BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Kalıtsal Materyalin Oluşumu – Abiyogenez Teorisi – Miller Deneyi Bölüm 1

Bilindiği üzre evrim savunanlarına sıkça sorulan bir sorudur “yaşam nasıl başladı?” sorusu. Tabi bu soru sırf yaratılışçılar tarafından değil, evrim teorisini destekliyenler tarafından da sorulmuştur. Evrimin ileri aşamalarını rahat bir biçimde fosillerde görebilmemize rağmen ve hatta hızlı üreyen popülasyonlarda olan “hızlandırılmış evrim” dediğimiz değişimi görebilmemize rağmen, ilk canlılık kıpırdanmalarının başladığı yarı canlıları fosil olarak görememekteyiz. Başlangıcı her ne kadar karamsar yapsam bile, bu sadece dünyanın yaşı ve fosilleşmesini beklediğimiz materyalin zayıflıgından kaynaklanmaktadır.

Bu noktada, maalesef birilerine kabul ettiremiceğimiz teoriler devreye girmektedir. Detaylara girmeden önce şunu belirtmeliyim, abiyogenez teorisi ile, evrim teorisi farklı şeylerdir. Biri canlı yaşamının başlangıcını açıklamaya çalışırken diğeri canlılığın nasıl çeşitlendiğini ve değiştiğini açıklamaya çalışır.

Dünyada uzun süre boyunca (eski yunandan, geç rönesansa kadar) canlıların cansız maddelerden ortaya çıktığını savunan, spontaneous generasyon (kendiliğinden oluşma) fikri geçerliydi. (Abiyogenez ile karıştırılmamalıdır, çürüyen bir et üzerinde oluşan sinek larvaları bu olaya örnektir) Gün geçtikçe bu fikrin makroskobik canlılar için geçerli olamayacağı bilim dünyası tarafından kabul görmeye başladı. Fakat kendiliğinden oluşma fikri, Pasteur‘ün et suyu ile yaptığı deneylere kadar varlığını sürdürdü.

Pasteur’ün deneyi kısaca, balon jojelerde kaynatılan et sularının açıkta bırakıldığında ve kapalı tutulduğunda neler olacağının gözlenmesidir. Deney sonucunda, kapalı tutulan steril(kaynatılmış) et sularında hiçbir organizmanın ortaya çıkmadığı görülmüştür.

pasteur-spontgen1

Pasteur’ün bu çalışmaları sonucu, kendiliğinden oluşma fikri tamamiyle elenmiştir. Fakat “ilk organizma nasıl oluştu?” sorusu bu fikrin yerini doldurmuştur. İlk dediğimiz canlılarda, canlılardan ürediyse(biyogenez) o zaman ilk olamazlardı.

Günümüzde canlılığın bu şekilde(biyogenez) hayatını devam ettiriyor olması, abiyogeneze her ne kadar kanıt oluşturmasada, dünyanın erken dönemlerinde koşullar çok farklıydı. Oksidasyonun nedeni olan oksijenin atmosferde çok az bulunması, yıldırım ve volkan faaliyetlerinin çokluğu, mor ötesi ışınların ve güneş enerjisinin günümüzdekinden daha şiddetli olması bu farklılıklara örnektir.

Biyologlar bu konuda fazlasıyla araştırma yapmakta ve pek çok görüş ortaya atmaktadırlar. Bunların en çok destek göreni ve test edilebileni dört evre hipotezi olmuştur. Bu hipotez;

1. amino asit ve nükleotitler gibi küçük organik moleküllerin abiyotik ortamda sentezlenmesi,
2. küçük moleküllerin (monomerler) birleşerek, protein ve nükleik asitler gibi polimerlere dönüşmesi,
3. tüm bu moleküllerin “protobiont” adı verilen zarla sarılmış, iç kimyası dışından farklı olan damlacıklar haline gelmesi,
4. kalıtılmayı mümkün kılan kalıtsal materyalin oluşması.

