BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bir Özbek Masalı (Çevirisi) (Mete Tunç)

Açıklama: Aşağıdaki çeviri tarafımdan yapılmıştır.
Karşılaştırma/kıyaslama amaçlı olarak bire-bir çeviri yöntemi kullanıldığından Türkçe’den biraz fedakarlık edilmiştir. 

Hünersiz kişi ölüme yakın

Evvel zamanda bir ülkede bir padişah yaşarmış. Günlerin birinde o ava çıktığında, o yerdeki bir oduncunun güzel kızını görüp sevmiş. Sarayına döndüğünde kızın babasına dünürcü göndermiş. Onlar kızın babasını bulup kızını padişaha istemişler. Kızın babası:
“Kızım yetişkindir, aklı başındadır, kendi karar verir, çağırıp sorunuz!” demiş. Kızını çağırıp sorduklarında kız:
“Padişahınızın ne hüneri var, ben hünerli kişiye varırım.” demiş. Dünürcüler:
“Dünyada padişahlıktan da büyük hüner mi olur? Padişah bütün hünerli insanların babası olur.” demişler. Kız:
“Bana hünerlilerin babası gerekmez, hünerlilerin kendisi gerekir. Zamanın değişmesiyle bugün padişah olan kişi yarın tahtan indirilip, dilenci olup kalması mümkün. Padişahınıza gidip söyleyin, bana hünerini göstersin, ondan sonra varırım.” demiş.

Dünürcüler dönüp konuşulanları padişaha söylemişler. Padişah bu sözlere sinirlenmiş, adam gönderip kızı aldırarak öldürmeği dilemiş, fakat kıza olan sevgisi buna izin vermemiş. İçten içe kavrulup yanıyormuş. Ne yapacağını bilemeyip, kendini okutan hocasına danışmış. Hoca padişahtan o sözleri işitince gülmüş. Buna padişah öyle sinirlenmiş ki, kızı hocanın yanına getirip, her ikisinin başını kesmek bile istemiş. Ama yüreğindeki kıza olan sevgisi onu yine engellemiş. Hoca (Yetmiş tane yeni hüner) ismindeki kitabı getirerek onu sesli okumuş. Padişah ise özündeki sevgi derdine bu kitaptan bir ilaç-derman çıkar mı acaba, diye ümit edip dikkatle dinlemiş. Bir yerden (Hünersiz kişi ölüme yakındır) diye laf çıkmış. Hoca da o anda kitabı kapatarak:
“Kızın sözü doğru, (hünerliye varırım) demişse, hakkı var, demiş. Padişahın önceki derdinin üstüne bin dert eklenmiş. Hocaya izin verdikten sonra, bir hüner öğrenmek için kendine söz vermiş.

Sabah padişah tahtına oturduğunda, bir kişi hediye bir kilim getirmiş. Bu kilimi görür görmez padişahın gönlüme kilim dokumayı öğrenme hevesi

düşmüş. Kilimciyi yanına oturtup iyice övmüş, kilimciden kilim dokumayı öğretmesini rica etmiş. O padişaha yirmi beş gün içinde kilim dokumayı öğretmiş. Gerekli malzemeleri hazırlayıp, padişah kendi eli ile kilim dokuyarak, dünürcülere verip oduncunun kızına göndermiş. Dünürcüler kızın yanına gidip, padişahın kendi eliyle dokuduğu kilimi gösterdiklerinde kız: “İşte şimdi padişah benim istediğim kişi oldu, gidip söyleyin, düğünü başlatsın.” demiş.

