BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Bir Müslümanın Soruları (Mete Tunç)

Müslümanlara, ilgililere sormaları için soru önerileri

Dindarların din otoritelerine sordukları sorular çoğunlukla kişiseldir, belli bir minvalde dönmektedir ve açıkça söylemek gerekirse, kalitesizdir.

Aşağıda; okuyan, tefekkür ve mukayese eden, tarih perspektifine sahip hayali/sanal bir dindarın ciddi, düzeyli soruları yer almaktadır.

Soruları kısa ve özlü ifade etmeye çalıştım, mümkün ve belki gerekli ayrıntılara girmedim.

Sorular genelde bilinen argümanları ihtiva etmektedir, yanı sıra, umarım bazı sorularla ilk kez karşılaşılacaktır.

Dine küfretmek söz konusu değildir. Alaycı diye nitelendirilebilecek sorular, dinin (ayetlerin, hadislerin ve kültürün) doğasından (bizatihi kendinden) kaynaklanmadır, özel bir çabanın neticesinde değil. Şunu ekleyeyim: “doğa” o kadar uygun ki… Neyse; kendimi frenledim…

Amaç, dindarların (tabii dinsizlerin de) farklı bakış açıları kazanmalarına katkıda bulunabilmektir.

Hayali dindarın, sorularını takiben söyledikleri, vardığı hüküm dikkat çekicidir!

Bu izahattan sonra artık, dindar kardeşimin din otoritesine/görevlisine/alimine sorduğu sorulara ve akabinde yazdıklarına geçebiliriz:

Bu izahattan sonra artık, dindar kardeşimin din otoritesine/görevlisine/alimine sorduğu sorulara ve akabinde yazdıklarına geçebiliriz:

  1. Allah’ın emirlerine ve peygamberimizin sünnetine uyarak yaşayan müminlerin, kendileri, aileleri, halkları ve tüm Müslümanlar için ettikleri duaların, ki cüzi iradeleriyle de ellerinden gelen her şeyi yapagelmektedirler, Allah tarafından, umumiyetle, yüzyıllardır kabul görmemesinin sebebi hikmeti nedir?
  2. Acaba ben mi rastlayamadım; mutluluğun, kazancın, bir işe girmenin vs. bir başkasının mutsuzluğu, kaybı, işe girememesi vs. anlamına geldiğine, geleceğine dair bir ayet veya hadis var mıdır? Müslümanların kazanç, iş gibi temennilerinde, dualarında bu hususu da düşünmeleri gerekmez mi? Bu bağlamda; futbolcuların gol atmak, galibiyet için dua etmeleri, ama attıkları gol (ki bazılarını “gayri nizami” atıyorlar), galibiyetleri (ki bunlardan sonra şükrediyorlar) yüzünden karşı takımdaki dindaşlarının üzüleceklerini göz önünde tutmamaları garip değil midir?
  3. İstihareye yatılması daima kişisel beklentilerle oluyor; Müslümanlar istihareye; tüm müminleri ilgilendirecek, İslam’ın yücelmesini sağlayacak konularda bilgiler, işaretler, ilhamlar, haberler, tavsiyeler almak için neden başvurmuyorlar?
  4. Bir sahih hadiste peygamberimiz, mealen, kemiklerle taharetlenmeyiniz, çünkü onlar cinlerin yiyecekleridir, demiştir. İslam alimleri, Kuran’da ateşten yaratıldıkları bildirilen cinlerin, başka Kurani bilgilerden hareketle farklı bir boyutta olduklarını veya enerji formunda olduklarını söylüyorlar. Bu bilgi ve yorumlara göre cinler bizim yaşadığımız boyuta nasıl geçmektedirler, metabolizmaları nasıldır, yedikleri kemikler hangi aşamada enerjiye dönüşmektedir?
  5. Bir hocamızdan, sanırım ayet ve hadislere dayanarak söylüyordu, cinlerin de çiftleştiklerini, aileleri olduğunu, savaşlar yaptıklarını duydum. Savaştıklarına göre, cinler de mi milletlere ayrılmışlardır; öyleyse insanlardan müteşekkil milletlerle aynı isimlere mi, yoksa farklı isimlere mi sahiptirler? Her şehrin cini ayrı mıdır? Şehirli, köylü, dağlı, göçebe diye ayrılırlar mı? Ne tür mesleklerle iştigal ederler? Onlarda da homoseksüellik ve lezbiyenlik sözkonusu mudur? Öyle ise; bir erkek insanın, bir kadın/dişi veya homoseksüel cin tarafından taciz edilmesi hadisesi ile karşılaşılmış mıdır?
  6. Cinler enerji ve çok hızlı olduklarına göre, onlardan, kişisel beklentilerimiz yerine, neden, İslam alemini tekrar görkemli kılacak istihbarat, bilim, teknoloji gibi konularda bilgi ve yardım almıyoruz ve bilimsel konularla ilgilenen Müslümanlar bu hususa hiç eğilmiyorlar?
  7. Aşırı yüksek sesi ve tekdüzeliği (galiba sadece 4 notayla okunması ve “aaa” ile “aahh” seslerinin baskın olması) yüzünden, bu tarzda okunan ezandan en başta Müslümanların rahatsız olması gerekmez mi; biz Müslümanlarda empati ve estetik gibi erdem ve güzellik anlayışı yok mudur? Ezan bile olsa gürültülü bir ortamda tefekkür mümkün müdür; biz Müslümanlar tefekkür etmiyor ve buna ihtiyaç duymuyor muyuz?
  8. Yaratmak (halk etmek) fiilini kullandığımda arkadaşlarım “yaratmak Allah’a mahsustur” diyerek bu fiili kullanmamam gerektiğini söylüyorlar. Anlamadığım, ben insanın yoktan bir şey yarattığımı, haşa, söylemiyorum ki zaten bu çok saçma; ayrıca, Allah’ın Alim, Baki gibi isimleri de var, fakat bu isimleri insan sıfatları ve eylemlerinde kullanabiliyoruz. Acaba İslam dünyasındaki üretkensizlik durumu, biraz veya büyük oranda, bu anlayış ve “icat çıkarma” ve “… ya meraktan ya .araktan…” türünden yaklaşımlarımız yüzünden mi?
  9. Kuran’ın bilimsel buluşları 1000 küsur yıl önceden bildirdiği söyleniyor. Ama ayetleri incelediğimde oradaki sözlerin buluşlarla örtüşmediğini görüyorum. Bu durumda yapılan bir tür sahtekarlık, Allah’ı ve Kuran’ı o sahtekarlığa ortak etmek değil midir? Ve böyle söylemler Müslümanları zor durumlara düşürmez mi? Keza bir zamanlar bal peteğinde Allah lafzı, ayda ezan, Gurodi, Kusto ve Amstrong’un Müslüman olduklarına dair haberler..?
  10. Bir kutsi hadiste yer alan, Allah’ın peygamberimize hitaben, mealen, kainatı senin yüzü suyu hürmetine yarattım, dediğine Müslümanlar yüzyıllarca nasıl inanabilmişlerdir; Hz. Muhammed (s.a.v), risalet belli oluncaya dek, haşa, Cenabı Allah’ın bilgisi dışında mı yaşamıştır?
  11. Çağrı filminde de sahnelenen ve bir hadise dayandırılan, imparatorlara mektup gönderip onları İslam’a davet etme hikayesinde, mektupların içeriğine baktığımızda, onlarda bir kanıt, küresel bir mesaj olmadığını okuyoruz… Bugün, insanların İslam’la şereflenmelerine vesile teşkil edecek küresel, evrensel, kültürlerüstü ve zamanlarüstü mesajlarımız, tabii ki bunlar ayetlerden ve kesin-sahih nitelikte hadislerden çıkmalıdır veya onlardan esinlenilmelidir, neler olmalıdır?
  12. Kuran indiği zaman (600’lü yıllar), Tevrat mutlaka ama İncil de çoktan standart hale getirilmişti. Bugün elimizde olan Tevrat ve İncil, Kuran’ın, mealen, elinizdeki kitabı tasdik ederim, dediği Tevrat ve İncil ile aynı… Bu arada, söylendiği gibi Kuran’da Tevrat ve İncil’in değiştirildiğine, tahrif edildiğine, bozulduğuna dair net bir ayete rastlamadım. Kuran’da bu kitaplarda yazılı ayetlerden, rahatsız edici hikayelerden neden bahsedilmemektedir? Zira o kitaplar baştan sona bozuk!
