BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Az Sonra…

Dinle tanışmamı ananeme ve nineme borçluyum. Savaş yıllarını görmüş olan ninem, yokluğun ne olduğunu bilen sert bir kadındı, eşini erken yaşta kaybetmişti. Ananem de yokluğun ne olduğunu bilme ve sertlik konusunda ninemi aratmazdı, o da çocuklarını tek başına büyütmek zorunda kalmıştı. Ama dinle ilgili konularda sertliklerine oranla oldukça sabırlı olduklarını söyleyebilirim. Zira namaz kılarken nineme etmediğimi bırakmaz, secdede iken sırtına biner, ayakta iken karşısına geçip dil çıkartır, bol bol tesbihini aşırırdım, ama hiç çarpıldığımı hatırlamam. İlkokula başlamadan önce, ninemden namaz kılmayı ve namaz surelerini öğrenmiştim bile. Ananem ise resimli dini hikayeler okuyarak dini eğitimime katkıda bulunurdu. O hikayelerden aklımda kalan en belirgin şey, hikayeye konu olan kişiyi resimlerde bulamıyor oluşumdu. Ananemin elimden tutup beni Kur’an kursuna yazdırışını hatırlıyorum. İki defa kaçtıktan sonra, beni başka bir kursa yazdırmış, ama asla Kur’an öğrenmem konusunda taviz vermemişti. Kaça kaça Kur’an okumayı sökmüştüm resmen. Bu konudaki inatçılıkları, diğer pekçok konudaki inatçılıklarıyla aynıydı, bu yüzden bir baskı olarak algılamadım hiç. Onlara göre din eğitimimin bir parçasıydı, ve onsuz olamazdı. Tıpkı yemek vakitlerinde evde olmam gerektiği, günde bir şişeden fazla kola içmemem gerektiği, öğleden sonra birkaç saatliğine uyumam gerektiği gibi.

Evrim teorisi ile ise ilkokulda tanıştım. Öğretmenimiz,dul bir kadındı, çocuğu da bizimle aynı sınıftaydı, hayat bilgisi dersinde sanırım, bizi bu konuda uyarmıştı. “Çocuklar, insanın nereden geldiği konusunda iki görüş vardır, bunlardan birisi evrim teorisiyle açıklanır, diğerini ise dinimiz açıklar. Hangisine inanacağınıza zamanı gelince siz karar vereceksiniz, ama ben ikisini de anlatacağım size.” diyerek. Bu uyarıyı hala dün gibi hatırlıyorum. Sonraki derslerde her iki yaklaşımı da anlatmıştı uzun uzadıya. Bazı velilerden itiraz gelmesine rağmen…

Ortak noktaları, örnek verdiğim konulardaki tüm aktörler, çocuklarını tek başlarına büyütmek zorunda kalan, ve kendi ayakları üzerinde duran kadınlar oluşları.

Her iki konuyla da, kavgacı olmayan daha çok faydacı bir yaklaşımla tanıştım. Bunun kötü tarafı, kavgacı yaklaşımları zamanla çok daha fazla yadırgıyor oluşumdur (bu kendi toplumumu da yadırgıyor oluşum anlamına da geliyor artık). Her iki konuda da bilgilendirildim, bilgilenme konusunda bir mecburiyetim oldu, kabul etme konusunda değil.

Ama çok geçmeden ben de Türkiye gerçekleriyle tanıştım, fazla değil az sonra, ilkokuldan hemen sonra kazandığım anadolu imam-hatip lisesinde. Sonra Demokles’in kılıcı gibi asılı kaldı tepemde. Şayet biri sağımızda, biri de solumuzda iki melek varsa, eminim onlar da kavga ediyorlardır, hiç şaşmam, burada işler böyle yürüyor çünkü.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 5068, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

3 Comments

  1. EverFrost diyor ki:

    Merhaba, kavgacı olmamanızı çok güzel açıklamışsınız fakat bğyğklerinizin sizi kuran kursuna kaçtığınız halde götürmeleri bana pek düşünce özgürlüğü gibi gelmedi.
    Anlattığınız üzere disiplinli şekilde yetiştirildiğiniz için bu olayıda diğer kurallar gibi algılamış olmanızı anlıyorum ama ya kaçmasaydınız ? Ya anlatılan herşeye sorgulamadan inanmayı öğrenseydiniz ? Ben eminim ki ilk okulda öğretmeniniz bu konuda iki farklı görüş var dediği an “hayır yok bizi allah” yarattı diye ağaya kalkardınız ,lakin din tartışma kabul etmez, olayın adı bile ‘itaat’tir.

  2. Yamac Yilmaz diyor ki:

    Evet, bazı konularda pek de özgürlükçü değildiler ısrarcılardı, kurstan ikinci kere kaçtığımda başka birine yazdırmışlardı, ondan da kaçsaydım onları tanıdığım kadarıyla konuşuyorum muhtemelen bir daha göndermezlerdi. Orada dul kadın olduklarından bu yüzden bahsettim aslında, sanırım toplumun (kendi çevrelerinden bahsediyorum) önem verdiği yada parametre olarak kabul ettiği şeylere karşı duyarlıydılar, bu kendilerine bir laf gelmemesi tehlikesine karşı olabilir, emin değilim, her ikisi de ben küçükken öldüler, yani onlarla bu konuları konuşamadım hiç tam bilemiyorum. Ama buna duyarlıydılar biliyorum, İzmit de küçük bir şehir, dindar bir şehir.

    Sınıfta da şöyle birşey olmuştu, çocuklardan biri eve gittiğinde bugün ne öğrendiniz deyince annesi evrim teorisini anlatmış, velisi de gelip öğretmenle konuşmuştu, olay müdüre kadar çıkmıştı, hayal meyal ama hatırlıyorum. Bunlar olabilecek şeyler adamlar öyle yetiştirilmiş, orada öğretmen çok sıkı durmuştu önemli olan o, şimdi şimdi hakkıyla takdir ediyorum.

    Evet sanırım, kaçmasaydım öyle olurdum, niye kaçtım belki kişiliğe özgüdür, sevmemiştim çünkü orayı. adamı da sevmemiştim. sanırım savsakladığını düşünmüştüm.

    Siz asıl imam-hatip maceralarımı bekleyin. Oradan da kaçtım. Orayı da sevmedim.

  3. Bigalıoğlu diyor ki:

    tamam sen anlat,sonrada ben anlatayım imam hatip maceralarımı.bakalım aynı mı farklı mı?

Leave a Reply