BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Siyasal İslam ve Dinin Siyasete Alet Edilmesi

Daha önceleri kullanılıyor muydu bilemiyorum, ancak Refah Partisi’nin laik çevreleri tedirgin etmeye yetecek derece oylarını yükselttiği 90’lı yıllarda bolca telaffuz edilmeye başlandığını hatırlıyorum. Dinin siyasete alet edilmesi ifadesi de bu deyim gibi o dönemde tedavüle girdi ve çoğu zaman birbirinin anlam kardeşi gibi kullanıldılar.

İlk duyduğumda şaşırmıştım açıkçası. Her ikisine de. Din de siyaset de, yaşamın her alanına girebilecek sosyal birer olgu iken, siyasal islamın nesi tuhaftı yada nesi yanlıştı yanlış mıydı, siyasal olmayan islam var mıydı, ve olmalı mıydı, ve olabilir miydi, ve de siyasal islama karşı çıkanlar siyasete mi yoksa islama mı karşıydılar, anlamam için uzun bir zaman geçti.

Çünkü ailem, ihtilal öncesini ve sonrasını yaşamış birer devlet memuru olarak, en çok ama en çok da siyasetten korkmuşlardı ve ben de uzak durmam tembihlenerek büyütüldüm. Kaderin cilvesine bakın ki, üniversite sınavında Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandım. İlk zamanlarda oldukça yabancılık çektiğimi hatırlıyorum. Olmayan siyasi düşüncelerim, arkadaşlarımca ciddiye bile alınmayabiliyor, solcu arkadaşlarla konuştuğumda sağcı, sağcı arkadaşlarla konuştuğumda da solcu olarak algılanıyordum. Zamanla ben de kendi yolumu çizdim. İşte o zamanlara kadar da bu deyimle neyin yada nelerin kastedildiğini doğru düzgün çözemedim.

Hayatlarımızın aslında korkular üzerine inşa edildiğini de ancak o zamanlardan sonra anlayabildim. Bu şiddet toplumu, o korku kültürüyle besleniyordu ve bu korku kültürünün en çok da ihtilallerle bir ilgisi vardı. Kıyıda köşede ihtilalin toplum üzerinde telafisi mümkün olmayan izler bıraktığını, daha hala toparlanamadığını söyleyenlerin ne kadar da doğru söylediklerini ne yazık ki ancak bugünlerde anlayabiliyorum.

Bunları şunun için anlatıyorum. Üniversitedeki hocalarımız anayasamızın sivil bir anayasa olmadığını nedenleri ile teker teker anlattılar DGM’lik olma pahasına. İhtilalin en ağır etkisinin toplumu siyasetsizleştirmek olduğunu, bunun ise demokratik rejimin karşı karşıya kalabileceği en büyük tehlikelerden birisi olduğunu, çünkü yönetime katılımı ve temsiliyeti engellediğini savundular. Dünyadaki genel gidişin katılımın ve temsiliyetin önündeki engellerin kaldırılması olduğunu, böylece daha sağlıklı, katılımcı ve işler yapıların oluştuğunu anlattılar durdular. Bu yazıyı yazarken onlara minnet borcumu da ödemiş olmak istiyorum aynı zamanda.

Çok uzatmadan konunun özüne dönmek istiyorum. Siyasal islam deyimi olsun, dinin siyasete alet edilmesi ifadesi olsun, her ikisi de, daha başında siyasete karşı duruşu ifade eder bir kere. Siyasetsizliğin başlı başına zaten bir ütopya olduğunu anlatmaya gerek bile duymuyorum. Öteki taraftan, islamın siyasi olmayanının da var olduğunu söylemek yada siyasal olmayan islam özlemi de ayrı bir ütopyadır. Her iki ütopyanın ne kadar mantıklı/mantıksız ve iyi/kötü olduğunu tartışmaksızın, şunu da eklemeliyim ki, siyasetsizliği gözü kesenin siyasal olmayan islam düşüncesini de gözü keser, pek şaşırtıcı gelmemeli.

