratmasıdır. Hayat ancak O’nun dilemesiyle başlar, sürer ve sona erer.
    Darwinizm sümerlerden kalama bir pagan dini olarak her aşamasında çökmektedir. Tüm Bilimsel gerçekler canlıları ve tüm evreni Allah’ın sonsuz aklı ve sanatıyla yoktan yarattığını kesin bir biçimde ispatlamaktadır..

  6. Ahmet Yener diyor ki:

    Elimizde 100 milyon fosil var ve tej bir tane ara geçiş formu yok. Darwinde tüm çnde gelen paleontologlar da ara geçiş formu olmadığını kabul ediyorlar. Ara geçiş formu yoksa evrimde yok elbette.
    Şimdi bazı amatörler diyor ki efendim evet ara geçiş formu yok çünkü çok az fosilleşme var..
    Tam bir zırva.
    Eğer Darwinizm’in iddia ettiği ara geçiş formları olsaydı milyonlarca sabit tür varsa trilyonlarca ara geçiş formu olması gerekirdi. Yani ara geçiş formlarının sayısı sabit türlerin kat kat üstünde olması gerekirdi. Dolayısıyla bugün elimizde olan 100 milyon fosilin 99 milyonunun hayali ara geçiş formlarına ait eciş bücüş tam olmayan organları olan tek kanatlı, biraz tüylü, biraz kanatlı yarım kanatlı, yarım solungaçlı, çeyrek akciğerli, %65 akciğerli, 81 akciğerli, %23.5 omurgalı, %67.5 gözü olan canlılara ait fosiller olması gerekirdi.
    Tek bir tane bile eciş bücüş yarım organlı canl fosili yok. Tüm fosiller tarihte bir anda eksiksiz tam ve mükemmel formlarıyla öıkyor ve milyonlarca yıl boyunca hiç değişmiyorlar.Balığa bakıyorsun 500 milyon yıl çnce aynı, yarasa 50 ilyon yıl çnce aynı, karınca 100 milyon yıl önce aynı, yusufçuk 125 milyon yıl çnce aynı, ilk bakteri (ilk canlı fosili) 3.5 milyar yıl önce bugünkü leptolyngbya bakterisiyle tıpatıp aynı
    Tam 100 milyon fosil dile kolay ve tek bir ara geçiş formu yok.
    Bırakın bu zırvaları ara geçiş formları yok işte. Evrim mevrim yok.))
    Bu ssfer diyor ki evet ara geçiş formu yok, yani aslında var ama biz göremiyoruz:))) Yani başlıyor kıvırma..
    Buna 5 yaşında çocuk bile güler. 100 milyon fosil evrimi yalanlıyor. Daha ne zorluyorsun. Evrim mevrim yok işte. Çık açıkça sçyle kardeşim 100 milyon fosil var evrim yok de. ne kıvırıyorsun:)) Aslında fosil varda biz göremiyoruz denir mi tam bir kepazelik:))

  7. amatör filozof diyor ki:

    Bir süreliğine yorum ve yazılara ara veriyorum. Ancak evrim üzerine olan bu yazımla ilgili kafalarda bir kavram kargaşası yaşanmaması için son bir yorum yazmayı gerekli gördüm. Bu yorum fanatik anti-evrimciler ve bilim düşmanları için değildir. Siteyi izlediklerini düşündüğüm; kafaları şartlanmamış, bilime, bilimsel verilere ve değişik görüşlere saygısı olan ve –umarım- çoğunluğu oluşturan, genel okuyucu kitlesine yönelik olarak yazıyorum:

    1- Mevcut fosil kayıtları türlerin akrabalığını ve birbirlerine dönüştüğünü göstermede yeterlidir. Spesifik olarak canlı türlerini incelediğimizde aşamalı değişimi ve akrabalığı rahatça görüyoruz. Atların evrimi, balinaların evrimi, archaeopteryx, tiktaalik vb bunlar için örnek fosillerdir. Bunların hepsi bir değişim çizgisindeki ara formları temsil eder. Ara form yoktur demek saçmalıktır. Bütün canlı türleri, kendi değişim çizgisindeki bir önceki tür ile bir sonraki tür arasındadır. Ancak bizim ördüğümüz fosil kayıtları bir ağacın dalları gibidir. Merdiven gibi ardışık değillerdir. Yani şempanzeden giderek insana varamazsınız, şempanze insana dönüşmemiştir. Şempanze ile insan bir ağacın birbirine en yakın iki dalıdır. Ortak ataları bu iki dalın birleştiği noktadadır.
    2- Eciş bücüş, eksik canlı vb şeklinde bir ara form tanımı yoktur, bu tanım yaratılışçıların uydurmasıdır. Her canlı türü o an bulunduğu ortam için yeterli özelliktedir, yani tam bir canlıdır. Ancak ortam değiştiğinde yetersiz kalabilir. Mutlak bir yetersizlik- eksiklik, ya da mutlak bir tamlık-mükemmellik hali yoktur.
    3- Canlı türlerinin değişim- dönüşüm çizgilerinde bizim gördüğümüz ara form fosilleri -zorunlu olarak- uzak aralıklı olan ara formlardır. Bir türün diğerine ilk dönüşüm dönemindeki -ardışık değişim aşamalarını gösteren- her biri küçük aşamalı değişimlere ait geçiş formu fosillerini bulmak çok zordur. Bunun sebepleri evrimin mekanizmaları ve fosilleşme oranının azlığıdır. Yazının konusu da zaten budur. Bunun neden böyle olduğu yazıda somut verilere dayanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bir önemli nokta da şudur. Elimizdeki fosillerin büyük çoğunluğu kemik yapılar ya da canlıların taşların üzerindeki izleridir. Yumuşak dokuları tümüyle gösteren pek fazla fosil yoktur. Ya da nesli tükenmiş canlıların metabolizmasını gösteren herhangi bir fosil kaydı yoktur. Bir tür diğerine dönüşürken kemik yapılar benzer olabilir, ancak yumuşak dokular ve metabolizma değişmekte olabilir. Ya da elimizdeki benzer fosillerde kemik yapılarda küçük değişiklikler vardır, ancak bunları kolaylıkla bir türün diğerine dönüşümü değil de aynı türün farklı bireylerinde görülen varyasyon olarak yorumlayabiliriz. Yumuşak dokular da görülmeden, metabolizması bilinmeden, canlının bütününe yönelik yapılacak tahminlerde daima bir yanılgı payı vardır. Yaşayan canlılardan bir örnek vermek istiyorum. Kurtla köpek farklı türlerdir, ancak birbirlerine çok benzerler, tahminen 100 000 yıl önce ayrıştıkları düşünülmektedir. Elimizdeki kemik yapılardan oluşan fosillere bakarak kurt ve köpeği ayırmak çok güçtür. Her ikisi de kolayca aynı tür olarak kategorize edilebilir.
    4- Evrim teorisi Darwin’ in ilk ortaya attığı şekilde kalmamıştır. Sürekli olarak yenilenmekte, yeni bulgulara göre değişmektedir. Ancak bu değişimler Evrim kuramının ana fikrini etkilememiştir, daha çok evrim mekanizmalarında değişiklikler söz konusudur. Fosil kayıtları konusundaki yaratılışçı eleştirilerin çoğu evrim kuramı sanki Darwin’ in ilk ortaya attığı şekliyle kalmış gibi yapılmaktadır. Bu tür eleştiriler zaten sabit ön yargılara dayalıdır. Örneğin trilyonlaca geçiş formu bulunması gerektiği eleştirisi bu tarz kötü niyetli ve saçma bir eleştiridir. Klasik Darwinci görüşte olduğu gibi türler sürekli olarak küçük aşamalarla değişse bu eleştiri belki doğru olabilirdi. Ancak gerçek böyle değildir. Türler ata tür topluluğundan küçük gruplar halinde ayrıldığında ve ortam koşulları zorladığında değişmekte, büyük grup halinde kalırlarsa ve ortam koşulları da fazla zorlamazsa değişmeden uzun süre kalabilmektedir. Başarılı türler çok uzun süre sabit kalmaktadır. 65 milyon yıldır değişmemiş olan Coalecanth buna güzel bir örnektir. İlk kez Gould’ un önerdiği noktalanmış denge kuramına göre bir türden diğerine dönüşüm hızlı olmaktadır, ancak bu hız yaratılışçıların varsaydığı gibi bir anda değildir. 50000-100000 yıl gibi oldukça uzun, ancak jeolojik zaman ölçeğinde kısa sürelerdir.
    5- Yüz milyon canlı fosili var , değişimin küçük aşamalarını gösteren formlar niye her yerde görülemiyor denilebilir. Yazının ana konusu da zaten budur. Türleşme süreci kısa olduğu için değişimin küçük aşamalarını gösteren fosiller çok zor bulunabilir, çünkü fosilleşme oranı çok düşüktür. Yüz milyon fosil çok büyük bir sayı gibi gelebilir, ancak toplam canlı sayısına bakılınca ne kadar düşük bir oran olduğu görülecektir, şöyle ki: Halen dünyadaki yaşayan hayvan türü sayısının 2- 50 milyon arsında olduğu tahmin edilmektedir. Bunu ortalama 10 milyon olarak alalım, Canlı türlerinin % 99’ unun tükendiği de belirtilmektedir. O halde dünyada şu ana kadar 100×10 000 000=1 000 000 000 (Bir Milyar) canlı türü yaşadığını varsayabiliriz. Peki yaşayan tüm canlı sayısı kaçtır? Yukarıdaki yazıda sadece fil türü için yaptığımız hesapta 150 Milyar gibi bir tahminde bulunduk, hadi bu tahmini de düşürelim, her bir canlı türü için 100 000 000 000 (yüz milyar) olarak kabul edelim. Aslında bulunan fosillerin yaklaşık yarısı böcektir, böceklerin de sayıca ne kadar çok olduğu bilindiğinden her bir tür için ortalama canlı birey sayısı yüz milyarın çok üzerinde olmalıdır. Ancak biz gene de- sayıyı abarttınız eleştirisine muhatap olmamak için- bu sayıyı 100 milyar kabul edelim. Dünyada şu ana kadar yaşamış hayvan sayısını şu şekilde hesaplayabiliriz: Tüm hayvan türleri sayısı x Bir türdeki hayvan sayısı . Elimizdeki sayıları bu formülde yerine koyarsak Dünyada yaşamış hayvan sayısı= 1 Milyar x 100 milyar= 100 000 000 000 000 000 000= 1020 olarak buluruz. Bu sayıyı da mevcut fosil sayısı olan 100 milyona bölersek: 1020 / 108 = 1012 ( 1 trilyon ) olarak buluruz. Yani, bu hesaba göre tüm canlıların ancak trilyonda biri fosilleşmiştir. Bu kadar düşük fosilleşme oranıyla küçük aşamalı değişimlerin fosil kayıtlarında görülebilmesinin zorluğu açıktır. Bu konuda çok tipik bir örnek de yukarıda bahsettiğimiz Coalecanth’ dır. Bu canlının bilinen en son fosili 65 milyon yıl öncesine aittir. Fakat türün halen canlı örnekleri de vardır. Yani Coalecanth türü 65 milyon yıldır canlı kaldığı, bu süreçte belki de 1 trilyondan fazla coalecanth yaşamış olabileceği halde elimizdeki hiç fosil yoktur, nasıl bulunsun küçük değişimli fosiller?
    6- Evrim kuramı canlıların çeşitliliğini ve türlerin birbirine dönüşümünü açıklar. Ancak canlılığın ya da ilk hücrenin nasıl ortaya çıktığına ilişkin bir kuram değildir. Bu konular zaten henüz bilimin aydınlatamadığı konular arasındadır. Dolayısıyla “canlılığın ya da ilk hücrenin nasıl ortaya açıktığı açıklanamadı, o halde evrim yanlıştır” demek saçmalığın ta kendisidir. Şu an açıklanamayan olayların arkasında mutlaka doğaüstü bir gücün bulunduğuna inanmak ta insanlık tarihi boyunca defalarca yanlışlanmış olan bir düşüncedir.
    7- Evrim kuramı dinsel inançların karşıtı değildir, dinsel inançlar da evrimin karşısında olmak zorunda değildir. Evrim kuramın kabul eden kişilerin hepsinin ateist olduğunu varsaymak yapılabilecek en büyük yanlıştır (Bu tür yanlışlar genellikle kasıtlı olarak, oralığı bulandırmak amaçlı yapılmaktadır). Evrim kuramını kabul eden pek çok inançlı müslüman ya da hristiyan bilim adamı vardır. Tanrı’ ya inanan pek çok kişi evrimi Tanrı’ nın biyolojik dünya için koyduğu bir kanun olarak olarak görebilmektedir, bu durumun dine aykırı bir yönü olmadığını düşünmektedir. Katolik kilisesi de zaten -bilimsel verilerin çok ağır basması karşısında- görüşünü bu şekilde değiştirmiştir. Dini inancı olan kişiler için, “fizik kanunları Tanrı’ nın cansız nesneler için koyduğu kurallardır, evrim de Tanrı’ nın canlılar için koyduğu kurallardır” demekte hiçbir zorluk olmaması gerekir. Bunun aksine, bilimsel kanıtları görmezden gelmeye devam ederek, türlerin aralarında hiçbir akrabalık olmadığı, yaratıcının her bir türü zamanı gelince hiç yoktan yaratıp dünya üzerine bıraktığı şeklindeki klasik yaratılışçı görüşte israr etmek, akan suyu kol gücüyle tersine döndürmeye çalışmağa benzeyen umutsuz bir çabadır.

    Bilime saygısı olan herkese sevgiler, saygılar esenlik dileklerimle şimdilik hoşçakalınız.