Dünürcüler sevinerek gelip padişaha söylemişler. Padişah da hemen büyük eğlence hazırlayıp, oduncunun kızını almış. O günlerde halk arasında kebabının güzelliğinden dolayı bir kebapçı meşhur olmuş. Padişah da onun kebabını beğenip, gönlünün istediği anlarda oradan kebap aldırarak yermiş. Günlerden bir gün gecenin yarısında gönlü kebap arzulayınca, sessizce, hizmetçilerine o vakitte buyruk vermeği istemeyip, parasını ve damgasını (mührünü) alıp, sade, sıradan bir kıyafet ile evinden çıkarak kebapçının dükkanına varmış. Kebapçının dükkanı önüne saz(kamış) kapı(kepenk) çekilmiş, içeride pırıl pırıl yanıp duran mumun ışığında bir grup insan sohbet ederek oturmakta imiş. İnsanların fısıl-fısıl konuşma sesleri işitilirmiş. Padişah dükkanı tıklatmış, içeriden bir kişi gelerek:
“Kimsin, ne işin var?” demiş. Padişah:
“Ben bir misafirim, karnım aç, kebap yemeğe geldim, mümkünse kapıyı açın, biraz kebap yer giderim.” demiş. Kapıyı açmışlar. Padişahı birinci bölmeden ikinci bölmeye götürüp, üzeri kamışlarla örtülmüş sedire buyur etmişler. Padişah gidip sedire oturmuşken, birden paldır-küldür bodrum kata düşmüş. Bodrum katta padişahtan başka bir kaç insan da varmış. Padişah şaşkın halde onlara sormak isterken, yukarıdan ışık tutup etrafı aydınlatan keskin bıçaklı iki kişi inmiş. Bodrum kattakilerin hepsi yerinden kalkarak: “Benim sıram, beni kes.” diyerek onlara yalvarmaya başlamışlar. Padişah bunu görünce çok şaşırmış. Açıkça anlaşılmıştı ki, kebapları insan etinden pişirmekteymişler. (Buraya beni ölüm sürüp getirmiş, elveda dünya, olacak olan oldu), demiş. Dayanmaya mecbur kalmış. Kebapçılar iki kişiyi gözünün önünde yatırıp keserek götürmüşler.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra sıra padişaha gelmiş. Caniler padişahın ayağını-elini bağlayarak kesmek istediklerinde padişah onlara yalvararak demiş ki:

“Etimi kebap yapıp satarsanız kaç para eder?” Kebapçılar:
“On para eder.” demişler. Padişah:
“Eğer sizin isteğiniz para kazanmak ise, benim iyi hünerim var, yirmi günde bir kilim dokurum. O kilimi padişaha sunarsanız dört yüz para verir. Pazarda satarsanız iki yüz para tutar. Kilimin kendinin yirmi lira masrafı olur. Eğer dileğiniz insan kesmek ise, o zaman kesiverin, ben Belh şehrinden gelen yolcuyum, uğrayacağım kimsem yok.” demiş.

Caniler yukarıya çıkıp, şefleri ile konuşunca padişahı çözerek:
“Hünerin nedeniyle ölümden kurtuldun, bizlere kilim için gerek duyulan şeyleri yazıp ver.” demişler ve diğerlerini keserek alıp götürmüşler. Padişah yirmi gün içinde o karanlık zindanda bir kilim dokuyup, kenarına yanındaki mührünü basarak:
“İşte bu kilimi padişaha takdim edin!” demiş. Kebapçılar kilimi padişahın sarayına götürmüşler.

Vezirler kilimin dokunuşunu görünce kebapçıya iki yüz para vererek demişler ki:
“Padişah şimdi yok, kendi geldiğinde seni ödüllendirir. Onlar kilimin orasına-burasına bakarken bir kenarında padişahın mührünü görmüşler. Kebapçıya:
“Bu kilimi kim dokudu?” diye sormuşlar.
“Dükkanımızda Belh’den gelen bir misafir yolcu var, o kişi dokudu.”
dediklerinde, aniden hepsi sakladıkları silahlarını yerlerinden çıkarıp dayayarak:
“Yürü, bize onu göster, o misafir bizim esirimiz idi. Kaçmıştı, kaç günden beri onu arıyoruz.” diyerek birkaç asker ile yola çıkmışlar. Onlar kebapçının yerini sararak hepsinin ayaklarını-ellerini bağlayıp, padişah ve diğer mahkumları zindandan kurtarmışlar.

Padişah herkese ibret olması için, kebapçıların hepsini pazarın ortasında ipe astırmış. Ondan sonra kızın yanına gelip, onun başını-gözünü okşayarak “(Hünersiz kişi ölüme yakındır), denilen laf doğruymuş, neredeyse ölecektim. Sana minnettarım, senin sözün ile öğrendiğim hünerim beni ölümden kurtardı.” demiş.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 6641, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

Leave a Reply