BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Deneylerle Kader Gerçeği

 

BİLİMSEL ÇALIŞMALAR KADERİN VARLIĞINI KANITLIYOR

 

Özgür iradenin var olup olmadığı yalnızca felsefecilerin ve bilim adamlarının değil hemen herkesin merak ettiği konuların başında gelmektedir.

 

Nitekim bilim adamlarının ‘özgür irade varmı?’ sorusuna cevap aramak için gerçekleştirdikleri çok önemli araştırmalar ve çalışmalar vardır.

 

Özgür irademizin olmadığını ortaya koyan çalışmaların kuşkusuz en önemlisi Kaliforniya Üniversitesi San Francisco fizyoloji bölümünden Prof. Benjamin Libet’in gerçekleştirdiği deneylerdir.

 

Prof. Benjamin Libet, yaptığı deneyler sonucunda tüm kararlarımızın, seçimlerimizin önceden belirlendiğini, bilincin ise herşey olup bittikten yarım saniye sonra devreye girdiğini ortaya koymuştur.

 

(Libet, B. (1985). Unconscious cerebral initiative and the role of conscious will in voluntary action. Behavioral and Brain Sciences, 8:529-566.)

 

Prof. Benjamin Libet, 1985 yılında yayınlanan deneylerinde parmaklarını ne zaman hareket ettireceklerinin seçimini deneklere bırakmıştır. Parmaklarını hareket ettirme anı beyinlerinden izlenen deneklerin bu kararı almadan evvel, ilgili beyin hücrelerinin faaliyete geçtiği görülmüştür. Diğer bir deyişle kişiye ‘yap’ emri gelmekte, hareketi yapmak üzere beyin hazırlanmaktadır; kişi ise ancak 0,5 saniye sonra bunun bilincine varmaktadır. Bir hareketi yapmaya karar verip de sonra yapmakta değildir, kendisi için önceden belirlenen hareketleri yapmaktadır.

 

Bu çalışmaları teyit eden ve özgür iradenin olmadığını ortaya koyan diğer bir çalışma da bu sene Nature dergisinde yayınlanmıştır.

Berlindeki Bernstein Beyin Araştırmaları Merkezi (Bernstein Center for Computational Neuroscience)’nden nörolog John-Dylan Haynes ve ekibinin Nature dergisinde yayınlanan araştırmasında gelişmiş Fonksiyonel MR teknikleri kullanarak elde edilen veriler Libet’in çalışmalarına göre daha da hayret vericidir.

 

Libet’in çalışmaları beyinde biz karar vermeden yarım saniye önce karar verilmiş olduğunu göstermişti. Dr. Haynes’in çalışmaları ise biz karar vermeden önce beyinde verilmiş olan kararın 7 sn daha önce olduğunu ortaya koymuştur. 

 

Dr. Haynes bu durumu makalelerinde şu şekilde ifade ediyor:

 

¨Bizim çalışmamız kararların bilinçsiz olarak daha önce düşünülenden çok daha önce hazırlandığını göstermektedir. Yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuç; bilincin, sadece buzdağının görünen kısmı olduğunu gösterdi.¨ (Nature Neuroscience, April 13th 2008) Chun Siong Soon, Marcel Brass, Hans-Jochen Heinze & John-Dylan Haynes 
Unconscious determinants of free decisions in the human brain. 
 Nature Neuroscience April 13th, 2008.)

 

Özgür iradenin durumu ve KADER GERÇEĞİ:

 

Kuşkusuz bütün bu bilimsel çalışmaların işaret ettiği önemli bir gerçek bulunmaktadır. Gerçekte kendimizin aldığını zannettiğimiz kararlar bizim adımıza alınmakta ve biz sadece bizim adımıza alınmış kararları uygulamaktayız.

 

Peki kararları alan kimdir?

 

Bu kararları alanın şuursuz atomlardan oluşan bir et parçası olan beynimiz olmadığı çok açıktır.

 

İnsanı ve tüm kainatı yaratan Allah olduğu için herşeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Dolayısıyla en doğru bilgiye Kuran’dan ulaşabiliriz. 20. yüzyılın son kısmında ve 21. yüzyılda en ileri teknolojileri kullanarak gerçekleştirilen deneyler, Kuran’da bildirilen “insanın eylemlerini ve aldığı kararları seçme hakkının bulunmadığı yani özgür iradesinin olmadığı” gerçeğini teyit etmektedirler.

 

Biz herhangi bir eylemi gerçekleştirdiğimizde bu sadece Allah’ın dilemesi ile gerçekleşmiştir. Bilimsel çalışmaların da kanıtladığı bu gerçek bize Kuran’da bir ayette şu şekilde bildirilmektedir:

 

¨Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.¨ (İnsan Suresi, 30)

 

Bizim “aldığımızı sandığımız kararlar neticesinde oluşan” tüm eylemlerimiz sadece Allah’ın dilemesiyle kaderimizde yaratıldığı için gerçekleşmektedir.

 

Allah, canlı cansız tüm varlıkları kaderleriyle birlikte yaratmıştır. Allah’ın belirlediği bu kader dışında hiçbir varlığın gerçekleşecek olan bir iyiliği ya da kötülüğü engellemeye ya da tersine çevirmeye gücü yetmez.

 

Kader, Allah’ın “yarattığı her canlının yaptığı ve yapacağı her hareketi, düşünceyi, konuşmayı en ince ayrıntısına kadar bilmesi ve kontrol etmesi”dir. Bir diğer ayette, Allah insanın tüm eylemlerini kendisinin yarattığını ve insanların Allah’ın belirlediği kader doğrultusunda hareket ettiklerini şu şekilde haber vermektedir:´

 

¨Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı..¨

 (Enfal Suresi, 52-53)

 

 

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 9299, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

38 Comments

  1. Hasan Efe diyor ki:

    Makale de anlatılanlar sadece biyoloji biliminin incelemeleri ile kıstlı değil. Princeton NEC Enstitüsü’nün uzmanlarından Dr. Lijun Wang, sezyum gazlı test ortamina ışık demetini yollamış ve ışığın çıkışı girişinden önce gözlemlemiştir. Böylece bir olgunun sonunun başından önce gelme durumu Fiziki olarak ortaya konmuştur. Bu olguyu sosyal yaşamda şuna benzetmek mümkün: Bir otoyoldaki trafik içindeki tüm otomobiller ileri doğru gitmektedirler, ama trafiğin kendisi geriye doğru hareket etmektedir! Test sonuçlarını inceleyen Berkeley Üniversitesi fizik profesörü Raymond Chiao, deney verilerinin “inanılmaz bir duruma işaret ettiğini” söylemiştir. Burada aslında inanılmaz olarak tarif edilen olay insanların en çok inandığı şey olan KADER’dir.

  2. fuatogl diyor ki:

    Diğer bir deyişle kişiye ‘yap’ emri gelmekte, hareketi yapmak üzere beyin hazırlanmaktadır; kişi ise ancak 0,5 saniye sonra bunun bilincine varmaktadır.

    Daha onceki yazinizla celiskili bir yorum ve halen yanlis. Kisiye(!?) “yap” emri gelmemekte. Beyin yap karari alip yapmaya koyulmaktadir. “yapacagim/yapiyorum/yaptim” bilinci ise hemen sonra gelmektedir. Bu iliskiyi “surekli/continues” kabul ettigimizde, ust ustte gelebilecegini, “yapiyorum/yok vazgectim” gibi algilarin da olusabilecegi aciktir, Libet ayni zamanda onu da gostermistir, sonraki deneyler de.

    Bu kararları alanın şuursuz atomlardan oluşan bir et parçası olan beynimiz olmadığı çok açıktır.
    Cok acik filan degildir. Beynimiz basit bir et parcasi degil, kararlari alan ve bilinci olusturan bir organimizdir. Beynimiz suursuz atomlara indirgenemez! Beynimiz suursuz atomlardan, ve ek olarak bu atomlarin olusturdugu iliski ve yapilar butununden olusmaktadir. Sizin yaptiginiza “Reductionizm” deniyor ve coktan terkedilmis bir bakis acisidir. Bu deneyler cok acik bir sekilde kararlarin beynimizde olustugunu gosteriyor (Soft-Probleme girer), bugun halen anlasilmamis olan kisim bilinc/farkindalik halinin nasil olusturulup beynimizin diger ozelliklerine eklemlendigidir. Ikincisi Hard(non)-Problem diye anilir.

    Ayrica bu ve benzeri calismalar, klasik anlamda madde-ruh-ikiligi(Dualizm) diye anilan gorusu de fazlasiyla zayiflatmistir, yada acikca soyleyelim: ciddiye bile alan yoktur (Hatirlarsaniz bana yorumunuzda verdiginiz o yazi da bunu anlatiyordu). Burada ruh derken dinlerdeki anlamiyla bahsedilmiyor.

    Ozetle, bu alandaki iki klasik gorus olmustur. Birisi dualist gorus, digeri ise materyalist gorus. “Property Dualism” diye anilanlar dahi ikinci gorusun bir versiyonudur. Herseyiyle “biz” dedigimiz seyin (karar alma/uygulama/farkindalik hissi/bilinc vs.) beynimizden kaynakladigini savunan materyalist gorus agirlikla destek bulan gorus olmustur bilimsel veriler geldikce. (Yani bu bilim de diger tum bilimler gibi mason orgutlerince kusatilmistir :P)

    Biz herhangi bir eylemi gerçekleştirdiğimizde bu sadece Allah’ın dilemesi ile gerçekleşmiştir.

    Bunlar ve geri kalan kisim ise bilimsellikle ilgisi baglantisi olmayan, “wishfull thinking” kategorisindeki seylerdir. Onlari bilim degil inanc departmanina koymak gerek.

    ¨Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı..¨

    Bunun psikolojide bir adi var, acaba neydi?

  3. aziz diyor ki:

    Scientific Turkey,

    Özgür irade ve determinizm hakkında kayda değer felsefi implikasyonlara sahip böylesi bir deneyi birkaç cümlede özetliyor olmanız büyük bir hata. Bu deneyde yer alan oscilloscope saatinden, deneklerin son andaki vetolarına kadar bütün ayrıntıların ele alınması gerekirdi.

    Ayrıca deneyin sonuçları hakkında dinsel bir yorum yapmış olmanız, bir de üstüne özgür iradeyi yok sayan Cebriyye ekolünü destekleyici cümleler kurmuş olmanız, yazınızı tam bir felakete dönüştürmüş. (kusura bakmayın ama daha nazik bir kelime bulamadım). Bir deneyin ortaya koyduğu bulguları ele alan bir yazı yazabilirsiniz, sonra da bu bulguların bir tasarımın varlığına işaret ettiğini de yazabilirsiniz, yazınızı felsefi olarak kabul eder okuruz. Katılırız, katılmayız o ayrı. Fakat siz hiçbir tasarım çıkarımında bulunmamışsınız, bir de üstüne sanki deney kaderin varlığını ispatlıyormuş gibi yorumlar yapmışsınız. Pauli’nin dediği gibi : Yanlış bile değil.