  8. amatör filozof diyor ki:

    Ek not yukarıdaki yorumda yazdığım üslü sayılar çıkmamış, dolayısıyla 10 üzeri 20 sayısı 1020 olarak görünmüş, diğer üslü sayılar da öyle. Mantıklı okuyucular bunu zaten anlar ancak ne yazık ki herkes aynı mantığa ve anlama yetneğine sahip olmadığı için, gereksiz bir eleştiri gelmemesi amacıyla düzeltiyorum. Saygılarımla.

  9. Ahmet Yener diyor ki:

    Amatör yine ara geçiş formu getiremeyince kıvırmış.

    Kambriyen patlamsı diye bir dönem vardır. Bütün evrimciler kabul eder bunu. Tam 50 tane phylum yani temel hayvan grubu (bugünde bu filumlar hatta azalmış olarak vardır çünkü bilim adamlarına göre günümüzde 35 filum vardır) patlama şeklinde hiç bir evrim geçirmeden hiçbir atası olmadan son derece kopmleks sistemlerle (Solungaç, Kan dolaşımı, göz vs) birdenbire ortaya çıkarlar. Kambriyen döneminden önce sadece bir iki filum vardır örneğin cnidariens süngerler vs
    Yani ortada amatörün iddia ettiği ağaç falan yoktur tam aksine 50 tane canlı grubu birdenbire ortaya çıkmış ve zamanla azalarak 35 kalmıştır. Yani ağaç olmadığı gibi hayali ağaçları başaşağı durmaktadır:)))

    Bakın azılı bir ateist olan önde gelen Darwinist Dawkins Kambriyen patlamasını ve dolayısıyla evrimin olmadığını nasıl itiraf etmiş:

    … Kambriyen katmanları, başlıca omurgasız gruplarını bulduğumuz en eski katmanlardır. Bunlar, ilk olarak ortaya çıktıkları halleriyle, oldukça evrimleşmiş bir şekildeler. Sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan, o halde, orada meydana gelmiş gibiler. Tabii ki, bu ani ortaya çıkış, yaratılışçıları oldukça memnun etmektedir.
    Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, London: W. W. Norton 1986, s. 229

    Evrim literatürünün popüler yayınlarından Earth Sciences dergisinin editörü Richard Monestarsky, evrimcileri şaşırtan bu Kambriyen Patlaması hakkında şu bilgileri vermektedir:
    Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hayvan formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu an, Kambriyen Devrin tam başına rastlar ki denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla dolması bu evrimsel patlamayla başlamıştır. Günümüzde dünyanın her yanına yayılmış olan omurgasız takımları erken Kambriyen Devir’de zaten vardırlar ve yine bugün olduğu gibi birbirlerinden çok farklıdırlar.
    Richard Monestarsky, “Mysteries of the Orient”, Discover, Nisan 1993, s. 40

    Science dergisinde yayınlanan 2001 yılına ait bir makalede, “yaklaşık 545 milyon yıl önce yaşanan Kambriyen Devri’nin başlangıcı, bugün hala canlı dünyaya hakim olan neredeyse tüm hayvan tiplerinin (filumların) fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkışına sahne oldu” denmektedir. Aynı makalede, böylesine kompleks ve birbirinden tamamen farklı canlı gruplarının evrim teorisine göre açıklanabilmesi için, önceki devirlere ait çok zengin ve aşamalı bir gelişimi gösteren fosil yatakları bulunması gerektiği, ama bunun söz konusu olmadığı şöyle açıklanmaktadır: Bu farklılaşmalı evrim ve yayılış da, kendisinden daha önce yaşamış olması gereken bir grubun varlığını gerektirir, ama buna dair bir fosil kanıtı yoktur.
    Richard Fortey, The Cambrian Explosion Exploded?, Science, Cilt 293, No 5529, 20 Temmuz 2001, syf. 438-439

    Bir başka evrimci paleontolog Mark Czarnecki şu yorumu yapar: Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur… Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı argümana destek sağlamıştır
    Mark Czarnecki, “The Revival of the Creationist Crusade”, MacLean’s, 19 Ocak 1981, s. 56

    Daha ne desin adamlar hepsi söylüyor. 525 milyon yıl önce 50 tam elli tane temel canlı grubu birdenbire ortaya çıkıyor. Bu ne demek? Bu Allah tarafından yaratıldıklarını ve hiç bir şekilde evrimleşmediklerini kesin bir biçimde ispatlar. Yani ara geçiş filan kesinlikle yok. Zaten bakın şarapçı Darwin ara geçiş formu olmadığını kesin olarak belirtiyor:

    Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz… Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.
    Charles Darwin, The Origin of Species, s. 172, 280

    Ara geçiş formu filan tek bir tane yok. Evrim mevrim yok. Darwinizm bilime aykırı bir pagan dinidirç Ve 3-5 sene içinde tamamen dünyadan yok olmaya mahkumdur..

  10. mehmet ali diyor ki:

    Son zamanlarda bir sürü sıfırları yanyana koyarak evrim teorisinin gerçekliğine iftira atmak moda oldu.

    Amerika’da Ames Research Center’da araştırmalar yapan Jason Dworkin tarafından düzenlenen bir deneyde, dünyadışı ortamın şartlarını taklit ederek, donmuş su, metanol, amonyak ve karbon monoksidi ultraviyole ışığına tabi tutulmuştur. Bu bileşim suya daldırıldığında, çok sayıda organik madde ortaya çıktı, bunlar kendi kendine organize olup kabarcıklar meydana getirdiler. Dworkin bu kabarcıkların hücre zarlarına benzediğini, yaşamın kimyasının içine alan ve onu yoğunlaştıran, onu dış dünyadan ayıran bir duvar oluşturduğunu açıkladı.

    Bak şimdi sen allahın işine. suya daldırma işlemi sırasında allah ol deyiverdi.

    Bu arada yaratılışçıların geçiş formu yok demesi denk düşen ahmaklık seviyesi güneş yok demeye eşdeğerdir. Çünkü pek çok geçiş fosili bulunduğu gibi, pek çok geçiş canlısı da mevcuttur. Yaratılışçılar, geçiş türleri hakkında son derece önyargılı ve cahilce davranmakta; işlerine gelmeyen bilgiyi de her zaman olduğu gibi çarpıtmaktadır. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Geçiş türleri veya fosillerini bulamasaydık da, bu Evrim Kuramını geçersiz kılmazdı. Bugün Coelacanth gibi, Archaeopteryx gibi, Icthyostega gibi, Seymouria gibi geçiş fosillerine yok demenin alacağı cevap YUHHtur.

    Son bulunan geçiş fosillerinden biri de, Nisan 2006’da Kanada’da buzullar arasından çıkarılmıştır. Canlıların sudan karaya geçtiklerini gösteren, balıkla dört ayaklı sürüngenler arasında yer alan, balık-sürüngen karışımı bir tür olan Tiktaalik roseae yapılan ölçümlere göre günümüzden 375 milyon yıl önce yaşamıştır. Fosilin ayrıntıların 6 Nisan 2006 tarihli Nature dergisinde uzun uzun anlatılıyor.

