BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Tevrat, İncil, Kuran (Mete Tunç)

Açıklama: Aşağıdaki yazıyı, Kuran’ı (ki onu dindarken sadece parça parça okumuş, birkaç kez bütününü okumaya çaba göstermiş ama başaramamıştım), Yeni ve Eski Ahitler’i, ilk kez, baştan sonra birer defa okunduktan sonra kaleme almıştım. O sırada hala sorgulama dönemimdeydim (ve din karşıtı tek kitap okumamıştım). Bu yüzden bazı ifadeler naif görünebilir; fakat dip notlara bakıldığında “gelişim çizgim” tespit edilecektir.

Tevrat, İncil, Kuran: Tespitler, Yorumlar ve Teklifler

Bu makale bilimsel yöntem kullanılarak kaleme alınmış değildir; sadece tek tanrılı dinlerin üç ana/temel kitabı okunarak yapılan tespitlerden, yorumlardan ve bir takım tekliflerden ibarettir.

Tevrat (Eski Ahit)

(Yahudilerin iman ettikleri Tevrat ile Hıristiyanların inandıkları Eski Ahit (Antlaşma) arasında ne kadar fark olduğunu bilmiyorum. Özleri itibarıyla fazla değişiklik taşımadıklarını varsayıyorum.(1))

Musa’nın(2) M.Ö. 11-12. yüzyıllarda yaşadığını okumuştum. Ve Tevrat’ın yalnızca ona gönderilen ayetlerden müteşekkil olduğunu sanıyordum. Eski Ahit, M.Ö. 6-7. yüzyıllara ait olayları da içermekteymiş! Yani Musa öldükten sonra, halefi peygamberlere inen ayetleri de kapsıyormuş!
Bütün peygamberler ve olaylar Suriye-Mısır-Babil üçgeni içerisinde çıkmış ve yaşanmıştır.
Peygamberler çok insani tavırlar sergilemektedirler: İbrahim, kendine bir zarar gelecek endişesiyle, bir krala, karısını kardeşi olarak tanıtarak yalan söylemiş(3); Lut, iki kızı tarafından içki içirildikten sonra onlarla ensest ilişkide bulunmuş; Davut, kralın kendisini öldüreceğini öğrenince deli rolü oynamış ve kral olduktan sonra da bir kadınla zina yapmıştır!..
Tanrı (herhalde) insan suretinde Musa ile güreşmekte, melekler insan suretinde peygamberlerle görüşmektedir!
Sadece Musa’nın, asasını yere vurarak denizi/nehri ikiye yardığını bilirdim. Ancak bu mucize (en az) bir kere daha gerçekleşmiş; Davut da bir nehri ikiye yarmıştır!
Mısır’daki piramitlere, mumyalamaya vs. hiç değinilmemiş; Tanrı’nın Mısır’a verdiği 10 bela arasında “putperestliğin” en büyük anıtları piramitler yer almamıştır!..
Musa Tanrı’nın emirlerini almak üzere Tur dağına çıkar. 40 gün sonra döndüğünde, kardeşi Harun’a emanet ettiği kavmini buzağıya tapar halde bulur. Buzağının bir özelliği ses de çıkarabiliyor olmasıdır!
Vaat edilen topraklara gerçekleştirdikleri yolculuklarında, Yahudilere, (o zaman çadır olan) tapınaklarının üzerinde, gündüz bir bulut, gece de ışık saçan bir sütun yol göstermektedir.
Tapınak’ın nasıl inşa edileceği, içinde neler olacağı çok ayrıntılı izah edilmektedir.
İçinde 10 emrin yazıldığı levhaların ve Yahudilerin Tanrı ile yaptıkları antlaşma kayıtlarının bulunduğu “Antlaşma Sandığı” Tapınak’ta saklanır; fakat sık sık kaybolur, el değiştirir…
Tek tanrı inancı ve putperestliğin yan yana, iç içe yürüdüğüne dair emareler vardır; bir peygamberin karısı evinden ayrılırken putunu da yanına almaktadır!
Sunaklarda Tanrı’ya, “yakmalık sunu” ismi altında hayvanlar kurban edilmekte; bunlar yakılmakta ve eti yenmemektedir.
Sık sık sayım yapılmakta, Yahudi kabilelerinin nüfusları belirlenmektedir.
Savaşa katılan Yahudi erkeklerinin sayıları verilmekte; bu sayı 400.000’e kadar çıkabilmektedir!
Aynı zaman döneminde yüzlerce peygamberden söz edilmektedir. Kadın peygamberlerin de olduğu anlaşılmaktadır.
Putperestlerin, ilk doğan erkek çocuklarını tanrılarına kurban etme geleneği şiddetle kınanmaktadır.
Tanrı putperest kavimlerin şehirlerini işgal sırasında tek bir canlının (erkek, kadın, çocuk, hayvan) sağ bırakılmamasını emretmektedir!
Tanrı, Yahudilerin karşısındaki iki müttefik orduyu birbiriyle savaştırarak yok etmekte ve bir düşman orduyu da bir meleğini göndererek imha etmektedir!
Tanrı bazı olayları gerçekleştirmek için insanların iradelerine, beyinlere hükmetmektedir.
Tanrı’nın, Yahudileri, köle oldukları Mısır’dan çıkarışı, Babil’e sürgün etmesi vs. ana vurgulardandır; “İsrail’in Tanrı”sı ibaresi de sıklıkla tekrarlanır.
Yahudiler tek tanrı inancından sürekli dönmekte veya emirleri göz ardı etmektedir. Buna rağmen Tanrı, seçkin kıldığı bu halka karşı çok sabırlıdır, onları sevmektedir. Ama bazen, “Bıktım sizden!” diyecek kadar sinirlenmektedir! Hatta İsrail’in “kıskanç” Tanrısı onları, putperest inançları paylaştıkları için “fahişe” olarak nitelemektedir!
Yahudiler 10 emri yerine getirmedikleri, ahlaki zafiyete düştükleri için sert sözlerle eleştirilmektedir.
Bazı Yahudi din adamları “gerçek” olmayan “görümlerinden” dolayı kınanmaktadır.

İncil (Yeni Ahit)

İkisi iki havarinin, diğer ikisi havarilerin iki öğrencisinin ismiyle anılan dört İncil (Gospel) metnine ilaveten azizlerin mektupları vs. de Yeni Ahit kapsamındadır.
Dört metinde, küçük farklarla(4), temel ahlaki ilkeler, “Rab İsa”nın gerçekleştirdiği mucizeler, benzetmeler ve onun çarmıha gerilmesi süreci anlatılmaktadır.
Meryem “Kutsal Ruh”tan hamile kalmış ve Rab İsa’yı doğurmuştur. Rab İsa Tanrı’nın oğludur ve kendisi de Tanrı’dır! Böylece teslis-kutsal üçleme (Tanrı-Oğul-Kutsal Ruh) oluşmaktadır!(5)
Ölüleri dirilten, körleri görür kılan, felçlileri iyileştiren vs. Rab İsa’ya Yahudi egemenleri şiddetle karşı koymakta, halk korumamakta, bir havarisi de ihanet etmektedir; Mesih’in çarmıha gerilmesi bir program dahilinde, kendi arzusu ve bilgisi çerçevesinde, bir gaye uğruna gerçekleşmektedir…

Kuran

Yahudilerin “seçilmiş bir halk” olduğunu (Meallerde, parantez içinde “bir zamanlar” ifadesi yer alsa da) Kuran da belirtmektedir.
Pek çok surede giriş ayetlerinden sonra Musa’ya atıfta bulunulmaktadır.
Aynı kıssalar defalarca tekrar edilmektedir.
Sureler ve dahi içerisindeki ayetler konu, tarih vs. sırasında değildir.
İsmi geçen peygamberlerin (herhalde) tamamı Yahudi’dir veya Arap ve Yahudilerin ortak atalarındandır!
İnsanların, Allah’a, Kuran’a inanmazlar, salih amel işlemezlerse, “sonsuz” cehennem azabı ile cezalandırılacakları kitap boyunca vurgulanmaktadır.
(Herhalde pek çok Müslüman’ın bilmediği bir husus olarak) Muhammed bile bazı davranışları nedeniyle eleştirilmekte, hatta cehennem azabı ile uyarılmaktadır!
Tanrı’nın, pek çok “sapık” kavmi ve şehirlerini, kendilerini Tanrı yoluna davet eden peygamberleri inkar etmeleri üzerine, peygamberler ve iman edenler ayrıldıktan sonra, tümüyle helak ettiği, bunların izlerinin görüldüğü belirtilmektedir.
Kuran sanki yalnızca Arapları ve özellikle Kureyş kabilesini muhatap olarak alıyor gibidir.
Kuran’ın büyük kısmında, (Müslümanların hicretinden sonra) Kureyş’in, daha önceki kavimler gibi Tanrı’nın gazabına uğrayacağına dair bir izlenim edinilmektedir. Nihayet bilahare, içlerindeki az sayıdaki inanan uğruna bu kabileye (topluca) azap edilmediği söylenmektedir.
Anlatılan olaylar Arap Yarımadası, Filistin, Suriye, Güney Doğu Anadolu, Mezopotamya ve Mısır ile sınırlıdır; bu bölgeler dışındaki halklar, inançları vs. hiç anılmamaktadır (Sadece, bir ayette geçen Bizans/ Doğu Roma-Pers savaşına dair “kehanet” istisnadır.).
Allah muharebede, müminlere düşmanlarını, karşıdakilere de Müslümanları daha kalabalık gösterebilmektedir!
Bazı müminler savaşa gitmekte isteksizdirler, bir bahaneyle gitmezler. Bunlar kınanır, şehitlik yüceltilir; şehitlerin ölümsüz oldukları ifade edilir.
Bir savaşta müminlerle birlikte 3000 melek de harp etmiştir!
Muhammed’in bir mucize göstermediği anlaşılmaktadır; ondan bunu isteyenlere, bizatihi Kuran’ın ve tabiat olaylarının birer mucize olduğu belirtilmektedir.
Bazı hükümler bilahare gelen ayetlerde ortadan kaldırılmıştır.
İslam anlayışındaki “Tevrat ve İncil değiştirilmiş” söylemine, inanışına rağmen, orijinal Tevrat ve İncil’de (nerelerde ve ne ölçüde) tahrif yapıldığı ifade edilmemektedir.
İnsanların ancak Tanrı’nın inayeti, istemesi ile hidayete, inanca ulaşabilecekleri belirtilmektedir!
Kuran’da da piramitlerden vs. bahsedilmemektedir!
Kuran’a göre de melekler insan suretinde görünebilmektedir!
Tanrı katında bir günün insanın saydığı ile (dünyadaki süre ile) binyıla tekabül ettiği ifade edilmektedir!
Meleklerin Tanrı katına, insanların saydığı ile 50 binyılda çıktığı belirtilmektedir!
Süleyman’ın emrinde cinler ve meleklerin de olduğu vurgulanmakta; bir meleğin (veya cinin) bir ülkenin kraliçesinin tahtını göz açılıp kapanmadan bu peygamberin huzuruna getirdiği söylenmektedir. Rüzgar da onun emrindedir; istediği yere çok kısa sürede ulaşabilmektedir!
Yusuf, gelecekte olacaklara ilişkin rüya tabiri yapmaktadır.
İsa hakkında bildirilenler, onun Tanrı’nın oğlu olmadığı ve çarmıha gerilmediği ile sınırlıdır.
Muhammed mescitte konuşma yaparken, bir kervanın gelmekte olduğu haberi üzerine, mescidin hemen hemen boşaldığı ifade edilmektedir.
Dörtten fazla kadınla evlenme izninin yalnızca Muhammed için verildiğini ve, bunun siyasi ve savaşlarda ölen sahabilerin (çoğul: sahabe, ashab/ashap); Muhammed’in yoldaşları) eşlerini korumak amacını güttüğünü okumuştum. Ancak, ilkinin (izin) Kuran’da zikredilmesine rağmen ikincisinin (gerekçe) belirtilmediği, hatta tersine bir örnekle, peygamberin bir kadını arzuladığını, onun eşinden ayrıldıktan sonra Muhammed ile evlendiği anlaşılmaktadır.
İnsana secde etmesini istediği Şeytan’ın bu emri reddetmesi üzerine Tanrı onu “Defol git!” diyerek huzurundan kovmuştur!

