Yazar: Amatör filozof
Evrim teorisini destekleyen yığınla kanıt olmasına, bilim dünyasında evrimin geçerliği konusunda kuşku olmamasına rağmen, yaratılışçıların bilim dışı propaganda faaliyetlerinin etkisiyle sürekli olarak evrimi tartışıyoruz: ara fosiller, mutasyonlar, doğal seçilim vs vs. Buna karşılık yaratılışçı iddialar pek tertışmaya konu olmuyor, bilimsel veri bazında değerlendirilemediği için sınanamıyor, yaratılışçı görüşün destekçileri de evrim teorisinin yanlış olduğunu kanıtlarlarsa, yaratılışın otomatikman doğrulanacağını varsayıyor ve ayrıca bir kanıtlama çabasına –özellikle– girmiyorlar. Gelin bir değişiklik yapalım, biraz da “Yaratılış’ı tartışalım, yalnız bu tartışma elden geldiğince bilimsel yönteme uygun olsun, bazı verileri değerlendirmeye çalışalım, bakalım ne bulacağız?
Bilindiği gibi yaratılışçılar –özellikle Amerika’da– yaratılış görüşünün evrim teorisi ile birlikte derslerde okutulmasını istemektedirler. Bilimsel çevreler ise yaratılışın sınanabilir olmadığı bu nedenle bilimsel bir hipotez gibi değerlendirilemeyeceğini belirtmektedirler, ben de kişisel olarak bu görüşe büyük oranda hak veriyorum. Ancak bu tutum, genellikle, eleştirilerin hep evrime yöneltilmesi, yaratılışın pek fazla irdelenmemesi, bilimsel eleştiriden muaf kalması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle, ben bu yazıda yaratılışçı görüşün sınanabilir olduğunu varsayacağım ve bu konuda bir deneme yapacağım.
Öncelikle belirtmek gerekir ki bu yazının konusu teizm- materyalizm tartışması değildir, Tanrı’ nın varlığı ya da yokluğu ile ilgili değildir. Evrimi Tanrı’nın biyolojik dünya için koyduğu kanun olarak kabul eden teistik evrim görüşünü bilimsel verilerle uyuşmaz olarak görmüyorum, kişinin inanç durumuyla ilgili felsefi bir tercih olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda ele almak istediğim, klasik yaratılışçı görüştür. Önce bu görüşü tanımlayalım: Dünyadaki canlı türleri, bir yaratıcı (Tanrı) tarafından ayrı ayrı yaratılmıştır, aralarında akrabalık yoktur, bir türden diğerine dönüşüm söz konusu değildir. Her bir tür, yaratıcının isteğiyle, dünya yüzünde aniden ortaya çıkmıştır. Tabi, daha önceki dönemlerde, dünyanın yaşının çok genç olduğu ve insan ve diğer tüm canlıların tümünün aynı anda yaratıldığına inanılıyordu. Ancak günümüzde dünyanın çok yaşlı olduğu ve türlerin de dünya üzerinde ilk ortaya çıkış zamanlarının farklı olduğu, ilk canlılığın ortaya çıkışından günümüze kadar en az 1 Milyar yıl geçtiği, önce tek hücreliler, daha sonra ilk çok hücreli canlılar, giderek diğer canlı türlerinin ortaya çıktığı biliniyor. Bu nedenle günümüzdeki yaratılışçıların çoğu, canlıların tümünün, yakın bir tarihte, bir anda yaratıldığı savlarından vazgeçtiler. Bunun yerine farklı canlı türlerinin zamanları geldiğinde teker teker yaratıldığını öne sürüyorlar. Şimdi bu iddiayı inceleyelim:
Herhangi bir canlı türünün bir anda ortaya çıkması ne demektir? Daha önce benzeri görülmemiş bir canlının aniden dünya yüzünde belirmesidir. Bu canlı, dünyadaki maddelerden oluştuğuna göre dünya yüzeyinde bulunan taş, toprak, su gibi nesnelerin içindeki milyonlarca atom ve molekülün, yaratıcının emriyle, bir anda organize olması ve canlıyı oluşturması gerekir. Yani başka deyişle, canlının bir anda yerden bitivermesi ve dünya üzerinde yaşamaya başlaması gerekir. Bu durum bilinen bütün fizik, kimya ve biyoloji kurallarına aykırıdır, dolayısıyla yaratılışı “mucize” olarak tanımlamak gerekir. “Mucizeler imkansızdır” deyip geçmeyelim, çünkü kendimizi yaratılışçıların yerine koyarak düşünüyoruz, yaratılışçı mantığına göre mucizelere inanmak gerekir. Peki kaç defa bu tarz bir mucize olmuş olabilir? Kısa bir hesap yapalım: Dünya’ da şu ana kadar saptanmış, halen yaşayan, tür sayısı 1.5 milyondur ve giderek bu sayı artmaktadır (tek hücreli canlılar bu sayının dışındadır), tüm türlerin % 99’ unun da yok olduğu belirtilmektedir. O halde şu ana kadar ortaya çıkmış canlı türü sayısı en az 150 milyondur. Türlerin dünya üzerinde varolmaları için yaratıcının şu ana kadar en az 150 milyon mucize yarattığını belirtmek gerekir. Şimdi, yaratılışın sınanabilirliği açısından kritik soruya geliyoruz: Bu mucizeler gözlenebilir mi? Gözlenemez diyorsak, yaratılışın sınanamayacağını kabul etmek gerekir, sınanamayan bir görüşün de bilimsel bir teori gibi okullarda okutulmaya hakkı olmaz. O halde mucizelerin gözlenebilir olduğunu kabul etmek gerekir, zaten mantık da bunu gerektirir, şayet bir canlı aniden dünya üzerinde beliriyorsa, birilerinin bunu görebilmesi gerekir. Tabi ki bu tür gözlemlerin yapılabileceği dönem insan bilincinin ortaya çıktığı dönemden daha eski olamaz. Ayrıca böyle bir gözlemin yapıldığını duyurmanın en sağlam yolu yazıya dökmektir. Dolayısıyla yaklaşık 6000 yıllık bir zaman diliminde yapılan gözlemlerin kayıtlarına ulaşma şansımız olabilir (Daha önceki dönemlerde olmuş olabilecek yaratılış örnekleri ancak sözel olarak aktarılabilir, bu durum çok güvenilir olmayacağından , gözlem süresini yazının bulunuşuyla sınırlamak uygundur) Peki bu 6000 yılda kaç tane tür oluşum mucizesi olmuş olabilir? Pek çok, ancak rahat gözlenebilme açısından böcekleri ve deniz canlılarını konu dışı bırakalım ve sadece karada yaşayan hayvan ve bitkilerin gözlenebildiğini varsayalım. Bunların günümüzde saptanan sayısı yaklaşık 300000’ dir. Türlerin % 99’ unun yok olduğunu kabul edersek, ilk kara canlılarının görüldüğü tarihten günümüze kadar yaklaşık en az 30 milyon karada yaşayan tür ortaya çıktığı tahmin edilebilir. Canlıların karada ilk görüldüğü tarih yaklaşık 300-400 milyon yıl önceye uzanır, yani yaklaşık olarak ortalama 10 yılda bir tür ortaya çıkmaktadır. O halde yaklaşık 6000 yıllık yazılı insan tarihi döneminde en az 600 yeni karada yaşayan canlı türünün ortaya çıkmış olması gerekir. Peki, günümüzde sayısı milyarlara ulaşan insanların herhangi birinin bir tür oluşumuna şahit olduğu, yani bir insanın gözleri önünde, birdenbire topraktan bir hayvan (hayvanlarda soyun devamı için en az bir dişi ve bir erkek gerektiğine göre herhalde iki hayvan demek gerekir) ya da bitkinin bitiverdiği bildirilmiş mi? Bildiğimiz kadarıyla “Hayır” Yani şu ana kadar hiçbir insan, yaratılışçılarca iddia edildiği şekilde bir türün aniden oluşumuna tanık olmamıştır. Peki niçin böyle olabilir? Birkaç olasılık var:
- Yaratıcı, tür yaratmasını bilinçli insan ortaya çıkana kadar sürdürmüş, ondan sonra durdurmuştur.