  13. Kuran Allah’ın kitabı ise, bütün ayetlerde Allah’ın seslenmesi gerekmez mi? Bir alimimizin açıklamasını okudum fakat tatmin olamadım; sizin görüşünüz nedir?
  14. Televizyonlarda din alimlerimizin karşısına dinsiz kişiler neden çıkamamaktadır? Acaba halkın-Müslümanların tepkilerinden ve genelde “görünen güçler”i kullanan “görünmeyen güçler”in operasyonundan mı korkulmaktadır? Bizatihi din alimlerimiz Allah’a ve kendilerine güvenerek tek taraflı konuşmaya itiraz edip dine aykırı görüş sahipleriyle tartışmayı neden istemezler?
  15. İslam, Kuran, hadisler ve din alimleri İslam dünyasında ve dünyada hangi değerleri; bürokratik, iktisadi, sosyal, eğitimsel vs. sistemleri ve kurumları meydana getirmiştir; bu değerler, sistemler ve kurumlar kendilerini yenilemişler midir? İslam, kendine has ve tüm insanlığa hitap eden, çağlara göre gelişen değerler, sistemler ve kurumlar geliştirmiş midir?
  16. Bir arkadaşım Kuran’daki yer merkezli ve bölgesel anlatımın, Allah’ın o bölgenin insanları anlayabilsin (ve kafaları karışmasın) ve bu yolla İslam yayılabilsin diye kullandığını söylemektedir. Anlayamıyorum; böyleyse, zımnen Allah’ın gücünün ve bilgisinin kısıtlı olduğu ve Kuran’ın indirildiği yere ve döneme ait olduğu kastedilmiş olmuyor mu? Yine anlamadığım; bazı ayetler o zaman, yüzyıllar boyunca ve şimdi de anlaşılmamakta (ve kafalar her zaman karışmış/karışık görünmektedir). Allah, o hiç anlaşılmayan ayetler yerine, insanlığın yeni bilgiler neticesinde çözebilecekleri ayetler indirmeyi neden tercih etmemiştir? Bunların hikmeti nedir?
  17. Kuran’da şeytan, melekler, cinler, huriler ve gılmanlar, büyü, rüyaların yorumlanması gibi hususlar, hikayeler tasvir amaçlı ve mecaz mıdır; Allah yeni bir kitap indirseydi bu hususlar bulunur muydu?
  18. Neden pek çok Müslüman ve devlet; inandıklarımıza aykırı düşünceleri seslendirenleri ve yazanları, yazdıklarıyla, savunduklarıyla değil de, kişilikleri, kimlikleri ve hayatlarıyla değerlendiriyor, ithamlarda bulunuyor, tehdit ediyor, öldürüyor? Bizim de aynı yöntemlerle (kitaplarla, kanıtlarla…) cevap vermemiz gerekmez mi? Bizim delillerimiz, dayanaklarımız, kültürümüz, bilgimiz yeterli değil mi?
  19. İslam tarihindeki bazı menfi gelişmeler kafirlerin ve münafıkların fitnelerine bağlanmaktadır. Keza yakın tarihte, mesela ülkemizde Müslümanların toplu olarak katıldığı ve bireysel olarak yaptığı katliamlara yine fitnelerin ve kışkırtmaların sebep olduğu… Peki biz Müslümanlar fitneye ve kışkırtmalara karşı duracak donanıma, bunları anlayacak akla hiç sahip olamamış mıyız ki..?
  20. Acaba; doğasal, içtimai, iktisadi, tıbbi vs. olgular hakkında salt “Allah’tandır” yaklaşımımız, yüzyıllardır ve belki hala daha, bu konularda fikir üretmemizi, teoriler bulmamızı vs. engelleyegelmekte midir?
  21. Dinsizlere, evrenin yaratılışı ve sona erdirilmesi (kıyameti) konusunda bilgi üstünlüğümüz var gibi görünüyor; ama onların açıklanıp yorumlanmasında ve bu iki tarihin arasında çok zayıf değil miyiz?
  22. Dünya tarihinde toplumların gelişiminde, küçük-kısa kesintiler hariç, bir süreklilik tespit ediyoruz. Elbette bu, Allah’ın bir yasasıdır. Keza, dil de sürekli gelişen, yenilenen bir şeydir. İkisi de bir vakıa olduğuna göre, buradan, Kuran’ın, oradaki sözcüklerin ve ifadelerin (kozmoloji, ekonomi, hukuk vs. hususlarının) sadece dönemin ve şartların çerçevesinde anlaşılması ve sonraki yüzyıllara ve belki coğrafyalara şamil olmadığı sonucu çıkmıyor mu? Buradan Kuran çalışmalarında, aslında yapılan 7. yüzyıl Arap dili, tarihi, ekonomisi, hukuku, kültürü araştırması olmuyor mu?
  23. Yüzyıllardır ve günümüzde imanımızın en önemli unsurları olarak görüp uyguladığımız şeylerin Kuran’da olmadığını veya çok azının olduğunu veya çok az değinildiğini tespit ediyorum. Mesela bizim cenabetlik, başörtüsü gibi konularda adeta deyim yerindeyse olmak-olmamak tavırları sergilememiz… İhtilam olduğumuzda sadece ıslanan yerlerimizi yıkamak ve çamaşırımızı değiştirmek, ve sağlık-estetik-eşitlik-tutarlılık açılarından yanlış ve gerekçeleri manasız görülen mevcut başörtüsü uygulaması yerine sade, düzgün, dikkat çekmeyen biçimli saç ve giyim tarzını tercih etmek daha doğru ve uygun değil midir, ve asıl hassas olunması gerekenlerin haklara riayet, diğerkamlık, yaratıcılık, dayanışma gibi değerler, faziletler, nitelikler değil midir?
  24. Bin yıllardır ve halihazırda, dünyada ve ülkemizde, din referanslı veya değil, iktidar ve güç arzulu insanlar, gruplar ve devletler arasındaki savaşlar ve eylemler neticesinde sayısız masum insan mağdur ve kurban olmaktadır. Kuran’da ve hadislerde bu hususa değinilmekte midir? İktidar ve güç sözkonusu olduğunda, insanların Allah nezdinde de kıymetleri yok mudur?