Tespitler, Yorumlar ve Teklifler

Bazı araştırmalara göre Tevrat M.Ö. 500’lü yıllarda yazılmıştır. Bu yorum, Tevrat’ta piramitlerin belirtilmemesini açıklamaktadır: Tevrat yazarları, o yüzyıllarda çöl kumları altında veya insan bilgisinden uzak kalmış piramitlerden, fresklerden, mumyalama olgusundan vs. habersizdirler.
Mısır yazıtlarında Yahudilerden, onların göçünden ve Yusuf ve Musa’dan hiç bahsedilmemektedir.
Tevrat’taki peygamberliğin anlamı, peygamberlerin görevi ile Kuran’dakiler örtüşmemektedir.
Yahudi ve Roma kaynaklarında İsa’nın yaşadığına, peygamberliğini ilan ettiğine dair kayıt bulunmamaktadır.
Kuran’ın hitap, üslup, yaklaşım, tutarlılık vb. açılardan Tevrat ve İncil ile kıyaslandığında tek tanrı inancının en ileri kutsal kitabı olduğu şüphesizdir. Bu hususta en önemli etmen, belki, değiştirildikleri inancı bir yana, ilkinden 1000-1500, ikincisinden 500-600 yıl sonra indirilmiş (yazılmış) olmasıdır.(6)
Kuran ayetlerinin iniş sırasına göre değil, Muhammed’in direktifleri doğrultusunda, ölümünden sonra sıralanıp kitap haline getirildiği iddia edilir (O tarihlerde kağıt veya yerini tutacak bir malzeme mevcuttu; Mekke ve Medine’de üretilmiyorsa tüccar Arap kavminin bunu alıp getirmediği veya getiriyorsa, Kuran’ın neden taşlara, hurma dallarına yazıldığı ve ayrıca, “kitap”a büyük değer veren, değiştirilemeyeceğini beyan eden bir dinin kutsal kitabının, akıllıca bir yaklaşımla, neden, peygamberi ölmeden ciltlenmediği, ancak onyıllar sonra bunun mümkün olabildiği de dikkate alınması gereken konulardır!). Bunun “hikmetini” okumadım, duymadım; veya duydum da ikna olmadım!.. Doğru hatırlıyorsam bir mealde ayetlerin geliş sırası da belirtiliyordu. Kuran’ı bir de nüzul sırasına göre okumak isterdim.(7)
Peygamberin ayak izi, hırkası vs. kutsal emanetler olarak yüzyıllardır korunabilmesine rağmen, Tanrı’dan gelir gelmez kaydedildiği söylenen ayetlerin yazılı olduğu hurma dalları korunamamıştır! İkinciler daha önemli değil midir?!
Şeytan’ın Allah’a itaatsizliği, herhalde Allah’ın bilgisi ve izni doğrultusunda vuku bulmuştur; o halde neden kovulmaktadır?!
Tevrat’ın daha çok dünyaya, İncil’in daha çok kıyamet öncesi döneme (Tanrı’nın krallığı) ve ahirete ve Kuran’ın ise hem dünya hem de ahirete yönelik mesajları olduğu intibaı edinilmektedir.
İncillerdeki Mesih İsa’nın insanlığı kurtarmak adına çarmıha gerilme “arzusu” pek “romantik” bir paradigmadır!
Kuran’ın son iki asırda ortaya çıkarılan bilimsel verileri bildirdiği görüşünün biraz zorlama olduğu izlenimi edinilmektedir.(8)
Özellikle İncil ve Kuran’da kıyametin çok yakın olduğu vurgulanmaktadır. Birisinin üzerinden 2000, diğerinin neredeyse 1500 yıl geçti! Hala çok yakın; sürekli, birkaç yıla kadar kopuyor!..
Üç kitapta da, özellikle İncil ve Kuran’da, ahlaklı yaşamanın, iyi-adil olmanın vb. önemi vurgulanmaktadır.
Tevrat ve Kuran’daki peygamber kıssalarında (tam olmasa da) benzerlik sözkonusudur.
Tanrı’nın tarifi konusunda İncil ile bir kırılma olduğu aşikardır… İncil(ler)’deki Tanrı’nın “üç boyutlu” tarifi anlaşılamamaktadır (Meşhur İznik Konsili’nden sonra, diğerleriyle birlikte, İsa’nın Tanrı’nın bir parçası değil, sadece peygamber olduğunu söyleyen İncillerin de tümüyle, kopyalarıyla birlikte yok edildiği bilinmektedir.(9) Kuran’da bu tarihi toplantıdan, sonuçlarından da bahsedilmez!).
Mecazi, sembolik vb. anlamı vardır dense de, Tanrı katında bir gün ve meleklerin Tanrı’ya ulaşma süreleri (bin ve elli binyıl) hakkındaki ayetler (yorumları) tekrar gözden geçirilmeli; Tanrı’nın (en azından “makamının”) evren sınırları dışında olma olasılığı dikkate alınmalıdır!(10)
Süleyman’ın “cinli” kıssasına iman eden Müslümanlar, bazı evliyaların “uçmalarını” ve kimi medyumların “cinlere sahip olmalarını” yadırgamamalıdır!
Kuran’a göre şehitler ölümsüzdür ve melekler harplere katılabilmektedir. Öyleyse, Müslümanların bir tarafı oluşturduğu savaşlarda, kimi Müslümanların, eski askerleri, alperenleri, evliyaları gördüklerini iddia etmeleri garip karşılanmamalıdır!(11)
Kuran’a göre yarın, gelecekte insanın başına ne geleceğini veya neler olacağını kimse bilemez! Ama Yusuf, firavunun rüyasını yorumlayarak gelecekte olanları bilmiştir. Bu özel durumdur, Tanrı’nın izniyledir, “hikmeti” gereği bir istisnadır, diye açıklama getirilebilir. Fakat bu husus, yani rüya tabiri yapmak ve yaptırmak gayet dindar kişiler tarafından dahi uygulanır olmuştur. Galiba Tanrı, peygamber, evliya vb. olmasa da “kalbi temiz” insanlara da geleceği rüya ile gösterebilmektedir. O halde ilk cümlenin hükmü ne olacaktır?!
Misyonerlerin Kutsal Kitap (Eski ve Yeni Ahit) dağıtmaları engellenmemeli, tersine teşvik edilmelidir! Her Müslüman/Müslüman kökenli ailenin evinde bir de Kutsal Kitap olmalıdır. Müslüman olduklarını iddia edenlerin veya ortada olanların Kutsal Kitabı okuyarak din değiştirmeleri mümkün değildir; olsa olsa dinsiz olurlar!..
(Sayfa düzenine bağlı olarak) Tevrat 1200-1500; dört İncil (Gospel) ortalama 75’er sayfa olmak üzere, tüm İncil metni 500-600; Kuran vasati 600 sayfalık kitaplardır. Tevrat’ta aşırı ayrıntı, İncil’de dört farklı İncil ve uzun mektuplar, Kuran’da ise çok tekrar vardır. Bunların (tekrarsız, teferruatsız özünün), birkaç yüz sayfalık salt metin olarak sunulup, sonra nesnel olarak ve bir bütün halinde değerlendirileceği bilimsel, akademik kitapların yazılması yararlı olacaktır.(12)

Sonuç

Kainatın ve “sonsuz” evrende sadece dünyada olsa bile biyolojik hayatın, rastlantıyla, “bir dış müdahale” ve program olmaksızın meydana gelebileceğini ve sürebileceğini pek ihtimal dahilinde görmüyorum.(13) Buna karşılık, teolojisi, ortaya çıkışlarından yıllar, onyıllar, yüzyıllar sonra, ayetlere yeni anlamlar yüklenerek, hadiseler “zenginleştirilerek” vs. geliştirilen “Ortadoğu merkezli”(14) üç tek tanrılı dinin ana kitaplarının insan(lar)/tarih/arkeoloji/sosyoloji vb.- evren /tabiat/ biyoloji/ genetik/ astronomi vb.-Tanrı ilişkisini/ilişkilerini, örgüsünü, (en azından tarihsel ve mevcut yorumlarıyla) tam olarak izah ettiğine de kani değilim…

Anlamaya, araştırmaya devam ediyorum, edeceğim. Şu anda ne ateist, ne Müslüman ne de başka bir şeyim. Bundan, çoğu insanın hissedeceği ve hissedileceğini iddia ettiği türden (en küçük) bir rahatsızlık duymuyorum.

(1) Yahudiler, Hıristiyanların Eski Ahit diye isimlendirdikleri kitaba Tanah diyorlarmış. Aralarında başlıca farklar, (kitapların/bölümlerin(39)) isimlendirilmeleri, sıralanışları ve yorumlanışları imiş. Tora (Türkçe’de Tevrat), Tanah’ın/Eski Ahit’in Moşe’ye (Türkçe’de Musa) indiğine inanılan ilk 5 kitabına/bölüme verilen isimmiş (http://tr.wikipedia.org/wiki/Eski_Ahit). Yalnız şunu da belirtmeliyim ki, elimdeki, Kitabı Mukaddes Şirketi’nin yayımladığı Kutsal Kitap’ta Eski Antlaşma’nın Tevrat ve Zebur diye açıldığı/nitelendiği görülüyor.

(2) Yazıda peygamberler Kuran’daki isimleriyle anılmıştır.

(3) İbrahim “bu işi” bir başka krala daha yapar!.. Kuran ayetleri Tevrat’takilere paraleldir. “İlahi” kitapların içler acısı halini sergileyen bir konudur İbrahim’in hikayesi. “Masal” hakkında, kitaplarda ve internet sitelerinde yeterince açıklama olduğu için burada not düşmekle yetiniyorum.

(4) Farklar için, Hıristiyanların, “değişik açılardan bakılıyor ve birbirini tamamlıyor” diye özetlenecek savunmalarının yeterli olmadığını, bilahare başka kaynakları okuduğumda anladım. Bunlar kitaplarda ve internet sitelerinde teferruatı ile yer bulmaktadır.

(5) 4 gospel okunduğunda dikkat çekici bir husus da, diğer üç gospelde “Tanrı-Oğul-Kutsal Ruh” üçlüsü kullanılmışken, Yuhanna gospelinde Kutsal Ruh yerine “Söz”ün kullanılmasıdır… “Teslis” için bkz. www.dunyadinleri.com/hiristiyanlik.html

(6) İlk okuyuşlarda böyle bir izlenim edinebilir Müslümanlar veya Müslüman kökenliler; çünkü İslami paradigmalar ile işlenmiştir beyinleri. Bu paradigmalardan bağımsız okunduğunda, Kuran’daki “Tanrı” kavramının (hala) çok ilkel olduğu (ki doğaldır, zira dönem 7. yüzyıldır) anlaşılmaktadır. Bugün, yukarıdaki görüşümü, “ne… ne… ne de…” ile değiştiriyorum!

(7) Ayetler inmeye devam ediyordu, savunması çürüktür; çünkü bu cevaba karşılık başka sualler sorulur!.. www.diyanet.gov.tr adresinde Kuran “iniş sırasına göre” de verilmiş (Ayrıca piyasada bu formatta bir meal de görüyorum.). Güya iniş sırasına göre Kuran’ın, “Allah’ın hikmeti” olan bugünkü halinden hiçbir farkı yoktur: Yine düzensizdir, vs, vs!

(8) Bu ilk intibadır. Sonraki aylardaki tefekkürlerimin, muhakemelerimin ve okumalarımın sonucunda “biraz” nitelemesinin fazla olduğu görüyorum.

(9) Birkaç Hıristiyan kaynakta (internet sitesi ve kitap) MS 325’te “yüzlerce İncil’in 4’e indirilmesi”nin sözkonusu olmadığı, zira o tarihe kadar İncil’in çoktan tespit edildiği ve böyle bir şey olmasının mantık dışı olduğu, zira denildiği gibi yüzlerce farklı İncil bulunsaydı, bunların imhasının mümkün olamayacağı ve İznik Konsili’nde yapılanın İsa’nın Tanrılığının teyidi olduğu yazıyor.

(10) Bu minvalde bir yazım vardır.

(11) I. Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda halkı cepheye gönderebilmek ve cephede tutmak için dini duyguların alabildiğine kullanıldığı malumdur. TV’de, biri, dini telkinler sebebiyle cephede, askerlerin sanrı gördüklerini söylemişti. İlginçtir, KKTC eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da, 1974 Harekatı sırasında “evliyalı” anıları vardır. Barış ortamında, “laik Müslümanların” bu tür hikayeleri adeta “irtica” diye nitelemeleri bilgisizliklerinin ve ikilemlerinin bir başka göstergesidir.

(12) Bilahare çok sayıda kitap okumama rağmen, bu özde bir kitaba rastlamadım!

(13) Bu cümleyle, yazıyı kaleme aldığım sıralarda “Deizm”e daha yakın olduğum anlaşılıyor. Bugün; yaratıcı, düzenleyici, az veya çok derecede müdahale edici ve kıyamet koparıcı bir Tanrı tasavvurunun “sadece”, “Ortadoğu” denilen coğrafyada doğduğunu ve bilahare yayıldığını (Ama hiçbir zaman, dünyaya tümüyle yayılmamış ve yayılmayacaktır.) bildiğimden dolayı, en azından o kültürün (teist tanrı inanışının) etkisindeki bir deizme uzağım.

(14) Bazı terimleri kimi insanlar birbirinden habersiz kullanabiliyor. Yazılarımda geçen “Ortadoğu merkezli” terimini, Erdoğan Aydın’ın 90’lara doğru yazdığı (Sonraki baskılarında genişletmiş.) “Kuran ve Din, İslam Gerçeği-1” kitabında kullandığını gördüm. Yukarıdaki yazıyı E. Aydın’ın kitaplarını okumadan, takriben iki yıl önce kaleme almıştım.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 29455, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

77 Comments

  1. gürhan diyor ki:

    ne kadar cahilsiniz kuran ilahi bir kitaptır inkar edenahmaktır. ve kuranakendi aklıyla mana veren kurandaki deyimleri mecaazi anlamları ve akıl ötesi anlatımları kendi akılsız kafasıyla yorumlayan işte senin gibi inkarcı olur cehennemde yanar bende sana incilde ve tevratta olan örnekleri sayayım.

    1 -allahı asla adıyla cagırmazlar hiçbirincil ve tevratta adı yoktur allahın. got put tanrı dio teo teos derler. rabbinadı allahtır. ibranice inen tevratta “elif, lamet, het” harfleriyle yazılır. ellah diye okunur. kuranda “elif , lam, he” ibranice tevrat vearapça kuran tanrı diye cagırdıgınız yüce rabbimizin ben allahım bana ibadet edin. başka isimlere ibadet etmeyin diyor. hz isa ibranice konuşur. incil neden yunancadır.

    2 – “hmd” kelimesi tevratta ahmed diye okunur. ibranicede sessiz harf yoktur. arapça kardeş dildir. hmd ahmeddir. mhmd muhammeddir. haggay 2 – 7. ahmed gelecek bütün ulusları (inanaçları.) sarsacak der incil.ben de kabeyi görkemle doldurucam der rabbimiz. incilde muhammed keliesi ibranice orjinal dilde muhammed niye baska dillere tercüme ederken sevgili en kıymetli , şey herşey, panta: ahmed kelimesi niye arzulanan degerli eşya, degerli, gibi kelimelerle tercüme edilip carpıtılır.

    3- senin yaptıgın gibiincilde bu ysaıyor su yazıyor böyle demiş şöyle demiş dersem içindeki çelişkilerin içinden çıkamazsın hiç birine mantıklı bir cevap veremezsin. son peygamber hz muhammeddir.. yamulan tevratı düzeltmeye hz isa geldi. yahudiler öldürmeye calıştı tabi allahın kudretiyle basaramadılar kendi amlarını astılar. bununüzerine sllah hz muhammmedi gönderdi. onu taa ezelde takdir etmişti. yani karar vermişti. bugun onun ve ona ınananlarn kıymeti cennetin kıymeti bilinsin diye senin gibi cehennemlik imansız kafirlerin imsansız olmasınıda allahu teala hiçbirşeyi yaratmadan önce kararlaaştırdı. ne yaparsan kendine yaparsın iman gel. maymundan gelmedik allahıngönderdiği kitaplarbu kadar senin kendi akllınla mama verebilecegin kadar basit degil.

  2. gurvar diyor ki:

    bence he rk es dusune bılme ozgurlugune sahbıtr rabımız bıze ozgur dunsce yetneıle yaratmıstır ve bunalrı olacagının bılmıstır ve ınsanlar neden sorsuyla ılk baslangıcla balamsıtır zaten bılmek ornemek yanlımak hısetmek olgularaı ınsan ogluna verlımıs yada olmus bır ozluktır her ınsan ıstedıgının yazabılme ozlene ve ozgurlulge sahıb olması gerkırıkı dagru yada yanlıs ıyı yaeda kotu seylerı bunlar her zman bu sekılde ortaya cıkar

  3. gurvar diyor ki:

    nasıl neden kelımelrı her zman ınsan oglunun ortısı olmus ılk ınsan nasıl neden kelımlerıye baslamstır ve bu dunayamız ıyı yada kotu de olsa bız but culugu yada tor mantıgının uzerımıden atık aydınlamıs bır dunya ıcn fıkırlerınınzı yazın baylasalım tartıslaım ve orenelım hayata bız dınc tutan zevek veren tek sey muamadır

  4. ahmet gökcan diyor ki:

    her üç dindede doğru şeyler yazar insan için faydalı şeylerdir bunlar dinsiz olucağınıza yanlış bile olsa birini benimseyin bence bunda dinsiz olmaktan daha fazla fayda vardır kardeşler!

  5. ahmet gökcan diyor ki:

    siz ler ibadet etmekten üşenen kişiler kendi düşüncelerinizin doğruluğunu kanıtlamak için araştırmalar yapıyorsunuz bir müslümanda oradan çıkar tabi bu klasik hareketler diğer dini yalanlamak içindir sanki o çok müslüman diğer içok iii bir hristiyan biride çok ii yahudi birbirinize taş atıp durursunuz.insan nerede doğarsa oranın dinini benimser yalan veya doğru…bazen insan için doğruları bulmak zordur ama bir doğru vardır bu da her dinin tek doğrusudur yani insan olmaktır hayvan değil…(insan bir hayvandır ama düşünen bir hayvandır!)

  6. gurhan özcan diyor ki:

    kardeşler size gercek söylüyorum din allah ın çizdiği yoldur. başka yollar dinsizliktir. sahte dinden din olmaz. yahudiler hz İsa nın onca mucizesine rağmen onu kabul etmeyerek ALLAH’a asi oldular. onu carmıh’A gerip öldürmeye ortadan kaldırmaya calıştılarsada basaramadılar. çünkü astıkları adam İSA’ya benzetilen başka biriydi. belkide hz. İsaya ihanet ettiği iddia edilen kişiydi o. Allah bir ceza olarak onu isaya benzetip cezalandırdı belki. ALLAH’ ın herseye gücü yeter. yaratmaya ve yarattıklarını istediği gibi yönetmeye değiştirmeye. rüzgarada hükmeder, istediğini istediği gibi göstermeye. istediğini doğru yola iletmeye. bir meleği insan suretinde göstermeye, incil akıl almaz batıl inançlarla dolu bir kitaptır. kuran ise tertemiz dir herşey akla uygundur ama bozuk akıllar ayetlere yanlış mana vererek tam açıklamasını degılde basit tercümelerini okuyarak yanlış anlamalara neden oluyor. tavsiyem islam hukuku nu ilmihal kitamlarından ögrenin. önce hz Muhammed’in (SAV) hayatını okuyun sağlam bir kitaptan bu dini getireni TANIYIN. ALLAH KATINDA DİN İSLAMDIR. BOZUK YOLLARA SAPMAYIN. HRİSTİYANLARIN İÇİNDE BULUNDUGU HAL HZ İSSAYA İNANMAYAN YAHUDİLE GİBİDİR. HZ MUHAMMEDİN DE MUCİZELERİ COKTUR. YOKTUR DİYENLER YALAN SÖYLÜYORLAR. ARAŞTIRIN.