- Yaratıcı, türleri insanların gözleyemediği çok kuytu köşelerde yaratmaktadır, bu nedenle yeni tür yaratılışının hiçbiri gözlenememiştir (dünyanın her yerine kamera koysak gözlenebilir mi dersiniz?)
- Ani olarak yaratılış diye bir olay yoktur, türler birbirinden bağımsız olarak yaratılmamıştır. Türlerin ortaya çıkışı yavaş işleyen uzun bir sürecin sonucudur, bu nedenle yaratılış gözlemlenememiştir.
Görüldüğü gibi yaratılış görüşünü, elimizden geldiğince, bilimsel sınamaya aldık, olasılıkları belirledik. Sonuçta birkaç seçenek oluşturduk. Burada bence aklın ve mantığın işaret ettiği seçenek 3. seçenektir. Diğer seçenekleri kabul etmek ise körlemesine inanç gerektirir. Bildiğim kadarıyla, Klasik yaratılışçı görüş, dünyada oluşan salt fiziksel ya da salt kimyasal olayların Tanrı’nın koyduğu kurallar dahilinde oluştuğunu kabul edip, burada bireysel mucizeler aramamaktadır, söz gelimi şimşek çakması, yağmur yağması, rüzgar vb. gibi olayların Tanrı’nın evreni yarattığı sırada koyduğu doğa kanunları gereğince oluştuğunu, her bir yağmur, her bir rüzgar, her bir şimşek için Tanrı’ nın tek tek devreye girmesi gerekmediğini düşünmektedir. Durum böyle iken, biyolojik olaylarda, bir çok aksi kanıta rağmen, işlerin sürekli mucizelerle yürüdüğünü varsaymaktadırlar. Fizik ve kimya için doğru olanın biyoloji için de doğru kabul edilmemesinin mantıksal olarak çok tutarlı olmadığını düşünüyorum. Nasıl fizik ve kimya kanunları varsa, biyoloji için de evrim teorisi kanun gibi kabul edilebilir ve bu durum, bence, kendi mantığına göre, doğa kanunlarını Tanrı’nın koyduğunu kabul eden bir teist için hiçbir sorun oluşturmaz. Herhangi bir bilim dalında dünya tarihi boyunca saptanan olguların 150 milyon mucize gerektirdiğini iddia etmek absürtlüğün en uç noktasıdır.
Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 17385, bugün ise 5 kez görüntülenmiştir.
Kişisel polemik istemeyen insanların “edep yoksunluğu” gibi ağır ithamlardan kaçınması gerekir. Asimetrik olarak hakaretamiz üslup kullanıp da karşıdaki kişiyi polemik istemekle suçlamanız yersizdir. Yorumunuzun diğer kısmı ise yazılanları tam okumadan fikir sahibi olduğunuza ilişkin görüşümü destekliyor. Vakit kısıtlaması benim için de geçerli, ancak haksız ve yanlış olduğunu düşündüğüm yorumlara cevap verecek zamanı yaratmaya çalışıyorum.
evet evet anlıyorum ;)
@rush
dogrudur cevaplanmadigini dusundugum noktalar mevcuttur. ancak Sn. amator filozof tartistigimiz bazi konularda elinde yeterli bilgi bulunmadigini, arastiracagini belirtmisti ayrica sitede sadece ikimiz karsilikli yorum yapmaya baslamistik.
o yuzden biraz ara verdik. musait bir zamanda ben cevaplanmadigini dusundugum noktalari bir liste yapip kendisinden veya diger yorumcularimizdan cevaplarini rica edecegim.
sene sonu isler oldukca yogun, ilk firsatta umarim.
sahsiniza ve amator filozofa ve diger yorumculara
saygilar, selamlar.