Sayın ilgili, hocaefendi… Yukarıdaki sualleri yazarken Kuran’ı ve Kitabı Mukaddes’i ve dahi pek çok kitabı tekrar karıştırdım, internette gezindim. Düşündüm, gözledim, karşılaştırdım, değerlendirdim… Ve bunları yaptıkça soruların sayısının haddi hesabı olmayacağını fark ettim. O nedenle burada kesiyorum. Bir yerde bunca soru varsa, çıkıyorsa, o halde orada büyük bir sorun vardır… Galiba durumu anladım, hatta çözdüm bile diyebilirim. Bu bana, şimdi, bir zamanlar zor matematiksel problemleri, denklemleri çözerken duyduğum hazzı veriyor…

Kesiyorum ve eğer şimdiye kadarkiler gibi uzun, dolambaçlı, konuya girmeyen, rivayetleri ve rüyaları kanıt diye sunan, çağımızın dünya ve evren bilgisini, insanlığın bu sayede ulaştığı bilinci görmezden gelen ve Kuran’la çatışan cevaplar ve yorumlar yazacaksanız hiç yorulmayın, ne okuyabilirim ne de teşekkür ederim…

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 5076, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

6 Comments

  1. Kerem Ali Uyar diyor ki:

    Bazı arkadaşların, Adnan Oktar ile ilgili yorum yaparken gerçekleri yansıtmayan bilgilere rastladığım için şöyle bir tavsiyem olacaktı. Adnan Oktar’ın hayatını okusunlar, röportajlarını seyretsinler, en azından yazmış olduğu bir kitabı okuyup sonrasında önyargısızca, tarafsızca ve samimi düşüncelerini yazsınlar. Kendisi, hayatını Allah’a adamış ve sadece Allah rızasını kazanmak için İslam’ a hizmet etmeye ömrünü vermiş samimi bir müslümandır. Şimdiye kadar başına gelen tüm zorluklara Allah’ın izniyle sabretmiş ve kurulan tüm komplo ve iftiralardan aklanmıştır. Bundan sonra da kendisine kötülükle dil yada el uzatanlar elbette olacaktır. Kendisinin de dediği gibi Allah sevdiği kulunun üzerine yağmur gibi zorluk ve imtihan verir. Bu onun takvasının bir göstergesidir. Bütün peygamberler, veliler ve alimler de de böyle tecelli etmiştir. Allah’ın izniyle Hz. Mehdi gelecek, Hz. İsa nüzul edecek ve İslam’ın nuru tüm dünyaya yayılacaktır. Allah bize bu kutlu dönemi görmeyi nasip etsin inşaAllah.

  2. azerturk diyor ki:

    Kerem Ali Uyar,

    uyan kardeşim, 2010 a beş on gün kaldı.

  3. meraklı diyor ki:

    1. Allah’ın emirlerine ve peygamberimizin sünnetine uyarak yaşayan müminlerin, kendileri, aileleri, halkları ve tüm Müslümanlar için ettikleri duaların, ki cüzi iradeleriyle de ellerinden gelen her şeyi yapagelmektedirler, Allah tarafından, umumiyetle, yüzyıllardır kabul görmemesinin sebebi hikmeti nedir?

    C: Bu soruya en güzel cevap Jim Carrey in oynadığı Aman Tanrım filmidir. Orda kendisine Tanrıvari güç verilen Carrey gelen dualardan usandığından bir tuş kombinasyonu ile herkese evet yanıtı vermiş, herkes dualarındaki taleplere kavuşmuş fakat anarşi meydana gelmişti.

    Kabul görmeme göreceli bir kavram olduğu gibi, hangi duanın kabul edilip hangisinin kabul edilmeyeceği adalet kavramı ile ilgili diye düşünüyorum. Arkadaşın sorduğu kadar basit bir olay değil bence dua olayı.

    2. Acaba ben mi rastlayamadım; mutluluğun, kazancın, bir işe girmenin vs. bir başkasının mutsuzluğu, kaybı, işe girememesi vs. anlamına geldiğine, geleceğine dair bir ayet veya hadis var mıdır? Müslümanların kazanç, iş gibi temennilerinde, dualarında bu hususu da düşünmeleri gerekmez mi? Bu bağlamda; futbolcuların gol atmak, galibiyet için dua etmeleri, ama attıkları gol (ki bazılarını “gayri nizami” atıyorlar), galibiyetleri (ki bunlardan sonra şükrediyorlar) yüzünden karşı takımdaki dindaşlarının üzüleceklerini göz önünde tutmamaları garip değil midir?

    C: Bunda da şaşıracak bir yan yok. Bizim adaletsizlik olarak düşündüğümüz bu durum aslında adaletin kendisi olabilir. Zamanında bir hoca bir talebesine çeşmeye git kovayla su getir fakat çeşme başında olan hiç bir şeye karışma der. talebe gider çeşmeye yaşlı bir adam su içmeye çalışıyor fakat iriyarı at üstünde bir eşkiya gelir ve adamı atıyla iteleyerek suyun başına kendi geçer yaşlı adam şikayetlenince atıyla çifte vurdurup yaşlı adamı öldürür. talebe geri döndüğünde bunun ne kadar adaletsiz olduğunu düşünür halbuki hocası ona yaşlı adamın köyüne gidip eşkiyanın ve yaşlı adamın kim olduklarını sormasını ister. talebe öğrenir ki yaşlı adam yıllar önce o eşkiyanın babasını öldüren sonra kaçan fakat tekrar yurduna dönen adam olduğunu öğrenir. eşkiya bilmeden adaleti tesis etmiştir.

    bunun gibi müslümanların dualarının kabul olmamasından ya da öyle görünmesinden bir zararları değil aksine kazançları vardır. Yağ, bal içinde yaşayan, hayatta sıkıntı çekmeyen bir müslüman ile bunun aksi durumdaki bir tanesinin kazanağı sevap bir midir? Bunlar fıkha, takvaya vb. konulara kayar. Tadında bırakalım. Özet olarak duanın kabul edilmemesi veya geç kabul edilmesi bile bir nimettir yeri geldiğinde.

    3. İstihareye yatılması daima kişisel beklentilerle oluyor; Müslümanlar istihareye; tüm müminleri ilgilendirecek, İslam’ın yücelmesini sağlayacak konularda bilgiler, işaretler, ilhamlar, haberler, tavsiyeler almak için neden başvurmuyorlar?

