BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

İmtiyazlı Gezegen

Yazar: Mustafa Ajlan Abudak

Birkaç ay önce İmtiyazlı Gezegen adlı kitabıın içeriği ve kitabın yazarlarından Guillermo Gonzalez’in bu kitabın büyük bir yankı uyandırmasıyla nasıl bir akademik lince maruz kaldığıyla ilgili bir makale yayınlamıştık. Bu makale materyalist-ateistlerce çarpıtılmaya çalışılmıştı. İmtiyazlı Gezegen kitabı hakemli dergilerde yayınlanmış araştırma verileriyle ve  astro-fizik dünyasından aldığı geniş kabulle, Dünyamızın nasıl olupta Güneş sisteminde ve hatta Samanyolunda ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunu ortaya koyuyordu. Salt determinist paradigmalara göre; Dünya güneş sistemi ve tüm hayat alelade bir konumdaydı. Konumumuz herhangi bir ayrıcalık taşımıyordu. Samanyolunda ve Güneş sisteminde, güneş sisteminin samanyolundaki mevkisinde bir ayrıcalık olması son derece saçma bir görüştü. Ve… bu kitap ve yapımdan sonra saçma olan görüş diğer hakim görüşü yerinden etmiş oldu. Bunu gene bilimin bize sağladığı verilerle gerçekleştirdi. Tüm bu veriler gezegenimizin ve Güneş sistemimizin son derece imtiyazlı konumlara sahip oldukları ve tüm bu değerlerin canlılık için gerekli değerleride kapsadığını gösterdi. Hatta daha da ileri giderek toplamda tüm bu imtiyazlı değerlerin ”bilimsel keşfin akıllı canlılar tarafından yapılması” için gerekli olan tüm koşulları da içerdiğini kanıtladı.

Bizde evreni daha iyi algılama ve hayatı derinlemesine anlama ve anlamlandırma çabalarında samimi olan herkes için en iyi yardımın, bu kitabı temel alan belgeselin tam metnini dilimiz Türkçede yayınlayarak gerçekleşebileceğine karar verdik. Böylece, hem yabancı dil bilmeyen ama konuyla yakınen ilgili olanlara bir katkı, hemde bu konuda araştırma yapan akademisyen yada öğrencilere bir başvuru metni olması açısından önemli olacağını düşünerek çeviriyi gerçekleştirdik. Evrenin içersinde bilinen tek hayatla dolu gezegen dünyanın ”teleolojik” nedenine dair süre gelen tartışmalar için olabilecek en objektif ve doğrudan bilgilendirmeyi sunma gayreti ile bu çalışmayı sizlere sunuyoruz. Bu sebeple İmtiyazlı Gezegen adlı belgeselin Türkçe metnini yayınlıyoruz. Elimizden geldiğince dikkatli bir şekilde çeviriyi gerçekleştirmeye çalıştık ve detaylı içeriğe sahip bir çeviri olmasına gayret ettik. Elbette her çeviride olabileceği gibi bu çeviride de bazı hatalarımız olacaktır. Bu tip hataları (yanlış kelime tercihi,teknik olarak hatalı mana vs..) gören okuyucuların bizlere yorum bölümünde bildirmesi ile hatalarımızı gerektiğinde düzeltebiliriz. Umarız ki, Akıllı Tasarım teorisi ile ilgili, bugüne değin yapılmış en önemli belgesellerden birini Türkçeye kazandırdığımız  bu çalışmamızla , sizlere farklı bir bakış açısı kazandırabilir ve sorgulayan akıllar için bir nebze de olsa küçük bir yardım sağlamış olabiliriz…

Aşağıdaki bağlantılardan İmtiyazlı Gezegen adlı belgesele ve orjinal metnine  ulaşabilirsiniz:

İmtiyazlı Gezegen  Video

İmtiyazlı Gezegen Orjinal İngilizce Metin

Çeviri sahibi – Mustafa Ajlan Abudak

İmtiyazlı Gezegen

04/26/05

Yayın hakları Illustra Media’nındır. Tüm hakları saklıdır.

58 DAKİKA

1. Voyager ( Gezgin ) uzay aracının Cape Kennedy uzay üssünden kalkışı sırasında;

Keşfetmekten vazgeçmeyeceğiz ve tüm keşiflerimizin son bulacağı nokta başladığımız yer olacaktır ve böylece yerimizi ilk kez fark edeceğiz.

T.S ELLIOT ANLATIM

1977 YAZININ SONLARINDA, TARİHİ BİR KEŞİF GÖREVİ BAŞLATILDI.

2. Voyager uçuş canlandırması.

ANLATIM

VOYAGER (GEZGİN ) 1 VE 2 OLARAK İSİMLENDİRİLEN İKİ UZAY ARACI DÜNYANIN ÇEKİMİNDEN KURTULARAK GÜNEŞ SİSTEMİNİN DERİNLİKLERİNE OLAN YOLCULUKLARINA BAŞLADILAR.

3. Voyager Jüpiter ve Satürn’de

ANLATIM

ÖNCELİKLİ HEDEFLERİ GÜNEŞ SİSTEMİNİN 4 DEV DIŞ GEZEGENLERİ OLAN JÜPİTER, SATÜRN, URANÜS VE NEPTÜNDÜ.

4. Voyager Neptün ve Satürn’de ANLATIM

VOYAGER VERİ TOPLAYARAK VE HAYRANLIK UYANDIRICI RESİMLER YOLLAYARAK 13 YIL BOYUNCA BU GİZEMLİ DÜNYALARI ÖYKÜLEDİ.

5. Voyager döner. Gezegenlerin gösterildiği sahne konulur.

ANLATIM

GEZEGENLERİN VE UYDULARININ ÇEKİLEN BİNLERCE KARE FOTOĞRAFLARINDAN BELKİDE EN AKILDA KALANI, 14 OCAK 1990′DA VOYAGER 1 GÜNEŞ SİSTEMİNİN SINIRINA ERİŞTİĞİNDE VE ARKASINI GÜNEŞE DÖNDÜĞÜNDE KAYDEDİLMİŞTİ.

6. Voyager Fotoğrafı.

ANLATIM

UZAY ARACI, GENİŞ VE DAR AÇILI KAMERALARIYLA, BİZİM YILDIZIMIZI VE YÖRÜNGESİNDEKİ 6 GEZEGENİNİN EŞSİZ GÖRÜNTÜLERİNİ YAKALAMIŞTI.

7. Voyager Fotoğrafı. (CU güneş ışınında dünya )

ANLATIM BU GEZEGENLERDEN BİRİSİ, GÜNEŞ IŞINLARI TARAFINDAN YUTULMUŞ KÜÇÜK SOLGUN BİR NOKTA GİBİ GÖRÜNÜYORDU… BU GEZEGEN NERDEYSE 4 MİLYAR MİL UZAKLIKTAKİ YERYÜZÜYDÜ.

8.CU Voyager

9. Soluk mavi noktaya yakınlaşarak odaklama.

ANLATIM DÜNYA BU İĞNE UCU BÜYÜKLÜĞÜNDE Kİ IŞIĞA DİKKATLİCE BAKARKEN, ONUN ANLAMI, AMACI VE ÖNEMİ BİRDENBİRE YEPYENİ BİR İLİŞKİ ÜSTLENİYORDU…

10. Başlıklar için yeryüzüne geçiş.

ANLATIM ….VE, BİR KEZ DAHA,– TIPKI ASIRLAR ÖNCE OLDUĞU GİBİ-BİZLER GEZEGENİMİZİN EVRENİN BÜYÜK HİKAYESİNDEKİ ROLÜNÜ DÜŞÜNMEK İÇİN DURAKSADIK.

11. Yeryüzünü ekseni çevresinde döndürmeye başla. Kamerayı hareketlendir. Başlıklar oynadıkça Ayı göster.

ILLUSTRA MEDYA SUNAR İMTİYAZLI GEZEGEN EVRENDE BİR AMACIN VARLIĞININ ARAŞTIRILMASI

12.Ünlü Yunan bilginlerin gösterilmesi.

ANLATIM

DÜNYANIN EVRENDEKİ DEĞERİNİN GİZEMİ 2000 YILDAN DAHA UZUN SÜREDİR, FELSEFE VE BİLİME MEYDAN OKUMAKTADIR.

13.Eski astronomik tablolar ve resimler. ANLATIM

İLK İDRAKLER, ARİSTO VE PTOLEMY’NİN ÇALIŞMALARI TARAFINDAN ŞEKİLLENMİŞTİR. ONLAR DÜNYANIN (CENNETİN MERKEZİNDE) HAREKETSİZ ŞEKİLDE DURDUĞUNU, AY, GÜNEŞ, DİĞER YILDIZLAR VE GEZEGENLERİN İSE DÜNYANIN ÇEVRESİNDE DÖNDÜĞÜNÜ DÜŞÜNMÜŞLERDİ.

BU YERMERKEZLİ GÖRÜŞ 18 YÜZYIL BOYUNCA BATI KOZMOLOJİSİNİN TEMELİNİ TEŞKİL ETTİ.

14.Kopernik’in Fotoğrafı.

ANLATIM DAHA SONRA,1543′TE, NİKOLAS KOPERNİK ADLI POLONYALI ASTRONOM BİR DEVRİMİ ATEŞLEDİ.

15. ANLATIM

‘CENNETSEL KÜRELERİN DEVİNİMİ ÜZERİNE’ ADLI ESERİNDE KOPERNİK; YERYÜZÜNÜN HAREKETSİZ OLMADIĞINI AKSİNE DİĞER GEZEGENLERLE BERABER GÜNEŞ ÇEVRESİNDE DÖNDÜĞÜNÜ İDDİA EDMİŞTİ.

16.Güneşi merkeze alan güneş sistemi diagramı. ANLATIM

GÜNEŞ SİSTEMİNİN YAPISI VE MEKANİĞİNİN DOĞRU OLARAK ANLAŞILMASI İLK KEZ SÖZ KONUSUYDU.

17.Dennies Danielson

DANNIES DANIELSON

‘Dünyanın hareket ettiği fikri… bazı temel prensipleri çiğniyordu. Fakat Kopernik’in her nasılsa kendisine bile saçma gelen şeyleri aşabilecek zihinsel bir hayal gücü vardı.’

‘Böylece Kopernik imkânsızı yani yeryüzünün hareket ettiğini düşündü. Ve bir kez (Güneş yerine) Dünyanın hareket ettiğini düşünürseniz, kozmik makinenin matematiği size anlamlı gelmeye başlar. İşte bu evrenin büyük gizemlerinden birini açan anahtardı.’

18. Antik astronomdan küreye daha sonra yeryüzüne.

ANLATIM

KOPERNİK, MODERN ASTRONOMİNİN TEMELLERİNİ ATMIŞTI.

19. Güneş sistemi modeli. Yeryüzünden sonra hareketli gezegenler ve güneş sistemi gösterilir ardından başlık ‘Kopernik Prensibi’

ANLATIM

KOPENİK’İN KEŞFİNDEN YAKLAŞIK 400 YIL SONRA, DENEYSEL BİR GERÇEK LİK OLARAK DÜNYAMIZIN EVRENİN MERKEZİNDE OLMAMASI, KISACA YERYÜZÜNÜN EVRENDE HERHANGİ BİR SEÇİLMİŞ YER İŞGAL ETMEDİĞİ DÜŞÜNCESİ ‘ KOPERNİK PRENSİBİ’ OLARAK BİLİNMEKTEDİR.

20.Jay Richards’la Röportaj.

JAY RICHARDS Kopernik’in aslında gezegenlerin gökyüzündeki hareketlerinin açıklanmasında teorik bir yolu vardı. Hepsi bu kadar. Bu teori, bize dünyanın özel mi değil mi olduğu yada bir plan dahilince bazı hangi önemli rolleri üstlenip üstlenmediğini, yada evrendeki herhangi bir yerin diğer yerlerden farkının olup olmadığı hakkında bir şey söylemez.

21.Okyanus üzerinde kabarcıklar.

JAY RICHARDS

Nitekim Kopernik Prensibinin bu yeniden yorumu 20. Yüzyılda belirginlik kazanmıştır. Sıklıkla ‘sıradanlık prensibi ‘ olarak anılır. Bu prensibe göre yerimiz ve konumumuz sıradandır. Sonuç olarak, hiçbir şekilde imtiyazlı olduğumuzu …, evrenin bizimle yada bizim gibi zihne sahip canlılarla tasarlandığını düşünmemeliyiz.

22.Carl Sagan’ın Portresi.

ANLATIM

KOPERNİK PRENSİBİ VE YERYÜZÜNÜN SIRADANLIĞI DÜŞÜNCESİ 1970′LER VE 80′LER BOYUNCA MERHUM ASTRANOM CARL SAGAN TARAFINDAN POPÜLER HALE GETİRİLMİŞTİ. EN ÇOK SATAN KİTABI, SOLUK MAVİ NOKTA’DA SAGAN ŞÖYLE YAZMIŞTI; 23.Voyager fotoğrafı yavaşça geri çekilerek..

ANLATIM (Başka bir ses)

‘Güneş ışınının yansıması sebebiyle, Yeryüzü sanki bir ışık demetinin içinde oturmuş gibidir. Fakat bu sadece optik ve geometrinin bir yanılsamasından ibarettir. O noktaya tekrar bakın. İşte orada. O evimiz. O biziz… Yapmacık duruşumuz, kendimizi önemseyen imgelenmemiz, evrende özel bir yerde olduğumuz yanılsamasıza bu küçük solgun nokta meydan okunmakta. Gezegenimiz büyük kozmik karanlıkla sarılmış yapayalnız bir nokta.’

24. Gece gökyüzü. Wilson Dağı

ANLATIM

KOPERNİK PRENSİBİNİN BU DENLİ KABUL GÖRMESİNİ SAĞLAYAN BİR NEDENDE, LOS ANGELS’A TEPEDEN BAKAN BU DAĞIN TEPESİNDE YAPILAN KEŞİFTİR.

25.Teleskop CU

ANLATIM

1921-1926 YILLARI ARASI ASTRONOM EDWIN HUBBLE, BİLİM TARİHİNDEKİ EN ÖNEMLİ KEŞİFLERDEN BAZILARINI BU TELESKOBU KULLANARAK, YAPMIŞTI.

26.Hubble arşivi.

ANLATIM

WİLSON DAĞI GÖZLEM EVİNİN PENCERESİNDEN, HUBBLE EVRENİN GERÇEK ÖNEMİNİ ORTAYA ÇIKARMIŞTI. 27.Robert Jastrow ile Röportaj/teleskop çekimleri.

ROBERT JASTROW

‘Hubble bu işi gerçekleştirdiğinde, o zamanın birçok astronomu galaksimizin evrenin sınırı olduğuna ve galaksimizden ötede hiçbir şeyin bulunmadığına inanıyordu.’

28. Teleskop çekimi / Siyah beyaz uzay resmi ANLATIM

EDWIN HUBBLE BU EVREN KABULÜNÜ KENDİ ZAMANININ EN GÜÇLÜ TELEKOPLARIYLA YAKINLARDAKİ GAZ VE TOZ BULUTLARINDAN TUTUN UZAYDAKİ BELLİ BELİRSİZ NESNELERE KADAR FOTOĞRAFLAYARAK DEĞİŞTİRDİ. HUBBLE BU IŞIK PARÇAÇIKLARININ GERÇEKTE BİRER GALAKSİYİ TEMSİL ETTİĞİNE KARAR VERDİ. BUNLARDAN ÇOĞU SAMANYOLUMUZ KADAR YA DA ONDAN DAHA GENİŞTİLER.

29.Jastrow kamerada/HST milyonlarca galaksi

ROBERT JASTROW

‘Keşfinin anlamı evrenin milyarlarca yıldız ve gezegen içeren milyarlarca galaksiden oluştuğu, bu evrenin ister astronom olsun ister olmasın herhangi birinin hayal gücünü aşacak denli büyük sayı zenginliği ve çeşitliliğe sahip olduğu anlamına geliyordu. Aslında o, evrenin sınırlarını genişletmişti.’

30. ANLATIM EDWIN HUBBLE BİZİM GÜNEŞİMİZ DAHİL 100 MİLYAR YILDIZ İÇEREN GALAKSİMİZİNDE ASLINDA EVRENDE YALNIZ BİR IŞIK NOKTASI OLDUĞUNU AÇIĞA ÇIKARMIŞTI.

31. Teleskop/Arşiv fotoğrafları

ROBERT JASTROW

‘…Hubble diğer birçok galaksiyi bulduğunda gördüğümüz, galaksimizin diğerleri içersinde hiçbir farkının bulunmamasıydı, galaksimiz sadece milyarlarca galaksinin içersinde var olan herhangi bir galaksiydi… ve bu Kopernik Prensibinin en nihai genişlemesiydi.’

32.

ANLATIM

EDWIN HUBBLE KEŞFİNDEN BU YANA 80 YILDAN FAZLA SÜRE GEÇTİ, BUGÜN HALA KEŞFİNİN OLUŞTURDUĞU DERİN ANLAMLAR TEMEL BİR SORUYA YOL AÇIYOR. MODERN BİLİMSEL BİLGİ KOPERNİK PRENSİBİNİN İLK İDDİASINI GERÇEKTENDE DOĞRULUYOR MU? YERYÜZÜ VE İÇERDİĞİ HAYAT EVRENDE HERHANGİ BİR DEĞER YA DA AMAÇ TAŞIMADAN MI VAR OLMUŞTU?

33.Derin uzay görüntüsüyle alıntının gösterimi.

ALINTI

‘Evren sayısız yeryüzü ve beklide sayısız yaşam formuyla doldurulmuştur.’

Robert Jastrow

34. Derin uzay görüntüleri / Radyo Teleskopları

ANLATIM

KOPERNİK PRENSİBİNİN GENİŞLETİLMESİYLE ELDE EDİLEN İNANIŞA GÖRE, YAŞANABİLİR GEZEGENLER VE KOMPLEKS YAŞAMA, GALAKSİMİZ VE EVREN BOYUNCA SIK RASTLANMASI GEREKLİDİR.

35.Radyo Teleskop

HİÇBİR BİLİMSEL UĞRAŞ ‘SETI’ ADI VERİLEN ARAŞTIRMA PROGRAMINI BU FİKİR KADAR DERİN ETKİLEMİŞ DEĞİLDİR.

36. Seth Shostakla Röportaj

SETH SHOSTAK

‘ Evet SETI ( Dünya Dışı Zeka Araştırması) tamda bunu yapmaya çalışıyor. Bizler dünya dışı zekâyı yani diğer bir deyişle en az bizim kadar zeki olabilecek uzaylı yaratıkları bulmak için araştırma yapıyoruz. Bunu filmlerde yapıldığı gibi o dünyalara giderek ya da onların buraya gelmesini bekleyerek değil, evlerimizde bizim yolumuza göndermiş olabilecekleri sinyalleri yakalamayı umarak, onları bulmaya çalışıyoruz.’ 37.Goldstone Radyo Teleskop sekansları..

SETH SHOSTAK

‘ …bu sebeple bizler geniş teleskopları diğer yıldız sistemlerine odaklayarak kullanıyoruz. Bizlere orada kozmik arkadaşlarımızın olduğuna dair bir hikâye anlatabilecek işaretleri bulmak için çabalıyoruz.’

38.Radyo Teleskopları

ANLATIM

1960′LARDAN BERİ SETI ARAŞTIRMACILARI RADYO TELESKOPLARI DÜNYANIN DÖRT BİR YANINA KURARAK SAMANYOLUMUZUN UZAK BÖLGELERİNDEN GELEN RADYO DALGALARINI GÖZLEMLİYORLAR. HALA DÜNYADIŞI BİR ZEKANIN VARLIĞINA DAİR EN UFAK BİR KEŞİF OLMAMASINA KARŞIN, BU ARAŞTIRMALAR, DÜNYA DIŞI YAŞAMIN OLASI VARLIĞI KONUSUNDAKİ TARTIŞMALARI SÜREKLİ TETİKLEMEYE DEVAM ETMEKTEDİR.

39. Seth Shostak / Derin uzay

SETH SHOSTAK

‘Hesaplamalar birçok değişiklik gösteriyor. Carl Sagan’ ın düşündüğüne göre bizimki gibi çağdaş milyonlarca uygarlık olması muhtemeldir…’

40.Samanyolu Animasyonu

‘Samanyolu Galaksisi içersinde çok sayıda modern uygarlığı düşleyebiliyorum, hatta sanırım belkide binlercesini ve beklide yüz binlercesini…’ ‘Fakat insanların neden onların orada olduğunu düşünüyorsunuz? Sorusuna verilebilecek en temel yanıt evrenin olağandışı bir zenginlikte ve enginlikte gözlemleyebildiğimiz 10 trilyon yıldız sistemine sahip olmasıdır… Böylelikle eğer bizim güneş sistemimiz, dünyamız için mucize ya da çok özel bir şeyler olmadıkça, bununla ilgili olağandışı bir şeyler yoksa yeryüzünde yaşananın evrenin tarihi boyunca evrenin her yerinde birçok kez tekrar etmesi gereklidir.’

41.Mars Gezgini

ANLATIM

YAŞANABİLEN GEZEGENLERİN VE DÜNYA DIŞI ZEKANIN OLDUKÇA SIK RASTLANABİLECEĞİ VARSAYIMI SADECE SETI PROGRAMINI DEĞİL, BUGÜN VE GEÇMİŞTE YAŞAMIŞ CANLI ORGANİZMALARIN BİYOLOJİK KANITLARINI ARAYAN YENI BİR BİLİM DALI OLAN ASTROBİYOLOJİYİDE ETKİLEMİŞTİ.

42. Gezegenler için ESA araştırması

ANLATIM

1995 YILINDAN BERİ ARAŞTIRMALAR GÜNEŞ SİSTEMİMİZİN ÖTESİNE UZANMIŞTIR. ASTROBİYOLOJİSTLER, YAKIN YILDIZLARIN ÇEVRESİNDE YÖRÜNGEDE OLAN 100 DEN FAZLA GEZEGENİ TANIMLAMIŞLARDIR.

43. Ayın arkasından dünyanın görünüşü

ANLATIM

BUNLARDAN HERBİRİ TIPKI JÜPİTER GİBİ GAZ DEVLERİYDİ. SADECE BİRKAÇ BİLİM ADAMI BU YABANCI DÜNYALARIN BASİT ŞEKİLDE BİLE OLSA YAŞAMI SAĞLAYABİLECEĞİNE İNANIRKEN, BU GEZEGENLERİN KEŞFİ, 21 YÜZYILDA ASTRONOMİYE ŞEKİL VEREN ŞU SORUNUN CEVAPLANMASI İÇİN ÖNEMLİ BİR ADIM TEŞKİL ETMİŞTİ. YAŞANABİLİR GEZEGENLER EVRENDE YAYGIN OLARAK BULUNUYORLAR MI YOKSA EVRENDE NADİRLER Mİ?

44. Guillermo Gonzalez ile röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

Ben bir astrobiyologistim. Çalışma alanımın büyük bir kısmını da dış güneş sistemi gezegenleri alanı oluşturmaktadır.

45. Guillermo Gonzalez ile röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘…Beni motive eden şey yaşam için gerekli koşulları inceleyerek evrenin herhangi bir başka yerinde bu koşulların karşılanıp karşılanmadığına bakmaktır. Ve cevap belkide ‘evet’ ya da belki de ‘hayır’ olacaktır. Her iki cevapta benim için ilgi çekicidir…’

46.

ANLATIM

GUILLERMO GONZALEZ NASA’NIN ASTROBİYOLOJİ PROGRAMINDA ARAŞTIRMACI BİLİM ADAMI OLARAK GÖREV ALMAKTADIR.GONZALEZİN BU KONUYA İLGİSİ, ÖNCELERİ DÜNYA DIŞI YAŞAMA OLAN TUTKULU BEKLENTİSİNE BAĞLANABİLİR.

47. Guillermo Gonzalez girişi /Apollo ayak izi

GUILLERMO GONZALEZ

Ben 1960′larda büyüdüm ve benim kuşağımın çoğu gibi bende Apollo uzay mekiğinin Ay yüzeyine inişleri karşısında gerçekten büyülenmiştim ve bunlar bana ilham verdi. Böylece giderek kendimi astronomi ile daha çok ilgili buldum.

48. Samanyolu resmi

GUILLERMO GONZALEZ

‘…İlk gençlik yıllarımda, çok güçlü bir şekilde yukarda bizimkine benzer uygarlıkların var olması gerektiğine, yaşamla dolu bir galaksiye inanmaya başlamıştım. Böylece bende dünya dışı zeka aramalarının yılmaz bir destekçisi olmuştum…’

Bu inanışım sıkı bir bilimsel süzgeçten geçmişte değildi. Sadece bana öyle geliyordu ki durum böyleydi. Çünkü galaksi öylesine büyüktü ki..

49.Kamera Guillermo Gonzalez üzerinde

GUILLERMO GONZALEZ

‘…Ve denklemin diğer tarafını fazla önemsiyor da değildim. Başka bir deyişle denklemin iki tarafı vardı. İlk olarak yıldızların sayısı ve dilerseniz denemelerin sayısı. Fakat diğer taraf değişkenlerdi. Bir gezegenler sisteminde, yaşanabilecek bir gezegenin var olması için oldukça fazla sayıda değişkene ihtiyaç vardı.’

50. Değişkenlerin eklenmesi.

ANLATIM

GONZALEZ VE DİĞER BİLİMİNSANLARI İÇİN BU DEĞİŞKENLER -YERYÜZÜNÜN YAŞANABİLİRLİĞİ İÇİN GEREKLİ OLAN- YOĞUN ARAŞTIRMALARININ ODAĞI HALİNE GELDİ.

51. Nasa / Charles Beichman ile Röportaj

CHARLES BEICHMAN

‘Fizik ve kimya yasalarının geçerli olduğu yeryüzünün herhangi bir yerindeki laboratuarda defalarca gösterdik ki bu değişkenler güneş sistemin herhangi bir yerinde, galaksinin her hangi bir bölgesinde ve dışında, birçok durumda ve gözlemleyebildiğimiz en uzak galaksilere bile uygulanır.’

52. Bijan Nemati ile Röportaj

BIJAN NEMATI

Evrenin her yerinde geçerli olan ve değişmez fizik kanunları vardır. Bunlar herhangi bir bölgeyle sınırlı değillerdir.

53.Büyük Sörf

ANLATIM

FİZİĞİN VE KİMYANIN KANUNLARINDAKİ BU TUTARLILIK, BİRÇOK ARAŞTIRMACIYI BU DEĞİŞKENLERİN, YERYÜZÜNDEKİ KOMPLKES YAŞAMIN VARLIĞI İÇİN GEREKLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNMELERİNE YOLAÇTI. AYRICA TÜM BU DEĞİŞKENLER AYNI ZAMANDA EVRENDE YAŞANABİLECEK GEZEGENLERİN İZİNİN SÜRÜLMESİ İÇİN GEREKLİ OLAN EN İYİ DEĞERLERİDE SAĞLAMAKTAYDI.

54. Hızlı akan su

BU DEĞİŞKENLERLE ALAKALI EN CİDDİ TARTIŞMALAR BİLE AYNI ÖNCELİKLE BAŞLIYORDU- SIVI SU

55. Bijan Nemati ile röportaj

BIJAN NEMATI

‘Başka yerlerde yaşam için yapılan tüm araştırmaların… Başlangıç noktası karasal bir sınıfa giren ve su içeren bir gezegendir. .’

56.Göl maddesi

ANLATIM

SUYUN KİMYASAL ÖZELLİKLERİNİN KARBON TEMELLİ BİR HAYAT İÇİN OLAĞANÜSTÜ UYGUN OLDUĞU ÇOĞUNLUKLA KABUL EDİLMEKTEDİR.

57.Göl ve şelaleler

ANLATIM

BU ÖZELLİKLERDEN KİMYASAL BESİNLERİ TAŞIMAK YA DA ÇÖZMEK ÖZELLİKLERİ TÜM YAŞAYAN ORGANİZMALAR İÇİN HAYATİDİR.

58.Göl

ANLATIM

VE GÜNEŞTEN GELEN ISIYI EMEN EŞSİZ KAPASİTESİ- YERYÜZÜNÜN YÜZEY SICAKLIĞINI DÜZENLEYEN KRİTİK BİR SÜREÇTİR.

59. CU şelale göle dökülüyor. Konsantrasyon halkaları güneş sistemi animasyonunu sonlandırıyor.

ANLATIM

SIVI HALİNDE SU OLAĞANÜSTÜ BİR MADDEDİR… VE ONUN BU ÖZELLİĞİ KOMPLEKS YAŞAMIN VARLIĞI İÇİN DİĞER BİR DEĞİŞKENİDE ZORUNLU KILAR.- BİR GEZEGENİN GÜNEŞİNDEN OLAN UZAKLIĞI.

60.Kevin Grazer ile röportaj

KEVİN GRAZIER

Bu bir bakıma emlakçilerin sürekli tekrarladıkları gibi ‘mevki’ meselesidir. (kamera üzerinde) Yaşanabilir bir gezegen bizim ‘Goldilocks Kuşağı’ adını verdiğimiz bölgenin içinde yaşar. Ne çok sıcaktır nede çok soğuk. Tamda olması gerektiği gibidir. Burada ‘tamda olması gerektiği gibi’ derken kastettiğim tamda su için olması gerektiği gibi olmasıdır.

61. Charles Beichman ile Röportaj

‘Sıvı su bize yaşanılabilirlik kuşağını tanımlamada çok yardımcı olur. Eğer çok sıcak olursa su buharlaşır, yoğunlaştırılmış su elde edemezsiniz. Eğer çok soğuk olursa (tıpkı bugün Marsta olduğu gibi) su donar.

62. Yaşanabilirlik Kuşağını tanımlayan animasyon

ANLATIM BİZİM GÜNEŞ SİSTEMİMİZDE YAŞANABİLİRLİK KUŞAĞI OLDUKÇA DARDIR. VENÜS’ÜN YÖRÜNGESİNİN HEMEN DIŞINDA BAŞLAR VE MARS’IN YÖRÜNGESİNE VARMADAN BİTER.

63. Animasyon- bizleri güneşe daha da yaklaştırır. Venüs imgesini takip eder.

ANLATIM

EĞER DÜNYA GÜNEŞE BUGÜNKÜ KONUMUNDAN %5 KADAR DAHA YAKIN OLSAYDI, VENÜSLE AYNI KADERİ PAYLAŞACAKTI. SÜREKLİ BİR SERA ETKİSİYLE 900 FAHRENEITA KADAR ÇIKAN SICAKLIK ARTIŞLARI.

64.Animasyon Yeryüzünün görünümü Marsa dönüşüyor.

ANLATIM

FAKAT AKSİNE EĞER YERYÜZÜ YILDIZIMIZ OLAN GÜNEŞE BUGÜNKÜ KONUMUNDAN %20 KADAR DAHA UZAKTA OLSAYDI, KARBONDİOKSİT BULUTLARI YERYÜZÜNÜN ÜST KATMANINDAKİ ATMOSFERİNİ ŞEKİLLENDİREREK, MARSA BUGÜNKÜ ŞEKLİNİ VEREN BUZ VE SOĞUK DÖNGÜSÜNÜ BAŞLATACAKTI.

65.Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Sıvı suyun var olması yaşam için zorunlu bir koşuldur fakat tek başına yeterli bir koşul değildir. Tüm bunlardan sonra, Mars ve Jüpiter’in uydusu Europa gibi yerlerde donmuş yüzeyin altında sıvı suya rastlanabilir… fakat bu gezegenlerin her ikisinde de kompleks bir yaşamın oluşması çok küçük bir ihtimaldir. ‘Görüldüğü üzere Kopernik Prensibinin önerdiği gibi sadece su yaşamın oluşması için yeterli olmayabilir. Bunu için çok daha kompleks koşulların varlığı gereklidir.’

66. Morph- Ölü Gezegen Dünya

ANLATIM

EĞER BİR GEZEGEN KOMPLEKS YAŞAM İÇİN GEREKLİ REÇETENİN TÜMÜNÜ SAĞLAYABİLECEK KADAR ELVERİŞLİ İSE, SIVI SUDAN BAŞKA HANGİ İÇERİKLER BUNUN İÇİN GEREKLİ OLABİLİR? GEREKLİ OLAN DEĞİŞKENLER LİSTESİ GİDEREK BÜYÜMEKTEDİR.

67. Karasal gezegen

GUILLERMO GONZALEZ

‘Kâğıt kadar ince bir yeryüzü kabuğunun üzerinde yaşıyoruz… Eğer bu kabul belirgin olarak daha kalın olsaydı, levha tektoniği dönüşümü oluşmayacaktı.

68.Yeryüzü üzerindeki uydular

ANLATIM

YERYÜZÜ KABUĞUNUN KALINLIĞI 4 MİL İLE 30 MİL ARASINDA DEĞİŞMEKTEDİR. BU KABUK BİR DÜZİNEDEN FAZLA TEKNOTİK LEHVANIN SÜREKLİ HAREKETİNE SAHNE OLMAKTADIR. BU DİNAMİK JEOLOJİ GEZEGENİN İÇ ISISINI DÜZENLEMEKTE, KARBONU YENİDEN İŞLEMEKTE VE KİMYASAL ELEMENTLERİ HARMANLAYARAK TÜM CANLI ORGANİZMALAR İÇİN GEREKLİ OLAN MADDELERİ HAZIRLAMAKTADIR VE EN NİHAYETİNDE KITALARA ŞEKİL VERMEKTEDİR.

69.Güneş radyasyonu ve manyetik kalkan animasyonu

ANLATIM

YERYÜZÜNÜN DERİNLİKLERİNDE SIVI DEMİRİN HAREKETİ KOMPLEKS YAŞAMIN OLUŞMASI İÇİN ZORUNLU OLAN KORUYUCU MANYETİK ALANI ÜRETMEKTEDİR.

70.

EĞER DÜNYAMIZ DAHA KÜÇÜK OLSAYDI BUNUN SONUCUNDA MANYETİK ALANIDA KÜÇÜK OLACAKTI, BÖYLECE YILDIZIMIZ RÜZGÂRLARI ATMOSFERİMİZİ YOKEDECEKTİ.

71. Bijan Nemati ile röportaj

BIJAN NEMATI

‘Oksijenli bir atmosfere ihtiyacımız var… Yeryüzünün sahip olduğu oksijen/nitrojen içerikli atmosfer kompleks yaşam için gereklidir.’

72. Uzaydan Dünya Atmosferi görünümü

ANLATIM

UZAYDAN GÖZLENDİĞİ GİBİ YERYÜZÜNÜN ATMOSFERİNİ İNCE MAVİ BİR IŞIK ŞERİTİ SARMAKTADIR. 73. Nitrojen 78%, 21% Oksijen 21%, 1% CO2 ve diğer gazlar 1%

ANLATIM

GEZEGENİN ÇAPININ %1 DEN BİLE DAHA KÜÇÜK BİR KISMI ÖLÇÜLDÜĞÜNDE. ATMOSFERİN NİTORJEN, OKSİJEN VE KARBONDİOSİT KARIŞIMINDAN OLUŞTUĞU GÖRÜLÜR.

74. Bulutlar

ANLATIM

BUNUN SONUCUNDA ATMOSFERİMİZ ILIMLI BİR İKLİM, GÜNEŞİN RADYASYONUNDAN KORUNMA, SIVI SU İÇİN GEREKLİ OLAN DOĞRU GAZ KARIŞIMINI VE KOMPLEKS YAŞAMI SAĞLAR.

75. Ay

KEVIN GRAZIER

‘ Dünya kadar büyük bir gezegen için, Ayımız gerçekten büyüktür. Şu anki düşünceye göre eğer Ayımız olmasaydı bizde var olmayacaktık.’

76.Ay’ın Dünya yörüngesindeki devinimi

ANLATIM

DÜNYANIN DÖRTE BİRİ BÜYÜKLÜĞE SAHİP OLAN AY, BU GÜÇLÜ ÇEKİM ETKİSİ ÖZELLİĞİ İLE YERYÜZÜNÜN DÖNÜŞ EKSENİNİ YAKLAŞIK OLARAK 23,5 DERECEDE SABİTLER. BUDA GÖRECELİ OLARAK ILIMAN MEVSİMSEL DEĞİŞİKLİKLERİ SAĞLAR… YANİ TÜM GÜNEŞ SİSTEMİNDEKİ TEK KOMPLEKS YAŞAM ALANININ OLUŞMASI İÇİN GEREKLİ OLAN YUMUŞAK İKLİMİ MEYDANA GETİRİR.

77.Güneş

KEVIN GRAZIER

‘Eğer oralarda bir kompleks yaşamı bulmayı hatta zeki bir yaşamı bulmayı ümit ediyorsak bu bizimkine benzeyen bir yıldızın etrafında olacaktır.’

78. Güneş

ANLATIM

BİZLER CÜCE ANA DİZİNİ SPEKTRAL G2 TİP OLARAK BİLİNEN BİR YILDIZIN ÇEVRESİNDE YÖRÜNGEDEYİZ. KISACA TÜM GEREKSİNİMLERİMİZİN KARŞILANDIĞI BİR YERDEYİZ.

79. Büzülen Güneş animasyonu.

EĞER GÜNEŞ GALAKSİMİZDEKİ YILDIZLARIN % 90 GİBİ DAHA İRİ BİR YAPIYA AHİP OLSAYDI YAŞANILABİLİRLİK ALANI DAHA KÜÇÜK BİR ALANI KAPSAYACAKTI.

ŞUAN Kİ SINIRLARININ KORUNDUĞUNU DÜŞÜNÜRSEK YERYÜZÜ YILDIZINA ÇOK DAHA YAKIN BİR KONUMDA OLMUŞ OLACAKTI. DOLAYISIYLA ARTAN ÇEKİM KUVVETİ GEZEGENİMİZİN DÖNÜŞÜNÜ VE KENDİ YÖRÜNGESİYLE OLAN EŞGÜDÜMÜNÜ DURDURACAKTI.

80. Dünyanın yörüngesi durduğunda animasyonu

ANLATIM

GEZEGENİN BİR YÜZÜ SÜREKLİ GÜNEŞE BAKARKEN VE YILDIZ RÜZGÂRLARINA MARUZ KALDIĞI İÇİN RADYASYONU ARTARKEN DİĞER KARANLIK YÜZÜ SÜREKLİ BİR BUZ TABAKASIYLA ÖRTÜLMÜŞ OLACAKTI. KOMPLEKS YAŞAMIN BU DENLİ ŞİDDETLİ UÇ NOKTA SICAKLIK DEĞİŞİMLERİNE DAYANMASI OLASI DEĞİLDİR.

81. Kevin Grazer ile Röportaj

KEVIN GRAZIER

‘Kesinlikle kompleks yaşamın oluşması için yeryüzünde birçok şeyin doğru gittiği görülmektedir.’

82. Bejan Nemati ile Röportaj

BIJAN NEMATI

‘Kompleks yaşam için talep edilen değişkenlerin sayısı giderek artmaktadır. Şimdilerde tipik bir listede göreceğiniz tipik bir değişken sayısı yaklaşık olarak 20′dir.’

83. Guillermo Gonzalez ile Röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Bulduğumuz şey bizlerin galakside doğru yerde olmamız gerektiğidir… Bizler bir yıldızın sahip olduğu yaşanabilirlik kuşağının içindeyiz… Bizler büyük gezegenlerin küçük gezegenleri birçok kuyruklu yıldız ve göktaşından koruyacak şekilde var olduğu bir gezegenler siteminin parçasıyız. Bizler doğru tip bir yıldızın çevresinde yörüngedeyiz ve yerimiz ne çok sıcak ne çok soğuk… Bizler öyle bir gezegendeyiz ki uydusu onun dönüş eksenini sabitliyor… Bizler karasal yüzeye sahip bir gezegendeyiz. Bu gezegenin kabuğu sadece tektonik hareketleri sağlayacak kadar kalın ve iç ısısı merkezdeki demirin sıvı halde kalmasını sağlayarak bu tektonik ile manyetik bir alan üretiyor. Öyle bir gezegendeyiz ki atmosferi kompleks yaşamın kendini sürdürmesine izin veriyor. Bizler yeterli suyu ve kıtaları bulunan bir gezegendeyiz. Bunlarda yaşamın çeşitliliğini destekleyerek bizim gibi canlıların var olmasını sağlayacak biyolojik çeşitliliği meydana getiriyor.’

84.

GUILLERMO GONZALEZ

‘Tüm bu değişkenler eğer yeryüzü gibi bir yaşanabilirliğe sahip bir gezegeniniz olacaksa ve bu gezegen kompleks yaşama ve bizim gibi zeki canlılara ev sahipliği yapacaksa bir galakside bir yerde ve aynı zamanda var olmalıdır.’

85.Yeryüzünün gece görüntüsü /NASA

ANLATIM

BU DEĞİŞKENLERİN KOMBİNASYONUNUN HESAPLANMASINA YÖNELİK BİR ÇALIŞMADA AYNI ANDA BAZI ARAŞTIRMACILAR DENKLEMLER GELİŞTİRDİLER. VE KOMPLEKS YAŞAM İÇİN GEREKLİ OLAN HERBİR DEĞER İÇİN TUTUCU BİR ‘BİRE ON’ DEĞERİ BELİRLEDİLER.

86. 1/10 Denkleminde değişkenler

BIJAN NEMATI

‘…Eğer tüm değerler aynı anda var oluyorsa. Olasılıkları çoğaltmamız gereklidir….Ve sonunda buda olasılığı öylesine küçülten bir durumdur ki…Şundan %10 bundan %10 derken elinizdeki rakam aniden büyüyerek olasılığı bir o denli küçültür.’

‘…10(-15) rakamı bir trilyonun binde biri demektir..’ ‘’ Böylesine bir sayıyı 100 milyar yıldızı barındıran bir galaksiyle karşılaştırmak zorundasınız. 100 milyar büyük bir sayıdır ama trilyonun binde biri de oldukça küçük bir sayıdır.’

‘ İlk bakışta bile bu sayıların olasılıkları bizlerle konuşmaktadır. Bunların bizlere söylediği ‘ bu olamaz ya da bir galakside oluşması oldukça olasılık dışıdır’ demektedirler. İşte kanıtların bizleri itelediği yerde burasıdır.’

87. Bulmaca parçaları düşerek Yeryüzünü oluşturuyor.

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Galakside birçok olasılılık kaynakları vardır. Fakat madeni paranın diğer yüzünde tüm bu değişkenleri ihtiyacınız vardır. Yeryüzü benzeri yaşanabilir bir gezegen elde etmek için bunların doğru bir şekilde sağlanması zorunludur… Ve evet işte tamda bu yüzden bu kanıtlar beni galakside oldukça nadir olduğumuzu düşünmemi sağlamaktadır.’

88. Brownlee laboratuarda

ANLATIM

GİDEREK ARTAN ŞEKİLDE BİLİMSEL ÇALIŞMALAR BU HİPOTEZİ DESTEKLERKEN, GEZEGENİMİZİN GALAKSİDE NADİR OLMASI OLASILIĞI ACABA ONUN ÖNEMİNE DAİR BİZLERE BİRŞEYLER İMA EDİYOR MU?

89. Brownlee laboratuarda/Kitap kapağı

ANLATIM

SON ZAMANLARDA ASTRONOM DONALD BROWNLEE BU SORUYU EN İYİ SATANLAR LİSTESİNDE BAŞI ÇEKEN KİTABI ‘NADİR YERYÜZÜ: NİÇİN KOMPLEKS YAŞAM EVRENDE ENDER RASTLANILIYOR.’ ELE ALMIŞTIR.

90. Don Brownlee ile Röportaj

DONALD BROWNLEE

‘Doğanın sanki yeryüzü benzeri gezegenler yapma isteği varmış gibi, doğal olarak hayat bunun üzerinde evrilirmiş ve doğal olarak üzerinde bizim gibi şeylerin olması gerekirmiş gibi genel bir duygu var hala.. ‘ Bizim gibi insanların, bitki ve hayvanlara izin verecek koşullar ve bir gezenin üzerindeki çevresel koşullar oldukça nadir rastlanabilecek şeylerdir.

‘ .. Böylece bizde yeryüzünün gerçektende ne kadar özel ve oldukça nadir bir yer olduğunu göstermek üzere ‘Nadir Yeryüzü’ kitabını yazdık.’