MUCİZE
arkadaşlar son zamanlarda yeryüzünün bir mucize olduğunu,yaşanan olayların birer mucize olduğunu düşünmeye başladım.hatta bu mucizelerin dewam ettiğini de düşünmüyor değilim.
yaratılış,yeryüzündeki canlı çeşitliliğini bana göre açıklayamıyor.bunun için bir mucize gerekli.evrim teorisi de bir çok şeyi açıklayamıyor.
canlılar,hayvan ve bitkilerin dışındaki cansız maddelerinde bir bilinci olduğunu düşünüyorum.hani şu suya “seni seviyorum” diyen japon vardı ya.o bana bu konuda ilham kaynağı oldu.suya yansıyan sevginin şekli kar tanelerinin şekline çok benziyor.buradan gökyüzünün bir sevgi bazende kızgınlık ifade ettiğini düşünebiliriz.gökyüzünün bir bilinci mi var.yoksa yeryüzünde yaşadıklarımız birer mucizemi…?
mucize deyince biraz kastı tabii.bende epey kasılıyorum son zamanlarda.ha bire ewrim konuşup duruyoruz.mucize konusunda fikri olan war mı?
halen kafamı sinir bozucu bir şekilde kurcalayan bir kaç konu.
1,yeryüzündeki mucize
2,kader
3,ruh we bilincin ilşkisi
4,tanrı’nın warolup olmaması.
bütün düşüncelerim bir Tanrı’nın warolması ğerektiği noktasına çıksada bir Tanrı’nın warolmayabileceği seçeneği bir köşede her zaman duruyor aklımda.Tanrı warsa bile herkesin hayal ettiği surette kendisine ğörünecektir.öteki dünyada her tolum kendi hayalini yaşayacak.bir arkadaşımın dediği ğibi wikinğler cennete ğittiklerinde sürekli domuz awlayıp yiyecekler.onların cennetide öyle bir yer.
ewet arkadaşlar,bilim,felsefe sitesindeyiz.bırakın ewrimi felanda biraz ,dünyayı,kendimizi anlamaya çalışalım.
bir korkumda kafamda bazı soruların cewabını bulamadan ölecek olmam.
Biraz iyimser bir düşünceyle, farklı görüş ve inanç sahiplerinin, mucize konusunda bir “asgari müşterek” noktada anlaşabileceğini düşünürüm. Bu ortak nokta, doğa kanunlarına aykırı olarak oluşan mucizelerin gerçekleşmediğinin kabulüdür. Ateist, agnostik ve deistler için bu zaten doğrudur. Teistler ve dindarlar için sorun oluşturabilir, ancak bu kesimler de -bence- doğa kanunlarının ortaya çıkmasının Tanrı’ nın esas mucizesi olduğunu, Tanrı’ nın evrenin işleyişini ayrıca mucizelere gerek bırakmadan ayarladığını kabul ederlerse, çok daha gerçekçi, çağdaş bilimle çelişmeyen, mantıklı bir sentez oluşturabilirler.
şöyleki,ewreni ayrı üzerinde yaşadığımız dünya’yı ayrı düşüneceğiz.gözlemlediğimiz ewrende bütün cisimler belli kanunlar çercevesinde hareket ediyorlar.şekilleri,biçimleri oluşumları aşağı yukarı aynı.farklı olan dünyamız.dünyamız gözlemlediğimiz evrende bir mucizedir.olmaması ğereken şeyler war üzerinde.bir marsa,bir jüpitere benzemeli.
dünyamız farklı olmakla kalmıyor,bu kadar küçük bir yapı içerisinde akıllara durgunluk verecek canlı sistemleri mewcut we bir arada yaşıyor.bu çok SAÇMA.EWRENDE BİZİMKİSİ ĞİBİ BİR GÖK CİSMİNİN OMASI TAM BİR SAÇMALIK.mantıki olarak.
işte bu yüzden dünyamız bir mücize olmalı.
