BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

RİVAYET – HADİS ve UYDURMALARla Peygamber hayatı :

Kuranı okumaya başladığım yıllarda Müslüman aleminde onbinlerce hatta milyonlarca YALAN ve UYDURMA ile karşılaşacağım aklıma bile gelmezdi.
Din ve Kuran ile uğraşanların iyi insanlar olduğunu ve Aallah yaklaşma arzusunda olduğunu düşündüğüm için çok iyi niyetlerle okumaya ve araştırmaya başladım. ( Kainatın Nuru) diye bir kitap almış ve peygamberimizin hayatını örenmek istiyordum Lakin 100.sayfaya geldiğimde bu kitabın zeka seviyesi düşük biri tarafından yazıldığı izlenimi edindim ve en son okuduğum satırdan sonra Kuranın anlattığı peygamber bu olamaz diye artık temkinli davranacağım dedim ve o kitabı yakjtım devamını okumaya gerek yoktu. Hayatımda Din adına peygamber adına uydurmaların olduğuna emin olmaya başladım.
Örnek bir peygamber 6 yaşında bir kız çocuğu alıp karı yapamazdı bunun adı düpedüz sapıklıktı. gerekçeleri ise daha amiyane idi. arap kızları çabuk gelişiyormuş ve erkenden REGL oluyormuş. Oysa Allah Kuranda (onları akil baliğ çağına kadar koruyun gözetin) diye AKİL BALİĞe bakıyor fiziksel özellliklere bakmıyordu. Eh artık dedim peygamberi sapık yerine koyacak bu rivayetler uyduruldusa daha çok şeyler uydurulmuştur ve o kadar çok şeyle karşılaştımki ne bu rivayetlerin doğru olması mümkün nede hadis altında yazılanlar. Düpedüz uydurma idi , yalan idi , peygamberi güya yüceltme adına aslında sapık konumuna koymuşlardı. Bunlara inanırsam Allaha ahirette nasıl hesap verecektim. Gün geldi artık bütün rivayet,hadis ve hikayeleri hayatımdan çıkarıp attım. Hem Ahirette Allah bizi Kitabındanmı sorgulayacak yoksa kimin yazdığı yada uydurduğu belli olmayan rivayetlerdenmi sorguya çekecekti. Cevabım tabiiki Allahın kitabından olmuştu ve vicdanım çok rahattı. herkesede tavsiye ederim.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 6611, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

Gelin Sual Edelim I (Mete Tunç)

Malumdur ve bilmeyenler için malum olmalıdır ki iman, sadece tanrılara ve dinlere münhasır değildir, çok daha şümullüdür.

Bu yazı dizisinde; sorgulanmadan doğru/gerçek bilinen, kabul/iman edilen farklı alanlardaki muhtelif iddiaları, tezleri, görüşleri.. sıralayacak, irdeleyecek ve bunlara dair istintak edici sualler soracağım.

Şunu mukaddemede belirteyim: ‘İman’ vazedenlerin sorulara kendilerince ve ‘inananlar’ için cevapları her zaman vardır, yoksa da yaratırlar; lakin bunlar öyle yanıtlardır ki, (müteveffa anneannemin tabiriyle) ‘Allahım aklıma mukayyet ol’ dedirtir, irat edebilecek söz bırakmazlar.
+++++