Tabiki bu dört evre hayal ürünü değildir. Bunların hepsi yapılan deneylerle sürekli test edilmektedir. Bu deneylerden en önemlisi Miller-Urey deneyidir.

Miller-Urey Deneyi

Miller-ureyBelkide günümüzde en çok yalanlanmaya çalışılan deney bu deneydir. Çünkü, ezici bir üstünlükle dört evre hipotezinin ilk maddesini açıklamaktadır. 1920 lerde Rusya’dan Oparin, ve İngiltere’den Haldane birbirlerinden bağımsız olarak, ilkin dünya koşullarının, ilkin atmosfer ve denizlerde bulunan inorganik öncül moleküllerden, organik bileşiklerin sentezlenmesini sağlayan kimyasal reaksiyonlar için elverişli olduğunu açıkladılar.

1953’te Stanley Miller ve Harold Urey, ilkin dünya için bilim adamlarının önermiş olduğu koşullarla karşılaştırılabilecek koşulları laboratuvarda yaratarak, Oparin-Haldane hipotezini test ettiler. Yapılan deneyde atmosfer olarak

Miller Urey

H2O, H2, CH4 ve NH3 kullanılmıştı. Sonuç olarak deney düzeneğinde, çeşitli aminoasitler ve günümüzde yaşayan organizmalarda bulunan diğer organik bileşikler elde edildi.

Bir çok laboratuvar bu deneyi değişik atmosfer koşullarını taklit ederek tekrarladı. Bu değiştirilmiş maddelerde de, verimin düşük olmasına karşın, organik bileşiklerin abiyotik sentezi gerçekleşti.

Organik Molekül Sentezlenmesinde Diğer Görüşler

Tüm bilim dünyası atmosferdeki inorganik molekkülerin kullanıldığını düşünmemektedir tabiki. İlk organik bileşiklerin oluşumu üzerine 2 görüş daha aktarmak istiyorum;

1. Dünyaya çarpan göktaşlarının taşıdığı organik moleküller: son yıllarda NASA ve pek çok kuruluş bu konuda detaylı araştırmalar yapmaktadır. Elde ettikleri sonuçlar, yaşamın başlangıcı için göktaşlarının büyük bir destek olduğu yönündedir.

2. Hidrotermal ventler: Bir kısım bilim adamları organik moleküllerin oluşumu için en ugun bölgenin deniz diplerindeki hidrotermal ventler olduğunu düşünmektedirler. Bu bölgelerdeki kayaçlar incelendiğinde bol miktarda metan gazı bulunmuştur.

[Ufak bilgi: http://realityofevolution.wordpress.com adresinde de yayınlanmıştır.]

Yararlanılan Kaynaklar;

  • Biology 8th edition – Campbell Reece
  • Biology of Microorganisms 20th edition – Brock
  • Evolution – Futuyma
  • Scientific American Sep. 2009
  • Wikipedia

Bölüm 2 için lütfen Tıklayınız.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 11840, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

30 Comments

  1. Scientific Turkey diyor ki:

    Bu deneyin ilkel dünya atmosferinin şartlarıyla uyuşmadığını evrimciler bile kabul ediyorlar zaten.

    Deneyin içerisinde oksijen yok. Halbuki, bahsedilen dönemde oksijen vardı. Okside olmuş jeolojik kayalar var bulunan, o döneme ait.

    Oksijen olan ortamda amino asit elde edilebilmiş midir, bugüne kadar? Oksijen olmadığı halde bu deney nasıl kabul edilir?

    Evrimciler bile artık Urey Miller deneyinin dönem şartlarına uygun olmadığına karar vermişken, bu deneyi üstüne üstlük bir de makale yapmak içler acısı bir durum olmuş.

    Kaybınız büyük olsa gerek. Ne diyelim, geçmiş olsun.