“doğa kanunlarının ortaya çıkmasının Tanrı’ nın esas mucizesi olduğunu, Tanrı’ nın evrenin işleyişini ayrıca mucizelere gerek bırakmadan ayarladığını kabul ederlerse” -amator filozof
sizden sadece bu alintiyi yaptim asagidaki yorumlarim tamamen bu alinti ve sahsiniz ile alakali degildir. genele hitaben yazacagim.
yorumlarimdan birinde ben de bu savinizi dile getirmistim. ilk baslangictan sonra her seyin bir plan ve tasarim dahilinde dogal olarak meydana gelmesi ihtimali gercek bir MUCIZEDIR demistim. Yasamda her sey o kadar intizamli, tikir tikir calisiyor ki bunlarin bu sekilde dogal olarak ortaya cikmasi tipki milyonlarca domino tasinin arka arkaya dizilip en sonda gidip bir olaya neden olmasi gibi bir tasarlayici gerektirir.
hayatin dogalligi dahi mucizevi yonuyle bir ustaya isaret eder bence. Ama bu dogalliktan en bastaki plan ve tasarimi dolayisiyla ustayi kaldirirsaniz herseyin tesadufen arka arkaya gerceklesip meydana gelmis olmasi bence bilimsel olarak da ispatlanamaz. (simdiye kadar ispatlanamadi bundan sonra ne olur gorecegiz)
burda yanlis anlama olmasin bunun mumkun oldugunu iddia edebilir, gostermeye calisabilirsiniz ama elimizde herseyin tesadufen meydana geldigine dair hic bir sinanabilir kanit yoktur.
saray varsa sarayi yaptiran veya yapan vardir. saray otesi bu kainatin yapani veya yaptirani olmamasi akla hic uygun degil. bu Tanri veya degil biri veya birileri mutlaka olmali.
burada o kadar evrimle ilgili tartistik, tartismalarin ittigi cok sayida evrim makalesi okudum ama bir ustaya olan inancim daha da pekisti. Neden mi?
1- evrim teorileri nispeten haktir, hayattaki cesitlilik evrimden kaynaklanmaktadir. Ancak bu teorinin yanlis taraflari da vardir fakat ideolojik yaklasim nedeniyle dogru olduklari yonunde empoze soz konusudur.
2- evrimin yanlislari elestirildiginde muhataplariniz bilimsel kanit isterler ancak evrimin de bu yanlislar konusunda varsayimlardan baska elinde kanit bulunmamaktadir. (orn: insanin maymunumsu ortak atadan gelmesi; bu konuda sinanabilir hic bir kanit olmamasina ragmen farkli sekilde aciklanabilecek bulgular surekli bu onermeye yontulmaktadir.)
3- simdiye kadar kesfettiklerimizin nasil ortaya ciktiklarina dair gecerli kanitlanmis hic bir bulgumuz yoktur (miller deneyi vb. kesin kanitlar sunmamaktadir) bundan sonra da olabilecegi mechuldur.
4- din ve yaratici insanlik kendini bildiginden beridir vardir, hic bir yalan bu kadar uzun sure yasayamaz.
5- dinlerin simdiye kadar cikmis olan ve bildirildigi uzere cikmakta olan yuzlerce kehanetleri vardir. Gelecegi bilmeyen bir sey, biri bunlari kesinlikle bildiremezdi.
6- onbinlerce sahit tarafindan aktarilarak gunumuze kadar gelmis peygamber mucizeleri mevcuttur, arkasinda ilahi bir guc yoksa bir insanin mucizeler sergilemesi mumkun degildir.
7- her gun o kadar cok kesif yapiliyor ki bazen bilim bu olay nasil oluyor henuz kesfedilemedi diye itiraf durumunda kaliyor.
neyse fazla uzatmayalim.