91. Mikroplar / Kompleks yaşam

ANLATIM

BROWNLEE HER NE KADAR GÖRECE BASİT HAYAT FORMLARININ KAİNAT İÇERSİNDE ORTAYA ÇIKABİLECEĞİNİ SÖYLESEDE, KOMPLEKS HAYATI DESTEKLEYECEK GEZEGENLERİN VARLIĞININ SON DERECE NADİR OLUŞABİLECEK BİR OLGU OLDUĞUNU İLERİ SÜRMEKTEDİR.

92. Don Brownlee ile Röportaj

DONALD BROWNLEE

Tüm evrenimiz yaşama oldukça düşman koşullar içermektedir. Evrende bilinen tüm yerleri karşılaştırırsanız bile, hiçbiri yeryüzü ile karşılaştırılamaz.’

93. Bitkilerin yeryüzündeki hayatı

DONALD BROWNLEE

‘Bize ihtiyacımız olan neyse onu sağlayan çok özel bir ortamda yaşıyoruz. Hava, su, dengeli bir çevre… o kadar ki Yeryüzünü dev bir organizma gibi içersinde birçok sistemin etkileşimi ile hayvanların hayatta kalmasını sağlıyor.’

94. Don Brownlee ile Röportaj

DONALD BROWNLEE

‘Esas sorumuz ‘niçin bu şekilde oldu?’ dur. Bu sadece bir şans meselesi mi yoksa değil mi? Eğer binlerce gezegene bakarsanız, sadece küçük bir kısmının hatta son derece küçük bir kısmının Yeryüzü benzeri olabileceğini görürsünüz.’

95. Kozmik kumar makinesi

‘Öyle ise yani biz gerçektende oldukça nadir isek, bizler kozmik lotoyu kazanmışız demektir. Demek ki biz oldukça şanslı bir gezegeniz. Gerçektende çok talihli bir yerdeyiz.’

96. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Şansı Yeryüzü benzeri bir gezegenin var olması için açıklayıcı olarak kullanıyorsanız, o zaman evrenin tüm içeriğine bakmanız gereklidir’

97. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Bir galaksideki tek bir yerde kompleks yaşamın desteklenmesi için gerekli tüm reçetenin toplanması için gerekli olan olasılık bu kadar küçükken, ayrıca bizim galaksimizin gözlemlenebilen evrendeki beklide yüz milyarlarca galaksiden sadece biri olduğunu aklınızdan çıkarmamanızda gereklidir.’

98. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘… Hala hiç değilse mantıksal olarak şunu kendinize sormalısınız. Eğer bu kozmik lotonun ya da katıksız şansın sonucu olarak tüm bu değişkenler bir araya gelmeseydi ne olurdu? Ya da tüm bunlar daha büyük bir temel amaç ya da tasarımın eseri olamaz mı?

99. Uzaydan Yeryüzü

‘Ve eğer Yeryüzü bir amacın eseri olsaydı, bunu açığa çıkarabileceğimiz bir yol var mı? 100. Güneş tutulması Yeryüzünün kaplıyor.

ANLATIM

24 EKİM 1995′TE ÇOK NADİR TANIK OLUNAN BİR DOĞAL FENOMEN BİR CEVAP İÇİN BEKLENMEDİK BİR ŞEKİLDE EŞSİZ BİR KAPI ARALADI.

101.Güneş tutulması Hindistan/ Bilim insanları malzemelerini kurarlarken

GUILLERMO GONZALEZ

‘Olay 1995′de benimde tanık olduğum bir güneş tutulmasıyla başladı. Tam güneş tutulması gözlemlemek için Hindistan’a gitmiştim. Bu benim ilk ve tek tam güneş tutulması gözlemem deneyimimdi. Olağanüstü bir olaydı. Tüm duygulara hitap eden bir tecrübeydi…’

102. İnsanlar tutulmayı seyrediyor/ Filtrelenmiş tutulma görüntüsü

‘İster Yeryüzünün her hangi bir yerinde önceden bilebildikleri tutulmaya birkaç saniyeliğine tanık olan ve tüm fenomeni anlayabilen astronomlar, ister yerel halk olsun hepside eşit derecede huşu içersindeydiler, bu inanılmaz fenomene aynı şekilde tepki veriyorlardı.’ ‘Bu gerçekten üzerimde çok büyük bir etki bırakmıştı…’

103. Gerçek zamanlı tutulma

ANLATIM

51 UNUTULMAZ SANİYEDE, GUILLERMO GONZALEZ VE DİĞER BİNLERCESİ BU NADİR ASTRONOMİK OLAYA TANIK OLDULAR.

104.

ANLATIM

GONZALEZ DAHA SONRA KUZEY HİNDİSTANDA TANIK OLDUĞU BU GİZMELİ GÜZELLİĞE VE ONU MEYDANA GETİREN DEĞİŞKENLERİN ÜZERİNE ARAŞTIRMA YAPMAYA KENDİNİ ADADI.

105.

GUILLERMO GONZALEZ

Yıldızın tam tutulma gerçekleştirmesi için gerekli koşullardan ilki parlayan bir yapıya sahip olmasıydı, bu bizim için elbette güneşimizdi…

106.Konumlanma animasyonu

‘ tam tutulan yani gölgede olan yapı (bizim için Ayımız)… ve gözlemci platformu (bizim için Yeryüzünün yüzey kısmı) gerekliydi. Tüm bunların uzayda tam bir düz çizgide olmaları gerekiyordu.’

107.Guillermo Gonzalez ile Röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Ayın görünen yüzü ile güneşin görünen yüzünün nerdeyse birbiriyle aynı büyüklükte olması gereklidir. Her ikisi de yaklaşık olarak aynı büyüklükteydiler.

108. Animasyon/Canlandırma

GUILLERMO GONZALEZ

‘Güneşimiz Aydan 400 kez daha büyüktür, fakat aynı zamanda da 400 kez daha uzaktadır. ‘Öyle ise, yüzyıllardır insanlar bu tesadüfü fark ediyordu… Fakat tüm söyledikleri ‘ omuzlarını silkerek oh! bu sadece bir tesadüf işte den ibaretti.

109. Yavaşça Aya doğru odaklanan canlandırma

ANLATIM

GONZALEZ BU GÜNEŞ, AY VE YERYÜZÜNÜĞN NADİR OLARAK SIRALANMASI İLE MEYDANA GELEN FENOMENİ İNCELEDİKÇE BU GÖKSEL YAPILARIN AYNI ZAMANDA YERYÜZÜNDEKİ KOMPLEKS YAŞAM İÇİNDE NE DENLİ ÖNEMLİ OLDUĞUNUN FARKINA VARDI.

110. Ay üzerine giderek Yeryüzünü açığa çıkaran canlandırma

ANLATIM

ÖRNEĞİN AYIMIZ TARAFINDAN MEYDANA GETİRLİEN ÇEKİM KUVVETİ YERYÜZÜNÜN İKLİMİNİ YERYÜZÜNÜN EKSENİNİ SABİTLEYEREK DÜZENLEYECEK VE OKYANUSLARINDAKİ SICAK VE SOĞUK SU AKINTILARINI DEVRAN ETMESİNİ SAĞLAYACAK KADAR KUVVETLİYDİ.

111. Güneş ve Okyanus

ANLATIM

GEZEGENİMİZİN GÜNEŞTEN UZAKLIĞI HEM SIVI SUYA HEMDE OKSİJEN ZENGİNİ BİR ATMOSFERİN HERİKİSİNEDE İZİN VERECEK ŞEKİLDEYDİ GUILLERMO GONZALEZ

‘Gözlemciye ev sahipliği yapan gezegenden o gezegene ev sahipliği yapan yıldızın arasında doğru bir uzaklık ve ayrıca büyük bir uydunuzda olmak zorundadır.’

112. Guillermo Gonzalez ile Röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘ve böylece yaşanabilirlik gereksinimleri yani üzerinde yaşamı destekleyen bir gezegenle tam tutulma için gerekli olan koşullar arasında çok büyük bir örtüşme vardır.’

114. Magazin makalesi

1999′DA GONZALEZ BİZİM HAYATTA KALMAMIZ İÇİN GEREKLİ KOŞULLAR VE GÜNEŞ TUTULMALARI GÖZLEMLEME YETENEĞİMİZ ARASINDAKİ İLİŞKİYİ KONU ALAN BİR MAKALESİNİ ASTRONOMİ VE JEOFİZİK DERGİSİNDE YAYINLADI.

FİKİRLERİ FELSEFECİ JAY RICHARDS’IN İLGİSİNİ ÇEKTİ.

115. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Araştırmalarımı kozmoloji üzerinde yoğunlaştırmıştım ve özelliklede olasılık teorisinin fizik yasalarının ince ayarlarına uygulanabilirliği üzerinde çalışıyordum. Bu kanıtların bir çeşit daha büyük bir amacı işaret ettiği hakkında çok güçlü sezilerim vardı.’

116.Makale

JAY RICHARDS

‘Daha sonra Gonzalez’in çalışmasını okudum ve onunda benle aynı hisleri paylaştığını anladım. Mükemmel güneş tutulmalarının buzdağının görünen kısmı olduğunu… Ve ilk bakışta bizlere evrenin saf şansın sonucu mu olduğunu yoksa bir tasarımın ve amacın eserimi olduğu yolunda muhakemeyi sağlayacak birçok delil sağladığını gördüm.’

117. Araştırma raporları

ANLATIM

1999 YAZINDA RICHARDS VE GONZALEZ ORTAK BİR ARAŞTIRMA PROGRAMINA BAŞLADILAR.

118. Güneş tutulması fotoğrafı

ANLATIM

ARAŞTIRMALARINA GÜNEŞ TUTULMALARININ BİLİM TOPLULUĞU DIŞINDA PEK AZ BİLİNEN KARAKTERİSTLİK ÖZELLİKLERİ İLE BAŞLADILAR:

BU ÇARPICI OLAYLAR SADECE GÖZLEMLEMEYE İLGİ UYANDIRAN OLAYLAR DEĞİLLERDİ… AYNI ZAMANDA TÜM EVRENİN KİMYASI VE FİZİĞİ İÇİNDE YENİ BİR KAPI AÇIYORLARDI.

119. Guillermo Gonzalez ile Röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘Gerçekten güneş tutulmalarını dev bir doğal deneye benzetebilirsiniz, öyle bir düzen ki bizim güneşin bir kısmını gözlemleyebilmemize olanak tanımakta…

…bu Güneş’in atmosferinde nasıl ışığı ürettiğini anlamak için kritik bir süreçtir.’

120. Bejan Nemati ile Röportaj

BIJAN NEMATI

‘Yeryüzünün Güneş çevresinde dönmesi Ayın Yeryüzü çevresinde dönmesi ve bunların aralarındaki büyüklük ve mesafenin mükemmel Güneş tutulması için gerekli olanı vermesi harikulade bir şey…’

121.Taç/Korona

…çünkü tam güneş tutulması bizlere güneşin atmosferini oluşturan üst katmanları ölçme fırsatını sunuyor…’

122. Bilim insanları tutulmayı cam filtrelerle gözlemlerken/ TL geniş tutulma

ANLATIM

GÜNEŞ TUTULMASI BOYUNCA, AY GÜNEŞİN ÜZERİNE ÖYLESİNE MÜKEMEMMEL BİR ŞEKİLDE KAPLAR Kİ, GÜNEŞİN KÖR EDİCİ IŞINLARINA KALKAN OLUR, BÖYLECE AKSİ HALDE İMKÂNSIZ BİR DURUM OLAN GÜNEŞİN ATMOSFERİNİ GÖZLEMLEMEYİ, ASTRONOMLAR İÇİN SAĞLAMIŞ OLUR.

123. Kromosfer CU/ ışık spektrumu

ANLATIM

TAM TUTULMA ANINDA, KROMOSFERİN (ATMOSFERİN EN İÇTEKİ KATMANI) PEMBEMSİ KAVİSİ GÖRÜLEBİLİR HALE GELİR VE BUNUNLA BİRLİKTE GÖKKUŞAĞI BENZERİ ‘IŞIK’ SPEKTURUMU ADI VERİLEN BANT EĞER BİR PRİZMADAN GÜNEŞE BAKILIRSA GÖRÜLÜR.

124.CU ışık spektrumu ölçümleme çizgileriyle ve G.Gonzalez’in kitabının görüntüleriyle ekrana gelir.

ANLATIM

1870′DEKİ TUTULMA GÜNEŞİN KROMOSFERİNİ ANLAMA YOLUNDAKİ İLK ADIMDI VE BU TUTULMADA EVRENDE İKİNCİ OLARAK EN ÇOK BULUNAN ELEMENT HELYUMDA KEŞFEDİLMİŞTİ.

125. Eski siyah beyaz spektrum fotoğrafı

GUILLERMO GONZALEZ

Spektrum bir yıldız hakkındaki bilgi için var olan en büyük tek kaynaktır.’Ve 19. Yüzyıl astronomları gözlemlenen bir çift tutulmada güneşin spektrumunun nasıl oluşturulduğunu ortaya çıkardılar. Astronomlar bu çalışmayı da sadece tam tutulma anında oluşan çok özel koşullar sayesinde başardılar.’

126. Tutulma fotoğrafı / kromosfer

ANLATIM

KOŞULLAR HEM KESİN HEMDE KRİTİK DERECEDE ÖNEMLİYDİ.

127. Daha büyük bir ayın kromosferi bloke etmesinin canlandırılması

ANLATIM

EĞER AYIMIZ ÇOK HAFİFÇE BÜYÜK OLSAYDI BİLE KISMİ OLARAK KROMOSFER GÖRÜNTÜMÜZÜ ENGELLEYECEK VE IŞIK SPEKTRUMUNU KÜÇÜLTECEKTİ.

128. Daha küçük bir Ayın tutulma esnasında kromosfer ve spektruma olan etkisinin canlandırılması

ANLATIM

DAHA KÜÇÜK BİR AY İSE GÜNEŞTEN ÇOK DAHA FAZLA IŞIĞIN GEÇMESİNE İZİN VEREREK BİZLERİN GÜNEŞİN ATMOSFERİNİ VE IŞIK SPEKTRUMUNU GÖRMEMİZİ ENGELLEYECEKTİ.

129. Uzak yıldızlar

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Ve güneşle ay arasında mükemmel bir uyum olmalıdır ki böylece kromosfer gizlenmesin. Bu kavrayışla, 19. Yüzyıldaki tutulmalar nihai olarak astronomlara uzak yıldızların nasıl olup ta spektrumlarını oluşturdukları ortaya çıkarmalarına izin vermişti. ‘ Tüm bunlar yıldız astrofiziğini meydana getirdi ve bizlere diğer yıldızların nasıl işlediği hakkında fikirler verdi… Çünkü uzak yıldız en nihayetinde diğer güneşlerdi.’

130. Kamera perdesi/sepya fotoğraf plakaları

ANLATIM

TUTULMALAR VE BİLİMSEL KEŞİFLER ARASINDAKİ İLİŞKİ 1919′UN BAHARINDA AÇIĞA ÇIKARILDI.

131. Eddington/ Tutulma fotoğrafı

29 MAYISTA, ARTHUR EDDINGTON BAŞKANLIĞINDAKİ ARAŞTIRMA EKİPLERİ, KOMŞU HYADES YILDIZ KÜMELERİNDEKİ YILDIZLARLA GÜNEŞİ TAM KARANLIK ESNASINDA FOTOĞRAFLADILAR.

132. Eddington’ın tutulma sunumu / Einstein’ın Portresi/ Işığın bükülmesi diyagramı

ANLATIM

DAHA SONRA YAPILAN ARAŞTIRMALAR GÖSTERDİ Kİ GÜNEŞİN ÇEKİM KUVVETİ UZAK YILDIZLARDAN DÜNYAYA GELEN IŞIĞI TIPKI ALBERT EINSTEIN’IN ÖNGÖRDÜĞÜ ŞEKİLDE BÜKÜYORDU.

133.Eski tutulma /E=MC2 formülü

ANLATIM

EINSTEIN’IN EVRENLE İLGİLİ BİLDİKLERİMİZDE DEVRİM YARATAN GÖRELİLİK TEORİSİ BÖYLECE TAM TUTULMA BOYUNCA DOĞRULANMIŞ OLUYORDU.

134.

GUILLERMO GONZALEZ

‘Bu deney sadece tam tutulma esnasında gerçekleştirilebilirdi çünkü uzak yıldızlar ancak bu sayede görülebilir oluyorlardı.’

135. Guillermo Gonzalez ile Röportaj.

GUILLERMO GONZALEZ

‘Bunlar bilim tarihi için çok önemli olaylar ve… Tüm güneş sisteminde güneş tutulmalarının en iyi gözlemlenebileceği yer yeryüzünün yüzeyi. Kişisel olarak güneş sistemindeki diğer tüm gezegenleri ve ana uydularla, diğer uydularının (yaklaşık 65 tanesini) güneş tutulmasında gerekli değişkenlerini hesapladım.

136. İnsanlar tutulmayı seyrediyor.

GUILLERMO GONZALEZ

” En iyi tutulmaların gözlemlenebileceği yerin, aynı zamanda  gözlemleyicilere sahip olan yerin kendisi olması ne kadarda şaşırtıcı bir tesadüftür…”

137.NASA bililiminsanları tutulmayı seyrediyor.

ANLATIM

GÜNEŞ TUTULMASININ HAFİF IŞIĞININ İÇERSİNDE GONZALEZ VE RICHARDS KOMPLEKS HAYAT İÇİN GEREKLİ OLAN DEĞİŞKENLERLE, BİLİMSELGÖZLEM ARASINDAKİ HEYECAN VERİCİ BAĞLANTININ FARKINA VARDILAR. FAKAT BU TAMAMIYLE DOĞANIN ŞANS ESERİ OLUŞTURDUĞU BİR BAŞARI MIYDI? YOKSA EVRENİ BİR BÜTÜN OLARAK KUCAKLAYAN TEMEL PRENSİPLERİN VE AMACIN BİR BELİRTİSİ MİYDİ?

138. Jay Richard ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Bu sürekli önümüzde duran milyon dolarlık sorudur. ‘Eğer tüm bu değişkenler bir gezegeni yaşanabilinecek bir yer kılıyor ve bilimsel keşfin yapılabileceği en iyi yer yapıyorsa bu ne anlama gelir? Ve eğer bu evrende bu denli nadir bölgelerin bize benzeyen uygun gözlemcilerle sonuç olarak gözlem için en iyi yeri oluşturması ne anlama gelmektedir?’

139.

ANLATIM

ÜÇ YIL BOYUNCA RICHARDS VE GONZALEZ TEORİLERİ BİLİMİN ÇEŞİTLİ DİSİPLİNLERİNDEN ELDE EDİLEN ÇEŞİTLİ VERİLER IŞIĞINDA TİTİZLİKLE TEST ETTİLER.

140.

ANLATIM

2004′DE ‘İMTİYAZLI GEZEGEN’ADLI KİTAPLARIYLA HİPOTEZLERİNİ YAYINLADILAR. DETAYLI İMGELEME VE AÇIKLAMA

‘Var olmamızı sağlayan aynı dar aralıktaki değişkenlikler aynı zamanda bizlere bilimsel keşifler yapmamız içinde gerekli olan en iyi ortamı sağlamaktadır.’

141. Galaksi/ Atmosfer

JAY RICHARDS

‘Yaşam ve keşifle bağıntılı olan bir düzineden daha fazla örneği kitapta detaylandırdık. Her biri içerdiği bilimsel disiplin için kritik koşul arz eden değerlerdi. Bazıları galaksilerin doğası gibi oldukça uzak konularken bazıları da evimize son derece yakın konulardı.

142. Güneş ışınlarını dağıtan ışık huzmeleri ile bulutlar

ANLATIM

MÜKEMMEL BİR GÜNEŞ TUTULMASI RICHARDS VE GONZALEZ’İN HİPOTEZLERİ İÇİN BİR TETİKLEYİCİ UNSURKEN… GÖZLEMLERİNİN HER BİR TANESİNİN DİĞERİ OLMADAN GERÇEKLEŞMESİ OLANAKSIZDI. HAYAT VE KEŞFİN HERKESCE BİLİNEN EN İYİ ÖRNEĞİ; YERYÜZÜNÜN ATMOSFERİDİR.

143. Gonzalez röportaj ve kutucuk içersinde ekranda uzaydan verilen atmosfer görüntüsü

GUILLERMO GONZALEZ

‘Apollo görevinden ya da herhangi bir uzay aracından Yeryüzünün çekilmiş fotoğrafına bakarken Yeryüzünü sarmış incecik atmosfer katmanını görmek çok çarpıcıdır. Bu katman Yeryüzü üzerinde bildiğimiz tüm hayatı sağlamaktadır.

144.Guillermo Gonzalez ile Röportaj

‘Ve bizimkisi gibi kompleks bir biyosferi desteklemek için bazı belirli elementlerin karışımına ihtiyacınız olacaktır. Herhangi bir atmosfer bunu gerçekleştiremez.’

145. Voyager/Galileo/Macellan uzay mekikleri

ANLATIM

YERYÜZÜNÜN ATMOSFERİNE OLAN İLGİMİZ BELİRGİN BİR ŞEKİLDE SON 40 YILDIR ARTMAKTADIR, KEŞİF UZAY ARAÇLARI GÜNEŞ SİSEMİZİN DERİNLİKLERİNE İNİP ARAŞTIRMALAR YAPMAKTADIR.

146. Uzay mekikleri sırasıyla yolculuktayken

BU GÖREVLERİN DOĞRULADIĞI ÜZERE, GÜNEŞ SİSTEMİ ALEİSEİNE AİT 70 DEN FAZLA GEZEGEN VE UYDUNUN İÇERSİNDE, YERYÜZÜ KALIN BİR GAZ KUBBESİ İLE ÇEVRELENMİŞ 7 KÜTLEDEN BİRİDİR.

147. Dünya

ANLATIM

BU YEDİNİN İÇERSİNDE SADECE DÜNYANIN Kİ KOMPLEKS HAYAT I DESTEKLEYECEK ŞEKİLDE VE SADECE DÜNYANIN ATMOSFERİ SAYDAM BİR YAPIYA SAHİP.

148. Guillermo Gonzalez ile Röportaj esnasında uzaydan Yeryüzünün görünümü

GUILLERMO GONZALEZ

‘..Bu öyle bir atmosfer ki içeriğinin büyük kısmını oksijen ve nitrojen ve çok az miktarda karbon ve diğer karbon birleşiklerinden yada atomlarından atmosfere saydamlık özelliğini veren gazlardan oluşuyor.’

149. Titan’ın yüzeyi

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Eğer atmosferimizde daha çok karbon miktarı olsaydı ince bir sisi tabakamız olacaktı. Atmosferimizde organik sisler oluşacaktı. Örneğin büyük bir uydu olan Titanda olduğu gibi..’

150.Titan ve diğer gezegenler/Yeryüzünden kalın bulut tabakası

ANLATIM

SATÜRN’N EN BÜYÜK UYDUSUNU SIKICA SARMIŞ OLAN GAZ TABAKASI, TIPKI NEPTÜN, URANÜS, SATÜRN, JÜPİTER VE PEK TABİKİ VENÜS’ÜN SERA ETKİSİNDE KAYNAYAN ATMOSFERLERİNİ ANDIRMAKTADIR BU YABAN DİYARLARIN HİÇ BİRİSİ YILDIZLARI BİLMEZ VE HATTA GÜNEŞİN AÇIK TEMİZ BİR GÖRÜNTÜSÜNÜ VAAT ETMEZLER.

151.

JAY RICHARDS

‘ Şimdi birdenbire Titana, Venüs’e ya da gaz devi olan diğer gezegenlerden herhangi birisine nakledilseniz, güneşi net bir görüntüsünü almak umurunuzda olmayabilir çünkü hâlihazırda ölü olursunuz. Fakat işte burası tamda önemli noktadır. Eğer biz doğru isek, hem yaşanabilirlik hem de bilimsel keşif aynı yerde görülüyorsa, elde edeceğiniz sonuç bizim Yeryüzünde elde ettiğimiz sonuç olacaktır. Yani bizim gibi kompleks bir yaşamı destekleyen ve çevremizdeki evreni keşfetmemizi sağlayan bir atmosfer.

152. Yeryüzünün mekik fotoğrafları

ANLATIM

BÖYLE ÜSTÜNLÜKLERİ OLAN BİR ATMOSFER DEVAMLI BİR ŞEKİLDE TEST EDİLMEKTEDİR.

153. Yeryüzünün hareketi /Radyasyon

ANLATIM

YERYÜZÜ UZAYDA HAREKET ETTİKÇE, EVRENİN HER YERİNDEN GELEN RADYASYON BOMBARDIMANINA MARUZ KALMAKTADIR.

154. Güneşten gelen radyasyon ve süpernova patlaması

ANLATIM

BU RADYASYON GÜNEŞİMİZ, SÜPERNOVALAR VE UZAK GALAKSİLER GİBİ DİĞER GÖKSEL NESNELER TARAFINDAN YAYILMAKTADIR.

155.

ANLATIM

RADYASYON GEZEGENİMİZE GAMMA, X-IŞINI, ULTRAVİYOLE, GÖRÜLEBİLİR, KIZILÖTESİ, MİKRODALGA VE RADYO OLMAK ÜZERE ÇEŞİTLİ DALGA BOYLARINDA ULAŞMAKTADIR. HEP BİRLİKTE ELEKTROMANYETİK SPEKTRUMU OLUŞTURMAKTADIRLAR.

156. Elektromanyetik Spektrum

ANLATIM

NERDEYSE TÜM BU DALGABOYLARI GÖZ İÇİN GÖRÜLEBİLİR DEĞİLDİR VE ORGANİK HAYAT İÇİN YA ÖLÜMCÜL YA DA YARARSIZDIRLAR.

BUNA RAĞMEN BU FREKANS SPEKTRUMUNUN İÇERSİNDEKİ ÇOK İNCE BİR KESİT RADYASYON BİTKİLER, HAYVANLAR VE İNSANLAR İÇİN GEREKLİ OLDUĞU GÖSTERMEKTEDİR.

157. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘ Diğer bir deyişle, gerçektende elektromanyetik spektrumun gerçekten çok dar bir aralığı fotosentez gibi yaşam süreçleri için yararlı olabilmektedir. Bu yaşam gamma ışınlarına, x-ışınlarına ya da ona benzeyen herhangi bir şeye göre evirilseydi gibi bir durum değildir. Gerçektende yaşam süreçleri için yaralı olabilecek çok dar bir spektrum aralığı vardır. İşte burada açıklığa kavuşan şey, yaşam için gerekli olan spektrum aralığının aynı zamanda çevrecimizdeki evrende yaptığımız çeşitli yapısal keşifler içinde en bilgilendirici ortamı sağlıyor olmasıdır.’

158.Elektromanyetik yelpaze

ANLATIM

BU OLDUKÇA ÖZEL DEĞİŞKENLER ( YANİ BİTKİLERİN BESİN YAPMASINI SAĞLAYAN, ASTRONOMLARADA KÂİNATI GÖZLEMLEME İMKÂNINI VEREN) EVRENDEKİ DOĞAL ELEKTROMANYETİK YAYILMALAR DİZİNİMİNİN TRİLYONDA BİRİNİN TRİLYONDA BİRİDİR.

159.

ANLATIM

ÇOK ŞÜKÜR Kİ BU GÜNEŞİMİZİN BOLCA ÜRETTİĞİ TÜRDEKİ BİR IŞINIMDIR. AYRICA ATMOSFERİMİZİN KORUMA KALKANINI İÇERSİNDEN EN RAHAT ŞEKİLDE GECİP YERYÜZNÜN YÜZEYİNE ULAŞABİLECEK BİR IŞIKTIR.

160.

GUILLERMO GONZALEZ

Bu gerçektende bizler gibi kompleks yaşamı destekleyen türde bir atmosferin uzak evrende gözlemlememizi önlemeyecek şekilde var olması gerçektende dikkat çekici bir tesadüftür.’

161.

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Bu bir sürprizdir. Bunu sadece şansın üretebileceğini düşünmediğiniz bir durumdur. Niçin evrende aynı anda hem en iyi yaşanabilirliği hem de bilimsel keşif için en iyi fırsatı veren yerler bulunsun ?

162. Guillermo çalışırken

ANLATIM

1997′DE GUILLERMO GONZALEZ YERYÜZÜNÜN SAMANYOLU GALAKSİSİ İÇERSİNDEKİ ÖZGÜL YERİ ÜZERİNE OLAN ARAŞTIRMASINA BAŞLADI.

BU ÇALIŞMASI ONU NETİCEDE YAŞAM VE KEŞİF ARASINDAKİ BAĞLANTIYI KUVVETLENDİREN, YENİ KANITLARA ULAŞMASINI SAĞLADI.

163. Yaşanabilirlik Kuşağı

GUILLERMO GONZALEZ

Nasıl ki güneş sistemi içersindeki yerimiz yaşanabilirlik için en uygun şekilde belirlenmişse aynısı galaksimiz içersindeki konumumuz içinde geçerlidir.’

164. Guillermo Gonzalez kutucuk içersinde /Samanyolu Diyagramı gösterilmekte

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Bizler spiral bir galakside ikamet etmekteyiz yani olukça düzleştirilmiş bir yapıda, merkezinde şişmiş bir küre olan ve spiral kollara sahip bir galaksimiz var. Bizler galaksinin merkezi ile sınırı arasında bir yerdeyiz.’

165. Guillermo Gonzalez galaksi resmine bakıyor.

ANLATIM

ASTROBİYOLOGLAR PETER WARD VE DONALD BROWNLEE SIKI BİR İŞ BİRLİĞİ İÇERSİNDE ÇALIŞARAK GONZALEZ SAMANYOLUNDAKİ POSİYONUMUZLA GALAKSİDEKİ DİĞER BÖLGELERİ VE SIKLIKLA YAŞAM İÇİN DÜŞMAN OLAN YERLERİ KARŞILAŞTIRDI.

166.Galaktik merkez canlandırması

GUILLERMO GONZALEZ

‘Galaksinin birçok tehlikesi vardır ve beklide bir galaksideki en tehlikeli yer galaktik merkezdir.’

167. Yoğun yıldızlar /süpernovalar

DON BROWNLEE

‘ Galaksilerin merkezindeki yıldızların yoğunluğu çok fazladır ve süpernova ve diğer etkiler yaşamın oluşmasını kesinlikle engelleyecek denli kuvvetlidir, ölüm tamda galaksinin merkezindedir.’

168. Kara delik

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Olasılıkla galaksinin merkezinde dev bir kara deliğiniz vardır ve eğer yanından geçen bir yıldızla karşılaşırsa, onu parçalara ayırır ve çevresinde büyüme diski oluşturarak büyük miktarlarda radyasyon, parçacık radyasyonu, elektromanyetik radyasyon, gamma ışınları, X-ışınları yayar…’

169.Galaksi merkezi-sınıra doğru hareket

ANLATIM

KARA DELİK, PATLAYAN YILDIZLAR VE ÖLÜMCÜL RADYASYON KOMPLEKS YAŞAMI GALAKTİK MERKEZDE GERÇEKTENDE İMKÂNSIZ KILARKEN… SAMANYOLUNUN DIŞ SINIRLARIDA YAŞANABİLİRLİK İÇİN DAHA FARKLI MEYDAN OKUMALAR SERGİLEMEKTEDİR.

170. Galaksinin sınırı

DAVID BRONWLEE

‘Dış bölgelerde durum çok daha narindir. Bizler demir, magnezyum, oksijen ve silikondan yapılmış bir gezegende yaşıyoruz. Eğer galaksimizin çok uzak bölgelerine gidersek, dış sınırın ötelerine… bu ağır elementleri daha z olduğunu görürüz…’

171. Galaksinin sınırı

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Buralarda da ağır elementlerin yokluğu sebebiyle Yeryüzü büyüklüğünde yaşamı destekleyebilecek gezegenlerin inşası mümkün değildir.’

172. Tüm galaksi

GUILLERMO GONZALEZ

‘Böylece tehlikeli Galaktik merkez ile dış sınır bölgesi arasında kalan uygun bir orta yer vardır.’

173. Galaktik yaşanabilirlik kuşağı

ANLATIM

GONZALEZ, BROWNLESS VE WARD BU BÖLGEYİ ( YANİ SAMANYOLU GALAKSİSİ İÇERSİNDE KOMPLEKS YAŞAMIN MÜMKÜN OLDUĞU YERİ) GALAKTİK YAŞANABİLİRLİK KUŞAĞI OLARA ADLANDIRDILAR.

174. Süreli yayın makalesi

ANLATIM

TEORİLERİ İLK OLARAK 2001 YILINDA YAYINLANDI… VE O ZAMANDAN BERİDİRDE ASTROBİYOLOJİSTLER ARASINDA GİDEREK ARTAN BİR ŞEKİLDE KABUL GÖRDÜ.

175.Galaktik yaşanabilirlik kuşağını kaplama

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Galaktik yaşanabilirlik kuşağını ne denli geniş olduğunu belirleyebilmek için yapılması gereken oldukça çok sayıda araştırma vardır, fakat sanırım bu konuda şöyle bir uzlaşmada oluşmuştur; ‘ Evet galaksinin belirli bölgelerinde uygarlıklardan söz edemeyiz, çünkü buraları oldukça tehlikeli yerlerdir ve bazı yerlerde de ağır elementler yeterince bulunmamaktadır…’

176. Galaksi kolları etrafında dönüyor

ANLATIM

BU ENGELLER YAŞANABİLİRLİK İÇİN MERKEZDEN UZAK YA DA GALAKSİNİN SINIRINDA OLDUĞUNDA EN AZA İNDİRGENEBİLMESİNE RAĞMEN, GONZALEZ YAŞANABİLİRLİK KUŞAĞININ İÇERSİNDEKİ OLDUKÇA GENİŞ BİR ALANINDA KOMPLEKS YAŞAMA ÇOK DAHA AZ EV SAHİPLİĞİ YAPABİLECEĞİNİ BELİRLEDİ.

177. Bijan Nemati ile Röportaj

BIJAN NEMATI

‘Bizler spiral kola yakın olmak istemeyiz. Bir spiral kolun dışında olmak isteriz yani galaksinin doğru yerinde.’

179. Galaktik kolların arasında

ANLATIM

GÖZÜKEN O Kİ BU TAMDA YERYÜZÜN BULUNDUĞU YERDİR. GÖRECELİ OLARAK GÜVENLİ, FAZLA KALABALIK OLMAYAN SAMANYOLUNUN SEGRITARIUS VE PERSEUS KOLLARI ARASINDA YER ALAN.

180. Guillermo Gonzalez ile Röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Konum her şey demektir. Ve biz galakside öyle özel bir konumdayız ki, yaşanabilirlik en uygun şekilde düzenlenmiş, tehlikeler minimize edilmiş ve Dünyamızı meydana getirebilecek yeterli sayıda inşa malzemesine sahibiz.’

181.Galaktik yaşanabilirlik kuşağı

ANLATIM

GUILLERMO GONZALEZ VE JAY RICHARDS ARAŞTIRMALARINI GALAKTİK YAŞANABİLİRLİK KUŞAĞININ BİR BAŞKA YÖNÜNE ÇEVİRDİLER.

ŞİMDİ ÖNE SÜRDÜKLERİ YERYÜZÜNÜN GALAKSİMİZ İÇERSİNDE DE BİLİMSEL KEŞİF İÇİN EN İYİ KONUMA YERLEŞTİRİLDİĞİYDİ.

182. Guillermo Gonzalez ile Röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Galaksideki konumumuz sadece yaşam için kritik olmakla kalmıyor. Galaksideki konumumuz aynı zamanda bilimsel keşif içinde son derece önemli gözükmektedir.’

183. Galaktik kollar arası görüntü

GUILLERMO GONZALEZ

‘Bizler oldukça düz yapıya sahip bir galaksinin, orta düzlemine yakın, spiral kollar arasında çok düşük toz içeriği olan bir bölgeye yerleştirilmişiz. Düz bir galaksi yapımız olduğundan gökyüzünün görebilmekteyiz ve temiz bir görüş alanına sahibiz.’

184.

ANLATIM

BU KONUM BİR ASIRDAN FAZLADIR SÜREN ASTRONOMLARIN SAMANYOLUNUN YAPISINI İNCELEME ARAŞTIRMALARLARI İÇİN İDEALE YAKIN BİR PLATFORM OLUŞTURMAKTADIR.

185. Yıldızlı Gökyüzü

YAY BURCU OLARAK ADLANDIRDIĞIMIZ TAKIMYILDIZLARA BERRAK BİR GECEDE BAKARSAK, GALAKSİMİZDEKİ YILDIZLARI DAİMA AYNI TARZDA GALAKSİ İÇERSİNE DAĞITILMADIĞINI GÖRÜRÜZ. BUNUN YERİNE, GALASİMİZDEKİ YILDIZLAR GRUPLANMIŞ KÜMELER HALİNDE GÖZÜKMEKTEDİRLER. GALAKSİMİZ TIPKI YILDIZLAR, GAS VE TOZDAN OLUŞAN YÜZBİN IŞIK YILI ÇAPINDA DÜZLEŞTİRİLMİŞ BİR DİSK GİBİDİR.

186. Samanyolu gece gökyüzü

GUILLERMO GONZALEZ

‘Samanyolu kuşağına gece baktığımızda bizlerin galaksinin sınırından düz yapısına baktığımız hissine kapılırız.’

‘Eğer galaksinin Galaktik merkezine yakın bir yerlerde olmuş olsaydık nesneler küresel şekilde dağıtılmış olacaktı. Bu olduğunda galaksinin içersindeki nesneleri dışarıda olanlardan ayırmak çok güç olmuş olacaktı.’

187. Galaktik merkeze doğru yöneliş

GUILLERMO GONZALEZ

‘Galaksimiz oldukça tozludur yani toz bulutları Galaktik merkezde olduğundan çok daha yoğun şekilde bizim bulunduğumuz bölgede toplanmıştır. Bu da uzak galaksilerin görüntüsünü elde etmenin çok daha zor olduğu anlamına gelir.’

188. Spiral kollarda yolculuk

ANLATIM

BENZER SORUNLAR GALAKSİNİN SPİRAL KOLLARINA YERLEŞTİRİLMİŞ BİR GEZEGENDE ÇALIŞMALAR YÜRÜTEN ASTRONOMLAR İÇİNDE OLUŞACAKTI.

SPİRAL KOLLARDA DAHA YOĞUN ŞEKİLDE BULUNAN GAZ VE TOZ BULUTLARI YILDIZLARCA AYDINLATILMIŞ OLDUĞUNDAN SAMANYOLUNUN ŞEKLİNE KARAR VERMEK YA DA GALAKSİMİZDEKİ YILDIZLARI EVRENİN DİĞER KISIMLARINDAKİ YILDIZLARDAN AYIRMAK ÇOK DAHA ZOR OLUCAKTI.

189. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Yeryüzünün yüzeyinde, bizler gerçektende hem yakınında olduğumuz Samanyolulun hem de bir bütün olarak uzak kâinatı görmek için en uygun yerdeyiz. ‘Böylece bir kez daha görmekteyiz ki, yaşanabilirlik ve yaşanabilir bir gezegenin oluşturulması için gerekli olan en iyi konum, aynı zamanda bilimsel keşif içinde Galaktik ölçüde en iyi konum olmaktadır. ‘

190. Ek

‘Evrenle ilgili en anlaşılmaz şey, evrenin anlaşılabilir olmasıdır.’ Albert Einstein

191. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Yüzyıllar boyunca evrenle ilgili bir şeyler keşfedebilmek gerçekten bir gizemli bir şeydi.’ Niçin bizim gibi varlıklar böyle bir evreni keşfetme yeteneği ile donatılmış olsunlar? Evrenle ilgili neyi ne için düşünüyoruz? Niçin şeyler oldukları şekilde uyumlular?

192. Paul Davies ile Röportaj

PAUL DAVIES

‘…Evreni fark etme ve anlama kabiliyetimiz esas anlamıyla evreni doğrulayan işarettir. Sonuçta biz evrene bağımlıyız. ( Bu bir kaza değildir. Eşyaya ait büyük kozmik şemaya tabi olmak gibi bir anlama gelir.) Şuan bu bağlantının nasıl işlediğine, neden orda olduğuna ve benzeri çıkarımlara dair herhangi bir fikrim yok, fakat evreni aşırı bir detay içeriğiyle ve böylesine derin bir seyide anlayabiliyor olmamız gerçeği karşısında çok ama çok şaşkınım.’

193. Rasathane/Gözlemevi

ANLATIM

MODERN ASTRONOMİNİN VE FİZİĞİN GÖZ ALICI İLERLEYİŞİ, EVRENİN İNSAN GÖZÜ VE AKLI İÇİN ULAŞILABLİR OLMASININ BİR SONUÇUDUR.

194. Olağanüstü güçler/ sabit değerler/ ‘yer çekimi’ ile sonlanış

ANLATIM

EVRENİMİZ FİİLEN TÜM EVRENİ VE GEZEGENİMİZ YERYÜZÜNÜ BİRLİKTE TUTAN KANUNLAR VE GÜÇLER TARAFINDAN KONTROL EDİLMEKTEDİR… VE TÜM BUNLAR KOMPLKES YAŞAMA VE BİLİMSEL KEŞFİN HER İKİSİNEDE İZİN VERECEK ŞEKİLDE İNCE AYARLANMIŞLARDIR.

195. Robin Collins ile Röportaj

ROBIN COLLINS

‘…Eğer (Kütle) çekim(i) gibi maddeyi bir arada tutan bir şeyiniz yoksa asla gezegenleri, yıldızları ve kompleks organizmaları da elde edemezsiniz… ‘Eğer kuvvetli nükleer gücünüz yoksa çekirdekte proton ve nötronları bir arada tutamazsınız. Böylece elinizde atomlarınızda olmaz. Sonuçta kimyanızda…’ ‘Eğer elektromanyetik kuvvetiniz yoksa kimyasallar arasında bağ oluşturmazsınız. Işığınızda olmayacaktır.’

196.

ROBIN COLLINS

‘…Ve liste böylece uzar gider. Size tüm bu temel prensipler gereklidir. Bunların hepsi yaşamın var olması için bir yerde ve düzende olmak zorundadır.’

197.

ANLATIM

GEÇEN 40 YIL BOYUNCA, BU TEMEL KANUNLAR VE GÜÇLER ARASINDAKİ GÜÇ İLİŞKİSİNİ BELİRLEDİLER. BU GÜÇLER KRTİK DERECEDE DENGELENMİŞTİ, SIK OLARAK BUNLAR SIK OLARAK ‘İNCE AYARLANMIŞ’ OLARAK ADLANDIRILDILAR.

198. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘…Eğer doğanın temel ve ana sabitlerini ele alırsanız ve bunları diyelim ki çok az değiştirdiniz, ya da değerlerini gelişigüzel şekilde belirlediyseniz, hiçbir şekilde içersinde yaşamı barındırabilecek bir evren asla elde edemeyeceksiniz demektir…’ ‘Bu evrende doğanın sabitlerinin sahip oldukları değerleri değiştirip çok az arttırarak yada azaltarak galaksilere, gezegenlere ve kompleks biyolojik organizmalara sahip olamayacaksınız demektir. İşte bu ‘ince ayar ‘ görüşüdür.

199. Sabit değerler oluşturma makinesi olarak Evren

ANLATIM

BU GÖRÜŞÜ DAHA İYİ ANLAYABİLMEK İÇİN, TÜM FİZİKSEL SABİTLERİ KONTROL EDEBİLEN BİR MAKİNE OLDUĞUNU FARZ EDİN.

200.

EĞER ŞUAN VAR OLAN BU TEMEL GÜÇ DEĞERLERİNİN MESELA YER ÇEKİMİ GİBİ HERHANGİBİR TANESİNİ ÇOK AZ BİR MİKTAR BİLE DEĞİŞTİRİSENİZ BUNUN KOMPLEKS YAŞAM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ YIKICI OLACAKTIR.

201.

ROBIN COLLINS

‘Eğer sadece küçük bir oranda yükseltirseniz… Büyük yapılı yaşam formları var olamayacaktı. Bezelyeden daha büyük herhangi bir şey tamamen parçalanacaktı.’ ‘Böylelikle sadece bakteri gibi çok ilkel yaşam formları elde edilebilecekti, fakat asla bilinçli gözlemcileriniz var olamayacaktı.’

202.