    Yanlızca tebessüm ediyorum :)

  2. fuatogl diyor ki:

    @ST;

    Bu deneyin ilkel dünya atmosferinin şartlarıyla uyuşmadığını evrimciler bile kabul ediyorlar zaten.

    O yuzden yeni bilgilerle benzer deneyleri tekrarliyorlar. Devam eden deneylerde cok daha cesitli molekuller ortaya cikmistir. Miller-Urey deneyinin onemi, organik molekullerin dogal bir sekilde sentezlenebilecegini gosterip bu tarz arastirmalara yol acmasidir.

    Deneyin içerisinde oksijen yok. Halbuki, bahsedilen dönemde oksijen vardı. Okside olmuş jeolojik kayalar var bulunan, o döneme ait.

    Hangi donemde? Ve ne kadar oksiyen vardi? “Az oksiyen vardi” diyen bir yaziya “oksiyen vardi” seklinde karsilik vermenin mantigi nedir? Oksiyen dolaysiyla abiyogenezin olamayacagina isaret eden bilimsel bir calisma varsa lutfen paylasin bizimle.

    Evrimciler bile artık Urey Miller deneyinin dönem şartlarına uygun olmadığına karar vermişken, bu deneyi üstüne üstlük bir de makale yapmak içler acısı bir durum olmuş.

    Miller-Urey deneyi probleme deneysel bir pencere acmistir. Bu deneyler gec atmosfer konusundaki bilgiler arttikca bu bilgilere paralel bir sekilde gelisiyor dogal olarak. Bu deneyin sayisiz turevleri yapildi/yapilmakta ve sayisiz organik molekulun gayet dogal bir sekilde olusabilecegi gosterildi.

    Gercekleri bal gibi bildiginizden olsa gerek mecburen “kaybiniz buyuk olsa gerek, icler acisi durum, yalnizca tebessum ediyorum(:P)” gibi bir retorikle yazmaya ozen gosteriyorsunuz etkileyici olabilmek icin.

  3. God Like diyor ki:

    @Scientific Turkey

    gol atmaya çalışmıssın fakat olmadı bir dahaki sefere artık, miller deneyini açıkladım

    Bir çok laboratuvar bu deneyi değişik atmosfer koşullarını taklit ederek tekrarladı. Bu değiştirilmiş maddelerde de, verimin düşük olmasına karşın, organik bileşiklerin abiyotik sentezi gerçekleşti.

    bunların yanı sıra miller deneyi ni iptal edelim yerine geçebilecek 2 görüş daha var… ellerinden öper…

  4. Scientific Turkey diyor ki:

    :)

    Sayın Kendini İlah Edinen arkadaşım ve Fuat Bey,

    Öncelikle oksijen bulunan ortamda aminoasitler meydana gelemez çünkü ölürler. Bu çok temel bir bilgidir.

    Bugün protein zor bulunan bir şey değil. Arzu ederseniz, size bir kilo protein tozu göndereyim. Laboratuarda dilediğiniz deneyi yapın, istediğiniz kadar da süreniz olsun, bakalım o proteinden canlılık oluşabiliyor mu? Beraber görelim…

    Arzu ettiğiniz bilim adamını getirelim, dünyanın en iyi laboratuarlarında size çalışma alanı ayarlıyalım… Her türlü imkanı tüm finansmanı bana ait olmak üzere sizlere sağlayalım.

    Beraber bakalım, inceleyelim canlılık oluyor mu?

    Nitekim, daha laboratuarda elde edilemedi ki laboratuar kontrollü bir ortam. Evrim teorisinin iddia ettiği, canlılığın kontrolsüz bir ortamda (doğada) kendiliğinden var olduğu… Bu ispatlanabiliyor mu asıl, ona bakmak lazım.