    C: bir müslümanı bunu yapmaktan engelleyen nedir ki? böyle bir engel olduğuna dair bir taraflarda bir kural mı var. Osmanlı sultanlarından dahi devlet uygulamalarında çok sayıda kişiye danıştıktan sonra bir de istihareye yatanlar yok muydu? istiharenin şahsiliğini kim iddia etmiş acaba?

    4. Bir sahih hadiste peygamberimiz, mealen, kemiklerle taharetlenmeyiniz, çünkü onlar cinlerin yiyecekleridir, demiştir. İslam alimleri, Kuran’da ateşten yaratıldıkları bildirilen cinlerin, başka Kurani bilgilerden hareketle farklı bir boyutta olduklarını veya enerji formunda olduklarını söylüyorlar. Bu bilgi ve yorumlara göre cinler bizim yaşadığımız boyuta nasıl geçmektedirler, metabolizmaları nasıldır, yedikleri kemikler hangi aşamada enerjiye dönüşmektedir?

    C: Cinler farklı bir enerji boyutunda yaşamaktadır. Biz onları göremiyoruz fakat onların bizi gördüğü açıktır. İslam dışı toplumlarda dahi cin çarpmış çok sayıda örnek bulabilirsiniz hatta filmleri bile yapılmıştır. Her neyse daha nasıl bir enerji türü olduklarını bile algılayamadığımız bu varlıkların kemikleri nasıl yediklerini kim cevaplayabilir ki? Bilim banane soyut olan beni ilgilendirmez deyip duracağına araştırsın işte bunları. Var mı cinler, nedir, ne yer ne içerler vb.?
    Hem bahse konu hadisin gerçekten peygamber sözü olduğunun da teyidi gerekir. Hadislere yalnız iman konusunda ikilemde kaldığımızda başvurmak daha doğru bence. Çözemediğimiz her uç konuda bir hadis aramak bana yanlış geliyor.

    5. Bir hocamızdan, sanırım ayet ve hadislere dayanarak söylüyordu, cinlerin de çiftleştiklerini, aileleri olduğunu, savaşlar yaptıklarını duydum. Savaştıklarına göre, cinler de mi milletlere ayrılmışlardır; öyleyse insanlardan müteşekkil milletlerle aynı isimlere mi, yoksa farklı isimlere mi sahiptirler? Her şehrin cini ayrı mıdır? Şehirli, köylü, dağlı, göçebe diye ayrılırlar mı? Ne tür mesleklerle iştigal ederler? Onlarda da homoseksüellik ve lezbiyenlik sözkonusu mudur? Öyle ise; bir erkek insanın, bir kadın/dişi veya homoseksüel cin tarafından taciz edilmesi hadisesi ile karşılaşılmış mıdır?

    C: Önceki sorunun cevabı yeterli bence. Önce cinlerin ne olduğunu bilimsel olarak çözelim. Çiftleşiyorlar mı, akarabalık ilişkileri var mı sonra bakılır.

    6. Cinler enerji ve çok hızlı olduklarına göre, onlardan, kişisel beklentilerimiz yerine, neden, İslam alemini tekrar görkemli kılacak istihbarat, bilim, teknoloji gibi konularda bilgi ve yardım almıyoruz ve bilimsel konularla ilgilenen Müslümanlar bu hususa hiç eğilmiyorlar?

    C: Ne güzel olurdu. Aslında Kuran da bunun örneği de var. Hz Süleyman kendi çağının bilimsel bulgularının çok ötesinde işleri cinlere yaptırıyor. En derin denizlerden bazı malzemeleri çıkarttırmak gibi. Oldukça iyi bir fikir.

    7. Aşırı yüksek sesi ve tekdüzeliği (galiba sadece 4 notayla okunması ve “aaa” ile “aahh” seslerinin baskın olması) yüzünden, bu tarzda okunan ezandan en başta Müslümanların rahatsız olması gerekmez mi; biz Müslümanlarda empati ve estetik gibi erdem ve güzellik anlayışı yok mudur? Ezan bile olsa gürültülü bir ortamda tefekkür mümkün müdür; biz Müslümanlar tefekkür etmiyor ve buna ihtiyaç duymuyor muyuz?

    C: Bu konuda aynı fikirdeyim. Ezan okuma eğitimi almamış, sesi güzel olmayan kişilerin ezan okuması bence de itici. Ayrıca avrupalı bile yüksek çan sesine ceza keserken bizim de gereğinden fazla yüksek sesle insanları rahatsız etmememiz doğru olur gibime geliyor.

    8. Yaratmak (halk etmek) fiilini kullandığımda arkadaşlarım “yaratmak Allah’a mahsustur” diyerek bu fiili kullanmamam gerektiğini söylüyorlar. Anlamadığım, ben insanın yoktan bir şey yarattığımı, haşa, söylemiyorum ki zaten bu çok saçma; ayrıca, Allah’ın Alim, Baki gibi isimleri de var, fakat bu isimleri insan sıfatları ve eylemlerinde kullanabiliyoruz. Acaba İslam dünyasındaki üretkensizlik durumu, biraz veya büyük oranda, bu anlayış ve “icat çıkarma” ve “… ya meraktan ya .araktan…” türünden yaklaşımlarımız yüzünden mi?