PAUL DAVIES

‘ Bu fizik için yaşam içeren bir evrenin öncelikli gereksinimlerinin altını çizen uzun bir listedir. Örneğin, atom altı parçacıkların kütleleri gibi diğer güçlerin kuvveti de çok önemlidir. Eğer gerçekten tüm bu biraz daha farklı değerlere sahip olsaydı, kesinlikle bugün bildiğimiz anlamıyla yaşamı var olması olanaksızdır.’

203. Sabit değerler oluşturma makinesi

ANLATIM

BU GÜÇLER VE SABİTLER YAŞAM VE KEŞİF ARASINDAKİ DOĞRU ORANTI İÇİN DİĞER BİR ÖRNEKTİR… BUNLAR VAR OLMAMIZ İÇİN SADECE İNCE OLARAK AYARLANMAKLA KALMAMIŞ AYNI ZAMANDA BİZLER TARAFINDAN ANLAŞILABİLİNİR KILINMIŞTIR.

204.

GUILLERMO GONZALEZ

‘Bu kanunların hayranlık verecek şekilde işlemesi kadar dikkat çekici olan, bu kanunların sadeliğidir. Ve bu elbette bu kanunların keşfedilebilirliğiyle alakalıdır.’

205.

ANLATIM

ALBERT EINSTEIN ŞÖYLE DEMEKTEDİR; ‘ EVRENİN PRENSİPLERİNİN HEM BU DENLİ GÜZEL HEMDE BU DENLİ BASİT OLMALARI KARŞISINDA DERİN BİR İNANIŞA SAHİBİM.’ YAKLAŞIK OLARAK 400 YILDIR, BİLİMİNSANLARI KÂİNATIN KANUNLARINI ÇÖZEN VE AÇIKLAYAN MATEMATİKSEL DENKLEMLERDE ZARİF BİR SADELİK KEŞFETMEKTEDİRLER.

206. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Söylenen odur ki teorik fiziğin gelmiş geçmiş en önemli teorileri bir parça kâğıt üzerine yazılmıştır. Sanırım, bu böylesine sade bir formül ya da denklemin, çok geniş ve çok karmaşık bir evrenin incelenmesinde kullanılan geniş kapsamlı uygulamalara dönüşüyor olması son derece şaşırtıcı bir durum teşkil etmektedir…’

207. Robin Collins ile Röportaj

ROBIN COLLINS

‘ Sahip olduğunuz evren sadece yaşamın oluşması için ince şekilde ayarlanmakla kalmayıp, çok güzel ve zarif bir matematiksel yapıya sahiptir öyle bir yapı ki bizler bu yapıyı keşfedebiliyoruz…’

208. Paul Davies ile Röportaj

PAUL DAVIES

‘ Birçok bilimi adamı şunu kabul etmektedir ki dünya hem düzenli hem de anlaşılabilirdir. Ve anlaşılabilir kısmı kanımca oldukça sıra dışıdır. Dünyayı düzenli olarak kabul etmek bir şeydir, fakat insanoğlunun anlayacağı bir şekilde düzenlenmiş olması gerçektende olağanüstü bir şeydir. ‘Ve sorumuz doğal olarak ortaya çıkar-‘bunun açıklaması nedir?’

209.

ANLAŞILABİLİR EVREN ÜZERİNE KAFA YORANLARIN ÇOĞU BU SORUNUN KOLAYLIKLA YANITLANAMAYACAĞINI SAVUNMAKTADIRLAR.

210. Robin Collins ile Röportaj

ROBIN COLLINS

‘Naturalistik varsayımlardan bakıldığında, evrenin insan nedenselliğince anlaşılmasını bekleyemezsiniz. Buna karşın, standart Naturalistik teoriye göre, insan nedenselliği avlanarak, dünya yüzeyinde dolaşarak ve eş bularak gelişmiştir.’

211. Paul Davies ile Röportaj

PAUL DAVIES

‘Bizlerin belirli yetenekleri vardır. Örneğin, akarsuların üzerinden sıçrayabilir, düşen elmayı yakalayabiliriz. Bunlar Dünyaya dâhil olmamız için gereklidir.

‘… Fakat neden kavrama ve ayırt etme kabiliyetimizde vardır? Örneğin, atomların içersinde ve kara deliklerde neler oluyor bilmek isteriz? İşte bunlar günlük deneyimlerimiz olarak adlandırılan yüzeysel gerekliliklerimizin tamamen dışında, hatta iyi bir Darwinci hayatta kalma söylemi için son derece anlamsız olan şeylerdir…

212. Guillermo Gonzalez ile Röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Evrenin keşfedilebilirliği varlığımız için gerekli olan bir zorunluluk değildir. Bu buna ilaveten eklenmiş bir şeydir. Evreni kaynağı her ne ise açıkça görülen odur ki evrenin onu keşfedebilen gözlemcileri olmasını amaçlamıştır.’

213. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Gözlemleyicileri gözlem için en iyi yere koyarsınız. Bu eğer işleri akıllıca yapmayı amaçlıyorsanız tamda yapacağınız şeydir.’

214. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘ Gezegenimizin doğası, gezegenimizin atmosferi, güneş istemindeki konumumuz, içersinde olduğumuz güneş sisteminin türü, hatta çevresinde döndüğümüz yıldızın tipi ve galaksideki konumu geniş ölçüde bilimsel keşif yapmamız için son derece idealdir. Şu gözükmektedir ki bunların en önemlilerinin nerdeyse tümü aynı zamanda yaşanabilir bir gezegenin varlığı içinde gereklidir. Öyle bir gezegen ki bizim gibi varlıklara neden olan ve o olmadan başka hiçbir şekilde hayatta kalamayacağımız bir ortam. Sanırım tüm bunlar katıksız tesadüfler yerine insanların üzerinde az çok bir uzlaşmaya varacakları bir örüntü sunmaktadır.’

215. Guillermo Gonzalez ile Röportaj

GUILLERMO GONZALEZ

‘ Evrenle ilgili doğal güçlerin ve atomların birbirleriyle çarpışmalarıyla kolayca açıklanamayacak şeyler vardır. Ve böylece sizde bunu açıklamak için evrenin ötesinde bir şeye varmak zorundasınız.’

216. Kopernik Diyagramları

ANLATIM

NİKOLAS KOPERNİK GÜNEŞ SİSTEMİ İÇİN DAHA ZARİF BİR AÇIKLAMA ARAYIŞI İÇERSİNDEYKEN KENDİSİNİN TABİRİYLE;

EVRENİ OLUŞTURAN DÜZENİN OLAĞAN ÜSTÜ İYİ VE DÜZENLİ BİR YARATICI TARAFINDAN ŞEKİLLENDİRMİŞ OLMASI ONU BU DÜZENİ ANLAM A TUTKUSUNU HAREKETE GEÇİRMİŞTİ. ÖYLE BİR SİTEM Kİ TÜM SANATÇILARIN EN İYİSİ VE DÜZENLİSİ TARAFINDAN BİZİM İÇİN DÜZENLENMİŞTİ.

218. Dennis Danielson ile Röportaj

DENNIS DANIELSON

‘Ve böylece Kopernik bir zanaatkârın ya da işçinin yaptığı güzel ve iyi çalışan bir şeyin analojisini ile bunu düşlemişti. Bu analoji onun vardığı bir sonuç değildi. Bu analoji onun hipotezlerinden biriydi.’

219. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘ Modern bilimin kurucuları olan Kopernik, Kepler, Galileo ve Newton bizzat evrenin bir aklın ürünü olduğuna inanıyorlardı. Bir başka deyişle, bizim gibi varlıklar için akıl edilebilirdi çünkü kendiside bir aklın ürünüydü.’

220. . Paul Davies ile Röportaj

PAUL DAVIES

‘Onları bu fikir harekete geçirmişti. Esasen durum bir teolojik arayıştı. Onlar Tanrının yapıtlarını Dünyanın işleyişi yoluyla meydana çıkarmışlardı.

‘Neyi kastettiğime gelirsek Tanrının zihnine göz atabiliriz. Bizler gerçektende Tanrının evreni nasıl bir araya getirdiğini ortaya çıkarabiliriz. Bizim ‘bilim’ adını verdiğimiz süreç yoluyla doğada gizlenmiş bu altta yatan anlamı ortaya çıkarabiliriz.

‘ 221. Wilson dağı rasathanesi/gözlemevi

ANLATIM

HER NE KADAR BİRÇOK BİLİM İNSANI BU DENLİ AÇIK BİR TEOLOJİK MANADA DÜŞÜNMÜYORSADA, SON BULGULAR KOZMİK DENİZDE KAYBOLMUŞ MODERN SOLUK MAVİ NOKTA İMGESİNİ NDEN ÇOK DAHA FARKLI BİR NOKTAYI YENİDEN BİZLERE İŞARET EDEBİLİR.

222. Jay Richards ile Röportaj/ Evrende dolaşma

JAY RICHARDS

‘ 20. Yüzyılda bizlere özellikle anlatılan evrenin zihninde bizim yer almadığımızdı. Bir başka deyişle, Bizler çok büyük bir evrende varlığımızı sürdürüyoruz ve bu evren bizim gibi varlıklar için tasarlanmamıştı. Bizler basitçe yaşam olarak ufak bir gezegende, çevresi yine ufak önemsiz bir yıldızla çevrelenmiş, değirmene benzer bir galaksinin ve çok büyük bir evrenin içersindeydik. Buda tasarlanmış filan değildi.’

223. Jay Richards ile Röportaj

JAY RICHARDS

‘Bizim söylemimiz bundan tamamıyla farklı bir şey öneriyor. Evren tasarlanmıştır ve evren bir amaç için var olmuştur. Ve bu amaç, basit olarak sadece bizim gibi varlıkların için var olmamıştır, bizim için ve kendimizi aşan bir şekilde, küçük ve sınırlı evimizin ötesinde evreni büyük resimde görmek, evreni keşfetmek ve evrenin kendisinden öteyi işaret edip etmediğini düşünmek için bu söylemi öneriyoruz.’

224. Evrenin büyük yapısı içersinde seyahat

ANLATIM

EĞER EVRENE DAHA DERİN BAKMAYI BAŞARABİLİRSEK, KAÇINILMAZ OLARAK EBEDİ SORULARIMIZA GERİ DÖNMÜŞ OLURUZ;

KÂİNATIN KAYNAĞI VE BİZLERİN KÂİNAT İÇİNDEKİ AMACI NEDİR? CEVAPLARIN DAİMA TARTIŞMALI OLMASINA RAĞMEN ARTIK EVRENİN BİR KENARINDA KOMPLEKS YAŞAMIN VE BİLİMSEL KEŞFİN BİRLEŞTİĞİ YERYÜZÜ ADI VERİLEN OLAĞANÜSTÜ BİR GEZEGENDE, DEĞERLİ YEPYENİ BAKIŞ AÇILARINA SAHİBİZ

…225. Emeği geçenler…

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 11111, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

77 Comments

  1. Bigalıoğlu diyor ki:

    efendim,ne kadar teşekkür etsek azdır.

  2. fuatogl diyor ki:

    Yazıdaki kavram kargaşasına, çelişkili ifadelere dokunmaya dermanım yok. Çocuk uyutmadı, kısaca meselenin ballı yerine değinip yatayım.

    Yaratılışcılığın kendi ayağına kurşun sıkması çok sık karşılaştığımız bir durum. Bahsedilen mesele eski bir mesele hepimizin de bildiği gibi. Dünyanın konumunu evrenin adeta merkeziymişcesine “özel” ve “merkezi” göstermek gibi çaba olmuştur her zaman. Böylece dinsel dogmamıza göre uygun bir anlatım ortaya çıkacak. Yukarıdaki örnek bu çabaların en sofistike örneklerinden, ama aynı zamanda da en absürd ve eğlenceli olanlarından. Tamamiyle aslında natüralist olan bir bakış açısıyla, aranan belirli fiziki koşulların bulunması için gereken diğer olası fiziki koşulların tesbit edilmesi söz konusu! Kabaca özetlemek gerekirse; dünya benzeri gezegenlerin oluşabilmesi için uzun süre kararlı kalabilecek koşulların galaksilerin diskinde belirli bir aralıkta bir kuşağın olasılık dahilinden gösterilmesi söz konusu. Böyle bir birşeyi ortaya koyduktan sonra, dünyamızın böyle bir kuşak içersinde bulunmasından şaşılacak bir durum var mı? Ayrıca böyle bir kuşağın milyarlarca farklı galakside bulunuyor olması, galaksilerin yapısına göre bir galaksi diskinin dairesel bir kesiti olması (yani fiziki yapıya göre simetrik olup keyfi olmaması) tamda fiziki koşulların olağanlığının gözetilmesi olmuyor mu? “Özel” bir durum olması için tamda bunun tersi olması gerekmiyor mu? Örneğin dünya benzeri gezegenlerin oluşma/bulunma olasılığının düşük olduğu bir kuşakta bulunsa dünyamız, asıl o zaman özel bir konumda olmaz mıydık? Genel örüntüye uyuyor olmanın özel değil de sıradan olduğu açık değil mi? Anlatmaya çalışdığımı şu cümle ile özetleyebilirim. Bir ağacın ormanda bulunması mı onun konumunu çok özel ve ayrıcalıklı yapar, yoksa bulutların üzerinde bulunması mı? Dedim ya, mantık ayaklarına kurşun sıkıyorlar. Sonuç olarak da topallıyorlar.

    Akademik linç meselesi ise “ateist materyalist” gibi homofobik bir dil ile bir karalama kampanyasından ibaret olduğunu defalarca gördük. Sanki ateist olmak, yada felsefi materyalizme abone olmak bir suç! ali bulaç vari bir dil.

    Akademik bilginin üretilmesi, bilimsel yargı ve kabüller oy verme yada eşit dağıtım/hak vs. usulü ile de işlemiyor iyi ki. Kabul görmemek ve ciddiye alınmıyor olmak linç değildir – ciddiye alınmamaktır sadece. Bu habitable-zone meselesi açısından bakacak olursak; Bu zone zaten beklenmesi gereken, mantıklı ve bilimsel temellere dayanan bir meseledir. Yaratılışcılık ve onun tasarım argümanlarıyla ilgisizdir. Faydalı mı? evet faydalı (en azından öyle olduğuna dair bir görüş var), ve SETI benzeri araştırma programlarında kullanılan bir kavram. Birşeyin temeli varsa, kullanılacak faydalı bir yönü de oluyor doğal olarak. Demek iş düzgün yapılınca kabul görüyor!

    Ama Gonzalez gibi potansiyel taşıyan bir insanın kestirmeden “büyük adam” olma yolunu seçip yaratılışcılığa saplanması üzücü ve nadir bir durum. Fakat dünyada milyonlarca bilim insanının olduğunu göz önüne alırsak, böyle nadir durumların oluşmasında şaşılacak birşey yok (bir nevi antropik ilkeye uygun). Doktora yapacak kadar zihinsel kapasiteye sahip olup, gürültü yapan komşuna zarar vermek için vodoo bebekleri şişleyecek kadar sapıtmış bir insanı yeterli süre aradıktan sonra eminim bulmak mümkündür. Dünyanın 6bin yaşında olduğunu savunanını görmüşlüğümüz bile varken…

  3. amatör filozof diyor ki:

    İmtiyazlı gezegen tartışmasının detaylarını bilmediğimden dolayı kapsamlı bir yorum yapamayacağım. Sadece şunu söylemek istiyorum: Gördüğüm kadarıyla bu konu “evrendeki ince ayar” tartışmasının bir versiyonu olup, bu alandaki tüm önermeler gibi “Antropik yanılgı” içermektedir. Bunun yanısıra, güneş ve ayın konumunun insanlar tarafından gözlem yapılabilmesi amacıyla yaratıcı tarafından bu şekilde ayarlandığı iddiası, en hafif deyimiyle çok tuhaf olup, bu yıl Türkiye süper liginde alınan mucizevi sonuçlara bakarak “Tanrı Beşiktaş’ ın şampiyon olmasını istiyor” demekten farksızdır.
    Bu vesileyle tüm Beşiktaşlılara selamlarımı gönderiyorum. Umarım “Tanrı” son dakikada fikrini değiştirip şampiyonluğumuzu engellemez! :)

  4. Fuatlogl

    Kendisi Everestin üzerinde yaptığı yayınlara devam etmiş gördüğüm kadarıyla canı sağolsun.Bazı şeylerin asla değişmemiş ve belkide değişmeyecek olmasıda güzel…Fakat şu yazdıkları zaten bu belgesel,kitap yada görüşe itirazı olan genel güruhun (tasarım kavramına karşı olan herkes) iç hastalıklarını teşhis açısından önemli;

    Böyle bir birşeyi ortaya koyduktan sonra, dünyamızın böyle bir kuşak içersinde bulunmasından şaşılacak bir durum var mı? :))

    Materyalist düşünceye göre zaten böyle bir kuşak olmamalı…

    Ayrıca böyle bir kuşağın milyarlarca farklı galakside bulunuyor olması, galaksilerin yapısına göre bir galaksi diskinin dairesel bir kesiti olması (yani fiziki yapıya göre simetrik olup keyfi olmaması) tamda fiziki koşulların olağanlığının gözetilmesi olmuyor mu?

    İşte fikir sahibi olma gayreti ama bilgi gene yok.Buyrun giriş hakkınız varsa Pubmed’e bir göz atın.Olmadı googledan da yeterli veriye ulaşabilirsiniz sanırım.

    http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16254692?ordinalpos=14&itool=EntrezSystem2.PEntrez.Pubmed.Pubmed_ResultsPanel.Pubmed_DefaultReportPanel.Pubmed_RVDocSum

    Birde hem orjinal DVD’yi elde etmek isteyen hemde amazonda belgesel üzerine yapılan yorumları görmek isteyebilecek ilgililere link verelim;

    http://www.amazon.com/Privileged-Planet-John-Rhys-Davies/product-reviews/B0002E34C0/ref=dp_top_cm_cr_acr_txt?ie=UTF8&showViewpoints=1

    Amazondaki yorumları önemi yorumcuların müstear isimle bile olsa genelde kariyer yaptıkları alanda eleştiri sunmaları ve Amazonda eleştiri yapan materyalist camiaa ”bilgi” konusunda bir eksiklik bir açık yakaladığı an o yayının alaşağı eder.Özellikle ABD de bu olay(Darwinizm vs Tasarım) bizim memleketimizdeki gibi 3.sınıf beyin jimnastiği olmadığından Amazondaki eleştirilerin okunarak yorum yapılması belkide karından konuşulmasından çok daha faydalı olacaktır.Genel olarak o camiaanın takdiri kazanmış az sayıdaki çalışmaların başında geliyor”İmtiyazlı Gezegen” çünkü çalışma hakemli dergilerde( belgeseldede gösterilmekte) yayınlanmış ve Astrofizik dünyasında geniş kabul görmüş bir çalışma.Belgeselde açıklanan elde edilmiş veriler üzerinden getirilen yorumları Rahip Desmond Tutu değil bilim insanları yapıyor Paul Davies gibi..(dileyen onunda bilim adamlığını inceler ).

    ”Bu zone zaten beklenmesi gereken, mantıklı ve bilimsel temellere dayanan bir meseledir. Yaratılışcılık ve onun tasarım argümanlarıyla ilgisizdir”

    Böylede komik duruma düşersiniz….

    kendisine derman dilerim. lütfen ”Yazıdaki kavram kargaşasına, çelişkili ifadelere dokunmaya dermanım yok demeyin yazın üşenmeyin…”

    Diğer yorumcu arkadaş zaten bilgi olmadan fikir sahibi olmuş sonra felsefede yapıyormuş:ona maçta başarılar dilerim…

    Not: kısır polemik amacı gütmeyen her türlü eleştiriye bilgi dahilinde açığız. Çeviri hatamız,yanlış yönlendirmemiz yada İmtiyazlı Gezegenle ilgili bilimsel eksikliklere dair söylemleri,ortaya konulan iddiaları paylaşılması dileğimiz.Yoksa yukarıdaki tip iki yorumu ”sürekli” cevaplamak ancak zaman kaybıdır…

  5. Kurandaki Din diyor ki:

    Burada Hristiyan dusuncesindeki:
    Tanrinin “biricik” oglu Isa elbetteki Evrenin merkezinde yer alan “biricik” gezegeninde yasam surmus/surecek olmali!
    fikrinin bu “Dunya merkezli Evren” dusuncesinin bilimsel olarak gecen yuzyillarda coktan beridir yikilmasiyla aldigi o buyuk darbe karsisinda
    bu Hristiyan dusuncesi bu kez bu yuzyilda yukaridaki belgeselde,
    Dunya yine de konumu/ozellikleri itibariyla Evrendeki “biricik” gezegendir, ve dolayisiyla Tanrinin “biricik” oglu cok yakinda tekrar boylelikle buraya gelip bir “Tanri tecellisi Ebedi Kral” olarak burada (usa merkezli tabi) tumden Dunyaya ve hatta buradan Evrene egemen olacaktir! (Kuranda temelden reddedilen; Maide 17, 116-117)
    bu Evanjelik Hiristiyan dini-politik propagandasini/iddiasini/gozlemlemesini de ayni zamanda “derinden” ima edebilmek ve destekleyebilmek amaciyla da (cunki Akilli Tasarim hareketinin en buyuk finans kaynagi bu Evanjelik Baronlar ve Kiliseler olmalidir Amerikada) ayni zamanda bu sekilde “hunerle” tasarlanmis ve belgesellestirilmis olmalidir, “anlayabilenler” icin!
    O halde, bize de burada soyle demek duser, herhalde: Amen; Halelluyah!!?

    Fakat elbette bu “imgesel” Evanjelik propaganda disinda, Belgeselden alinacak bazi/bircok faydali jeolojik/astronomik bilgiler de mevcut olabilmelidir;
    Cogu somut bilgiler/fotograflar/veriler Amerikan/NASAdan apararak hazirlanmis
    olmali ne de olsa!

    O halde, tesekkurler; elinize/emeginize saglik.

  6. İlim Çinde de olsa gidin alın diyen bir Peygamberin ümmetinin yazdığınız psikolojiyi çoktan aşmış olması gerekir diye düşünüyorum.Hatta sizin gömülü niyetlerini bir bir sıraladığınız Evangelistler misyonerlik propagandası olarak düşünselerdi gömüllü olarak ima edilen bir söylem olmaz doğrudan yaparlardı.Evangelistler arkalarındaki inanılmaz maddi olanaklarla asla perde arkasında iş çevirmeyi denemezler doğrudan tabi caizse bodoslama dalarlar. Kanımca sizin yorumlarınız genel evangelist politikaya olan ”nefret” üzere bina edilmiş. Bu belgeselle evangelist misyonun yakından uzaktan sergilediği içerik alakası yok.Böyle bir ima ancak ”yakıştırılabilir” çünkü yayıncı kuruluşun kimliği evangelistir o kadar. Fakat ”bilimsel gerçek” onu bir Evangelist, Müslüman,Yahudi,Mecusi,Ateist üretiyor diye değerinden birşey yitirmez (kazanmazda)

    Bakın Hz.Peygamber yazdığı mektuplarda şöyle sesleniyor onlara…

    “O People of the Book! come to common terms as between us and you”.

    Common terms kelimesi burda günümüz için pekala ilmi araştırmalarda ulaşılan vahidiyet olabilir.(Çünkü üç dinde ”temelde” bunun üzere inşa edilmiştir”. Sonraki süreç insanın kattıklarının tezahürüdür.) Onun sonradan farklı şekillerde yorumlanması tamamiyle kişisel yada cemaatseldir. Tıpkı tasarımın tasarımcıyı yada tasarımcıları gerektirmesi gibi ama o tasarımcının kimliğinin adlandırılmasının ancak bunu yapmak isteyen kişiyi ilgilendirmektedir.Şahsen ben kendimi AT hareketinin Türkiyedeki destekçilerinden biri olarak bu kimliği cismanileştirme adına bir görevi ”asla” biçmiş değilim.Kimsede bana bunu dayatamaz. İlgilendiğim kısım bilimi ilgilendiren tarafıdır(bilim insanı olmama rağmen) tasarımdan yola çıkıp tasarımcının varlığının tanımlanması sezilmesidir. Milyarlarca insanda inkişaf etmiş milyarlarca nefse hitap tek olabilir ama onun anlaşılıp yorulması içselleştirilmesi farklı olacaktır.İmgeselliğe takılmak ve onun üzerinden destan yazmak bizim işimiz değil bırakın masonlar ve Da Vinci kodları uğraşsın. Birileri sonda değindiğiniz gibi ilme dair birşey yapmışsa demekki o Müslümanın yitik malıdır. Nerede bulsa ona sahip çıkar…

    Ben bir Müslüman olarak ne bloglarımda nede sitemde asla böyle bir gönderimde bulunmadım,bulunmayacağımda.Buna son derece karşıyım.İnsanların inanç dünyası onların özelidir. Biz elimizdeki veriye göre kesinleşmemiş çıkarımlarımızı unarız.Paylaşılır paylaşılmaz ama asla gömülü bir araçla bir propaganda malzemesi yada bir inaç sağlaması olmayacağız. (AT Türkiye olarak) .Bloglarımızda atesitlere sergilediğimiz sert tutumun arkasında atesitlerin dini uygulamalara ve dini uygulayanlara gösterdiği edepsizlik ve saldırırlar vardır.(Ateist forumlarda) birde Darwinizmin bu güruhun dini akidelerinden biri olması ve toplumun her kesimine medya yoluyla gömülü olarak (tıpkı evangelistler örneğinde olduğu gibi) pozitivism (Epikürcü demiyorum daha çok Demokritos-Lucretius ekolü.Epikürü doğru algılaya bilenkanımca tek Marxtır.) propagandasında kullanılması bu tip bir konum almamıza sebebtir.

    Çalışmalarımızın herkese farkılı açılardan ve farklı yollardanda olsa eleştirisel bir bakış acısı kazandırması ümidiyle.Teşekkür eden herkese saygılarımızı sunuyorum…

  7. Da Vinci diyor ki:

    Selam Mustafa,

    Seni buralarda görmek ne büyük şefer. Zamanında bu konudaki yazına cevaben yazdığım iki uzun yazı vardı, hatırlarsın heralde. Onları bir kenara koyalım ve burda söylediğin bazı şeylere bakalım:

    Böyle bir birşeyi ortaya koyduktan sonra, dünyamızın böyle bir kuşak içersinde bulunmasından şaşılacak bir durum var mı? :))

    Bunda kesinlikle şaşılacak birşey yok, bunun aksi olsa gerçekten çok şaşırmamız gerekirdi. Yaşamın ortaya çıkması için gerekli özellikleri sağlayan bir kuşakta kendimizi buluyor olmamızdan daha doğal ne olabilir? Gerekli özellikleri sağlamayan bir kuşakta olsak ne kadar ilginç olurdu öyle değil mi? Sanki ilahi bir koruma altındaymışız gibi görebilirdik kendimizi :))

    Materyalist düşünceye göre zaten böyle bir kuşak olmamalı…

    Nasıl yani? Espriyi kaçırdım heralde. Bu sözlerini mantıksal bir düzen içinde açıklaman mümkün mü acaba? Neden materyalist düşünceye göre yaşamı mümkün kılacak bölgeler olmamalıdır? Cevabını merakla beklediğimi itiraf etmek zorundayım.

    İşte fikir sahibi olma gayreti ama bilgi gene yok.Buyrun giriş hakkınız varsa Pubmed’e bir göz atın.Olmadı googledan da yeterli veriye ulaşabilirsiniz sanırım.

    O makale yaşanabilirlik kuşaklarıyla ilgili, buna itiraz eden kimse yok. Zaten makalelerin hakemli dergilerde yayımlanması ve görüşün genel kabul görmesi de bundan kaynaklanıyor. Sonuçta fiziksel gerçekliklere dayanıyor. İmtiyazlı Gezegen kitabı ve belgeseli ise (kitabın alt başlığından da anlaşılacağı gibi) evrendeki yerimizin bilimsel keşifler yapabilmemiz için özellikle seçilmiş olduğu argümanını öne çıkarıyor. Örneğin linkini verdiğin makalenin bununla hiçbir ilgisi yok. Peter Ward ve Donald Brownlee’nin de bu konuda makaleleri ve Rare Earth adlı bir kitapları var. Bunlar genel kabul görmüş kavramlar. Ama İmtiyazlı Gezegen‘de savunulan temel argüman kitabın alt başlığında olduğu gibi bariz şekilde bu olgudan farklı. Dünya’nın evren içindeki konumunun bilimsel keşif yapılabilmesi için özel olarak tasarlandığı görüşü bu kitabın temel argümanıdır. Zaten benim asıl karşı çıktığım ve uzun uzayıda (burada ve burada) eleştirdiğim görüş de buydu.

    Eğer Dünya’nın yerinin insanların bilimsel keşifler yapabilmesi için tasarlandığıyla ilgili argümanları savunmak istersen seve seve tartışırım. Ama ben sanki yaşanabilirlik kuşaklarıyla ilgili kavramlara karşı çıkıyormuşum veya “materyalist” öcüler karşı çıkıyormuş gibi göstermeye çalışıp, bunları savunacaksan hiç zahmet etme, parmaklarını boşuna yorma.

  8. fuatogl diyor ki:

    Yazdığımı anlamamışsınız. “Materyalist düşünceye göre zaten böyle bir kuşak olmamalı…” Hayır efendim nereden uyduruyorsunuz bunları? Eğer öyle olsaydı karadeliklerde gezegen aranıyor olurdu. Eğer fiziki birtakım özelliklerin, çevresiyle olan ilişkilerini ve kendi içersindeki ilişkileri incelerseniz elbette bir takım genel örüntülere rastlayacaksınız. Ve benzer özellikler ararsanız, yine benzer örüntülere bakacaksınız elbette. Çok basit bir mantık ve yeni değil. Materyalist diye yaftaladığınız insanların hep yaptığı birşey bu zaten. Birşeyleri yanlış anlamışsınız. Eğer dünya tipi karbon bazlı bir hayata olanak sağlayan bir gezegen varsa, muhtemelen dünya tipi gezegenlerin koşullar gereği bulunma şansının daha yüksek olduğu yerler olacaktır. Bunun tasarımla ilgisi nedir !?

    Burada sergilediğiniz temel tasarım mantığının saçmalığını çok basit ve kısa bir örnekle vereyim:
    Çok iyi bildiğimiz bir A fenomeni tam olarak 45.99′ – 46.00.’ santigrad(yada X birimi) aralığından bulunuyor olsun. Ve fiziksel ortamın kendisi -100′ ila +100′ aralığında bulunabiliyor olsun. Şimdi A fenomeninin çok uzak başka diyarlarda aramaya kalkarsak ne yapacağız? 45′-46′ derece aralığın bulunduğu yerlere bakacağız değil mi? Peki -100 ve +100 arası aşağı yukarı her koşulun bulunduğu bir evrende 45′-46′ nin bulunabiliyor olması bu bizim A fenomeninin tasarlanmış olduğunu gösterir mi, evrende “özel” bir yer yaparmı? Alakası var mıdır? Elbette yoktur. Öyle olmadığı için de habitable-zone ile hiçbir sorunu olmayan binlerce bilim insanı, paçasını yaratılışcılığa kaptırmış Gonzales’in varmak istediği sonuçlara varmıyor doğal olarak.

    Mustafa Aylan bey, asabileşmeden önce karşıdaki insanın ne anlatmaya çalışdığını anlamaya çalışın. Gülücüklerle, “bak komik duruma düşüyorsun” demekle, nereden geldiğini tam olarak anlamadığım kısa iddialarla bir güzel görmemezlikten geliyorsunuz. Asabileşmenizin sebebi bence ne demek istediğimi anlıyor olmanızdan ileri geliyor. Neyse, ben size en iyisi soru sorayım aydınlanmak için.

    1- “Materyalist düşünceye göre zaten böyle bir kuşak olmamalı…” Ben felsefi anlamda materyalist bir insan olarak görüyorum kendimi. Bunu nereden çıkardığınızı anlamadım açıkcası. O yüzden, ciddiye alınabilecek bir kaç referans verirmisiniz bana? Oraya buraya “göz at” işiyle uğraştırmayın beni. Belki bulamam değil mi?

    2- Birşeyin kendine has uygun koşullarda bulunuyor olması normal değil midir? Evrende böyle olmayan kaç durum vardır ve varsa birkaç örnek verebilirmisiniz?

    3- Mesela astroidlerin “astroid kuşağında” bulunuyor olması astroidleri evrende özel olarak tasarlanmış birşey mi yapıyor? Eminim evrenin birçok yerinde sayısız astroid vardır ve hepside kendi kuşaklarında bulunuyordur.

  9. azerturk diyor ki:

    Mustafa gardaşım,

    videonu ve metni sonuna kadar izlemeye/okumağa sabrım olmadı.
    bele menası olmayan, ucuz versionlar kime, neye lazım.
    Bazan bir yaradıcının (allah, yahova daha ne bilim kimler) varlığını kanıtlamak için ele yöntemlere baş vurursunuz ki, adam bir söz tapmır cavab yazmağa.

    Salam Bigalioglu gardaşım,

    teşekkürü nye göre edirsen?
    Belke sana ne ise aydın oldu, inan ki, mana gevezelik kimi geldi. Bele senaryolarla kimleri kandırmak isteyirler?
    Bilimi severim. Voyacer bilimin gücüne uzaya uça bilmiş. Din, dindarlar ne yapırlar bilim adına?

    Menim cavabımdan Da Vinçinin, Fuatoglun cavabları daha da mentiglidir.

    Hamınıza teşekkürler

  10. Davinci

    daha burdan bodoslama toslamışsın duvara ;

    Onları bir kenara koyalım ve burda söylediğin bazı şeylere bakalım:

    Böyle bir birşeyi ortaya koyduktan sonra, dünyamızın böyle bir kuşak içersinde bulunmasından şaşılacak bir durum var mı? :))

    Bunu yazan ben değilim:)) dikkatli oku ? Fuatogl adlı yorumcununlafzıdır o. Geri kalan gene bildik lafzınla dolu.Cevap verdiğini sandığın şeylerde kendini kandırmaca..ama en iyisi belgeselde seyredilsin senin o manzumelerinde okunsun ve öyle karar verilsin baştan beri neye itirazın olduğuda daha net anlaşılır.Hazımsızlık zor…Rare Erath ve İmtiyazlı Gezegendeki hakemli dergilerde çıkan argümanlarda senin ateist düşünceni rahatsız etmiyorsa herşeye kılıf bir düşünceyle mutluluklar dilerim.Değil parmaklarımı yormak seni çok iyi tanıdığımdan kılımı bile kıpırdatmamam gerektiğini çok iyi biliyorum.Kolay gelsin…

    Not: The Design Matrix okuman bitmiştir umarım.İyice oku her okuduğunda zihnin biraz daha yaklaşacak tasarım fikrine..

  11. 1- “Materyalist düşünceye göre zaten böyle bir kuşak olmamalı…” Ben felsefi anlamda materyalist bir insan olarak görüyorum kendimi. Bunu nereden çıkardığınızı anlamadım açıkcası. O yüzden, ciddiye alınabilecek bir kaç referans verirmisiniz bana? Oraya buraya “göz at” işiyle uğraştırmayın beni. Belki bulamam değil mi”

    Wallahi pes doğrusu okuduğunuzu anlama sorununuz yoksa buyrun;

    http://en.wikipedia.org/wiki/Mediocrity_principle

    http://en.wikipedia.org/wiki/Copernican_principle

    olmadı 7/24 materyalist Da Vinci bu tip konularda size benden daha çok yardımcı olur…

    2- Birşeyin kendine has uygun koşullarda bulunuyor olması normal değil midir? Evrende böyle olmayan kaç durum vardır ve varsa birkaç örnek verebilirmisiniz?

    Bu bir felsefi karadelik sorusu.Bu tip bir soru cevapsızlık için sorulur cevap için değil aradığınız cevap olsaydı.İnsani ilkeler size en iyi cevabı zate veriyor olacaktı…ama niyet belli etmesi acısından iyi ki sormuşsunuz.

    http://akillitasarim.wordpress.com/2007/09/03/evrenin-tasarimina-40-ornek/

    3- Mesela astroidlerin “astroid kuşağında” bulunuyor olması astroidleri evrende özel olarak tasarlanmış birşey mi yapıyor? Eminim evrenin birçok yerinde sayısız astroid vardır ve hepside kendi kuşaklarında bulunuyordur.

    Astrofizikçi değiliz elbette ama astroid kuşaklarının birkaç aşikar faydasını söyleyelim. Tasarımlar uzun vadeli yatırımlardır..

    http://www.uga.edu/srel/ecoviews/ecoview050501.htm

    http://www.sciencedirect.com/science?_ob=ArticleURL&_udi=B6VJ1-4F9246K-1&_user=10&_rdoc=1&_fmt=&_orig=search&_sort=d&view=c&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=19d10640f569dbb9c633e44132e0febb

    Neyse bu kadar yeter zannetiğiniz asabileşme sorunum yok aksine materyalistlere karşı yazarken acı bir gülümseme ile yazıyorum…

  12. Bigalıoğlu diyor ki:

    bir tane babayiğit çıkıpta bana yüzeyi sularla kaplı başka bir gezegen gösterirse onu anlından öperim.

    bir babayiğit çıkıpta bana yüzeyi sularla kaplı ve içinde yaşayan balıklar olan başka bir gezegen gösterirse onu gözlerinden öperim.

    bir babayiğit çıkıpta,yüzeyi sularla kaplı,karaları bitkilerle süslü başka bir gezegen gösterirse,söz ona araba alacam.

    bir babayiğit çıkıpta bana yeryüzündeki gibi,denizleri ve karalarında binlerce bitki ve canlı türü çeşitliliği olan başka bir gezegen gösterirse onun kölesi olacam be.o kadar yani.

    hatta o kadar abartıyorum ki,hepsini geçtim.üzerinde yosun bulunan bir gezegen bulun,servetim sizindir.

    e bu kadar şeyden sonra bu dünya imtiyazlı olmuyorsa,size daha diyecek fazla şey kalmıyor.

  13. fuatogl diyor ki:

    Mustafa bey bakıyorum da tartışma çabamızın özüyle ilgisiz şeylerle işi götürmeye çalışıyorsunuz. Kaç yorumdur ne yazdığımız belli. O cümleyi de kimin yazıp yazmadığının bir önemi yok. Ben o cümlemde “şaşırılacak birşey yok” diyorum. Aynı şekilde Da Vinçi de “şaşırılacak birşey yok” diyor. Sizin yapmanız gereken böyle taktiklerle anlatılanı geçiştirmek değil, buradaki şaşırtıcı olan şeyi bize anlatmak/göstermek.
    Burada okuduklarınızı anladığınızı varsayıyorum, yani Da Vinçi ile benim aynı noktadan itiraz ettiğimizi anladığınızı umuyorum?

    Size laf anlatma ve tartışma çabasını daha az sancılı hale getirmek için basit basit örnekler de verdim. Tekrar soruyorum: Evrende varolan astroidlerin muhtemelen hepsinin bir astroid kuşağında bulunuyor olması(evrenin hangi köşesiyse artık), bize yakın astroidlerin tasarlanmış ve çok özel olduğunu mu gösterir?

  14. Kurandaki Din diyor ki:

    O halde, sn. Mustafa arkadas,

    Senin bu ilettigin Tasarim argumanin/anlayisin/belgelerin sonunda herhangi bir sahsin

    a) Bu tasarimci mutlaka Uzeyrin babasi Yehovadir…
    b) Bu tasarimci mutlaka Isanin babasi Holy Fatherdir…
    b) Bu tasarimci mutlaka Allahtir…
    c) Bu tasarimci mutlaka yunan Tanrisi Zeustur…
    d) Bu tasarimci mutlaka hindu Tanrisi Krisnadir…

    vs. vs. demelerinin hepsine hicbir itirazda bulunulmamali
    (halbuki Kuran sadece Allah disindaki hepsine kokten itiraz etmek icin varolmus bir Kitap olmalidir; Tevbe 30-31, Ihlas 1-4),
    o halde,

    e) Bu tasarimsal belki de Bilinemezliktir…
    f) Bu tasarimsal belki de Doga/Fizik Kanunlaridir…
    g) Bu tasarimsal belki de Nitelenemezdir…

    diye dusunebiliyor olabilecek Agnostik/Ateist/Deist tarzda sahislara (Kuran bunlara yukaridakiler kadar temelde pek/hic satasmaz olmalidir) karsi neden bu kadar hasinlesilmeli daha en bastan? (Dine ve Dindar insanlara temelde saygili/hosgorulu kalsalar dahi, bunlar yukaridaki belgeselde ima edilen o “gizli” Tasarimciya/Tasarimcilara mutlaka aciktan inanmiyorlar/inanamiyorlar diye yine de kesinlikle ve siddetle toptan
    bastirilmalilar mi?)
    Bilim tum insanlarin ortak mali olmaliysa, yukaridaki belgeseller tipi yayinlarla burada belirli bir “Tasarimciyi/Tasarimcilari” mutlaka bu sekilde aslinda ACIKTAN ama “caktirmadan/gizlice belirtmek/empoze etmek” Bilimsel baglamda tum toplum acisindan saglikli/adil/dogru bir tutum mudur? Saygilar.
    (Bu konuda yine bu sitede “Bilim Inanc ve Egitim” basligi altinda yapmis oldugumuz bazi yorumlari/fikir alisverislerini mumkunse oncelikle mutlaka incelemeni dilerim, Amerikada dahi bu konuda uzun zamandir yapilan benzeri tartismalar muvacehesinde…) Esen kaliniz.

  15. Tasarımcı ve Kimlik meselesi

    Şimdi uzun uzadıya burada ”benim” Tasarım ve Tasarımcıdan ne anladığımla ilgili açıklama yapmak gereksiz çünkü bu benim özelim kimseyide ”ilgilendirmez” meğerki ben onlara bir şeyi doğrudan yada dolaylı empoze etmeye çalışmadıktan sonra.Belgeselde yapılan çabada yapanların gayretidir.Siz oradan almanız gerekeni aldınız bir o kaldıysa o da sizin kişisel sorununuz.Alıp veremediğiniz durum Evangelistlerle yukarda yazdıklarınızsa buna benim yapabileceğim bişey yok. Ben kendimin neyi amacladığı konusunu bilebilirm.Ben bu konuya ilgilenen tüm insanlıkla ortak bir payda oluşturma cabasındayım.Aklın yolu birdir misali yoksa inanç temelli bir misyonerlik benim haddimi aşar.Hemki vasat bir imanlı olarak kapasitemde üzerindedir.Fakat gerçekten amacımız nedir sorusunu daha en başından cevaplamıştık;

    http://akillitasarim.wordpress.com/blog-amac/

    Saygılarımla…

  16. fuatogl

    Elden gelen cevap verilmiştir.Fakat link sayısı fazla olduğundan sanırım benim tarayıcımda hala yorumunuz denetim için bekliyor ibaresi gözükmektedir. Da Vinci tartımalarda sürekli kendi kampından birileriyle paslaşarak tartışdığı diğer kişi/kişilerin argümanına karşı ortak aklın eleştirisi getirdiği izlenimi vermeyi sever.Baş rolde kendisi co-staring de bu site için sizsiniz sanırım başarılar….