    Not: Sayın Fuat Bey, 3.5 milyar yıllık okside olmuş jeolojik kaya oluşumları var. Elimizde canlı delil olmasına rağmen, sizi kırmayıp oksijen olmadığını kabul ettiğimizi farzedelim, oksijen atomunun var olmaması demek suyun olmaması demek, hatta ozon un olmaması demek. Ozon olmazsa, zaten hiçbir canlı formunun değil meydana gelmesi yaşam için imkansız bir ortam oluşur. Su olmaması demek, zaten meydana gelecek hiçbir canlının hayatta kalamaması demek.

    İyi araştırmalar dilerim

    Aklıma gelen bir ayeti de (şahısları tenzih ederek) okuyucularımızla paylaşmak isterim:

    “Kendi istek ve tutkularını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.”

    (Furkan Suresi, 43-44)

  5. God Like diyor ki:

    ya arkadaş bilmiosun madem konuşmicaksın. canlılığın ilk adımları 4.5 milyar önce atıldı bu bir. bu işler protein tozuyla alakalı değil bu iki. protein ölmez çünkü canlı değildir bu üç. laboratuvarda elde edilen çok şey var bu dört. Harun Yahya ve müritlerinin zırvalarını burda gelip bana satma bu bes. bilim ayetlerle değil deneyle yapılır bu altı. Evrim dini inkar etmez bu da yedi…

  6. God Like diyor ki:

    artı olarak cahilliğine veriyorum, oksijen atomu yoktur dediğimizi uydurmussun, oksijen atomu vardır kimse yoktur demedi, serbest oksijen atomu yoktur. bileşik halinde illaki var. azcık okuda yaz kardeşim ya…

  7. Scientific Turkey diyor ki:

    Çok hoş ve bilimsel bir üslup olmuş :) Fazla söze ne gerek :)

    Selamlar

  8. warhorse diyor ki:

    @God Like

    Şu ana kadar sizden duyduğum en mantıklı cümle oldu bu.”Evrim dini inkar etmez.”Gerçekten katılıyorum.Ama gerçekçi bi kanıt yok işte.Neresinden tutsan elinde kalıyo.

  9. amatör filozof diyor ki:

    Scientific Turkey,
    Daha önceki bir yorumda da belirttiğim gibi (http://www.bilimfelsefedin.org/?p=813,)
    “Bilimsel” lakabı almakla gerçekten bilimsel olunamıyor maalesef. Sanıyorum ki siz de bilimsellikten çok uzak olduğunuzu bildiğiniz için böyle bir sıfat kullanmaya ihtiyaç duyuyorsunuz. Sizin sorununuz, bilimsel verileri ne yapıp yapıp dinsel doğmalara uydurmaya çalışmanız, bunu yaparken bilimin de dinsel dogmalar gibi statik olduğunu varsayarak hareket ediyorsunuz, bilimde gelişmeler olacağını, eski bilgilerin daima yenileneceğini görmezden geliyorsunuz. Miller-Urey deneyi ile ilgili yorumlarınız da bunun tipik bir örneği.
    Miller-Urey deneyi bize ne gösteriyor?
    Organik maddelerin, inorganik maddelerden, mucizeye gerek olmadan sentezlenebileceğini. Bu çok önemli bir bulgu.
    Peki bu deneyin nesi eleştiriliyor?
    1953 yılında yapılmış olan bu deneyde o zamanki bilgileregöre ilk dünya atmosferinin metan ve amonyak içerdiği düşünülüyordu, bu koşullara göre yapılan deneyde amino asitler oluştu, ancak günümüzde ilk dünya atmosferinin karbondioksit ve nitrojenden oluştuğu düşünülüyor, bu koşullarda deney tekrarlandığında amino asitler oluşamıyor. Tamam, bu eleştiri doğru, zaten 1953 yılında yapılmış olan bir deneydeki bilgilerin eskimiş olması kaçınılmaz. Ancak bu durum organik maddenin inorganik maddeden doğal yollarla oluşabileceği bilgisini ortadan kaldırmıyor.
    Peki bilimsel gelişme duruyor mu? Tabi ki durmuyor. 2007 yılında Jeffrey Bada ve arkadaşları Miller deneyini karbondioksit ve nitrojen içeren atmosfer koşullarında bir kez daha tekrarlıyorlar. Daha önceki deneylerde bu koşullarda amino asit oluşmamıştı, ancak Bada ve arkadaşları bu kez deney ortamına ilkel dünya koşullarında bulunduğu düşünülen karbonat ve demir minerallerini ekliyorlar. Sonuçta bol miktarda amino asit elde ediyorlar. Yani ilkel dünya koşullarında amino asitlerin oluşabildiği bir kez daha gösteriliyor.
    (http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=primordial-soup-urey-miller-evolution-experiment-repeated)
    Bu deney son nokta mıdır? Elbette değildir, belki daha sonra bu bilgiler de geliştirilebilir. Ancak kesin ifadelerle ilkel dünya koşullarında amino asitler meydana gelemez demenin yanlışlığı ortadadır. Bilimsel düşünen insanlar ulaşılan noktayı hiçbir zaman son nokta olarak görmezler, her bilginin değişebileceğini kabul ederler. Bilimsel şüpheciliğe sahip olamayanların kendilerine “scientific” sıfatı takması ise gülünçtür.