    C: bence de bu bazı dindarların saçmaladığı bir konu. Biz insanız ve “yaratmak” teriminin ilahi bir olgu olduğunu kabul ediyorsak zaten bir insan olarak bunu söylediğimizden o ilahi varlık yaratmak teriminden onun yaptığı işi kastetmediğimizi bilecektir. Bence de bu sadece bazı dindarların takıntısı haline gelmiş durumda.

    9. Kuran’ın bilimsel buluşları 1000 küsur yıl önceden bildirdiği söyleniyor. Ama ayetleri incelediğimde oradaki sözlerin buluşlarla örtüşmediğini görüyorum. Bu durumda yapılan bir tür sahtekarlık, Allah’ı ve Kuran’ı o sahtekarlığa ortak etmek değil midir? Ve böyle söylemler Müslümanları zor durumlara düşürmez mi? Keza bir zamanlar bal peteğinde Allah lafzı, ayda ezan, Gurodi, Kusto ve Amstrong’un Müslüman olduklarına dair haberler..?

    C: Kuran daki bildirimlere bakarsak aslında sadece ilgili bilimsel buluşlara göndermeler yapıyor. Doğrudan bilimsel açıklamalarla o olguları anlatmıyor. Değiniyor ama bazı dindarlar o derece bunu ileriye götürüyorlar ki bak 1400 sene önceden birebir bildirilmiş. sonra tutuyor bir tanesi farklı çıkıyor ayıkla pirincin taşını. (ama iddia edenler açısından Kuran ın böyle bir iddiası yok aslında)

    bence Kuran daki bildirimler bilimsel göndermelerdir, bilime teşvik etmek için. yoksa Kuran fen kitabı olurdu değil mi?

    10. Bir kutsi hadiste yer alan, Allah’ın peygamberimize hitaben, mealen, kainatı senin yüzü suyu hürmetine yarattım, dediğine Müslümanlar yüzyıllarca nasıl inanabilmişlerdir; Hz. Muhammed (s.a.v), risalet belli oluncaya dek, haşa, Cenabı Allah’ın bilgisi dışında mı yaşamıştır?

    C: bunda ne tezat var anlamadım. Allah peygambere risalet gelinceye kadar onun resul olacağını bilmiyor muydu? Ta en başından bu planı olduğundan zaten kainatı onun için yarattığını söyler. Bunda tezat nedir???

    11. Çağrı filminde de sahnelenen ve bir hadise dayandırılan, imparatorlara mektup gönderip onları İslam’a davet etme hikayesinde, mektupların içeriğine baktığımızda, onlarda bir kanıt, küresel bir mesaj olmadığını okuyoruz… Bugün, insanların İslam’la şereflenmelerine vesile teşkil edecek küresel, evrensel, kültürlerüstü ve zamanlarüstü mesajlarımız, tabii ki bunlar ayetlerden ve kesin-sahih nitelikte hadislerden çıkmalıdır veya onlardan esinlenilmelidir, neler olmalıdır?

    C: bu soruya bu konuda daha uzman insanlar bir liste oluşturup cevap verebilir.

    12. Kuran indiği zaman (600’lü yıllar), Tevrat mutlaka ama İncil de çoktan standart hale getirilmişti. Bugün elimizde olan Tevrat ve İncil, Kuran’ın, mealen, elinizdeki kitabı tasdik ederim, dediği Tevrat ve İncil ile aynı… Bu arada, söylendiği gibi Kuran’da Tevrat ve İncil’in değiştirildiğine, tahrif edildiğine, bozulduğuna dair net bir ayete rastlamadım. Kuran’da bu kitaplarda yazılı ayetlerden, rahatsız edici hikayelerden neden bahsedilmemektedir? Zira o kitaplar baştan sona bozuk!

    C:Kuran sadece gönderme yapar en son ben geldim en doğru benim diye. Karşı tarafa siz külliyen bozuksunuz dese karşı taraf haksız olduğunu bilse bile çok büyük ihtimalle savunmaya geçecektir. Halbuki Kuran ın amacı insanları imana davet etmektir. düşman kazanıcı bir yöntem benimsememiş olması normaldir. Fakat tamamen de boş bırakmaz bu alanı. siz doğru iseniz rakibimi çıkaraın diye meydan okur. incilden tevrattan bahseder, bazı ayetlerinin onlarda da yer aldığından dem vurur.

    13. Kuran Allah’ın kitabı ise, bütün ayetlerde Allah’ın seslenmesi gerekmez mi? Bir alimimizin açıklamasını okudum fakat tatmin olamadım; sizin görüşünüz nedir?

    C: Zaten öyledir. Ama kimi zaman Biz diye başlar sözlerine. Aslında burda bazı fiilleri meleklerine yaptırdığı vurgusu da gizlidir. Başkalarının seslendiği vaki değildir Kuran da.

    14. Televizyonlarda din alimlerimizin karşısında dinsiz kişiler neden çıkamamaktadır? Acaba halkın-Müslümanların tepkilerinden ve genelde “görünen güçler”i kullanan “görünmeyen güçler”in operasyonundan mı korkulmaktadır? Bizatihi din alimlerimizin Allah’a ve kendilerine güvenerek tek taraflı konuşmaya itiraz edip dine aykırı görüş sahipleriyle tartışmayı neden istemezler?

    C: bunu dinsiz kişilere sormak lazım. Çıksınlar. Rating patlaması yapar o program. din alimlerinin buna karşı çıktığını nerden biliyoruz?