  7. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Tunç bu yazınızdada madalyonun sadece bir yüzünü yorumlamışsınız.Diğer yüzünüde ben yorumlayayım.Kuranda sosyal yardımlaşma vardır.Et yiyemeyen milyonlarca asgari ücretli ve işsiz Kuranın kurban kes hükmüne göre yılda bir kez et yerler.Ana ve babaya saygı ve sevgi vardır.En önemliside tüm insanlığı sömüren faizi yasaklama vardır.İnanlara dürüst olmaları emredilmiştir.Bunlara yazılarınızda yer vermezseniz Kuranı tam anlamıyla değerlendirmiş olmazsınız.Sizin anlayamadığınız Kuran ayetlerinin hepsinin mantıklı bir açıklaması vardır.Bir eklemede ben yapayım.Kuranda madde nakli vardır.Saba melikesi Belkısın tahtı bir anda Hz Süleymanın yanında belirir.Şimdi bu olmaz diyebilirmiyiz?Aynı zamanda Hz Süleyman rüzgarı kullanarak uzak mesafelere gidebilmektedir.Şimdi insanlarda rüzgarı uçakla kontrol ederek uzak mesafelere gidebiliyor.Önemli olan Kuran hakkında doğru mantık yürütebilmektir.Saygılarımla

  8. metafizik19 diyor ki:

    Ferda kardeş: ^^Bir eklemede ben yapayım^^ yazana kadar olan bölüm iyi ve Kuranın olan ve başka yüzünü gösteriyorsunuz. fakat örneğiniz yalnış mealler sonucudur. Mesela Kuranda kesinlikle Belkıs ismi geçmez. Ayrıca o ayette geçen _”gözünü açıp kapatana kadar getiririm ” sözü yine yanlış çeviridir.
    ^^Gözün sana dönesiye kadar^^ dır. Yani Sen Bu melike olayını yatıp kalkıp düşünüyor . gözün başka bir şey görmüyor. Bu olay gündeminden düşmeden ben sana getiririm diyor.
    Şimdi madde nakli yani ^^ışınlama olduğunu söylediniz ya^^
    Melike başka uzak bir ülkededir. Onu ışınlama cihazına kim getirecek?
    Düşman bir ülke ve onun Kralı yerinde olan oranın yöneticisi Melikeyi bir yabancı ülkedeki bir insan Işınlama cihazına zorla nasıl getirebilir. Işınlama işide olsa göz açıp kapamadan çok çok fazla vakit alacaktır.
    Kuran tarih vermez yada gün saat vermez örneğin Meryem suresinin 10. ayetinde Zekeriya’ya bir oğul müjdelenir. hemen 12. ayette
    ise oğlu yahyaya kitap ve hikmet verdiğini söyler. Bir geçen ayette aslında aradan 20 seneye yakın zaman geçmiş. Zekeriyanın hanımı doğurmuş. yahya konmuş adı ve sonra yahyanın büyümesi erişkinliği atlanıp peygamberliği anlatılmaktadır. Yani geçen zaman ve detaylar çok kere anlatılmaz ve Meallerin yanlışıda bu yüzden olur.
    Hz. süleyman olayındada savaşa gidilmiş yıllarca savaşılmış ve iki koskoca devletin savaşını düşünsenize eski yıllarda. Süleymanın ordusu Melikenin ülkesini yenmiş ve oranın Tahtı yanına getirilmiştir. Arada geçen zaman ve detay yazılmamış sadece işin özü anlatılmıştır.
    Meallerin en çok hata (bilmeden) hata yaptığı ayetler bu surededir.
    karıncalar konuşur….. Kuşlar konuşur….. hüdhüd adlı bir kuş Filistinden yemene kadar Kil tabletlerden mektubu götürür. Güvercin kadar bir kuş tan bahsediyoruz. vede din konularındada bilgisi vardır.
    Hatta Süleyman o kuşa Ceza vereceğinden ve onu boğazlıyacağından bahseder. Koskoca bir padişah ve peygamber bir kuşa böyle demesi düşündürücü değilmi ?
    Hani Dinimiz AKIL ve MANTIK dini idi. Gerçekten mealler hatalarla doludur ve bir gün düzeleceğine eminim.
    saygıyla..

  9. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın metafizik doğru mantık yürütemediğimiz için Kuranı anlamıyoruz.Işınlanan Belkıs değil onun tahtıdır.Işınlanmanın nasıl yapıldığı konusunda Kuranda bilgi yoktur.Zanla düşünerek ışınlamanın cihazla yapıldığını söylemekde yanlış olur.Ancak ben bunu bilimin ileride başaracağına inanıyorum.Çünkü ses ve görüntü nakledildi.Saygılarımla.

  10. metafizik19 diyor ki:

    Sadece cevap yazma adına yazdığınızı ve üzerinde düşünmediğnizi düşünüyorum.
    Başka bir ülkenin Tahtını özellikle savaş halinde ve düşman bir ülkenin tahtı ışınlanarak gelebilirmi ? Işınlanma diye şartlandığınız şey o yüzyılda nasıl gerçekleşecek ? kuran akıl ve mantık dini değilmi ? Önce savaşın kazanılması gerek.
    Değilki taht ışınlanarak getiren bir yetenek varsa ellerinde MELİKE yi neden ışınlayıp göndermiyorlar. Bakın Belkıs ismi Kuranda geçmez diyorum ısrarla Belkıs yazarak Kurana olmayan şeyi sokuyorsunuz. Bana Kurandan belkıs yazan ayeti bulurmusunuz ?
    Ne yaparsanız yapın göz açıp kapatana kadar bir iş olmaz. ve Kuranın orijinalinde gözün sana dönmeden getiririm diyor ve bunun manasını size yazdım. sadece inanma adına bir şey iddia edilmez. araştırılır düşünülür ve itirazlar değerlendirilir. Bence yukarıdaki yazımla beraber diğer iddiaları yeniden okuyarak düşünün ve araştırın.

  11. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın metafizik haklısınız Kuranda Belkıs ismi geçmiyor.Ondan Saba hükümdarı kadın olarak bahsediliyor.(Neml suresi 22-44)Işınlamayı gerçekleştiren kişininse bilgi sahibi bir insan olduğu söyleniyor.Parapsikolojide telekinezi ,yani maddelerin düşünce gücüyle hareket ettirilmesini belki duymuşunuzdur.Nazarda böyledir.Yani kötü düşünce enerjileri eşya ve insanlara zarar verir.Ayetlere inanıp inanmama sizin bileceğiniz bir iştir.

  12. metafizik19 diyor ki:

    Ferda kardeş. düşünmek hayal etmek güzel tabii. Ama bu ayet ışınlanmayı anlatıyor derseniz ve yıllar sonra bilimsel olarak ışınlanmanın imkansızlığı kanıtlanırsa o zaman o ayet yalan olurki bu Kurana uymaz.
    Şimdi nazarla ve parapskoloji ile ışınlanmayı (madde taşımasını) karıştırmayın.
    Bana görede ışınlanma yani madde transferi hemde uzay filmlerindeki gibi olması imkansızdır. nedenmi ?
    Dünya ve kainat tamamen bir madde havuzudur. Bizim boş olduğunu düşündüğümüz yada gördüğümüz yerde bile milyarlarca atom vardır ve bir maddenin hareket etmesi için başka maddeleri iterek kendine yer açmasından ibarettir. Sadece 3 adım atarken bile aslında milyarlarca atom ları iterek onların yer kapladığı yerde YER DEĞİŞİRSİNİZ.
    Yani kainatta ve dünyada her şey yer değişerek hareket etme prensibinden yararlanılarak inşa etmiştir Yaratıcı.
    Benim bu bakış açısıyla görüşüm bir ışın demeti yada bir enerji TRANSFER olabilir ama bir insanın madde transferi imkansızdır. saygıyla

  13. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Metafizik kardeş sizinle 200 yıl evel konuşsaydık.Ben size görüntünün ve sesin nakledileceğini söyleseydim siz benim ozamanda hayalci olduğumu söyleyecektiniz.Bakın bir bilim adamı şöyle söylüyor.(Uzay sizin hayal edebileceklerinizdende daha garip olaylarla doludur.)Benimde yerde sürünen bir tırtılın güzel bir kelebek olup uçmasına hiç inanasım gelmiyor ama bu bir gerçek.Biraz daha yukarılardan olaylara bakalım.Maddeninde yoğunlaşmış bir enerji olduğunu unutmayalım.Saygılarımla.

  14. metafizik19 diyor ki:

    Şayet Yaratıcı rolüne soyunursak gerçekleşebilir.
    Yani bir ağacı enerjiye çevirdiniz ve enerji olarak naklettiniz. fakat onu yeniden maddeye dönüştürmeniz imkansızdır.
    O zaman İnsanoğlu yeni bir insan yada hayvanda yaratabilir ileride.
    İnsanı enerjiye çevirip yeniden insan haline döndüremiyeceğinize göre ?
    benim yazılarımı okuduysanız ben hadislerden örnek getirmem ve hep bilimselliğe inanırım ve açığım. Sadece imkanlısına. Şayet böyle olmasa Dünyada ve Türkiyede ilk defa ^^Ölüme çare buldum ^^ diyen insan olmazdım !!
    Sanırım haberiniz yok. Oysa dünyadaki ortak kanı ölüme çare bulunamıyacağı!!!
    Bence bu linke bir tıklayın:
    http://metafizik19.blogcu.com/mucize-beynimiz/3045753
    Hatta ölü ölü değilse yazabilir ve googlede arıyabilirsiniz.
    hatta iki televizyon ve bir dergi ve bir gazete yarım sayfa ayırdı bu habere: http://metafizik19.blogcu.com/bakara-67-73-tefsiri-14-yuzyildir-gizli-kalmis-tefsir/9503458

  15. ayhan tercan diyor ki:

    yaratıcı bizleri ona ibadet etmemiz için yarattığını,dünyadaki herşeyi emrimize sunduğunu,söyler ve yaratılan herşeye bir son verileceğini fakat yalnız insanın tekrar yeni bir boyutta dirileceğini bunun mutlaka gerçekleşeceğini inanmayanlar aklını kullanmayanlar içinde ben sizleri iğrendiğiniz ilişip yapışan bir sudan [meniden] yarattım dahada inanmıyorsaniz göklere bakın ben onları direksiz tutarım,aklını işletmeyenlerin üstüne pislik yağdırırım ben.her ayeti düşünüp anlıyarak okursak kuranın allahın bize indirdiği en güzel mucizesi olduğunu anlarız.elimizde bozulmamış orjını dururken neden kutsal kitaba takılıyorsunuz zaten kuranı kerimin ondan öncekileride tasdikleyici olduğunu anlatır kuran kendisinde bir tutarsızlık ve çelişme olmadığını söyler.eksikve tutarsızlık kendi anlayışımızdadır.

  16. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. ayhan tercan,
    Gerçi mesajınızda bir hitap yok; fakat iki satır yazayım dedim, belki hem size hem efkarı umumiyeye faydası olur saikiyle:
    Tamamen iman içerikli mesajınız. En küçük bir sorgulama yapmamışsınız. Afedersiniz ama, ‘ezbere’ yazıyorsunuz.
    Kuran’da Tevrat’ın ve İncil’in geçtiği ayetleri, Kuran’ın dizininden ‘Tevrat’ ve ‘İncil’ bahislerine bakarak çıkarabilirsiniz. Bir bakıverin neler yazıyor. ‘Bozulma’dan bahsediyor mu, yoksa, tam tersine, mesela, “kuran, elinizdeki kitabı tasdik etmek için indirildi” şeklinde bir ayet mi var?
    “Kutsal kitaba takılma” diyorsunuz; elbette takılmak gerek. Zira, madem bir ‘bozulma’dan ‘tahrif’ten söz ediliyor, tahkik etmeliyim, Kuran’da yazılanlarla karşılaştırmalıyım vs… Nitekim, bütün bunları yaptım…
    Yukarıdaki yazıyla ilgili en küçük bir yorumunuz, itirazınız yok. Olmalı. Ama, tabii, önce, siz de benim gibi Tevrat’ı ve İncil’i okumalısınız… O zaman, Kuran’da yazılanların ne kadar sığ, yanlış, bilgisizce idiğini tespit edeceksiniz.
    Yıllar önce BBC’de bir yarışmaya rastladım. Dört rahip yarışmacıydı. Muhammedin’in hicretini (nereden nereye) sordular. 3’ü bildi. 1’i bilemedi. Bilemeyen, ‘nasıl bilemedim’ diye üzüldü… Batı, bilginler, rahipler… ‘bizi’ biliyor, ‘biz’ ise iman ediyoruz!.. Nihayetinde ‘bilgi’, ‘iman’ı yendi, yeniyor…

  17. vural diyor ki:

    sorgulamaktan korkan herkes korkmaya mahkumdur mahkum ölecektir bunu bilin ki bir gün sorgulamadın diye hayatını başkasının doğru ya da yanlış belli olmayan iletileriyle kurmuş ve bunda senin bir payın olmadan ölecek gideceksin toprağa kuma karışacaksın. illaki bir dine mensup olmak istiyorsunuz kutsal ya da kutsal olmayan tüm kitap ve düşüncelerin iyi yönlerini alıp kendinize empoze edin ve benim dinim iyilik deyin bundan da korkmayın zaten amacı iyi olan herkes kendi inancında rahattır..
    sorgulamaktan korkmayın ki size göre olan en doğru ve zararsız yolu bulun.

    sayın mete tunç yazınız için teşekkür cesaretinizden dolayı da tebrik ediyorum size de saygısız sözler yazan kendi din korkusundan dolayı size hakareti borç bilen insanlardan dolayı da onların yerine de özür diliyorum. ve sizden rica ediyorum ”indi” kelimesini kullanmayın çünkü bu yazdıklarınızla örtüşmez kitap inmez birileri tarafından yazılır.

    başarılar!

  18. Mete Tunç diyor ki:

    teşekkürler sn. vural.
    kullanılan kelimelere dikkat etmek gerekir, haklısınız.
    Yazıyı tekrar inceledim. “İnmek” fiilini, göreli anlamda (yani dindarların bakış açısını yansıtırken), tırnak içinde ve bir kere de ardından parantez içinde “yazılmıştır” ibaresini koyarak kullanmışım.

  19. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Vural sorgulamayı sizede tavsiye ediyorum.Madem Kuranında inmeyip yazıldığını iddia ediyorsunuz,önce H.z Muhammedin o çağın bilgisiyle yoktan varolmayı,gökte bizi koruyan bir tavan olduğunu,Güneşin bir gün kara delik haline geleceğini ve daha bir çok bilimsel ayeti nasıl bildiğini sorgulayın.Eğer maksadınız bağcıyı dövmek değilde gerçeği araştırıp üzüm yemekse doğruyu bulacaksınız.

  20. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sn Vural bakıpta görmüyorsan işin ALLAHA kalmıştır.Mevlananın deyimiyle belki sana acırda gözlerini açar.O zaman önünde duran gerçeğin farkına varırsın.Hiçbir ateisti,ateist olduğu için hakir görmeyin.ALLAHIN ona ne zaman hidayet nasib edeceği hiç belli olmaz.(Mevlana)

  21. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Malesef Kurandaki bilimle ilgili ayetleri , özelliklede Enam 101 le ilgili tartışacak bir karşıt filozof bulamadım.HZ Süleymanın cinlerinden bahseden Sayın Tunçta bu konulara hiç değinmemiş.Ateizmin çok çalışması gerekiyor.Saygılarımla.