    Ama Tiktaalik rosae, ara geçiş fosillerinin ilk örneği değildir. Bugüne dek bulunmuş ara geçiş fosillerinden bir kısmını sıralayalım. Balıktan hem su hem karada yaşayan amfibyumlara geçişi gösteren ara formlar: Tiktaalik rosae, Osteolepis, Eusthenopteron, Panderichthys, Elginerpeton, Obruschevichthys, Hynerpeton, Tulerpeton, Acanthostega, Ichthyosgtega, Pederpes finneyae ve Eryops; amfibyumlardan ilk sürüngenlere geçiş aşamasını gösteren: Proterogyrinus, Limnoscelis,Tseajaia, Solenodonsaurus, Hylonomus ve Paleothyris; dört ayaklı sürüngenlerden memelilere geçişi gösteren: Protoclepsydrops, Clepsydrops, Dimetrodon ve Procynosuchus; iki ayaklı sürüngenlerden kuşlara geçildiğini gösteren: Compsognathus, Protoavis, Pedopenna, Archeopteryx, Changchengornis, Confuciusornis ve Ichthyornis “Yürüyen balina” da denilen Ambulocetus’u, ilk at türlerini, insan-primat ortak atadan insana geçişi gösteren çok sayıda ara geçiş türlerinin fosillerini, Ardipithecus, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus’u ve daha diğer pek çok ara form fosillerini saymayı gereksiz buluyoruz.

    Evrim karşıtları, kendilerine ne kadar ara form gösterilirse gösterilsin kabul etmiyor. Tüysüz kuşlar, tüylü-gagalı sürüngenler, dört ayaklı balıklar, insan maymun karışımı canlıların kalıntıları onlara göre kanıt değildir. “Onlar ara geçiş formu değil, öylece yaratılmış, farklı türlerdir” deyip işin içinden çıkıyorlar.

    Hem bütün bu geçiş formlarının olmadığını varsayalım evrimde yanlış bir düşünce olsun. O zaman insan nasıl yaratıldı?

    Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi. (Ali imran 59)

    Komik olmaktan vazgeçin artık.

  11. Rainbow diyor ki:

    Bu ayet İsa a.s. topraktan yaratılmış , yani, toprağın üzerinde ve altında asal şekillerinde bulunan organik ve inorganik maddelerden yaratılmış bir ölümlü olduğu gerçeğini vurgular. Ayrıca Adem a.s. gibi özel bir yaratılışla yaratıldığına da işaret eder. Bu yukardaki arkadaş tarafından bir heykeltraşın topraktan heykel yaratır gibi yaratması olarak görülmüş. Ancak işin aslı öyle değildir. Özel durum Adem’in yaratılışında, onu ilk insan kılan özelliklerin verilmesi. Diğer tarafta ise Hz. İsa’nın babasız olarak anne rahmine düşürülmesidir. İki yaradılışta da özel bir durum söz konusudur. Ayet Allah’ın dilediği zaman dilediği şeyi yaratabileceğini, buna gücü ve hakimiyeti olduğunu anlatır.

  12. dali diyor ki:

    amatör dostuma şu soruyu hiç düşündün mü acaba dünyanın oluşması dünyada canlının oluşması bu canlıların bukadar değişik canlılara dönüşmesi bunun kendiliğinden olması için kaç yıl geçmesi gerekiyor dünyanın ömrüne sığar mı?

  13. mehmetşen diyor ki:

    “Daha önce de ifade ettiğim gibi insanlarda yaklaşık 20 bin gen vardır ve bizi biz yapan şey bu genlerdir. Bu genlerin bütün DNA içinde kapladığı alan ise sadece %1.5 civarındadır. DNA’larımız hiçbir işe yaramayan, hiçbir işlevi veya görevi olmayan ve tamamen anlamsız büyük bir bölüm içerir.”
    Bu sözler bir evrimciden alıntı . Bakın bilmediğiniz , hiçbir işlevi veya görevi olmayan ve tamamen anlamsız büyük bir bölüm içerir dediğiniz DNA hakkında türlerin gelişimi hakkında fikir yürütüyor makale yazıyorsunuz . Söyledikleriniz fantastik romanlardan alıntı gibi .
    Bilmediğiniz anlamlandıramadığınız büyük bölüm bir gün anlamlandırıldığında Darwin TEORİSİ hiç olmamış gibi unutulacaktır .

  14. spsn diyor ki:

    sewgili arkadaslar arkadasım da ewrim teorisine inandıgı için bu siteye girdim biraz arastırdım warsayımlarınız canlı için dogru olsada matematik allahın warlıgı ispat etmek için yeterli bi sanat türew tam gelişim gösteremedigi için differansiyel olusmus ensonda mükemmel olan integral ortaya cıkmıs insanları maymundan ayıran özellik düşünebilmesidir

  15. Exhorder diyor ki:

    şu üstte ahmet yener denilen zat, çeyrek yarım akciğerden felan bahsediyor. sanırım ilkokulda gördüğü kesir hesabını biyolojik evrime uygulama peşinde :)
    akciğerli balık familyası zaten sözkonusu. bunlar solungaçlarının yanı sıra akciğerin öncülü olan hava keseleri ile sular çekilince havadan oksijen toplar yani havayı solurlar;

    http://www.google.com.tr/#hl=tr&source=hp&biw=1212&bih=643&q=akci%C4%9Ferli+bal%C4%B1klar&aq=f&aqi=&aql=&oq=&gs_rfai=&fp=978b93b7c3cd4c1f

    ayrıca amfibian sınıfı sudan karaya geçişte iyi bir örnek teşkil eder. semander ve kurbağa hem solungaç hem deri solunumu yapabildiğinden suyun yanı sıra karada hava soluyarakta yaşayabilir. deri solunumu bu konuda akciğerlerin evrimleşmesine zaman kazandırmıştır.

    son olarakta sudan karaya geçiş omurgalı hayvan evriminde en önemli süreçtir. çünkü vücut ağırlığının taşınması ve mobilizasyon gibi şeyler için tetrapodluk yani dört üyeliğin ortaya çıkması beklenmiş, bu süreçte halen tetrapod özelliği gösteren saçak yüzgeçli balıklar ve fosil tiktaalik benzeri tetrapod balıklar ortaya çıkmıştır. bu nedenlde balıktan amfibiana ve sürüngene geçiş, mesele sürüngenden kuşa geçişe göre çok daha uzun ve çetin süren bir doğal seleksiyonu şart koymuştur.

  16. Exhorder diyor ki:

    bir düzeltme: üstte “semander ve kurbağa hem solungaç hem deri solunumu yapabildiğinden suyun yanı sıra karada hava soluyarakta yaşayabilir. deri solunumu bu konuda akciğerlerin evrimleşmesine zaman kazandırmıştır” demişim. lakin, amfibianların larvaları solungaç solunumu yapıyormuş, erginlerinde daha çok deri ve akciğer solunumu sözkonusuymuş. ama deri solunumu muhtemelen akciğerlerin ortaya çıkması sürecinde büyük zaman kazandırdı. bunda yanlış yok.