    Bence siz bu deneyi daha yakından araştırın :

    http://books.google.com.tr/books?id=GygmUh51_AcC&dq=benjamin+libet+google+book&printsec=frontcover&source=in&hl=en&ei=RtlYSt_xMZ2hjAfDq60b&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=13

    Linkini verdiğimi kitapta, Libet deneyin içeriğini de anlatıyor, bu deneyin neyi implike ettiği konusundaki kanaatini de.

    Fuatogl,

    “Sizin yaptiginiza “Reductionizm” deniyor ve coktan terkedilmis bir bakis acisidir”

    Reductionism’e bir felsefe olarak çok fazla rağbet edilmediğini biliyoruz (gerçi Daniel Dennett hala el üstünde tutuluyor, hayret). Fakat reductionism metod olarak halen bilimin atardamarıdır. Bu nedenle neyi kastettiğinizi açık yazmanız iyi olur.

    “Bu deneyler cok acik bir sekilde kararlarin beynimizde olustugunu gosteriyor ”

    Kararlar beynimizde oluşuyor oluşmasına da, bu kararları oluşturan şey beyin midir, odur merak ediyor olduğumuz. Puding de tencerede oluşur, ama biz sütü ve pudingi tencereye koyup karıştırırsak. (ghost puding maker).

    “Ayrica bu ve benzeri calismalar, klasik anlamda madde-ruh-ikiligi(Dualizm) diye anilan gorusu de fazlasiyla zayiflatmistir, yada acikca soyleyelim: ciddiye bile alan yoktur”

    Neuroscience’ın çözemediği birçok problem var : Consciousness, free will, memory bunlardan birkaçı. Fakat bilim zaten çözülemeyen problemler için insanların icat ettiği bir metod. Şu an çözülemiyor olmaları, ilerde çözülemeyecekleri anlamını taşımaz. Ayrıca bu problemlerin çözülemiyor olması belki de mukadderdir, beynin kaotik yapısalından ötürü. Özetle, çözülemeyen problemlerin ya da oluşan boşlukların dualizmi netice vereceği şeklindeki anlayış bence hatalıdır.

    Öte yandan, neuroscientistler beyin üzerine deneyler yaptıklarında, beyni yarıp da incelediklerinde ruhsal bir töze de raslamıyorlar, raslamayacaklardır da. Bu nedenle dualizmi destekleyici bulguları, deneysel anlamda da müşahade etmek olanaksız.

    Kısacası, bilimsel yöntemle dualizme varmak imkansızdır. Önde gelen neuroscientistlerin dualizmi kabul etmiyor olmaları da bilimsel yönteme olan derin sadakatlerinden ötürüdür. (mason localarına yaptıkları bağlılık yeminlerini de unutmamak lazım:) )

    Ben bir müslümanım ve ruh’a inanıyorum. Bu inanç için de bilimsel bir gerekçeye ihtiyaç duymuyorum. Âtiden haber veren rüyalar, precognition gibi parapsikolojik olguları yakından müşahade eden, cinlerin varlığına yüzde yüz muknî olacak kadar bu olayların içinde büyüyen birinin zaten bilimsel bilgiye ihtiyacı yoktur. Nasreddin Hoca gibi, ruh’u yanlış yerlerde arıyorsunuz Fuat Bey.

  4. Da Vinci diyor ki:

    Eğer özgür irade ile vücutta ve beyinde gerçekleşen fiziksel olaylardan tamamen bağımsız, fiziksel etmenlere hiçbir şekilde bağlı veya bağımlı olmayan bir karar verme mekanizması kastediliyorsa böyle birşey yok. Yani bu tanıma göre özgür irade yoktur.

    Kader ile de eğer yaptığımız ve yapacağımız herşeyin önceden üstün bir varlık tarafından belirlenmesi ve bunların gerçekleşmesi kastediliyorsa böyle birşey de yoktur.

    Özgür iradenin olmaması kaderin olduğu anlamına gelmez.

    Yazıda bana göre hastalıklı olan bir düşünce dile getirilmiş:

    Biz herhangi bir eylemi gerçekleştirdiğimizde bu sadece Allah’ın dilemesi ile gerçekleşmiştir.

    O zaman katilleri, tecavüzcüleri, teröristleri vb. kişileri yaptıkları şeylerden ötürü suçlayamamamız gerekir. Ne de olsa kaderimizi Allah yazdı ve yaptıklarımızı sadece Allah’ın dilemesi ile yapabiliriz. Allah’ın dilemesi olmadan herhangi birşey yapmamız mümkün değilse bunların suçlusu o kişiler değil direk Allah’tır. Çocuk tecavüzcüleri de Allah’ın dilemesiyle hareket ediyorlar o zaman. Hitler de Allah’ın dilemesi olmadan birşey yapamazdı. Allah insanlara seçim hakkı vermiyorsa ve yaptığımız herşey onun dilemesi ile gerçekleşiyorsa Dünya’daki kötülüklerin, iğrençliklerin, vahşetin, acımasızlığın ve her türlü rezilliğin direk sorumluluğunun Allah’ta olması gerekmez mi? Kaderle ilgili sunduğun görüşlerden mantıksal olarak çıkan bir sonuç değil midir bu?

  5. Scientific Turkey diyor ki:

    Da vinci,

    Doğru özgür irade diye bir şey yok.

    Ve aynen dediğin gibi herkes ve herşey yanlız Allah’ın dilemesiyle hareket ediyor.

    Hatta ateist de Allah iman etmesini dilemediği için ateist oluyor, ya da Allah iman etmesini diliyorsa da iman ediyor.

    Şeytan bile , Allah’ın dilemesiyle hareket ediyor.

    Herşey Allah’ın dilemesiyle.

    Bahsettiklerin doğru ancak tek bir farkla. Bundan, kişiyi sorumlu tutamayız sonucu çıkmıyor. Çünkü, kaderi yani olanı ve olacağı Allah biliyor. Biz bilmiyoruz.

    Olacağı bilmediğimiz için, en iyi ve en doğru olanı yapmaya niyet edip hareket etmek önemli.

    O niyet de, zaten kader de …

    “Allah dilemesiydi, siz dileyemezdiniz” diyor ayet de.

    Bir insan yaratılmadan önce, bu dünyadaki hayatı ve hatta cennet ya da cehennemdeki görüntüsü de zaten yaratılmış oluyor.

    Herşey olup bitmiş.

    Niyet, sadece kişi neden cennette ya da cehennemde olduğunu kendi bilsin diye var.

  6. Da Vinci diyor ki:

    Scientific Turkey: Bahsettiklerin doğru ancak tek bir farkla. Bundan, kişiyi sorumlu tutamayız sonucu çıkmıyor. Çünkü, kaderi yani olanı ve olacağı Allah biliyor. Biz bilmiyoruz.

    İyi de ne alakası var? Biraz mantık lütfen. Kendi söylediklerinle feci şekilde çelişiyorsun. Allah bilmekle kalmıyor, senin söylediğine göre kaderimizi yani yapacağımız herşeyi Allah belirliyor. Hatta biz doğmadan önce herşey belirlenmiş diyorsun. Yani aslında hiçbir seçim şansımız yok. Yapacağımız herşey zaten Allah tarafından belirlenmiş. Yani senni söylediğine göre Hitler doğmadan önce kaderi Allah tarafından belirlenmişti ve yapacaklarını Allah dilediği ve kaderini öyle yazdığı için yaptı. Yoksa Hitler özgür bir irade ile hiçbir şey yapmadı. Yaptığı herşeyi Allah’ın dileği olduğu ve kendisi doğmadan önce kaderi olarak Allah tarafından yazıldığı için yaptı. Bunları tamamen senin söylediklerinden çıkarıyorum. Kendim birşeyler katmış değilim. Bu durumda Hitler’in yaptıklarının tek sorumlusu vardır ve o kesinlikle Hitler değil Allah’tır. Eğer irade ve kaderle ilgili söylediklerin doğruysa bu sonuç da doğru olmak durumundadır.

  7. Scientific Turkey diyor ki:

    Sayın Da Vinci,

    Bir gün içerisinde ikinci defa size “doğru” dediğime inanamıyorum.

    Kesinlikle, çıkan sonuç budur.

    Nasıl ki şeytan, Allah’ın kontrolündedir. Hitler de Allah’ın kontrolünde. Siz de biz de …

    Allah, bazı insanları özel olarak yeryüzünde fesat çıkarması için yaratmıştır.

    Şeytan da, bu nedenle yaratılmış bir varlıktır örneğin.

    Herkesin, iman ettiği, Allah’ın rızasına uygun davrandığı bir ortamda zaten imtihan olmaz. İmtihan ortamı ortadan kalkar.

    Cennet olur zaten…

    Ortada bozgunculuk çıkaran birileri olması lazım ki, imtihan olsun. Ona uyanlar uymayanlar belli olsun…

    Bu durum bir ayette şöyle bildirilir:

    “Bu, Allah’ın murdar olanı temizden ayırdetmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.” (ENFAL SURESİ / 37)

    Diğer sorunuzun yanıtına gelince, bunun iki yanıtı var.

    1. Allah, Hitler’i yaratırken dünyada neden olacağı zulmü çıkaracağı fesadı biliyor. Hitler’in imtihanı da, imtihanın sonucu da, ahirette bulunacağı yer de Allah katında daha zaman bile yaratılmadan önce belli. Filmin sonu, biliniyor. Ama içinde oynayan bilmiyor… Hitler, sonunu bilmediği için de o anki “niyet”lerinden sorumlu. “Eylem, hareket” yerine niyet dememin özel bir nedeni var. Bir insan iyi gibi görünen bir davranış da bulunabilir; ancak niyeti kötü olabilir. Ya da ters görünen bir davranış da bulunur; ancak niyeti daha farklıdır.

    Örneğin, sokakta küçük bir kıza yardımcı olmaya çalışan bir adam görebiliriz. Bu iyi ve yardımsever bir hareket gibi görünebilir. Ama adamın niyeti, zarar vermek olabilir. Davranış ve niyet birbirinden farklıdır.

    Ya da, bir çocuğu annesinden ayırmaya çalışan bir kadın görebiliriz. Bu da kötü ve artniyetli bir hareket gibi görünebilir. Ama anne çocuğuna zulmediyor ve kadın da çocuğun eziyet görmesini istemediği için onu korumak istiyor olabilir.

    Kısacası, niyet önemlidir. İmtihan olduğumuz konu niyetlerimiz. İmtihanımızın sonu belliyse niye oluyoruz diye sorulabilir. Bunun da yanıtı: “sonunu biz bilmiyoruz”dur. Biz sonunun iyi olması için niyet edecek şekilde uğraşmakla yükümlüyüz sadece. O kadar!