  22. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn Ferda;
    Şu sözler size ait;
    “Sayın metafizik doğru mantık yürütemediğimiz için Kuranı anlamıyoruz.Işınlanan Belkıs değil onun tahtıdır.Işınlanmanın nasıl yapıldığı konusunda Kuranda bilgi yoktur.Zanla düşünerek ışınlamanın cihazla yapıldığını söylemekde yanlış olur.Ancak ben bunu bilimin ileride başaracağına inanıyorum.Çünkü ses ve görüntü nakledildi.Saygılarımla.”
    Bu sözlerinize şaşırmadığımı söylersem yalan olur. Oysa sizi, yazılarınızdan edindiğim izlenim kadarıyla soran, sorgulayan, yeni yeni fikirlere kapı aralama çabası içinde olan, teslimiyetçilikten uzak bir arkadaşımız olarak tanımıştım.
    Işınlamadan söz ediyorsunuz ! Hem de bunu bin yıllar öncesi için söylüyorsunuz. Öyle ki bunu; insanların henüz yemeği kaşık, ya da benzeri birşeyle yemeyi bile akıl edemediği, dünyanın öküzün boynuzunda durduğuna inandığı, bilim ve tekniğin “b” sinden dahi söz edilemeyeceği bir çağ’a yakıştırıyorsunuz!…
    Lütfen beni daha fazla şaşırtmadan saflarınızı belirleyiniz. Bilim ve bilimsel gerçeklerden mi yanasınız, tabucu zihniyetten mi?
    Öyle anlıyorum ki siz de Kuran’ın her hükmünü “hikmetinden sual olunmaz” anlayışı ile sorgusuz sualsiz “doğru” olarak kabullenmişsiniz.
    Çok üzüldüm çoook…

  23. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Kardeşim üzülmenize gerek yok.Ben yazılarımda Kuranın gerçekleri yazan ALLAH tarafından indirilmiş bir mucize kitabı olduğunu savunuyorum.Savunmamıda yoktan var olma,atmosferin tavan olarak yaratılması,arının programlanması ve o çağın bilgisiyle bilinmesi mümkün olmayan daha birçok bilginin Kuranda yazılmasına dayandırıyorum.Tüm bu bilgileri barındıran bir kitabın diğer bilgileride doğru yazması mantıklıdır.Benim düşüncem teslimiyetçilik değil, doğru mantık yürütmedir.Ayette ışınlamanın kitabın bilgisine sahip bir kul tarafından yapıldığı yazıyor.Ama nasıl yapıldığı yazmıyor.O kitaptaki bilgiye sahip olmadığımıza göre ,bilmediğiz bir konuda fikir yürütmeninde yanlış olacağı düşüncesindeyim.Hz Süleyman devrinide o kadar geri görmeyin.Saygılarımla.

  24. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn. Ferda;
    Kuşkusuz, istediğinize istediğiniz şekilde inanma özgürlüğünüzü kimse elinizden alamaz. Bu sizin en doğal hakkınız.
    Sizi etkilemek, yönlendirmek kastıyla yazmadığımı bilmenizi isterim. Neye inanıp neye inanmayacağınıza ben karar veremem. Ancak bildiğim, inandığım doğruları söylemekten de asla çekinmem.
    Size daha önce de söyledim; felsefe asla kulağa hitabeden bir demagoji sanatı değildir. Felsefe, mutlak doğruya ulaşmak adına olayları ve kavramları doğru analiz ve sentezlerle irdeleyerek mutlak gerçeğe ulaşmak sanatıdır.
    Sizi tenzih ederek söylemek isterimn ki; hayatım boyunca ispatı olmayan, kanıtlanamayan şeylerin peşinden gitmeyi ahmaklık saymışımdır.
    Merakımı bağışlayın “Hz Süleyman devrini de o kadar geri görmeyin” derken sanki o devri yaşamış gibisiniz! Söyler misiniz bana, Süleyman devri hakkında ne biliyorsunuz. Onu geçtik, “Süleyman devri” diye bir devrin yaşandığına dair elinizde ne tür bir kanıt var?
    Bu nasıl bir teslimiyet, nasıl bir şartlanmışlıktır ki, sizi, adını sanını bile bilmediğiniz bir devir için bu denli kesin bir yargıya götürür?
    İnanırsınız, ya da inanmazsınız, sizin adınıza “üzüldüm” derken bunu şahsınızda beyni tabucu zihniyetle yıkanmış herkes için söylemiştim.
    Saygılarımla…

  25. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Turan yazımı okumadığınız belli oluyor.Yazının özü Hz Süleyman devri değil.Ben yazımda çok basit bir soru soruyorum.Kuranın indiği dönemdeki bilgilerle ,yazımda bahsettiğim bilimsel ayetlerin nasıl bilindiğini soruyorum.Bunlar sizin söylediğiniz gibi kanıtlanamayan,ispatı olmayan bilgiler değil.Son teknolojik aletlerle kanıtlanan bilgiler.Sayın Tunçada Kuranla ilgili eleştirilerinde bir kaç cümlede bu ayetlerden bahsetmesi için defalarca çağrıda bulundum.Ama hiçbir cevap yok.Saygılarımla.

  26. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn. Ferda;
    Yazınız önümde duruyor. Yazdıklarınız arasından Hz. Süleyman devri ile ilgili söyledikleriniz ilgimi çektiği için o kısımdan alıntı yaptım.
    Sn. Ferda, öncelikle bir konuda anlaşalım. Sizinle dinsel konuları kulaktan dolma yarım yamalak bilgilerle değil, kuran’ı tamı tamına 5 kez hatmetmiş bir arkadaşınız olarak tartışıyorum. Ve de buna dayanarak iddia ile söyliyebilirim ki, bizlere “gökten inmiş ilahi kurallar manzumesi” olarak altın tepsi içinde sunulan bu emirlerde tüm çabalarıma karşın tanrıdan bir iz, bir işaret bulamadım. Bu itibarla sizin kuran’ı referans göstererek dile getirdiğiniz tüm iddialar bir bilinmeyeni bir başka bilinmeyenle çözmeye çalışmak gibi tuhaf, anlaşılmaz bir durum yaratıyor.
    Burada size daha ayrıntılı yazabilmem mümkün değil. Buna ne sizin, ne de benim zamanım elverir. Ancak, bu konuda ve her konuda ne düşündüğümü gerçekten merak ediyorsanız, bir süredir bu sütunlarda bölüm bölüm yayımlamakta olduğum “Tabuların Gölgesinde” adlı kitabımı okuyabilirsiniz.
    Şimdiden hayat ve dünya görüşünüzde yeni ufuklar açması dileği ve umuduyla…

  27. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn. Ferda ;
    İlginizi çeker umuduyla kitabımın “İnanç” başlıklı bölümünden kısa bir alıntı yapıyorum;
    Saygılarımla…
    …………………………..
    İnsanları “Mümin” ve “Müşrik” diye ikiye ayırıyor, bir kısmına altından ırmaklar akan cennetler, envai çeşit içecekler, şaraplar, bakire kızlar vaat ediyor, diğerini kazanlarda kaynatmakla, kızgın saçta oynatmakla, ebedi Cehennem ateşi ile yakmakla korkutuyorsanız, insanları belli bir inanç doğrultusunda düşünmeye zorlamak adına rüşvet ve tehdit unsurlarını kullanmadığınızı kime, nasıl anlatırsınız? Rüşvet ve tehdidin olduğu bir yerde inanç özgürlüğünden nasıl söz edebilirsiniz? Sevgi yerine korkuyu, kardeşlik ve dostluk yerine ayrımcılığı, düşmanlığı, hoşgörü yerine tehdit, şantaj ve rüşveti egemen kılan bir din anlayışı insanlık âlemine refah, huzur ve mutluluk vaat edebilir mi? İslami felsefenin temelini oluşturduğu iddia edilen insan aklına ve mantığına saygı, hak, adalet, eşitlik, inanç özgürlüğü gibi kavramlar Kuran’da birbiri ile çelişen hükümlerle tersine çevriliyor. Gerçekte İslam fikriyatının varlık nedeni olan, onun gelişip yayılmasına kaynaklık eden ve Kuran’da da “hiç düşünmez misiniz, hiç akıl etmez misiniz, siz insanlar ne kadar az düşünüyorsunuz” sözleriyle ifadesini bulan akıl-egemen din anlayışı en başında bu dine adını veren İslamiyet = Teslimiyet sözcüğüyle çürütülmüşe benzemektedir. Eğer teslim olmanız emrediliyor, tüm buyrukları aynen, olduğu gibi kabullenmeniz bir önkoşul olarak ileri sürülüyorsa “düşünmez misiniz, akıl etmez misiniz…” gibi sözlere ne gerek var? Bunun anlamı ne? Kuran, batıl saydığı inançlar karşısında insan aklını ve mantığını öne çıkararak doğru yolu bulmak adına düşünmeyi öğütlerken, Kuran hükümlerine inanıp inanmama noktasında kişiyi seçeneksiz kılar. Kısaca inanma özgürlüğünüz vardır ama, her nedense inanmama özgürlüğünüz yoktur! Dolayısıyla insan aklına ve mantığına verilen değer ve bununla bağlantılı olarak inanç özgürlüğü, Kuran hükümlerine inanmanın dışında hiçbir seçeneği kabul etmeyen tuhaf bir özgürlük anlayışını ortaya koyar!

  28. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Turan Kuranda yazılan,yukarıda bahsettiğim son teknoloji ürünü bilgiler karşısındada, ben ALLAH’tan bir iz bulamadım diyorsanız,demekki önünüzde duran masayı canınız istediği için sandalye olarak görmek istiyorsunuz.Ateizmin mat olduğu ,yoktan var olmanın ispatlandığı böyle bir bilim çağında yaşadığım için çok mutluyum.Saygılarımla.

  29. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn. Ferda;
    “Kuranda yazılan, yukarıda bahsettiğim son teknoloji ürünü bilgiler karşısında da,…” buyurmuşsunuz!
    Ne teknolojisi sn. Ferda? Ne teknolojisi? Ciddi olamazsınız!
    Madem ki Kuran sizin ifade ettiğiniz gibi “..son teknoloji ürünü bilgiler…” ile donatılmış, son teknolojiden bilgiler veriyor da, neden insanların bu sözde yüksek teknolojinin! kırıntısından bile haberleri yok?
    Kuran bu denli ilim!, irfan! saçar iken neden o günün insanının kaşıktan bile haberi yok?
    Geçin bunları Sn. Ferda geçin. Yapmanız gerekeni ben size söyliyeyim; Bir dünya atlası alın ve Türkiye dışında İslam ülkelerinin haline bir bakın. Özellikle de Kuran’a sımsıkı sarılıp şer’i hükümlerle ya da koyu islam taassubu ile idare olunan Afganistan gibi, Libya gibi, Fas, Tunus, Cezayir gibi, Sudan gibi, Nijerya gibi, Suudi Arabistan gibi ülkelerin içler acısı haline dönüp te bir bakın hele…
    Hepsinin de ortak paydası ayni kitaba inanmak olan bu ülkelerin perişanlığını gözlerinizle görün, ondan sonra da oturup kendi kendinize “yanlışım nerede?” diye bir düşünün.
    Umarım cevabını bulursunuz…

  30. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. Yamanoğlu,
    Evvela, çağrıda bulunmuşsunuz da cevap vermemiş değilim. Öyle bir saygısızlık yapmam… Yazışmamızda, salt bahis konusu ayetlere hasredilmiş bir kitap ismi vermiştim…
    Saniyen, ‘Enam 101’e bakmıştım, “… eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir…” yazıyordu; dolayısıyla bir şey diyemedim…

  31. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Ayetin baş tarafında yeri ve göğü yoktan var etmişken yazıyor.Hassas saçılmada yoktan var olmayı ispat etti.Her halde ayetleri yarım okuyorsunuz.

  32. Mete Tunç diyor ki:

    Haklısınız, başını yazmamışım. Doğrusu okudum fakat.. bu söz Kuran’da sürekli geçtiği için… Ayetin, yazdığım kısmı için ne diyorsunuz: “Eşi olmadığı halde çocuğu nasıl olur?” Polemik yapılacak bir cümle!..
    Sn. Yamanoğlu, ben de bir zamanlar sizin gibi Kuran’daki belirttiğiniz ve daha nice ayeti ‘insanüstü’ zannederdim. Fakat bilahare, onların, tevil edilmiş, yorum eklenmiş, anlamı değiştirilmiş ayetleri idiklerini; üstelik bazılarının salt gözlemle ifade edildiği için bugünkü bilgilerimiz muvacehesinde yanlış olduklarını anladım… Tabiata, ‘alemlere’ (dikkat ediniz kainat/evren değil) ilişkin pek çok ayet var, doğru. Ancak bu, Kuran’ı teşkil edenlerin tanrı (Allah) kavramı, onun vasıfları çerçevesinde düşündükleri şeylerdir. Yani tamamen 7. yüzyıl ‘bilgisi’, arap kültürü-anlayışı doğrultusunda, yersel, insani ifadelerdir… Dilerseniz, ayetleri tek tek ele alırız. Ama bunu yapmamayı naçizane öneririm…

  33. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Hassas saçılmayı yazan bu ayette insan üstü değilse ben size ne diyeyim.Pes derim.

  34. Mete Tunç diyor ki:

    ‘Hassas saçılma’.. sanırım big bang..
    O ayette ‘yer ve gökler yapışıkken, göğü yükselttik’ ifadesi vardır. Öyleyse başlangıçta (bir başlangıç varsa tabii), ‘yer vardı’, ardından üzerinde gök yaratılıp yükseltildi anlamı çıkıyor!..
    Yani bu ayet, büyük patlama teorisine (ki teoridir, tartışmalıdır) değil işaret etmek, dünyayı evrenden yaşlı veya yaşıt kılarak temel bir yanlış içermektedir…
    Ayetler yorum katılmış, kelimeleri değiştirilmiş haliyle okunursa çok yanıltıcı olmaktadır… (Üstelik, yapılan tevillere rağmen ‘bilimsel’ olamamaktadır.)

  35. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Tunç ayetin ilk cümlesi Yeri ve göğü yoktan var edendir,yazıyor.Sizin yazdığınız ayete hiç benziyormu?İyice topu taca atmaya başladınız.Hassas saçılma teori değil,kanıtlanmış bir bilimsel gerçektir.Yıldızların ışıklarının kırmızıya doğru bir değişim göstermesi ve kozmik dalga fon radyasyonunun bulunmasıyla kesin olarak ispatlandı.Artık bilimsel gerçeklerede karşı çıkmaya başladınız.