  17. Exhorder diyor ki:

    ortak atanın ne olduğundan bir zerre parçası kadar bilgisi olan üsttekileri yazmaz. ara formdan ne anlıyorsunuz siz? vücudunun üst kısmı kuş, alt kısmı sürüngen türler mi? ya da karın bölümü timsah, sırt bölümü sıçan..
    bırakın lütfen ya, bu kadar mantıksız ve alakasız örnekler verilebilir mi? vücut altıyla üstüyle karnıyla şurasıyla burasıyla bir bütündür. bunun taslağı chordata filumunun ilk örneklerinde atılmış, onlardan balıklara balıklardanda diğer omurgalılara temel form teşkil etmiştir. değişen sadece yapısal özellikler.
    örneğin yapı olarak hem kuş hem sürüngen özelliği gösteren türler var. ara formlarda işte böyle olmak zorunda. çünkü evrim yavaşça, niceliğin niteliğe dönüşü ile işleyen bir süreç. iki farklı fotoğraftan, birinin üst bölümü diğerinin alt bölümünün kesilerek birleştirilmesi değildir ara formlar. iki farklı fotoğrafın kesilip biçilmeden üst üste bindirilmesidir. ortak bölgelerinde sonradan karalanması, işaretlenmesidir. işte bu ortak bölgeler araformu araform yapan kısımdır.
    üstelik herşeyin bir sıralaması sözkonusu. evrim solucandan pat diye dinozora atlayarak geçişle işlemiyor. önce filumlar belirir, sonra chordata filumunun ilk örnekleri ortaya çıkar. balıklar gelişir, kara çıkış ile amfibianlar oluşur. amfibiandan sürüngenler evrimleşir. sürüngenlerden sonra dinozorlar meydana gelir.
    şu anlattıklarımı ilkokul öğrencilerini geçtik 5-6 yaşındaki çocuklar bile kavrayacak zekaya sahip, ama yaratılışçılarda o kadar bile akıl yok.

  18. ali cönk diyor ki:

    amatör filozofun 2 nolu tezini birisi savunuyorsa kesinlikle söylüyorum ki evrim teorisini de bilmiyordur,genetiği de bilmiyordur.neymiş eciş bücüş canlı tanımı yokmuş.bi de kalkıp bilimsellikten bahsetmiyor mu.

  19. ali cönk diyor ki:

    evet exhorderı da gördük ki,sonuç şu:bu adamlar savundukları prensiplerin bile sonuçlarını düzgün değerlendiremiyorlar.neyi savunduklarını bilmiyorlar.
    evrimi savunanlar(yukarıdakileri okuduktan sonra bazıları diyim artık) canlılardaki doğumsal anomalilerini türün evrimleşme çabası olarak veya evrimin hala devam etmesi olarak yorumlarlar.yukarıdakiler gibi düşünen evrimcilere önerim önce genetiği,embriyolojiyi,mutasyonları,gen expresyonlarını,doğumsal anomalilerin neler olduğunu,nasıl sonuçlandıklarını öğrensinler.sonra evrim teorisinin iddia ettiği araformun ne demek olduğunu bunları okuduktan sonra anlamaya çalışsınlar.ha bu arada amatörün beğenmediği şarapçı darwin bile durumu anlamıştır.bir diğeri hala fotoğrafların üstüste bindirilmesi diyerek kendi kafasındaki duruma uydurmaya çalışmaktadır.ama zaten bu evrimcilerin genel tavrıdır ki parçalardan evrimi ispatlamaya çalışan senaryolar üretmek.
    bu adamlar daha araformun ne olduğunu bilmiyorlar ki bu konuyu bu adamlarla tartışmak beyhudedir.umarım bu yazdıklarımı anlayabilecek biri çıkar.

  20. tersinim diyor ki:

    Canlılar zaman içinde değişirler fakat bu değişim hiç bir zaman pozitif (evrim) yönünde değildir. Canlılar genelde tersinim (bozulma, yıpranma, bozulma,eskime,azalma vb.) etkisindedirler.

    Canlılar var oluşlarında sahip oldukları savunma- korunma- bağışıklık ve çevreye uyum gibi mekanizmalarla tersinim etkilerini en aza indirmeye çalışırlar.

    Fakat tersinm etkisini sıfıra indirmek mümkün olmaz.

    Bu nedenle tersinim evrenseldir, tüm düzen ve sistem sahibi oluşumlar için geçerlidir.

    Tersinim içim uzun süreçlere gerek duyulmaz.

    Düzen ve sistemler ne kadar hasssa ve ayrıntılı ise tersinim etkisi o kadar çok, çeşitli ve güçlü olur.

    Bu nedenle geçmiş yaşamndan günümüze kalan fosilerde evrimsel anlamda ara form fosil kaydı bulunmaz. Çünkü evrimsel anlamda ara form canlılar yaşamamışlardır.

    Fakat tersinme uğramış canlı fosilerine sıkça rastlayabiliriz.

  21. strange diyor ki:

    peki arkadaşlar şu yazı hakkında ne düşünüyorsunuz. Madem Geçiş formlarından falan bahsediyorsunuz.

    Meyveler Faydalı Olduğu Organa Benziyor

    Birçok meyvenin, faydalı olduğu organa benzediği ortaya çıktı. İşte yaradılış mucizesine örnekler…

    Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Tayar, doğadaki tüm meyve ve sebzelerin sağlık açısından çok önemli vitamin ve mineraller içerdiğini söyleyerek, bu müthiş benzerliğe dikkat çekti.
    İşte meyveler ve faydalı oldukları organlar:

    -Patlıcan, avokado ve armut ortadan ikiye kesildiğinde, anne rahmine benzer şekil gösterir. Bu gıdaların dengeli tüketilmesi, hormonal dengenin sağlanmasına ve rahim kanserinin önlenmesine yardımcı olur.

    -Fasulye böbrek görünümündedir ve böbrek fonksiyonlarını iyileştirir.

    -Nar çekirdekleri, kan hücrelerine benzerlik gösterir. Nar, kalp sağlığı için önemli bir antioksidandır.

    -Ceviz şekil olarak beynin loblarına benzer bir özellik gösterir. Ceviz yüksek oranda Omega-3 yağları ile birçok vitamin ve mineral içerir. Bunlar, beynin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde yardımcı olurlar.

    – Ortadan kesilmiş domates dört kompartımanlı görülür. Kalp de kırmızı ve 4 bölümden oluşur. Domates, kalp hastalıklarının önlenmesine yardımcı rol oynayan lycopene içerir.

    – Limon ve greyfurttaki limonoid, meme kanserinin yayılmasını engeller.