  10. God Like diyor ki:

    @Scientific Turkey

    kimseye hakettiğinin dışında bir tarzda cevap vermem…

  11. God Like diyor ki:

    @warhorse

    elde kalan noktaları belirtirseniz onuda açıklayayım…

  12. God Like diyor ki:

    @Scientific Turkey

    uydurduğunuz cevaplara karşılık alınca pekte bilime sarıldınız bakıyorumda…

    “Çok hoş ve bilimsel bir üslup olmuş :) Fazla söze ne gerek :)”

  13. Da Vinci diyor ki:

    Sayın ST,

    Tam tersine yaşamın başlangıcından önce atmosferde eser miktarda oksijen olduğunu gösteren sağlam deliller vardır. Sizin serbest oksijenin bol olduğuna dair delilleriniz nedir merak ettim? Birkaç bilimsel kaynak gösterebilir misiniz?

  14. warhorse diyor ki:

    @God Like
    Sağolasın arkadaşlar yeterince açıklamaya çalışıyolar.Ben cevapları paleontolojide bulmak istiyorum,belki bu yüzden pek inandırıcı gelmiyo olabilir.Çünkü bu noktaya ışık tutabilecek en önemli bilim dalının bu olduğunu düşünüyorum.Ama ondan da sağlıklı cevaplar elde edemiyorum.

  15. God Like diyor ki:

    @warhorse

    genetik artık fosil biliminin önüne geçmiş durumdadır. fosiller bir şekilde yok olabilir. fakat genetik kalıntılarımızı yok etme şansımız yok… genom projeleri bundan dolayı büyük bir öneme sahip ve evrim teorisinin aksi hiç bir sonuç çıkmadı…

  16. AHHA diyor ki:

    Sayın “ST”,

    “Deneyin içerisinde oksijen yok. Halbuki, bahsedilen dönemde oksijen vardı. Okside olmuş jeolojik kayalar var bulunan, o döneme ait. ” demişsiniz.

    Oksijen ilk çıktığı anda günümüzdeki seviyesine ulaşmıyor, birden tüm atmosferi veya okyanusları kaplamıyor ki belirttiğiniz gibi zararı/yıkımı olsun. Olabilmesi için oksijenin atmosferde/okyanuslarda yüksek oranlarda mevcut olması gerekir.

    Oksijen oranı ise Fotosentetik bakterilerin oksijeni üretmeye başlamasından (3.4 milyar yıl önce) tam (yaklaşık) 1,5 milyar yıl sonra atmosferde % 10 değerine ulaşıyor. Yani oksijenin 1,5 milyar yıllık gibi uzunca bir sürede aşamalı olarak önce okyanuslarda sonra da atmosferde birikimi var.