    Not: Bilimsel keşfin yapılabilmesini sağlayan değerlerin yaşanabilirlik kuşağının değerleri ile örtüşüyor olması bir kutlu bir tesadüf, AT yanlılarının bir halisünasyonu, bağlaşım kurma bölgesinin bozuk çalışması yada en iyi ihtimalle, afyonlu kafaların bilimsel Hale Luyası olabilir.En nihayetinde her ne olursa olsun oldukça ilginç tesadüflerdir..Bu bakımdan sizin için (tesadüflerin kutlu yaratıcı doğası) saygıya muktedirdirler…

    Saygılarımla…

  17. lord tayyare diyor ki:

    simdi benim anladigim imtiyaz su;

    belli bir zaman diliminde gerceklesen, o anin uygun kosullari, orada bulunan herneyse onu imtiyazli yapiyor. yani bundan milyarlarca yil once bu gezegen imtiyazli degilken daha sonra imtiyazli hale geliyor. ve hatta bundan milyonlarca yil sonra da buradaki imtiyaz yokolacak ve belki de Europa imtiyazli hale gelecek. ve oradaki yasamin sonucu olarak birgun gelip boyle bir belgesel cekilecek ve oranin imtiyazli oldugunu anlatacaklar. ustelik her defasinda vurguladimiz su koca evren icinde hicbirsey bilmiyorken kendi yasadigimiz yeri imtiyazli hale getirmek, kendi cocugunu herseyden ustun tutmak gibi bir mantiga erisiyor.

    belgeselde anlatilan cogu sey olasiliklarin aslinda neden bu halde oldugunu gosteriyor. ve eger boyle olmasaydi neler olabilecegine dair bilimsel aciklamalar getiriyor. oldukca basarili goruntulerle ve aktarimlarla cekilmis olan bu belgesel, bana kalirsa dogmatik dusuncelere sahip tum insanlara her zaman anlatilmaya calisilan uygun kosullarin neler olabilecegini gostermesi adina basarili bir cozumleme (tabi kimi konusmalari belgeselden cikarip yayinladigimizi varsayarsak). bu cozumlemeyi kisi kendi felsefesiyle zaten cozumleyecektir. cozumleyemiyorsa eger mumkun oldugunca uzak durulmasi gerekir bu kisilerden…

  18. Da Vinci diyor ki:

    Mustafa Ajlan Abudak: daha burdan bodoslama toslamışsın duvara ;

    Onları bir kenara koyalım ve burda söylediğin bazı şeylere bakalım:

    Böyle bir birşeyi ortaya koyduktan sonra, dünyamızın böyle bir kuşak içersinde bulunmasından şaşılacak bir durum var mı? :))

    Bunu yazan ben değilim:)) dikkatli oku ? Fuatogl adlı yorumcununlafzıdır o. Geri kalan gene bildik lafzınla dolu.

    Bodoslama? Neden? Senin argümanın orada bahsedilen şeyin materyalistlere göre olmasının mümkün olmadığı değil miydi? Ben de sana bunun aksinin olmasının mümkün olmadığını ve atmaya çalıştığın bokun komikliğini gösteriyorum. Daha ne istiyorsun?

    Mustafa Ajlan Abudak: Cevap verdiğini sandığın şeylerde kendini kandırmaca..ama en iyisi belgeselde seyredilsin senin o manzumelerinde okunsun ve öyle karar verilsin baştan beri neye itirazın olduğuda daha net anlaşılır.

    Ben cidden hiçbir şeye cevap vermedim. Yaşanabilirlik kuşağının bilimsel bir kavram olduğunu ve genel kabul gördüğünü ifade ettim. İmtiyazlı Gezegen’deki temel argümanın bu olmadığını, kitap ve belgeselin temel argümanının kitabın alt başlığında görüldüğü gibi Dünya’nın evren içindeki yerinin insanların bilimsel keşif yapabilmesi için tasarlandığı olduğunu söyledim. Eğer buna bir itirazın varsa dinlemek isterim ama görülen o ki senin bunlara girmek gibi bir amacın yok.

    Mustafa Ajlan Abudak: Hazımsızlık zor…Rare Erath ve İmtiyazlı Gezegendeki hakemli dergilerde çıkan argümanlarda senin ateist düşünceni rahatsız etmiyorsa herşeye kılıf bir düşünceyle mutluluklar dilerim.Değil parmaklarımı yormak seni çok iyi tanıdığımdan kılımı bile kıpırdatmamam gerektiğini çok iyi biliyorum.Kolay gelsin…

    Gerçekten de hazımsızlık zor :)) Yazdıklarımı okuduğuna emin misin Mustafa? Burada fuatogl ve benim de belirttiğim gibi bu yaşanabilirlik kuşağı zaten olması gereken, olmaması absürd olacak birşey iken söylenenleri anlamamak, idrak etmemek için sarf ettiğin insanüstü çabayı anlamakta zorlanıyorum.

    Galaksilerin belli bölgelerindeki yıldız sistemlerinde, yıldız sistemlerinin de belli bölglerinde yaşamın ortaya çıkması ve devam etmesi mümkündür. Buna şüphe yok. Bunun aksini iddia eden komik duruma düşer. Bunun yanında şaşırtıcı olmayan bir şekilde Dünya da bu özelliklere uygun bir bölgededir. Senin iddian bunun materyalizmle uyumsuz olduğuydu. Buna güldüm, hem de çok. Bu argümanını destekleyecek mantıksal bir açıklama bekledim ama yine şaşırtıcı olmayan bir şekilde senden açıklama gelmedi.

    Benim İmtiyazlı Gezegen’de karşı çıktığım şey bununla ilgili şeyler değil. Defalarca ifade ettiğim gibi Dünya’nın yerinin bilimsel keşif yapılabilmesi içni özellikle tasarlandığı argümanıdır. Yine defalarca ifade ettiğim gibi eğer bu görüşü savunacak birşeyler ortaya koyacaksan seninle bunu seve seve tartışabilirim.

    Bu arada geçen mesajımda linkini verdiğim yazımdan bir alıntı ile İmtiyazlı Gezegen’in konusunu ve içeriğini özetleyeyim:

    Da Vinci: Belgeselde, Güneş’in Samanyolu galaksisindeki ve Dünya’nın Güneş Sistemi içindeki yerlerinin kompleks yaşamın ortaya çıkabilmesini sağladığını söylüyorlar. Kompleks yaşamla kastedilenin de özellikle oksijenli solunum yapabilen çok hücreli hayvanlar olduğu belirtiliyor. Çünkü asıl iddia edilen şey Dünya’nın, üstünde yaşan canlılara evreni gözlemleyebilmesine, araştırma ve keşif yapabilme olanağı sağlamasının bir tasarıma işaret ettiğidir. Yani Gonzalez aslında, evreni gözlemleyebilecek, araştırabilecek ve keşifler yapabilecek düzeyde zekaya sahip canlıların (yani insanların), bu gözlem ve araştırmalara olanak tanıyan bir gezegende (yani Dünya’da) bulunuyor olmasının tasarımın bir işareti olduğunu iddia ediyor. Evrende veya Samanyolu’nun başka bir yerinde yaşamın (zeki canlıların değil genel anlamda canlılığın) oluşmasıyla ilgili bir iddiada bulunmuyor. Sadece insan gibi zeki bir canlının bu zekasını kullanarak evreni gözlemleme ve araştırma olanağı olan bir gezegende yaşıyor olmasının çok düşük bir olasığı olduğunu ve bu nedenle bunun bir tasarıma işaret ettiğini söylüyor. Basit canlı yapılarının çok farklı ve zorlu koşullarda ortaya çıkmasının mümkün olduğunu kabul ediyor. Bunun için Dünya benzeri bir ortama gerek olmadığını kabul ediyor.

    Aynı şekilde Rare Earth’te, Peter Ward ve Donald Brownlee de yaşamın ortaya çıkışının mümkün olduğunu sadece kompleks (oksijenli solunum yapan hayvanların) canlıların evrende nadir olduğunu iddia ediyorlar. Ward ve Brownlee, İmtiyazlı Gezegen’in temel argümanı olan Dünya’nın yerinin bilimsel keşif için tasarlandığı görüşüne kesinlikle katılmamakta ve ne kitaplarında ne de makalelerinde bu görüşü savunmuyorlar. Tasarım görüşüne karşı olduklarını açıkça ifade eden bilim insanlarını böyle ucuz oyunlarla kendi oyunlarınıza alet etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz çok merak ediyorum. Yaşanabilirlik kuşağıyla, İmtiyazlı Gezegen’in aşt başlığında ifa edilen temel argümanı arasındaki devasa farkı göremeyecek, idrak edemeyecek kadar nesnellikten, gerçeklikten kopuk musun?

    Fuatogl’a cevaben yazdıklarına bakalım:

    1- “Materyalist düşünceye göre zaten böyle bir kuşak olmamalı…” Ben felsefi anlamda materyalist bir insan olarak görüyorum kendimi. Bunu nereden çıkardığınızı anlamadım açıkcası. O yüzden, ciddiye alınabilecek bir kaç referans verirmisiniz bana? Oraya buraya “göz at” işiyle uğraştırmayın beni. Belki bulamam değil mi”

    Wallahi pes doğrusu okuduğunuzu anlama sorununuz yoksa buyrun;

    hxxp://en.wikipedia.org/wiki/Mediocrity_principle

    hxxp://en.wikipedia.org/wiki/Copernican_principle

    olmadı 7/24 materyalist Da Vinci bu tip konularda size benden daha çok yardımcı olur…

    Nasıl yani Mustafa? Mediocrity prensibine göre evrenin her noktasında yaşamın ortaya çıkamsı mümkün mü? Örneğin Dünya, Güneş’e şimdikine göre 1/10 mesafede olsaydı yine yaşam ortaya çıkıp hala varlığını devam ettiriyor mu oalcaktı? Mediocrity prensibinin böyle birşey olduğunu mu iddia ediyorsun? Hadi diyelim durum böyle, materyalistlerin böyle bir görüşü savunması gerektiği hatta savunduğunu falan mı iddia ediyorsun? Bunun ne kadar komik olduğunun farkında olduğunu düşünmek istiyorum ama pek de umutlu değilim.

    2- Birşeyin kendine has uygun koşullarda bulunuyor olması normal değil midir? Evrende böyle olmayan kaç durum vardır ve varsa birkaç örnek verebilirmisiniz?

    Bu bir felsefi karadelik sorusu.Bu tip bir soru cevapsızlık için sorulur cevap için değil aradığınız cevap olsaydı.İnsani ilkeler size en iyi cevabı zate veriyor olacaktı…ama niyet belli etmesi acısından iyi ki sormuşsunuz.

    hxxp://akillitasarim.wordpress.com/2007/09/03/evrenin-tasarimina-40-ornek/

    Şu meşhur 40 tasarım örneği zırvalığına da hayranım. Bu kadar saçma sapan, neredeyse tamamı sadece bilim cahillerini etkileyecek türden zırvalıklarla dolu örnekleri bir araya toplayıp çok önemli birşeymiş gibi sunmak nasıl bir psikolojik travmanın ürünü olabilir diye hep düşünmüşümdür. Bu durumdakilere acımaktan başka birşey gelmiyor elimden maalesef.

    3- Mesela astroidlerin “astroid kuşağında” bulunuyor olması astroidleri evrende özel olarak tasarlanmış birşey mi yapıyor? Eminim evrenin birçok yerinde sayısız astroid vardır ve hepside kendi kuşaklarında bulunuyordur.

    Astrofizikçi değiliz elbette ama astroid kuşaklarının birkaç aşikar faydasını söyleyelim. Tasarımlar uzun vadeli yatırımlardır..

    hxxp://www.uga.edu/srel/ecoviews/ecoview050501.htm

    hxxp://www.sciencedirect.com/science?_ob=ArticleURL&_udi=B6VJ1-4F9246K-1&_user=10&_rdoc=1&_fmt=&_orig=search&_sort=d&view=c&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=19d10640f569dbb9c633e44132e0febb

    Söylediklerine ve verdiğin linklere bakınca fuatogl’un anlatmak istediği şeyin ne olduğu hakkında en ufak bir fikrin olmadığı açıkça gözüküyor. Ortada resmen bir “ben diyorum Ankara sen diyosun ..tüm kara” durumu var. Tabi “alakaya maydonoz doğramak” veya “alakaya çay demlemek” veya “dam üstünde saksağan vur beline kazmayı” da bu durumu açıklamak için kullanılabilecek özlü sözler arasındadır. İnsanın gözü dönünce böyle oluyormuş demekki.

  19. Da Vinci’nin son yorumda sergilediği tutumun bu insanların (materyalist-ateist) genelde nasıl bir hazımsızlığa sahip olduklarını ve içlerindekini nasıl kustuklarını yeterince gösterdiğini düşünüyorum..

    Sadece burada bu adamları ciddiye alıp okuyanların 40 Tasarım makalesi altında yapılmış olan tartışmaları okuyup kendilerinin ”gerçek yüzlerini” daha net bir şekilde kavrayabileceklerinide düşünmekteyim.

    http://akillitasarim.wordpress.com/2007/09/03/evrenin-tasarimina-40-ornek

    Şimdi gelelim bu güruhu neden ciddiye almadığıma gelince gene üsteki yorum size yeterince kanıt sunmaktadır;

    ”Ben de sana bunun aksinin olmasının mümkün olmadığını ve atmaya çalıştığın bokun komikliğini gösteriyorum”

    ”Ortada resmen bir “ben diyorum Ankara sen diyosun ..tüm kara” durumu var. ”

    Bu güruhun bir şeyi anlamaya kendi görüşünü eleştirisel manada incelemye ortaya sunulan kanıtları incelemeye yada onlardan yola çıkıp kendi eksenini değerlendirmesine hacet var mı? :)) Ayrıca bu site editörünün bu tip yazı yorumlara izin vermeside bu sitenin güzideliğine gölge düşürmektedir.

    Yukarıda editörün sizlere sunduğu çevirimle katmak istediğim blogumdaki amaç kısmında açıkladığım kadardır. Ne eksik ne fazla kısadan hisse;

    http://akillitasarim.wordpress.com/blog-amac/

    Bir doğrunun yada sonuç çıkarımının salt savunulması değil, elde edilen verilerin ışığında ne gibi çıkarımlar yapabileceğimizi sorguluyoruz. Bu çıkarımların kesinlikle gerçeği temsil ettiğini iddia etmiyoruz, sadece aktardığımız şekilde olma olasılığının diğer ”olası açıklamalara” göre daha olası olduğunu savunuyoruz…

    Bununda yukarıdaki gibi iflah olmaz bir nefretle karşılanması bazı şeyleri doğru yaptığımız kanımızı kuvvetlendiriyor. Çalışmanın içersindeki çeviri eksikliği yada yanlış terim kullanımı gibi noksanlıklarımızın belirlenmesi durumunda mail adresimize bildirilmesini temmeni ediyoruz.Umudumuz odur ki, bu noktadan sonraki kişisel yorumlarında bilimi bağlayan bir yanı olduğu düşüncesinde değiliz.Çalışma,çalışmanın çevirisi ve nette bu çalışma ile ilgili oldukça fazla veri bulunabilecektir.İlgililerin bundan istifade edebileceğini düşünüyoruz.Bu blogtada Materyalist güruhun gerçek yüzünün ifşa edilmesine katkıda bulunan editöre teşekkürlerimizi sunup yorum köşesinde siteye edeben uygun bir içerik katmasını dileyerek sözü bitiriyoruz.

    Daima söylendiği gibi hayat içersinde herkes ve herşey değişiyor, her fikir kendini yeni veriler ışığında geliştiriyor, dönüştürüyor… Bu değişimden ne evrimin ne de Yaratılışcı ve Darwincilerin kaçması mümkün değil.

    Saygılarımla…

  20. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Mustafa arkadas,

    Verdigin linki ve samimi olduguna inandigim (Akilli Tasarimcilik adina) o temel soylemini/inancini/amacini elimden geldigince dikkatlice inceledim.
    Hersey guzel ama, yukarida benim asil vurgulamak istedigim sey;
    Bilimsel baglamda/literaturde sadece somut veriler ortaya konulur, ve ardindan her kisi kendi “gonlunde” bu somut verileri kendi felsefesine/dinine gore ozgurce yorar olabilmelidir. Bugun zaten bu baglamda Big bangi de Evrimi de vs. ateistik/agnostik/deistik/teistik acilardan ozgurce degerlendirebilen insanlar mevcut olabilmelidir kendi gonullerinde…
    Ancak daha en bastan illa da bir gizli “Tasarimci” fikri boyle onden ve zoraki empoze edilmeye calisilirsa, bu Bilimsel baglamdaki adalete golge dusurmez mi?
    Bilim ateist/agnostik/deist/teist tum insanlarin ortak paydasi olacaksa/olmaliysa, boyle bir gizli “Tasarimci” dayatmasi daha en bastan bu ortak/adil anlayisi despot/kaba bir sekilde bozmaz mi?
    Bu ortak/adil anlayisin su an ABDde nasil saglandigini ve Akilli Tasarim hareketinin bu ateist/agnostik/deist/teist tum insanlarin Bilimsel alandaki adil/ortak anlayisini “sinsice” bozmaya yonelik (Bushun onden kitle imha silahlari bahanesiyle sonradan gelen isgalciligi gibi…) Bilimsel alanda nihai olarak isgalci Evangelist bir tehdit (Akilli Tasarimin en buyuk finans kaynagi Evanjelik baronlar ve Kiliseler olmalidir Amerikada!) olarak goruldugunu Bilim, Inanc ve Egitim bolumu altinda da bir miktar irdelemis olmaliyiz. Bu konulardaki perspektifine faydali bazi katkilarda bulunabilir, umarim/dilerim.
    Tum diger samimi/gayretli bilimsel calismalarinda yurekten basarilar dilerim. Esenlikle ve Saglicakla kaliniz.

  21. Da Vinci diyor ki:

    Mustafa Ajlan Abudak’tan yine içerik olarak koca bir hiç geldi. Yaptığı en iyi şey olan büyük ateist-materyalist-darwinist komplosundan yakınmış ve lanet okumuş. Aferim sana Mustafa. Eleştirilere yanıt vermekle falan sakın ola uğraşma, hep bu şekilde olayı başka yönlere çekmeye büyük komplodan yakınmaya, onları lanetlemeye devam et.

    Sakın olan İmtiyazlı Gezegen kitabının ve belgeselinin temel argümanı olan, Dünya’nın yerinin insanların bilimsel keşif yapabilmesi için tasarlandığı görüşünü (ki bu bu kitapla ilgili asıl karşı çıkılan şeydir, yaşanabilirlik kuşağı falan zaten genel kabul gören şeylerdir) savunmayı deneme. Sakın böyle birşeye kalkışma. Aman sakın.

  22. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Galaksilerin belli bölgelerindeki yıldız sistemlerinde, yıldız sistemlerinin de belli bölglerinde yaşamın ortaya çıkması ve devam etmesi mümkündür. Buna şüphe yok. Bunun aksini iddia eden komik duruma düşer.”

    http://sci.esa.int/science-e-media/img/f4/32786.jpg

    evet Da Vinci bazı galaksilerin ve tüm yıldız sistemelerinin bir yaşam bölgesi vardır.yaşam bölgesi olmadığını kimse iddia edemez.ancak yaşamın ortaya çıkması ve devam etmesi kısmı yanlış.öncelikle yıldız sisteminin içinde yaşam bölgesi alanında bir gezegen olmalı.sonra uygun atmosferik koşullar bulunmalı.sonra su olmalı.bir çok yıldız sisteminde su ya katı haldedir yada gaz.bizimkisi gibi bir Dünya’nın ortaya çıkabilmesi için olasılık hesapları yeterli olmaz.Ayrıca canlılığın ortaya çıkabilmesi için Güneş ışınlarının zararlı olmamasıda gerekli.Bilinçsiz bir gezegen güneş ışınlarına karşı nasıl bir atmosferik koruma mekanizması geliştirebilir?

  23. fuatogl diyor ki:

    Mustafa bey,
    Evet, ortak akıl a tosladınız. Sonuçta ben neyi yazıyorsam onu savunuyorum. Da Vinçi de kendi savunmadığı şeyi savunacak değil herhalde. Ortada bir kurgu yok, dinsel dogmanin zihinsel tuzklarına düşmemiş aklı başında her insanın bağımsız olarak varabileceği soru ve sonuçlar bunlar.

    Birşeyin kendine has uygun koşullarda bulunuyor olması normal değil midir? Evrende böyle olmayan kaç durum vardır ve varsa birkaç örnek verebilirmisiniz?

    Bu bir felsefi karadelik sorusu. Bu tip bir soru cevapsızlık için sorulur cevap için değil aradığınız cevap olsaydı. İnsani ilkeler size en iyi cevabı zate veriyor olacaktı…ama niyet belli etmesi acısından iyi ki sormuşsunuz.

    Çok güzel, durumu anlamışsınız. Niyetim belli tabii ki. Sorunun olumlu bir cevabı elbette yok. Burada önemli olan bu soruyu sizin argümanlarınızın sorduruyor olması. Saçma sapan durumların olumlanmasını gerektiriyor saçma tasarım iddialarınız.

    Astroid örneğime “astroidlerin faydaları” şeklinde verdiğiniz cevap yada ise zannedersem savunduklarınızın gerçekten savunulamaz durumda olduğunu eğlenceli bir şekilde gösteriyor. Saygın bilim sitelerinden linkler saçarak da herhalde bilimsellik açısından yırttığınızı zannediyorsunuz. Ya anlayamıyorsunuz, yada gerçekten anlayıp mecburen ilgisiz cevaplar vermek zorunda kalıyorsunuz. Atroidler faydalıymış! Gel de sinir olmaz.

    Saydığınız prensipleri anlayamamış olmanız sizin sorununuz. Bunlar materyalist felsefeden doğmuş değildir. Şeyleri “yaftalayarak” düşünmeye alıştığınız için beğenmediğiniz herşey “materyalist” oluyor sizin için. Ve bu prensiplerin hiç birisi habitable-zone gibi kavramlarla çelişmiyor. Mesnetsiz şeyleri savunup durmayın ve şu kopernik prensibini lütfen bir kavrayın artık. Birkaç yüzyıl geriden geliyorsunuz.

    Mustafa bey, gerçekten cevaplarınız sefil durumda, sinir bozucu bir şekilde insan aklıyla dalga geçer nitelikte hepsi. Kusura bakma. HAbire kopyala-yapıştır,kopyala-yapıştır.
    O yüzden bu şekilde “Wallahi pes”, “materyalist güruh”, “acı bir gülümseme ile yazıyorum”(bak sen şu ise) vs.vs gibi vuruşlarla işi kurtarmaya çalışmayın.

    Bununda yukarıdaki gibi iflah olmaz bir nefretle karşılanması bazı şeyleri doğru yaptığımız kanımızı kuvvetlendiriyor.

    Demek öyle! İnsanları çileden çıkar, zihinsel işkence yap ondan sonra da onları seyredip “way ben ne kadar haklıyım” de. O yüzden “ne kadar çok sinir edersem o kadar çok haklıyım” gibi bir sonuca vardınız sanırım.

    Da Vinçi de veremediğiniz cevapları yorumlamış. Sağolsun beni fazla uğraştırmaktan ve zihinsel bir işkenceden kurtamış bu güzel pazar günü.

    Sonuç olarak, yukarıdaki yazınızda savunulanların ciddiye alınacak hiçbir tarafı yok. O yüzden de bu tasarım görüşleri bilim dünyasında pek ciddiye alınmıyor ve genelde hep hristiyan gericileri tarafından savunuluyor, kimin neyi neden savunduğunu hepimiz iyi biliyoruz.

  24. materyalist kadrolu yorumcular çok rahatsız, gene herkes adına karar veren ”dogmalardan” özgür akılları ile aydınlanmış zihinleri için rehberlik arzularını kamçılamışız. Ben ilgili okuyucular adına karar vermek yerine. İlgilenenler için bazı lehte ve aleyhte birkaç önemli link daha vereyim;

    Aleyhte;

    http://pandasthumb.org/archives/2004/08/icons-of-id-pri.html

    http://pandasthumb.org/archives/privileged_planet/

    Lehte;

    http://www.guardian.co.uk/science/2003/sep/23/spaceexploration.comment

    by Paul Davies

    http://www.discovery.org/a/2016

    Third voice;

    http://www.authorsden.com/visit/viewArticle.asp?id=46401

    Da Vinciye The Design Matrixi okumaya ve sindirmeye devam etmesini diliyorum.
    Fuatogl adlı yorumcuya herhangi bir asabiyet giderici şurup iyi gelebilir.”gerçek” Bilimi savunurken sinirleri harap olmuş…

    Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz..

  25. Editör diyor ki:

    Sevgili Arkadaşlar,

    Lütfen yorumlarınızda kişisel ithamlar, eleştiriler, aşağılama olarak algılanabilecek sözlerden kaçınmaya çalışın. Sizden ricam konuların özleriyle ilgili yorumlar, eleştiriler, övgüler yapmanızdır. Yazarların kişiliklerine yönelik eleştiriler hem asıl konunun düzgün bir şekilde tartışılmasını engellemekte hem de benzer karşılıkların verilmesine neden olduğu için burada oluşturmaya çalıştığımız nezih tartışma ortamının seviyesini düşürmektedir. Lütfen asıl konulara odaklanıp kişisel tartışmalardan uzak durmaya çalışalım. Saygılarımla…

  26. Sayın Kurandaki Din

    ”Ancak daha en bastan illa da bir gizli “Tasarimci” fikri boyle onden ve zoraki empoze edilmeye calisilirsa, bu Bilimsel baglamdaki adalete golge dusurmez mi?”

    şimdi bloglarıma sitelerime bir göz atın, arama yapın ve bu tasarımcı fikrini ne kadar işlemişim görün..Tasarım mana acısından neyi ifade ediyor;

    Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre tasarım;

    1 . Zihinde canlandırılan biçim.

    2 . Bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, desen, tasar çizim, dizayn.

    3 . Bir araştırma sürecinin çeşitli dönemlerinde izlenecek yol ve işlemleri tasarlayan çerçeve, tasar çizim, dizayn.

    4 . felsefe Daha önce algılanmış olan bir nesne veya olayın bilinçte sonradan ortaya çıkan kopyası.

    Şimdi tasarım bilimin ilgilendiği herhangi bir yapıda tespit edilmişse yada onu açıklamak için bizler kendi tasarımlarımızı referans alıp kavramsal olarak indirgeyerek bu yapıları anlamlandırabiliyorsak, Tasarımcı çıkarımı burda tasarım kelimesinin içeriğinde vardır.Sizn empoze dediğiniz şeye ben içerikte mevcut diyorum.Ben Tasarımcının varlığının eserinden yada sanatından kaynaklan bir soyut mevcudiyet olduğu fikrindeyim.Somutlaştırma yada bir adlandırma benim hem ilgim alanı dışında hemde amacım dışındadır.Kendi özelimde bunu kendi çıkarımımla bağdaştırabilirim.Buda sadece beni ilgilendirir.Fakat özellikle dikkat ettiğim nokta bunuhiçbir yazımda yada çevirimde ilgililere empoze etmemektir.Onlara adına karar vermemektir.Kendi kararımı savuurkende bu benim ulaştığım vardığım sınırlı noktadır şeklinde bir argümana dayanırım.Genelde verdiğim çeviri yazılar , kişisel olarak beğendiğim ve benim gibi konuya alakalı insanların okuyup düşünüp kendi adlarına bir nihai sonuca varabilmelerine yardım edecek metinlerdir. İman acısından olaya bakarsak zaten gayb kıstası bunu gerektirir.Tasarımcı kimliğinin bir formülasyon sahası olması gaybe iman kıstasınla uyuşmamaktadır. Umarım benim aktarmak istediğim nüans farkını anlayabilmişsinizdir.

    Bu son yorumumda sayın Bigalıogluna ve size teşekkür ediyor ve sabırlar diliyorum…

  27. fuatogl diyor ki:

    Mustafa bey, rahatsız olduğumu itiraf ediyorum. Fakat bu ne ezberimin bozulduğundan nede görüşlerimin çürütülmesinden kaynaklanıyor. Beni rahatsız eden tartışma yönteminiz ve kullandığınız üslub.

    “Ateist çarpıtma”, “materyalist gürüh” gibi bir dil kullanarak giriş yapıp, sonra da savunduklarınıza gelen eleştirileri savuşturmak için alaycı bir üslub ile anlamamazlığa vurup ilgisiz şeylerden bahsetmeniz, yazılarınıza vakit ayırıp okuyanları doğal olarak rahatsız eder. Bunun karşılığı olarak da, sanki çelikten bir sabrımız varmış gibi anlayış ve saygı beklemeniz biraz yersiz oluyor.

    Örneğin ben sizin savunmaya çalışdığınız tasarım çıkarımınızı eleştirip basitleştirilmiş bir örnekle tartışmaya giriştim. Fasulyelerin, su toprak ve bitkilerin olduğu yerde bulunuyor olması dünyadaki fasulyelerin evrende merkezi olacak şekilde tasarlanmış olduğunu gösterir mi diye size soru soruyorum. Size ise cevap olarak bana fasulyelerin faydalarını saymaya başlayıp oraya buraya, kendi fikirlerinizle bile çelişen yazılara link veriyorsunuz. Benim bundan rahatsız olmam, sinirlenmem doğal değil mi?

    Rahatsız edici bir başka noktadan daha bahsedeyim. “Intellectual dishonesty” diye birşey duydunuz mu? Türkçeye entellektüel samimiyetsizlik diye çevriliyor zannedersem? Şimdi size bir soru sormak istiyorum bu bağlamda. Boşa çıkan tartışma girişimimizden hemen sonra yazdığınız yorumunuzda bize bir okuma listesi veriyorsunuz. Bu listeyi “lehte” ve “aleyhte” diye ayırıyorsunuz. Herhalde yukarıdaki yazınızda savunduklarınıza atfen yapılan bir sınıflandırma bu. Yani bu tasarım çıkarımlarınıza lehte ve aleyhtelik söz konusu. O zaman sorum şu: Tanrı meselelerinde agnostik görüşleri ile bilinen, evrim teorisiyle hiçbir sorunu olmayıp daha da derinlere gidip “ilk replikasyon” hakkında kafa yorup doğal açıklamalar bulmaya çalışan bir insanı, sanki savunduğunuz görüşlere ortakmış gibi, sanki dünyayı evrende merkezi ve üstün bir güç tarafından tasarlanmış olarak görüyormuş gibi “lehte” diye referans vermeniz entellektüel dürüstlüğe uyuyor mu? Bu konuda dürüst değilsiniz dersem size, bu bir kişisel saldırı mı olmuş oluyor?

  28. Sayın Fuatogl

    Elbette uyuyor..Ben elden geldiğince karşı kampında olası en iyi açıklamasını sunarım hatta varsa 3. bir başka acıdan bakabilenleride eklemeyi severim ki perpektif geniş olsun.Lehtekileri kendi beğenim aleyhtekileride olası en iyilerden seçerim..Bu tek yönlü bir anlatımdan daha “Intellectual honesty” uygun olduğunu düşünüyorum.Bloglarım orda metin metin incelenebilir farklı bir tutumla karşılaşılınırsa haber verilsin özür dileyerek derhal düzelteyim.

    Ben sadece tasarımcının kimliği konusunda agnostik tavır sergilenmesi taraftarıyım(kendim bu konudada agnostik değilim). Diğer konularda bir görüşü benimsediğim için AT blog ve sitesine sahibim. Fakat bunu yaparken Da Vinci sitesi yada HY sitelerinin yaptığı gibi belirli bir amacın(dini,siyasi) propagandası için yapmıyorum. Fakat felsefik (telic) bir gönderimim kaçınılmaz olarak vardır.S.Gould dediği gibi bilim sonuçta bir insan etkinliğidir. Düşünen insanlar için düşünen bir insandan yardım (çeviriler ve bilgilendirme) olarak görüyorum yaptıklarımı.Bir ikna odası değil yayınlarım.Getirdiğiniz eleştiriler bana göre hedef saptırmak yani sanki habitable zone bu kitaptan evvel geniş kabul görüyormuşta bundan çıkarılan bilimsel keşif içinde olası en iyi yerde olunduğu çıkarımı bir gece yoga yaparken Gonzalez efendiye inmiş gibi tavır takınmanız çok şaşırtıcı. Paul Davies dediği gibi;

    The Copernican principle – that our location in space is unremarkable – is the default assumption for most scientists…

    durumu söz konusu iken ve bu çalışma bu söylemi epey sarsmışken (özellikle Samanyolundaki konumdan yola çıkarak olası diğer hayat dolu gezegenlerin olası galaksiler içindeki varlığının zannedildiği gibi çok olası olmadığını göstermesi) Neyse belgeseldeki verilerin çıkarımların temelinin bilimsel olması sizi ilgilendiriyor mu ilgilendirmiyor mu? Kitabın verileri bilimsel mi değil mi? Evet burdan yola çıkıp bilimsel keşif için en olası yerde değiliz deme özgürlüğünüz var.Ben sunulan kanıtlar sayesinde yaşanabilirlik kuşağı ( materyalistler için bir nevi İnsani ilkeleriin gönülsüz kabulü) ve bilimsel keşif için var olan konumumuzun parallelliğinin sizin sonsuz tesadüflerin kutlu yaratıcılığı olarak görmüyorsam ve birçok başka çıkarımımla birlikte ”dünyayı evrende merkezi ve üstün bir güç tarafından tasarlanmış olarak görüyor” isem bu bilimsel bilginin farklı algılanması değildir de nedir? Siz ikna mı olmadınız yada verilenler yaratılışcıların bir kurgu tiyatrosu olarak mı size göründü? E napalım herkesin aynı fikirde olmaması çok doğaldır ama birilerinin temel argümanı es geçip kendince yumuşak karın olarak gördüğü yere saldırması bilimsel etiğe ne denli uyar tartışmalıdır. Bu yapıma gelen itirazında genelde astro fizik dünyasından değilde bu yapımın sonuçlarının epey rahatsızlık verdiği Panda’s Thumb gibi güdümlü yerlerden gelmeside düşündürücüdür…Siz aklınızın size nasip ettiği kadarıyla algılamaya ve anlatmaya devam edin biz en başından bu yana elden geldiğince bunu yapma gayretindeyiz. Çeviri hatamız ve kasti gözükebilecek yanlış yönlendirmemiz olduysa affola.Size selametler dilerim..

  29. Da Vinci diyor ki:

    Birkaç noktaya değinmeyi gerekli görüyorum:

    1. Sanırım Mustafa Ajlan Abudak, yaşanabilirlik kuşağı kavramını olması gereken birşey olarak görmemizi ve bu kavramın üzerine gidip eleştirmememizden pek hoştun değil. Böyle bir görüşün, materyalizmle direk çelişeceği gibi absürd bir düşünceye sahip olmasından kaynaklanıyor olabilir bu hoşnutsuzluk ve olan biteni kavrayamama hali. Balıkların suda yaşıyor olması gerektiğini kabul etmemek biraz saçma olmaz mıydı? İnsanlar da insanların yaşamasına olanak sağlayan özelliklere sahip bir yerlerde yaşamak zorundadır. Bunun tartışılacak, karşı çıkılacak, kabul edilmeyecek bir yönü yok kanımca.

    2. Benim kendi blogumdaki amacım, evrim teorisine bilimsel nedenlerle değil, dini veya politik nedenlerle karşı çıkıp, bu karşı çıkışlarını bilimselmiş gibi göstermeye çalışırken, bilimsel gerçekleri bilinçli olarak çarpıtan, saptıran, manipüle eden ve hiç utanmadan yalanlar söyleyebilen, iftira atabilen, hakaret edebilen ve amaçları uğruna sahtekarlık yapmaktan çekinmeyen kişilere cevap vermek, onların yalanlarını, sahtekarlıklarını ortaya koymaktır. Yani Mustafa Ajlan Abudak’ın uydurduğu gibi benim hiçbir propaganda amacım yok. Evrim teorisinin belli bölümlerine bilimsel nedenlerle karşı çıkan bilmi insanlarına saygım sonsuzdur. Asıl dertleri bilim olduğu için zaten onlar da yukarda bahsettiğim diğer grup gibi yanlış işlere kalkışmıyorlar ve ben de bu nedenle onları eleştirme gereği bile hissetmiyorum. Eğer yukarda bahsettiğim yanlış işleri evrim teorisini savunmak adına bile olsa birisi yaparsa, onu da aynı şekilde eleştirmekten çekinmem. Sonuçta hiçbir yere göbek bağıyla bağlı değilim. Ben gerçeklerin çarpıtılarak insanların aldatılmasına her zaman karşı çıkarım. Benim temel prensibim budur.

    3. Paul Davies’ten verilen linkin konuyla uzaktan yakından ilgisi olmadığını da söylemeden geçmek olmazdı heralde. Davies, çoklu evren (multiverse) teorilerinin Kopernik prensibini zorladığını söylüyor. Davies’in yazısının bu yazının konusu olan şeylerle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Kaldı ki Davies akıllı tasarım görüşünü savunan birisi de değildir. Davies hiçbir kitabında, hiçbir makalesinde veya hiçbir konuşmasında, Gonzalez’in kitabının temel argümanı olan Dünya’nın yerinin insanların bilimsel keşif yapabilmesi için özel olarak tasarlandığı görüşünü savunmamıştır, savunmamaktadır.

    4. Yaşanabilirlik kuşağı, insani ilkelerden zayıf olanıyla ilgilidir. Kavramın mucidi Brandon Carter’ın ifade ettiği gibi zayıf insani ilke (weak anthropic principle – WAP) şöyledir:

    We must be prepared to take into account the fact that our location in the universe is necessarily privileged to the extent of being compatible with our existence as observers.

    Yani kısaca konumumuz, gözlemciler olarak varlığımızla uyumlu olan yerlerle sınırlı olacak şekilde ayrıcalıklıdır. Zaten bu görüşe ne ben ne de fuatogl karşı çıktık. Aklı başında kimsenin de çıkacağını sanmam. Varlığımızla uyumlu olmayan bir yerde olmamız biraz garip olurdu zaten. Bu noktadan bakınca yaşanabilirlik kuşaklarının varlığı ve WAP, sapına kadar naturalizm ve materyalizm ile uyumludur ve hiçbir şekilde tasarım argümanına doğrulayıcı bir delil sağlamaz çünkü tasarım olsa da olmasa da WAP’ta ifade edilen şey olması gereken birşeydir. Bu nedenle WAP, akıllı tasarımın doğruluğu göstermekte bir delil olarak kullanılamaz.

    5. İmtiyazlı Gezegen’deki tasarım iddiasına astrofizik dünyasından değil de Panda’s Thumb’dan itiraz gelmesini şaşırtıcı bulmak biraz garip geldi bana. Neticede Gonzalez’in çıkarımı bilimsel bir çıkarım değil. Tamamen felsefi bir çıkarımda bulunuyor. Bilmisel konulardaki verilerin doğruluğunu tartışmıyoruz burada. Gonzalez, nesnel verilerden yola çıkıyor ama tasarım çıkarımı yapmak için felsefeye giriyor. Tasarım çıkarımı yaparken bilimsel yöntemleri değil felsefeyi kullanıyor. Panda’s Thumb’da yazıları inceleme zahmetine katlananlar yapılan itirazların astrofizikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını görecektir.

  30. Da Vinci

    gene bilindik şekilde ard niyetli…

    Metin doğrudan imtiyazlı gezegenle alakalı değil ama içeriği bal gibi alakalı;

    ”The Copernican principle – that our location in space is unremarkable – is the default assumption for most scientists…”

    ”Take the mass of the electron. Why does it have the value it does? Well, maybe the mass isn’t decided in advance once and for all by some deep law, but just comes out at random, like the throw of a die, in the searing maelstrom of the big bang.” İnsani ilkeler…?

    History has thus turned full circle. ”According to the multiverse theory”, if you look at Earth’s location in space on a grand enough scale, then it does occupy a special and privileged position, namely one that can support life. Like winners in a gigantic cosmic lottery, we find ourselves in a rare bio-friendly patch for the simple reason that we could not exist in any of the bio-hostile ones…

    Şimdi belgeselde Paul Davies ait alıntıları buraya almaya gerek yok. Ben lehte derken kastedilen belgeseldeki temel veriye lehte söylemle katılan P.Davies başka bir konuda bazı kısımlara katılıp bazı kısımlarına itiraz edilebileceğiydi. Yani aynı temel veriyle farklı sonuçlara ulaşılabilindiği hatta birbiriyle alakasız ve zıt görünen iki düşüncenin (çoklu evren ve AT) aynı konu üzerinde benzer kanıya varabileceğini göstermek acısından koydum.Salt P.Davies bunu söylüyor ve imtiyazlı gezegendeki veriyi onaylıyor demek için değil.Önceki yorumlardada zaten bu çeşit metinleri linklemeyi sevdiğimi belirtmiştim.Fakat işte karşı taraf ard niyeti, yorumu maç havasında yaşaması, kendi görüşünün biatının her şeyin üzerinde olması bunu algılamasını imkansızlaştırıyor..

    Lehte sıradanlaştırmak isteseydim doğrudan discoveryde bunla ilgili sayfa var onu linkler geçerdim. Amacım farklı bir bakış acısı ve başka bir içeriğe sahip metinden konuyla kesişen noktalarda farklı bakılabilinen durumlar. Neyse benim hatam gerçektende özür dilerim…

    Gelelim kendisinin yazdığında benim saptadığım durumlara…

    ”Varlığımızla uyumlu olmayan bir yerde olmamız biraz garip olurdu zaten. Bu noktadan bakınca yaşanabilirlik kuşaklarının varlığı ve WAP, sapına kadar naturalizm ve materyalizm ile uyumludur. ”

    Tam bir totoloji…

    Niçin mi? , sözün gereksiz, herhangi bir ek bilgi içermeyen şekilde tekrar kullanımı ki buna totoloji deniyor bildiğim kadarıyla yani ;

    Ağaç, ağaçtır… Konum konumdur…Böyleyiz böyle olmalı…

    ”Neticede Gonzalez’in çıkarımı bilimsel bir çıkarım değil ! ”

    Bilimsel olması için materyalizme hizmet eden bir çıkarım olmasının zorunluluğu mu var? Bilimsel çıkarım nedir tanımlayın bir bakalım ?

    P.Davies’e gelince yazılarınızı okuyan zannederki Davies sizin görüşlerinizle uyum içersinde bir bilim insanı :))

    http://en.wikipedia.org/wiki/Paul_Davies

    Bu kariyerdeki bir bilim insanının imtiyazlı gezegenekatkıda bulunması ve yapımda yer almayı kabul etmesi bile hala birilerine bir şey ifade etmiyor mu ? Onu bile kendi düşüncelerinle oldukça uyumlu biriymiş gibi gösterme gayreti ne beyhude ne acınacak bir durumdur…

    Sayın HY P.Davies’in kitaplarından ve yazılarından oldukça çok faydalanmaktadır. ( ki Da Vinci bu gerçeği çok iyi bilmesine rağmen yukarıdaki yorumu yazabiliyor) Şimdi hazır çeviri var olması sebebiyle sayın HY sitelerinden alıntılıyorum;

    Paul Davies (Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi’nden ünlü matematiksel fizik profesörü):

    Evrende nereye bakarsak bakalım, en uzaktaki galaksilerden atomun derinliklerine kadar, bir düzenle karşılaşırız… Bu düzenli, özel evrenin merkezinde “bilgi” kavramı yatmaktadır. Yüksek derecede özelleşmiş olan ve organize edilmiş bir düzenleme sergileyen bir sistem, tarif edilebilmek için çok yoğun bir bilgi gerektirir. Ya da bir başka deyişle bu sistem yoğun bir “bilgi” içermektedir…

    Bu durumda çok merak uyandırıcı bir soru ile karşı karşıya geliriz. Eğer bilgi ve düzen, sürekli olarak yok olmaya yönelik doğal bir eğilime sahiplerse, Dünya’yı çok özel bir yer kılan bütün o bilgi ilk başta nereden gelmiştir? Evren, zembereği yavaş yavaş boşalan bir saate benzemektedir. Öyleyse ilk başta nasıl kurulmuştur?415

    Hesaplamalar evrenin genişleme hızının çok kritik bir noktada seyrettiğini göstermektedir. Eğer evren biraz bile daha yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. Bu iki felaket arasındaki dengenin ne kadar “iyi hesaplanmış” olduğu sorusunun cevabı çok ilginçtir. Eğer patlama hızının belirli hale geldiği zamanda, bu hız gerçek hızından sadece 1/1018 kadar bile farklılaşsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Dolayısıyla evrenin patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle belirlenmiştir. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur.416

    Fizik kanunları çok üstün bir dehanın ürünü gibi görünüyor… Evrenin bir amacı olmalı.417

    Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının, çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur… Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal dengeler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir.418

    Evrenin başlangıcı hakkındaki son bulgular, genişlemekte olan evrenin, hayranlık uyandırıcı bir hassasiyetle düzenlenmiş olduğunu ortaya koymaktadır.419

    Eğer doğanın derinliklerinde gerçekleşen işlerin kompleksliği, dünyanın en zeki beyinleri tarafından bile zor anlaşılıyorsa, bu işlerin sadece birer kaza, birer kör tesadüf eseri olduğunu nasıl düşünebiliriz?420

    http://www.evrimcilerinitiraflari.com/28.htm

    Artık P.Davies neyi desteklediği neyi desteklemediği neye karşı argüman oluşturduğu vs ile ilgili kararı okuyanlar versin…

    (açıkca AT destekçisiyim demesi gereklidir diyenler parmak kaldırsın)

    Saygılarımla…

  31. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Fasulyelerin, su toprak ve bitkilerin olduğu yerde bulunuyor olması dünyadaki fasulyelerin evrende merkezi olacak şekilde tasarlanmış olduğunu gösterir mi… ”

    o kadar lakırdının arasında en işe yarar bunu bulabildim.fasulyelerden medet umar hale geldiysek ooooo.neyse fasulyeleri Allah dede biz yesin diye tasarlamış.evrenle fasulyenin ne alakası var dimi.tabii fasulye aynı şartların mevcut olmadıgını düşünürsek evrende tek tasarımdır.tabii bizimkine benzer başka bir Dünya bulursak ve oradakilerde fasulyeye benzer şeyler yiyorlarsa evrendeki tek fasulye örneği olmuyor.

    konunun videosunu seyrettim.hakketten bu adam hristiyan dincilerden para almışta özellikle böyle bir yapıt hazırlamış gibi görünüyor.ateist arkadaşların kızması çok normal.bu sefer ilk davranan ben olayım dedim.adama çamur yapıştırmak için.dinci yobaz bu gonzalez ve yandaşı da filozof zaten.ispanolmudur nedir.zaten ispanyollardan adam çıkmaz.

    evrim bilimsel bir gerçektir.
    paralel evrenlerde olabilir.
    evren büyük bir ihtimalle sonsuzdur.
    bir gün big-bang diye bir şeyin olmadıgını bulacağız.
    ateistler toprak olacak.o yüzden bu yaşamalarını zevki sefa içinde geçirsinler.
    arkadaşların biraz suyuna gideyim dedim.moralleri çok bozuk şu sıralar.