    -Havuç dilimi insan gözüne benzer. Bilimsel araştırmalar havucun gözlerin kan akışını ve işlevini iyileştirdiğini göstermiştir.

    -İncir tohum doludur ve ağaçta ikili olarak asılarak büyür. İncir sperm sayısını ve hareketliliğini artırır, erkek kısırlığını önler.

    -Sap kereviz kemiklere benzer ve kemikler için faydalıdır.

    – Zencefil şekil olarak benzediği mideye ve sindirim sorunlarına iyi gelir.

    -Dilimlenmiş kivi göz bebeğine benzerlik gösterir. Kivi, antioksidanlar (E ve C vitamini) ve carotenoidlerce (beta caroten, lutein) zengindir. Lutein, yaşlılığa bağlı ortaya çıkan görme bozukluklarının önlenmesinde önemli yer tutar.

    kaynak : trt.gov.tr

  22. Exhorder diyor ki:

    [hakaret içeren mesaj silinmiştir – Editör]

  23. Exhorder diyor ki:

    bulunabilir elbette.

  24. Eyyüp AYTEMİZ diyor ki:

    Canlılar arasında da ” geçiş formu” sayılabilecek tek bir fosil bulunamamıştır. Yarı sürüngen-yarı kuş ya da yarı balık-yarı sürüngen “ara geçiş formları”nın fosilleri şimdiye kadar bulunamamıştır. Canlıların ne kadar mükemmel oldukları gün geçtikçe bilim dünyasınca kanıtlanmaktadır. Mükemmel canlılar evrimleşmesi mümkün olmadığı gerçeğine ulaşılmışken, nasıl evrimleşmelerini bekleyebilirsiniz ? Hiçbir şekilde evrim yoktur. Evrim nasıl olacak ? Evrimin nasıl gerçekleştiğini bilimsel olarak açıklamak mümkün değilken. Faydalı mutasyonlar veya rastlantılar olarak kabul ettiğimizde bile bu mümkün gözükmüyor. Örneğin; Proteinin tesadüfen oluşması mümkün mü ? Amino Asitlerin belirli türde, belirli sayıda ve belirli diziliş sırasında bir araya getirilmesiyle oluşurlar. Bilinç olmadan birleşmeleri ve protein’in meydana gelmesi mümkün değildir. Öyle bir bilinç ki, hiç bir insan oğlu taklidini yapamaz. Yüz yıl değil , milyın yıl bütün evrimciler bir araya toplansa bir protein oluşturamazlar. Evrim olması veya türler arası ara geçiş formu bulunup kanıtlanması imkansızdır. Bunu önde gelen evrimcilerde bilmektedirler. Nitekim sahte fosiller icat edip durmaları bunun açıkça göstergesidir. Şüphesiz ki Allah var. Allah evrimle yaratsaydı kesinlikle bizde çekinmeden bunu savunurduk. Ancak bütün canlılar dünyaya sanki bir tren vagonuyla getirilip, ordan aynı anda inmişlerdir. Allah’ ın yoktan,eşsiz, örneksiz, an be an tekrar tekrar ve kusursuz yarattığına inanmamak mümkün değildir. Yaratılışın gerçekliğini iliklerinize kadar hissedebilmek için Harunyahya.org ‘ dan faydalanın orada kanıtlı ve bilimsel açıklamalar bulabilirsiniz. Pek çok insan evrim teorisini, ilk olarak Charles Darwin’in ortaya attığı, bilimsel delillere, gözlemlere ve deneylere dayalı bir teori zanneder. Oysa evrim teorisinin ilk fikir babası Darwin olmadığı gibi, teorinin kaynağı da bilimsel deliller değildir. Teori, antik bir dogma olan materyalist felsefenin doğaya uyarlanmasından ibarettir. Bugün de teori, kendisini destekleyen bilimsel bulgular olmamasına rağmen, sırf materyalist felsefe uğruna körü körüne savunulmaktadır. Saygılarımla

  25. erdem arslan diyor ki:

    Rastgele ve basibos ateistik bir evrim degil, fakat “Evrimsel Yaratilis Mucizesi” olarak tum canlilarin Allah tarafindan en hikmetli bir “Evrimsel Yaratilis” yoluyla ortaya cikarildigina inanan ve bununla ilgili tum en guclu (fosil ve genetik) somut delilleri net olarak sunan Amerikada (dunya capinda en onde gelen, ve insanin DNA haritasini tespit etmeyi basarmis, en kidemli Genetikcilerden biri kabul edilen “dr. Francis Collinsin” bu sitesine de (BioLogos) mutlaka girmelidirler bu konularla yakindan ilgilenen -ve ingilizce bilen- tum arkadaslar.

    http://biologos.org/blog/where-is-the-genetic-evidence-for-evolution

    Ozellikle Amerikada ve dunya capinda artik 2000 yilindan bu yana bu konuda buyuk gelismeler ve buyuk bir bilinclenme var.
    Dunyanin sadece 6000 yil once bir anda yaratilip tum canlilarin ve insanlarin da ayri ayri ve direk olarak bir gunde yaratildigini iddia eden o siddetli Evrimsel Yaratilis karsiti o Evanjelik Duz Yaratilisci (veya Uydurukcu)
    (ki bunlar dunya capinda 1900lu yillarin basindan beri “Evrimsel Yaratilis” karsitliginin fikir babalari olan ve bu ugurda her tur carpik yolla da en az bir asirdan bu yana bu sekilde faaliyet gostermekte olan Evanjelik Misyoner kuruluslardir Amerika ve dunya capinda)

    http://www.answersingenesis.org/search/?q=evolution&site=store-products

    http://www.icr.org/resources-for-students/

    http://www.jesus-is-savior.com/Evolution%20Hoax/evolution_the_big_hoax.htm

    bu ve benzerleri gibi daha bircok sartlanmis bu tarz Amerikan Evanjelik kimselerin haricinde

    tum Dinlerden (ozellikle ve en basta Musluman, Hristiyan, Yahudi) artik “Evrimsel Yaratilis Mucizesini” benimseyen Amerikada ve dunya capinda ve Yurdumuzda milyonlarca inancli
    insan da var.
    Ve hatta bu dr. Francis Collinsin kendisi de gencliginde ateist iken sonradan Yaraticiya donmus olan ve bu konuda tum insanlari bu en guclu Evrimsel ve Genetik deliller yoluyla Yaraticiya cagiran bir Bilim adamidir.
    Bu konuda evrimi sadece ateistik bir acidan alip boylece guya Yaraticiyi toptan yadsiyabilecegi yanilgisina kapilan Richard Dawkins gibi kimselerle yapmis oldugu buyuk tartismalari da Amerika ve dunya capinda bilinmektedir ve okunmaya degerdir.
    Ilgilenen arkadaslar tum bunlardan da mutlaka haberdar olmalidirlar.
    Yurdumuzda da tum bunlardan zaten hayli zamandir geregince haberdar olan ve “Evrimsel Yaratilis Mucizesini” benimsemis ve de bunu en guclu delilleriyle acikca ortaya koymus olan degerli Din ve Bilim adamlarinin varligini da biliyor olmaliyiz. Selamlar.
    (Not: Bunlari burada hickimseye nazire olarak yazmadim. Sadece bu gerceklerin de boylece bilinmesi ve bu gibi en ciddi konulara daha genis ve bilincli bir perspektifte yaklasilmasina bir nebze vesile olmasi dilegiyle yazdim.
    On yildan bu yana Amerikada bulunmakta olan ve (bu siddetli Evrimsel Yaratis karsiti Amerikan Evanjeliklerle buralarda cokca tartisip bunlarin bircogunun “Evrimsel Yaratis Mucizesine” ve de nihayetinde “Kuranin Allah kelami olduguna” inanmalarina vesile olmus olan) bu gurbetci kardesinizden hepinize en icten sevgi ve selamlarimla.)