    15. İslam, Kuran, hadisler ve din alimleri İslam dünyasında ve dünyada hangi değerleri; bürokratik, iktisadi, sosyal, eğitimsel vs. sistemleri ve kurumları meydana getirmiştir; bu değerler, sistemler ve kurumlar kendilerini yenilemişler midir? İslam, kendine has ve tüm insanlığa hitap eden, çağlara göre gelişen değerler, sistemler ve kurumlar geliştirmiş midir?

    C: İslam evrensel bir dindir. Ama bu sorunun cevabı buraya sığmayacak kadar uzun. Fakat sadece şunu söyleyeyim. İslamı yanlış yorumlayıp islamla terörün/çağdışılığın birbirine yakın olduğu görüntüsünü veren sahte müslümanlardan Allah hepimizi korusun.

    16. Bir arkadaşım Kuran’daki yer merkezli ve bölgesel anlatımın, Allah’ın o bölgenin insanları anlayabilsin (ve kafaları karışmasın) ve bu yolla İslam yayılabilsin diye kullandığını söylemektedir. Anlayamıyorum; böyleyse, zımnen Allah’ın gücünün ve bilgisinin kısıtlı olduğu ve Kuran’ın indirildiği yere ve döneme ait olduğu kastedilmiş olmuyor mu? Yine anlamadığım; bazı ayetler o zaman, yüzyıllar boyunca ve şimdi de anlaşılmamakta (ve kafalar her zaman karışmış/karışık görünmektedir). Allah, o hiç anlaşılmayan ayetler yerine, insanlığın yeni bilgiler neticesinde çözebilecekleri ayetler indirmeyi neden tercih etmemiştir? Bunların hikmeti nedir?

    C: bunlar göreceli algılar. anlaşılmayan ayetlere gelirsek, siz anlayamıyorsanız bunu genele yaygın bir durum olması gerekmez. anlayanlara sormak gerek. Aksi halde Allah tıp profesörüne farklı, ilkokul mezununa farklı, üniversite öğrencisine farklı Kuran indirmek zorunda kalırdı. Şu anki hali en uygun düzeydeki hali bence. Kim okusa kendine bir pay çıkartır.

    bölgeselliğe gelirsek. elbette bölgesel uyarılar, bilgilendirmeler mevcut fakat o bölgesel ayetlerde bile bir genelsellik çok daha mevcuttur. o bölgeye mesajlar algılanabileceği gibi kendi yaşadığınız topluma, ülkeye yönelik mesajlar da alınabilmektedir bölgesel olduğu belirtilen bir çok ayetten. Sözün kısası nasıl bakmak istiyorsanız öyle görürsünüz.

    17. Kuran’da şeytan, melekler, cinler, huriler ve gılmanlar, büyü, rüyaların yorumlanması gibi hususlar, hikayeler tasvir amaçlı ve mecaz mıdır; Allah yeni bir kitap indirseydi bu hususlar bulunur muydu?

    C: yeni bir kitap indirirse hep beraber görürüz. Çağ değişti, bilim geldi yeni kitapta bunlar olmazdı manası hakim sanırım. Kim bilir? Vaad edildiği gibi Hz. İsa tekrar gelirse hep beraber göreceğiz. Ama bu sorunun amacı yanlış. Eskidi artık Kuran, bu o zamanın kitabıydı artık gerek yok iması var gibi cümlede.

    18. Neden pek çok Müslüman ve devlet; inandıklarımıza aykırı düşünceleri seslendirenleri ve yazanları, yazdıklarıyla, savunduklarıyla değil de, kişilikleri, kimlikleri ve hayatlarıyla değerlendiriyor, ithamlarda bulunuyor, tehdit ediyor, öldürüyor? Bizim de aynı yöntemlerle (kitaplarla, kanıtlarla…) cevap vermemiz gerekmez mi? Bizim delillerimiz, dayanaklarımız, kültürümüz, bilgimiz yeterli değil mi?

    C: her kişi kendi kötülüğünden mesuldür. başkalarının islamı kötü yorumlaması islamı değil yorum sahiplerini kötü hale getirir. son cümlenize gelirsek evet özellikle bizim milletimiz bilimden o kadar uzak kaldı ki. fikir üretemeyenin üreteceği tek şey küfürdür, hakarettir, saldırıdır. bilimi tekrar avuçlarımıza almalıyız.

    19. İslam tarihindeki bazı menfi gelişmeler kafirlerin ve münafıkların fitnelerine bağlanmaktadır. Keza yakın tarihte, mesela ülkemizde Müslümanların toplu olarak katıldığı ve bireysel olarak yaptığı katliamlara yine fitnelerin ve kışkırtmaların sebep olduğu… Peki biz Müslümanlar fitneye ve kışkırtmalara karşı duracak donanıma, bunları anlayacak akla hiç sahip olamamış mıyız ki..?

    C: bir önceki sorunun cevabı yeterli yine. Bunun böyle olması müslümanların suçu. dinimiz bize aksini tavsiye eder.

    20. Acaba; doğasal, içtimai, iktisadi, tıbbi vs. olgular hakkında salt “Allah’tandır” yaklaşımımız, yüzyıllardır ve belki hala daha, bu konularda fikir üretmemizi, teoriler bulmamızı vs. engelleyegelmekte midir?