‘Materyalistler maddiyatçıdır/duygusuzdur/ahlaksızdır…’
Materyalizmin ‘maddecilik’ çevirisinden hareketle serdedilir: Maddeciliğin (özdekçilik) ne idiğinden bihaber inananların bir ezberi…
Çevrenize bakınız; mezkur ve benzeri özellikleri taşıyan dindarlar az mıdır?
Not. Materyalizm eleştirim saklıdır.
+++
‘Üniversitelerde astroloji bölümleri açılmaya başladı.’
Astrolojiyi bilimsel temele oturtmak isteyenlerin iddiası.
Hangi üniversitelerde..? Astroloji doktorları çıkmış mıdır? Bilimsel dergilerde astrolojiye dair makaleler yayınlanmakta mıdır? Bölüm(vari bir şey) açılsa dahi, bu, kaynak sıkıntısındaki üniversitelerin, astrolojiye meraklı zenginlerin paralarını geri çevirememesinden neşet ediyor olabilir mi?
Not. Yukarıdaki iddiayı gündeme getirenlerden bir astrolog, ‘astrolojik kehanetler’ için kanıt isteyen astronomi profesörüne ‘önce inanmak gerekiyor’ diye karşılık verdi!
+++
‘Halkımızın yüzde 99’u müslümandır.’
Bu ezberin neden, ne için ifade edildiği tetkik mevzuudur.
Bir sebebi, basit (ama belki en doğru) bir yorumla, ‘esaminiz okunmuyor, sizi tükürüğümüzle boğarız’ olarak tavsif edebilir miyiz acaba? Bu yaklaşım ahlaki ve akli midir?
Yüzde 15 oranındaki alevi vatandaş müslümansa, onlar niçin sünnileştirilmeye çalışılagelmiştir? Yine, müslümanlarsa, ‘ibadet yerimiz’ dedikleri cemevleri neden ibadet yeri sayılamamaktadır?
Her ‘Allah’ diyen müslüman mı sayılmaktadır? (Bkz. ‘Her Allah Diyen Müslüman mı?’ yazım.)
Birbirlerini tekfir eden insanlar ve gruplar, haklılarsa müslüman sayısı azalmayacak mıdır?!
+++
‘Rüyamda gördüklerim çıkıyor.’
Rüyaların sebeplerini bilmeyenlerin, ‘algıda seçici’lerin, hafızası zayıfların, kendilerinde olağanüstülük vehmedenlerin iddiası.
Rüyada görülenlerin yaşandığının ispatı çok kolaydır: Rüya sahibi gördüklerini kaydeder; metnin altına o ve noter imza atar; böylece rüya belgelenir ve ‘sonuç’ beklenir… Böyle bir yönteme hiç rastlanmış mıdır?
Not. Gazeteci-köşe yazarının, “rüyamda ölüyor gördüklerim kısa zaman içinde ölüyor” sözüne, programdaki akademisyen, “böyle bir rüya gördüğün zaman beni ara, ismi söyle” diyor istihzayla!.. İlaveten; gördüğü rüya türünden, köşe yazarının ölümden fazla korktuğu neticesine varılabilir!
+++
‘Maya takvimine göre Aralık 2012’de Marduk gezegeni(?) ile gezegenimiz çarpışacak ve [ herhalde sadece ‘Marduk’ ve Dünya için] kıyamet kopacak.’
Yukarıdaki palavra, benzerleri gibi birkaç yıl kimi insanları ‘düşündürdü’, daha ziyade korkuttu.
Tahammülüm ölçüsünde takip edebildiğim alakalı programların hiçbirinde,
“Sözkonusu takvim nedir, nasıldır; içinde/üzerinde ne yazmaktadır, kehanet hangi cümlelerle ifade edilmektedir; mayaların dünya ve evren bilgileri ne kadardır; başka, bildirip de gerçekleşen bir olay vuku bulmuş mudur; madem yaklaştı, teleskoplar/astronomlar ‘Marduk’u neden hala gözleyemiyorlar” gibi sualler sorulmadı!
Not. ‘Kehanetin’ (varlığı dahi şüpheli idiğinden tırnak içinde) ortaya atılmasının gerisindeki sebepler/amaçlar ve kehanetin ‘kuantum düşünce sahiplerince’ yapılan ‘pozitif yorumu’ da istintak ve tahlil edilebilir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 17193, bugün ise 2 kez görüntülenmiştir.

İBADET ‘ mi ?

DİN denince yüzyıllardır hep İBADET anlaşılmış ve hoca efendiler tarafından hep İBADET anlatılmış. İlmihaller yazılarak bu İBADET lerin nasıl yapılması gerektiği,Namazın nasıl kılınacağı,abdest alırken neye dikkat edileceği ne dua okunacağı gibi DETAY lara onbinlerce kitap yazılmış.

Kuranda arapça indiğine göre arapça okunması gerektiği öğütlenmiş, Kuranı ne kadar güzel okursak sevap alacağımız tembihlenmiş Hatta yarışmalar düzenlenmiş. Şu hoca ne kadarda güzel okuyor kuranı,yüreğimize işlendi diyerek o hoca ve onun gibiler poh pohlanmış ve Kuranın maksadı anlaşılmadığı ve anladığı lisandan okunmadığı için yüzyıllardır İBADET’e endekslenen bir Kuranla karşı karşıyayız. Oysa Kuranda şekli İbadetler Kuranın belkide yüzde beş yada onunu teşkil etmektedir.