  26. erdem arslan diyor ki:

    Arkadaslar, asagidaki linkte de Amerikada “Evrimsel Yaratilis Mucizesinin” en onde gelen savunucularindan yukarida degindigim o uzman genetikci prof. dr. Francis Collins,
    ve yine “Evrimsel Yaratilis Mucizesine” inanan ve bunu Amerikadaki Akilli Tasarim hareketi cercevesinde kuvvetle savunan unlu biyokimyaci prof. dr. Michael Behe,
    ve bir de buna karsilik “Evrimsel Yaratilis Mucizesine” siddetle karsi olan ve cunki “Evrimsel Yaratilis Mucizesinin” Incilde tum insanlarin diger tum canli turlerinden ayri olarak bir anda “Tanri Suretinde” yaratildigini, ve dolayisiyla “Evrimsel Yaratilis Mucizesine” inanan kisilerin bu nedenle simdi insanlarin ve Isanin “Tanri Suretinde” bir anda yaratilmis “Tanri cocuklari” oldugu fikrini reddederek (Incile gore) boylelikle acikca “kufre girecegini” bildirerek siddetle karsi cikan,
    ve bu nedenle Evrimi sadece bir Ateizm komplosu olarak degerlendirip devamli olarak her platformda cahilce elestirip alabildigine karalayan, (profesor felan degil bu adam tabi, bilimle uzaktan yakindan alakasi yok, ama Amerikadaki Evanjelik Dini ve Siyasi hareketin en agir ismi, dunyanin sadece 10.000 yil once yaratildigina inanan ve Amerikada orani azimsanmayacak sekilde yuzde kirk civarinda olan o siddetli Evrimsel Yaratilis karsiti Evanjelik kesim ve cahil halk uzerinde en etkili bir isim)
    ve “Evrimsel Yaratilis Mucizesine” inanan tum diger Hristiyanlari (ki bunlarin orani da yuzde kirklar civarinda ve 2000 yilindan bu yana bu konuda bilinclenme arttikca giderek artiyor) ve diger dinlerden tum insanlari ve ozellikle Muslumanlari derhal ve siddetle “aforoz” etmesiyle taninan Amerikadaki o siddetli Evrimsel Yaratilis karsiti Papaz Albert Mohler arasinda yapilmis bir tartismayi da mutlaka okumalidirlar burada:

    http://www.beliefnet.com/News/Science-Religion/2005/08/Can-You-Believe-In-God-And-Evolution.aspx

  27. erdem arslan diyor ki:

    Asagidaki linkte de yine Amerikada bir asirdan beri devam eden bu siddetli “Evrimsel Yaratilis” karsiti Evanjelik kuruluslarin basinda yer alan dr. Kent Hovindin Amerika ve dunya capinda bilinen sitesini (Science Evangelism Creation) ve burada yine bunlarin bilinen “Evrimsel Yaratilis” karsiti (eski ve en yeni cahilane klasik) argumanlarini gorebilirsiniz:

    http://www.creationtoday.org/tag/evolution/?type=article

    Amerikada “doktor dinazor” lakabiyla taninan ve 1990li yillarin basinda yaptigi bir meydan okumayla: Evrimsel Yaratilisla ilgili ortada tek bir delil olmadigini, ve kendisine bu konuda tek bir somut (fosil veya genetik alanda) delil gosterebilecek olana 250.000 dolar odul verecegini aciklamasiyla taninan (elbette, bu adami ciddiye alan hic olmadi Amerikada bugune dek, sadece dunyanin 10.000 yil once
    ve 6 gunde yaratildigina inanan o cahil evanjelik halk uzerinde cok etkili biri yine)

    asagida da “dr” sifatli bu Evanjelik maskaranin bu sefer de yine hem Big bangi ve hem de Evrimsel Yaratilisi sadece koca bir “ateist komplo” ve koca bir aptallik ilan ettigi, ve ne Big bang ve ne de Evrimsel Yaratilis hakkinda ortada hicbir somut delil olmadigini iddia ettigi videosunu gorebilirsiniz:

    http://www.youtube.com/watch?v=hx7xfhOt0LQ&feature=related

    Bu “dr” sifatli Evanjelik maskara ve bununla birlikte Amerikada Big bang ve Evrimsel Yaratilis karsiti Evanjelik kuruluslarin en basinda gelen yine “dr” sifatli Henry Morrisin sitesini de (Institute For Creation Research) asagida gorebilirsiniz. Ki burada bunlar yine ilk insanlarin sadece 10.000 yil once ve 6 normal gun icinde bir anda “Tanri Suretinde” yaratilmis olduklarini, ve dolayisiyla (onlara gore) bu ateist komplonun etkisi altinda kalip simdi “Evrimsel Yaratilis Mucizesini” kabul etmis olan tum Hristiyanlarin ve diger dinlerden tum inancli insanlarin boylece sonunda insanlarin ve Isanin bu “Tanri suretli” olarak apayri ve bir anda yaratilmis olduklari inancini redderek (Incile gore) apacik kufre girdiklerini ve gireceklerini belirtip imali yoldan ve bazen de en siddetli bir sekilde “aforoz” ettiklerini gorebilirsiniz:

    http://www.icr.org/special-creation/

    http://www.answersingenesis.org/articles/cm/v17/n4/theistic-evolution

    ne yazik ki bu adamlar yaptiklari tum bu maskaraliklari boylece cahil insanlari somurup kandirmak icin kuresel capta “ateizme ve seytana karsi” mucadele olarak gosterip bunlara kanan Amerika ve dunyadaki nice dindar insanlari gercekte boylece Allahin yolundan saptirip bunun yerine tum evreni ve dunyayi ve canlilari sadece 10.000 yil once ve 6 gun icinde hokus pokusla apayri olarak ve bir anda ortaya cikardigini iddia ettikleri boyle sahte ve hayali bir tanriya (yani kendi zihinlerinde vehmedip uydurduklari “evanjelik bir puta” ve boylece aslen cahil seytana) taptirtiyorlar Amerika ve dunya capinda, uzun zamanlardan beri.