    Dolayısıyla, Hitler de yaptığı eziyet ve zulümden yükümlü.

    2. Bu sorunun bir diğer yanıtı da şu olabilir. Allah, bazı insanları yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaları için yaratmıştır diye bahsetmiştik. Bu kimseler, özel olarak fesat çıkarmak için görevlendirilmişlerdir. Aynı, şeytan gibi. Görevlerini tamamladıktan sonra da giderler. Herhangi bir imtihan durumları ya da ruhları olmayabilir. Adeta bir program yüklenmiş bilgisayar gibi özel olarak tek bir görev için dünyaya gelip sonra ayrılabilirler.

    Deccal de, örneğin böyle özel olarak görevlendirilmiş bir şahıs olacaktır.

    Bu, imtihan ortamının sağlanması ve gerçekten iman edenlerin ayırd edilmesi içindir.

    (En doğrusunu Allah bilir)

  8. Da Vinci diyor ki:

    Kendi içinde bu kadar çelişen birisi uzun zamandır görmemiştim. Bir söylediği diğerini tutmuyor.

    Scientific Turkey:
    (1) Allah, bazı insanları özel olarak yeryüzünde fesat çıkarması için yaratmıştır.
    (2) Ortada bozgunculuk çıkaran birileri olması lazım ki, imtihan olsun. Ona uyanlar uymayanlar belli olsun…
    (3) Allah, Hitler’i yaratırken dünyada neden olacağı zulmü çıkaracağı fesadı biliyor.
    (4) Dolayısıyla, Hitler de yaptığı eziyet ve zulümden yükümlü.

    1,2 ve 3′e göre Allah, Hitler gibi tipleri bilerek yaratıyor ve kaderin tanımı gereği yapacağı herşeyi, düşünceği herşeyi, atacağı her adımı daha onlar varolmadan önce belirliyor. Ama 4′te her nasılsa sorumluluk Hitler ve diğerlerinin omuzlarına atılıyor. Herşeyi en ince ayrıntısına kadar ayarlayan Allah varken, nasıl oluyor da yazılmış olan kaderlerini hiçbir şekilde değiştirme fırsatı olmayan aciz varlıklar yaptıklarından sorumlu olabiliyor? Hitler’in yaptıklarını yapmama şansı var mıydı? Yazılmış olan kaderini değiştirme olanağı var mıydı? Yaptıklarından farklı şeyler yapabilir miydi? Eğer yapabilirdiyse kader mutlak bir yazgı değildir, yapamazdıysa da yaptığı zulümlerin tek sorumlusu Allah’tır sonucuna varmamız gerekir.

  9. fuatogl diyor ki:

    Merhaba Aziz,
    Herseyden once, buralarda, dindar olup goruslerini dogru duzgun bir sekilde sergileyen birisiyle karsilastigim icin mutlu oldugumu belirtmek isterim – bu zamanlarda kiymetini bilmek lazim :)

    Reductionism’e bir felsefe olarak çok fazla rağbet edilmediğini biliyoruz (gerçi Daniel Dennett hala el üstünde tutuluyor, hayret). Fakat reductionism metod olarak halen bilimin atardamarıdır. Bu nedenle neyi kastettiğinizi açık yazmanız iyi olur.

    Indirgemeciligin cok farkli dereceleri var. “Bu kararları alanın şuursuz atomlardan oluşan bir et parçası olan beynimiz olmadığı çok açıktır.” Bu tarz bir indirgemecilikten bahsediyorum. Tek tek atomlarda olmayan bir ozelligin, bircok atomun olusturacagi yapilarda olmayacaginin garantisi yok(tabi abartip alice harikalar diyarina gitmenin de alemi yok). Tek tek parcalarin, butunu tamamiyle aciklamaya anlamaya yeterli oldugunu savunan asiri basitlestirici gorusten bahsediyorum. Onun disinda yazdiklariniza bir itirazim yok. Tavan, tabandan kopuktur gibi birsey savunmuyorum.

    Daniel Dennett, evet indirgemeciligi savunuyor, ama onun da kendi scalasi var. Simdi aklimda degil ama farkli seviyelere ayirdigini iyi hatirliyorum. Ayni seyleri farkli kavramlarla savunuyor ve pek itiraz edilecek birsey gormedim simdiye kadar. Fakat consciousness hakkindaki goruslerinizi ise fazla basitlestirici buldugumu hatirliyorum sadece, bana yeterli gelmemisti. Bu konudaki kitabini okudugum zamanlarda kuantum fizigi/free will “iliskisine” biraz cahilce ve fazla agirlik veriyordum. O yuzden okuduklarim cok “eski kafa” gelmisti, belki yeniden okumak gerekiyor. Onun disinda kendisini sever sayarim :-)

    Kararlar beynimizde oluşuyor oluşmasına da, bu kararları oluşturan şey beyin midir, odur merak ediyor olduğumuz.

    Buna katilamayacagim. Kararlari beyin mi olusturuyor baska birsey mi gibi bir problem oldugunu hic zannetmiyorum. Beynimiz yaptigini “nasil” yapiyor gibi bir problem var, genelde soft ve hard diye ayrilan problem de bu oluyor diye dusunuyorum.

    Neuroscience’ın çözemediği birçok problem var

    Kesinlikle dogru, bu farkli alanlardaki tum bilimler icin de gecerlidir. Boslugun dualizme netice vermeyecegi konusundada haklisiniz bence.

    Öte yandan, neuroscientistler beyin üzerine deneyler yaptıklarında, beyni yarıp da incelediklerinde ruhsal bir töze de raslamıyorlar, raslamayacaklardır da. Bu nedenle dualizmi destekleyici bulguları, deneysel anlamda da müşahade etmek olanaksız.

    Hmmm, bildigim kadariyle dualizmdeki ruhsal tøz iddiasi illada teolojik ruh ile ayni anlama gelmek zorunda degil. Consciouston(salladim) gibi, belki bilimsel olarak yaklasilacak bir fenomen vardir, ayri bir tøz olarak? Ikincisi bazi etkilesimler ongoruluyor, ve bazi cognitive ozellikler bu ayri tøz e atfediliyor. Bunlar aciklanirsa dualizm pekala bilimsel olarak, en azindan gereksiz bir aciklama bicimi olarak gorulebilir. Ki bence olan seyler bu tarz zaten.

    Ben bir müslümanım ve ruh’a inanıyorum. Bu inanç için de bilimsel bir gerekçeye ihtiyaç duymuyorum. Âtiden haber veren rüyalar, precognition gibi parapsikolojik olguları yakından müşahade eden, cinlerin varlığına yüzde yüz muknî olacak kadar bu olayların içinde büyüyen birinin zaten bilimsel bilgiye ihtiyacı yoktur.

    Inanc ve goruslerinize saygim var. Bahsettiginiz seylere ben inanmiyorum, inanmak icin ikna edici duzeyde delil olmadigini dusunuyorum.

    —-

    Bu arada Da Vinci ve ST nin tartismasini da izliyorum. Burada Da Vinci ye katildigimi belirtmek zorundayim. ST nin yazdiklarindan anlamli bir butun olusmuyor hicbir sekilde, mantiksal tutarlilik da soz konusu degil.
    Ve bir soru sormak istiyorum ST ye. Beyin yarim kureleri ayrilmis insanlarla yapilan deneyler cok ilginc seyler gosteriyor, hele birtanesi var ki cok ilginc. V.Ramachandran “split brain” diye anilan bir kisi ile, yani beyin yarim kureleri birbirinden ayrik ve bagimsiz bir kisi(!) ile sohbet ediyor. Ayri ayri her iki kisilik ile sohbet ediyor demek belki daha dogru. Sordugu soru su: Tanriya inaniyormusun? Birincisi “evet inaniyorum” diyor, diger beyin yarim kuresi ise “hayir inanmiyorum” diyor! Ayikla bakalim pirincin tasini :-)

  10. K.D. diyor ki:

    Aziz arkadas,

    sizi buraya Allah gondermis olmali; Kuranla, Bilimle ilgili soylenmis tutarli/durust birseyler isitebilmeye hasret kalmaya baslamistim son zamanlarda bu Sitede!
    Elbette her hususta hemfikir olmamiz beklenemez, o halde tartismaya baslayalim, birbirimize faydali seyler katabiliriz, umarim. Anlasamazsak, caniniz/canimiz sagolsun; en dogruyu Allah bilir, en adil sekilde O hukmeder! Biz samimi olalim/kalalim yeter, insallah.

    Oncelikle, Kuranda “ruh” ifadesinin ne icin sadece (Melek ve Ilahi Mesaj anlaminda) kullanilmis olabilecegi konusunda yapilmis bazi tartismalari/yazismalari su linkte muhakkak okumanizi, oneririm. Itirazlariniz varsa (oncelikle/ozellikle) Kuransal gerekceleriyle derhal bildirirseniz, sevinirim.

    http://www.bilimfelsefedin.org/?p=582#comments

    Ikinci olarak, Kader konusunda Kuranda:
    O onlarin onlerindekini de arkalarindakileri de bilir; ancak onlar bunu ilim olarak kavrayamazlar. (Taha 110)

    denilerek bu Kader konusunun da aslen teist karakterli insanlar tarafindan daha bastan ve “gaybi” olarak (5 duyu ile denemeye/sinamaya calisip bilimsel olarak anlayabilecekleri sanisina kapilmadan) boylelikle “gaybi” olarak inanmalari emredilmis olmalidir, en bastan. (Bakara 3)

    Bu acidan yukaridaki tarz deneylerle once serbest iradenin yoklugunun! ve ardindan da kaderin bilimsel acidan ispatlandigi?! sonucunu cikarmak bana once biraz pek bir iteleme ve sonra abesle istigal izlenimi verdi, samimi olarak.

    Bunun disinda, Kuranda insana oncelikle zaten muhakkak serbest irade verildigi (Furkan 62 & Insan 3) ve sonra da bununla birlikte Allahin insanin bu serbest iradesiyle ne yapacagini da bildigi vurgulanarak zaten boyle bir seyin –insan olculerine gore bu anlasilamaz muammadan oturu– insanin asla ilmini kavrayamayacagi birsey olduguna yukaridaki gibi ayrica deginilmis olmalidir. (Taha 110)

    Bu perspektifte, elbette Hitler olmayi dileyen Hitler, Onun Hitler olmayi dileyip Hitler olacagini goren/bilen, ve sonucta Onu bu irade ve eyleminden oturu sorumlu tutup cezalandirabilecek olan Allah olmalidir.