    C: niye engellesin, aksine Kuran da hadislerde bilim sürekli teşvik edilmektedir. Bu yalnızca bizim tembelliğimizden kaynaklanan bir durum.

    21. Dinsizlere, evrenin yaratılışı ve sona erdirilmesi (kıyameti) konusunda bilgi üstünlüğümüz var gibi görünüyor; ama onların açıklanıp yorumlanmasında ve bu iki tarihin arasında çok zayıf değil miyiz?

    C: evet inançla bilimi artık barıştırmalı, inandıklarımıza daha bilimsel bir anlayışla anlayarak inanmaya başlamalıyız.

    22. Dünya tarihinde toplumların gelişiminde, küçük-kısa kesintiler hariç, bir süreklilik tespit ediyoruz. Elbette bu, Allah’ın bir yasasıdır. Keza, dil de sürekli gelişen, yenilenen bir şeydir. İkisi de bir vakıa olduğuna göre, buradan, Kuran’ın, oradaki sözcüklerin ve ifadelerin (kozmoloji, ekonomi, hukuk vs. hususlarının) sadece dönemin ve şartların çerçevesinde anlaşılması ve sonraki yüzyıllara ve belki coğrafyalara şamil olmadığı sonucu çıkmıyor mu? Buradan Kuran çalışmalarında, aslında yapılan 7. yüzyıl Arap dili, tarihi, ekonomisi, hukuku, kültürü araştırması olmuyor mu?

    C: bir yere kadar evet ama yine tam anlamıyla doğru değil. Çünkü bizzat kendisi Kuran ın asırlarca geçerli olacak şekilde tasarlandığını söylüyor ilahi güç. Kuran ın her asra bakan yanı mevcut görebilene.

    23. Yüzyıllardır ve günümüzde imanımızın en önemli unsurları olarak görüp uyguladığımız şeylerin Kuran’da olmadığını veya çok azının olduğunu veya çok az değinildiğini tespit ediyorum. Mesela bizim cenabetlik, başörtüsü gibi konularda adeta deyim yerindeyse olmak-olmamak tavırları sergilememiz… İhtilam olduğumuzda sadece ıslanan yerlerimizi yıkamak ve çamaşırımızı değiştirmek, ve sağlık-estetik-eşitlik-tutarlılık açılarından yanlış ve gerekçeleri manasız görülen mevcut başörtüsü uygulaması yerine sade, düzgün, dikkat çekmeyen biçimli saç ve giyim tarzını tercih etmek daha doğru ve uygun değil midir, ve asıl hassas olunması gerekenlerin şeyler haklara riayet, diğerkamlık, yaratıcılık, dayanışma gibi değerler, faziletler, nitelikler değil midir?

    C: burda aslında sorun Kuran da başörtüsü vb. tartışmalı kavram ve olgular için kesin ifadeler kullanmaması nedeniyle insanların kendi doğru veya yanlış yorumlar yapmasından kaynaklanıyor. kimi örtünmeyi çarşaf olarak yorumluyor kimi rengarenk bir başörtüsü olarak. Halbuki Kuran başınız kapalı olsun diyor. Neyle olduğu bence çok önemli değil. Genel kaideyi yerine getirdikten sonra bunu daha modern bir kıyafetle yapmakta niye sakınca olsun ki? Bunu aslında günümüz moden din alimlerine sorup ortak bir kanaat oluşturmak gerek bence.

    24. Bin yıllardır ve halihazırda, dünyada ve ülkemizde, din referanslı veya değil, iktidar ve güç arzulu insanlar, gruplar ve devletler arasındaki savaşlar ve eylemler neticesinde sayısız masum insan mağdur ve kurban olmaktadır. Kuran’da ve hadislerde bu hususa değinilmekte midir? İktidar ve güç sözkonusu olduğunda, insanların Allah nezdinde de kıymetleri yok mudur?

    C: değinildiğini zannediyorum ama Kuran üzerine daha uzman birileri ilgili ayetleri verip daha doyurucu bir cevap verebilir.

    Ama güzel sorulardı. Bizleri düşündürdünüz teşekkürler.

  4. Mete Tunç diyor ki:

    &meraklı,
    Neredeyse bütün sorulara cevap verebilmenizi hayretle birlikte takdirle karşıladım!
    Satır satır okudum. Bazı konularda mutabıkız. Bazı hususları, herhalde iyi ifade edememişim. Bazı cevaplarda ciddi sorunlar var… Bütün bunlara ayrı ayrı girmeyelim; uzuyor, faydası olmuyor…
    Dindarlar arasında sizin gibi insanların bulunması sevindirici; sayınızın ve etkinizin artması dileğiyle…

  5. can diyor ki:

    Yıl 2010 ve hala Tanrı diyorsunuz diyen adamın mantığı. Şuan kullandığınız takvim Hazreti İsa’nın doğum takvimidir. Bunu bilmenizde fayda var.

  6. Mete Tunç diyor ki:

    Beni kastediyorsunuz sanırım sn. can…
    Tarihi kronolojik ve mukayeseli olarak öğrenmeye dikkat ederim…
    “… tanrı diyorsunuz” diye bir yaklaşımım yok (biyolojik-kültürel-sosyolojik-psikolojik.. neyin ne kadar katkısı varsa, bir şeye inanç, her zaman var olacak.)

Leave a Reply