  32. Kurandaki Din diyor ki:

    Sn. Mustafa arkadas,

    Ateist/Agnostik/Deist/Teist herkesin ortak olarak bulusabilecegi adil “Bilimsel Zemin” oncelikle sadece 5 duyuyu esas alarak bulunacak tum “somut bulgularin” yine sadece 5 duyuyu esas alarak degerlendirilmesi ve bunun otesine gececek herhangi bir “gizli” Tasarimciyi/Tasarimcilari ACIKTAN ima/empoze etmemesi uzerine kurulu olmalidir, (ozellikle ABDde temelde su an boyle olmalidir), sanirim.
    Ancak elbette bunun ardindan, dileyen tum insanlar kendi “gonullerinde” bu tasarimciyi/tasarimsali (Yehova, veya Father, veya Allah, veya Krisna, ya da Bilinemezlik, veya Doga/Fizik Kanunlari, veya Nitelenemezlik vs. seklinde kendi din veya felsefelerine gore) diledikleri gibi dusunup inanabilecek/degerlendirebilecek olmalidirlar. Ornegin bu ayni mantikla, Big bang ya da Evrim konusu islenirken derslerde

    buralarda mevcut tum somut bulgular/hadiseler tum insanlarda ortak olan 5 duyuyu esas alacak “terimler” ve Literatur uzerine islenir olmalidir;

    Randomly (=Rastgele)
    By chance (=Sans eseri) mutasyonlar/secilim vs. gibi…

    cunki bunlarin herhangi bir Tasarimcinin “vahyi” dogrultusunda olustuguna dair ortada 5 duyu ile acikca algilanabilecek tarzda somut bir delil yoktur. (Zaten Kuran da bu tip konularda asla boyle somut bir delil verilmeyecegini beyan etmis, ve Teist karakterli insanlardan bunlara “dogmatik” olarak (=5 duyu ile sinamadan/algilamadan) “vahiy” eseri olduklarina inanmalarini bastan ve boylece emretmis olmalidir. Isra 44 & Fussilet 11)

    Sozun kisasi, yukarida Bilimsel Literaturde kullanilan o terimlerin asli
    Dinsel Literaturde daima

    Intently (=Iradeli)
    By Inspiration (=Vahiy eseri) mutasyonlar/secilim vs. gibi…

    olarak algilanir olmalidir inananlarin “gonullerinde” her daim! Bu temel mantigi/prensibi kavramis Teist insanlarin (Musluman/Hiristiyan/Yahudi/Digerleri) temelde bu Bilim ile Bilimsel Anlayis/Metotlar ve Literatur ile de pek bir problemleri yoktur, aslen!

    Siz de Big bangi ve Evrimi (bircok yonleriyle) halihazirda kabul etmis olmalisiniz bazi yazilarinizdan anlayabildigim kadariyla. O halde, yukarida kisaca bahsettigim bu temel prensip cercevesinde gelistirilen Ateist/Agnostik/Deist/Teist insanlari ortak olarak biraraya getiren bu Bilimsel Anlayis/Metotlar ve Literatur tum insanlik icin/adina bu Akilli Tasarim modelinden daha “makul/faydali/adil” degil mi/olmaz mi?

    Ya bu evanjelik hiristiyan tabanli/destekli bir kisim Akilli Tasarimcilar Amerikada once bu tuzakla/oyunla gelip ardindan Incil Big bangi de tanimiyor, Evrimi de tanimiyor deyip (Aynisi temelde Kuran icin de gecerli olmalidir elbette, bu sitede bircok yerlerde Kuranin bazi Big bang ve Evrimle tumden/temelden celisebilen “sembolik nitelikli” Ayetleri halihazirda acikca gosterilmis olabilecegi gibi…) tamamen Bilimi/Dersi isgal ederlerse, bu tum Bilim ve Insanlik adina epeyce felaketli/negatif sonuclar dogurmayacak midir?

    Halbuki Ateist/Agnostik/Deist tarzda insanlar tarih boyunca da bircok kez acikca/netce ispat olunmus olabilecegi uzere, bu tip fanatik Evanjelik Hiristiyan tarzda insanlardan Bilimsel konularda pekcok zamanlar cok daha rasyonel/akilci hareket edebilip sonucta tum Bilime ve Insanliga cok faydali bazi/bircok seyler kazandirabilmis/kazandirabiliyor olmalidirlar, degil mi?
    Bu nedenle, yukarida bir miktar aciklamaya calistigim o temel prensip geregi Bilimi en genis cercevede Ateist/Agnostik/Deist/Teist tum insanlarin ortak paydasi haline getirebilen o anlayis daha makul, adil ve faydali olabilecektir, umarim. Ateist/Agnostik/Deist tarzda insanlarin da bunun ardindan tum inananlarin “gonullerinde” her daim bulunan o Din/Yaratici inancina –kendileri buna zahiren inanacak yeterli acik/somut delil bulamasalar da– anlayisli/saygili/hosgorulu kalmalari beklenebilecek/istenebilecek olmalidir!
    Bunlari da mumkunse ve dilerseniz bir miktar gozonune alarak Bilimsel calismalariniza daha verimli bir sekilde devam edebilmenizi yurekten dilerim.
    Tekrar Esenlikle ve Saglicakla kaliniz.

  33. By Inspiration (=Vahiy eseri) mutasyonlar/secilim vs. gibi…

    Benim içinde bulunduğum anlayış buna front-loaded diyor.Birde Sayın KD çok genelleyici ve bilimin tarihsel gelişimini göz ardı eden bir açıklama ortaya koymuşsunuz. Bilim ile dini inanışın ayrışması son 200 yılın olayıdır.O zaman kimse İskenderiye’de, Bağdat’ta ve Endülüs’te bilim yapmadı demek zorunda kalırız tarihi gerçeklerle çelişiriz.Koskoca bir Rönesans öncesi geleneği birden yok sayıp insanlığa hangisinin katkısının daha çok olduğu ile ilgili bir seçim yapmak çok hakkaniyetli olmaz. Hatta ”bence” öncesi bir zorunluluk olduğundan sonrasından daha kıymetlidir.

    Sizin yaklaşımınız Hume vari diyebileceğim bir algı şekli. Hele ki 5 duyuyu işin içine katarsak nesnelliğin görece sınırları içersinde saplanıp kalırız. Yaklaşımınız S.Jay Gould çok güzel bir betimlemesini aklıma getirdi.Genelde bizler bilimi insan zihninden bağımsız var olan bir etkinlik olarak algılama eğilimindeyiz.Oysa bilim düpedüz bir insan etkinliğidir.

    Ben bir düşünceye (AT) taraf olarak bilgilendirmemi yada düşüncelerimi aktarımımı kendi düşüncemin (AT) olası en nesnel şekliyle yapmaya çalışıyorum.Yoksa AT pekala genelde yaratılışcılığın yeni bir versiyonu şeklinde algılanarak sizin epey önemsediğiniz Evangelistlerce yürütülmektedir.Şimdi AT hareketinin başlangıcında M.Behe evrimi red mi etmiştir? Hayır, peki bu sizin söylediğiniz güruhun çalışmaları kanıtlardan yola çıkılarak bilimsel yönteme müdahale etmeden başka bir çıkarımda bulunulması değil midir? E ne var bunda?

    Burada bilimsel yöntemin içeriğine müdahale edilmetikten sonra sizin söyleminizin yani hangi tarafın pragmatizm acısından faydalı olduğu söylemi kanımca önemsizdir.Maç havasına gireriz kim daha çok gol attı gibi ..Genom projesi başkanı Francis Collins çalışmalarını evangelist düsturlara göre mi yapmaktadır?

    Blog amaçta Robert Boyle söyleminde olduğu gibi gri skalada billgiyi arıyorum.Bunun bana gösterdiği sonuçlarıda kendi ön kabulüm çerçevesinde yorumluyorum. Fakat bu özel yorumum sadece beni ilgilendirir kanısındayım kimseyle paylaşmıyorum.(Tasarımcı kimliği) çünkü bilimsel olarak bu içeriğin süreçle alakassı yok (tasarım çıkarımınla) öyle olsa ilk önce ön kabul masaya konur sonra tüm yapılarda mesela made by YHW imzasını arar duruduk. Elbette yine kanımca imanın en önemli özelliği olan Gayb de ortadan kaldırmaya çalışmış olurduk ki. Bilim dininine hoş geldiniz dememiz gerekirdi.(Onun materyalist versiyonuyla bir düşünce mücadelesi içindeyken çok itici görüdü birden)

    Bilimsel test edilebilir verilerin sonuçlarının ‘bilim adamı’ yada bilim yapanlar tarafından felsefi bağlamda açıklanması esas bilimsel nesnelliğe en büyük tehlikedir.Bunu ben buldum bundan çıkarılabilecek sonuç ancak budur bilim adamının asli görevlerinden biri değildir. Bilim adamının görevi kendinden beklenen bilimsel çalışmayı yapmak onu bilimsel zeminde geliştirmek ve sonuçlarını bir şekilde insanlığın yada bilimin diğer kollarının hizmetine sunmaktır. Yoksa yaptığı çalışmadan yola çıkarak toplum mühendisliğine kalkarsa, maalesef evangelistlerin çalışmalarını doğal reaksiyon olarak görmekten başka çaremiz kalmaz.Bilim ortaya sonuçları koyar.Bir yöntem olarak aklımızın nesnel çalışması için bir düzenek sağlar.Bilim ,evrensel bir kod gibi herkesin ürettiğinin herkes için kabul ”edilebilir”,”anlaşılabilir” ve ”paylaşılabilir” olmasını sağlar. Bunlar o ana kadar elde edilebilen olası en iyi bilgilerdir. Bilgi dediğimim gibi bizim ona yüklediğimiz nosyonlarla içeriğinden ne bişey kaybeder nede kazanır.Üretenin felsefi düşüncesi,inaç akidesi,dünyadaki siyasi görüşü ortaya konan veriyi ne daha değerli yapar neden değerinden bir şey eksiltir..

    Sonda bahsettiğiniz hoş görü maalesef teorik olarak anlamlı olsada pratik olarak imkansızdır.Çünkü genel kabul (insan doğasının enaniyet kısmı yüzünden) bilimin tıpkı din gibi bir araç halinden koparılıp bir amaç haline gelmesi ve siyasi yada manevi dünya görüşünü şekillendirici bir ön kabul olmasını doğal kabul edilşmiştir.Bu sebeple Din vs Bilim karşılaşan iki rakip olarak konumlandırılmıştır. Bu sebeple sizin bahsettiğiniz inançsızların dine hoş görü göstermesini beklemek onların kendilerine itaf ettikleri varlık sebelerine yani inkarla çelişiyor. sosyal toplum yapısı büyük oranda dini inanışın her türlü yorumuyla şekillendiği için ve bu insanlar çeşitli nedenlerden (Bilimsel olanı dediğim gibi onların amacı çünkü inkarın rasyonelleştirilmesi pratiğin kutsanması demektir) bu yapıyı ve getirdiklerini her şekilde yada çoğu şekliyle red ettikleri için ve maalesef inançlılarından bu insanları hak ettikleri insanca davranışı sergilemediklerinden ötürü (çünkü inanmama hakkıda kutsaldır) aralarındaki ilişki birinin diğerini alt etmeye çalışması, aşağılaması,düşman olarak algılaması şeklindedir ki bu algı yapısının her iki taraf için düzelmesi çok üst düzey bir zihinsel birikimi gerektirir. Yinede Ateist/Agnostik/Deist/Teist insanların bu tip yaklaşıma daha uzak olduklarını düşünüyorum. Geleneksel olarak sürekli yaptırıma maruz kalındığı için tepkileri maalesef daha sinsi ve sert oluyor. Açıkca diyemezelerde Slayer adlı trash grubunun bir sözünde olduğu gibi ”through these eyes wait the ungod” olduğuna tanık oluyorum..bunun içinde mutlak materyalizmden başka çıkış kapıları yok..

    Velhasıl sizin AT’yi alternatif bir evrim perspektifi olarak algılamanız doğru daha çok evrimi yok sayan bir yaratılışcı fenomen olarak algılayanlar sebebiyle bu tartışma uzar gider.AT sonuç üzerinden çıkarım yapıyor doğrudan sürece müdahale etmek ,bilimsel metodun üzerine yeni bir şey eklmek veyahut çıkarmakla ilgili bir söylemi yok.Belki bilimsel metod üzerine eleştiri Carl Hempel’in getirdiği şekildedir.Yani o kadar çok bel bağlanan metotlarda aslında tamamıyle gerçeğin temsilciliğini üstlenemez;

    http://akillitasarim.wordpress.com/2007/11/18/ockhamlinin-usturasinda-paradigma-ve-tumevarim/#more-59

    Belki sizin burada bana nazik bir dille söylemey çalıştığınız;”Bilimsel konularda pekcok zamanlar cok daha rasyonel/akilci hareket edebilip sonucta tum Bilime ve Insanliga cok faydali bazi/bircok seyler kazandirabilmis/kazandirabiliyor olmalidirlar, degil mi?” sorunuzda gizli.Elbette Darwin başta olmak üzere Epikür’den bu yana gelen tüm materyalist bilim adamlarına şükran borçluyuz çünkü salt materyalizm gibi salt idealizminde körlükten başka bir getiri olmadığını düşünüyorum. Kendi bilimsel felsefi düşüncemi oluşturuken Aristo’dan ne denli faydalandıysam Epikür’den de o derece faydalandığımı belirtmeliyim.Fakat nihayetinde sonuç çıkarımım idealizmle örtüşmekte.Fakat bu sonuç çıkarımına materyalist gelenek olmadan varmam imkansızdı. Bu sebeple o geleneğe saygım elbette var fakat o geleneğin temsilcilerinin yukarda bahsini ortaya koyduğum sebeplerden ötürü inançlı tarafa yaptığı (buradaki yorumcular müstesna diorum) edepsizlik ve saldırılar onlara karşı bir argüman ortaya koymama sebep oluyor.Yoksa yaratılışcılarında benden çok haz ettiğini düşünmüyorum fakat onlar asla edep sınırlarını aşacak yada doğrudan kişisel bir rencide saldırısında bulunmadılar. Böyle bir şeyle karşılaşırsam vereceğim tepki materyalistlere vereceğimden farklı olmayacaktır. Umarım bende size kendi düşünsel maceram hakkında detaylı bir bilgilendirme sunabilmişimdir.Getirdiğiniz eleştiriler için müteşekkirim.Yanıldığım ve anlayanmadığım bir yer görmüşseniz bana bir daha ki yorumunuzda daha net bir şekilde anlatmanızı tememni ediyorum.

    Sağlıcakla kalın.Saygılarımla…

  34. amatör filozof diyor ki:

    Sn. Mustafa Ajlan Abudak,
    “Diğer yorumcu arkadaş zaten bilgi olmadan fikir sahibi olmuş sonra felsefede yapıyormuş:ona maçta başarılar dilerim…” demişsiniz.
    Buradaki”diğer yorumcu” ben olduğumdan, biraz ek açıklama yapmak istiyorum. Öncelikle, yazdığı birkaç cümleye dayanarak, ilk karşılaştığınız bir kişiye, hemen “bilgi olmadan fikir sahibi olmuş” demekte sakınca görmemişsiniz. Umarım tüm yorumlarınızı böyle aceleyle yapmıyorsunuz, aksi halde inandırıcılığınız azalır.
    Konuya dönersek, imtiyazlı gezegen kitabı ile ilgili olarak, konuyu incelemiş, çevirisini yapmış olan sizin kadar bilgi sahibi olmam zaten şu anda mümkün değil, konunun detaylarını bilmiyorum. Yorumda bunu belirttim. Ancak bu konu ile ilgili detayların, gerçekten “detay” olduğunu düşünüyorum. Konunun özünün evrende var olduğu iddia edilen “ince ayar” olduğu kanısındayım. Bu konuda ise bir miktar bilgim olduğu için, fikir oluşturup yorum yapabileceğimi düşünüyorum. (başka bir nickname ile yazdığım şu yazıya göz atabilirsiniz: http://www.bilimfelsefedin.org/?p=292 ) Yok,“bu konu evrendeki ince ayar ile ilişkisiz, bambaşka bir konudur diyorsanız” o zaman bu yazdıklarımı yok farzedebilirsiniz.

    Konunun özüne gelirsek, ilk önce bilinçli insanı barındıran içinde bulunduğumuz evrenin (ve dünyanın evrendeki konumunun) gerçekten de sınırsız sayıda olasılık içinden seçildiğini varsayarak başlayalım. Bu durumda içinde bulunduğumuz evrenin ( ve bilinçli insanın bulunduğu dünyamızın) ortaya çıkmasının gerçekten de çok küçük ve rastlantısallıkla açıklanamayacak kadar düşük bir olasılık olduğu söylenebilir. Ancak olaya başka bir açıdan bakalım, varsayalım ki temel fiziksel değerler biraz değişti, bu durumda canlılık ve insan bilinci ortaya çıkmadı, gene de elimizde şöyle veya böyle bir evren var. Bu evrenin de ortaya çıkma olasılığı inanılmayacak kadar düşüktür, fiziksel değerleri her değiştirişimizde, birbirine benzemeyen ve sınırsız olasılıklar içinden ortaya çıkma ihtimali çok az olan farklı farklı evrenlerle karşılaşırız, eğer bir mucize söz konusu ise, bu bütün evrenler için aynı şekilde geçerlidir. Bizim evrenimizde özel olduğunu düşündüğümüz, farklılık oluşturduğunu sandığımız şey bilinçli canlı olarak insanın varlığıdır, ancak bu durumun evrenimizi tüm diğer evrenlerden farklı kılması, insan düşüncesinden bağımsız bir olgu değildir, kendi ön yargımızdır. Bu olgu evrenin bilinçli olarak tasarlandığının kanıtı olamaz, insan düşüncesinden bağımsız bir kanıtlama gerekir. İnce ayar üzerinde konuşurken gerçekleşmiş bir olay üzerine konuşuyoruz, bu durum olasılık hesaplarını çok güçleştirir ve yanılgıya çok açıktır. Evrenin boyutlarını düşünürsek antropik yanılgının daha da belirginleştiğini görürüz: Milyarlarca galaksideki, milyarlarca yıldızdan bir tanesinin küçük bir gezegeninde, yaklaşık 4 milyar yıllık bir süre sonunda, insan denilen bir bilinçli bir canlı ortaya çıkmış ve biz evrenin oluşumunun temel amacının bu canlıyı ortaya çıkarmak olduğunu öne sürüyoruz, doğru olma olasılığı çok zayıf bir iddia. Varsayalım ki bir nükleer savaş oldu ve dünyadaki canlı yaşam ve hatta dünyanın kendisi ortadan kalktı, evrenin bütünü bundan nasıl etkilenecek? Çok olasıdır ki, hemen hemen hiç etkilenmeyecek ve evren varlığını sürdürecek. Görüldüğü gibi evrenin bizim varlığımıza bir ihtiyacı yok, insanlık tümüyle yok olsa bile evrenin tümü için bu dağ boyutunda bir kum yığınındaki tek bir tanenin ortadan kalkması kadar önemsiz olacaktır.
    Gelelim imtiyazlı gezegen tartışmalarındaki ana konu olan dünya ve ayın konumunun bilinçli insanlar gözlem yapabilsinler diye özel olarak ayarlandığı iddiasına. Yarı şaka yarı ciddi olarak verdiğim “maç” örneğinin bu konuda geçerli bir benzetme olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki: Yaratıcıya inanan gözlemciler (muhtemelen hepsi değil de bir kısmı), dünya ve ayın konumunun, kendileri rahat gözlem yapabilsinler diye, yaratıcı tarafından özel olarak ayarlandığı kanısındalar. Tanrı’ ya inanan Beşiktaş taraftarları ise (muhtemelen hepsi değil de bir kısmı), bu sene Türkiye ligindeki maç sonuçlarının, Beşiktaş şampiyon olsun diye, Tanrı tarafından özel olarak ayarlandığı kanısındalar. Bu iki olayın, mantıksal bir süreç olarak, birbirine benzerliği açıktır. Her iki durumda da yanıltıcı olan fikri oluşturan unsur, doğada gerçekleşen olaylarda ereksellik olduğu inancıdır. Bu da fikir sahibi kişinin duygu ve düşünce durumuyla ilişkili olup, ondan bağımsız değildir. Yani gözlem yapabilmeyi istediğimizden, bunun Tanrısal bir lütuf olduğuna inancımızdan dolayı, bunu oluşturan doğal koşulları mucize olarak görme eğilimindeyiz; Beşiktaş’ın şampiyonluğunu istememizden ve Tanrı’ ya inanmamızdan dolayı da şampiyonluğa yol açan doğal koşulları mucize olarak görme eğilimindeyiz (burada biz demem konuyu açıklamak amacıyladır), yani doğal koşulları kendi seyrinde oluşan olaylar olarak görmeyip, subjektif duygularımızla onlara bir amaç yüklüyoruz- Tabi ki belki siz FB ya da GS’lisiniz, ya da takım tutmuyor veya takım tutmayı anlamsız buluyorsunuz, bu nedenle de bu benzetmeyi beğenmeyebilirsiniz, gördüğünüz gibi burada da subjektif duygular devreye giriyor. :)

  35. fuatogl diyor ki:

    Mustafa bey, biraz böyle eşeleyince hep aynı şeyin farklı ambalajlarla pazarlanan versiyonlarıyla uğratığımız açığa çıkıyor sanki; en sonunda harun yahya alıntılarına kadar varıyor iş.

    Ben dürüstlük ve samimiyet derken çeşnicilikten bahsetmedim. Bakın, temel kurgunuzda anlatımınızda ve başkalarının fikirlerini aktarmada eklektizm bile denemeyecek bariz çelişkiler var. Sormak istiyorum size; doğaya müdahale eden bir etkene inanmayan ve neden makul olmadığını söyleyen, doğada oluşan yapıların sizin inandığınız şekilde tasarlanmış olmadığına inanan, dünyayı evrende merkezi görmeyen, evrimin bilimsel teorisiyle sorunu olmayıp paradigmasına ekleyen bir insanın parça parça sözlerini alıp tamamiyle aksi yöndeki görüşlerinize sanki destek veriyormuş gibi aktarmanızda…. Nasıl oluyorda tasarım karşıtı bi insanın sözlerinden tasarıma lehte şeyler çıkartabiliyorsunuz? Tüm bunlarda bir çelişki ve bütünlükten yoksunluk görmüyormusunuz? İnsanların yazdıkları çizdikleri arasından dolaşıp keyfi bir şekilde “destekleyici” ayıklamalar yapmak sizce etik birşey mi? Bu parça parça kopardığınız şeylerin, sizin paradigmanızla uyumlu olmayan bir bütünün parçaları olduğu gerçeğinin hiçbir önemi yok mudur?

    “The Science Network, Beyond Belief: Science, Reason, Religion & Survival” konferansından Paul Davies bir konuşmasını izleyebilirsiniz, hemen ardından yapılan bir Spinoza konuşması ile:
    http://thesciencenetwork.org/programs/beyond-belief-science-religion-reason-and-survival/session-5-1

  36. Da Vinci diyor ki:

    Mustafa,

    Pek de hazzetmediğini bildiğim HY’dan alıntılar yapmaya kadar düşeceğini tahmin etmezdim. Yazık ettin kendine. Bir de o alıntıladığın site var ya ona yeni bir isim önereceğim. Evrimcilerin itirafları yerine evrimcilere iftiralar olsa içerikle site adı çok daha uyumlu olurdu.

    Gelelim Paul Davies’in akıllı tasarımı savunduğu zırvasına. 2007’deki bir röportajdan birkaç alıntı yapacağım:

    Cosmic Log: Why is the universe bio-friendly? Is it intelligent design, or blind chance, or none of the above?

    Davies: There are three popular responses to the fact that the universe does seem to be weirdly fine-tuned for life. And I think all three are found wanting.

    The three are the intelligent-design argument; the idea that if we had a final theory of physics, then all of the undetermined parameters in the laws would be fixed by that theory; and the third is the multiverse – the notion that there is a multiplicity of universes, with laws that vary from one to the other.

    I think all three of these explanations are found wanting – and I have my own preferred view, which is that the universe has engineering its own bio-friendliness through a sort of feedback loop that operates in both directions in time.

    Çeviri yapmayı çok seversin Mustafa. Zahmet olacak ama burada Davies evrenin yaşam dostu olmasını nasıl açıklıyor? Akıllı tasarımı destekler gibi duruyor mu bu konuda?

    Aynı röportajdan bir alıntı daha:

    Cosmic Log: Right, and you’re not talking about some super-intelligent being who is able to engineer the past by going backward.

    Davies: Some people have suggested that. They have suggested that cosmic bio-friendliess is precisely due to some super-intelligence that went back in time and fixed up their own power, or something like that. Or that a super-intelligence in another universe created this universe with bio-friendly parameters. All of those things have been tried – all wildly conjectural, of course. But what I find lacking in all of those theories, including the more conventional intelligent-design argument, is that they appeal to something outside the universe that has to be accepted as given and cannot be proved. I’d like to try to explain as much of the universe, including its bio-friendly laws of physics, from within the universe – and in a way that doesn’t appeal to something outside of it.

    Even standard physics says the laws of physics are friendly for no reason, but have just been imprinted upon the universe at the time of the big bang from without, by some unknown mechanism. Again, the argument makes an appeal to something outside the universe, instead of something intrinsic to it.

    Bu cevaplar pek intelligent-design-friendly (akıllı tasarım dostu) durmuyor gibi geldi bana Mustafa. Sen ne dersin? Bu nasıl bir akıllı tasarım savunucusu böyle? Biraz şaşırmış heralde :)

    Not: Paul Davies’in bu konulara ayrıntılı bir şekilde değindiği ve sno kitabı olan The Goldilocks Enigma: Why is the Universe Just Right for Life? adlı kitabın bu konulara meraklı herkes taraından okunmasını öneririm. Verdiğim linkten satın alabilirsiniz. Kitap birkaç gün içinde elinize geçecektir.

  37. Bigalıoğlu diyor ki:

    Da Vinci bi Paul Davies olamadın gitti.Senin kadar ben uğraşsaydım Paul Daviesleri cebimden çıkartırdım.Yaw bu adamlar şıh mı şeyhmi.Bilim adamları bir yandan gerçeği anlatmaya çalışırken bir yanda da mevcut anlayışı pek kızdırmamaya çalışırlar.yoksa ödenekleri felan kesilir,üniversiteden felan atılırlar.Hakim ateist mahalle baskısını enselerinde hissediyorlar garipler.Ne yaparsın kariyer kolay olmuyor.

    ondan sonra yok öyle demediydi,aslında ateisttin tekidir kendisi.filan falan…neyse Da Vinci senin meşhur buluşlarını ve tezlerini ne zaman görecez Allah nasip ederse.bir şeyler üret artık yaw.olmuyor böyle onun bunun alıntılarının peşinde.koy baba gibi evrim tezi ortaya şu cinslerdeki doğal mutasyon geçişlerini anlatıver millete.hadi bakalım.Türkleri şöyle bir gururlandırıver.

  38. fuatogl diyor ki:

    Bigalioglu, hic iceriksiz, birseyi tártisma niyeti olmayan, yorumculari alaya alan lakayit bir uslubla surekli bir sekilde yazmanin geregi ve faydasi var mi? Bence yazmayi birakin bir sure. Bos yere hem kendi emek ve zamaninizi harciyorsunuz hemde bos yere yazi kalabalikligi yapip bizim vaktimizi bosa harciyorsunuz. Birde sorulmustu Da Vinci tarafindan ama cevabini goremedim, yasiniz kactir Bigalioglu, merak ettim gercekten? Benim yasim 30 u epeyce gecti.

  39. HY alıntılarını ne için verdiğimi belirttim.İşte gerçek yüzlerini kendileri ifşa ediyorlar… Çeviriyi HY yapınca daha mı başka oluyor çeviri metninin manası. Olmayan bir hikaye söz yada verimi ilişmiş P.Davies ‘sin sözlerine HY çeviri yapınca ? Bilimsel dürüstlükten bahsedenler ”intellectual dishonesty” diye gem vuranların yoruma verdiği karşılığa bakın sonra hala neden bu güruha cevap yazdığınıza hayıflanın (kendime tabi sözüm) İlk önce bilimsel dürüstlük ve entellektüel edebe haiz insanlarsanız verdiği kaynaklar listesinden o metinlerin geçtiği kitaplara bakarsınız, (hani çok şüpheli iseniz) çeviride hata varsa o zaman konuşabilrisiniz.

    Şimdi soruyorum o çevirilerde hata olduğunu düşünüyorsanız bakıpta mı o yorumları yazdınız?doğrudan o yorumları yazmadıysanız bunu yazmanıza neden olan kanıtlarınız nerede ? Ya da böyle kanıtlarınız yoksa, o zaman nasıl bir önyargı modeline sahipsiniz ki bu şekilde yorum yazıp sonra bilimsel etik,dürüstlük vesaireden gem vuruyorsunuz ? Hiç mi sıkılmıyorsunuz hiç mi utanmıyorsunuz?

    Ben şahsen Da Vinci kadar olmasada HY külliyatını okumuş biriyim ve İtalyanca çevirilerinin bile (Bu dilide bildiğim için) oldukça iyi kaliteli çeviriler olduğunu biliyorum. Da Vinci birkaç sene önce Oparin’den bir HY alıntısını ”tüm aramalarına rağmen ” bulamamıştı ve HY çevirisinin saptırma olduğunu o metnin ortada olmadığını büyük olasılıkla işine geldiği gibi çevirildiğini bana ima etmişti.Bende o metni Goggle books’tan bulmuş hatta geçen metnin sayfasını kendisine linklemiş ve yapılan çevirinin doğru olduğunu söylemiştim. (belki amnezi olmuş hatırlamıyordur) İşte kısadan hisse yorumlarımda da belirttim gibi sırf birisi yaratılışcı sırf birisi ateist diye birilerinin yaptığı çeviri çalışma vs sizin gözünüzde çalışmanın içeriğinden hariç değer kazanıyor/ kaybediyorsa sizin zihninizle entellektüel yorumlaşma beyhude bir çabadır…

    P.Davies hakkında verdiği alıntıları iyi ki vermişsin o alıntıları bana Davies’ten alakası yok dediğin alıntının benzerini sanki gene multiverse savunanalara çıkışıyor:)) sonra AT’ye değiniyor gibi geldi.Belkide AT karşı çıkmasının en önemlisi sebebi diğerlerinle AT’nin bazı çıkarımlarının çakışması..

    I’d like to try to explain as much of the universe, including its bio-friendly laws of physics, from within the universe…

    Burada Davies’in söyleminin AT’den tek farkı sonda kendi deyişiyle ;the argument makes an appeal to something outside the universe, instead of something intrinsic to it…. yani Panteizm (Fuatogl adlı yorumcu Spinoza demiş zaten) kokan bir açıklama o kadar sonuç çıkarımı farklı oraya kadar AT ile söylemi nerdeyse ”aynı” sadece nihayi bağlamda gönderimi inside/outside yaparak ayrışıyor. Sonuçta yaptığı çalışmalar ve yazdığı kitaplarla kimlerin dünyasını ilmen karartığı belli :)) ha atezim ile panteizm ortak noktalarıda var diyorsanız o başka… gerçi siizn için imkansız diye bir kavram yok..herşey mümkün…

    Fakat senin algı pencerendende o yorum kısımları alınsın benim sayın HY den verdiğim çevirilerde okunarak öyle karar verilsin yine…

    AT hareketine birilerinin parmak kaldırarak katılıyorum demesi şu yukarıda çevirisini verdiğimiz metnin yazarının başına gelenler gibi zulümler içeriyorsa herkesden Don Kişotluk beklememek gerek demektir. Materyalist tahakküm altındaki bir bilim dünyasından başka bir şey beklenmeside en naif anlatımla bir Davut yada bir Don kişot beklemektir.Fakat Davies’ın her söyleminde de açıkça anlaşıldığı üzere evrendeki ”düzen” onu her anlamda etkilemiştir.Pekala bu gerçeğin üzerinide örtüp P.Davies ateist deyip üstün tartışma argümanınızı nihai bir olgunluğa eriştirebilirsiniz…

    Saygılarımla…

  40. Bigalıoğlu diyor ki:

    http://www.blogcu.com/kullanici/bigalioglu
    buyurun efem,zeka yaşımı da oradaki rakamı ikiyle çarparak bulabilirsiniz.

    ismimin üzerine tıkladığınızda benim blog çıkar,bir zahmet 5 dakka göz gezdirmiş olsaydınız.nelerle uğraştığımı,zihni yapımı az çok anlayabilirdiniz.

    siz yukarıda onca net delile rağmen,olayı evirip çeririp,ne zamandır laf kalabalığı yapıyorsunuz.benimde onca boş yazı arasında canım sıkılıyor.sizin fasulyelere takılıyorum.sanıyorum sizlerden fazlaca bir beklenti içine içine girmişim.ara vermek konusunda haklı olabilirsiniz.

    tartışma yapılacaksa bol polemikle süslenmiş boş kelamla yapılmaz.su dersin,güneş ışınımları dersin,yaşam alanları barındıran galaksilerin oranı dersin.bu güne kadar bulunan yıldız sistemlerindeki yaşam alanlarının durumu dersin.güneşi tam kapatan ay’ın bir başka eşinin olasılığı dersin.canlı ve bitki türü çeşitliliği dersin.imtiyazlı gezegen neden imtiyazsın dersin.

    fuatgol arkadaşım, ÜÇ CÜMLE İLE anlamlı bir kelam edin.bakın tartışma nasıl oluyormuş görün.hiç sanmıyorum,gonzales urganı çok sağlam bağlamış.

  41. Da Vinci diyor ki:

    Bigalı,

    Eğer birisi Paul Davies tasarım görüşünü savunuyor derse veya evrendeki ince ayarın en iyi tasarım görüşüyle açıklandığını savunduğunu iddia ederse ben de ona bu iddianın ne kadar temelsiz ve gerçeklikten uzak olduğunu gösteren bu tip alıntıları gösteririm. Bundan rahatsız olmamanız lazım. Sonuçta ortada yanlış birşeyler var ve ben gerçeği gösteriyorum. Sen de gerçeğin peşinde değil miydin? Birisi Bigalıoğlu evrim teorisi savunuyor derse bundan rahatsız olup doğrusunu göstermek istemez misin? Ben de aynı şeyi Paul Davies için yapıyorum. Adam tasarım görüşünü gerçekten savunuyor olsa ben niye bunun aksini kanıtlamaya çalışmakla uğraşayım ki? Tamam savunuyor der geçerim. Ama durum öyle değil işte.

  42. Da Vinci diyor ki:

    Komedinin bini bir para.

    1. Oparin’den alıntı konusunu bu kadar pişkince buraya getirebilmek büyük cesaret, helal olsun. Buradan ilgili tartışmaya ulaşabilir isteyen herkes. Alıntı konusundaki çarpıtma iddiasında haklı olduğumu göstermiştim orada. İsteyen gidip bakabilir.

    2. Ben 2007 yılındaki bir röportajını ve 2007’de yazdığı bir kitabı referans gösterirken, tamamı 1984’ten önceye ait muğlak, belirleyici olmayan, 2 cümlelik cımbızlama türü alıntılarda ısrar edimesi sadece ve sadece komiktir. 2007 yılında son yazdığı kitabın adına bakalım: The Goldilocks Enigma: Why is the Universe Just Right for Life? Konusu nedir acaba bu kitabın :)) Peki bu kitapta akıllı tasarımla ilgili neler söylüyor? Yukarda verdiğim röportajdakilerin neredeyse aynısını. Akıllı tasarım görüşünü desteklediğini gösteren hiçbir şey yok bu kitapta. Hatta tam tersine desteklemediğini açıkça gösteriyor.

    3.

    Mustafa Ajlan Abudak: P.Davies hakkında verdiği alıntıları iyi ki vermişsin o alıntıları bana Davies’ten alakası yok dediğin alıntının benzerini sanki gene multiverse savunanalara çıkışıyor:)) sonra AT’ye değiniyor gibi geldi.Belkide AT karşı çıkmasının en önemlisi sebebi diğerlerinle AT’nin bazı çıkarımlarının çakışması..

    Yanlış gelmiş Mustafa. Belki de öyle gelmesini istediğin için öyle gelmiştir. Ne dersin? Adam açıkça evrenin bio-friendly özelliklerini açıklayan 3 görüş var ve ben bunların hiçbirini savunmuyorum benim kendi farklı bir görüşüm var demiyor mu? Hadi İngilizce bilmiyor olsan “adam bilmiyor uyduruyor” diyeceğim fakat İngilizce bilip de bu alıntılara bakıp “Davies gerçekten de akıllı tasarımı desteklemiyormuş” diyemiyor olman anlaşılır gibi değil. Bu adam bu kadar mı önemli senin için? Onu kendi tarafında görmeyince birşeyler kaybedeceğini falan mı düşünüyorsun yoksa? Olay nedir çözemedim.

    4.

    Mustafa Ajlan Abudak: Burada Davies’in söyleminin AT’den tek farkı sonda kendi deyişiyle ;the argument makes an appeal to something outside the universe, instead of something intrinsic to it…. yani Panteizm (Fuatogl adlı yorumcu Spinoza demiş zaten) kokan bir açıklama o kadar sonuç çıkarımı farklı oraya kadar AT ile söylemi nerdeyse ”aynı” sadece nihayi bağlamda gönderimi inside/outside yaparak ayrışıyor. Sonuçta yaptığı çalışmalar ve yazdığı kitaplarla kimlerin dünyasını ilmen karartığı belli :)) ha atezim ile panteizm ortak noktalarıda var diyorsanız o başka… gerçi siizn için imkansız diye bir kavram yok..herşey mümkün…

    AT’den tek farkı iç-dış farkı mı? Yok artık Mustafa. Akıllı tasarım bilinçli, akıllı bir varlığın evreni tasarladığını söylerken, Davies bunun evrenin kendi içinde kendiliğinden doğduğunu savunuyor. Biri dışardaki tasarımcıyı diğeri içerdeki tasarımcıyı savunuyor (ve aradaki tek fark içeridışarı farkı) değil. Zaten ilk alıntının son paragrafına bakınca bu açıkça görülüyor.

    5.

    Mustafa Ajlan Abudak: Fakat Davies’ın her söyleminde de açıkça anlaşıldığı üzere evrendeki ”düzen” onu her anlamda etkilemiştir.Pekala bu gerçeğin üzerinide örtüp P.Davies ateist deyip üstün tartışma argümanınızı nihai bir olgunluğa eriştirebilirsiniz…

    Tabi işi HY’dan alıntılar yapmaya götürecek kadar ilerlettikten sonra bu tip evlere şenlik yorumlar gelmesine de hiç mi hiç şaşmamak lazım. Evrendeki düzen ile ateizm arasında nasıl bir ilişki kurduğunu anlamak mümkün değil. Evren giderek düzenli hale gelmek “zorundadır”. Bu fizik kanunlarının bir “gereğidir”. Evren maksimum kaos ortamında başlamıştır ve her geçen an daha düzenli hale gelmektedir (bkz. Düzenin Oluşumu). Yani ateistlerin evrenin daha düzenli hale gelmesiyle hiçbir sorunu olmaması gerekir. Bunun yanında hiçbir zaman Paul Davies’in ateist olduğunu söylemedim, söylemem de. Gerçekleri, bile bile çarpıtmak gibi bir psikolojik sorunum yok.

  43. fuatogl diyor ki:

    Mustafa bey, hy ve ekibinin yayınlarındaki yalanları, bağlamdan ve içerikten koparmaları defalarca görmüş birisiyim. Şu anda da tüm dünya eğleniyor “eserleri” ile. hy yi güvenilir kabul edebiliyorsanız bu sizin sorununuz, yayınlarına referans vererek onun kullandığı yöntemlere de destek verdiğinizi dolaylı olarak kabul da ediyorsunuz. Ben, yalan ve düzenbazlığı meslek edinmiş insanların kaynaklarına güvenmem. Dürüstlük açısından hiçbir sorun görmüyorum kendi açımdan.

    doğrudan o yorumları yazmadıysanız bunu yazmanıza neden olan kanıtlarınız nerede ?

    Ne yani, şimdi siz bu kişinin kullandığı yöntemleri dürüst olarak mı kabul ediyorsunuz? Dürüst olmadığını kanıtlamak için size kaç tane çarpıtma ve yanıltıcı çeviri örneği vermem gerekiyor? Mesela şu tarz şeyler geçerli mi:

    I’ve just discovered a Turkish creationist (and anti-Masonic conspiracy theorist) has linked to this page, and mined my quotations here, to try to make it sound like self-organization is a “myth”, and evolution is thermodynamically impossible. For the record, this is repugnant and I have nothing to do with it.[…]http://www.cscs.umich.edu/~crshalizi/notebooks/prigogine.html

    Anlatmaya çalışdığımız gibi, Davies in görüşleri belli. Bir tasarıma inanmıyor, sizlerin savunduğu tasarlayıcı bir tanrı ve inanç sistemini düpedüz saçmalık(ridiculous) olarak niteliyor, evrim teorisine karşı çıkmayıp tam tersine ortaya çıkardığı konseptleri kendi çalışmalarına konu edinip bu konudaki çalışmalara ön ayak bile oluyor.(İçinde bulunduğu “Beyond”un “Origins” konferasnlarında nelerin konuşulduğuna bir göz atınız).
    Durum bu iken, ya Davies ne dediğini bilmiyor ve habire çelişkili şeyler savunuyor, yada siz yanlış anlayıp bilimsellikten uzak kendi görüşlerinize eklektik de olsa destek çıkıyormuş gibi göstermeye çalışıyorsunuz.

    Burada suçun bir kısmının Davies de olduğunu da kabul etmek lazım. Popüler alanda yankı bulacak şekilde, oraya buraya çekiştirmeye müsait muğlak ifadelerle yazı yazıp, Templeton gibi dini yönü daha ağır vakıflardan paralı ödüllere takılınca her türlü yaratılışcının diline kolayca düşüp hiç savunmadığı görüşleri savunuyormuş gibi gözükebiliyor. Ondan sonra da çıkıp tanrısal bir tasarım,din, kişisel bir tanrı fikri düpedüz saçmalıktır desen de kolay kolay paçanı kurtaramıyorsun. Çünkü kıyıda köşede laflarınızdan sonuç çıkarmayı bekleyen bilim ile alakasız tonlarca insan var. İtirafçı bile yapabiliyorlar.