    Bu baglamda, birkac ayet daha ileteyim Kurandan:

    Ne zamanki onlar cozulduler, Allah da kalplerini cozdu… (Saff 5)

    Yani once serbest iradeyle secilen/planlanan eylem tumuyle insandan, sonra buna mukabil ona irade edip sectigi eylemini aynen irade ettigi sekilde yaratip/yaptiran (bunun icin gerekli fiziksel gucu/malzemeyi/ortami onceden vermis ve simdi boylelikle olanakli kilmis olarak) Allah olmalidir.

    bu baglamda, su gibi ayetlerin gercek cevirisi/anlayisi su sekilde olmalidir, sanirim, aslen:

    Siz ne dilerseniz (ma tesaune) iste Allah da –sizin icin– onu diler (yesae)! (Tekvir 29)

    Iste, bu sebeple Kuranda devamli olarak Allah insana haksizlik yapmaz, sadece insan ne dileyip yapmissa ona gore ona tam karsiligini verir! diye defalarca vurgulanmis olmalidir. (Yunus 44 & Nisa 40 & Zelzele 6-8 …)
    Aksi takdirde, Allahi bastan ve toptan cebri/tutarsiz/sadist/zorba/despot olarak gormek zorunlu olur ki, Kuran bunu bastan ve toptan boylelikle reddediyor olmali yukarida bir miktar, umulur ki, gorebildigimiz gibi.

    *Bu baglamda, Kuranda isaret edilen Deccal dahi oncelikle kendi iradesiyle sapacagi icin, daha sonra buna mukabil Allah tarafindan bir ilim uzere boylelikle saptirilacak olan (Casiye 23) ancak kendisini mutlak bir Hidayetci/Rehber olarak gorup taraftarlari tarafindan da mutlak bir Hidayetci/Rehber olarak lanse edilecek olan (Araf 30 & Enam 71) ve belirli bir sureye kadar nice mallarla ve adamlarla desteklenip sonra Allahin bunu kendisi icin daha da arttiracagini umarken hic ummadigi bir zaman ve sekilde –Kuranin bircok acik Ayetlerini, bildirilerini inatla inkar edecegi icin– siddetle cezalandirilacagina isaret edilen bir sahsiyet/sahsiyetler olmali, herhalde, bu baglamda. (Muddessir 11-17)

    Yukarida fuatogl arkadasin sorusuna ise kisaca sahsen sunu diyebilirim:

    Kuranda “sakata sorumluluk yoktur!” bildirisi uzere (Nur 61) eger o Tanriya inanmayan yarim kure daha onceden bu kapasite/egilim ile donatilmamissa, elbette sorumlu tutulmaz, sanirim. Ancak sonucta iki yarim kure bir olunca ortaya konulan sonuc onemli olmali burada. Bu sahis bu haliyle daha once Allahin huzurunda bulunmus da (Araf 172) kendisine boyle bir kapasite/egilim zaten dogustan bu butun haliyle verilmisse, iste artik sorumlu olur, herhalde, Kurana gore.
    Basit diger bir ornekle: Butun/saglam bir beyinle X arkadasi daha onceden gorup tanimis biri, sonra alzheimer gibi bir hastaliga yakalanip beyninin bazi hucrelerini kaybettikten sonra bu eksik/sakat beyniyle X arkadasi tanimazsa, onu bundan dolayi artik mazur gormeliyiz, belki de, degil mi? Hepiniz Esenlikle kaliniz.

  11. Gerceği arama diyor ki:

    Materyalist arkadaşlara..
    Kader, bir insan olarak içinde yaşadığımız boyutların ötesinde bir kavram. İnsanı aşan bir konuda ikna olmanızı elbette beklemiyoruz. Allah Kuran’da, “Size ruhtan çok az şey öğretilmiştir” diyor. Kaderin kavranmasını Allah da inananlardan beklemiyor. Kader yaşadığımız bu boyutta elbette kavranamaz, ama şu kavranır, “kaderin tam olarak kavranamayacağı”. bilim işte bunu bize kavrattırıyor. Zaman ve mekan boyutuna bağlı yaşayan insanın, bu boyutlar dışındaki boyutlara tabi bir konuyu kavraması zaten mümkün değil. Materyalist arkadaşların artık günümüz biliminin ulaştığı aşamada, hala daha insanın muhatap olduğu zaman ve mekan boyutundan başka boyutların olmadığını ve sadece algıladığımızın doğru, algılamadığımızın yanlış olduğunu ileri sürmeleri akıl alır gibi değil.
    Dışımızdakini algılamamızı sağlayan 5 duyu organımızın, gerçek olanın sadece çok çok az bir kısmını algıladığımızı herkes bililyor. Örneğin göz sadece görünen ışık düzeyindeki ışığı görebiliyor. Ses de aynı şekilde. Materyalist anlayışta çok basit bir fikir yürütme var: “gördüğüme inanırım, duyduğuma inarırım ötesine inanmam”. O yüzden materyalistler, cinlere, meleklere inanmazlar, Allah’a inanmazlar. Bu, çok yüzeysel, hiçbir derinliği olmayan bir bakış açısı. Ayrıca çok bencilce ve cahilce (özür dileyerek söylüyorum ama öyle). Şimdi Fuatogl diyor ki, “inanmaya yeterli derecede delil bulamıyorum”. İşte bu söz var ya, kanaatimce kaderin ispatı. “Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz” ayetinin ispatı. Allah bir ayette, “genelleme yapsanız bile Allah’ın nimetlerini sayamazsınız” diyor. Allah’ın çok güzel bir ifadesi. Şimdi şu anda bu sözleri yazıyor olmamın neye bağlı olduğu yazmaya kalksam, kısıtlı kapasitemle günlerce yazmam gerekir. Genelleme yapsam bile… Önce yaşıyor olmamı sağlayan olağanüstü vucudumdaki olağanüstü düzenekleri izah etmem lazım. Tuşlara basan parmaklarım, sinir sistemim, kalbim, dolaşım sistemim, solunum sistemim, beynim vs vs… Sonra içinde yaşadığım benle (ruh ve vucut bütünlüğümle) uyumlu dış sistemlerdeki olağanüstülükleri saymam ve izah etmem lazım. Yaşamıma uygun olan ortam, dünyanın dönüş hızı, güneş sistemi, atmosferdeki gazların oranları, çekim yasaları, tüm fiziksel ve kimsasal yasalar vs vs… Şimdi bu düzen, uyum, komplekslik, tasarım tek bir Yaratıcının yaratmasıyla olduğunu akıl ve vicdan tereddütsüz hissettiriyor. Bunca delile rağmen Fuatogl’un çıkıp da, “yeterli delil bulamıyorum” demesinin tek bir açıklaması olabilir, “mucize”. Tabi Fuatogl samimi olarak böyle söylüyorsa. Nasıl ki, fizik kanunları ötesinde bir olayla karşılaştığımızda buna “mucize” diyoruz. Peygamberler bazen o mucizeleri gösterirler. Burda da durum aynı. Ama tekrar söyliyim, Fuatogl samimi ise… Diğer alternatif ise, “Fuatogl’un samimi olmadığı, bildiği ve kalben hissettiği halde sırf gururundan, benlik hissinden dolayı böyle söylüyor olduğu”…

  12. Da Vinci diyor ki:

    Scientific Turkey: Prof. Benjamin Libet, yaptığı deneyler sonucunda tüm kararlarımızın, seçimlerimizin önceden belirlendiğini, bilincin ise herşey olup bittikten yarım saniye sonra devreye girdiğini ortaya koymuştur.

    (Libet, B. (1985). Unconscious cerebral initiative and the role of conscious will in voluntary action. Behavioral and Brain Sciences, 8:529-566.)

    Prof. Benjamin Libet, 1985 yılında yayınlanan deneylerinde parmaklarını ne zaman hareket ettireceklerinin seçimini deneklere bırakmıştır. Parmaklarını hareket ettirme anı beyinlerinden izlenen deneklerin bu kararı almadan evvel, ilgili beyin hücrelerinin faaliyete geçtiği görülmüştür. Diğer bir deyişle kişiye ‘yap’ emri gelmekte, hareketi yapmak üzere beyin hazırlanmaktadır; kişi ise ancak 0,5 saniye sonra bunun bilincine varmaktadır. Bir hareketi yapmaya karar verip de sonra yapmakta değildir, kendisi için önceden belirlenen hareketleri yapmaktadır.

    Burada Libet’in deney sonuçlarıyla ilgili belirgin bir çarpıtma var diye düşünüyorum. 1999′da yayımlanan Do We Have Free Will? başlıklı makalesinde hareket etme bilincinin hareketten 200ms önce ortaya çıktığını belirtiyor Benjamin Libet. Hazır olma potansiyeli (readiness potential veya RP) hareketten yaklaşık 550ms önce ortaya çıkıyor. Bundan 350-400ms sonra kişi bunun bilincine varıyor ve bundan 200ms sonra hareket yapılıyor. Yani hareketten 200ms önce yapacağımız şeyin bilincinde oluyoruz. Ayrıca Libet’in deneylerinde ortaya koyduğu başka bir olgu ise kişinin veto yetkisinin olduğu. Yani hareketten 550ms önce RP ortaya çıkıyor ve 350ms sonra kişi bunun bilincine varıyor. Kişi, bu hareketi veto edebiliyor yani RP ile hazırlanılan hareketi son 200ms içinde bilinçli olarak iptal edebiliyor.

  13. Gerceği arama diyor ki:

    Da Vinci,

    Senin bir de internet siten var değil mi? Anlaşılan inanca karşı mücadeleye kendini adamış bir materyalistsin. Böyle davranmaya seni iten mutlaka birşeyler olmuştur. Belki bu, dini istismar eden samimiyetsiz, Kuran’i tabirle “münafık” tinetli insanlar olabilir. Belki Allah’ın hoşlanmadığı davranışlarda çok bulunmanın getirdiği “suçum bağışlanmaz” şeklindeki şeytani (negatif) düşüncedir. Bilmiyorum ama herneyse… Ama şunu söyliyim; bu gittiğin yol doğru değil, inan bana. “Kafir” kelimesinin anlamını biliyorsundur, “örten” demek. Yani gerçeğe, doğruya, haklıya zihnini, aklını kapayan anlamında. Israrla aklın, vicdanın, sağduyunun hissettirdiklerini görmezden gelenler işte böyle yapıyorlar. İşte senin böyle davranmana kim veya ne sebep olmuşsa onlar senin iyiliğini istemiyor, tam aksine senin için en kötüsünü istiyorlar. Çünkü konu öyle uzun uzun tartışmalara girecek kadar karmaşık, zor değil. Biraz aklı olan ve bununla birlikte en önemlisi vicdanını kullanan hemen gerçeği farkeder. Aslında sen de farkediyorsun, ama içinden bir ses, o derinlerden gelen ve seni aksini yapmaktan menedip korkutan ses buna engel oluyor. Samimi olup vicdani davransan, tüm bu korkulardan sıyrılır, kafanı kemiren şüphelerden, endişelerden arınır, tam bir özgürlüğe kavuşursun. Bilimi bir yöntem olarak benimsemek lazım, Tanrı olarak değil. Sadece bir araç bilim. Ama öyle yazılar okuyorum ki şaşırıp kalıyorum. Koca koca bilgili insanlar bilim sanki şuuru olan bir canlıymış, yahut bir Yaratıcıymış (haşa) gibi adeta tapınılacak, kendisine teşekkür edilecek biriymiş gibi davranılıyor. Bu şuna benziyor, bilgisayar aletine teşekkür etmeye benziyor, birini taktir edeceksen bilgisayarı yapanı taktir etmek gerekir değil mi? Özetle bilim yoluyla biz, doğadaki işleyişin nasıl olduğunu öğreniyoruz. Yani keşfediyoruz. Neyi keşfediyoruz, Allah’ın yaratılış sanatını. Bazıları bilim birşeyin nasıl olduğunu açıklayınca, gurura kapılıp, bunu inançtan uzaklaşmaya sebep sayıyor. Afedersiniz ama bu ahmaklıktan başka birşey değil (sözüm meclisten dışarı, siz öyle yapmıyorsunuzdur umarım). Allah’ın koyduğu kuralların, kurduğu sistemin nasıl işlediğini açıklamak, bilakis O’na daha fazla yakınlaşmaya sebep olur. Çünkü o açıklananlar her biri mühendislik ve sanat harikası şeyler oluyor. O yüzdendir ki, Allah Kuran’da düşünmeyi, araştırmayı yani bilimi teşvik eder ve “bakmazlar mı, görmezler mi, düşünmezler mi” der..
    Da Vinci ve Fuatogl… Hakikaten nedir sizi gerçekler karşısında direnen yapan, ne oldu da böyle oldunuz? (Gerçekten samimi olarak anlamak için soruyorum)