İslam, doğası gereği siyasidir bir kere, en az diğer dinler kadar, tıpkı diğer dinler gibi. Yok öyle değil diyenler varsa, Kur’an-ı Kerim’e, hadis-i şeriflere ve islam tarihine bakabilirler. Zaten o siyasi değildir demek insan için değildir demek gibi birşey olur. Onu siyasi olmakla suçlamak siyasete karşı olmayı gerektirir, insanları islamı siyasallaştırmakla suçlamak ise hem siyasete karşı olmak hem de insanları yapmadıkları bir şeyle suçlamak ve de siyaset yapmakla suçlamak demektir.

Siyasetten korkutularak geçirilen yıllar gerçekten üzerimizde derin izler bırakmış. Siyasetten korkuyoruz. Oysa siyaset, toplumu oluşturanların kendilerini ifade etmeleri ve yönetime katılmaları için gerekli olan en önemli araçtır. Yok siz toplumun her kesimi kendisini ifade etmesin, yönetime de katılmasın derseniz, bu ayrı bir tartışma konusudur, o zaman yönetim biçimleri üzerine tartışmamız gerekir.

İslamı sevmeyebilirsiniz, islamcıların da siyaset yapmamalarını isteyebilirsiniz, bu ayrı bir konudur, ama tekrar belirtmek istiyorum ki insanların islami kimlikleriyle siyaset yapmalarına karşı olmak, siyasal islama karşı olmak, siyasete karşı olmakla aynı kapıya çıkar. Demokrasilerde siyasete karşı olmaktan ise bahsedemeyiz bile.

Dinin siyasete alet edilmesi ifadesine de dikkatle bakarsanız, yine siyasete karşı duruşu farkedebilirsiniz. Birşeye alet edilmek deyimi, daha çok iyi bir şeyin kötü emeller için kullanılması anlamıyla kullanılır. Mesela kötü emellerine alet etmek yada olmak gibi. Burada iyi bir şey olan dinin, kötü emeller olan siyasete alet edilmesi anlamını çıkartabiliriz. Ama birçok insanın bu ifadeyi kendi amaçları doğrultusunda dini kullanmak anlamında kullandığını da biliyoruz. Bu nedenle benim çıkış noktam sonuncusu. Evet gerçekten de çoğu insan dinin başka insanların kendi çıkarları doğrultusunda kullanılmasını istemiyor. Bu konu da başlı başına ayrı bir tartışma konusudur ve bunu engellemenin de bir yolu yoktur. Çünkü insanlar yalnızca dini değil, pekçok şeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanır. Bu konu hem insanın yapısı hem de dinlerin yapısıyla ilgili bir konudur. Birkaç örnek yüzünden yada hepsi böyleyse tümüyle yasaklamayı seçebilirsiniz, bu da bir yaklaşımdır. Fakat bunun demokrasilerde belirli bir standardı vardır ve çerçevesi de bellidir.

Bu yazıyı esasen siyasete karşı olma üzerine yazdım. Fakat siyasete karşı olmanın kendini en çok belli ettiği konulardan birisi (bir diğeri de Kürt Meselesi) olması bakımından da siyasal islam deyimi ve dinin siyasete alet edilmesi ifadesini seçtim ve açıklamaya çalıştım kendi düşüncelerimle.

Siyasetsizliğin bizi nelere getirdiğini görmek için önümüzdeki sorunlara bakmamız yeterli. Şayet insanları kendilerini ifade etmekten alıkoyar, sistemin dışına iterseniz, bu da bir tercihtir, ama o zaman adını da doğru koymak gerekir, onun adı demokrasi değildir, sonuçlarına da katlanırsınız. Dünyada birçok yaşanmış örneği bulunan vakaları, hatta kendi tecrübelerimizi sürekli bir kenara iterek yeniden başa dönmek de bir tercihtir. Adını siz koyun ben birşey demek istemiyorum. Bunca zahmeti ve maliyetinden sonra kendimize asıl sormamız gereken daha ne kadarına dayanabileceğimizdir. Eğri oturup doğru düşünmek ayrı birşey, tercihlerin sonucuna katlanmak ayrı birşeydir. Ben henüz ilk aşamayı geçemediğimizi düşünüyorum.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 5384, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