  36. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Gün geçmiyor ki, evrenin ve yaşamın gerçekleri bilim ekseninden kaydırılıp dogmalarla açıklanmaya çalışılmasın.
    Gün geçmiyor ki bilimin gün ışığına çıkardığı gerçekler kuran’la ilişkilendirilerek aslında “her yeni keşfi, her yeni buluşu kuran’ın önceden haber verdiği” gibi ipe sapa gelmez saçmalıklarla insanların kafası bulandırılmasın.
    Öyle bir hava yaratılmaya çalışılıyor ki, sanki bilimsel buluş ve keşif adına ne varsa, aslında bunların hepsi bundan daha 1400 yıl öncesinde Kuran tarafından insanlara bildirilmiş!
    Bunun en son örneklerinden biri “bing-bang” örneği… Aslında dinci kesimin sahiplendiği o kadar çok şey var ki, bütün bunları teker teker sayıp dökmeye ne benim vaktim elverir, ne de bir gereği var…
    Fakat her nedense bütün bu iddialar yeni bir keşfin, ya da buluşun arkasından yapılır.
    Marmara depremini hatırlarsınız. Hani şu 17.000 kişinin göçük altında kalarak hayatını kaybettiği büyük deprem…
    Deprem oldu bitti, yıkılan yıkıldı, ölen öldü. Herşey olup bittikten sonra bizim çokbilmiş dincilerimiz Tv. ekranlarında arzı endam edip ne cevherler yumurtlamaya başladılar, ne cevherler…
    Kimisi buyurdu ki; “Bunun böyle olacağı belliydi. Ne namus kaldı, ne ar… Bu Allah’ın dinden, imandan ayrılanlara verdiği bir cezadır…”
    Şerefsize bak şerefsize, neredeyse “ohhh… ne de güzel oldu…” diyecek.
    Bir de, madem ki bunun böyle olacağı belliydi, madem ki böyle bir deprem bekliyordun, neden önceden haber vermedin koçum… Bunları 17 bin can telef olduktan sonra mı söylüyorsun.
    Daha da ileri gidenler var… 17 ağustos depreminin işaretlerinin kuranda yazdığını söyleyenler bile çıktı. Yobaza bak yobaza… Yine ayni şeyi söyliyeceğim ; madem biliyordunuz neden insanları uyarmadınız? Neden onca insanın ölmesini beklediniz? Ayrıca, Kuran’da neyi neye ekleyerek, ya da neyi neyden çıkararak bu sonuca vardınız cidden merak ediyorum.
    Her fırsatta söylüyorum, yine de söylemeye mecbur kalıyorum; bendeniz Kuranı tam beş kez hatmettim, marmara depremi ile ilgili, ya da onu çağrıştıracak bir iz, bir işaret göremedim. Söyler misin, sen bunu nerenden çıkardın koçum?
    Madem Kuran gelecek ile ilgili herşeyi önceden haber veriyor, neden müslümanlar kuranın bu yol göstericiliğinden esinlenerek bir keşifte, bir icatta bulunmadılar? İnsanoğlu neden uzaya açılmak için binlerce yıl bekledi? Bilimsel keşif ve icatlar için bunca emeğe, bunca zamana, bunca masrafa ne gerek vardı? 1400 yıldır Kuranı hakkıyla anlayabilecek, ne demek istediğini insanlara anlatarak insanları aydınlatacak hiç mi din aliminiz yetişmedi? Muska yazmayı, üfürükçülüğü, karıların göbeğine yazı yazma bahanesiyle ırza geçmeyi biliyorsunuz ama kuranın atomdan, depremden, uzaydan, hastalıkların çaresinden haberler verdiğinden haberiniz yok öyle mi?
    Deprem olur, onca insan ölür, ardından” aaa bu deprem kuranda yazıyordu…!”
    Pastör kuduz aşısını, Einstaın görelilik kuramını, Galile dünyanın kendi ekseninde ve güneşin etrafındaki hareketini, Nevton “maddenin sakımı” yasasını binbir emekle ortaya koyar, birileri de çıkar “aaa, bunlar zaten Kuran’da var” deyip sahiplenmeye kalkar. Vardı da neden önceden söylemiyorsun koç…?
    İlkel kanatlarla da olsa ilk uçma deneyini gerçekleştiren Hazerfan Ahmet Çelebiyi “içine şeytan girmiş, Allaha karşı geliyor, katli vaciptir” diye öldürten siz… Matbaayı “gavur icadıdır” diye memlekete sokmayıp Osmanlı’nın Avrupa’yı tamı tamına 300 yıl geriden takip etmesine neden olan siz… Kadavra üzerinde çalışmanın dinen caiz olmadığını söyliyerek Osmanlı’nın tıp biliminde geri kalmasına sebep olan da siz…
    Hangi birini söylesem bilmem ki… Şimdi de bu dinci zihniyetin sahipleri “evrenin genişlediği zaten kuran da yazıyor…” demezler mi!
    Yazıyor idiyse bunu söylemek için neden “bing-bang teorisinin” ortaya konulmasını beklediniz? Daha önce aklınız nerede idi?
    Aslında siz de biliyorsunuz ki, kuranın ne gelecekten haber vermek, ne de insanları esirgemek, koruyup kollamak, aydınlatmak adına ortaya koyduğu hiçbir şey yok…
    Lütfen dürüst olalım ve “kuranda herşey yazıyor, onu yazıyor, bunu yazıyor ..” safsatası ile insanları kandırmayalım. Bunları 3-5 yaşındaki çocuklara masal anlatır gibi anlatabilirsiniz. Ama bana değil… Masal dinleyecek çağımı çoktaan geçtim…

  37. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Haa unutmadan…
    “Hassas saçılım” diye uyduruk bir kuramı savunan arkadaşıma söyliyecek iki çift lafım var;
    Siz ve sizin gibi düşünenler, bilesiniz ki kuranı aklayıp-paklamak adına gösterdiğiniz onca gayretkeşlikten sonunda eli boş çıkacaksınız. Size naçizane önerim odur ki, mesainizi şapkadan tavşan çıkarmaya çalışmak yerine yine tanrının bir lütfu olan bilimsel gerçekler üzerine yoğunlaştırsanız isabet edersiniz. Yazık değil mi emeklerinize?
    Geçen hafta size yaptığım öneriyi yinelemek istiyorum;
    Dünya haritasını önünüze açın ve hepsinin de ortak paydası (ya da talihsizliği) Kuran’a inanmak olan ve koyu bir taassupla bu kitaba sarılan islam ülkelerinin içler acısı perişanlıklarına dönüp te bir bakın hele… O ülkelerde yaşanan sefaleti, haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği, perişanlığın her türlüsünü ve dahi açlığı gözlerinizle görün.
    Ondan sonra da “iyi ki bir Atatürk’ümüz var…” deyip yüz defa, bin defa, milyon defa şükredin, şükredin, şükredin…”

  38. amatör filozof diyor ki:

    Sitede Bing bang ile ilgili yorumları okudum. Bing Bang’ ın Kuran’ da yazılı olduğunu iddia etmek oldukça büyük bir hayal gücü gerektiriyor. Öncelikle, göklerin ve yerin yoktan varolması düşüncesi eski devirlerde rahatlıkla ortaya atılabilecek bir düşüncedir, bunun için Bing bang teorisini beklemeye zaten gerek yok, bu konuda kafa yoran herhangi bir insan böyle bir düşünce ortaya atabilir. İkincisi, Bing Bang= yoktan varolma demek değildir, madde ve enerjinin tekillik boyutuna indirgenmesidir, tekillik mutlak yokluk anlamına gelmez, bu abartılı bir yorumdur, bilimsel olarak denebilecek tek şey tekillik sürecinde ne olduğunu bilmediğimizdir. Üçüncüsü, bilimsel bir teorinin herhangi bir kaynakta bulunduğunu söylemek için, bunun ayrıntılarıyla, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde yazılı olması gereklidir. Her yöne çekilebilecek ifadelerle geniş anlamlı yazılmış metinlere kendiniz hayal gücünüzü çalıştırıp, inansanız bile, nesnel düşünceye sahip insanları ikna edemezsiniz.

  39. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    Kimi insanlar gerçekler okyanusuna dar bir pencereden şaşı ve aşırı miyop gözlerle baktığımızın hala farkında değil.

    Akıllarını dolaysıyla kendilerini gerektiğinden fazla büyük görüyorlar.

    Algılamalarla sınırlanmış aklın her yere ulaşamayacağını öğrendiğimiz anda gerçek bilime kavuşmuş oalcağız.

    Sağı solu söverek, yererek, karalayarak bilim yapılmıyor.

    Gerçek olduğu şüpheli herhangi bir şeye koşulsuz inananlar kendilerini tasassubun derin kuyularına bırakmışlar demektir.

    Dinciler kadar sayın ateistlere, evrimcilere de duyurulur.

    Gözler kör ise ışık ne yapsın?

  40. metafizik19 diyor ki:

    Hasan hilmi Turan kardeş dolu dizgin gitmişin ama Kuranı baz alman çok anlamsız. benim yazılarımın çoğunda şuna rastgelirsiniz: Dine ateistlerin zarar verdiği sanılır oysa dine en çok zarar verenler CAHİL DİN ADAMLARI dır fakat gidin o cahil din adamlarına kendilerini ALİm olarak tanıtacaklardır!!!
    Cahil din adamlarının anlayışları ve uygulamalarının yanlışlığına bende katılıyorum. Fakat bunu Kuranı yanlış yorumladıklarına bağlıyorum.
    Kuranı bulunduğunuz çağdan yine bulunduğunuz çağa bakarak anlıyamassınız. Tarihi öncelikle çok iyi bilmeniz gerekir.

    Kuran gibi bir kitap varken ve topraklarının altında bedava servet petrol varken arap ülkelerinin durumu ortadadır.
    Kurandamı yanlışlık vardır yoksa cahil din adamlarının fetva ve uygulamalarındamı ?
    Allah kuranda kendini hakkı ile ALİm olarak tanıtır. Hakkı ile alim demek her şeyin içini dışını bütün ilmi bilen demektir. Böyle her şeyi bilen ve Alim olan ZAt ın gönderdiği kitapta hikmetlerle doludur. fakat maalesef sonradan gelen rivayetlerle hadislerle bin sene evvelin yanlış uygulamaları ile durum ortadadır.
    Din adamlarını eleştirin bunu Kuranı iyi okuyup anlamak ve karşılaştırmalı incelemek sureti ile yapabilirsiniz.
    Adım metin durali googleye girerek benim adımı soyadımı yazın yada metafizik 19 müstahar adımı yazıp arayın işte bu din adamlarının yanlışlıklarını ve hatalarını ve Kuranın gerçek yüzünü yansıtan yazılarıma rastlıyacaksınız. Ayrıca 14 yüzyıldır gizli kalmış bakara 67-73 tefsir ve tevil yazımı okursanız ^^Bazı ölüm şekillerinde gerçek ölümün oluşmadığını ve hayata dönüşün beyne müdahale edilerek mümkün olduğunu iddia ettiğim ve bazı gazete ve dergi ve tv de 3 gün tartışıldığını fakat DENEY aşamasına bir türlü geçemediğimi okuyabilirsiniz.
    Nasıl kalbe müdahale edilerek hayata dönüş gerçekleşti ise son asırda beyne müdahale edilerekte hayata dönüşü anlatıyor Kuran. Umarım aziz nesinde sizin gibi iddia etti madem yüzlerce yıldır yazıyor neden bir teknolojik gelişme olunca bu kuranda var diyorlar…
    Var ise neden sizde bulmak için mücadele etmek yerine cahil arapların ve cahil din adamlarının sözlerine bakıyorsunuz. siz araştırın siz bulun. Umarım yazımı okuyunca anlamaya çalışırsın. iy çalışmalar.

  41. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Durali çok haklısınız.Ateizm dine bir zarar veremez.Asıl zarar verenler,hoca kılığında Kuranda olmayan ayetleri varmış gibi gösteren münafıklardır.Bunun en iyi örneğide dinen caizmiş gibi gösterilen kar payı ortaklığıdır.Bir çok insan böyle dolandırıldı.Amatör filozof diyorki yoktan var olma eski devirlerde biliniyormuş.Hangi yazılı kaynakta geçiyor bilindiği?Cevap yok.İftira bol.Big bang bize neyi ispat etti?Big bangdan evel bir gücün big banga neden olduğu.Yani big bang ALLAHIN yaratmasıyla gerçekleşti.Ateistlerde bunu çok iyi biliyor.Hiç utanıp sıkılmadan doğruluğu ispatlanmış bu bilimsel gereçeğe hala teori deyip olmadığını kanıtlamak için yalan söylüyorlar.

  42. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Din, bir takım kutsal kavramlara inancın ötesinde bireysel ve toplumsal getirileri ile de sorgulanması gereken bir kurumdur. Kişiye pratikte somut bir yarar sağlamayan, dünyevî yaşamı dokunulmaz kılınan birtakım kural ve kaidelerle sarıp sarmalayarak empoze eden bir din anlayışı kuşkucu yaklaşımlarla sorgulanmaktan kurtulamaz. Kısaca bireysel ve toplumsal bazda bir getiri gözetmeyen inanç merkezli bir olguyu ödül ve ceza kavramlarının gölgesinde insanlara dayatmanın âdil ve etik olduğunu düşünmüyoruz.
    İnanç ekseninde kristalleşen, ancak kişi ve toplum adına somut bir getiri gözetmeyen, insanların sağlığına, mutluluğuna, yaşamın zorluklarına olumlu bir katkı sağlamayan, kollamayan, esirgemeyen, yolgöstericilikten uzak bir din olgusu baş tacı edilmeyi hak etmez.
    Aksine, ödül ve ceza yöntemlerine dayalı iki kutuplu bir din olgusu ilahiliği noktasında tereddüt ve kuşku ile karşılanmaktan kurtulamaz.
    Bugün tıp teknolojisinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde yakın akraba evliliklerinin sakıncalarını ortaya koymasına karşın Kuran’ın yakın akraba evliliklerine izin veren “Halanızın, dayınızın, amcanızın, teyzenizin çocukları sizin helalinizdir…” yollu ayetine bakarak Tanrı’yı cahillikle mi suçlamamız gerekiyor? Tıp bilir, Tanrı bilmez! öyle mi?
    Değerli arkadaşlarım Big-bang’den evrime, kozmolojiden biyolojiye, birey-toplum ilişkilerinden dünyevi ve uhrevi hayatın gizlerine varıncaya kadar her meseleyi döndürüp, dolaştırıp “doğrusunu Kuran bilir!” e bağlamadan önce oturup biraz düşünsünler… Tamam mı?

  43. metafizik19 diyor ki:

    hop hop hop. diyesim geldi. Hasan hilmi kardeş. ne dediğinin ne yazdığının farkındamısın sen ? Kuranı okudum demiştin yukarıda ama şaşırdım yazdıklarına. ne yazmışın bir bakalım :

    Bugün tıp teknolojisinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde yakın akraba evliliklerinin sakıncalarını ortaya koymasına karşın Kuran’ın yakın akraba evliliklerine izin veren “Halanızın, dayınızın, amcanızın, teyzenizin çocukları sizin helalinizdir…” yollu ayetine bakarak Tanrı’yı cahillikle mi suçlamamız gerekiyor? Tıp bilir, Tanrı bilmez! öyle mi?

    Bak dostum Kuranı aç ve Nisa suresi 23. ayeti oku:

    Nisa Suresi 23 Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

    Bir kaç değişik müfessirin mealini de araştırabilirsin:
    NİSA SURESİ 23. ayet

    Ali Bulaç 23- Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

    Diyanet Vakfı 23. Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

    Edip Yüksel 4:23 Size şunlar yasaklandı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız –eğer onlarla gerdeğe girmemişseniz kızlarıyla evlenebilirsiniz–, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almanız… Mevcut evlilikler bu yasanın dışındadır. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır 23-Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt hemşireleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -onlarla zifafa girmemişseniz kızlarıyla evlenmenizde bir sakınca yoktur- ve öz oğullarınızın karıları ve iki kz kardeşi birlikte nikahlayıp almanız haram kılındı. Ancak geçen geçti, çünkü Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

    Süleyman Ateş 23. Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız -eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah yoktur-kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki kızkardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hariç. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

    Yaşar Nuri Öztürk 23 Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.

    SÜT kardeşlerle evlenmeyi bile yasak eden Kurana birde İftira öylemi ?
    Hasan kardeş ya yolunu şaşırdın ya Allah gözünü mühürlediki gerçekleri göremiyorsun. Umarım hatandan dönersin.