  14. Da Vinci diyor ki:

    [off-topic]

    Da Vinci ve Fuatogl… Hakikaten nedir sizi gerçekler karşısında direnen yapan, ne oldu da böyle oldunuz? (Gerçekten samimi olarak anlamak için soruyorum)

    Bak sen şu tesadüfe. Ben de aynısını sana ve senin gibilere sormak istiyorum. Ne oldu da gerçekleri inkâr etmek için binbir takla atabilir hale geldiniz?

    Bu tip kişilik temelli tartışmaların yeri burası değil. Bu tip tartışmalar e-mail aracılığıyla kişiler arasında yapılırsa çok daha sağlıklı olur. Umarım bu tip mesajlara devam etmezsin. Yoksa editörümüzden sadece kişisel içerikli mesajlarını kaldırmasını talep etmek zorunda kalacağım. Herşeyin yeri var. Burası kişiliklerimizi tartışacağımız bir yer değil.
    [/off-topic]

  15. aziz diyor ki:

    Merhaba Fuat,

    “Daniel Dennett, evet indirgemeciligi savunuyor, ama onun da kendi scalasi var. Simdi aklimda degil ama farkli seviyelere ayirdigini iyi hatirliyorum. Ayni seyleri farkli kavramlarla savunuyor ve pek itiraz edilecek birsey gormedim simdiye kadar. Fakat consciousness hakkindaki goruslerinizi ise fazla basitlestirici buldugumu hatirliyorum sadece, bana yeterli gelmemisti. Bu konudaki kitabini okudugum zamanlarda kuantum fizigi/free will “iliskisine” biraz cahilce ve fazla agirlik veriyordum. O yuzden okuduklarim cok “eski kafa” gelmisti, belki yeniden okumak gerekiyor. Onun disinda kendisini sever sayarim :-)”

    Daniel Dennett’in Consciousness Explained kitabını birkaç ay önce okudum. Birilerinin önem verdiği bir filozofsanız, kuramsal bir kitap yazıyorsanız, metafor kullanmak da neyin nesi? Beyni bilgisayar, kendimizi (self) ise bilgisayar programı olarak düşünebiliriz diyen bir adamın ben nesini ciddiye alıcam ki? Bu tür analojiler kurup insanı ve evreni açıklamaya çalışan kitaplar satılıyor Türkiye’de, onları okurum, en azından ülkenin GDP’sine katkım olur.

    Dawkins’in “meme” kavramından faydalanıp, beyni “meme” yuvası olarak kabul etmesi.. Ne diyim bilmiyorum ki? Bundan daha iyi metafizik yapmanın yolu olmazdı herhalde. İnsanın indirgemeci bir materyalisti okuduğuna inanası gelmiyor.

    Fuat, birkaç aydır blogu takip ediyorum ve yazdıklarınızı çok değerli buluyorum. Bu nedenle sizi sever sayarım :) Ama Daniel Dennett denilen o Noel baba görünümlü pamuk amcayı ne seviyorum ne de sayıyorum. Plantinga’yla bu senenin başında bir münazaraları oldu. Plantinga ki son 50 yılın epistemolojisine kayda değer katkılarda bulunmuş, mesleğini ciddiye alan, kuramsal düşünen bir pîr-i fânidir. Plantinga ne kadar felsefe ve kuram odaklı ne kadar ciddi konuştuysa, Dennett o kadar saldırgan, kuramlardan uzak ve müstehzi bir edayla konuştu. Tam anlamıyla laf ebeliği yaptı. Kitabını okuduktan ve videoyu seyrettikten sonra “bir daha Daniel okumam”:)

    “Buna katilamayacagim. Kararlari beyin mi olusturuyor baska birsey mi gibi bir problem oldugunu hic zannetmiyorum. Beynimiz yaptigini “nasil” yapiyor gibi bir problem var, genelde soft ve hard diye ayrilan problem de bu oluyor diye dusunuyorum.”

    Bilimin bunu problem olarak görmediği konusunda haklısınız. Ancak bu hem felsefi hem de teolojik bir problemdir.

    Not : Yaptığınız alıntılara nasıl tab’la başlayabiliyorsunuz? Yazdıklarımla alıntıladıklarımın karışmasını istemiyorum.

    Merhaba K.D.,

    İlgin için teşekkür ederim.

    Linkteki yorumlarınızı okudum. Ruh’un ne olduğu konusunda sizinle hemfikir değilim. Sad suresinde yer alan ayetlerin anlamını, Bakara suresindeki ayetlerle takyid etmek için bir gerekçemiz olduğunu düşünmüyorum. Ruh = İsimler demek, gerçekten büyük bir iddia ve bu büyük iddia için gerçekten büyük delilleriniz olması gerekir. Oysa benim gördüğüm, sadece birkaç ayeti birbiriyle ilişiklendirmeniz. Üstelik Arapça’dan faydalanmaksızın.

    Ben birçok İslam bilginiyle aynı düşünceyi paylaşıyorum : Ruh, şuurlu bir kanundur.

    Örneğin, sizden gravitasyonel kuvveti göstermenizi istesem bunu yapabilir misiniz? Hayır. Yapabileceğiniz şey, bu kuvvetin formülasyon elbisesi giymesini sağlayan deneysel düzenekler kurmak olacaktır. Aynı şekilde ben size ruhu gösterir misiniz diye sorsam bunu yapabilir misiniz? Hayır. Sadece sağduyunuzu (common sense) kullanarak, bütün bu ruhsal yönelimlerin, ruh denilen şuurlu kanunun bir sonucudur diyebilirsiniz. Benim ruh hakkında söyleyebileceklerim bunlar, çünkü siz de biliyorsunuz bize ruh hakkında çok az bir bilgi verildi.

    Kader meselesine gelince, bu meselenin mütaalasını lüzumsuz buluyorum. Bir yere varılmıyor çünkü. Bu konudaki nihai kanaatim de, ruhun takdir-i ilahi değil ilm-i ilahi olduğu yönündedir.

  16. Gerceği arama diyor ki:

    Hoppalaaa…
    Da Vinci, çok da alıngan olmuşsun, ne o öyle “kim derse o olur”, “takla makla”, “editöre şikayet ederim hee” gibi çocuksu davranışlar…

    Sana samimi ve ciddi olarak birşey sordum, senin için. Ama inan bu bir fırsattı, samimiyeti yakalayabileceğin bir fırsat… İkrar veya itiraf insan ruhuna iyi gelir, doğruya yaklaşmada bu ilk adımdır çünkü. Senelerdir açılmayan bir musluk açıldığında önce borulardaki kirler aktığından su kirli gelir, ama zamanla tertemiz su akmaya başlar. Yani önce kirlerden arınmak lazım. Yapacağın çok basit musluğu açmak, niye bu kadar zor geldiki sana. Psikologlar tedavi için bu yöntemi çok kullanır.
    Bir de “inkar etmek” fiilini bir inanan için kullandın ya, gerçekten traji komik bir durum. Tüm bilimsel gerçekler tasarımı, kompleksliği, dengeyi, düzeni gösterirken; bu delillerden ortaya çıkan sonuç akıl başında olan biri için elbette ki Yaratıcının var olduğudur. İnkarcı ise bu büyük gerçeği kabul etmeyendir. Basit bir soru? Bu durumda inkarcı kim olmuş oluyor?
    Bir de demişsin ki, kişisel şeyler yazmayalım. Ne yani şimdi seni bilimsel görünümlü sahte dünyanla başbaşa mı bırakayım. Acizane yardımcı olmaya çalışıyoruz.

  17. Da Vinci diyor ki:

    Senin gibi çoluk çocukla uğraşacak zamanım yok, kusura bakma. Kişilik tartışmasına girmeyeceğimi söyledim ama sanırım idrak edemedin. Nedense buna hiç şaşırmadım. Benim yazdığım şeylerle ilgisiz konularda beni muhatap almazsan sevinirim. Sana iyi eğlenceler.

  18. K.D. diyor ki:

    Aziz arkadas,
    Arapca konusunda kaygin olmasin; linkteki butun Ruh ile ilgili aciklamalar Kuranin Arapcasini bilerek/goz onune alarak boylelikle Kuranin orjinalinden yapilmis olmali. Ve oradaki en kritik noktalardan biri: Eger insani/Ademi Allahin Ruhundan uflenmis –dolayisiyla otomatikman– Onun “Ruhsal bir parcasi” olarak anlamaya/anlamlandirmaya calisirsak, boyle bir anlayisin zaten bu konuda bastan Kurana gore buyuk bir risk (affedilmez gunah: sirk/ortakcilik) tehlikesi altina girecegi mevzusunun da ozellikle vurgulanmis olmasi olmalidir. (Zuhruf 15 XXX Sad 71-72) Dolayisiyla, Kuranda her daim kullanildigi gibi bu “Ruh” ifadesinin hassaten Melekler ve sonra da Ilahi Mesajlar anlaminda
    kullanilmis oldugu (Meryem 17 & Suura 52) ve dolayisiyla Ademe uflenen Ruhun da ona verilen bu Ilahi Mesaj (=Isimler) oldugu sonucuna rahatlikla varilabilmis/varilabilecek olmasi hususu olmalidir. (Suura 52 = Sad 72 = Bakara 31-34) Yine de katilmiyorsaniz, saygi duyarim.