    Evet Mustafa bey, o Davies den çeviri diye verilen minik alıntıların başına sonuna baksak, o alıntıları okuyan insanların çıkardığı anlamdan farklı şeylerin olduğuna eminim. Davies in evrim teorisini kabul ettiğini bildiğimiz halde, oradaki kısa alıntıları okuyup “yaaa bak evrimciler bile evrime inanmıyor” gibi saçma sapan sonuçlar çıkardığını hepimiz bilmiyormuyuz? O yazıların onun için orada olduğunu bilmiyormuyuz? Burada sizin yapmanı gereken şey, ya Davies in evrimi kabul etmediğini göstermek, yada çelişkili şeyler yazdığını savunmak.

    “Sonuçta yaptığı çalışmalar ve yazdığı kitaplarla kimlerin dünyasını ilmen karartığı belli :))”

    Mustafa bey, hayal dünyasında mısınız yoksa başka bir galaksiden mi yazıyorsunuz? Dünyada geçerli kabul edilip uygulanan teorilerle sorunu olan siz değilmisiniz? Tüm dünyanın bilimi sanki örgütlenmiş ateist bir güruh gibi üzerinize üzerinize geliyormuş gibi gören siz değilmisiniz yüzyıllardır? Dünyanın tüm üniversitelerinin savunduğunu desteleyen bizler, komplo teorileriyle karşı çıkan siz değilmisiniz? Bilim açısından ciddiye alınan görüşleri burada biz değil de siz mi savunuyorsunuz – karıştırıyormuyum ben yoksa? Bizim dünyamız ilmen kararmış ise, bilimin de ilmi kararmış demektir – ortada doğru şeyleri savunan siz kalıyorsunuz yani. 150 yıldır neden bir arpa boyu yol alamadı biliminiz o halde?

    Bir defacık olsun destek için oradan buraya link atacağınıza kendi yazınızı yazınız temelinde savunsanıza? Sizin yazıdaki iddianızı tartışmaya çalışırken yine harın yahya, yine bilim insanlarından olmayan destek yazılarıyla uğraşıyoruz.

  44. 1.Link ölü buradan derken daha dikkat

    2. Verdiği kitabın amazonda nasıl review edildiğini okuyun;

    http://www.amazon.com/Goldilocks-Enigma-Universe-Just-Right/product-reviews/0547053584/ref=dp_top_cm_cr_acr_txt?ie=UTF8&showViewpoints=1

    hatta yetinmeyin yazdığı kitapların diğer eleştiri ve yorumlarınıda kimleri heder ettiğine bir bakın..

    3. Ben doğrudan destekliyor demedim asla söylediklerinin çoğu At taraftarlarıncada söylenmektedir. İlla ki ben AT destekçisiyim demesi gerekli değildir.Vardığı sonuçlar farklı bulgular aynıdır.

    4. Davies bunun evrenin kendi içinde kendiliğinden doğduğunu savunuyor…

    Felsefeyi bilmniyor değilsin ama işte ard niyetli bir insansın samimi değilsin;

    Panteizm; Spinoza ağırlıklı Panteizm algılayışına göre, Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Tanrı-evren-insan ayırımı yoktur, böyle bir ayrım aklın yanılsamasıdır. Tanrıbilimsel olarak; Tanrı, evren ve insan; birdir, aynıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, herhangi bir yaratmadan da söz edilemez.(Wikipedia)

    Teizm;Tanrı zaman ve mekandan bağımsızdır.

    Deizm;evreni bir tanrının yarattığına inanmakla beraber yaratıcının evrene hiç bir müdahalesi olmadığını savunan görüş. Tanrının evrene müdahalesi açısından “teizm” kavramı ile farlılıklar arzeder.

    Şimdi Davies sözleri hangi açıklamayla paralel…?

    Aradaki temel fark budur. Gene totoloji gene totoloji…başka söyleyecek bişeyi olmamaktan ötürü…Konusmuz imtiyazlı Gezegenden nerelere geldi nedenide aşikar.

    5.Entropisi sürekli artan evrende düzenin artmasınıda materyalizme bağladınız ya helal olsun…

    Neyse ben şimdi size meydan okuyorum ey materyalist arkadaşlar.İçerde mi dışarda mı ? Hepsine tüm tartışmalarımıza belkide toptan bir açıklama getirebilecek düşünce egzersizi yapalım..Daha önce çok kez sorduğum bir türlü ”cevap” alamadığım sorulara gelelim.Siz bunlara rasyonel bir şekilde materyalizm bağlamında cevap verin bende AT hareketini desteklemeyi bırakayım;

    Madde aklın biricik kaynağıysa ve bu ön kabul varsa o zaman yine aklımıza aklın kaynağına diar şu sorular silsilesi gelmektedir.

    Materyalist Darwinci söylemin iddiası doğru bile olsa, söylemin rastlantısallık iddiası sebebiyle, maddenin akıl haiz olma özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olması gereklidir. Eğer öyle olmasa idi madde rastlantı sonucu bile olsa, bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır. Ya akıl maddeden önce vardır, ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir…çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.

    Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ?

    Umarım bir cevap gelir.Bizde aydınlanırız ve bu totolojiye gömülü lakırdılarınız yerine adam akıllı cevaplarla ”aydınlanırız” Kolay gelsin…

  45. Da Vinci diyor ki:

    @Mustafa

    1.Link ölü buradan derken daha dikkat

    Link ölü falan değil sadece sen açamıyorsun. Hani yüce türk adaletinin yasakladığı diğer siteleri de açamıyorsun ya işte o linki de ondan açamıyorsun. Yoksa linkin ölü falan olduğu yok. Gayet canlı, sapa sağlam.

    Verdiği kitabın amazonda nasıl review edildiğini okuyun;

    http://www.amazon.com/Goldilocks-Enigma-Universe-Just-Right/product-reviews/0547053584/ref=dp_top_cm_cr_acr_txt?ie=UTF8&showViewpoints=1

    hatta yetinmeyin yazdığı kitapların diğer eleştiri ve yorumlarınıda kimleri heder ettiğine bir bakın..

    Bu ne demek şimdi Mustafa? Şaka mısın sen? Sanki ilkokul çocuklarının tartışması gibi oldu bu. Bu nasıl bir cevaptı böyle. Adam sen 25 yıl önceki kitaplardan HY çeviri ile alıntı yapıyorsun ben sana tam da bu senin yazındaki konuyla ilgili ve 2 yıl önce yazılmış bir kitaptan bahsediyorum. Peki sen ne yapıyorsun. Amazon’daki inceleme yazılarına bak diyorsun. Kimleri heder etmiş gibi akıllara zarar birşeyler söylüyorsun. Ne demek istiyorsan açık açık söyle Mustafa. Böyle şifreli konuşunca komik duruma düşüyorsun. İki tane cümleyi doğru düzgün sıralayıp anlamlı birşeyler ortaya koymayı denersen iyi olur.

    3. Ben doğrudan destekliyor demedim asla söylediklerinin çoğu At taraftarlarıncada söylenmektedir. İlla ki ben AT destekçisiyim demesi gerekli değildir.Vardığı sonuçlar farklı bulgular aynıdır.

    Günaydın Mustafa. Bulgular elbette aynı olacak. Bulgu A iken ona B demek biraz komik olmaz mı? Vardığı sonuçların farklı olması da asıl önemli olan şey değil mi? Ben de Gonzalez’in bulgularına karşı çıkmıyorum ama vardığı sonuca karşı çıkıyorum. Bunu defalarca söyledik ama bir türlü idrak edemedin. Sonuçta Davies tasarım sonucuna varmıyor. Bu kadar basit. Hala neyin peşindesin anlamak zor. Bulgular aynıymış da varılan sonuç farklıymış. Önemli olan zaten varılan sonuçtur. Sen evrim gerçeğine bakıp bunun tasarım olduğunu söylüyorsun ben doğal olaylar diyorum. Bulgu aynı sonuç farklı. Davies’in durumu da aynı. Kaldı ki adam açıkça evrenin bio-friendly olmasının açıklanmasında akıllı tasarım görüşünü desteklemediğini belirtiyor. Daha ne demesi lazım akıllı tasarımı savunmadığını idrak edebilmen için?

    4. Davies bunun evrenin kendi içinde kendiliğinden doğduğunu savunuyor…

    Felsefeyi bilmniyor değilsin ama işte ard niyetli bir insansın samimi değilsin;

    Panteizm; Spinoza ağırlıklı Panteizm algılayışına göre, Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Tanrı-evren-insan ayırımı yoktur, böyle bir ayrım aklın yanılsamasıdır. Tanrıbilimsel olarak; Tanrı, evren ve insan; birdir, aynıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, herhangi bir yaratmadan da söz edilemez.(Wikipedia)

    Teizm;Tanrı zaman ve mekandan bağımsızdır.

    Deizm;evreni bir tanrının yarattığına inanmakla beraber yaratıcının evrene hiç bir müdahalesi olmadığını savunan görüş. Tanrının evrene müdahalesi açısından “teizm” kavramı ile farlılıklar arzeder.

    Şimdi Davies sözleri hangi açıklamayla paralel…?

    Aradaki temel fark budur. Gene totoloji gene totoloji…başka söyleyecek bişeyi olmamaktan ötürü…Konusmuz imtiyazlı Gezegenden nerelere geldi nedenide aşikar.

    Bu üçünden panteizme daha yakın ama takip ettiğim kadarıyla Davies agnostiktir, panteist değil. Ayrıca panteizm ile diğerleri arasındaki fark sadece iç-dış farkı değildir, fark çok daha temeldir.

    5.Entropisi sürekli artan evrende düzenin artmasınıda materyalizme bağladınız ya helal olsun…

    Materyalizme mi bağladım? Kusura bakma ama okuduğunu anlama konusunda ciddi sorunların var galiba. Ne dediğimi tekrarlayayım: “Evren giderek düzenli hale gelmek ‘zorundadır’. Bu fizik kanunlarının bir ‘gereğidir’. Evren maksimum kaos ortamında başlamıştır ve her geçen an daha düzenli hale gelmektedir (bkz. Düzenin Oluşumu). Yani ateistlerin evrenin daha düzenli hale gelmesiyle hiçbir sorunu olmaması gerekir.” Gördüğün gibi bunun genişleyen evrenimizin ve doğa kanunlarının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söylüyorum. Yani bu durumu doğa kanunlarına bağladım Mustafa. Sen neye bağlıyorsun? Büyük kozmik sihirbaza mı?

    Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ?

    Neden imkansızdır? Mesela proton, nötron ve elektronların için potansiyel olarak element ve moleküllerin özellikleri mi vardır? Örneğin protonlarda, nötronlarda veya elektronlarda potansiyel olarak su, amonyak, oksijen, sülfür vs. özellikleri mi vardır? Peki nasıl oldu da bunlar ortaya çıktı? Potansiyel olarak bulunmayan şeyler sonradan ortaya çıkabiliyorsa aklın ortaya çıkması neden imkansız oluyor?

  46. rainbow diyor ki:

    Materyalizm ve zaman ile ilgili olduğundan yazmakta mahzur görmüyorum. Biraz felsefe yapmak istedim aslında.

    Gözlemlediğimiz evren sürekli bir hareket halindedir. Heraklitos’un dediği gibi: herşey akar hiçbirşey kalıcı değildir o yüzden aynı dereye iki kez girmek mümkün değildir çünkü dereye birkez daha girdigimde hem ben hemde dere değişmiştir. Peki varlıktaki bu hareketli oluş nerden gelmektedir? Atomcuların dediği gibi atomların yer değiştirmesinden dolayı olmadığını artık biliyoruz. Hareket bununla sınırlandırılamaz. Atomların da çeşitli parçacıklardan müteşekkil olduğu keşfedildi. Bu parçacıklar da hareket halindedirler. Evrenin zamanlı oluşunun sebebi nedir? Neden mutlak, değişmeyen bir varlık değil de sürekli değişen, an ve an yenilenen bir evren manzarası ile karşı karşıyayız? Evrenin zamanlı oluşu ne anlama gelmektedir? Evren var ve üzerinden sonsuz bir zaman akışı mı olmaktadır? Zaman öncesiz ve sonrasız mıdır?

    Görüşüm o ki zaman hareketli evrenin bir ürünü, bir fenomenidir. Eğer varlık hareketsiz olsa idi hiçbir “zaman” algısı da söz konusu olmayacaktı. Hareketli oluş o kadar özde, o kadar derindendir ki evrenin enerji paketleri-kuarklar- her an yenilenmektedir. Böylece evrenin her an yeniden var olup her an yeniden yok olduğunu söylememiz mümkündür. Eğer hareketli oluş ve değişim özdeki hareketten kaynaklanmıyor olsaydı, sadece belirli özelliklerde var olsaydı evrenin kendine yeten ve varlığını her an başka bir nedene bağlı olmadan varolması mümkün olabilirdi. Ancak değişim ve hareket o kadar köktedir ki evrenin bir an sonrası için bile kendisine hareket sağlayacak ve var edecek bir sebebe ihtiyacı vardır. Böylelikle öncesiz evren veya zamanın ezeli oluşu gibi sorunları ortadan kaldırmış oluyoruz çünkü evren her an bir var ediciye muhtaç tek ve bütünsel bir hareketten başka birşey değildir.

    Bu arada Sn Davinci size sormak isterim; Evren düşük bir entropi ile başlayıp giderek entropisi artmakta değil midir?

  47. :))

    Fakat bazı konularda hakkaniyetini teslim edeyim.. 1. ve 2. maddede Davies’in söylemin sonuca bağlı farklılıyla kastım Mike Gene’nin sonuca varmasındaki fark bunu anlayabileceğini düşünerek yazmıştım.Hata etmişim evet doğrudan okunursa senin bahsettiğin şekilde algılanması daha olası.Halbuki ben yan işlevde olduğu gibi aslında temelde indirgemeciliği destekleyen bir bulgunun nihayetinde pekala ona büyük darbe indirdiğini bildiğini düşünerek yazdım.Yani bulgulardan yola çuıkarak varılan sonuç bağlamı kuranı bağlar. Davies benim okuduğum kitap ve metinlerde sürekşi olarak evrende büyük bir düzen bir inşa bir ayar ve bir kurallar kitabından bahseder.Tüm bunlar AT de bahsettiği kabüllerdir.Elbette içerikte bağlanış yönüde farklı olabilir.Fakat bu kavramların ”genelde ” ifade ettği anlam sizin savunduğunuz düşünce iklimine terstir. Bence siz toplum olarak bilimsel olsun sosyal olsun bir kavramsal ve terimsel anlam konmsensüsü olmamaısndan kaynaklanan kelime oyunlarına baş vuruyorsunuz o kadar..

    4. madde de anlatmak istediğimi sonuçta anlmışsınız.Bu zaten bence P.Davies’in bu beelgeselde bahsedilen verileri yorumlamasına sebep olan yanı.Yoksa AT destekçisi gibi görüneceğini ve Fuatlogl yakındığı işleri yaptığında alacağı tepkileri bilerek böyle bir işe kalkışmazdı değil mi? Demek söylevde bir ortaklık var..Sonuçlar üreteni bağlar bilimi değil…

    5.Gene totoloji doğa kanunlarında kasıt ne sizin için naturalizm onun kapsı nereye çıkar mateyalizm elbette böyle düşünülmesi doğal.Sizin ön kabulünüz bilimsel verinin doğasını kendi kodeksiniz olarak bellemekten öte değil.Bu sebeple var olan tüm kanunların yapısı doğal kaynağı doğal şekilendiricisi doğal yani her şey bir anlamda totolojik… en baştan beri söylemeye çalıştığım şeyi iyi ifade etmişsin.Bu durum Darwinizm içinde geçerli. Doğal seçilim kanunu…herşey kkanunlar örüntüler patikalar desenler içeriyor ama bir türlü orda kimse yok öyle mi?

    Soruma verdiğin cevap bende Coelho’nun simyacısını okuma isteğini uyandırdı..bakırdan neden altın olmasın ki öyle değil mi….?

  48. fuatogl diyor ki:

    @Da Vinci,
    sitelerine verdiğin emeğin, harcağın zaman ve sabrın boşa gitmediğini belirtmek isterim. Özellikle bu hy meselelerinde çok zengin ve faydalı bir kaynak olmuş durumda. Emeğin için teşekkürler.
    /@Da Vinci

    Küllenmiş bir tartışmayı açma niyetinde değilim ama.. Tam dürüstlüğü konuşurken cuk oturdu Da Vincinin o blog sayfasında yazılanlar. Mustafa beyi asabileştiren etkenlerden birtanesi o sanırım, 3 yıldan bu yana üslubu baya değişmiş. Yalnız Mustafa beye sormadan duramayacağım. Az önce o hy alıntınızın orjinal kaynağını okudum. Oparin’in oradaki “bir öğrenciye şu şekilde görünecektir” diye başlayan ifadesini, “proteinlerin tesadüfen oluşmasının mümkün olamayacağını şöyle anlatmaktadır” ve “kendi savunduğu teoriyi tamamen geçersiz kılan bir itiraftır” şeklinde sunmak düpedüz pişkince ve ahlaksızca bir çarpıtma değil midir? İnsanları resmen yanıltmaya çalışdığının belgesi değil midir? Noter onayı mı gerekiyor, yada ne gerekiyor bunu görebilmek için? Okuduğumuzu mu anlayamıyoruz yada? hy deki pazarlanma şeklini es geçip çeviri doğrudur demek pişkinlik olmuyor mu? Bağlamdan kopartılmış alıntıların 90% doğru çeviridir – bunlar o zaman düzgün alıntılama mı olmuş oluyor size göre?
    Can Yücelciliğimi inan zor bastırıyorum.

  49. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Musatafa arkadas,
    ve arkadaslar,

    Burada konular bir hayli dagilmis ve tansiyon epeyce yukselmis!
    O halde simdi, izninizle, yukarida kaldigimiz yerden biraz daha devam edelim, buradaki tansiyonu da biraz daha makul/anlasilabilir seviyelere indirebilmesi dilegiyle:

    Oncelikle, tum Ateist/Agnostik/Deist/Teist insanlari ortak/adil bir Bilimsel Zeminde biraraya getirebilmek icin elbette tum bu insanlarda ortak olan 5 duyuyu esas almamiz gerekir, sanirim, oncelikle ve her daim. Cunki bunun disinda kalan dinlerimiz/felsefelerimiz vs. ortak degil, ancak cok farkli ve cesitli.
    Hal boyle olunca da, bir onceki yazimda belirtmeye calistigim o Bilimsel terimler ve Literatur herkesin 5 Duyusuyla bir miktar “ortakca” kavrayabilecegi ve kabullenebilecegi nitelikte olmalidir.

    Bu baglamda, yine kucuk somut bir ornek:
    Bilimsel terimlerle ve Literatur icinde yaklasirsak;
    Sonbaharda agaclardan yere dokulen yapraklar ve bunlarin yerde olusturduklari kumelesmeler

    Randomly (=rastgele)
    By chance (=sans eseri)

    olan dogal hadiseler olarak islenir olmalidir siniflarda; Ancak bunlar Dindar insanlar icin

    Intently (=iradeli)
    By inspiration (=vahiy eseri)

    olan ilahi hadiseler seklinde algilanabilecek olmalidir kendi “gonullerinde.” (Bkz. Enam Suresi 59) Bu hadisede ve bunun gibi daha nicelerinde ortada tum insanlarin aynen 5 duyulari ile algilayamayacaklari cinsten boyle bir “Ilahi Mudaheleyi/Yonlendirmeyi” (Isra 44 & Fussilet 11) daha sonra zoraki ve aciktan Bilimin ve tum insanligin uzerine ima/dayatma/empoze etmeye kalkmak elbette Bunu sadece dini-politik bir acenda/ihtiras/heves ugruna tum topluma zoraki giydirmeye calisma emareleri seklinde algilanabilecek olmalidir, herhalde! Evrimin olasi tum mekanizmalari acisindan da (secici baski/mutasyonlar/dogal secilim vs.) genisletip dusunebiliriz, belki de, bu temel bakis acisini. Iste, bu nedenle bir onceki yazimda aciklamaya calistigim bu 5 duyu uzerine temellendirilmis ortak Bilimsel terimler ve Literatur bu cercevede kabul gorebilmekte olmalidir Amerikada uzun bir zamandir, genis kitlelerce. Bugun Amerikada okullarda hala Big bang ve Evrim yukarida bahsettigim bu ortak Bilimsel anlayis ve Literatur icinde aciktan ve rahatlikla okutulabiliyorsa, bunun sebebi Amerikada (yakin zamandaki bir ankete gore) %46 oraninda olan Teist karakterli insanlarin buna verdikleri genel onay/destek nedeniyle olmalidir! Yukarida andiginiz unlu genetikci dr. Francis Collins de bu grubun icine dahil nezih/adil/durust Teist insanlardan biri olmalidir. (Ve bu yuzden ozellikle Evangelist kokenli fanatik Anti-Evrimcilerin gozunde pek de/hic de itibarli degildir; ancak islerine geldigi zaman onu dunya capinda unlu Hiristiyan Bilim Adamlari listesinde gosterip kendi acendalari ugruna bir miktar kullanmak istedikleri durumlarda mustesna!)

    http://www.cnn.com/2007/US/04/03/collins.commentary/index.html

    Dolayisiyla, elbette bunca Teist insanlar bugun yukarida andigim o ortak Bilimsel anlayis ve Literatur icinde Big bangi veya Evrimi siniflarda islediklerinde bir anda/o anda Gayri-Teist olmuyorlar! ancak yukarida bir miktar aciklamaya calistigim mantalitede Bilimin tum Ateist/Agnostik/Deist/Teist insanlarin ortak paydasi olabilmesi icin ancak boyle islenmesi gerektigi fikrini benimsedikleri icin bunda hicbir beis/carpiklik bulmuyor olmalilar!

    Akilli Tasarim modelinin burada devreye girip herhangi? bir Tasarimci/Tasarimcilar fikrini aciktan ve zoraki ima/empoze etmek istemesi bundan oturu elbette sadece ardinda Evanjelik Hiristiyan kanadin dini/politik acendali bir “ayak oyunu” olarak kendini hissettiriyor olmalidir!
    “Hele onden su Tasarimci fikrini bir sokalim ardindan (onlara gore gercek ve “uclemeli” tek Tasarimci) Holy Father/Son/Holy Spirit gelmesi zor olmayacaktir!” (Irak isgalinden onceki ustalikli “ayak oyunlari” yine bu Evanjelik Hiristiyanlarin bu kez politik kanadinin “akilli marifetleri” olmali idiler!)

    Elbette Akilli Tasarimcilarin icinde bu hareketin tanitiminda kullanilan o samimi “niyetlere” aynen inanarak hareket eden samimi insanlar da var olmalidir (bahsettiginiz dr. Michael Behe ve burada sahsiniz belki de bu iyi niyetli samimi insanlarin basinda yer aliyor olabilirsiniz, kanimca!)
    Ancak burada anlasilmasi gereken en onemli konu: Zaten su haliyle dahi Big bangin ve Evrimin vs. yukarida andigim o ortak Bilimsel anlayis ve Literatur icinde okullarda islenmesi halihazirda tum Teistlerin “gonullerinde” kendilerine has bir Akilli Tasarimcinin (Yehovanin, veya Allahin, veya Krisnanin, veya digerleri) plani/planlari, tum Ateist/Agnostik/Deistlerin “gonullerinde” ise Doga/Fizik kanunlarinin, Bilinemezligin, Nitelendirilemezligin hareketi/hareketleri olarak algilanabiliyor olmalidirlar. O halde, buraya ne diye aciktan Akilli Tasarimci fikrini bir daha zoraki getirip bu ortak/adil Bilimsel anlayis temelinden zedelensin? Bunun ardinda bir (Evanjelik) art niyet yoksa, neden bu kadar israrcilik…?

    Halbuki boyle bir ortak Bilimsel anlayis ve Literatur elbette en azindan oncelikle Bilimsel Platformda ateist/agnostik/deist/teist insanlari biraraya getirebilip, Dinsel/Felsefi Platformda ise yapilacak tartismalar yine mumkun oldugunca uygar/saygili niteliklerde devam edebilme yolunu da bir miktar acabilmis/acabilecek olmalidir, umulur ki, bunun ardindan! (Bu sitede Kuran perspektifinde Ateist/Agnostik/Deist tarzda insanlarla hangi baglamda ve nasil tartismalar/diyaloglar gelistirilebildigini de vakit buldugunuzda ilgili bircok Bolumleri (Sevmek-Korkmak & Dindarliktan Dinsizlige vs. gibi..) mutlaka incelemenizi yurekten oneririm.)

    Bunun disinda, bir de elbette Tevrati, Incili veya Kurani mutlak bilimsel veriler iceren Kitaplar olarak algilayip bu cagda Bilimsel acidan boylelikle “toptan cuvallamis/sendelemis” nitelikte kalmis olabilecek kimselerin yukarida anilan bu ortak Bilimsel anlayis ve Literature neden asla ve daha bastan hic dahil olmadiklarina/olmayacaklarina dair bazi somut verileri/tartismalari da vakit buldugunuzda yine bu sitedeki ilgili bolumlerde ve yorumlarda (Bilim, Inanc ve Egitim & Evrimsel Turlesme.. vs. gibi..) mutlaka incelemenizi yine yurekten oneririm. Samimiyetinizden ve alakanizdan oturu pek/cok tesekkur eder, ve yine Esenlikle ve Saglicakla kalmanizi gonulden dilerim.

  50. Bağlamdan koparması onun suçu ben yapılan çeviriye bakıyorum..bağlamdan koparan o çeviri doğrumu temelde doğru beni ilgilendiren kısım o.

    Da Vinci; HY’nin Oparin’den yaptığı alıntı çok büyük oranda doğru ama orjinal yazıdaki ilk bakışta önemsiz gibi gözükebilecek ufak bir bölümü çıkardığı için Oparin’in asıl söylemek istediği şeyi yansıtmıyor diye düşünüyorum.

    Ben;Çeviri temelde yanlış değil,sonrasında da kanaatimce Richard Dawkinsin Kör saatçideki tarzına benzeyen bir argüman var.Hani öğrencilere der ya Dawkins; canlılığın tasarlanmış gibi göründüğünü biliyorum ama bunu sınıfa girerken unutun!Genede biliyorsunuz ki bir kitabın hiç değilse o bölümünün tamamı okunmadan bir karar vermek sağlıklı olmaz.

    Siz aman bişeyi tutmayın salın gitsin totolojiniz patlamasın…

  51. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Mustafa arkadas,

    Burada size ayrica samimi bir uyarida/hatirlatmada bulunayim: Yukarida bir kitabindan ceviri alintisi yaparak atifta bulundugunuz tarzda bazi kimse/kimseler (h…) sadece Bilim alaninda degil Din alaninda dahi yapmis olabildigi/olabilecegi bircok manipulasyonlar/uydurmalar/kaydirmalar nedeniyle epeyce bir zamandir dunya capinda kidemli/saygin bazi Musluman Din adamlari tarafindan dahi bu sebeple bir hayli elestirilen tipte kimse/kimseler olmalidirlar. (Bu konuda Evrimsel Turlesme.. baslikli bolumun altinda aktardigim bazi bilgi ve linklere bakabilirsiniz.) Dolayisiyla, bir dahaki sefere mumkunse durustlugune herkesce guvenilir daha itibarli kaynak/kaynaklardan gerek gorebileceginiz alintilari/cevirileri aktarirsaniz, hem konunun yukaridaki gibi bos yere cokca dagilmamasina ve hem de kendi inandiricilik ve itibarinizin da asla ve hic zedelenmemesine onemli katkilarda bulunmus olabilirsiniz, umarim/dilerim. (*Elbette bu demek degildir ki, o tip kimse/kimselerin her ceviri/alintilari (ozellikle burada yukaridaki) kesinlikle yanlis olmali/olacak; ancak bu tip bazi manipulasyonlar/uydurmalar/kaydirmalar bir kez/bircok kez hem Bilimsel hem Dinsel alanda acikca tespit edildikten sonra, insanlarda ister istemez
    bu tip kaynak/kaynaklar hakkinda epeyce kaygilar/kuskular ve itirazlar uyanmasina neden olabiliyor/olabilecek olmali, herhalde, bir miktar, dogal olarak.) Tekrar Esen kaliniz.

  52. Materyalistlere;

    Bu arada cevap veremiyorsanız veremiyoruz diyebilirsiniz? Şahsen Da Vincinin cevabını tatminkar bulamadım(bulan varsa nedenleri ile açıklarsa sevinirim) ona yazdığım cevap yorumdada sonra bir soruyla bunu kendisine açıkca belirtmiş oldum.Yoksa benle Da Vinci arasındaki yoruma karışılacağına, yapılabiliniyorsa lütfen o sorularıma cevap verilebilsin. Konu maalesef İmtiyazlı gezegenden nerelere gelindi gene…çünkü materyalistlerde totoloji yapmaktan öte fazilet ortada yok . Doğa doğadandır..Doğal doğaldır.Konum konumdur…Kanular kanudur… Ağaçlar ağaçtır…

    Sayın Kurandaki Din

    Artık evangelizmle kafayı bozmuşsanız elimden bişey gelmiyor…belgeseldeki bilimsel verileride ıskalamak çok doğal.Herkes kendince bir yere odaklanıyor zayıf gördüğü yeri başka siyasi politik felsefik bağlamında didikliyor.

    Bilimi biz üretiyoruzda onun kimliği üzerinde rasyonel tartışma yapmamız kalmış gibi bir söylem endelüs özleminin uzak flamenco ezgisi gibi geliyor bana kusuruma bakmayın. Sizin çok ballandıra ballandıra anlatığınız atesit/teist/deist/agnostik insnalarla bir bağlam kurmak doğal ken kitap ehliyle kurmak/kurabilmek zındıklık nerdeyse.. bunu da ayetle desteklersiniz…

    Umuma

    Benim bu tartışmalardan edindiğim izlenim; bir fikir üretmek onun üzerine düşünce beyan etmek isteğinizin olmadığı… genel tavır bağcı dövmeye çalışmak. Bunun içinde cımbızla bir şeyi metinden çekmekle işe başlayıp
    saçma sapan totolojilerle ard arda yüklenip Kurandaki Din adlı arkadaşın yakındığı bilimsel terim konsensüsü boşluğunu dilediğince evirip çevirip yorum yapmak ve maç psikolojisiyle bir şeyler karalamak…

    Ben ise uzun zaman sonra editöre bu öneriyi götürdüğümde bir şeylerin zamanla değişmiş olabileceğini ve daha çok insana bu metni ulaştırabileceğimi düşünerek teklif etmiştim.Fakat gördüğüm odur ki İşleri yukarda saydıklarımı yapmaktan öteye gidemeyen ve gidemeyecek olan yorumcularla (özellikle materyalistleri kastediyorum) bir amentü kısır döngüsü yaşamamız daha olasıdır ve giderek mecra o yönde ilerlemektedir.

    En nihayetinde son olarak ”yapılınabiliyorsa” meydan okumama karşılık verilebiliyorsa bunu rasyonel biçimde bilim felsefesine ve bilimselliği uygun biçimde kendilerinden bekliyorum. Bunun yapılamayacağınıda düşünüyor değilim, mutlaka bu sorularımı oluşturduğum düşünce şeklimin belki benim farkına varamadığım bir noksanı, bir hatası bir yanlışlığı vardır.Bununda gösterilmesini talep ediyorum. Böylelikle iddia edildiği gibi bile bile ”gerçekleri” çarpıtmaktan vaz geçebilirim diye düşünüyorum.Kendileri gibi düşünmemem yada sonuç çıkarmama yada yorumlamama hakkımı bana tanımadıkları için, sürekli sorularıma es geçip kendi eksenlerinde kendilerince hata saydıkları yerlerden bütünü yıkmaya çalıştıkları için artık yorumlara karşılık vermiyorum. Oldu ki burda yukarıdaki sorularıma cevap verilir bende o cevapların hakkaniyetini tasdik için burda yazarım.Bunu yaparkende asla kendimi küçük düşmüş vs hissetmem bizat bu çıkarımları yaparken farkında olmadan ön kabuller ve inanç ekseninde yaptığımı kabul eder.Buradaki yorumcularıın her birinden teker teker özür dilerim. Ayrıca AT hareketini desteklemeyi bırakırım…

    Saygılarımla…

  53. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Mustafa arkadas,

    Oncelikle emin olmalisiniz ki, burada sizi psikolojik olarak yipratmak/bezdirmek gibi gayri ahlaki basit/adi nedenler icin degil, ancak sadece bugun ozellikle Amerikada tum ateist/agnostik/deist/teist tarzda insanlari mumkun olabilen en ortak/adil bir sekilde Bilimsel Zeminde biraraya getirebilmis olan o Bilimsel anlayisi ve Literaturu bir miktar hep beraber daha iyi anlayabilmemiz,
    ve bunun ardindan bu Akilli Tasarimciligin temelde neden (Evanjelik Baronlar ve Kiliseler tarafindan finanse edilen) ve bu ortak/adil Bilimsel anlayisi ve Literaturu temelden yikmaya calisan “sinsi” bir Hacli Seferi olabildigini/olabilecegini algilayabilmemiz icindir, temelde.

    Kuran elbette mutevazi salih Kitap ehliyle (belki de yukarida ornek verdigim unlu genetikci dr. Francis Collins ve onun ekolunu paylasan Amerikadaki %46 oranindaki o teistik evrimci ve yukarida bahsettigim o ortak Bilimsel literaturu temelde destekleyici ekolu paylasan diger uygar/demokrat/adil hiristiyanlar gibi) daima iyi iliskiler icinde olunmasini ongormus/emretmis olmalidir. (Ankebut 46) Ancak bilimi her sekilde manipule edip
    Tanrinin “biricik” oglu evrendeki “biricik” gezegene “Tanri tecellisi ebedi bir Kral” olarak gelmek uzeredir; hersey bizim bunu gozlemleyebilmemiz icin konumlandirilmis ve duzenlenmis olmali!
    gibi gizli “imgesel Evanjelik mesajlarla” –bunu anlayabilecek kadar evanjelik ideolojisini/psikolojisini bilebilenler icin– acik/dolu olan tarzda “imtiyazli” gayri mutevazi Kitap ehliyle degil, belki de! (Maide 17-18)

    Dunyamiz Gunes sistemi icinde dahi –en azindan boyut acisindan Jupitere oranla– gayet “mutevazi” bir konumda olup Tanrinin biricik oglunu misafir edecek kadar “imtiyazli” olmadigi/olamayacagi buradan bile yeterince acik olmalidir, herhalde!
    Bizim her turlu evrimden tamamen munezzeh olarak ve sip sak yaratilmis mukemmel Tanri suretindeki yaratiklar (Tekvin 1/27) olmadigimiz, ve hz. Isanin da bu Tanri suretindeki insanlarin soyundan cikma mukemmel bir Tanri tecellisi (Yuhanna 1/1-14) olmadigi,
    ancak bizim evrim kanaliyla hasil olmus diger canlilarla –fiziksel acidan– evrimsel baglamda gayet iliskili/benzer “mutevazi” yaratiklar oldugumuz (Enam 38) ve hz. Isanin da bu tip mutevazi insan soyundan gelme onurlu kilinmis ancak normal bir Tanri elcisi olmus olabilecegi gibi… (Enbiya 26-27)

    Bunun disinda ise, Teist karakterli insanlar icin Dunya ne kadar Allahin sanatiysa, Mars da ve diger gezegenler de yine o kadar Onun sanati olmalidirlar; orada hicbir hayat emaresi, bitki/canlilar vs. olmadigi icin Mars tesadufun urunu olabilir, ancak Dunya olamaz gibi sakat bir anlayis zaten Teist karakterli insanlara asla uygun olamaz, herhalde. (Isra 44)
    Ancak bu tip hadiselerde tum bu Evren ve gezegenler 5 duyu ile algilanabilen hicbir dis mudahele olmadan doga/fizik kanunlari cercevesinde kendiliginden olusabilmis olabildigine gore (Big bang ile…) ve Allah ve iradesi bunun arkasinda/uzerinde toptan “gizli” kalabilmis olabildigine gore (Enam 103 & Isra 44) bu konuyu da zoraki olarak tum Bilimin ve insanligin uzerine aciktan ima/dayatma/empoze etmeye kalkmak cok dogru/adil/salih bir davranis olmamalidir, belki de! (Bakara 256)

    Madem ortada akil var, ve bu da akilsiz bir rastlanti sonucu ortaya cikmis olamaz mantalitesiyle yaklasip tum Bilimin ve insanligin uzerine yine aciktan herhangi bir Din imasiyla/dayatmasiyla/empozesiyle gidebilmek de yine cok makul/mumkun/adil olmayabilir, belki de; cunki o halde

    a) Bu evrenden cok daha kompleks/akilli mekanizmalarla veya organlarla dolu olmasi gereken bu Akilli Tasarimcinin/Tasarimcilarin kendisi nasil ilkin akilsiz bir rastlanti sonucu ortaya cikmis olabiliyor (cunki insan aklina gore sadece iki secenek var olmalidir: Ya akilli birisi tasarlamistir, Ya rastlanti sonucu ortaya cikmistir!) ama benzeri bir sey bu Evren icin kesinlikle dusunulemiyor?
    (Kurana gore de boyle bir sorunun insan “akilci” bir cevabi yoktur; ancak dogmatik olarak Allahin ezelden beri var olup asla sonradan olmadigina/dogurulmadigina/yaratilmadigina inanilmasi bastan ve sorgusuz/sualsiz ve “dogmatik” (=5 duyu ile asla sinanmadan) bir tarzda emredilmis olmalidir tum Teist karakterli insanlara, evvela. (Ihlas 1-4)

    b) Eger gercekten bu Evrenin arkasinda/uzerinde boyle bir Tasarimci/Tasarimcilar var iseler neden haklarinda 5 duyuya dayali en kucuk somut bir delil bulunamiyor (Kurana gore de
    bu konuda ne Allahin, ne Meleklerin hakkinda insanlara 5 duyuya dayali hicbir somut delil verilmeyecegi (Enam 103 & Vaqia 84-85), ancak kendileri daha dunyaya gelmeden once Allahin huzurunda bizzat bulundurulup Ona ozel bir ahid vermis olan ve bundan oturu Dunyaya daha dogustan Teist karakterli gelip Ona verdikleri o ozel ahdi yerine getirmekle sorumlu kilinan bazi/bircok insanlarin var olduklari beyan edilmis (Araf 172-173); ancak bunun disinda bir de boyle bir ahidden tumden habersiz birakildikdiklari icin bu Dunyada herhangi bir Dine/Yaraticiya baglanmalari asla ve bastan mumkun kilinmamis olabilecek bazi/bircok insanlarin var olduklari bildirilmis ve bunlarin uzerine Din/Yaratici fikrinin zoraki olarak ima/dayatma/empoze edilmeye calisilmasinin abes/manasiz/gereksiz/adaletsiz/faydasiz olabilecegine de ayrica isaret edilmis olmalidir! (Bu konuda yapilmis daha detayli bazi Kuransal analizler icin, lutfen bu sitedeki Sevmek-Korkmak basligi altindaki yorumlara da, vakit bulunca, mutlaka dikkatlice bir goz atiniz, dilerseniz.)

    Dolayisiyla, Mustafa arkadas, bu Akilli Tasarimciligi daha makul ve cogunlukla Dinsel/Felsefi (Bilimsel degil) platformda ve yukarida anilan dr. Francis Collins ekolu icinde (The Language of God isimli eserin mantalitesinde) yapiyor/yapacak olmani ve bu tip digerlerine gore goreceli olarak cok daha anlayisli/uygar/adil
    olabilecek –kesinlikle “imtiyazli” degil– ancak “mutevazi” olabilen Hiristiyanlarla birlikte bircok –mumkun olan en genis cercevede tum insanlari kapsayici– uygar/insancil/adil/demokrat Bilimsel/Felsefi/Dini hususlarda ortak hareket ediyor olabilmeni yurekten temenni ederdim/ederim, samimi ve durust ve en acik bir tarzda duygularimi belirtmemi mutlaka yine istiyorsan! Tekrar cok Saglicakla ve Esenlikle kalmanizi dilerim.

  54. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Burada suçun bir kısmının Davies de olduğunu da kabul etmek lazım. Popüler alanda yankı bulacak şekilde, oraya buraya çekiştirmeye müsait muğlak ifadelerle yazı yazıp, Templeton gibi dini yönü daha ağır vakıflardan paralı ödüllere takılınca her türlü yaratılışcının diline kolayca düşüp hiç savunmadığı görüşleri savunuyormuş gibi gözükebiliyor. ”

    fuatgol,bak ne güzel konuşmaya başladın.dürüstlük böyle bir şey işte.bu Davies adam değil abicim.o yüzden siz Davieslere fazla takılmayın.siz Kendiniz birer dürüst Davies olun.bilim adamı ağzından çıkan söze dikkat edecek.olabilir,sanılır,varsayılır gibi ifadeler kullanmayacak.şöyle olursa şöyle olabilir gibi bir ifade olmaz.ben şunu gördüm,şöyle.ben şu deneyi yaptım sonucu bu.diyecek.

    “Evrenin zamanlı oluşu ne anlama gelmektedir? Evren var ve üzerinden sonsuz bir zaman akışı mı olmaktadır? Zaman öncesiz ve sonrasız mıdır?”

    rainbow hocam,zaman görsel olarak hareketin bir sonucudur.evrenin başlangıcında zaman daha hızlı işliyordu.aslında evrendeki zaman giderek yavaşlamakta nedeni maddenin hareketinin yavaşlaması.zaman evrenin yaratılışı ile ortaya çıktı.bir ara bende sizin gibi düşünmüştüm.sonsuz bir zaman skalasında madde alemi olabilir mi diye düşünmüştüm.ama öyle değil.farklı boyutlar var.bizdeki madde alemindeki zaman maddenin hareketine ve maddenin hareketi maddenin dönüşümüne bağlı.başka boyutlarda sonsuz zaman olabilir,bilmiyoruz.öncesiz sonrasız zaman olabilir ama bizim alemde değil.

    bizim alemde zaman yavaşlamakta,evren giderek soğuyor.sonsuz bir dönüşüm yok.cosmologlar yanılıyor.onlar gaz ve tozlardan yıldız ortaya çıkartıp evrenin sonsuz oldugu görüşünü ortaya koyuyorlar ama bu bing bang ile çelişkili bir durum.

    sorun aslında bilim felsefesinin ateist ideoloji çerçevesinde oluşturulması.buda bazı çıkmazlara ve sorunlara neden oluyor.mesela günümüzdeki bülim felsefesi yeni bulgularla beraber akılla çelişir duruma geliyor.insanlar her geçen gün akıllarıyla çeliştiğinde kafaları karışıyor ve felsefe ilerleme yerine gerilemeye neden olmaya başlıyor.bunun sıkıntıları gelecekte daha fazla yaşanacak.o yüzden yeni bir bilim felsefesi yazılmalı.bilim adamları farklı boyutların varlığını tartışmaya başladılar ve bu duyu organlarımızın dışında kalmakta.neyi kullanacağız akıl ve mantık.gerçek bilgi ve aklı-mantığın harmanlanması.

  55. Sayın Kurandaki Din adlı yorumcu

    İlk önce kullandığınız müstear ismin/lakabın içerik acısından ister+ ister- manada olsun fazla iddialı bulduğumu söylemekle işe başlayım. Hitaben yazarken bile rahatsız oluyorum. Haddi aşan bir durumu var. Bu vesileyle bana ilettğiniz onca tevazu temalı mesajların içtenliğine şeklen pek itibar etmiyorum fakat çok ısrarla belirtiyorsunuz.Bunu ben bilemem bilebilecek olanada soramam fakat kelimelere yansıdığı kadarıyla olan kibarlığınız için teşekkür ediyorum.

    Ayrıca 5 duyu duyu diye fazla itibar ettiğiniz Hume çıkarımını andıran lafzınızında Hempel’in söylemi ile sarsılmış ve epey itivar kaybetmiş olmasına rağmen onca itibar gösterilmesininde aşırı kaçmak olacağını düşünüyor, önerileriniz materyalist totolojilere benzemekten kurutlamadığını görüyorum.

    Şöyleki, İmtiyazlı lafzını alıp onun kelime oyunuyla bir sınıfsal kavram şeklinde kullanmanız bile o çok önem verdiğiniz ortak bilimsel literatür lafzını pek kendi içinizdede yaşayamadığınızı gösteriyor..