  44. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    “Genişleyen Evren” fikrini Kurandaki ayetlerle tıpatıp örtüştürerek “big-bang” kuramına dört elle sarılan dincilere kötü bir haberim var;
    Big-bang kuramı artık eskisi kadar rağbet görmüyor. Onun yerine “kabarcık kuramı” uzay-bilimciler tarafından daha çok revaçta. Bu gidişle “big-bang” kuramının pabucunun dama atılacağı günler yakındır.
    Yakın bir gelecekte kabarcık kuramı tek kuram olarak “big-bang”in tahtına kurulursa, bu kurama dört elle sarılan dincilerin big-bang’den kabarcığa nasıl çark edeceklerini doğrusu çok merak ediyorum.
    “Big-bang”mi, o da ne? Big-ban’den söz eden kim? Biz hep kabarcık kuramını savunmuşuzdur. Ayetler kabarcık kuramını işaret ediyor…” derler mi? Derler, derler!…

  45. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Metafizik 19, sen ya okuma özürlüsün, ya da okuduğunu anlama özürlüsün. Şimdi ben sana ne diyeyim?
    Bak bakalım ben ne yazmışım;
    “Halanızın, dayınızın, amcanızın, teyzenizin çocukları sizin helalinizdir…”
    Peki sen ne yazmışsın;
    (Diyanet Vakfı 23. Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.)
    Ben hala, amca, dayı, teyze çocuklarından bahsediyorum, sen haladan, teyzeden, kızkardeşten, anneden, sütanneden bahsediyorsun.
    Ya okuman, yazman yok, ya da okuduğunu anlamıyorsun.
    Bir daha da iftira, miftira gibi boyundan büyük laflar etme, tamam mı?

  46. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    Bir evrimci beyefendi Bing Bang yerine Kabarcık Kuramının geçeceği haberi üzerine neredeyse sevincinden zil takıp oynayacak.

    Kabarcık Kuramı hakkında araştırma yapıyorum ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.

    Ayrıca merak da ediyorum.

    Kabarcık kuramı evrenin genişlediği ve BİR BAŞLANGICININ VE SINIRININ OLDUĞU gerçeğini ret ve inkar mı ediyor?

    Eğer sağlam bilimsel kanıtlarla bu gerçeği çürütüp bilimin çöp tenekesine atamıyorsa sevinmesi boşuna demektir.

    Bu durumda…

    Bu kuram muhtemel ki (sık sık gördüğümüz ve şahit olduğumuz gibi) bir bilimi evrime uydurma operasyonu olmalıdır.

    Gelmesi muhtemel saçma bir kurama karşı saçmalık paratönerlerini açmada fayda var.

    Henüz doğmamış hayali bir kurama dayanarak zil takıp oynama yerine evrimin altında ezildiği sorulara cevap aramanın çok daha akılcı olacağı kesindir.

    Belki unutmuşlardır diye bu sorulardan bir kaçını hatırlatalım.

    1)- Prokaryot hücrelerle ökaryot hücreler arasında en küçük bir benzeşmenin olmamasını evrimsel mekanizmalarla nasıl açıklarız?

    2)-Canlılığın ilk görüldüğü dönemlerde, dünyanın muhtelif ve birbirlerinden çok uzak bölgelerinde aynı yapılarda tek hücreli canlıların bulunmasının açıklaması nedir?

    3)-Canlılar beslenme, üreme, korunma-savunma-çevreye uyum gibi üç özelliğe eksiksiz sahip olmak zorundadırlar. Bu özelliklere eksiksiz sahip olmayan olgular canlı kabul edilmez. Bu özellikler ise kompleks yapılardır. Bu durumda ilk ilkel canlı nasıl oluştu?

    4)-Tek hücreli canlılıktan çok hücreli canlılığa nasıl geçildi?

    5)-Eşeysiz üremeden eşeyli üremeye nasıl geçildi?

    6)-Soğukkanlı metabolizmadan sıcakkanlı metabolizmaya nasıl geçildi

    vb….. Onlarca, binlerce, milyonlarca soru.

    Sayın evrimcilerimiz henüz doğmamış çocuğa don biçip sevinme yerine gerçekçi davranıp bu sorulara bilimsel kanıtlara dayalı cevaplar vermeye çalışsalar dinsel bir tassupla bağlı oldukları teorilerine çok daha büyük hizmette bulunabilirlerdi.

    Bilimsel kanıtlara dayanmayan şöyle oldu böyle oldu edebiyatına artık kimse inanmıyor.

    Aksi halde evrim teorisi bilimin çöp tenekesine boylayacak..

    Benden söylemesi…

  47. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Amatör filozof er meydanını neden terkettin.Soruma cevap vermezsen iftiracı durumuna düşeceksin.Sorumu bir kez daha tekrarlıyorum.Yoktan varolma Kurandan evel hangi yazılı kaynakta geçiyor?Hasan beyde beni çok güldürdü.İspatlanmış bilimsel gerçekleri bir tarafa bırakıp,uydurma teorilere sığınıyor.Hasan bey siz burada komedimi yapıyorsunuz,yoksa bilimsel gerçeklerimi tartışıyorsunuz?Bu arada sayın Tunçtanda ses,soluk çıkmıyor.

  48. metafizik19 diyor ki:

    HASAn hilmi kardeşim :

    NİSA SURESİ 23. ayet
    Link adresi veriyorumki bu senin uydurman benim mealimde yok demeyesin gir ve orda yaklaşık 30 müfessirin meali ve arapçanın kelime kelime anlamlarının yazıldığı sayfa var. Umarım hatanı anlarsın:
    http://kuran.mollacami.com/ayetler.php?asn=626

    Hurrimet aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve ehavâtukum ve ammâtukum ve halâtukum ve benâtul ahi ve benâtul uhti ve ummehâtukumullâtî erdâ’nekum ve ehavâtukum miner radâati ve ummehâtu nisâikum ve rabâibukumullâtî fî hucûrikum min nisâikumullâtî dehaltum bihinn(bihinne), fe in lem tekûnû dehaltum bihinne fe lâ cunâha aleykum, ve halâilu ebnâikumullezîne min aslâbikum ve en tecmeû beynel uhteyni illâ mâ kad selef(selefe), innallâhe kâne gafûran rahîmâ(rahîmen).

    hurrimet : haram kılındı
    aleykum : sizin üzerinize, size
    ummehâtu-kum : anneleriniz
    ve benâtu-kum : ve kızlarınız
    ve ehavâtu-kum : ve kız kardeşleriniz
    ve ammâtu-kum : ve halalarınız
    ve halâtu-kum : ve teyzeleriniz
    ve benâtu : ve kızları
    el ahi : erkek kardeş
    ve benâtu : ve kızları
    el uhti : kız kardeş
    ve ummehâtu-kum : ve anneleriniz
    ellâtî : ki onlar
    erdâ’ne-kum : sizi emzirdi
    ve ehavâtu-kum : ve kız kardeşleriniz
    min er radâati : süt kız kardeşlerinden
    ve ummehâtu : ve anneleri
    nisâi-kum : kadınlarınız
    ve rabâibu-kum : ve üvey kızlarınız
    ellâti fî hucûri-kum : sizin hücrelerinizde, odalarınızda, himayenizde olanlar
    min nisâi-kum : sizin kadınlarınızdan
    ellâti dehaltum : gerdeğe girdiğiniz (birleştiğiniz kadınlar)
    bi- hinne : onlarla
    fe in : fakat eğer
    lem tekûnû dehaltum : gerdeğe girmediniz (birleşmediniz)
    bi- hinne : onlarla
    fe : o zaman, o taktirde
    lâ cunâha : günah yoktur
    aleykum : size, sizin üzerinize
    ve halâilu : ve hanımları, eşleri
    ebnâi-kum : oğullarınız
    ellezîne : onlar
    min aslâbi-kum : sizin sulbunuzdan, soyunuzdan, neslinizden
    ve en tecmeû : ve toplamanız
    beyne : arasında, birarada
    el uhteyni : iki kız kardeş
    illâ : hariç, ancak
    mâ : şey, olan
    kad : olmuştu
    selefe : geçti
    inne : muhakkak
    allâhe : Allah
    kâne : oldu, idi, …dır
    gafûran : gafur, bağışlayan, mağfiret eden
    rahîmen : rahim olan

    Bak bakalım ben ne yazmışım; (DEMİŞİN)..
    “Halanızın, dayınızın, amcanızın, teyzenizin çocukları sizin helalinizdir…”

    ayet ne diyor:

    : ve halalarınız
    ve halâtu-kum : ve teyzeleriniz
    ve benâtu : ve kızları
    el ahi : erkek kardeş
    ve benâtu : ve kızları
    Halalarınız ve teyzeleriniz ve kızları diyor ayrıca erkek kardeş kızları diyor….. eee sen ne diyorsun hala ?
    Dedim kardeş senin gözlerinde perde olabilir ve tehlikeli yoldasın. umulurki gerçeği görür ve yanlış yoldan dönersin.

  49. amatör filozof diyor ki:

    @Ferda Yamanoğlu

    “Sayın Amatör filozof er meydanını neden terkettin.Soruma cevap vermezsen iftiracı durumuna düşeceksin.Sorumu bir kez daha tekrarlıyorum.Yoktan varolma Kurandan evel hangi yazılı kaynakta geçiyor?”

    Kendinizi bir güreşte imiş gibi görmeyin, er meydanı yenme-yenilme gibi komplekslerim yok. Burada sadece fikir alışverişi yapıyoruz, sadece yanlış bulduğum fikirlerin düzeltilmesine çalışıyorum.
    “İftiracı” diyerek neyi kastettiğinizi anlamıyorum. Kim kime ne iftirası atmış, altı boş ve hakaretamiz laflara gerek yok.
    Bu noktaları belirttikten sonra yukarıda yazdıklarımı tekrar okumanızı tavsiye ederim, çünkü yanlış anlamışsınız. Bakın ne diyorum:

    “göklerin ve yerin yoktan varolması düşüncesi eski devirlerde rahatlıkla ortaya atılabilecek bir düşüncedir, bunun için Bing bang teorisini beklemeye zaten gerek yok, bu konuda kafa yoran herhangi bir insan böyle bir düşünce ortaya atabilir.”

    Benim yazdığım mantıksal düşünceyle vardığım bir sonuç. Yoktan varolma düşüncesi şurada ortaya atılmıştır diye kesin bir cümle kuruyor muyum? Hayır!sadece olasılıklardan bahsediyorum. Okuduğunuzu doğru anlayın lütfen. Bİr kaynağa dayalı konuşsam, bu böyle olmuştur diye kesin yazarım. Bu konuyu araştırmış değilim. Araştırıp, tarihsel kaynaklarda böyle bir ifade kullanılmış mı bulmaya çalışırım, ancak hiç bulunmasa bile , bu durumu bir mucize haline getirmez, çünkü ortaya atılması imkansız bir düşünce değildir, kaldı ki yukarıda yazdığım gibi tekillik yokluk anlamına gelmiyor.

  50. amatör filozof diyor ki:

    @ Hüdai Çakmak

    Yazdığınız maddelerle nereye ulaşmak istiyorsunuz, tüm dünya bilim çevrelerinin kabul ettiği evrim teorisini mi yanlışlayacaksınız, hadi bakalım kolay gelsin, işiniz zor :)
    Herkesin bildiği bir gerçeği belirtmek lazım herhalde, bilim aklınıza gelebilecek tüm sorulara cevap bulmuş değildir, bilimin dünyada gelmiş geçmiş her olguyu izah etmesi de zaten mümkün değildir. Henüz cevaplanamayan, belki de hiç cevaplanamayacak sorular olması bilimi değersiz yapmaz, bu söylediklerim evrim teorisi için de aynen geçerlidir. Evrimin bugün için açıklayamadığı konular vardır, gelecekte de açıklayamadığı konular olacaktır.
    Daha önce kromozomlarla ilgili maddeler halinde yazdığınız sorulara maddeler halinde cevap vermiştim, sizin için yararlı olduğunu sanıyorum. Şimdiki sorularınızı da cevaplamayı deneyeceğim. Yalnız, önce şunu söyleyeyim sorduğunuz soruların bazılarının cevabı bilinmiyor, ya da ben bilmiyorum. Yukarıda yazdığım gibi bu bilinmeme durumu evrim teorisini geçersiz yapmaz.
    Cevaplara geçelim:
    1- Bu konuda halen en geçerli teori şudur. Prokaryot hücre, tüm organelleri kendi içinde oluşarak, aşamalı evrimle ökaryot hücreye dönüşmüş değildir. Ökaryot hücrenin organelleri eski prokaryor hücrelerdir. Burada ortak yaşam söz konusudur. Yutulan bir hücre yutan hücrenin organeli haline geçmiştir. Bu olaya endosimbiyoz deniyor.
    2- Bu konuda ortaya atılan güncel bir teori tek hücreli yaşamın, göktaşlarıyla uzaydan geldiğidir.
    3- Bilinmiyor.
    4- Belki biliniyordur, ancak ben bilmiyorum. Araştırıp kaynak bulusam size aktarırım.
    5- Burada da endosimbiyozun rol oynadığı düşünülüyor. Detayları anlatan kaynak var, aşağıda yazacağım.
    6- Sanıyorum bilinmiyor, ancak şunu belirtmem lazım dinozorların bazı türlerinin sıcakkanlı olduğu ve bunların sıcakkanlı diğer türlere dönüştüğü düşünülüyor.

    Yukarıdaki tek hücreli canlılar eşeyli üreme vb sorularınızın cevapları aşağıdaki türçeye çevrilmiş kaynakta bilimsel kanıtlarıyla güzelce irdelenmiş, alıp okumanızı tavsiye ederim:
    Yaşam nasıl başladı-Evrimin üç kökeni Yazar Alexandre Meinesz

  51. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    Sayın amatör filozof’a

    Maksadımız gerçekleri arayıp bulmak. Kimsenin tavuğuna kışlamak değil.

    Verdiğiniz yanıtlar evrimcilere özel bir ŞÖYLE OLDU BÖYLE OLDU edebiyatı dışına çıkmıyor. Evrimin temelleri olan bu konular ya bilinmiyor ya da şüpheli.

    Ortaya konulmuş bilimsel bir cevapları da yok. Bunu sizde itiraf etmişsiniz.

    Sıkıntımız, evrimin inkar edilemeyen bir gerçek gibi kabulü ile; bilimin annesi, babası, dedesi, amcası, halası gibi takdim edilmesinden kaynaklanıyor.

    Şüpheli bir teori bilimin annesi, babası, amcası dedesi olabilir mi?

    Yanıtlarınızda evrim teorisinin içine düştüğü çukurun derinliği ve taraftarlarının caresizliği rahatça fark ediliyor.

    Daha önce verdiğiniz kromozom sayısı ile ilgili yanıtlarınıza gelince şunu rahatlıkla yazabilirim.

    Siz o mantıkla rahatlıkla bir FİLE BİR İNSAN doğurtturabilisiniz.

    Adam gibi sorulmuş sorulara adam gibi cevaplar verdiğiniz için teşekkür ederim.

    Saygılar.

  52. amatör filozof diyor ki:

    @ Hüdai Çakmak

    Verdiğiniz yanıtlar evrimcilere özel bir ŞÖYLE OLDU BÖYLE OLDU edebiyatı dışına çıkmıyor. Evrimin temelleri olan bu konular ya bilinmiyor ya da şüpheli.