    Bu arada burada ana konudan epeyce sapilmis olmali; tekrar buradaki ana konuyu Kurandan kisaca ozetlemeye ve bu konuda gorebildigim en kritik bazi noktalari vurgulamaya calisayim:

    1) Kuranda kader konusunun insanin 5 duyusuyla (Bilimsel deneyler/sinamalar yoluyla) zaten asla anlasilmasinin mumkun olamayacagi ve bu nedenle Teist karakterli insanlarin bu mevzuya da “gaybi” olarak (5 duyuyla sinayip anlamaya zoraki yeltenmeden) boylelikle inanmalari emredilmis olmalidir ilkin. (Taha 110)

    *aynen Allahin fiziki/somut varligi,
    Meleklerin fiziki/somut varliklari,
    Vahyin fiziki/somut gercekligi,
    Mucizelerin fiziki/somut gerceklikleri,

    hususlarinda da hicbir 5 duyuyla algilanabilir delil burada verilmeyeceginden (Enam 103 & Vakia 85 & Isra 44 & Taha 17-23)
    –cunki bununla ilgili delil Teist karakterli insanlara daha dunyaya gelmeden once verilmis olup bunlar buna binaen orada Allaha verdikleri ahdi burada tutup dogru yolda ilerlemekle mukellef tutulmus olmalidirlar boylelikle: Araf 172 = Ali Imran 80 & Tevbe 31)–
    –bir de elbette bu tip bir ahid kendilerinden hic alinmamis ve Allahin huzurunda daha once hic bulundurulmamis nice insanlarin ise zaten bunlara burada inanmalarinin mumkun olamayacagi, ve bunlardan boyle bir sey beklenmesinin/emredilmesinin abesligine de daha sonra yine ayni Surede ayrica dikkat cekilip (Araf 179, bu ayetin mealleri malesef cogunlukla bu tur insanlar aleyhine bastan ve toptan son derece hasin/olumsuz/negatif bir baglamda cevrilmis olmalidir, orjinal arapca asil anlami/perspektifi ise aslen boyle degildir) bu tur insanlarla sadece genelde Dine ve medeni dindar insanlara karsi karsilikli medeni ahlak icinde saygili/anlayisli kalinmasi konusunda anlamli/makul bir tartismada bulunulmasi gerekecegine boylelikle isaret edilmis olmalidir–

    bunlara da “gaybi” olarak inanmalari bastan boylece emredilmis olmalidir.

    2) Kuranda kesinlikle insana verilmis “serbest irade” mevcut olup (Furkan 62 & Insan 3), insanin ilkin bu serbest iradesiyle aldigi/alacagi kararlar neticesinde Allah tarafindan aynen buna gore kendisinin diledigi yonde yonlendirilecegine oncelikle acikca isaret edilmis olup (Saff 5 & Kehf 29) bu nedenle Allahin sonucta bu insanlari hasseten bu ilkin kendi iradeleriyle secip yaptiklari eylemlerden oturu sonucta –irade edip yaptiklarina benzer bicimlerde– karsiliklandiracak olmasi hususunda da gayet makul/hakkniyetli/adil oldugu ve insana zerre kadar haksizlik yapmadigi/yapmayacagi onemle vurgulanmis olmalidir. (Yunus 44 & Nisa 40 & Zelzele 6-8)

    Bu sebeple, yukaridaki tip deneylerle, bunlarin sonucunda buradan (bilimsel deneyin/deneycilerin kendisi dahi boyle birseyi ima/iddia etmedigi sekilde/halde) zoraki/iteleme olarak ilkin insanlarda serbest irade olmadigi! ve sonra kaderin ispatlandigi! gibi cikarimlar yapmak Dinen, Ilmen epeyce tehlikeli/yanlis olup hem de insanlarin Allah hakkinda son derece yanlis/yersiz sanilara kapilip ayrica kendi psikolojilerinin de (Allah ve insana ait hak/adalet duygulari) bu baglamda epeyce dejenere olmasina dahi, malesef, sebebiyet verebilirler, kanimca, bilmeden. Hepiniz Esenlikle kaliniz.

  19. fuatogl diyor ki:

    Merhaba Aziz,
    Kavranmasi zor konseptleri daha iyi anlasilir kilmak icin analoji kullanimi yerinde olabilir, ama ikincil olmalidir. Computation yapan bir beyin, “ben”, yazilim meselesini bende cok fazla aciklayici bulmuyorum ama hipotezinin/teorisinin temeli o oldugunu hatirlamiyorum tam olarak. Daha cok, beynimizin her tarafina yayilmis bircok ozellik, hile ve fonksiyonun merkezi olmayan bir sekilde cumulatif toplamina vurgu yapiyor. Tek tek ozellikler icin de deneysel ornekler veriyordu. Ben, bu toplamin ne sekilde net bir efekte yolactigi konusunda yazdiklarini yetersiz bulmustum – yada tam olarak anlayamadim belki. Biraz fazla basitlestirivermis gibi gelmisti.

    Neyse, bu konular cok ilginc, zevkli ve iyi ki yogun bir arastirma emegini kendisine cekebiliyor. Kendi beynimizden cok sey ogrenebilecegimize inaniyorum, ama asil olarak dogrudan yapmaya calisirken cok daha fazla sey ogrenebiliriz gibi geliyor bana. Blue Brain Project adi altinda buna iliskin halen surmekte olan bir proje var. En son bir neocortex birimi(column) simulasyonu yapmislardi (Sican beyninden). Siradan simulasyonlardan farki dogrudan hucre/molekuler dinamiklerin simule edilmesi, yani biyolojik anlamda dogru bir simulasyon (yani norunun fonksiyonunu degil, molekuler duzeyde kendisini simule ediyorlar – mevcut hesaplama gucu olcusunde tabi). Son hatirladigima gore elde edilen olcumler gercek beyindeki olcumlerle ayni ayni idi. Asil olarak bu tip arastirmalarin anlayisimiza cok fazla sey katacagina inaniyorum, en azindan anlasilmayan seylerin hacmini onemli olcude azaltma potansiyeli tasiyor. Yine klasik sey yani, deney ve arastirma gerek.

    Plantinga ve Dennet in tartismasinin ses kaydini buldum, vaktim oldugunda dinlemeyi dusunuyorum – tesekkurler.

    Tab icin, blockquote html etiketini kullanabilirsin.
    Ornek:
    <blockquote>Curabitur varius facilisis erat non blandit. Nunc pulvinar luctus metus sit amet auctor. Ut utterum interdum neque id nulla luctus eget pretium magna ultrices. Nunc molestie consectetur metus et ultricies.</blockquote>
    Sonuc:

    Curabitur varius facilisis erat non blandit. Nunc pulvinar luctus metus sit amet auctor. Ut utterum interdum neque id nulla luctus eget pretium magna ultrices. Nunc molestie consectetur metus et ultricies.

    Formatlama icin diger bazi etiketler:
    <strong>kalin</strong>
    <i>italik</i>
    <a href=”http://google.com”>Google’a Link</a>

    Da Vinci ye yine katildigimi belirtmek istiyorum. Konulari tartismaktan ziyade kisilerle ugrasan, basit oculestirme yontemleri kullanan bir suru yorumcu turedi son birkac gunde. Tartismalari bogmaktan baska bir fonksiyonlari yok maalesef.

  20. Bigalıoğlu diyor ki:

    “Da Vinci ye yine katildigimi belirtmek istiyorum. Konulari tartismaktan ziyade kisilerle ugrasan, basit oculestirme yontemleri kullanan bir suru yorumcu turedi son birkac gunde. Tartismalari bogmaktan baska bir fonksiyonlari yok maalesef.”

    fuatol,bu ateistlerin klasik tutum ve davranışlarından kaynaklanıyor olmasın.bir özeleştiri yapmayı düşünüdünüz mü hiç.hiç sanmıyorum…

  21. Sasha diyor ki:

    Allah herşeyi kaderle yarattık buyuruyor ama Kuran’da kader konusunu çözün veya kaderi anlamakla sorumlusunuz gibi bir ifade geçmiyor.

    Allah kaderi insanlara açıklarken Hadid suresinde şu şekilde buyruluyor:

    22. Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.

    23. Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.

    Yani: İnsanın iç dünyasında olan ve dünyada meydana gelen her bir olay bir kader ile yaratılmıştır. Kader Allah’ın ilmidir. İnsan bu bilgiyi kavrayamayabilir. Fakat kaderin varolduğunu insanlara bildiren yüce Allah bunu bildirme sebebini de açıklamıştır.

    Yani:

    Kaybettiklerimiz dolayısıyla üzülmememiz ve bize verilenler dolayısı ile de şımarmamamız için.

    Kader konusu binlerce yıldır insanlığın en çok tartıştığı ve bir sonuca ulaşamadığı konulardan biridir. Fakat dediğim gibi kaderi anlamak gibi bir sorumluluğumuz yok fakat kaderin bize gösterdiği olaylarda nasıl tepki gösterdiğimiz ile ilgili bir sorumluluğumuz var.

  22. K.D. diyor ki:

    Sasha arkadas,
    oteki bolumde ilkin kendi inanciniz/felsefeniz hakkinda hicbir bilgi vermeme konusunda kararli gorunurken, burada artik vazgecip direk Kurandan alintilarla devam etmis olmaniz, sasirtici/sevindirici. Yukarida verdiginiz ayetler ve bakis aciniz da genel anlamda Kuranla uyumlu/makul olmali bu konuda, kanimca; tebrik ederim.
    Ancak bu bolumde ele alinan ve mesnet gosterilen deneylerin ve buradan cikarilan –bu deney ve deneyciler kendisi dahi boyle bir cikarimi asla gerektirmedigi/gostermedigi halde– sahsi olarak yapilmis olabilecek bu tip bazi spekulatif cikarimlarin daha bastan Kuranla, Bilimle asla uyumlu/makul olmadigini/olmayacagini ve sonucta insanlari yeryuzunde olup biten tum adi suclarin (yukarida Da Vincinin de bilhassa orneklendirip sormaya calistigi o cinayet, tecavuz, hirsizlik, dolandiricilik, vahset, katliam…) gibi feci suclarin sorumlusunun/failinin dahi direk (haksizca/batilca) Allah olmasini gerektirecek –cunki serbest iradenin olmadigi ve insanin ancak kendisi icin Allah tarafindan daha onceden zoraki/cebri olarak belirlenen iradenin uygulayicisi oldugu/olmak zorunda oldugu ima/iddia ediliyor olmali acikca– ne derece yanlis/tehlikeli ve zaten Kuran ogretisine ve Ilahi hak/adalet olcusune temelden ve bastan aykiri olabilen (XXX Furkan 62 & Kehf 29 & Insan 3 & Nisa 40 & Yunus 44 …) mesnetsiz spekulasyonlar huviyetinde olabileceginin anlasilmasi ve bu tip batil spekulasyonlardan vazgecilmesi mevzusu olmalidir, belki de, sanirim, ilkin.