    Fotosentetik canlıların gelişmesiyle okyanuslarda birikmeye başlayan oksijenin zararlı etkilerini nötralize edecek/azaltacak olan etmenlerden birisi o dönemlerde okyanuslarda yüksek oranlarda çözünmüş olan Demir elementidir.

    Demir, elektronu seven Oksijen ile katalizinin sonucunda oluşturduğu (sudan yoğun) Demir oksit minerali olarak deniz tabanına çökmek zorunda kalır. O döneme ait izleri de bugün bulunan bantlı demir oluşumlarından biliyoruz (bantlar oksidasyonu gösteriyor), ki sizin de bahsettiğiniz bu kayaların oluşumu hayatın oluşumundan çok daha sonraki dönemlere âittir. Dolayısıyla Miller deneyi ile ilişkilendirilmesi yanlıştır.

    Ayrıca arkadaşların da belirttiği gibi farklı koşullarda da aynı deney tekrarlandığında bir çok organik molekül elde edilmiştir (defâlarca tekrarlanmıştır). Harun Yahya grubu olarak bilgilerinizi güncelleştirmeniz gerekiyor.

  17. AHHA diyor ki:

    Sayın “God Like”,

    Şimdiye kadar nükleotit üretimi abiyotik koşullarda gerçekleştirilememiştir. Bu kısmın yazınızda düzeltilmesi gerekiyor. Üretilen sadece bu Nükleotitlerin baz kısımlarıdır.

  18. God Like diyor ki:

    @AHHA

    Biology 8th edition – Campbell Reece kaynak direk bu kitaptır… 2008 baskısıdır…

    “The abiotic synthesis of small organic molecules, such as amino acids and nucleotides”

    ayrıca bu belirtilen 4 evre hipotezidir….

  19. fuatogl diyor ki:

    @God Like;
    Kitapta “nucleotides” derken muhtemelen bunlarin Adenin, Guanin gibi baz kisimlarindan bahsediyordur. Genelde nukleotit bazlarina dogrudan nukleotit demek gibi bir aliskanliktan kaynaklaniyor bu ufak hatalar.

  20. God Like diyor ki:

    @Fuatogl

    kitapta ve çeviride bir hata yok, adı üzerinde hipotez bu, test ediliyor…

  21. AHHA diyor ki:

    “God Like”, bu sentezin gerçekleştirildiğini söylüyorsun zannettim, hızlı okuyunca yanlış anlamışım.

    Belirttiğim gibi şu ana kadar bunun tam bir nükleotitin abiyotik sentezi gerçekleştirilememiştir; ama ifâde ettiğiniz gibi “test edilebilir” bir hipotez olarak durmaktadır.

    Hayatın Kökeni’ne dâir en zor aşamanın bu aşama olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu reaksiyonun (şeker + baza Fosfat eklenmesi) kendiliğinden oluşumu Termodinamik açıdan çok güçtür. Eğer bu reaksiyonu sağlayacak bir doğa koşulu bulunursa bu konuda geriye çok fazla engelin kaldığını düşünmüyorum.

    Not: Aslında 1-2 ay kadar önce RNA nükleotitlerinin abiyotik olarak -alışılagelmiş yöntemlerin dışında- sentezlendiğine dâir bir makale çıktı; fakat diğer bilim insanları tarafından da yöntemin teyit edilmesi ve yaygınlaşması gerekiyor.

  22. fuatogl diyor ki:

    @God Like,
    Bende ayni hataya dustum, haklisin tabii, hipotez….