    Yanlış biliyorsunuz, bu konular evrimin temeli falan değil, canlılığın ve hücrenin ilk ortaya çıkışı ile ilgili konular, bunların tam olarak aydınlatılmamış olması doğal, çünkü milyar yıl ile ölçülen süreler söz konusu ve eldeki kanıtlar bu nedenle kısıtlı. Evrim teorisinin kanıtları çok sağlamdır ve şu ana kadar her türlü sınamadan da başarıyla geçmiştir. Canlılığın ve hücrenin ilk ortaya çıkışının henüz tam aydınlatılmamış olması teoriyi çürüten bir şey değildir. Zaten sizin yaklaşımınız klasik ” boşlukların tanrısı” yaklaşımından başka bir şey değil. Bilimin henüz aydınlatamadığı bir konuya hemen “Tanrı yapmıştır” diyorsunuz (belki şu an demiyorsunuz da yazdıklarınız o anlama geliyor), bilim o konuyu aydınlatınca hemen başka bir aydınlanmamış konu bulup onu ortaya atıyorsunuz, böyle böyle sürüp gidiyor. Halbuki bilime en aykırı olan şeyin türlerin tek tek yaratılması olduğunun farkında değilsiniz.
    “ŞÖYLE OLDU BÖYLE OLDU edebiyatı ” falan yapmıyoruz, çok uzun olduğu için yazdığım cevaplarla ilgili kanıtları burada aktarmama olanak yok . Size bahsettiğim kitapta yaklaşık 100 sayfa bu konular anlatılmış. Alıp okuma zahmetine katlanırsanız, uzaydan gelen bakteri, protein ve amino asitlerle ilgili verileri , tek hücreli bakterilerin ortak yaşama girerek hayvan ve bitki hücresini oluşturmasıyla ilgili verileri öğrenebilirsiniz. O zaman belki bu konularda yazmadan önce birkaç defa düşünürsünüz.

    Siz o mantıkla rahatlıkla bir FİLE BİR İNSAN doğurtturabilisiniz.

    Bu cümleniz de kromozomlar konusunda yazdıklarımı, önyargılarınız nedeniyle, anlamak istemediğinizi gösteriyor. Sanıyorsunuz ki, bizim iddiamız, bir canlıdan doğan kromozom sayısı farklı bir canlının hemen başka bir türe döndüğüdür. Hayır, böyle bir şey yok , böyle bir şey de demiyoruz, insandan doğan kromozomu yapışık yavru gene insandır. Türlerin farklılaşması kromozom sayısının değişmesi sonucu değil, mutasyon, crossing-over, genetik sürüklenme, izolasyon, doğal seleksiyon vb mekanizmalarıyla olur. Kromozom yapışması farklılaşma için bir neden değil, bu süreçte oluşan bir yan olgudur, ancak farklı türler arasındaki akrabalığı çok güzel şekilde göstermektedir.

  53. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    Amatör filozof’a

    Herhalde bir konuyu basite indirgemek bu kadar olur.

    Karmaşıkları basite indirgemek, basitleri de karmaşıklaştırmak bilinen bir evimci takdiğidir.

    Her şey evrime uygun olarak oluverdi, bitiverdi öyle mi?

    Tersinim ne’tte tamamen bilimsel Embriyodan İnsana diye bir bölüm var. Orayı bir okuyuver ve üremenin (özellikle eşeyli üremenin) bir mucizeler dizimi olduğunu gözlerinle gör ve farkına var.

    Bugün binlerce çift her şeyleri yerli yerinde göründüğü halde minicik bir aksaklık nedeniyle çocuk sahibi olamıyorlar.

    Sense ne olduğu belli olmayan canlıları çiftleştirip doğurtuyor, sonunda bir insan ortaya çıkarıyorsun.

    Bir teoriyi savunuyorsunuz ama o teorinin temelleri yanıtlanamayan soruların bombardımanında sallanıyor.

    Önce şunu bir kez daha belirteyim.

    Bizim evrim teorisiyle bir alışverişimiz yok.

    Bir düşünce pekala teori olarak ortaya konulabilir. Teori olduğu içinde kapsamında doğru ve yanlışlar iç içe bulunabilir. Pek çok soruyu da yanıtlayamayabilir. Bu da gayet normaldir.

    Çünkü gerçekler ummanına daracık bir pencereden şaşı ve miyop gözlerle bakabiliyoruz.

    İtirazımız temellerini oluşturan olgularla ilgili pek çok şüpheleri, yanlışları çağrıştıran sorulara bilimsel cevaplar üretemeyen bir teorinin teorilikten çıkarılarak bilimin anası babası, yetmiş batın sülalesi; diğer ifade ile tek gerçeği olarak takdim edilmesidir.

    Her şeyden önce yaratılışı ve Yaratıcıyı ret ve inkar eden her şey doğrudur inancından (mantığından deği. Çünkü bu tutum bir mantıksızlıktırl vaz geçin.

    Ateizmde bir dindir. Bunu unutmayın.

    Gerçekte ateistler evrimin doğruluğuna inandıklarından değil, inançlarını onayladığından desteklerler.

    Bu nedenle Yaratıcıyı ve yaratılışı kabul etmektense akıl, mantık, bilim dışı en saçma, en olmadık varasayımları dahi doğru kabul etmeye hazırdırlar.

    Saygılar diyeceğim ama karşılığını göremedim. Nedense bir saygılar yazmayı bile esirgemişsiniz.

    Halbuki saygı, sevgi gösterme insansı meziyetlerin en güzellerinden sadece ikisidir.

    Tartışma ise bilimin gereklerinden biridir.

    Her şeyden önce insan olma bilincine ulaşmak gerek.

    Diğerleri nasıl olsa halledilir.

  54. amatör filozof diyor ki:

    @ Hüdai Çakmak

    Tersinim.net’ de yazılanların benzerlerini daha önce farklı kaynaklarda,değişik şekillerde pek çok kez okudum. Şimdi de sizin yazınız üzerine gözden geçirdim Bunlar Harun Yahya tarzı “pseudoscience”. Herşeyi yaratıcı yaptı demekle bilim olmuyor maalesef, bunların mekanizmalarının araştırılması gerekiyor. Eşeyli üreme ile ilgili gerçek bilimsel kaynakları okumanızı tavsiye ederim. benim önerdiğim kitapla başlayabilirsiniz (ODTÜ yayınlarından çıkmış)
    Diğer bir yanıldığınız nokta, daha doğrusu önyargınız, ateistlerin evrimi inanç nedeniyle desteklediğidir. Böyle bir durum yok. Evrim tamamen bilimsel bir teoridir, inançla falan ilgisi yoktur. Evrimci bilim adamları arasında Tanrı’ ya inanan pek çok kişi vardır (örneğin Ken Miller). Ayrıca katolik kilisesi dahi, bilimsel kanıtların ağırlığı karşısında, evrime karşı çıkmaktan vazgeçmiştir. Evrimci bilim adamlarının karşı çıktığı türlerin tek tek yaratıldığı teorisidir, bu bilimsel verilere tamamen aykırıdır. Her zaman şunu savunmuşumdur, Tanrı’ ya inanan bir insanın bilim karşısındaki tavrı bence şöyle olmalı: “Tanrı cansız dünya için fizik kanunlarını yarattı, canlılar dünyası içinde evrimi yarattı. Fizik kanunları cansız dünyayı açıklar, evrim de canlılar dünyasını açıklar.” Böyle düşünebilen bir Teist, bilim karşısında zorlama yorumlara girmeden, bilimsel verileri daha kolay kabullenebilir.

    Saygılarımla.

  55. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn. Ferda;
    Genellikle, mecbur kalmadıkça sataşmalara yanıt vermem. Son yazınızda giderek kişiselleşmeye kayan alaycı üslubunuz beni bu satırları yazmaya mecbur bıraktı. Buyurmuşsunuz ki;
    “Hasan beyde beni çok güldürdü.İspatlanmış bilimsel gerçekleri bir tarafa bırakıp,uydurma teorilere sığınıyor.Hasan bey siz burada komedimi yapıyorsunuz,yoksa bilimsel gerçeklerimi tartışıyorsunuz?”
    Gülünüz sn. Ferda, gülünüz… Şu üç günlük dünyada gülmeyip de ne yapacaksınız… Ne demiş adam; Önceki gün gitti, dün de öyle… Gülmek nasip olmadı. Bari şu son günümüzde bol bol gülelim…! (Hikayenin aslı böyle değil tabii.)
    Gülünüz gülmeye de… Gülerken karşınızda biri olsun. Öyle kendi kendine gülenlere maazallah ne denir bilirsiniz… En iyisi siz bir aynanın karşısına geçip öyle gülün… Böyle yapın ki, sizi gören de “gerçekten gülmekte haklıdır…” diyebilsin…
    Neymiş şu “İspatlanmış bilimsel gerçekler…”? Doğrusu çok merak ettim. Eğer siz gerçekten kuramları (teorileri) “ispatlanmış bilimsel gerçek” gözüyle görüyorsanız, ya da öyle olduğunu sanıyorsanız (Maalesef öyle sanıyorsunuz)
    sizin bilimden, milimden söz etmeye hakkınız olabilir mi? Siz bırakın burada sözde bilimsel tartışmalarda! bulunmayı, evinizin işleri ile ilgilenin. Ne bileyim ben çamaşır bulaşık yıkayın, mahallenizdeki hanım ahbaplarınızla paralı, parasız gün yapın.. (Hani çoğunlukla hanımlar öyle yaparlar ya…)
    Hiç birşey de bilmiyorsanız kurulun koltuğunuza, çekirdek çitleyip dizi film izleyin…
    Yeter ki buraya uğramayın hanımefendi. “Bilim, milim…” deyip herkesi kendinize güldürmeyin… Niye mi? Çünkü “teori”den “ispatlanmış bilimsel gerçek” diye söz eden biri ne benimle, ne de kimseyle bilimsel tartışmaya girmeyi hak etmiyor. Hak etmiyoooor…
    Biliyorum, bütün aklımı size vere vere sonunda ben akılsız kalacağım. Ama olsun… Son bir kez, arkadaşlık hatırına sizi aydınlatayım;
    Teoriler, diğer adıyla kuramlar doğruluğu tartışmaya açık iddialardır. Bakın, dikkat edin “varsayım” demiyorum, “iddia” diyorum. Ancak makul bir süre sonunda test edilip doğruluğu ispat edilince “ispat edilmiş bilimsel gerçek” olur. Buna da kısaca “yasa” deriz. “Maddenin sakımı yasası” gibi, “yerçekimi yasası” gibi. Ya da günlük hayatta elektrik ve elektronik cihazların yapımında esinlenilen fizik yasaları gibi…

  56. Hüdai ÇAKMAK diyor ki:

    Sayın amatör filozof’a

    Genelde ve çoğu zaman sayın HY’nin müridi olmakla suçlanır ve suçlayanlara sayın HY’nin hangi eserinin hangi yerinde ya da hangi sitesinde TERSİNİM TEORİSİYLE ilgili tek kelimenin olduğunu sorarım ve onlarda cevap veremezler.

    Çünkü böyle bir şey yok.

    Belki şaşıracak ve inanmayacaksınız ama TERSİNİM TEORİSİ genelde başta Darwin olmak üzere evrim teorisinin önde gelen düşünür ve bilim adamlarından yapılan alıntılar üzerine kurgulanmıştır.

    Eğer yazılarımı okursanız bunu rahatlıkla farkına varabilirsiniz.

    Başta evrim teorisini savunanları olmak üzere bulduğumuz her yerden bilgiler aldık; topladık, tasnifledik, sentezledik ve doğruyu, gerçeği bulmaya çabaladık.

    Bu gün beşbin sayfaya bulan zengin bir arşivim var.

    Tersinim teorisi bu sentezlemenin sonucudur.

    Sağolsunlar, evrim teorisi savunucuları evrimi koruma adına yaptıkları düşüncesizce; akıl ve mantık dışı varsayımlarla öylesine çok malzeme verdiler ki sayın HY ve MB gibi yaratılışçı düşünürlerden pek fazla bilgi almaya gerek kalmadı.

    Yaratılışçılardan özellikle HY’den alındığını zannettikleriniz bilimsel dergiler, kitaplar ve çoğunlukla internetten derlenmiş bilgilerdir.

    Tersinim teorisinin temel felsefesini ve mekanizmalarını öğrenmenizi ve bunlar üzerinde eleştirilerde bulunmanızı arzu ederim.

    Karşıt fikirlerden korkmayalım. Yanlışlardan rahatlıkla doğrular bulunabilir.

    Saygılar.

  57. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sizler karşısında pes etmeye mecbur kaldım.Hasan bey Big bangın teori olduğunu söylüyor.Amatör filozof big bangın yoktan varolmanın eşdeğeri olmadığını söylüyor.Pes doğrusu.Bizim gibi saf adamlarla neşenizi buluyorsunuz.Bu arada Avrupa kuzen evliliklerine neden izin veriyor?Kuranda yazdığı içinmi?

  58. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn. Ferda;
    Uzay-bilim’den nasibini almış bir tek kişi çıksın ve big bang’in teori (kuram) olmadığını söylesin, sizden özür dilemeye hazırım.
    Amatör filozof haklı… Aynen, sizin de ifade ettiğiniz şekliyle big-bang yoktan varolmanın eşdeğeri değildir. Ya da tümceyi düzelterek söylersek big-bang yoktan varolmayı ifade etmez.
    Ne yazık ki uzay-bilim, zamanda geriye doğru gidildiğinde big-bang olayının “planck duvarı” diye tanımlanan 10 üzeri eksi 43 saniye sonrasına kadar gidebiliyor. Tam patlama anını tesbit edecek kadar geriye gidemiyor. Tam o anda evrendeki herşeyi içinde barındıran o “tekillik” anında , ya da öncesinde neler olduğunu bildirmiyor. Yalnızca şu kadarını biliyoruz ki, “tekillik” yokluk, ya da hiçlik değildir. Her ne kadar gözle görünür bir hacmi olmasa da, uzay-bilimciler tekilliği “sonsuz sıcaklıkta, sonsuz yoğunlukta bir ham nokta” olarak tanımlarlar. Ve de Stefan Hawking’in deyimiyle büyük patlama anı şöyle tarif edilir:
    “Boşlukta bir anda sonsuz sıcaklıkta, sonsuz yoğunlukta bir ham nokta belirdi ve bir anda tüm içerdiklerini dışarı kustu.” (Aslında bu “belirdi” sözcüğünü çok da doğru bulmam. Burada bir anlam kaymasına neden oluyor)
    Aslında Hawking’de “kabaca” diye tanımladığı bu ifadenin insanları yanıltabileceğini söylüyor ve ekliyor: “Aslında o anda ne boşluk vardı ne zaman, ne de mekân… Herşey o anda yaratıldı (ya da oluştu)”.
    Lütfen yaratılışçılar son cümlemdeki “yaratıldı” sözcüğünün üzerine hemen atlayıp da “tamam işte…” demeden önce biraz sabretsinler…
    S. Hawking “planck duvarı”na geldiği anda haklı olarak bilimin ve aklın sınırına geldiğini düşünür ve öncesi için “yaratıldı” sözcüğünden daha uygun bir sözcük bulamaz.
    Ancak tekilliğin tanımından yola çıkarak big-bang’i “herşeyin başlangıcı”, “evrenin yaratıldığı an” olarak kabul edemeyiz. Olsa olsa bir milat, ya da karanlık bir tünelden bir trenin çıkışı gibi aslında var olup görünmeyen bir şeyin aniden açılıp saçılarak görünür hale gelmesi olarak düşünebiliriz. Bu arada tekillik sürecinde neler yaşandığından, daha açık bir ifadeyle trenin tünel içindeki seyrinden haberdar değiliz. Yeri gelmişken söyliyeyim her ne kadar kuramsal fizikçiler bu tekillik halinin bir patlamayla açılıp saçılarak görünür evreni oluşturduğunu söyleseler de, ben bu olayın aslında tekillik halinde de devam eden bir genişleme olgusunun gözle ya da teknik aletlerle görünür hale gelmesi olayı olarak düşünürüm.
    Kaba bir benzetmeyle big-bang olayını gözle görünemeyecek kadar küçük bir cismin sürekli ve süratle genleşerek gözle görülebilir hale geldiği an olarak tahayyül ederim. Sanırım big-bang fikrine sarılanların atladığı bir nokta var. Tekillik olgusunu atlayarak herşeyin bir anda oluşup bir patlama ile ortaya çıktığını düşünüyorlar. Oysa ortada patlamayı gerektirecek bir nedene işaret etmiyorlar. Bu arada tekilliğin de kendi ölçüleri içerisinde bir boyutu, bir hacmi olabileceği hiç mi hiç akıllarına gelmiyor.
    Sözgelimi ben tekilliği gözle görünmeyen, hiçbir teknik aletle ölçülemeyen, algılanamayan, ancak varlığını kitlesi ve enerjisi ile fark edebileceğimiz bir “varlık” olarak olarak tarif edebilirim. Ama bu arada tekilliğin de kendi içinde dereceleri olacağını asla gözardı edemem.
    Örneğin milimetrenin katrilyonda biri büyüklüğündeki bir cismi ne gözümüzle, ne de hiçbir teknik aletle ne görebilir, ne de algılayabiliriz. Yine bu cisim herhangi bir nedenden ötürü saniyelerin milyonda, milyarda, ya da trilyonda biri gibi bir zaman içerisinde akıl almaz bir süratle genişleyerek milimetre, yada santimetre boyutlarına ulaşarak görülebilir ve ölçülebilir hale gelse bunu da “patlama” olarak mı tanımlayacağız?
    Burada önemine dayanarak, vurgulayarak söylediğim konu maddenin, daha doğrusu atomaltı parçacıkların, yada onların yapıtaşları olan kuarkların tekillik sürecindeki davranış biçimleri ile alakalıdır. Eğer bu kuarklar, öncesinde tıpkı
    yıldızlar gibi devasa büyüklükte iken bir şekilde kendi çekim güçleri altında ezilerek “tekillik ” boyutuna inmişlerse ve bu kendi içine kapanma hali tekilliğe ulaştıktan sonra da aklın almayacağı mikro boyutlara kadar ulaşmışsa, bir noktadan sonra tekrar büyüme sürecine geçebilir.
    Yıldızın tekrar büyüme sürecine geçtiği kritik boyuta inmesi için gerekli olan süreyi bilemediğimiz gibi, büyüme, ya da diğer bir ifadeyle genleşme sürecine girdikten sonra görünür, algılanabilir boyuta ulaşması için geçen süreden de haberdar değiliz.
    Kuşkusuz böyle bir senaryo tek bir yıldız için çok da anlamlı olmayabilir ve evrenimizin oluşumu için eşdeğer bulunamaz. Ancak, en azından bir yıldıza yakıştırdığımız böyle bir serüveni pekala evrenimizin bir minyatürü olarak görebiliriz.
    Yıldız örneğinde olduğu gibi, kitle çekim gücü ile kendi üzerine çökerek tekilliğe, tekilliğe ulaştıktan sonra da tekrar genleşmeye başlayacağı kritik boyuta kadar inen, sonra da yeniden genleşerek eski haline gelen bir sistemden söz ediyorsak bu sistem içerisinde big-bang’e yer bulamayız. Big bang’in de içinde yer aldığı anlamlı bir senaryo yaratamayız. Olsa olsa sürekli genleşerek devasa boyutlara ulaşan, akabinde kendi üstüne çökerek tekilliğe inen, sonra yeniden genleşen, tıpkı bir şemsiye gibi sürekli açılır-kapanır bir sistemden söz edebiliriz.
    Saygılarımla…