5 Comments

  1. Amatör filozof diyor ki:

    Siyasal İslamın temel amacı devlet yönetimi ve toplum yaşamının din kurallarına göre düzenlenmesidir, bu ise demokrasiyle bağdaşmaz. Demokrasi tüm inançlara ve inançsızlığa eşit mesafede durmak zorundadır, bu da siyasal İslamla bağdaşmaz. Dolayısıyla demokratik bir toplumda siyasal İslama bir sınır çizilmesi gayet doğaldır. Batı, hristiyanlıkla olan benzer sorunu çoktan çözmüştür, darısı İslam ülkelerinin başına.

  2. Amatör filozof diyor ki:

    Ek olarak,
    Yukarıda Demokrasi ile kastedilen “Liberal Demokrasi” dir. Yoksa isminde demokrasi kelimesi olup da otoriter yönetilen ülkelerden bahsetmiyorum.

  3. fuatogl diyor ki:

    Sayın yazar, bu kadar yanılıyor olmanızda SBF nin bir katkısı olmadığına inanmak istiyorum, kantinlerinizde çok çay içtim ve itiraf edeyim oradan bu kadar meselelerin özünü ıskalayıcı fikirlerin çıktığına çok şaşırdım. Herşeyden önce şikayet ettiğiniz dönemin ne olduğunu, SBF ye rağmen anlayamamış olduğunuzu anlamakta güçlük çekiyorum. Bahsettiğiniz dönem sizin de belirttiğiniz gibi toplumun bir bütün olarak siyasetten uzaklaştırılmasıni hedef edinmiştir. Siyasetten uzak olmak demek, bireyin toplum içersindeki konumundan doğru ortaya çıkan sorunlarının çözümüne katılamaması demektir. Ve bu anlamda ciddi anlamda yanılıyorsunuz yaptığınız tahlilde.

    Burada ıskaladığınız en önemli nokta, dinsel ideolojinin topluma özellikle ve bilinçli bir şekilde yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarı desteklenerek nüfus ettirilmesidir. Darbecilerin birer koyu dindar gibi vaazımsılar vermesi, eğitim sisteminin gericileştirilmesi, günümüzün büyük cemaatlerinin o dönemi alkışlaması tesadüfi gelişmeler değildi. Sizin “olağan siyaset” sınıfına büründürmek istediğiniz günümüzdeki fenomenin o günlerin siyasetsizleştirme politikalarının birer sonucudur! Bir defa bu siyaset bilimi açısından neredeyse ampirik denecek kadar somuttur, daha somut olanını bulmak zannedersem çok güçtür. Bunu veri almaktan kaçınmak gibi bir lüksümüz yok.

    Dolaysıyla ülkemizdeki “siyasal islam” şikayet ettiğiniz şeyin anti-tezi değildir kesinlikle, tam tersine doğal ve beklenilmesi gereken sonucudur. Ve bugün hepimizin de gözlemlediği gibi, kökleri dünde saklı bugünkü “siyasal” yapı ve organların, kesinlikle ve kesinlikle – üstüne basa basa söylüyorum, “siyasal katılım” anlamındaki fonksiyon ve işlevleri SIFIRA YAKINDIR. Bunu nasıl kaçırırsınız!? Rant ve hegemonya peşindeki kesimlerin ve onların mücadelesinin popüler kült liderlerin karizmatik kişilikleri fonunda cebelleşmesi ayrı birşey, siyasal katılım apayrı birşey. Bir defa siyaset dilimiz bile tam anlamıyla bir faciadır. Dili olmayan şeyin kendisi de yoktur!