2012 filmini seyrettim gecen. yer kabugunun yer degistirmesi halinde basimiza gelecekleri anlatiyor. samanyolu merkezi, gunes ve gezegenler ayni hizaya geleceginden muhtemelen 2012 felaketlerle gececekktir ama umarim filmdeki kadar kotu olmaz.
selamlar. saygilar.
tsk.
“din ve yaratici insanlik kendini bildiginden beridir vardir, hic bir yalan bu kadar uzun sure yasayamaz.”
sabitelere bakmalıyız.inanç değişmez.umut değişmez.sevgi değişmez.yaratıcılık değişmez.hayalgücü değişmez.insanı nereye götürürseniz,hangi ortamda bırakırsanız bırakın ayrıcalıklı özellikleri değişmez.
evren önceden planlanmış,varlık süreci belli kanunlara bağlanmıştır,Tanrı tarafında.tümden bakarsanız evrenin temel bir işleyiş kanunu var.bir noktadan bakarsanız evrene mesela Dünya’dan,evrenin sürekli bir değişim halinde olduğunu görürsünüz ve aslında kanun yoktur,değişim süreci vardır dersiniz.
bütün bunlara bakın,kısmen Dünya’da evrenin genel kanunlarına uygun hareket eder.sürekli değişimle yine bir kanunun olmadığı izlenimi uyandırır.ancak,Dünya bütün bunların yanında farklıdır.ben bu farka mucize diyorum.bizler,üzerinde bulunan canlılık.
Dünya,Tanrı’nın müdahalesine maruz kalmış,sıradan bir gök cismiydi çooooook önceden.Hayat,yeryüzü,bu müdahalenin sonucunda bir mucizeye dönüşmüştür.bahçenize çıkın,ve toprağa bakın,heryerden canlılık fışkırıyor.bu canlılık bütün yeryüzünü kuşatıyor.torağın içinde mikro bitki programları kaynıyor.rüzgarlarla bu programcıklar oradan oraya taşınıyor.uygun şartlarda bu programlar çalışmaya başlıyor.çok güzel bir mekanizma,anlamaya çalışın…
selamlar…
Öncelikle çok teşekkür ederim. Görüşlerimin tamamına yakınının mantıklı açıklamasının yapıldığı nadir yazılardan. Pek çok makale ve yazıda ‘evrim varsa tanrı, tanrı varsa evrim yoktur’ odaklı bir yaklaşım var.. Teist düşüncenin yobaz bilimden anlamaz gerçekleri kabul etmez bir tutumu olduğunu iddia eden dahi arkadaşlar yok denecek kadar az delille, varsayımlardan yola çıkarak, yanlışlarıyla beraber evrim teorisini savunmakta. Tanrı’ nın canlıları evrim geçirecek şekilde yaratıp evreni de buna göre dizayn etmiş olma olasılığını hesaplayıp,, bunu evrim teorisini anlatan şu meşhur resimlerle çürütmeye çalışıyorlar. Yazıda sunulan 3 seçenek düşük te olsa olasıdır, mümkündür. Mantıklı olan 3′tür. Buraya kadar bir yanlış yok. Ancak bunda Tanrının varlığını yanlışlayan bir durum da yok. Tam aksine benim gibi İslam ve Modern bilim arasındaki bağıntının formulünü yazmaya çalışanlar için çok sağlam bir malzeme teşkil etmekte.