    Hz. Muhammed (a.s.) bu nedenle Ahir Zamanda boylece tureyeceklerini haber verdigi (boylelikle tum insanlari ve Isayi tanrilastiran) bu “Mesih Deccal” ordusu (bkz. Maide Suresi 17. Ayet) hakkinda

    Onun (Mesih Deccalin) yaninda bir “ates” ve bir “su” olacaktir;
    onun (Mesih Deccalin) yaklasmayin “ates” dedigi seye (yani Big bang ve Evrimsel Yaratilis Mucizesine) tum inananlar mutlaka girip yaklassinlar, cunki sonunda onun Allahtan bir “rahmet” oldugunu gorecekler!

    mealindeki en Mucizevi bir hadisini de mutlaka hatirlamaliyiz burada boylece, son olarak.

    Boylece, insaAllah yakin bir gelecekte Amerika ve dunya capinda “Evrimsel Yaratilis Mucizesini” kabul etmis ve edecek olan ve boylelikle de artik insanlarin ve Isanin bir anda ve “tanri suretinde” yaratilmis “ilahlar” degil, en mucizevi bir evrimsel yaratilis yoluyla “en guzel insan suretinde” yaratilmis “kullar” olduklarini kavrayacak olan tum bu gibi salih Hristiyanlar (bkz. Ali Imran Suresi 55. Ayet) ve bunu coktan kavramis olan yeryuzundeki tum salih Muslumanlar boylece “tek Allaha kulluk” hakikati icinde bu “Mesih Deccal” ordusunu kuresel capta maglubiyete ugratacaklar, ve tum insanlik boylece en buyuk capta “tek gercek Allaha” donecektir burada, Yuce Allahin (c.c.) ve Hazreti Peygamberin (a.s.) vermis oldugu tum bu en mucizevi haberler dogrultusunda.

  28. T.TAŞPINAR diyor ki:

    http://www.yenimucizeler.com/insanlik-tarihindeki-en-buyuk-bilimsel-illuzyon-evrim/insanlik-tarihindeki-en-buyuk-bilimsel-illuzyon-evrim-t46.0.html Yeryüzünün derinliklerinde, insana dair hiçbir izin bulunmadığı bir zamandan, örneğin yüz milyonlarca yıl öncesinden kalmış olduğu kesin olan ve deniz kabuklarından oluşan bir fosiller grubu keşfedilmiş olsun. Ancak, bir arada bulunan bu deniz kabuğu fosillerinin çok önemli bir özelliği bulunuyor. Bu kabuklar öyle ilginç bir şekilde dizilmişler ki, bugün için de anlamlı bir yazı oluşturmuş. Yazı aynen şöyle: “canlılar evrimleşmiştir ve bu yazı da tıpkı canlıların evrimi gibi, hiçbir bilinçli müdahale olmaksızın tamamen rastlantısal olarak oluşmuştur.”

    Şimdi şöyle bir düşünelim. Deniz kabuklarının diziliminden oluşan böyle bir yazının içerdiği yargıya, en ateşli evrim savunucuları acaba inanırlar mıydı? Böyle bir yazının gerçekten de bilinçli bir müdahale olmadan tamamen rastlantısal olarak oluşmuş olabileceğine ihtimal verebilirler miydi? Ya da en azından böyle bir şeyi savunabilirler miydi? Hatta bu yazıların milyonlarca yıl içerisinde aşama aşama, ilk olarak tek bir harften başlayıp sonra bir kelime ve sonunda yukarıdaki gibi bir cümle halini aldığı da kesin olarak kanıtlanmış olsun. Bu durumda bile yukarıda bahsi geçen yazının içerdiği yargıdaki gibi rastlantısal olduğunu iddia edebilmek oldukça zor görünmektedir.

    Böylesi bir yazıya inanabilmek güçtür, çünkü yazı her ne kadar bilinçli bir müdahale olmadığını ifade etse de bir “bilinç” içerdiği sonucuna varılır. Peki, canlıların genetik şifresini taşıyan, en küçük ayrıntısına kadar hangi özelliklere sahip olacağına dair kütüphaneler dolusu bilgi içerebilen DNA yukarda bahsi geçen yazıdan daha mı az bilinç içermektedir? Evrimciler nasıl DNA’nın rastlantısal olarak oluştuğunu savunabilmektedirler?

  29. Ottoman diyor ki:

    Bir takım taraftarı konuşarak ikna olup takımını değiştirir mi Sizce?.
    Çocukluktan beri yetiştirildiği ortamın da etkisiyle, bir insanın dinine söz söylemek çok büyük hakaret sayılır. Bizde böyle yetiştirildik.
    Maalesef Evrim mevrim hiç bir şey ifade etmez bence eğer kişi kendini aşıp “Lan acaba ” sorusunu sorabilirse kendi kendine … belki. Biz yağmur yağacak mı sorularını Meterolojiye değil Allah’a soran bir neslin çocukları olarak büyüdük. Bir çocuğun cinsiyetinin ne olacağı çocuğun kalıtsal hastalıklarının olup olmayacağını hep bir adrese aradık. Niye ? Çünkü gerçekleri bilim açıklamamıştı henüz. Neyse fazla dallandırmadan şimdi bilim bunları açıklayabildi. Çocuk cinsiyeti konusunda dini siteler (seve seve değil emin olun) cinsiyet tercihi dinen caiz değil demeye başladılar. (üç gün önce Allah bilir di noooldu)
    Evrim sanırım biraz daha karmaşık . Oda açığa çıkalı neredeyse 100 yıl oldu. Dincilerde bunun karşısında o inanmadıkları evrimi kendi dinlerine yaşattılar. aktılar ki çıkar yok ;Kendi kafalarında ki dini yaşamaya başladılar. Bir noktaya kadar bu devam edecektir. Bir Noktadan sonra Ya seve seve kabul edecekler, yada… Şu ana kadar yada dan sonraki kısım gerçekleşti maalesef.
    İnanç bilim karşında olabilir mi. OLUR. Bir çocuğun DNA’sından babası bulunuyor. Adli mercilerde de artık kullanılıyor. Soru şu :Bilim senin babanın DNA sını tespit ediyor. Buraya kadar tamam .. Peki Aynı DNA yı geriye doğru götürüp Afrika’ya dayandırıyor adam … Orda duuuur , Lan noluyoz din min elden gidiyor. Hz. Adem … Homosafien ??? filan bir çare… Aynı işlemler hayvanlarda da yapılıyor. Neyse : Ben bir cümle ile tanımlama yapayım size : “Her şeyi yaptık” dese biri size ona ne diyebilirsiniz ? Hiç bir şey diyemezsiniz. Bir doktor size kanser dese 10 doktora danışırsınız. (sakın çıkıp doktor insandır hata yapar komikliği yapmayın) Dolayısıyla Din tarafından bilimsel keşifler iki ucu değnek hesabına doğru gider. Neyse abartmadan; boşuna uğraşmayınız.

Leave a Reply