    Elbette doğrudur, İslam dini siyasal bir kurgu ile beraber gelir. Aynı şekilde Hristiyanlık da siyasal bir kurgu ile gelir belli ölçüde(insanık tarafından mücadele ile terbiye edilip törpülenmesi bu durumu değiştirmiyor). Fakat bunlar “sağ”,”sol”,”liberal” vs.vs sınıfında meşru siyasal akım ve düşünceler değildir, teokrasidir! Ve teokrasiyi ise “siyasal katılım” bağlamında ele almak ise abesle iştigaldir, sapla samanı feci şekilde karıştırmaktır. Şeylerin adını ve kulpunu doğru takalım ki bu “şey”lerin adsız kulpsuz hallerinden fantazi üretip durmayalım. Teokrasi ise “ay aman ne cici katılıyoruz hamdolsun” gibi bir sistem değildir. Faşizm ve benzeri otoriter sistemler sınıfında, insanlığın olabildiğince uzak durması gereken sistemlerdir tecrübenin gösterdiği gibi.

    Ve günümüz Türkiyesinde siyasal islamla beraber bir siyasal katılım gibi absürd bir durum bulunmamaktadır. Bir defa henüz bir güçlü siyasal islam oluşumu şu anda yok. Dinsel popülizm, dinsel bağnazlık ve gericilik kuşkusuz siyasal islamın bünyesinde yer alır ama tek başına siyasal islam gibi siyasal bir sistem kurgusu anlamına gelmiyor. Ama gelecekte olmayacak gibi bir garantide yok elbette.

    Ben siyasal katılımı çok önemseyen ve destekleyen bir insan olarak siyasal islam yada benzeri teokrasilerin hepsine toptan, önyargılı/önyargısız her şekilde karşıyım. Sizin iddia ettiğiniz gibi bu bir çelişki değil (daha neler), gayet normal ve beklenilmesi gereken bir durumdur.

  4. Yamac Yilmaz diyor ki:

    Yazıyı yazarken siyasal islamı savunmak gibi bir düşüncem olmadı. Bu konuda yanlış anlaşılmak istemem, korkulacak birşey değil ama yazının amacı toplumun siyasetsizleştirilmesi üzerine idi. Ve siyasal islam da özellikle siyaset alanında en ironik ve uç noktalardan birisi diye düşünerek, ben kendimce fikirlerimi paylaştım, bu konu üzerinden gitmeyi tercih ettim.

    Benim siyasal islamla tanışmam ilkokul sonrasına denk geliyor. Zamanla farklı grupları yeterince tanıdım, inceleme fırsatım oldu. Neyin nerelere gideceği konusunda, dini hesaba katmasak bile, o kesimlerin yaklaşım tarzlarından bir fikrim var. Bunları zaten sizler de özetlemişsiniz. Tabi Fuat bey (isminizin öyle olduğunu varsayıyorum) daha uzunca açıklamış, ben memnun oldum, hem tartışma uslubuna hem de yazılanlara, ilginize teşekkür ediyorum. Fuat bey net bir şekilde belirtmiş son paragrafta fikrini, kesinlikle gayet doğal ve beklenilmesi gereken bir durum olduğuna katılıyorum.

    Ancak benim yazıda gördüğüm kadarıyla asıl ıskaladığım ve yeterince anlatamadığım bu beklenilmesi gereken karşı olmaların, karşı çıkılan o teokratik yaklaşımlarına benzerlik arzedecek şekilde uygulanmasıdır, 28 Şubat süreciyle de başlamış bir süreç değildir, adını koyalım askeri vesayet dönemidir ve ben bildim bileli bu ülke bu süreçten çıkamıyor. Bu süreçte toplumun sindirilişinden bahsediyorum, başka bir tarafı daha var siyasal islam üzerinden yürütülen mücadelelerin alanı çok kişinin sandığı gibi siyasal islamla da sınırlı kalmıyor kalmadı.

    Şimdi üçüncü paragrafta da ayrı bir noktaya değinmişsiniz, tabi o da olayın ayrı bir yönü.

    Katkılarınız için teşekkür ediyorum.

  5. Gözlemci diyor ki:

    Tıbbı da unutmamak lazım. Din tıbba alet ediliyor.

Leave a Reply