    Belgeseldeki tüm bilimsel mesajları aldınız ? üstüne kanımca var olmayan evanjelik gönderimleri/bilinç altı saldırılılarınıda gözden kaçırmadınız…

    Evangelistlere karşı olan ”ön yargınız”/düşmanlığınız yada her ne hissiyatsa o derece derin ki mağdem evangelist yapmıştır ozaman mutlaka haleluya gibi bir kabulle metni yada belegeseli incelemeye başlamışsınız. Şu evangelik propagandalar metnin neresinde yada yapımın göstermenizi temmeni
    istiyorum…

    Belgeselde kimseye empoze edilmek istenen bir şey yok! metin orada yapım orada, herkesin seyredip çok başka sonuçlara varmasıda mümkün,ama bir prpopaganda videosu /metni şeklinde algılamak,tarasımcı kimliğinin lafzı bile geçmezken o tasarımcıyı Trinity imgesine büründürmek sağlıklı bir bakış acısının tezahürü olamaz.

    Sizlerin birde AT’nin nasıl olması gerektiği yada benim nasıl bu hareketi savunmam gerektiği üzere fikir beyanınız bile olmuş.Artık buna ne diyebileceğimi inanın yazarken epey düşündüm.. Ya blog amactaki anlatımlar ”yeterince açık” değil, yada sindirilmiş bir hareket olsun buda şöyle olsun der gibi öneridede bulunulmuş. Siz kendiniz için AT hakkında nasıl bir kabulde bulunursanız bulunun, umrumda olmaz. Velhasıl benim savunduğım şekilde (blog amaç) katılır yada katılmazsınız o sizin kendi kararınız.Katılmanızla yine ne bişey kaybeder nede bişey kazanırız.Çünkü gömülü bir amaç ideoloji taşımıyorum.Öyle olsa tek başıma bunca iş arasında bir avuç totoloji meraklısı bilim lakırdısı materyalistin saldırılarına karşı AT’yi kendi şiarımca savunmam. Bir cemaat,bir organizasyon vs desteğini arkama alır küçük bir ekip kurar.Bu 7/24 ateist-materyalist çarpık zihinlerle öyle mücadele ederdim.(Nette hem örgütlüdürler(evrim siteleri) hem akademik destek alırlar(biyoloji forumları) hem poplüler medyadadırlar(popüler bilim dergileri) hemde siyasi parti ,organisazyonların rasyonelleştirme ocağıdırlar.(Materyalizm siyasi şekli komünizm yada türevleri..)

    Birde bazı komik gönderimler olmuş bunlar içersinde en çok sondaki demokrat lafzı gülümsememe neden oldu…

    Neyse aklın kaynağına dair olan sorularıma cevap bekliyorum.Gerçekten umut ediyorum ki cevaplar, Da Vinci’nin ki gibi totolojik bir simyacılık içermesin..akla bilime ve bilim felsefesine yaraşır olsun..ki bende burda kendi nefsimin zulmüyle materyalist zihinleri yanlış anlama üzere bir hareket içersinde olduğum kanaatine azda olsa varabilip,onların feyzinden istifade edebileyim…

    Kısaca sizin anlayışınızla benimki arasında nüans farkından çok öte şeyler var. Sizinkisi benim çok uzun süre önce ”kurtulduğum” bir durum.Yukardaki tüm yorumlarımda blog amaçta değindiğim temel kıstas ve söyleme aykırı hakeret ettiğimi gözlemleyen yada bunları lafızda söylüyorsun icraatın yok diyerek gösterebilen herkese minnettar olurum.Böyle eleştiri ve söylemlere kapım daima açık ama kendi ictahatını ”çaktırmadan” empoze edebilmek adına var olmayan bir durumu (belgesel içersinde evangelist trinity propagandası) varmış gibi göstererek sonrada öneriler sunmak bana ne uygar/insancil/adil/demokrat Bilimsel/Felsefi/Dini geliyor. Nede bunun onaylayan bir dünya görüşüne sahibim.

    Saygılarımla..

  56. fuatogl diyor ki:

    Mustafa bey, sizin yaziniz uzerine size soru sorup cevap alamayan bizlerdik zannediyordum. Neyse sizin istediginiz gibi olsun, sorulariniz hangileriyse tane tane siralayabilirmisiniz? Bakalim sizi tatmin edebilecekmiyiz!

  57. Da Vinci diyor ki:

    @rainbow

    rainbow: Bu arada Sn Davinci size sormak isterim; Evren düşük bir entropi ile başlayıp giderek entropisi artmakta değil midir?

    bkz. Düzenin Oluşumu

    @Mustafa Ajlan Abudak

    Mustafa Ajlan Abudak: Yani bulgulardan yola çuıkarak varılan sonuç bağlamı kuranı bağlar. Davies benim okuduğum kitap ve metinlerde sürekşi olarak evrende büyük bir düzen bir inşa bir ayar ve bir kurallar kitabından bahseder. Tüm bunlar AT de bahsettiği kabüllerdir.Elbette içerikte bağlanış yönüde farklı olabilir. Fakat bu kavramların ”genelde” ifade ettği anlam sizin savunduğunuz düşünce iklimine terstir.

    Ben de diyorum ki Davies’in son kitabını al oku ve bu ayarın neden oluştuğunu düşündüğünü gör. Hatta ona bile gerek yok, kitaptaki görüşlerini önceki mesajlarımda alıntı yaptığım söyleşisinde özetlemiş zaten. İnce ayarın ve evrenin yaşam dostu özelliklerinin akıllı bir tasarımcının tasarımı olduğu görüşüne katılmadığını açıkça ifade ediyor. Sen ise kalkmış hala adamı savunmadığı bir görüşe destek sağlıyormuş gibi göstermeye çalışıyorsun. Pes doğrusu.

    Mustafa Ajlan Abudak: 4. madde de anlatmak istediğimi sonuçta anlmışsınız.Bu zaten bence P.Davies’in bu beelgeselde bahsedilen verileri yorumlamasına sebep olan yanı. Yoksa AT destekçisi gibi görüneceğini ve Fuatlogl yakındığı işleri yaptığında alacağı tepkileri bilerek böyle bir işe kalkışmazdı değil mi? Demek söylevde bir ortaklık var.. Sonuçlar üreteni bağlar bilimi değil…

    Aynen öyle. Varılan felsefi sonuçlar o sonuca varanın görüşleridir. Gonzalez’in sonuçları da bilimsel değil felsefi sonuçlardır. Gonzalez’in vardığı sonuçlar bilimsel gerçekler değil bilimsel verilerden çıkardığı felsefi görüşlerdir.

    Mustafa Ajlan Abudak: 5.Gene totoloji doğa kanunlarında kasıt ne sizin için naturalizm onun kapsı nereye çıkar mateyalizm elbette böyle düşünülmesi doğal.Sizin ön kabulünüz bilimsel verinin doğasını kendi kodeksiniz olarak bellemekten öte değil.Bu sebeple var olan tüm kanunların yapısı doğal kaynağı doğal şekilendiricisi doğal yani her şey bir anlamda totolojik… en baştan beri söylemeye çalıştığım şeyi iyi ifade etmişsin.Bu durum Darwinizm içinde geçerli. Doğal seçilim kanunu…herşey kkanunlar örüntüler patikalar desenler içeriyor ama bir türlü orda kimse yok öyle mi?

    Ne yapmamız gerekiyordu Mustafa? “Bilinen fizik yasalarına göre evrenin daha düzenli hale gelmesi gerekir ve nitekim de geliyor, ama bunun fizik yasasına göre olması gerektiği için değil, ardında gizli bir parmak olduğu için gerçekleşiyor olabileceğini de hesaba katmamız gerekir” gibi absürt bir mantık mı kurmamız gerekiyor? Ne demek istediğini açıklar mısın?

    Mustafa Ajlan Abudak: Soruma verdiğin cevap bende Coelho’nun simyacısını okuma isteğini uyandırdı..bakırdan neden altın olmasın ki öyle değil mi….?

    Evrendeki bildiğimiz anlamdaki tüm maddenin proton, nötron ve elektronlardan oluştuğunu ve büyük patlamadan hemen sonra hiçbir elementin var olmadığını biliyoruz. Elementlerin nasıl oluştuğuyla ilgili gayet sağlam teoriler de mevcut. Peki bu durumda proton, nötron ve elektronlar potansiyel olarak tüm elementlerin özelliklerine sahip mi olmuş oluyor? Kıvırmadan şuna cevap verir misin?

    @fuatogl

    fuatogl: sitelerine verdiğin emeğin, harcağın zaman ve sabrın boşa gitmediğini belirtmek isterim. Özellikle bu hy meselelerinde çok zengin ve faydalı bir kaynak olmuş durumda. Emeğin için teşekkürler.

    Harcadığın emeğin boşa gitmediğini bilmek çok güzel birşey. Birilerine faydası dokunuyorsa ne mutlu bana.

    fuatogl: Yalnız Mustafa beye sormadan duramayacağım. Az önce o hy alıntınızın orjinal kaynağını okudum. Oparin’in oradaki “bir öğrenciye şu şekilde görünecektir” diye başlayan ifadesini, “proteinlerin tesadüfen oluşmasının mümkün olamayacağını şöyle anlatmaktadır” ve “kendi savunduğu teoriyi tamamen geçersiz kılan bir itiraftır” şeklinde sunmak düpedüz pişkince ve ahlaksızca bir çarpıtma değil midir? İnsanları resmen yanıltmaya çalışdığının belgesi değil midir? Noter onayı mı gerekiyor, yada ne gerekiyor bunu görebilmek için? Okuduğumuzu mu anlayamıyoruz yada? hy deki pazarlanma şeklini es geçip çeviri doğrudur demek pişkinlik olmuyor mu? Bağlamdan kopartılmış alıntıların 90% doğru çeviridir – bunlar o zaman düzgün alıntılama mı olmuş oluyor size göre?

    Mustafa Ajlan Abudak: Bağlamdan koparması onun suçu ben yapılan çeviriye bakıyorum..bağlamdan koparan o çeviri doğrumu temelde doğru beni ilgilendiren kısım o.

    Mustafa’nın cevap şaka falan değil yanlış anlaşılmasın. Tamamen gerçek :)

    Levent Kırca’nın Olacak O Kadar‘ına konu olacak türden bir durum. Durumu özetlemeye çalışayım:

    —————————————————————————————————
    Oparin: Proteinlerin yapısını öğrencilerine (…) kadar ihtimal dışı gözükmektedir.

    HY: Oparin, xxx adlı kitabında şöyle der: “Proteinlerin yapısını inceleyenler için (…) kadar ihtimal dışı gözükmektedir.” Görüldüğü gibi Oparin proteinlerin tesadüfen oluşmasının mümkün olmadığını söylemekte ve kendi savunduğu teorinin geçersiz olduğunu itiraf etmektedir.

    fuatogl: Burada açıkça bir çarpıtma var, alıntı bağlamdan kopartılmış.

    Mustafa Ajlan Abudak: Bağlamdan koparmış olması HY’nin suçu, beni bağlamaz. Ben çeviriye bakarım. Çeviri temelde doğru. O zaman benim için sorun yok.
    —————————————————————————————————

    Nasıl yani Mustafa? HY’nin dediği gibi Oparin gerçekten “proteinlerin tesadüfen oluşmasının mümkün olamayacağını anlatmakta” mıdır? O alıntı gerçekten Oparin’in “kendi savunduğu teoriyi tamamen geçersiz kılan bir itiraf” mıdır? Senden dürüstçe bir cevap bekliyorum. Bu cevabına göre HY’nin vardığı bu sonuçların masum bir çeviri hatası sonucu oluşmuş masum bir hata olarak mı değerlendirmek gerekir yoksa alıntının bilinçli olarak bağlamdan koparılarak ve hatalı çeviri (hatalı çeviri diyorum çünkü orijinal yazıda açıkça “öğrenciler” derken HY bunu “inceleyenler” olarak çevirmiş) yapılarak, bir bilim insanının görüşünün göz göre göre yanlış aktarılması ve çarpıtılması olarak mı değerlendirmek gerekir? Senden dürüstçe, samimi bir cevap bekliyorum.

  58. Uluğ diyor ki:

    Herşeyden önce imtiyazlı gezegen videosunu henüz izlemedim. Yorumları da ayrıntılı okumadım. Konunun ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Bazı yorumlara binaen bir kaç kelam etmek istiyorum.

    *****
    Fasulye mevzusu: İyi tarım, toprak analizinden sonra yapılır. Sözkonusu bir toprak parçasının hangi tür bitkiler için uygun olduğu araştırılır ve o bitkilerin orda yetiştirilmesi tavsiye edilir. Eğer bir yerde fasulye yetiştiriliyorsa ve analizde bu toprak parçasında yetişecek en uygun bitkinin fasulye olduğu neticesi çıkmışsa burda bilinçli bir seçim yapılmış olabilir. Birisinin bunu iddia etmesinde hiç bir sakınca olamaz. Aynı toprak parçasında pek çok bitkinin yetiştirilmesi mümkündür. Fakat aynı verimi alamayabilirsiniz. En iyisi fasulye ise ve fasulye yetiştiriliyorsa burda bilinçli bir seçim olabilir. Sanırım imtiyazlı gezegen bu tür bir konu. Konunun argümanlarını bilmiyorum. Fakat, hazırlayanların, ateistlerin algıladığı/algılattığı şekilde “salak/sahtekar” olduğunu sanmıyorum.

    *****
    @A. Filozof,
    Çok bariz bir şekilde daha önce defalarca bahsettiğim herhangi bir hatasını yapıyorsunuz. Düşük olasılığın gerçekleşmiş olması anlamına gelen(gelmesi gereken) ince ayar konusunu tek bir evrenle sizin yaptığınız şekilde izah etmeniz mümkün değil. Bu konu ateistlerin çok sık(hep) yaptığı bir yanılsamadır. Hatanızı bir kere daha izah etmeyeceğim. Tekrar hatırlatıyorum: Hatanız herhangi bir hatasıdır.
    —–
    Bana göre İnce ayar ancak şöyle olabilir:

    Evrenimizin, atomların, moleküllerin, galaksilerin, gezegenlerin v.s. oluşmasına imkan verecek şekilde olması ihtimali çok düşüktür. Genişleme hızı çok kritiktir v.s. gibi.

    İnce ayar pek çok bilim adamı tarafından kabul görmektedir. İnce ayar için olası açıklamalar:
    1-) İnce ayar yoktur. Görüşlerine zerre itibar etmediğim Victor Stenger tarzı.
    2-) Çoklu evren modeli. Bana göre bu ince ayarı izah edebilen bir yöntemdir. Fakat bunun başka sorunlarına(Başlangıcı olmalı, çoklu evren üreteci de bir tasarım olabilir) evvelce değinmiştim.
    3-) Tek bir evren vardır. Fakat İnce ayar dediğimiz mevzular bir takım bilimsel denklemlerle izah edilebilecek şekilde bir zorunluluktan tam da böyledir.

    Ortada fol yok yumurta yok diye fazla girmediğim bir kısımdı. Bu konuda kısaca tek bir evren varken açıklayıcı olarak öngörülen “bir takım denklemler”in kendisi de fine tuning içermelidir, bunun bir açıklama olması pek mümkün görünmüyor dediğim kısımdı.

    4-) Evren tasarlanmıştır/yaratılmıştır. İnce ayar ve tek bir evren varken tek makul açıklama olarak kabul edilmelidir.

    *********

    AzerTurk: Bilimi severim. Voyacer bilimin gücüne uzaya uça bilmiş. Din, dindarlar ne yapırlar bilim adına?

    Bu arkadaş, ateist amcaların gazına fazla gelmiş olacak ki bilimsel başarılarımızı pek muhterem ateist amcalara borçlu olduğumuzu sanıyor ya da bilim = ateizm filan sanıyor.

    Bilim materyali inceler. Dolayısıyla materyalist yöntemlere sahiptir. Fakat elde ettiği verilerden yapılan felsefi çıkarımlar değişkendir. Kimisi fasulyenin bilinçli olarak ekildiğini düşünür kimisi sadece tesadüf olduğunu.

    Kimisi, “sandalyenin kendiliğinden oluşma ihtimali çok çok küçük öyleyse bir yapanı olmalı” diyecektir; kimisi “ben hiç evren yaratan bir Tanrı görmedim ki” diyecektir. Bunlar bilimden azade çıkarımlardır.

    AzerTurk: Bazan bir yaradıcının (allah, yahova daha ne bilim kimler) varlığını kanıtlamak için ele yöntemlere baş vurursunuz ki….

    Ne yöntemi?

    Dinin temelinde/başlangıcında gayba(bilinmeyen, gizli olana) iman etmek vardır. Akıl yürütmeyle Allah’a ulaşmak mümkündür. İnanmak oldukça farklı bir olgudur. Biliyorum ki ne söylenirse söylensin bazı tipler asla inanmayacaktır…Külyutmaz….

    Bana göre Allah’ın varlığı ispat etmeye ihtiyaç duymayacak kadar açık bir gerçekliktir. Bir ateist ancak yanlış akıl yürütmelerle ancak olmadığı/olmayabileceği konusunda kendisini kandırır. Burdaki en büyük silahı Allah’ın gizli/bilinmeyen/ gözle görülmez olmasıdır( aynı özellik herkes için en güçlü silah:-)) ).

    Eğer bu evren varsa ki var. Ve bu evrenin varlığı bir başka varlığa(yaratıcıya) muhtaç ise bir yaratıcı vardır.

    Bu evrenin varlığı bir başka varlığa muhtaçtır. Çünkü, bu evrenin bir anki varlığı bir önceki haline bağlıdır. Önceki hali de bir önceki haline. Ve bu böyle devam eder gider(sonsuz devinim!). Peki nereye kadar?

    Ancak bir başlangıç bir yaratılış anına kadar. Çünkü, sebepler sonsuza kadar gidemez. Çünkü sonsuzluk yaşanamaz. Bu durumu çözmeye çalışan materyalist yaklaşımın olmasını arzu ettiği şey fiziksel sonsuzluğun gerçekten mümkün olmasıdır ki problem zaten bunun mümkün olmamasıdır.

    Peki bir yaratıcı sonsuzdan beri nasıl var olabilir öyleyse?

    İşte ateizm gibi teizmin gücü de burdan gelir :))) : Allah gaybdır, bilinmeyendir, gizli olandır. Bu da Allah’ın yarattıklarından farklı olmasını gerektirir. Bu evrendeki normlarla O’nu idrak edemeyiz. Allah için sonsuzdan beri vardır demek bile O’nu bir takım sebepler zincirinin içine sokmak anlamına gelir. Allah bildiğimiz anlamda zamandan ve sebepler zincirinden müstağni olmalıdır. Yoksa varlığımızı(bu evrenin varlığını) açıklayamayız.

    Evrenin varlığı ancak bilinmeyen/gizli olan bir varlık tarafından açıklanabilir.

    Yukarda yazdıklarımı unutun. İnce ayarın olup olmadığını, başlangıcın olup olmadığını kesin olarak bilmediğimizi kabul edelim. Yine de Allah’a inanmak son derece doğaldır (bana göre başka türlüsü çok saçma).

    Allah’a inanmak gördüğümüz bütün mekanizmaların kurucusu ve işleticisinin Allah olduğuna inanmaktır. Bir kitabın yazılmamış olduğunu düşünmek kanımca oldukça abestir…

    Allah’a inanan bir insan ile bir ateist arasındaki tek fark inandıkları Tanrı’dır. Ateiste göre “evren”, tanrısal vasıflara sahiptir, diğeri malum. Yoksa siz yaptığı bu seçimden dolayı bir ateistin mi daha bilimsel olduğunu düşünüyorsunuz?

    Sizce
    Bu denklemlere yaşam ateşini üfleyen ve onlara tanımlayabilecekleri bir evren yaratan şey nedir? Bu evrene yaşam ateşini üfleyen denklemleri(mekanizmaları) yaratan şey nedir?

    “Sadece bir tek birleşik kuramın varlığı mümkün olsa bile, bu kuram denklemler ve kurallar sisteminden başka bir şey olmayacaktır. Bu denklemlere yaşam ateşini üfleyen ve onlara tanımlayabilecekleri bir evren yaratan şey nedir? Bilimin matematiksel modeller oluşturan alışılmış yaklaşımı, neden bir modelin açıklaması gereken bir evren olduğu sorusunu yanıtlayamaz. Evren niçin var olmanın bütün sıkıntılarını yaşıyor? Birleşik kuram çok zorlayıcı olduğu için mi kendi varlığının nedeni oluyor? Ya da bir yaratıcıya mı ihtiyaç var? Öyleyse, yaratıcının evren üzerinde başka bir etkisi var mı? Ya O’nu kim yarattı?

    Şimdiye kadar çoğu bilimci, evrenin ne olduğunu açıklayan yeni kuramlarla, niçin sorusunu soramayacak kadar fazla meşgul oldular….”(Hawking)

  59. Da Vinci diyor ki:

    Hoşgeldin Uluğ, uzun zamandır ortalıkta yoktun.

    Tek birşeye takıldım, onu belirtmek istedim. Bu belgeseli hazırlayanlara kim salak veya sahtekar diyor? Ben mi birşey kaçırdım acaba? Buna açıklık getirirsen sevinirim.

  60. Da Vinci

    dedim ya maalesef oldukça ard niyetli bir insansın..

    P.Davies konusunda yanıldım diyelim.”Farzedelim ki, ” Bu bilim insanı AT’nin söylemi ile paralel şeyler söylemiyor tam tersine ”tamemen ” sizin materyalist düşünce iklimini destekleyen ve kanıtlarla onu sağlamlaştıran söylem içersinde olsun..şimdiye kadar özellikel belgeselde ne söylediğini yada yorumladığını alıntılamaktan kaçındım.Bunca yorumu üzerine bina ettiğiniz bilim adamı bakalım çevirdiğim belgeselde ne söylüyor;

    192.

    PAUL DAVIES

    ‘…Evreni fark etme ve anlama kabiliyetimiz esas anlamıyla evreni doğrulayan işarettir. Sonuçta biz evrene bağımlıyız. ( Bu bir kaza değildir. Eşyaya ait büyük kozmik şemaya tabi olmak gibi bir anlama gelir.) Şuan bu bağlantının nasıl işlediğine, neden orda olduğuna ve benzeri çıkarımlara dair herhangi bir fikrim yok, fakat evreni aşırı bir detay içeriğiyle ve böylesine derin bir seyide anlayabiliyor olmamız gerçeği karşısında çok ama çok şaşkınım.’

    202.

    PAUL DAVIES

    ‘ Bu fizik için yaşam içeren bir evrenin öncelikli gereksinimlerinin altını çizen uzun bir listedir. Örneğin, atom altı parçacıkların kütleleri gibi diğer güçlerin kuvveti de çok önemlidir. Eğer gerçekten tüm bu biraz daha farklı değerlere sahip olsaydı, kesinlikle bugün bildiğimiz anlamıyla yaşamı var olması olanaksızdır.’

    208.

    PAUL DAVIES

    ‘ Birçok bilimi adamı şunu kabul etmektedir ki dünya hem düzenli hem de anlaşılabilirdir. Ve anlaşılabilir kısmı kanımca oldukça sıra dışıdır. Dünyayı düzenli olarak kabul etmek bir şeydir, fakat insanoğlunun anlayacağı bir şekilde düzenlenmiş olması gerçektende olağanüstü bir şeydir.

    ‘Ve sorumuz doğal olarak ortaya çıkar-‘bunun açıklaması nedir?’

    211.

    PAUL DAVIES

    ‘Bizlerin belirli yetenekleri vardır. Örneğin, akarsuların üzerinden sıçrayabilir, düşen elmayı yakalayabiliriz. Bunlar Dünyaya dâhil olmamız için gereklidir.

    ‘… Fakat neden kavrama ve ayırt etme kabiliyetimizde vardır? Örneğin, atomların içersinde ve kara deliklerde neler oluyor bilmek isteriz? İşte bunlar günlük deneyimlerimiz olarak adlandırılan yüzeysel gerekliliklerimizin tamamen dışında, hatta iyi bir Darwinci hayatta kalma söylemi için son derece anlamsız olan şeylerdir.

    220. .

    PAUL DAVIES

    ‘Onları bu fikir harekete geçirmişti. Esasen durum bir teolojik arayıştı. Onlar Tanrının yapıtlarını Dünyanın işleyişi yoluyla meydana çıkarmışlardı.
    ‘Neyi kastettiğime gelirsek Tanrının zihnine göz atabiliriz. Bizler gerçektende Tanrının evreni nasıl bir araya getirdiğini ortaya çıkarabiliriz. Bizim ‘bilim’ adını verdiğimiz süreç yoluyla doğada gizlenmiş bu altta yatan anlamı ortaya çıkarabiliriz.’

    Evet Da Vinci bey. Çevirilerim burda ingilizce metin orda.Buyurun kasti hatam çarpıtmam varsa bildirile. Davies bu sözleri 1900 bilmem kaçta yayınladığı bişeyde mi söylemiş ? Söyledikleri hala sana bir şey ifade edemiyormu? Yaptığın anlam çarpıtmalarının HY’nin yaptığına benzer olduğunu kabul edebilecekmisin..? (Davies’in AT Destekçisi olmadığını söylediği metin dışında ki bende AT destekçisidir demedim.Söylemin sonuç çıkarımı sadece farklıdır dedim.)

    Totolojiyi sürekli yapıp durup.(Yorumlarımda yaptıklarınızı örnekledimde) hala neyi kastetiğimi anlayamadığını söylemek aymazlığa giriyor…

    Oparin konusunda sen kendi sözlerini yalanlıyorsun ;

    HY’nin Oparin’den yaptığı alıntı çok büyük oranda doğru ama orjinal yazıdaki ilk bakışta önemsiz gibi gözükebilecek ufak bir bölümü çıkardığı için Oparin’in asıl söylemek istediği şeyi yansıtmıyor diye düşünüyorum… diyen sensin

    şimdi ;

    Nasıl yani Mustafa? HY’nin dediği gibi Oparin gerçekten “proteinlerin tesadüfen oluşmasının mümkün olamayacağını anlatmakta” mıdır? O alıntı gerçekten Oparin’in “kendi savunduğu teoriyi tamamen geçersiz kılan bir itiraf” mıdır? Senden dürüstçe bir cevap bekliyorum. Bu cevabına göre HY’nin vardığı bu sonuçların masum bir çeviri hatası sonucu oluşmuş masum bir hata olarak mı değerlendirmek gerekir yoksa alıntının bilinçli olarak bağlamdan koparılarak ve hatalı çeviri (hatalı çeviri diyorum çünkü orijinal yazıda açıkça “öğrenciler” derken HY bunu “inceleyenler” olarak çevirmiş) yapılarak, bir bilim insanının görüşünün göz göre göre yanlış aktarılması ve çarpıtılması olarak mı değerlendirmek gerekir?

    İlk olarak Oparin söyleminde tam anlamıyla olmasada senle hem fikirim fakat ben çevirilerde hata kasti yapılmadığı müddetçe ve yanlış bir şekilde bilgilendirme olmadığı sürece senin kadar takıntılı olamıyorum. (Cımbızlama işini çok sevdiğinden dolayı bu senin için vaz geçilmez biliyorum.Argüman inşanın temeli) Öğrencinin diğer birçok ingilizce kelime gibi farklı yan anlamları var. Mesela öğrenci tarihsel manada araştırıcı, gözlemci anlamında kullanılıyor.Şimdiki okul öğrencileri manasında değil. Oparin örneğinde öğrenciler üniversite öğrencisi olsun benim sana şuan verdiğim araştırmacı yada gözlemciyi oraya koyalım.Çok büyük bir anlam kayması mı yaşandı ? Proteinlerle ilgi söyleme halel mi geldi ? Ben şahsen okumam sırasında bunla karşılaşsam ve şüphe edip baksam senin verdiği bu aşırı doz tepkiyi vermem.Fakat subjektif bakışın kaçınılmaz olduğu bir konuda dilediğince bak.Bulamadığın zamanda sana o linki vermemim sebebide buydu.Büyük resme odaklanamayıp küçük ayrıntılarda boğulup durman.Orda ”student” kelişmesi bilimsel bir teknik terim yada veri anlamı içermiyor ve yukarda verilen gibi çevrilmeside bilimsel söylemi tümden değiştirmiyor.Sen nasıl düşünürsen düşün..bu senin düşünüş şeklin saygı duyarım ama katılmıyorum.

    Akılın kökeni ile ilgili sorduğum sorulara ”kaçamak” cevap vermekten başka maharetin yok.Soruya soru ile cevap vermeye çalışıyorsun.Felsefi bir kısırdöngü takdiği.Ben cevap istiyorum sen verebiliyorsan ver. mesela bu soruda basitleştirilmiş haliydi bakır altın olabilir mi? Anlayabileme. elementler tablosu vs düşün taşın..

    Fuatogl adlı yorumcu ya okuyamıyor yada okuduğunu anlayamıyor.Blog amaçı bir çok kere linkledim.(bu demekki daha onu düzgünce okumamış) Blog amaçın okunması için bir çok kez yine rica ettim. Yetmedi sonunda orda en ”önemli” gördüğüm felsefik bağlamı burda sorular halinde sordum.Kendisi akademisyen herhalde maddeleştiremeden anlaşılabilir olmuyor.. Sorduğum kısmı bir orjinal hali birde maddeleyeek veriyorum;

    Madde aklın biricik kaynağıysa ve bu ön kabul varsa o zaman yine aklımıza aklın kaynağına diar şu sorular silsilesi gelmektedir.

    Materyalist Darwinci söylemin iddiası doğru bile olsa, söylemin rastlantısallık iddiası sebebiyle, maddenin akıl haiz olma özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olması gereklidir. Eğer öyle olmasa idi madde rastlantı sonucu bile olsa, bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır. Ya akıl maddeden önce vardır, ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir…çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.

    Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ?

    Maddeleştirilmiş özet hali…

    1.Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, Daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, ”aklı ” (gözlemlenen bir özelliği ) meydana getirmiş olabilir mi ?

    2. Bakır altın olabilir mi ?

    Sanırım bu derece açık anlatım yeterli olabilir. Sorularıma gelinceye kadar yaptığım açıklamalarda (sorularla alakalı) bir yanlışlık, kasti çarpıtma yada totoloji benzeri bir bilgi içermeyen yapı varsa lütfen bildirin. Velhasıl beni değil ilk önce kendinizi tatmin edin sonra olur ki materyalist zihnin akli şekilde tatmin olduğu cevaplardan bilimsel olarak bizde sanırım tatmin olabiliriz.

  61. Bigalıoğlu diyor ki:

    Mustafa bey,siz Da Vinci’ye bakmayın.ateist arkadaşlar aslında kendileri de bilirler neyin ne olduğunu da kasıtlı olarak böyle davranırlar.Davies ilk yazdığım şeyi yapmış,vede fuatgol’un dediği şeyleri.gerçekleri görmüş ama mevcut mahalle baskısı yüzünden muğlak ifadelerle ne şiş yansın ne kebap misali açıklamalarda bulunmuş.

    bir bilim adamı için zor tabi,hem kariyer yapacam,hem ünlü biri olacan,hem gerçekleri yazacan,hemde mahalleyle barışık kalacan.ben Davies gibi yapmazdım.Neyse dan dan söylerdim.tabii üniversiteden atılma,kariyer dibe vurma riski var tabii.teshis doğru bu Davies adam değil,fazla takılmayın.bu bir süreçtir.gerçek denen şey her geçen gün insanın yüzüne tokat gibi çarptıkça,üstünü örtmek veya görmezden gelmek imkansız hale gelecektir.kuzu kuzu gelecek herkes.benim üzüldüğüm bilimin itibarının zedeleniyor oluşu.

  62. fuatogl diyor ki:

    Hay fasulye diyen dilimi esek arilari soksun. Sizlerle tartismak ne zormus arkadas. Illa tane tane lokma lokma mi sunmak gerekiyor bazi seylerin anlasilmasi icin. Girla komplo teorileri, apacik carpitmalari inkar etmeler, yok orada sunu burada bunu dedi, halen birilerinin sozlerinden benzetmelerle oraya buraya cekistirmelerle ugrasiyorsunuz. Bir iddia, bir teori, bir anlayis bu kadar mi bos olur.

  63. Bigalıoğlu diyor ki:

    Uluğ bey,hoşgeldiniz efem,özledik sizi arayı açtınız bu sefer.
    evrenle ilgili 3. ve 4. maddeleri birleştirsek.

    “3-) Tek bir evren vardır. Fakat İnce ayar dediğimiz mevzular bir takım bilimsel denklemlerle izah edilebilecek şekilde bir zorunluluktan tam da böyledir.
    4-) Evren tasarlanmıştır/yaratılmıştır. İnce ayar ve tek bir evren varken tek makul açıklama olarak kabul edilmelidir.”

    Tek bir evren vardır.Tasarlanmış ve yaratılmıştır.İnce ayar mevzuları bilimsel denklemlerle açıklanabilir.Evrendeki işleyen yasalar mevcuttur.Bu yasalar matematiksel olarakta formüle edilebilir.ancak bu yasaları henüz ortaya çıkaramadık.yavaş yavaş ortaya çıkacak herşey.

    Anladığım kadarıyla,Tanrı önce planlıyor,sonra tasarlıyor,ilk oluşumun startını veriyor.sonrası araba otomatik vitesle yoldan çıkmadan gidiyor.sonra isterse müdahale ediyor.mesela samanyoluda farklı ısı ve madde toplulukları aynı anda farklı yerlerde bulunabiliyor.bunlarla yine evren yasalarına uygun olarak uygun zamanda istediğini yapıyor.dünya bu müdahalalerin bir ürünüdür.ve yine uygun zaman geldiğinde istediği şeyleri yapıyor.mesela güneşin yaşı daha genç olsaydı belkide dünya da yaşam ortaya çıkarmak hiçbir zaman mümkün olmayacaktı.yaratılan veya dönüştürülen herşey bir hesaba göre yapılıyor.her şeyin mantıklı ve matematiksel bir hesabı var.

  64. Kurandaki Din diyor ki:

    Bilim dusuncesi/tanimi tum gelismis ulkelerde (ve ozellikle Amerikada) butun insanlarda ortak olan “5 duyuyla algilanabilirligi/sinanabilirligi” temel almis olmalidir; Aksi takdirde bugun 5 duyunun uzerine cikabildiklerini iddia edip nice boyle 5 duyuyla asla algilanamayan/sinanamayan cinste iddialar/inanclar/tezler ortaya atabilen Dinsel/Felsefi akimlar Bilim sinifina sokulmaya kalkilirsa, ortada tum insanlarin ayni sekilde faydalanabilecekleri ortak/adil bir Bilimsel taban, anlayis ve Literatur kalmayabilir…

    Halbuki Bilimin bu mumkun olabilen en adil/ortak tanimi ve Literaturu altinda yapilabilecek tum tespitler/bulgular/cikarimlar daha sonra tum bu insanlarin kendi Dinlerine/Felsefelerine gore kendi “gonullerinde” diledikleri gibi (diliyorlarsa/inaniyorlarsa 5 duyularinin otesine de gidebilip) kendileri adina ozgurce degerlendirebilecekleri fenomenler olmalidirlar…

    Tabi burada en buyuk sorunu boyle mumkun olabilen en ortak/adil bir Bilimsel anlayisi ve Literaturu toptan yikip yerine herhangi bir Din/Felsefe golgesi altinda despot/dogmatik bir zihniyeti hakim kilma cabasinda olabilecek “asiri” Teist veya “asiri” Ateist/Agnostik tipte anlayislar olusturabiliyor olmaktadirlar, malesef, herhalde.

    Burada ozellikle Dinsel bir ornekle gidecek olursak,
    Evrenin ve Dunyanin 24 saatlik toplam 6 gunde yaratildigini bildiren, (Tekvin 1.bolum)
    Ademin ise tam 6. Gunde ve sip sak yaratildigini bildiren, (Tekvin 1.bolum)
    Havvanin ise bunun ardindan Ademin kaburgasindan ve yine sip sak yaratildigini bildiren, (Tekvin 2.bolum)
    Incilin bu ve benzeri nice sembolik anlatimlarini,

    Veya Dunyanin ilk 4 gun (4000 yil) icinde ve Evrenin bunun ardindan 2 gun (2000) yil icinde yaratildigini bildiren, (Fussilet 9-12)

    *Allahin katinda 1 Gunun daima Insanin 1000 yilina denk geldigi vurgulanmis olmalidir. (Hac 47) Allahin zamandan/mekandan tumden munezzeh oldugu seklindeki bir kisim zanni/onkabulu destekleyecek nitelikte –yukaridaki acik bildiriyle de celisecek– baska bir Ayet/Ayetler Kuranda mevcut olmamalidir.
    (Bilen varsa, bildirsin lutfen; ancak orada Allahi degil, sadece melekleri baglayan o diger gun olcusunu (Mearic 4) degil!

    Ademin camurdan ve iki elle yogurularak bir anda yaratildigini bildiren, (Sad 71-75)
    Havvanin da yine bu Ademden ve bir anda yaratildigini bildiren,
    Daha sonra bunlar icin gokten sekiz cift davarin toptan ve bir anda gokten indirildigini bildiren, (Zumer 6)
    Kuranin bu ve benzeri nice sembolik anlatimlarini,
    (Bu konuda daha detayli bircok somut ornekler “6 gunde yaratilis” yorumlar kisminda mevcut olmali…)

    tum yukarida anilan o ortak/adil Bilimsel anlayis ve Literaturun (ve bunun sayesinde Big bang ve Evrim hakkinda 5 duyuyla algilanabilir/sinanabilir nice deliller sunabilmis olan) Literaturun yerine koymaya calisacak bir zihniyet elbette sonunda boylelikle hem Dine, hem Bilime, hem tum insanliga “felaketli” zararlar vermis olabilecektir, herhalde, ister istemez!

    Buna tam karsit bir sekilde, yukarida bahsedilen o ortak/adil Bilimsel anlayis ve Literatur neticesinde elde edilmis olabilecek tum o tespitleri/bulgulari/cikarimlari kendi “gonullerinde” teistik perspektifte degerlendirebilecek kimselere dahi hic tahammul gosteremeyecek tarzda
    bir zihniyet elbette sonunda boylelikle hem Felsefeye, hem Bilime, hem tum insanliga “felaketli” zararlar vermis olabilecektir, herhalde, ister istemez!

    Bu iki “asiri” uctan kurtulunabilip yukarida tarif edilen o mumkun olabilen en ortak/adil –5 duyu ile algilanabilirlik/sinanabilirlik ilkesi uzerine kurulu– musterek Bilimsel anlayisi ve Literaturu benimseyebilmis bircok gelismis/uygar/demokratik milletler sanirim bunun sonucunda Bilimsel/Sosyal/Teknolojik alanlarda epeyce yol katedebiliyor olmalilar, tum Ateist/Agnostik/Deist/Teist bilim adamlarinin bu temel ve ortak Bilimsel anlayis ve Literatur altinda beraberce gerceklestirmis olabilecekleri nice Bilimsel kesifler/tespitler/bulgular/cikarimlar vasitasiyla. Esen kaliniz.

    ——-

    sn. Mustafa arkadas,
    Sanirim size bugun yukarida anilan tum gelismis ulkelerde ve ozellikle Amerikada saglanmis olan bu mumkun olabilen en kapsayici ortak/adil Bilimsel anlayis ve Literaturu (Teist/Ateist/Agnostik/Deist insanlar –en basta ozellikle Hiristiyanlar, akilli tasarimci olmayan/olamayan!– tarafindan buyuk capta ve ortaklasa benimsenebilen/desteklenebilen) temel gerekceleriyle elimden geldigince net bir sekilde anlatmaya, ve Akilli Tasarim hareketinin neden bu mumkun olabilecek en genis cercevedeki Bilimsel konsensusu yikmayi hedefleyen Evanjelik destekli/nitelikli “gizli niyetli” bir hareket olmus olabilecegini yine kisa ve ozlu gerekceleriyle gostermeye calistim. (Akilli Tasarim hareketinin en temel finans kaynaginin Amerikadaki bu Evanjelik baronlar ve Kiliseler oldugu artik/ve hatta bastan beri de cok buyuk bir “sir” degildir/degildi, bilebilenler icin!)

    Ve yine evren disi/ustu boyle bir “gizli” Akilli Tasarim/Tasarimci fikrinin neden tum Bilimin ve insanlarin uzerine en basta ve toptan ve aciktan ve zoraki olarak boyle ima/dayatma/empoze edilemeyecegini bir onceki yazida yonelttigim bazi temel sorularla da ayrica bir miktar daha iyi idrak edilebilmesine yardimci olmaya calistim. (Hem Bilimsel, hem Kuransal yonden…) (Ancak bu tip sorulara sizin Bilimsel veya Kuransal acidan bizim su an bilemedigimiz/goremedigimiz ekstra cevaplariniz varsa, mutlaka bildirin, lutfen!)

    Ancak gorunen o ki, buradaki Bilimselden ote Dini/Felsefi olabilecek nitelikli cogunlukla ve temelde subjektif inanc/duygulara dayali “sicak tartismalar/atismalar” arasinda tum bu insanlarin en azindan mumkun olabilen en ortak/adil Bilimsel bir anlayis ve Literaturde bircok yerlerde ve zamanlarda nasil bulusabildikleri/bulusabilecekleri konusu “gumburtuye” gidiyor olmali daima arada, malesef!
    Tabi bu da ne Bilimsel alanda yukarida tarif etmeye calistigim tarzda mumkun olabilen en genis tarzda bir ortak/adil anlayis, ve ne de bunun ardindan Dini/Felsefi alanda cok daha tutarli/seviyeli tartismalar yasanabilmesine pek/hic firsat vermiyor/vermeyecek olmali, herhalde! Herkes kendi subjektif inancini/duygusunu “iste, Bilim budur!” deyip karsi tarafa savurmaktan ote, ve karsi tarafi bastan sindirmeye yonelik bol alayci/igneleyici/kinayeci muhabbetlerden ote pozitif seyler cikmayacaktir buradan, belki de!

    Dolayisiyla, size yukarida –haddim olmayarak– verdigim o samimi tavsiyemi/onerimi ozur dileyerek geri aliyorum; yolunuz acik olsun! Siz bu olaya kilitlenmis/adanmis gorunuyorsunuz; ancak ileride karsilasabilecek oldugunuz cesitli durumlarda hep karsidaki insanlari ilkin ve direkt olarak belirli bir ideolji/felsefe dogrultusunda davranmakla ve Bilimi carpitmakla suclarken, belki de bir an durup acaba ben de belirli bir ideoloji/inanc dogrultusunda ayni seyi yapiyor olmayayim, farkinda olmadan, ve en bastan? diye aklinizdan gecebilirse (korkmayin, amac bolumunuzu okudum; o amacin ilk bakista gayet masum/guzel/makul gorunebilmesine ragmen, biraz derinden bakinca tum toplum acisindan ozellikle Bilimsel baglamda pek de guzel/adaletli/makul sonuclar doguramayacagi, ve sonucta da kuresel baglamda temelde en cok kimlere hizmet edecegi buradaki tartismalardan/yorumlardan dahi en bastan ve bir miktar acikca belli oluyor olabilmeli belki de bizlere) buradaki muhabbetimiz tumden bosa gitmemis olacaktir, umarim/dilerim! Tekrar Esenlikle ve Saglicakla kaliniz.

  65. Kurandaki Din diyor ki:

    Yukarida belirttigim o “gizli” Akilli Tasarim/Tasarimci/Tasarimcilar fikrinin bastan ve zoraki ve aciktan tum Bilim ve toplum uzerine imasi/dayatmasi/empozesi ile ilgili –Bilimsel baglamda bunlarin neden tum toplum uzerinde/acisindan bazi sorular/sorunlar teskil edebilecegi ile ilgili– o bazi temel sorular daha yukaridaki 2 Haziran tarihli yazimda sunulmus, ve Kuransal perspektifte bu gibi sorunlara/sorulara nasil bastan ve ancak sadece “dogmatik” (=5 duyuyla asla sinanamaz) nitelikli bazi Dinsel karsiliklar verilmis olabilecegi –yine Dinsel baglamdaki– olasi en kritik bazi “gerekceleriyle” birlikte altlarinda ayrica kisaca deginilmis/aciklanmis olmali. Yukarida tarih vererek bunu hatirlatmayi unuttugum icin affediniz. Ve benim Kuranda, veya Bilimde su ana kadar goremedigim/bilemedigim bazi ekstra aciklamalariniz/cevaplariniz varsa bu gibi temel sorularla/sorunlarla ilgili, lutfen burada onemle/hassasiyetle belirtiniz. Esenlikler dilerim.

    sn. Mustafa arkadas, ayrica –size de daha kolay ve rahat gelebilmesi
    acisindan– sadece K.D. (arkadas) olarak da hitap edebilirsiniz, diliyorsaniz, bundan boyle. Selamlar.