  23. n.ateist diyor ki:

    kimyasal evrimin laboratuvarda tekrarlanmasına gerek yok. çünkü doğanın eşsiz ve sürekli değişken olanakları ile 1 milyar yıla yakın bir zaman dilimi hiç bir şekilde taklit edilemez ki, bu koşulların yarattığı canlılık üretilebilsin.
    mesela büyük patlama teorisini bugün doğru biliyoruz, peki laboratuvarda yapay bir büyük patlama mı oluşturulup bir evren ortaya çıkarılıyorda biz buna inanıyoruz? elbetteki hayır, gözlemler deneyler, eldeki veriler bunu gösterdiği için inanıyoruz. keza doğa ve onun genç dönemlerindeki hareketli, kızgın, sıcak devirlerinde gerçekleşen kimyasal evrimde laboratuvarda yapılamamaktadır tıpkı evrenin baştan yapılamaması gibi. ama bu onun yanlışlığını göstermez.
    bize düşen bunun bilimsel yasalarını açığa çıkarmak, mesela doğal seçilim gibi miller ve fox deneyi gibi, protobiontlar ve koaservatlar gibi vb.

  24. Anonim diyor ki:

    […] […]

  25. muratS diyor ki:

    ///2. küçük moleküllerin (monomerler) birleşerek, protein ve nükleik asitler gibi polimerlere dönüşmesi,////

    hani terbiyemde müsaade etmiyor ama şunu demektende kendimi alaıyorum ” at yalanı…..inananı” yuhh diyorum küçük moleküllerin birleşerek hangi deneyde proteini oluşturduğu gözlemlenmiş bu küçük molekküler ifadeside bir başka eziklik aminoasitler desen yeterli olurdu, fanatizmin yalanın dolanında bir sınırı olmalı……

  26. God Like diyor ki:

    @ muratS

    yazıyı baştan oku bu bir hipotezdir. 4 evre hipotezi, azıcık bilimsel bir şeyler okursan öğrenirsin. orada yazan dört madde dünyaca ünlü kitaplardan alındı fantastik bir dünyadan değil. yazının üstünden yıllar geçmiş hala birileri bir açık bulurum çabasında çamur at izi kalsın …

  27. n.ateist diyor ki:

    rna dünya hipotezi bu konuda aydınlatıcı olacaktır. dnadan önce rna meydana gelmiştir.

  28. yasintaha diyor ki:

    @amatör filozof

    vermis oldugunuz linkteki yaziyi okursaniz, jeffrey bada`nin yaptigi testin bilim adamlari icerisinde tartisilir durumda oldugunu gorursunuz. Yapilan testten kesin bir sonuc alinamamis yani. hatta kendisi yasamin meteor veya gok taslarindan geldigini soylemis.

  29. nemeses diyor ki:

    1-Yazınızın giriş bölümünde “Dünyada uzun süre boyunca (eski yunandan, geç rönesansa kadar) canlıların cansız maddelerden ortaya çıktığını savunan, spontaneous generasyon (kendiliğinden oluşma) fikri geçerliydi.” diye yazmışsınız ama aslında dünyada her zaman ağır basan görüş teist görüştür.Keşke bilgiye dayalı bir açıklmanız olsaymış burda.
    2-Yazınızın bir başka bölümünde de “Günümüzde canlılığın bu şekilde(biyogenez) hayatını devam ettiriyor olması, abiyogeneze her ne kadar kanıt oluşturmasada, dünyanın erken dönemlerinde koşullar çok farklıydı. Oksidasyonun nedeni olan oksijenin atmosferde çok az bulunması, yıldırım ve volkan faaliyetlerinin çokluğu, mor ötesi ışınların ve güneş enerjisinin günümüzdekinden daha şiddetli olması bu farklılıklara örnektir.” diyerek güneş enerjisinin daha fazla olduğunu söyleyerek büyük bir hata yapmışsınız.Çünkü güneş 3.8 milyar-2.5 milyar yıl arasında (yani canlılığın başladığı dönemde) Arkeyan Devir yaşıyordu ve % 75 daha az parlaktı.Ben bu hataları gördüm yazınızda başka hatalar var mıdır bilmiyorum.

Leave a Reply