İmancı-lık
Tanrıya, tanrılara, evrenin ulu mimarına, ruha, parapsikolojiye, reenkarnasyona, tabiata, fala, büyüye, burçlara/astrolojiye, rüyaya, cinlere, şeytana… Bunlara inananları Batı bilimi herhalde aynı başlık altında değerlendirmiş ve bir terimle sınıflandırmıştır? Bilmiyorum… Bence, aynı başlık altında ırka, komünizme, insana, paraya, mala, güce, bilime, evrende (insan benzeri) canlı varlıklar bulunduğuna iman edenleri de dahil etmeliyiz. Çünkü yine “iman” sözkonusudur ve bunlar, kanıt bulunmamasına, tersine çok sayıda aksi argümana ve kanıta rağmen, birincilere benzer olarak tezleri, görüşleri üzerinde ısrarla iman etmektedirler. Birinci ve ikinci grup aynı başlık altında iki veya daha fazla kategoriye ayrılabilir, ve (mesela çoklu iman* kombinasyonlarına göre) alt kategoriler oluşturulabilir.
Dolayısıyla, yukarıda (kabaca) iki grup halinde sınıflanan insanları “imancı” üst başlığı/terimi ile tanımlamayı (şimdilik) uygun görüyorum (“İnanç” Türkçe kökenli kelime olmasına rağmen, telaffuzu zor olduğundan “inanççı”yı değil “imancı”yı seçtim. ). İmancıların “felsefe”sine de “imancılık” diyelim.
İmancılar’ın, “bir şeye” inanma, iman etme güdülerinin temelinde meşrepleri yatmaktadır kanaatindeyim (Elbette dış faktörler (aile, çevre, eğitim…) de, göreli olarak, az veya çok etkilidir.).
Birkaç cümle de imancıların özellikleri hakkında yazalım: İmancılar belirsizliğe tahammül edemez, her şeyin mutlaka bir cevabının olmasını ister, tek boyutlu (lineer) düşünür, kendi inancı dairesindeki farklı yorumlara bile tahammül edemez, değişik görüşte olanlara saldırganlaşır, onlara karşı en acımasız, ahlak-vicdan dışı yöntemler kullanır, sorunları-sonuçları tek nedene indirger, olaylara ve insanlara “siyah-beyaz” mantığı ile bakarlar; tek başlarına yola çıkamaz, yolda gidemez, her zaman tutunacak bir dal (insan veya sebep) arar, yalnızlığa katlanamazlar; ne kadar imanlı gözükseler de hiçbir zaman ruhları teskin olmaz, sürekli huzursuzdurlar. Çünkü inandıkları, var, oluyor dedikleri şeyler aslında “hakikat” değildir; bunu “derinliklerinde” hissederler…
Elbette bu bir hipotez. Harika bir araştırma konusu. Sosyal bilimciler çok şanslı!
* “Çoklu iman”da, özünde aykırı imanlar daha çoktur. Örnek: Din-Atatürk
Not. Yukarıdaki yazıyı, “kurandaki din” isimli sayın üyenin tezinden ilhamla kaleme aldım!
Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 872, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.
selam
elbette
elbette
elbette
dogrulardan esintiler taşıyor sözlerin.
amma velakin eksik ve sıg
hayatın gerçegidir imansızlık
hayatın gerçegidir imanlılık
yalnızca hedefi degişiktir
konusu degişiktir
yöntemi degişiktir
düşünsene en açık denizlerde dolaşan gemiler bile limanı özler
bu yazıyı yazıytorken bile birşeylere inandıgın için yazıyorsun
veya ben siyanürü hiç içmedim ki derim
inanıyorum siyanürün beni öldürecegine
bilimsel imanlar bile vardır
zamanında vardıda
atamun bölünmeyecegi gibi
adı üstünde iman bir perdeninöbür yanına duyulan merak gibidir
eger perdenin öbüryanı olmasaydı
merakta olmayacaktı
ve hayat sıg ve basit
hayatın güzelligi bu
en iyisi dostum
sen nelere imanlı
nelere imansız olacagını düşün
zaten iman senin kaderin
keyfini sür