Benim bu yazıda belirtilenlerden farklı görüşlerimde var elbette. Evrim teorisine
şüpheli bakıyorum. Yoktur diyemiyorum. Çünkü halen tam bir gerçeklik durumu söz konusu değilken evrim teorisine şüpheyle bakmak dinimi ve inançlarımı sorgulamaktan başka bir şey değil ve gayet normal. Kuran’da zaten evrim teorisinin aksini iddia eden -Varlığını işaret eden ayetlerin olmadığı gibi- bir ayette yok. Asgari müşterek noktanın belirlenmesi ve bu konuların açıklığa kavuşmasını biz teistler de çok isteriz. Yorumlarda da ağırlıklı olarak bahsedildiği üzere: Tanrı her şeyi mükemmel yaratmıştır. Her şey birbiri ardına onun koyduğu biyoloji kimya ve fizik kuralları çerçevesinde gelişmektedir. Tüm canlı üremeleri, (varsa) evrim, doğa olayları, felaketler gibi.. Tanrı’nın varlığının en büyük ispatı, aksinin ispatlanamayacak olmasıdır. Ayrıca izafiyet teorisi (Einstein de ateistti gerçi ama ::)) ve Kuran’da ve islamda ki yeri hakkında bir yazı hazırlıyorum. Bu aşamada bir çok mucizeyle karşılaştım. Bu da benim inancımın izafiyet teorisi çürütülmeden yanlışlanamayacağını kanıtladı. Kısaca özetlersek 1.Metafizik ortam, 2.Big Bang, 3.doğal yaşam, 4.Big Crunch, 5.Metafizik ortam.. Herşey O’na dönecek bir gün dedirtti bana..
Tekrar teşekkür ederim. Hem objektif hem de mantıklı yaklaşımınız için..
VAR OLUŞUN İNSANA YÜKLEDİĞİ SORUMLULUK NEDİR? Bu aslında, böyle bir hengamenin ortasında ve bu denli kısacık bir dünya hayatı için insanın cevaplaması gereken en önemli sorudur. Daha birkaç on yıl öncesine kadar olmayan BEN, birkaç on yıl sonra da olmayacaksam şu anki varlığımın anlamı nedir? Evrim, beynimi kemiren bu soruya nasıl bir cevap veriyor? Canlılığın başlangıcının birtakım inorganik (cansız) maddelerin herhangi bir şekilde bir araya gelmesiyle organik bileşiklerin oluşumu ve bundan da herhangi bir şekilde hayatın tezahürü şeklindeki bir açıklama ruhumda esen fırtınalara cevap mıdır? Ruh nedir? “Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” ifadesi buna bir cevap mıdır? Hem bütün bunlara ben mi cevap bulmak zorundayım? Bir hayvan ya da bitki de benzer bir soruyu soruyor mu? Kendi irade ve isteğimin dışında gerçekleşen VAR oluşumun ardındaki sır nedir? Duygusal ve zihinsel çırpınışlarıma verilecek hangi cevap içimde tatmin olma coşkusunun ürpertisine bir yankı olacak? Ama böyle bir soruya gerek duymuyorsam eğer ve böyle bir çatışmanın da içinde değilsem , evrim olsa ne yazar olmasa ne yazar?
Salt bilimsel anlamıyla evrim teorisi, varoluşumuzun anlamının ne olduğu, ya da bir anlamı olup olmadığı sorusuna yanıt verme iddiasında değildir. Bilim olayların “niçin” olduğuna değil “nasıl” olduğuna cevap arar. Dolayısıyla “Varoluşun anlamı nedir?” gibi ucu açık bir soruya evrim teorisi cevap vermiyor denilerek bu teorinin yanlışlanması mümkün değildir. Öte yandan bilimsel anlamıyla evrim teorisini benimseyen kişilerin, felsefi anlamda materyalist olması da zorunlu değildir. Hem Tanrı’ ya inanıp hem de evrim teorisini benimsemek mümkündür. Burada önemli olan nokta evrimin anlık yaratılış varsayımını çürütmesidir. Teizmi benimseyen, aynı zamanda bilimsel verilere de saygısı olan bir kişinin evrimi Tanrı’ nın canlıları yaratma mekanizması olarak kabulünde mantıksal olarak hiç bir zorluk olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun kabul edilememesi, o kişinin bilimsel verilere gözünü kapatması sonucunu doğurur.