  66. amatör filozof diyor ki:

    Uluğ,
    Sanıyorum ki, Mustafa Ajlan Abudak benim yorumlarımı görmezden gelince, siz , ince ayar konusunun cevapsız kaldığını görerek , yorum yapma ihtiyacı duydunuz. Mustafa Bey yazdığım noktaları önemsemez göründü, ancak bu konu, imtiyazlı gezegen iddiası kapsamında üzerinde durulmayı hakediyor, çünkü aslında meselenin özü budur. İmtiyazlı gezegen vb savlar, temelde aynı iddianın, yani evrende bir ince ayar olmasının farklı görüntülerinden ibarettir. Siz yorumunuzda, vurgulayarak,”herhangi bir hatası” yaptığımı belirtmişsiniz.; yaklaşımınızdan sanki bu konu çok kesin ve kapanmış gitmiş bir konu izlenimi ortaya çıkıyor, aslında hiç de öyle değildir (Bu konularda en ufak bir şüpheniz neden yok? hiç anlayamıyorum). Evrenimizin herhangi bir evren olduğunu düşündüğüm doğrudur, ancak bu bir hata değildir, aksine evrenimizin insan zekası ortaya çıksın diye ayarlanmış olduğu görüşünün hatalı olduğunu düşünüyorum. Bu görüş antroposentrizm’ den kaynaklanan bir yanılgıdır ve gözlemcinin olaydan bağımsız olmaması nedeniyle “selection bias” içermektedir. Ayrıca gerçekleşmiş bir olay üzerinden olasılık hesabı yapıldığı için de yanılgıya açıktır. Kendi ruhsal yapımızdan kaynaklanan yanılgılardan arındığımızda şunları görüyoruz: 1-İnsan bilinci evrenin muazzam büyüklüğü ve çok uzun tarihi içinde çok küçük bir yer tutmaktadır. 2- İnsan ve dünya günün birinde tamamen ortadan kalkacak, ancak evren (çok muhtemelen) varlığını sürdürecektir. 3- İnsan (ve imtiyazlı gezegen olan dünya) bugün ortadan kalksa bunun evrenin bütünü üzerine etkisi yok denecek kadar az olacaktır. Dolayısıyla, insan bilincini tüm evrenin odak noktası ve amacı olarak görmek için yeterli sebep yok gibi görünüyor, şayet objektif düşünüyorsak.
    Çoklu evrenler konusu benim sempatik bulduğum bir yaklaşım değil, şu anda bunu ortaya atmak biraz metafizik gibi görünüyor, ancak ileride olası başka evrenlerin bizim evrenimizi etkilediğine dair kanıtlar bulunabilirse, güçlü bir seçenek olabilir.
    Yukarıdaki tartışmada, çeşitli fiziksel sabitlerin değişebileceğini varsaydık ve bunun üzerinden konuştuk. Ancak tabi ki doğa yasaları sonucu, fiziksel sabitlerin birbirine sıkı sıkıya bağlı ve değişmez oldukları, bu nedenle evrenimizin zaten mümkün olan tek evren olduğu gelecekte ortaya konabilir. Yasalar derken, gene antropik yanılgıya saplanmayalım diye düşünüyorum, burada madde ve enerjinin doğal davranışları ve denge durumuna gelişinin tanımlanması söz konusu, yani bir yasa koyucu gerekmiyor, yasa kavramı sadece bizim zihnimizde var. Ortada insan olmazsa, yasa kavramı da olmaz, sadece madde ve enerjinin en uygun sürdürülebilir denge konumuna ulaşmak için yaptığı doğal hareketler kalır.
    İlk neden argümanının tasarıma göre daha güçlü bir argüman olduğunu düşünüyorum. Sonuçta bildiğimiz zamanın bir başlangıcı var ve bildiğimiz madde de sonlu gibi görünüyor (sonsuz döngüsel evrenler düşüncesi ne derece geçerli olabilir, bilemiyorum). Ancak bu ilk nedenin, bildiğimiz madde ile birlikte ve onun dışında var olan bir bilinç olduğunu varsaymak için yeterli bir neden göremiyorum, ilk neden-varsa- maddenin şu an bilinmeyen bir başka formu da olabilir, bildiğimiz maddeye dönüşüp kendisi ortadan kalkmış olabilir. Tabi ki bunların hepsi şu an için varsayımdır.
    Son olarak, sandalyeyi tabi ki bir yapan vardır, ancak sandalyeyi bir insanın emek ve zaman harcayarak yapmış olması, maddesel varlığı olmayan bir yaratıcının tüm evreni tek bir ol emriyle hiçten yarattığını ispata yetmez (Bu konuda da niçin en ufak bir şüpheniz yok? Sandalye örneğinin geçerli bir örnek olduğunu nasıl düşünüyorsunuz ? buna da şaşırıyorum.). Bence evrenin kökeni, yaratıcının varlığı vb konularda, mevcut verilere göre, en doğru felsefi duruş bilinemezciliktir.

  67. Uluğ diyor ki:

    @A. Filozof,
    “Herhangi bir hatası”‘nı ısrarla yapmaya devam ediyorsunuz. Bizlerin yanılgı içinde olduğunu düşünürken kendi yanılgınızı göremiyorsanız yapabileceğim bir şey yok.

    Tek bir evren varsa ve bu evren ince ayarlanmış ise bir tasarımın daha makul olduğunu görebilmeniz dileğimi iletiyorum.

    Da Vinci’nin tablosuna nasıl duvardaki her hangi bir şekil muamelesi yapamazsanız(yapmıyorsanız) ince ayarlanmış bir evrende de yapmamalısınız.

    Ayrıca insanlar olmasaydı, gezegenimiz olmasaydı şöyle olurdu demenin hiç bir anlamı yok. Biz özellikli varlıklar olarak varız, burdayız ve soruyoruz, sorguluyoruz, düşünüyoruz. Biz burda ne yapıyoruz?

    Evren şu kadar büyük, biz şu kadar küçüğüz demenin bir anlamı da yok. Evrenin yaşına bakınca biz çok kısa bir dilimi kapsıyoruz demenin de bir anlamı yok. Çünkü ,bütün bunların yaratıcı açısından ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Ayrıca daha önce dediğim gibi kendinizi bu kadar hor görmeyin. Bu büyüklük/küçüklük takıntısı nedendir anlamıyorum ki? Bakın küçücük yongalar nelere kadir. Rahat olun.

    Ancak tabi ki doğa yasaları sonucu, fiziksel sabitlerin birbirine sıkı sıkıya bağlı ve değişmez oldukları, bu nedenle evrenimizin zaten mümkün olan tek evren olduğu gelecekte ortaya konabilir.

    Tek bir evren var ise ve bu evren ince ayarlanmış ise sadece bu şekildeki bir evreni zorunlu kılan bir takım denklemlerin bizatihi kendisi de ince ayarlanmıştır. Bunu görmek çok zor olmamalı. Bu şekildeki bir yaklaşım problemi(!) ötelemekten başka bir şey değil.

    Ancak bu ilk nedenin, bildiğimiz madde ile birlikte ve onun dışında var olan bir bilinç olduğunu varsaymak için yeterli bir neden göremiyorum, ilk neden-varsa- maddenin şu an bilinmeyen bir başka formu da olabilir, bildiğimiz maddeye dönüşüp kendisi ortadan kalkmış olabilir.

    Bu “ilk neden” dediğiniz varlığın varlık sebebi kendiliğinden olmalıdır. Bu özellikte ve dolayısıyla bilmediğimiz özelliklerde bir varlık olmalıdır. Biz bu özellikteki bir varlığa Allah diyoruz. Yahudiler Yehova diyor…Dedim ya dinli/dinsiz hepimizin bir Tanrısı var diye. Eğer bizim “İlk neden” Tanrısının bilinci yok diyorsanız:

    Bu “ilk neden”in ürettiği bu evrende bizimki gibi bir bilinç oluşuyorsa aynı potansiyel bu daha özellikli “ilk neden”de de var olmalıdır…

    Notlar: 1-) Sandalye örneğine şaşırmanıza gerçekten şaşırdığımı bilmenizi isterim.
    2-) Hoş geldin diyen dostlara teşekkür ediyorum. Niye geldin diyenlere ise bir şey demiyorum:-) Da Vinci, “bunu kim, nerde dedi?” diye sormazsın inşallah :-)

    @A. Filozof,
    “Herhangi bir hatası”‘nı ısrarla yapmaya devam ediyorsunuz. Bizlerin yanılgı içinde olduğunu düşünürken kendi yanılgınızı göremiyorsanız yapabileceğim bir şey yok.

    Tek bir evren varsa ve bu evren ince ayarlanmış ise bir tasarımın daha makul olduğunu görebilmeniz dileğimi iletiyorum.

    Da Vinci’nin tablosuna nasıl duvardaki her hangi bir şekil muamelesi yapamazsanız(yapmıyorsanız) ince ayarlanmış bir evrende de yapmamalısınız.

    Ayrıca insanlar olmasaydı, gezegenimiz olmasaydı şöyle olurdu demenin hiç bir anlamı yok. Biz özellikli varlıklar olarak varız, burdayız ve soruyoruz, sorguluyoruz, düşünüyoruz. Biz burda ne yapıyoruz?

    Evren şu kadar büyük, biz şu kadar küçüğüz demenin bir anlamı da yok. Evrenin yaşına bakınca biz çok kısa bir dilimi kapsıyoruz demenin de bir anlamı yok. Çünkü ,bütün bunların yaratıcı açısından ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Ayrıca daha önce dediğim gibi kendinizi bu kadar hor görmeyin. Bu büyüklük/küçüklük takıntısı nedendir anlamıyorum ki? Bakın küçücük yongalar nelere kadir. Rahat olun.

    Ancak tabi ki doğa yasaları sonucu, fiziksel sabitlerin birbirine sıkı sıkıya bağlı ve değişmez oldukları, bu nedenle evrenimizin zaten mümkün olan tek evren olduğu gelecekte ortaya konabilir.

    Tek bir evren var ise ve bu evren ince ayarlanmış ise sadece bu şekildeki bir evreni zorunlu kılan bir takım denklemlerin bizatihi kendisi de ince ayarlanmıştır. Bunu görmek çok zor olmamalı. Bu şekildeki bir yaklaşım problemi(!) ötelemekten başka bir şey değil.

    Ancak bu ilk nedenin, bildiğimiz madde ile birlikte ve onun dışında var olan bir bilinç olduğunu varsaymak için yeterli bir neden göremiyorum, ilk neden-varsa- maddenin şu an bilinmeyen bir başka formu da olabilir, bildiğimiz maddeye dönüşüp kendisi ortadan kalkmış olabilir.

    Bu “ilk neden” dediğiniz varlığın varlık sebebi kendiliğinden olmalıdır. Bu özellikte ve dolayısıyla bilmediğimiz özelliklerde bir varlık olmalıdır. Biz bu özellikteki bir varlığa Allah diyoruz. Yahudiler Yehova diyor…Dedim ya dinli/dinsiz hepimizin bir Tanrısı var diye. Eğer bizim “İlk neden” Tanrısının bilinci yok diyorsanız:

    Bu “ilk neden”in ürettiği bu evrende bizimki gibi bir bilinç oluşuyorsa aynı potansiyel bu daha özellikli “ilk neden”de de var olmalıdır…

    Notlar: 1-) Sandalye örneğine şaşırmanıza gerçekten şaşırdığımı bilmenizi isterim.
    2-) Hoş geldin diyen dostlara teşekkür ediyorum. Niye geldin diyenlere ise bir şey demiyorum:-) Da Vinci, “bunu kim, nerde dedi?” diye sormazsın inşallah :-)

    Uzunca bir süre için yeniden Hoşçakalın.

  68. Bigalıoğlu diyor ki:

    birkaç önemli nokta gözüme çarptı,bulaşmadan edemeyeceğim.

    amatör filozun yorumundan,
    “Evrenimizin herhangi bir evren olduğunu düşündüğüm doğrudur, ancak bu bir hata değildir, aksine evrenimizin insan zekası ortaya çıksın diye ayarlanmış olduğu görüşünün hatalı olduğunu düşünüyorum. Bu görüş antroposentrizm’ den kaynaklanan bir yanılgıdır ve gözlemcinin olaydan bağımsız olmaması nedeniyle “selection bias” içermektedir.”

    evrenimiz herhangi bir evren değildir.herhangi bir evren olduğunu düşünmek hatadır.ancak,diğer yazdıklarınızın hepsine katılıyorum,doğrudur.

    ” 1-İnsan bilinci evrenin muazzam büyüklüğü ve çok uzun tarihi içinde çok küçük bir yer tutmaktadır. 2- İnsan ve dünya günün birinde tamamen ortadan kalkacak, ancak evren (çok muhtemelen) varlığını sürdürecektir. 3- İnsan (ve imtiyazlı gezegen olan dünya) bugün ortadan kalksa bunun evrenin bütünü üzerine etkisi yok denecek kadar az olacaktır.”

    yukarıda yazdıklarınıza da kelimesi kelimesine katılıyorum,çok güzel bir bakış açısı yakalamışsınız.herkese bunu başaramaz.

    “Yasalar derken, gene antropik yanılgıya saplanmayalım diye düşünüyorum, burada madde ve enerjinin doğal davranışları ve denge durumuna gelişinin tanımlanması söz konusu, yani bir yasa koyucu gerekmiyor, yasa kavramı sadece bizim zihnimizde var. Ortada insan olmazsa, yasa kavramı da olmaz, sadece madde ve enerjinin en uygun sürdürülebilir denge konumuna ulaşmak için yaptığı doğal hareketler kalır.”

    buradaki görüşünüze de katılıyorum.evrenin farklı yerlerinde farklı yasalar işliyor ve aslında bizim ortaya koyduğumuz sabiteler geçici yada kısmi evrensel yada küresel oluyor.ancak şuda var.evren bir bilgi yumağı,biz olmadan önce de bu bilgi vardı.ve biz olmadan öncede evrende gerçekten evrensel yasalar işliyordu.mesele “ben bütün sıcak cisimler hem kendi etrafında hemde başka cisimler bu cismin etrafında döner” diye bir genelleme yaparsam yanlış olmaz.bunu evrensel bir yasa olarak düşünebiliriz.ve bu mekanizmanın bir çalışma prensibi var.işleyen matemetiksel ve fiziksel hesapları var.

    bütün bunları “imtiyazlı gezegen”le nasıl birleştireceğiz.birleştirmeyeceğiz.evrenin işleyen mekanizması ile ne dünyamızı ne de kendimizi-insanoğlunu-ilişkilendiremeyiz.evren insanoğlu onu görsün,düşünsün diye yaratılmadı.dünya bile insanoğlu için yaratılmadı.dünya’yı yaratmaya Tanrı evreni yarattıktan sonra karar verdi.amaç canlı yaratmaktı,insan değil.uygun hesaplamalar yapıldı,uygun zaman beklendi ve süreç başladı.Tanrı için bunu yapmak hiç zor değildi.benim blogdaki “dünya’nın oluşumunu” okusanız oraya bir gizli el koyduğunuzda hiçte zor olmadığını göreceksiniz.Tanrı her şeyi kuralına göre yapıyor.mesela sandalye yapmak için önce ağacın o minnacık programını toprağa ekiyor.mikrop kadar porogram 20-30 metrelik ağaç oluyor.sonra alıyor eline baltayı kesiyor biçiyor sandalye yapıyor.yani olay okus pokus üf püğ ortaya saldalye çıktı değil.

    sonuç olarak yinede doğru yolda oldugunuzu ve çok güzel bir bakış açısı yakaladığınızı düşünüyorum.bu konular çok önemli, evreni ve kendimizi anlamak açısından.böyle devam edin…

  69. amatör filozof diyor ki:

    Uluğ,
    Kendi içinde tutarlılık ve bütünlük gösteren düşünce sistematiğinize saygım var. Ancak ön kabullerinizin çok fazla olduğunu ve bu durumun yanılgı olasılığınızı arttırdığını düşünüyorum. Şayet zihninizde bir nebze kuşku uyandırabildiysem kendimi mutlu sayarım. Esenlikler dileğiyle.

  70. Da Vinci diyor ki:

    @Mustafa Ajlan Abudak

    MAA: P.Davies konusunda yanıldım diyelim.”Farzedelim ki, ” Bu bilim insanı AT’nin söylemi ile paralel şeyler söylemiyor tam tersine ”tamemen ” sizin materyalist düşünce iklimini destekleyen ve kanıtlarla onu sağlamlaştıran söylem içersinde olsun..şimdiye kadar özellikel belgeselde ne söylediğini yada yorumladığını alıntılamaktan kaçındım.Bunca yorumu üzerine bina ettiğiniz bilim adamı bakalım çevirdiğim belgeselde ne söylüyor;

    Akıllı tasarım eldeki veriler ışığında varılan bir sonuç ise Paul Davies o bahsettiğin paralel söylemlerin sonucunda bunların ardındaki nedenin akıllı, bilinçli bir tasarımcının tasarımı olmadığını açıkça ifade ediyor. Defalarca kere anlatmaya çalıştığım ama anlamamakta ısrar ettiğin şeyi bir kere daha ifade etmek zorunda kaldım. Kim bilir daha kaç kere aynı şeyi söylemek zorunda kalacağım.

    MAA: Evet Da Vinci bey. Çevirilerim burda ingilizce metin orda.Buyurun kasti hatam çarpıtmam varsa bildirile. Davies bu sözleri 1900 bilmem kaçta yayınladığı bişeyde mi söylemiş ? Söyledikleri hala sana bir şey ifade edemiyormu? Yaptığın anlam çarpıtmalarının HY’nin yaptığına benzer olduğunu kabul edebilecekmisin..? (Davies’in AT Destekçisi olmadığını söylediği metin dışında ki bende AT destekçisidir demedim.Söylemin sonuç çıkarımı sadece farklıdır dedim.)

    Bu alıntılar sana göre ne gösteriyor? Benim ne söylediğim çok açık. 3-5 satır yukarda 732. kere tekrarladım. Aynı mesaj içinde bana aynı şey yazdırma bir kere daha.

    Ayrıca benim birşeyleri çarpıttığımı söyleyerek komik duruma düştüğünü bilmeni isterim. Neyin anlamını çarpıtmışım sorması ayıptır? Senin gibi oradan buradan alıntıları toparlayıp, bir görüşü savunmadığını açıkça ifade eden bir adamı, sanki o görüşü savunuyormuş havası verecek şekilde göstermek çarpıtmak olmuyor da benim bu konudaki gerçeğe parmak basmam çarpıtmak oluyor öyle mi? Hiç güleceğim yok Mustafa.

    MAA: İlk olarak Oparin söyleminde tam anlamıyla olmasada senle hem fikirim fakat ben çevirilerde hata kasti yapılmadığı müddetçe ve yanlış bir şekilde bilgilendirme olmadığı sürece senin kadar takıntılı olamıyorum. (Cımbızlama işini çok sevdiğinden dolayı bu senin için vaz geçilmez biliyorum.Argüman inşanın temeli) Öğrencinin diğer birçok ingilizce kelime gibi farklı yan anlamları var. Mesela öğrenci tarihsel manada araştırıcı, gözlemci anlamında kullanılıyor.Şimdiki okul öğrencileri manasında değil. Oparin örneğinde öğrenciler üniversite öğrencisi olsun benim sana şuan verdiğim araştırmacı yada gözlemciyi oraya koyalım.Çok büyük bir anlam kayması mı yaşandı ? Proteinlerle ilgi söyleme halel mi geldi ? Ben şahsen okumam sırasında bunla karşılaşsam ve şüphe edip baksam senin verdiği bu aşırı doz tepkiyi vermem.Fakat subjektif bakışın kaçınılmaz olduğu bir konuda dilediğince bak.Bulamadığın zamanda sana o linki vermemim sebebide buydu.Büyük resme odaklanamayıp küçük ayrıntılarda boğulup durman.Orda ‘’student” kelişmesi bilimsel bir teknik terim yada veri anlamı içermiyor ve yukarda verilen gibi çevrilmeside bilimsel söylemi tümden değiştirmiyor.Sen nasıl düşünürsen düşün..bu senin düşünüş şeklin saygı duyarım ama katılmıyorum.

    Hadi “student” kelimesinin araştırmacı olduğunu kabul edelim ve çeviri anlam olarak tamamen doğru diyelim. Peki sana bir soru. O cümlenin geçtiği paragrafın başına (yani 132. sayfanın son paragrafına) gidip o paragrafın tamamını okuduğunda ne anlıyorsun? Oparin orada kendi teorisinden mi yoksa proteinlerin kökeniyle ilgili bir grup araştırmacının ileri sürdüğü bir görüşten mi bahsediyor? Burada alıntının açıkça bağlamdan koparılması yok mu? Çünkü HY bu alıntıyı kullanarak Oparin’in kendi teorisinin geçersizliğini itiraf ettiğini söylüyor. Sence bu adil, dürüst bir değerlendirme mi? Gerçekten Oparin o sözleriyle kendi teorisinin geçersizliğini mi itiraf ediyor yoksa bir grup araştırmacının proteinlerin kökeniyle ilgili görüşülerini konu alan bir değerlendirme mi yapıyor?

    MAA: Akılın kökeni ile ilgili sorduğum sorulara ”kaçamak” cevap vermekten başka maharetin yok.Soruya soru ile cevap vermeye çalışıyorsun.Felsefi bir kısırdöngü takdiği.Ben cevap istiyorum sen verebiliyorsan ver. mesela bu soruda basitleştirilmiş haliydi bakır altın olabilir mi? Anlayabileme. elementler tablosu vs düşün taşın..

    Kısır döngü falan yok Mustafa. Sorduğum soruyla senin sorunun absürdlüğünü ve mantıksal olarak çarpıklığını gösteriyorum. Eğer sen benim soruma cevap verebilirsen ben de seninkine cevap verebilirim. Ama cevap veremiyorsan da cevap beklememen gerektiğini kavramış olman gerekirdi.

    Potansiyel olarak önceden var olanmayan şeylerin nasıl oluştuğuna dair bir örnek: Nucleosynthesis

    Nasıl oluyor da başta sadece proton nötron ve elektronlar varken bu kadar element sırasıyla ortaya çıktı Mustafa? Acaba tesadüf ve gereklilikler bunun için yeterli olabilir mi? Mutlaka bir özelliğin potansiyel olarak bulunması şart olmayabilir mi? Ne dersin?

  71. Da Vinci

    Teşekkürler:))

  72. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Amator Filozof arkadas,

    Din (ozellikle burada Kuranin vazettigini ele alalim) ilkin zaten bastan ve kuvvetle iman etmek ve sonra da asla suphe etmemek uzerine kurulu olmali, evvela. (Hucurat 15) Ve boyle bir imana ve daha sonra bu iman uzerine Allahi tek Rab (=Dini Hukum koyabilici tek Otorite) edinerek dogru yolda gidilmesine dayali bir ahdin yerine getirilmesi gerektigine dair (Araf 172-173)
    ve dolayisiyla buna dayali bir potansiyel iman yetisinin/duyusunun/gudusunun bu gibi bircok insanlara daha dunyaya gelmeden once halihazirda “yuklenmis/programlanmis” olduguna, ancak bunun disinda kalan bircok insanlara bunun hic “yuklenmemis/programlanmamis” olduguna Kuran ozellikle ve bastan dikkat cekip daha sonra da kendisini sadece bu birinci gruptaki insanlarin bazilarini (buna hakkaniyetli/uygun olabilecek olanlari) test edip irsad etmek uzere gonderilen bir Kitap olarak tanimlamis olmalidir, en bastan. (Araf 172-173 & Ali Imran 80 & Tevbe 31 & Fussilet 30) Elbette bu tip hadiseler/anlatilar da yine ancak “dogmatik” (=burada 5 duyu ile asla sinamadan/sorgulamadan) temelden ve ilkin iman edilmekle emredilmis olmalidir tum bu tip Teist karakterli insanlara, en bastan.

    Dolayisiyla, sizin yukarida gayet rahat/serbest bir bakis acisiyla yapmis olabileceginiz o Evrensel olcekteki sahsi gozlem ve tespitleriniz ve bunun sonucunda ulasabildiginiz ve en makul bulabildiginiz “Bilinemezcilik” tutumu sizin acinizdan/icin belki de gayet makul/dogru olabilmekle birlikte yukarida aciklanan tarzda onden/evvelden “yuklenmis/programlanmis”nitelikte olabilecek Teist karakterli insanlar acisindan/icin pek makul/dogru olmayabilir/bulunmayabilir.
    Dolayisiyla, buna mumkun olabildigince saygi/anlayis/hassasiyet –kendiniz de benzeri bir saygi/anlayis/hassasiyet gorebildiginiz takdirde karsi taraftaki medeni Dindar insanlardan– aynen gosterebilmenizi umarim/dilerim. Cunki Kuran yukarida anilan birinci gruptaki insanlardan bircok ve en temel konularda zaten “dogmatik” (=5 duyu ile asla sinamadan/sorgulamadan) nitelikli bir imani onceden ve temelden ister/emreder/bekler olmalidir. Bu karakterdeki Teist nitelikli insanlar hicbir zaman sizin tarzinizda supheci/gozlemci/rahat kalamazlar, olamazlar (onlara yuklenmis dini bir vecibe olarak).

    Bu karakterdeki insanlar Allahin ve Meleklerin vs. fiziki/somut varliklarina dair hicbir 5 duyuya dayali somut delil isteyemezler/arayamazlar. (Enam 103 & Furkan 21) –Cunki onlara bu konudaki yeterli delil daha dunyaya gelmeden once verilmis/yuklenmis olmalidir, herhalde, Kurana gore. (Araf 172-173)—

    Ahiretin ve Kaderin fiziki/somut varliklarina ve ikincisinin ilmine/mantigina dair hicbir 5 duyuya dayali somut delil isteyemezler/arayamazlar. (Bakara 3 & Taha 110)

    Allahin veya Meleklerin nasil bir seyden ibaret olduklarina dair herhangi bir tahayyulde/cikarimda bulunamazlar. (Suura 11)

    Allah gibi (tum evrenden ve icindeki tum canlilardan vs. dahi en az belki de milyarlarca kez daha buyuk/kompleks/muazzam olmasi iktiza eden) bir Varligin (Zumer 67) nasil ve ilkin sebepsiz olarak var olmus olabilecegi hakkinda herhangi bir sorgulamada/sinamada bulunamazlar. (Ihlas 1-4 & Enbiya 23)

    Bu tip bazi en temel Kurani Dinsel ogretilerden/emirlerden de acikca anlayabilecek oldugumuz uzere, bu tarz konulari Bilimsel platformda tartismanin ve sonucunda karsi tarafa da buna binaen “suphecilik” onermenin pek bir temeli/luzumu/anlami/geregi olmayabilir, belki de, esasen, bu baglamda.
    Ancak bu her iki grup insanin en azindan Bilimsel platformda nasil bir ortak Zemin yakalayabilecekleri ve daha sonra buradan elde edilebilecek tum somut bulgu/tespit/verilere binaen bunun ardindan kendilerine ozgu cikarimlarini/yorumlarini serbestce kendi “gonullerinde” yapabilecekleri ve birbirlerine karsi mumkun oldugunca anlayisli/saygili kalabilecekleri konusunun –mumkun olabilecek en adil/ortak bir Bilimsel anlayis ve Literatur altinda– cozumu tum toplum acisindan burada epeyce temel/faydali/anlamli/gerekli olabilir, belki de, oncelikle.
    Bunun ardindan, ancak belki de daha sonra Dini/Felsefi baglamda, Kuranin Ateist/Agnostik/Deist tarzda insanlari ne derece ikna edip edemeyecek, sorumlu tutup tutamayacak, bilimsel olup olamayacak gibi niteliklere
    en bastan haiz olup olmadigini, hatta bu konularda en bastan iddia sahip olup olmadigini tartisabiliriz, ve daha sonra Kuranin neden kendi doneminde hep bir kisim dogustan Teistik karakter tasiyan birtakim Dinci & Allahci tarzdaki araplara ve birtakim boyle hristiyanlara ve yahudilere (Muminun 84-89 & Araf 28 & Maide 17-18 & …) ve bundan once dahi tarih icinde hep Dinci & Allahci tarzdaki boyle kimselere (Kuranda cokca anlatilan Firavun ve kavmi dahi bozuk Teistik karakterli bir sahis/sahislar olmalidirlar (Mumin 29-34); coklarinin sandigi gibi Ateist/Agnostik/Deistler degiller!) karsi mucadele verip bunlara/bunlar hakkinda cesitli soylemlerde/uyarilarda bulundugunu daha iyi –ve yukarida en basta bahsettigim ve aktardigim o sadece birtakim insanlar icin ezelden gecerli kilinmis olabilecek o Kurani onden/evvelden “yuklenmislik/programlanmislik” perspektifini gozonunde bulundurarak (Araf 172-173)– ve orjinal dilinde ve baglaminda ve “gerekceleriyle” inceleyerek. (Halihazirda dahi bircok bolumlerde temel olarak bir miktar yapmis olabilecegimiz gibi.) O halde, tekrar –bilimsel baglamda kendiniz acisindan/icin belki de temelde bir miktar gercekten makul/dogru olabilecek/sayilabilecek o gerekcelerinize binaen (daha yukarida belirttigim o medeni sartlar cercevesinde karsi tarafa da mumkun oldugunca saygili/anlayisli kalabilen) bir Agnostik olarak– siz de Esenlikle ve Saglicakla kaliniz.

  73. amatör filozof diyor ki:

    Sn. Kurandaki Din,
    Genel olarak görüşlerinizi olumlu ve yapıcı buluyorum. Ancak bir noktayı belirtmek istiyorum. Buradaki temel sorun teist olmayanların kendi görüşlerini teistlere kabul ettirmeye çalışmaları değildir, çünkü neticede herkein görüşü kendinedir, bundan dolayı kimseyi suçlamak gerekmez. Temel sorun teist karakterli kişilerin, kendi görüşlerinin doğruluğuna iman etmiş olmaları nedeniyle, karşı taraftan da yüzde yüz aynı imanı beklemeleri, bu nedenle de çoğu kez despot karakterli olmalarıdır. Bunu aşırıya götüren kişiler ise Tanrı’ ya inanmayanların zaten en büyük günahı işlediğini düşünerek, bunun hesabını öbür dünyaya bırakmadan, inançsızların cezasını bu dünyada vermek isteyebilmektedirler. Din düşmanı olduğu gerekçesiyle öldürülen pek çok kişi mevcuttur, buna karşılık dine inandığı için ateistlerce öldürülen bir kişi bile bilmiyorum. Tabi ki burada tartışan teist arkadaşlar kimseyi din düşmanı diye cezalandıracak değiller, ancak burada oluşturulan fikirlerin, bunları okuyan kişileri çeşitli şekillerde etkilemesi ve yönlendirmesi mümkündür. Bu nedenlerle yorumlarınızdaki hoşgörü ve saygı tavsiyelerinizi öncelikle/ivedilikle/genelikle teistlere yapmanız uygun olur. Saygılarımla.

  74. Kurandaki Din diyor ki:

    sn. Amator Filozof arkadas,
    Evet, kaygilarini anliyorum, soylediklerinde buyuk oranda dogruluk payi oldugunu gorebiliyorum, isitebiliyorum cevremizde bircok zamanlar. Ancak bunun sebebi Kurandan kaynaklanmiyor, fakat Kurandan habersiz ve Kuran adina yanlis yasayan/doldurulan/yonlendirilen karakterlerden/zihniyetlerden kaynaklaniyor olmali, pekcok zaman. Oteki bircok bolum ve yorumlarda zaten bu konulara detaylica deginmeye Kurandaki asillarini/orjinallerini gostererek gercekte Kuranda neyin ne/nicin/nasil oldugunu ortaya koymaya calismis/calisiyor olmaliyiz. Ancak bu konular bu gibi bilgili/faydali sitelerde temelleri dogru atilarak ileride bu konularda –ozellikle ve oncelikle Bilimsel baglamda– cok daha medeni/adil/ortak noktalara gelinebilir, fakat bunun icin dogru bilgilendirme, zaman, ve karsilikli anlayis gerekir. Elimizden geldigince, bu tip ortamlarda bunu –ancak elbette her zaman yine de ister istemez herbirimiz (hicbirimiz kusursuz/mukemmel olamadigimizdan/olamayacagimizdan oturu) cesitli hatalar yapmis/yapabilecek olarak– yine de en iyi/verimli sekilde degerlendirebilmeliyiz. Yoksa buralar tumden bosa atisma/cekisme/laf yetistirme/igneleme/istihza etme ortamlari olup ancak “egolari” kisa bir sure ferahlatip tatmin eden, sonrasinda toptan/topluca depresyona/karmasaya neden olan vakit kaybi mekanlari olarak kalabilirler ancak. Buna firsat vermemeliyiz. Tekrar Esenlikle ve Saglicakla kaliniz.

  75. selcuk diyor ki:

    belgeseli izledim, yorumlari okudum
    @da vinci su sekilde yorumlamis:
    “Potansiyel olarak önceden var olanmayan şeylerin nasıl oluştuğuna dair bir örnek: Nucleosynthesis
    Nasıl oluyor da başta sadece proton nötron ve elektronlar varken bu kadar element sırasıyla ortaya çıktı Mustafa? Acaba tesadüf ve gereklilikler bunun için yeterli olabilir mi? Mutlaka bir özelliğin potansiyel olarak bulunması şart olmayabilir mi? Ne dersin?”

    belgeselde de anlatildigi uzere dunyanin, galaksimizin, kainatin cok hassas sabiteler uzerine kurulmus oldugu, kainattaki baska bir gezegende hayat olup olmadigi bilinmemesine ragmen dunyanin yeri, sahip oldukari ozellikleri, etrafindakilerin sahip oldugu ozellikler vb. her sey acisindan birbiri icine gecmis tasarim ve planlardan olustugu, her seyin ama her seyin sanki dunyada canlililigin olmasi icin biraraya gelmis oldugundan bahsedilmis.

    bunlar bilimsel gercekler. Da vinci nin yorumundan hareket edecek olursak henuz ortada yoklarken diger elementleri olusturmak icin atom cekirdeginin olusmasi icin tesaduf ve gereklilikler yeterli degil mi diye sormus?

    Sadece tesaduf deseydi kendi gorusleri acisindan sorusunu mantikli bulabilirdim ama gereklilik dedigi anda karsi gorusun yani tasarimcilarin bir argumanini kullanmis duruma duser bence.

    tasarimcilar, yaratiliscilar gerekliligin tasarimin bir parcasi oldugunu, her seyin yerli yerinde ve duzgun gitmesinin sebebinin bu gerekliliklerin var olmasindan kaynaklandigini ileri surmezler mi?

    belgeselde anlatilan kainat capindaki gereklilikler dizisinin, devasa planin ve tasarimin, sonrasinda canliliktaki mükemmel duzen, plan ve tasarimin TESADUFLE, RASTLANTISALLIKLA aciklanmasi gercekten insafsizliktir.

    Bu duzenin, intizamin RASTLANTI ile olusmasinin imkansizligini yine bilimadamlari iddia ve ispat ediyorlar. Buna ragmen her bilimsel kesifde, aciklamada RASTLANTI sonucu olmustur demek ne kadar bilimseldir?

    Bence insaoglu bilimde rastlantinin mumkun olabilecegine dair zorlama teoriler ortaya koymakla vakit kaybedecegine gercekten bilimle ugrassa, bu tasarim nasil mumkun oldu, nasil ortaya cikti diye ugrassa bilimde simdiye kadar bulduklarimizdan cok daha fazlasini bulabilirdik diye dusunuyorum

    tasarim sahibi olarak Tanri yi bulmak/kabul etmek gerekmez, teist olmak da gerekmez ama adeta ben buradayim ben varim diye bagiran tasarimi, plani yok tesadufen olmustur demek bence bilimin ruhuna aykiri.

    bence bilimde, akilli tasarimin akilli kismini (tasarimin sahibi oldugu iddia edilen bilinci) bir sureligine atip farkli gorusler birlesmeli ve bilimi mantikdisi tesaduf kavramindan kurtarmalidirlar. Bundan sonra bilim tasarimin bir bilince, akla ihtiyac duydugunu tespit ederse o bilinci arastirmaya baslar.

  76. Da Vinci diyor ki:

    selcuk: Da vinci nin yorumundan hareket edecek olursak henuz ortada yoklarken diger elementleri olusturmak icin atom cekirdeginin olusmasi icin tesaduf ve gereklilikler yeterli degil mi diye sormus?

    Sadece tesaduf deseydi kendi gorusleri acisindan sorusunu mantikli bulabilirdim ama gereklilik dedigi anda karsi gorusun yani tasarimcilarin bir argumanini kullanmis duruma duser bence.

    Selçuk, burda da yanlış anlamışsın sölemek istediğim şeyi. Atomların oluşması salt tesadüflerin değil tesadüf ve fiziksel gerekliliklerin beraberliğiyle oluşur diyorum. Aslında bakacak olursan tesadüflerin payı var mıdır tam bilmiyorum. Tamamen fiziksel gereklilikler bile atomların oluşumu için yeterli olabilir.

    Bakıyorum da benim üzerime sadece tesadüfleri temel alan saçma sapan bir görüşü yamamaya çalışmışsın. Yoksa Selçuk olmaz öyle. Örneğin 3. kattan bıraktığım taşın yere düşmesinin tesadüflerle falan uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu tamamen fiziksel gerekliliklerden kaynaklanan bir olaydır. Tamamen doğal bir olaydır. Şimdi sana göre benim, bu tip doğal bir olayı fiziksel gerekliliklere değil de tesadüfe bağlamam gerekiyormuş. Ne zamandan beri doğa kanunları sonucu oluşan olaylar naturalizm yerine tasarımcı/yaratılışçı görüşe destek sağlamak için kullanılır oldu.

    Selçuk, sanırım ciddi bir kavram kargaşası içindesin. Bilmiyorum ama belki de birşeyleri yanlış anladığın için böyle bir yaklaşımda bulundun.

    Gereklilik derken ne kastedildiğini yanlış anlamış olabilirsin. Örneğin, iki kütlenin birbirini çekmesi gerekliliktir. Pozitif yüklü iki cismi birbirini itmesi gerekliliktir. Doğa kanunları gereği olan şeylere gereklilik denir. Bunları aksi olamaz, dolayısıyla bu olaylar gereklilik sonucu oluşur. Gereklilikten kasıt budur.

    selcuk: tasarimcilar, yaratiliscilar gerekliligin tasarimin bir parcasi oldugunu, her seyin yerli yerinde ve duzgun gitmesinin sebebinin bu gerekliliklerin var olmasindan kaynaklandigini ileri surmezler mi?

    Yani buraktığım taşın yere düşüyor olması yaratılışçı görüşü mü destekliyor? Tesadüf ve gereklilikler her zaman için natıralist açıklamaları desteklemektedir. Örneğin, akıllı tasarımın hareketinin önce gelen isimlerinden William Dembski, açıklayıcı filtresinde (explanatory filter) bir olayın tasarım sonucu olup olmadığını belirlemek için ilk olarak olayın gereklilikler sonucu olup olmadığını daha sonra ise şans eseri olup olmayacağını inceler ve ikisi de olamıyorsa olayın tasarımın gerçekleştiği sonucuna varır. Yani tasarım sonucuna varmak için sanş ve gereklilikleri eler. (Bu yöntemin ne kadar kullanışlı, doğru ve başarılı olduğu ise başlı başına ayrı bir tartışma konusu olmalıdır.)

  77. selcuk diyor ki:

    “”Selçuk, burda da yanlış anlamışsın sölemek istediğim şeyi. Atomların oluşması salt tesadüflerin değil tesadüf ve fiziksel gerekliliklerin beraberliğiyle oluşur diyorum. Aslında bakacak olursan tesadüflerin payı var mıdır tam bilmiyorum. Tamamen fiziksel gereklilikler bile atomların oluşumu için yeterli olabilir.”

    Aksine yanlis anlamadim. Fiziksel gerekliliklerin olabilmesi icin tasarim yapilmistir diyorum. Artinin eksiyi cekebilmesi icin maddenin kendi kendine, tesadufen bu fiziksel gerekliligi dusunup ortaya koyamayacagini, bunun bu sekilde olmasini tasarlanmis olmasi gerektigini savunuyorum. Doga kanunlari, gereklilikler kendi kendine ortaya cikmis olmaz diyorum.

    bu gereklilikleri ve kanunlari nasil orta ciktiklarini aciklamadan atomun tesaduf ve gereklilikler sonucu kendiliginden ortaya ciktigini iddia edemeyiz. sonucun ne oldugunu soyluyoruz ama iki bilinmeyenimiz var, x i tesaduf olarak iddia ediyoruz adi ustunde cok da aciklamamiz gerekmiyor ama fiziksel gereklilik deyince bu gerekliligin nasil ve neden ortaya ciktigini aciklamadan sonuca gitmemiz bence cok etik olmaz.

    gereklilik tanımınıza gelince evet ben de yaptiginiz tanimdan bahsediyorum.

    biraktiginiz tasin yere dusmesi yercekimi kanunu nedeniyle elbette tasarimciyi kanitlar. naturalizm diyerek bunu zeka sahibi olmayan, yercekimini kanunu dusunup ortaya koyamayacak dogaya baglamayi mi kastediyorsunuz aciklarsaniz sevinirim.

    bence tesaduf diye bir olgu da yoktur, cunku sifir noktasindan beri her sey neden sonuc iliskisi ile devam etmektedir. Yasamimiz acisindan tesaduf olarak neyi gosterirseniz gosterin mutlaka onun gerceklesmesini tetikleyen bir neden vardır.

    “Tamamen doğal bir olaydır. Şimdi sana göre benim, bu tip doğal bir olayı fiziksel gerekliliklere değil de tesadüfe bağlamam gerekiyormuş. Ne zamandan beri doğa kanunları sonucu oluşan olaylar naturalizm yerine tasarımcı/yaratılışçı görüşe destek sağlamak için kullanılır oldu.”

    Tesadufe baglamaniz gerektigini iddia etmedim aksine sizin de yorumunuzun en basinda belirttiginiz gibi sadece fiziksel gerekliliklere baglamaniz gerektigini anlatmaya calistim. Zaten bir fiziksel gereklilik konulmustur, olmasi gerekenler bu gerekliliklere ve kanunlara gore olacaktir. bilimsel aciklamanin icine TESADUF gibi bilimsel olmadigini dusundugum bir aciklamayi eklemenizi yanlis buldugumu anlatmak istedim.

    amacim su ki once mustereklerde bulusalim. İki tarafta kainattai dogada vb. gerekliliklerin, kanunlarin konulmus oldugunu biliyor ve bulmus. Olgulari, olaylari niye bu bulgular uzerinden incelemeye devam etmiyoruz da isin icine kendisini ilmen aciklayamadigimiz, neden, niye, nasil gibi sorulari kendi icinde bogan TESADUF kelimesini sokuyoruz buna itiraz ediyorum.

    ayrica gerekliligin ortaya koulabilmesi icin bir sekilde o gerekliligin yapitaslarinin, ne olursa ne olur gibi planlarinin yapilmasi gerekir. bunu yapan bir tasarimciyi kabul etmedigimize gore gerekliliginde TESADUFEN ortaya ciktigini iddia etmemiz gerekir ki bununda olma ihtimalini diger bilim dallari ile ilmen curutebilirsiniz.

    “Bakıyorum da benim üzerime sadece tesadüfleri temel alan saçma sapan bir görüşü yamamaya çalışmışsın.”

    kesinlikle hayir, sahsinizi bu isnattan haric tutarim. Gerekliligin nasil ortaya ciktigini izah etmeden -tesaduf ve gereklilik- dersek az cok tasarimi, planlanmayi kabul etmis oluruz ki, bunu kabul etmeyeceginizi varsayarak
    geriye sadece tesaduf kalir demek istemistim.

    Yoksa bilginizin, zekanizin, muhakeme ve mantik yeteneginizin burda oldugum bir hafta on gundur fazlasiyla farkindayim ve bu sure zarfinda sizden ve diger bilgili arkadaslardan cok sey ogrendigimin hakkini vermeliyim. bilmedigini ogreten saygiyi hak eder prensibine bagliyim.

    surc u lisan ettimse affola.

Leave a Reply