    Bu ve buna benzer –temelde evangelist ve gnostik Hiristiyan kokenli olabilecek–
    “evren, madde aslen yoktur, hersey sadece illuzyondur; zaman yoktur; insanlar ve Isa Allahin ruhsal parcalari ve suretidir; serbest irade yoktur;”
    vs. gibi bircok cikarimlarin aslen hz. Peygamber tarafindan haber verilip tum samimi Muslumanlarin kendisine karsi uyarildiklari deccaliyet fikir ve ideolojileri olabilecegi ve bu tip carpik zihniyetli Hiristiyanlarin bu tip deccali fikir ve ideolojileri uzun zamanlardir Ateizme/Agnostisizme karsi guclu argumanlar imis paketiyle ambalajlayarak yeryuzunde milyonlarca Dindar insanlari boylelikle ustalikla ve kurnazca aldatabildikleri/aldatabilecekleri gerceginin kavranilmasi ve bunlara karsi gerektigi gibi hep birlikte korunulmasi mevzusu olmalidir, sanirim, anlasilmasi gereken ilk ve en onemli/kritik husus olarak, herhalde, burada. Hepiniz Esenlikle kaliniz.

  23. Sasha diyor ki:

    KD arkadaşım

    İnancımı gizleme gibi bir derdim olmadığını bu yazıdan anlamış oldun.

    Sadece sana demek istediğim şuydu: Evrim teorisinin mekanizmaları symbiosis olgusunu açıklamaya yeter mi konulu bir tartışmada peki sen neye inanıyorsun gibi bir soruyu gereksiz buldum.

    Kader ise farklı bir konu.

    Bu arada kendi bakış açınla aşağıdaki ayeti nasıl değerlendirdiğini öğrenmek isterim.

    22. Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.

  24. K.D. diyor ki:

    Sasha arkadas,

    tamam, artik sorgu yok;
    fakat simdi boyle daha acik/guzel/anlamli, kanimca.
    Bilim, Evrim, sybmiosis konularina ilgili bolumde geregince fikir alis verisine devam ederiz, insallah.

    Ilgili ayette anlayabildigim kadariyla,

    Yeryuzunde olmus ve olabilecek tum afetler/depremler vs.
    ve canlilarin basina gelmis ve gelebilecek tum hastaliklar/sakatliklar vs.
    Allah tarafindan tayin edilip yazilmis olmali daha dunyaya gelmeden once, imtihanin bir parcasi olarak. (Hadid 22-23)
    Tabi Allah durup dururken hickimseye boyle imtihanlari durduk yere vermeyecegine gore (Ahzap 72), O mutlaka buraya gelmeden once Onun katinda herbir insanin sergilemis olabilecegi serbest iradesini/zihniyetini/davranislarini halihazirda gorup/olcup/degerlendirip ona gore en adil/uygun bir imtihani yazip belirlemis olmalidir burasi icin dahi, belki de. (Sura 30 & Bakara 286 & Mulk 2)
    Ve burada –daha once Onun huzurunda bilhassa bulundurulmus olarak Ona verdikleri o ozel ahdi burada her sartta tutarak (Araf 172 XX Ali Imran 80 & Tevbe 31)– bu tip imtihanlardan da basariyla cikacak olan tum teist karakterli insanlari bir daha hic bu tip imtihanlardan gecirmemek uzere ebediyen rahat ettirecek olmalidir, herhalde, Kurana gore. (Bakara 155-157 & Fussilet 30-32) Esenlikle kaliniz.

  25. Sasha diyor ki:

    KD arkadaş

    Hadid 22 sormuştum ve sen yanıtladın. Ama senin yanıtın Hadid 23 e göre yanlış, çünkü Allah birşey kaybettiğin zaman üzülme ve kazandıklarınla şımarma, çünkü bunların hepsi yazılıdır diyor.

    Yani demek istediğim şudur ki, birşey kaybetmek ve kazanmak bireysel olaylardır ve şahsı ilgilendirir. Yani bireyi başına gelen herşeyin önceden yazılı olmasından bahsediyor ayet.

    Yani deprelerden, felaketlerden bahsetmiyor.

    Daha da yani, daha evren varolmadan benim bu mesajımın kaç karakter olacağı ve ne imla hataları yapacağım bile belliydi.

    Senin inandığın kader anlayışı da senin kaderindeydi.

    Saygılar

  26. selcuk diyor ki:

    guzel yorumlar ve karsilikli bilgilendirmeler olmus. bir katki da ben yapayim. ayet ve hadislerde bu konuya iki acidan yaklasilir. bir kader ve kaza olgulari, iki cuzi irade olgusu.

    1- dogrudur herkesin kaderi bellidir ama bu herkesin yapacaklarinin onceden biliniyor olmasini ve bunun kader kitabina yazilmis olmasini ifade eder. Kaderi anlatan ayet ve hadislerde Tanri nin zamandan bagimsiz olmasi nedeniyle her bir bireyin yapacagi her seyi onceden bildigi/gordugu ifade edilir. Burda kendisinin fonksiyonu ise bu olup bitenlerin olup olmamasina izin verip vermemektir. Yani Hitler yapacaklarini zaten yapacakti kaderde yaziyor diye degil.
    2- peki Tanri nin izin vermesi nasil sekilleniyor. Iste bundan da ayet ve hadislerde kaza diye bahsediliyor. Kaderde insanin yapacak oldugu eylemin gerceklesmesinin izin verilmesine (Tanri nin dilemesi olarak gecer) kaza adi verilir. Kazanin kaderden farkli olmasi mumkun mudur? ayet ve hadisler kisinin dualariyla, yapacagi hayirlarla normalde yapacagini yapmamayi secebilecegini veya olacak olanin olmamasini saglayabilecegini bildirir. peki bu nasil olur
    3- ayet ve hadislerde insan iradesinin tamamen bagimsiz olmadigi, insana cuzi irade yani secim yapabilme iradesi verildigi acikca belirtilir. insan kaderinde yazilanlari/yapacagi eylemleri, kaza ani geldiginde yapmayi ya da yapmamayi secebilme iradesine sahiptir.

    bir iki ayeti ornek verelim. Mesnetsiz olmamasi amaciyla:

    “Bakara 95: Fakat kendi elleriyle önceden yaptıkları işler yüzünden ölümü hiçbir zaman temenni edemezler. Allah o zalimleri hakkıyla bilendir. ”

    “Bakara 134: Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. ”

    “Bakara 286: Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. …”

    “Nisa 111: Kim bir günah kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. ”

    Kendi kazandiklarimizdan, kendi yaptiklarimizdan sorumluyuz. Tanri nin dilemesi veya dilememesi sadece sureci tamamlayan bir unsur.

    bu yuzden hitler yaptigi secimlerinin sonucundan sorumludur.

    Ancak bu konuda inceleme yapan islam alimleri her zaman dogrusunu Allah bilir der, bu konuya baska bir aciklama da bulunabilecegini soylerler.

  27. Da Vinci diyor ki:

    Selçuk,

    O zaman sen de Scientific Turkey’nin yaklaşımını paylaşmıyor ve sunmuş olduğu kader/özgür irade anlayışına karşı çıkıyorsun. Olması gereken de budur çünkü aksi takdir yapılanların tek sorumlusu Allah olurdu. Çünkü kişinin hiçbir şekilde seçim yapma şansı yoksa ve yapacağı şeyler önceden belliyse sorumluluk o kişiye yüklenemez.

    Ama şöyle bir durum da var. ST’nin Kuran’dan yaptığı alıntılar kendi görüşünü destekliyor yani yapılan her hareketin Allah’ın istemesi ile yapıldığı, Allah’ın dilemediği hiçbir şey yapılamayacağının Kuran’da belirtiliyor olması ST’nin İslam’daki kader anlayışını daha doğru değerlendirdiğini göseriyor bana kalırsa.

  28. selcuk diyor ki:

    @da vinci
    Aslinda ST nin gorusune karsi cikmak amaciyla yazmadim bunlari. bu konu yaratiliscilarin da kafasini devamli mesgul eden bir konu. Ayetlere bakip karar verilecek olursa tipki ST nin vardigi sonuc gibi sanki ozgur irademiz yok, hersey onceden belli anlamina dogru gidebilir insan.
    Kuran sonucta cok da kalin olmayan, az sayida ayetten olusan ama Arapca nin zengin bir dil olmasi sayesinde cok zengin anlamlarin yuklenebildigi bir kitap. Bu yuzden Kuran ayetlerini bireysel mantiklar yuruterek okumak sizi inancinizdan da edebilir. En basitinden insanin camurdan yaratilmasi. Evrimdeki ilk canlinin ortaya cikmasi icin gereken corbavari ortami hatirlatabilir size ve bunu zamaninda bir filozof yazmis bahsettigi tanri da kendisi olabilir deyip, kendinizi ateizme yoneltebilirsiniz.

    o yuzden bence Kuran i da bu konuda uzman insanlarin incelemeleri uzerinden neyi, ne zaman, ne icin demis diye anlayarak, sebeplerini bilerek okumalı, sonra hangi cikarimlara varacaksak varmaliyiz. yukaridaki ornekte oldugu gibi, Kuran da ben dilemeden siz dileyemezsiniz diyen ayetler de var, yaptiklarinizdan sadece siz sorumlusunuz diyenler de.

    ama sorumluluk ayetini once okuyup sonra senin diledigini ancak ben de dilersem gerceklesir seklinde ayetleri okursaniz sizin de iradenizin ve sorumlulugunuzun oldugunu belirttigini rahatlikla gorebilirsiniz.

    Aslinda ben, Kuran in farkli soylemleri farkli yerlerde soylemesinin de uzerinde calisilmasi gereken bir ipucu oldugunu dusunuyorum ama konumuz bu degil o yuzden bu konuda daha fazla yorum yapmayacagim.

    son olarak soylemek istedigim Kuran in bilimle catismayi birakin onu sonuna kadar destekledigini, bilimin su anda aciklayamiyoruz ama zamanla aciklamalari bulunacaktir dedigi konularin bilim ile Tanri catismasi sona erse daha kolay aciklanabileceklerini savunuyorum. Lutfen bilim Tanri ile catismaz demeyin. Ateizmin dogmasinin bence asil sebebi bilimdir. Bazi bilimadamlari maddenin kendi kendine var olup, yuksek tasarimli kompleksiteleri tesadufen olusturabilecigine o kadar sabit bir sekilde baglanmis ki bu bir cogunu acaba demeye sevkedebiliyor.