  59. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Turan malesef yanılıyorsunuz.10 üzeri -43 saniyede oluşan tekilliğin patlamasını savunuyorsunuz.Ama 0. saniyede hiçbirşey yok.Bunu atlıyorsunuz.Hassas saçılma 10 üzeri -43 saniyede başlamadıki.Doğru bilim 0.saniyeye kadar gidemedi.Ama mantık bunu kabul eder.Asıl önemli olan Hassas saçılmaya neden olan, 0.saniyeden öncede var olan o büyük güç.(ALLAH) Enbiya 104. ayet kıyamet günü evrenin dürülerek yok olacağını,sonra tekrar yaratılacağını yazar.Kuzen evlilikleriyle ilgili sorumada cevap vermediniz.Sakıncalıysa Avrupalılar bu evliliklere neden izin veriyorlar.Saygılarımla

  60. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn. Ferda hanım;
    Bakalım ben ne yazmışım ;
    “Ne yazık ki uzay-bilim, zamanda geriye doğru gidildiğinde big-bang olayının “planck duvarı” diye tanımlanan 10 üzeri eksi 43 saniye sonrasına kadar gidebiliyor. Tam patlama anını tesbit edecek kadar geriye gidemiyor.”
    Bir de sizin yazdığınıza bakalım;
    “Sayın Turan malesef yanılıyorsunuz.10 üzeri -43 saniyede oluşan tekilliğin patlamasını savunuyorsunuz.Ama 0. saniyede hiçbirşey yok.Bunu atlıyorsunuz.Hassas saçılma 10 üzeri -43 saniyede başlamadıki.Doğru bilim 0.saniyeye kadar gidemedi.Ama mantık bunu kabul eder.”
    La havle vela… Devamını siz getirin.
    Öncelikle birşeyden emin olmam gerekiyor hanımefendi. Lütfen söyler misiniz; siz benimle kafa mı buluyorsunuz?

  61. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. Yamanoğlu
    “Hassas saçılma” demiştiniz, ben de o minvaldeki ayet mealini yazdım…
    Söz konusu kuram, belirttiğiniz bulgulara rağmen teoridir. Zira bazı gözlemler (örneğin kimi yıldızların evrenin iddia edilen yaşından daha yaşlı çıkması) teorinin gediklerini teşkil eder… Batı bilim anlayışı, belli bir geleneğin, o arada inanç kültürünün (genlerinin) etkisi altında işler. Dolayısıyla bu çerçevede önkabuller (mesela “bir başlangıç vardır”) vazeder…

  62. Mete Tunç diyor ki:

    … 17-18. yüzyıldan itibaren de soyut matematiği kullanır. Teorilerini bununla inşa eder. Denklemler kurar, bunları çözer, bir de ne görelim: gözlemler o denklemleri-onların çözümlerini doğruluyor!.. Aslında ne görüldüğü, ölçüm hassasiyeti gibi soru(n)lar nedense göz ardı edilir… Bu ve benzer meselelere değinen, bunları sorgulayan ülkemizde tek fizikçi yoktur (umarım yanılıyorumdur); aslında dünyada da pek yok; sadece okuduğum kitapların satır aralarında birkaç itiraza veyahut özeleştiriye rastlıyorum. Neden az..?Çünkü bütün bilimciler aynı sistemde yetişmişlerdir, o sistemde tezler-kitaplar yazmışlardır, unvanlar almışlardır, vesaire…
    Uzun ve uzmanlık isteyen bir konu. Beni aşıyor. Yalnızca; kuantum fiziği, parçacık fiziği ve genel görelilik teorisi alanlarındaki teorilere temkinli, sorgulayıcı ve şüpheci yaklaşınız, diyorum!

  63. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Turan ben bayan değilim.Bildiğiniz gibi Fred Hoyle Hassas saçılmayla alay etmek için ona Big-bang ismini vermişti.Durağan evren modelini savunuyordu.Yani evren ezelden beri vardı,ebediyete kadar varolacaktı.Eğer evrenin başlangıcı varsa,onun yaratıcısıda olacaktı.Ancak yıldızların ışıkları incelenerek,bizden uzaklaştıkları anlaşıldı.Ayrıca fosil radyasyonda bulundu.Yani Hassas saçılma kesin olarak kanıtlandı.Ama Fred beyefendi hala direniyordu.Ya Stephan Hawkinge ne demeli?Hassas saçılmanın yaratılmadığını kanıtlamak için çoklu evren denilen uydurma bir teori savunuyor.Dawkins ise ilk canlı hücresinin uzaylılar tarafından yaratıldığını savunuyor.Bu arada tekrar soruyorum.Maksadım eleştiri değil bilgi almak.Sağlık konusunda hassas olan Avrupalılar kuzen evliliklerine neden izin veriyorlar.

  64. Hasan Hilmi Turan diyor ki:

    Sn Ferda;
    Öncelikle size bayan olarak hitabettiğim için beni mazur göreceğinizi umarım. Ama siz de bana hak verin… “Ferda” bayan ismi değil mi?
    Ne ise çok önemli birşey değil.
    Ama önemsediğim birşey var:.. Bu sitede ilk kez birisi bana “Maksadım eleştiri
    değil, bilgi almak.” diyorsa akan sular durur… Ben o arkadaşıma elimden gelen her türlü fikrî yardımı yaparım. Yeter ki amaç öğrenmek, bilgilenmek olsun.
    Ne ben, ne siz, ne de hiç kimse her şeyi layığı ile bilen, uzmanlaşmış kişiler değiliz. Ben bu konularda 500 küsur sayfalık bir kitap yazmış olmama rağmen kendimi “herşeyi bilen adam” olarak göremem. Bu ukalalık olur.
    Beni bu yönümle tanımak isterseniz diyebilirim ki ben; okumaya ve elimden geldiğince yazmaya tutku derecesinde aşık bir insanım. Her biten günün sonunda eğer yeni birşeyler öğrenmemişsem o günü yaşanmamış gün telakki ederim. “Bilgili” olmakla “çokbilmişlik” arasındaki farkı her daim gözetmişimdir.
    Yıllar yılı her türden kitabı, dergiyi ve benzeri yayınları okumuş, medyanın bilimsel tartışma programlarını ilgi ile izlemişimdir. Ancak bugün vardığım nokta itibariyle de olsa kendime ne yazık ki “bilgeliği” yakıştıramam. Öğrendiğim her bir sözcük cehaletimi yüzüme haykırıyor. O vakit ne kadar cahil olduğumu anlıyor ve bundan utanıyorum. Size göre, ya da bir başkasına göre çok şey biliyor olabilirim ama maalesef bu beni cahil olmaktan kurtarmıyor.
    Bu siteye gelirken sizden de diğer arkadaşlardan da çok şey öğrenmeyi umarak geldim. Yine de tekraren söyliyebilirim ki sizlerden öğreneceğim çok şey var Ferda bey. Umarım ki ben de sizin bu yolda bir eksiğinizi tamamlayarak mutlu olurum.
    “Avrupalılar kuzen evliliklerine neden izin veriyor?” diye sormuşsunuz;
    İsim veremiyorum ama, birçok Avrupa ülkesinin bu konuda hassas davrandığını duymuştum. Evlenecek çiftlerin en azından iki göbek öncesine kadar kanbağı ilşkisinin olup olmadığını araştırdıklarını biliyorum. Ancak onlar genelde bu olaya insan hakları, temel hak ve özgürlükler açısından bakıyorlar. Bu yüzden hoşgörü ile yaklaştıklarını düşünüyorum. Sigara bu dediğinize güzel bir örnek oluşturabilir. Zararlarını bütün dünya biliyor. Sigarayı yasaklayabiliyorlar mı?
    Kuşkusuz yakın akraba evlilikleri -objektif bakarsak eğer- bir intihar olayı ya da buna benzer vahim bir olay değil. Kuzen evliliklerinden doğacak her çocuğun yüzde yüz sakat doğması gibi bir risk de yok. Sadece yabancılarla yapılan evliliklere göre çocuğun çok daha yüksek oranlarda sakat doğma olasılığı var. Normalde buı oran % 5 ise, kuzen evliliklerinde bu oran % 30, 40, hatta 50 ye kadar çıkabiliyor.
    Saygılarımla…

  65. Ferda Yamanoğlu diyor ki:

    Sayın Turan verdiğiniz bilgilere teşekkür ederim.Bir kaç gündür bu konu üzerinde düşünüyordum.ALLAHTAN yardımda diledim.Size son yazımı yazdıktan bir kaç saat sonra konuyu çözdüm.Kara yoluyla seyahat uçakla yapılan seyahatten çok daha risklidir.Ama kara yoluyla yapılan seyahatler yasaklanmaz.Yolcularda bu durumu düşünmez.Zaten çok önemli bir şey olsaydı ALLAH bunu yasaklardı.Tıpkı daha yakın akraba evliliklerini yasakladığı gibi.Yalnız risk,normal evliliklere göre iki kat fazlaymış.Yüce ALLAHTAN hidayet dilerim.Saygılarımla.

  66. gözde diyor ki:

    bilgileriniz için teşekkürler :)

  67. gözde diyor ki:

    gözlemci en çok da sana

  68. Berkay Gül diyor ki:

    Merhaba Mete bey, cok güzel bir yazı. Benzer arastırmalar yapıyorum.

    Bu arada yorum yazan birkaç arkadasa: TEVRAT İBRANİCE İNMEMİŞTİR! Musa (Hatta İsa) ve dönemim israiloğulları ARAMCA (bölgede konuşulan TÜRKÇE) konusuyordu!

    NOT: Mete bey, naçizane eleştirim, 4 kanonik incil + Barnabas incili de dahil olmak üzere hiçbir İncil’i kaynak olarak kullanmamak gerek. Bozulmuş bozulmamış bir yana, İncil bir intin kitap değildir, içinde allah kelamı yok denilebilir, hep İsa’yı ve sözlerini anlatır. Tevrat ve Kur’an ile paralel ya da aynı hususta okunmamalıdır.

    Sevgiler

  69. harbimi diyor ki:

    Tevratı,Incili,Kuranı okuyan herkes yazarın tüm görüşlerine katılmaması mümkün değil.Her şey yazdığı gibi…Meseli inanç ile akılın çatışması…Inanç körükörüne inanmaktır.Akıl ise sorgulamaktır.Akıl eleştirir ve gelişir ilerler…

  70. Mete Tunç diyor ki:

    Teşekkürler ve saygılar harbimi

  71. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. Berkay Gül,
    “… ARAMCA (bölgede konuşulan TÜRKÇE)..” Bu doğru değil.
    Ayrıca yazımda Tevrat ve İncil ile birlikte Kuran’ın da ‘insan eseri’ olduğu ifade ediliyor, zımnen belirtiliyor. Bu bağlamda her üç kitap birer delil ve kaynaktır!

  72. MALİ diyor ki:

    Hepimiz feylesoflar,bilimciler,sokaktaki adam :‘BİZ VE EVREN NİÇİN VARIZ? Sorusuna bilim cevap verebilirse bu insan aklının zaferi olacak.Mete bey ve yorumcuları okudum ama yeni bir bilgi ve düşünce göremedim.Deizm moda olmaya başladı ama eski bir düşünce.Saygılar

  73. Mete Tunç diyor ki:

    Sn. Mali,
    “Niçin varız” sorusu hayatta anlam aramanın bir tezahürü… Belki de cevabı olmayan, olmayacak bir sual… “Hayatı nasıl manalı kılabiliriz” diye sormalıyız kanaatimce… Dediğiniz gibi deizm moda. Fakir, kendini ecnebi, “gavur” terimleriyle tanımlamaktan içtinap eder! (Elbette onları okur, onlardan faydalanır.) Bu mevzulardaki görüşlerimi (birikimim ölçüsünde) “inanç ve bilgi eksenleri” ile “sorgutçu-luk” yazılarımda anlatmaya çalıştım…

  74. ergun diyor ki:

    Arkadaß cok güzel bir bicimde siralamis,yorum yapanlarin bazilari halen kuranla cevab veriyor,bire cahil,madem kuran tevratin ve incilin devami ise,insan bi bakar o dinlere degilmi,isine gelmiyor bakmaya,neymis allah demiyorlarmis,iyide o toplumlar arabmida,arabca terimdeki allaha,allah desinler,isde böyle zeka özürlülerle dinleri tartismak sacma olur…

  75. ergun diyor ki:

    gecen biri gelmis bana su soruyu soruyor…..Seni kim yaratti??? bu soruyu soran kisi hiristiyan ona verdigim cevab su oluyor,peki hic yoktan var edilme yoksa,bu sözde tanri nasil olustu bende onu kendisine sorunca duraklayi verdi demekki akilla yarismak biraz aptallik olur :)))…

  76. emrah diyor ki:

    helal olsun allah razı olsun

Leave a Reply