    Inanan bir kisinin cok da umrunda olmasi gerekmez ama cok ama cok zeki, akilli bu insanlarin gercekten bir Tanri olmasi durumunda Tanrinin istedigi ve yapmalari geeken cok az sey olmasina ragmen Onun vaad ettiklerine ulasamayacak olmalari, daha da kotusu bu red tutumlari nedeniyle yok yere cezalandirilacak olmalari gercekten uzucu olacaktir. (amacim propaganda falan yapmak degil sadece dinsel soylemlerin isiginda-odul ve cezaya dair- varsayimda bulunuyorum.Amacim sizi yakacaklar filan diye de gonderme yapmak degil) Gercekten ama gercekten yanilan tarafin biz olabilmemiz olasiligini dilemek istiyorum cunku o zaman ne ateist ne de teist kayba ugrar.

    Halbuki insanin bilim yapmasi ateist olmasini hic ama hic gerektirmez. bilimde kesfedilen her olgu,- hala nasil olduklarini aciklamak ilmen cok mumkun olmamis olsa da tum bunlarin (canli cansiz her sey, kainat vb.) bir sekilde, mantikli aciklamalar sonucu gerceklestigine VEYA Tanri ya bizi goturebilir.

    Benim varsayimim ise sonuc ikincisi cikarsa ne olacak sorusudur? Sonucta birincisi cikarsa kisi inandigi ile, ibadetleri ile kalir bir kaybi olmaz.
    (Amacim kimseyi hedef alip suclamak degil, sonucta inanc vicdan ve ozgurluk meselesidir. Herkes kendinden sorumludur. Bunlar sadece kisisel hicbirinizi baglamayan gorusler.)

    surc u lisan ettimse, herhangi bir yorumcuyu rencide ettimse affola.

  29. Yukİ(BucaLı) diyor ki:

    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
    Bizler insanoğlu olarak araştırmalıyız,sorgulamalıyız fakat Rabbimizin bizlere verdiği akıl sınırlı.Algı sistemimizin dışında, akıl sır erdiremeyeceğimiz bir olaydır kader.(bir noktadan sonra)
    Allah mekandan ve zamandan münezzehtir.Allah için zaman kavramı yoktur.öncesi,sonrası yoktur. O attığımız her adımı bilir. O bizi bizden daha iyi bilir.

    Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa, Rabbine dönüp “benim büyük bir derdim var” deme. derdine dönüp “benim büyük bir Rabbim var” de.

  30. Alpine diyor ki:

    Koca yazi yazmissiniz, altinada 29 tane yorum gelmis ancak Libet’in deneyinin, vardigi sonucun ciddiyetinden nekadar uzak oldugu ortaya cikali 1 hafta oldu.

    Ayni deneyleri daha gelismis aletler yordami ile yapan Miller ve Trevena, mesela butona basma karari (basmama degil) oldugu soylenen, aslinda beyinde gorulen “kas hareket isteminin” aynisinin butona basmayanlarda da goruldugunu ortaya cikariyor.

    http://www.newscientist.com/article/mg20327274.400-free-will-not-an-illusion-after-all.html

  31. fuatogl diyor ki:

    @Alpine,
    Verdiginiz haberde Libet in vardigi sonuclarinin ciddiyetten uzak oldugu iddia edilmiyor. Varilan sonuclara itiraz ediliyor, ayni sekilde onlarin itirazlarina da itiraz var ve beyindeki aktivitelerden zihinsel karar alma sureclerinin ongoruldugune dair bilinen deneylere de ayrica atifta bulunuyor. Yani durum degismis degil, mesele enine boyuna tartisilmaya devam ediyor, bu kadar basit.

  32. Alpine diyor ki:

    @fuatogl

    Ben ciddiyetten uzak dememisim farkindaysaniz, “vardigi sonucun ciddiyetinden uzak” demisim. Turkce meali; vardigi sonuc eldeki veriye gore cok ciddi kaliyor zira Libet’in yaptigi gibi ayni veriler ile aksini iddia etmekde mumkun.

    Enine boyuna tartisilmaya devam edildigi dogrudur ancak yukarida bahsi gecen deneylerin verileri ile hicbir sonuca varilamayacagida kesindir. Bu sebepten dolayi yukarida bahsi gecen yazi vardigi sonucun ciddiyetinden uzak seyretmektedir. Benim nacizane dusuncelerimdir tabiki, katilirsiniz katilmazsiniz.

  33. birisi diyor ki:

    Scientific Turkey e lafım:
    söylediğin ve savunduğun şeyleri sakın ola kurana yamamaya çalışma.anlattığın şeyler düpedüz küfürdür.zannımca ne Allah’tan korkuyorsun nede peygamberimize saygı gösteriyorsun.Allah’ın ve peygamberimizin söylemediği şeyleri tek bir kelimeden yada cümleden yola çıkarak büyük bir kader sistemiymiş gibi göstermek vicdansızlık ve din düşmanlığıdır.çünkü mantıklı olan , aklı çalışan hiç bir insan bu dediklerine inanmaz ve dinden soğumaya başlar.ayıptır hatta günahdır. Bunlar benim düşüncelerimdir dersen eyvallah derim saygı gösteririm.Ama Sakın ola kuran bunu diyor demeyesin. özgür iradeyi ortadan kaldırıp herşeyi Allah yapıyor dersen, o zaman demekki başka bir Allah’tan bahsediyorsun.Çünkü senin bu anlattıkların ile kuranın alakası yok.

  34. rabiatül adeviye diyor ki:

    Kendi ifade ettikleriniz de bile Allahın dilemesiyle olduğunu dile getiriyorsunuz
    Peki şunu diyorum Allah haşa rahmetinden bu kadar mı aciz ki dilediğine hayırı dilediğine şerri nasip etsin,Allahın adl sıfatı burda bunu ortaya koyuyor,sizin demek istediğiniz bu sıfata çok ters haşa Allah adaletsizce dilediğine sevap dilediğine günah işletir gibi birşeyi söz konusu ediyorsunuz
    Bilim adamları bu basit meseleyi bilemiycek kadar deneylere felsefi düşüncelere dalmışlar
    umarım anlarlar gerçeği en kısa zamanda…

  35. rabiatül adeviye diyor ki:

    Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Ayet i Kerime

    Allah dilemeseydi biz dileyemezdik, o halde günahlarımızı da Allah diliyor yani biz sorumlu değiliz zaten Allah bunları affedecek veya günahlarımızı da Allah diliyor sonra da bizi cehenneme atıyor bu ne biçim adalet?

    Böyle diyenlere cevaben:

    Bu “dilemek” ne manada kullanılmış onu açıklamaya çalışalım:

    Küçük bir çocuk düşünelim 2-3 yaşlarında konuşuyor istiyor ama gücü bir iş yapmaya yetmiyor. Şimdi bu çocuğu güçlü kuvvetli bir adamın omuzlarına koyalım ve adam o çocuğun emrine amade olsun her istediğini yapsın.
    Çocuk diyor ki şu kayayı şuradan al buraya koy. Adamda kayayı kaldırıp istenilen yere koyuyor.
    Şimdi düşünelim, çocuk o kayanın yer değiştirmesini diliyor, adam ise çocuk diledi diye, o işi yapmayı diliyor ve kayanın yerini değiştiriyor. Şimdi o çocuğun gücü o işi yapmaya yetmiyor, adamın ise yetiyor. Önce çocuk diliyor sonra adam çocuk dilediği için o işi yapmayı diliyor ve yapıyor.

    Peki adam o işi yapmayı dilemeseydi çocuğun dilemesinin bir ehemmiyeti olacak mıydı? Adam o işi yapmayı istemeseydi çocuk istese de istemese de bir şey değişmeyecekti. Yani adam dilemeseydi çocuğun dilemesinin bir önemi olmayacaktı.

    Teşbihte hata olmaz, işte biz o çocuğuz, her istediğimizi yapan zat ise Allah u Tealadır. Biz isteriz Allah onu oldurur ama Allah onu oldurmak istemezse o olmaz. Yani Allah bizim dilediğimiz şeyi yapmayı dilemezse bizim dileğimizin bir manası ve tesiri olmaz yani Allah bizim dilediğimizi yapmayı dilemese biz dilememiz bir işe yaramaz, istediğimiz şey oluvermez.

    Tıpkı asansörün içindeki halimiz gibi. Bazen asansörlerde kaldığımız olur, asansör de bir arıza vardır ve durur kapılarını açmaz kat düğmelerine bassak da bir karşılık vermez, orda biz her ne kadar da zemin tuşuna bassak (zemine inmeyi diliyoruz) asansör gitmezse bir işe yaramaz beyhude basıp dururuz. Yani bizim zemine inme dileğimizi asansör de dilemedikçe bizim dilememiz bir işe yaramaz.

    Velhasıl, ben zina etmeyi dilersem Allah bunu -ben yapmak istediğim için- benim yapmama izin verir o fiili oldurur. Çünkü bana özgür irade vermiş beni hür yaratmış ne istersem onu yapma kabiliyeti vermiş, nasıl ki Kendisini tespih edenler olduğu gibi Kendisine adice küfr edenler de var ve Allah o küfredenleri o saniyede yerle bir etmiyor çünkü istediğini yapmakta özgür bırakmış. Ben isterim Allah oldurur ben haram ya da helal neyi istersem Allah onu oldurur.

  36. suicide diyor ki:

    hem özgür irade hemde determinizm vardır. aynı zamanda tesadüfte vardır.
    özgür irade beyin organı ile ortaya çıkar, bu organ her ne kadar yaşamın zorlamalarından etkilensede kendi iç organizasyonu itibariyle bir irade yaratabilmektedir. determinizm ve tesadüf aynı anda doğada mevcuttur. kimi olaylar tesadüfen oluşur kimisi belli koşulların zorlamasıyla, bazılarıda her ikisinin etkisiyle.

  37. Yorumcu diyor ki:

    ARabiatul adeviye sadece senin pedagojik ve bilinçsizce yorumunla başlamak istiyorum. Hatta yorum yok bile dememek farz olur bu konuda… Sen asansörü düşünen bir canlıymıs gözüyle bakıyorsun. Asansör istemezse zemin kata inemeyeceksin düşüncesi. Asansör akıllı bir varlık değildir. Teknik ve mekanik zincir sistemiyle uyarlanmıştir. Eğer bu zincir de takılma olmuşsa o zincir hareket etmez ve o bina da kimse olmasa ve binada senden başka canlının yaşamadığını(varsayalım) sen ölene kadar o asansörün sana yanıt vermesini beklersin. Bilirsin zincir zamanı geçer paslanır. Paslandkcada malum yillarca o ağırlığı taşıyamaz ve gün gelir eğer sen olmezsen asansörün isteği bilimsel olarak zincirin paslanmasıyla sana kaçıncı kattaysan eğer (10-9-8) gibi vs. Karşılık verir ve faili meçhul yerin dibine girersin.

  38. Berat Mutluhan Seferoğlu diyor ki:

    Sorun şu ki eğer özgür bir irademiz yoksa tüm dinlerin varsayımları çöker. Çünkü yaptıklarımızdan sorumlu tutulamayız.

Leave a Reply