Kuranı arapça bilmediği için okusada anlıyamayacağını düşünen bazı akıl sahipleri ! bu kitabı Peygamberimiz getirdiğine göre ona uyarız diyerek peygamberimizin hayatını yazan kitaplara yada HADİS lere yönelmiş. Rivayet kültürü gittikçe genişleyerek akla hayale gelmiyecek sayıda rivayetlerle ömür tüketilmiştir. Rivayetlerdeki çelişkileri görsede peygamberimize hakaret olur diyerek itiraz etmemiş,dinden çıkarım endişesi ile Peygamberimizi adeta SAPIK mış gibi anlatan rivayet ve hadislere maalesef dur denilememiştir. Peygamberler İnsanlığa ÖRNEK olması için gönderildiği halde 6 yaşında bir çocuğu karı alacak ve 9 unda gerdeğe girdi diyen rivayetleri birde kutsallık advetsin diye önüne KUTSİ eki konarak KUTSİ HADİS ler altında insanlığa pazarlanmıştır.

Bazılarıda Cami hutbelerinde siz kuranı anlıyamassınız biz ne dersek uyun biz ne anlatıyorsak inanın diyerek insanları adeta koyun sürüsü gibi kendilerine uymaya teşvik etmiş işin acısıda Allah her insana AKIL verdiği halde dünya işleri ile uğraşmaktan Kuranı alayımda kendi lisanım ile okuyayım bakalım benim anlıyamıyacağım ne var diye düşünmemiştir.

Peki DİN sadece şekli İBADET midir ? Hayır DİN hayatın 24 saatini ilgilendiren her anını ilgilendiren bir ömrün nasıl geçmesi gerektiğini anlatan bir YAŞAM KILAVUZUdur. DİN toplumsal mesaj verdiği halde KAVRAM ların içi boşaltılmış özellikle SALAT konusu (namaza endekslenmiş) SALATın ondan fazla anlamı olduğu ve asıl MANA sının ise toplumun sorunlarına DESTEK VERİN anlamı olduğu geriye atılmış ve hatta unutturulmuştur. İNFAK= Allah için harcetme ve ZEKAT konusu işlenmemiş toplum buna sevkedilmemiştir. Zengin olan malının kırkta birini ZEKAT verecek diye olayı asıl mecrasından koparıp atılmıştır.

Hayatın içinde dedikodu ve gıybet olduğu lakap takmanın yasak edildiği,hırsızlık,kumar,içki,uyuşturucular anlatıldığı halde müslüman ülkedeyiz diye böbürlenenler daha bir sokaktan geçerken ganyan bayi kahveler,sayısalcılar,iddiacılar,birahaneler,tekel bayilerine rastgelmiyormu? Büyük şehirlerde gece 12 ye doğru ortaya çıkan dönmeler, hayat kadınları müslüman değilmi ? genelevlerde bile sürekli ZİNA yapan kadın ve erkekler müslüman değilmi sizce ? Toplumsal dayanışmayı (salatı nasıl ikame edemedik ) Bir ülkede bir şehirde sokaklarda aç açık ve evsiz yaşıyanlar varsa, sokak çocukları ve tinerciler yaşıyorsa bu bizim suçumuz olmadığı anlamınamı geliyor ?

Lut kavmini okuduğumuz ve erkeklerin yaptığı sapıklığı okuyup durduğumuz halde çok ünlü olanları ÜNLÜ yapan onların mücevher ve zenginlik içinde yüzmesini sağlıyanlar yine biz değilmiyiz ?

Geçen günlerde TV de hoca efendi anlatıyor ( Allaha ulaşacaksın 7 safha ve 4 merve var önce Allaha ulaşmayı dileyeceksin (Allahı 7 gök yukarıların yukarısında sanan zihniyet) sonra mürşitine tabi olacak tevbe alacaksın sonra binlerce ZİKİR sonra 18 saat zikre ulaşacaksın ve evliya olacaksın… Onlar Allahla bir antlaşmamı imzaladılarda insanlara bunu vaat ediyorlar. Tv yayınına bağlananların telefonlarını alarak kendilerine tabi olmasını isteyip bunada kuranı aracı yaparak saptırdıkları ayetleri okuyorlar.

İnanılmaz gerçekten inanılmaz. Yat kalk 18 saat zikr. Adam, sabah uyanıyor 18 saat sürekli Allah Allah diyor.. Son aşama 24 saat zikr. Bu ne SAPIK lıktır. Allah adı katılarak Kuran alet edilerek kendi sapıklıklarını anlatıyorlar ve buna DUR diyecek yada cevap verecek bir mercii yok.. Adam evliyalığı garanti ediyor size. Cenneti vaat ediyor size önünüzde kuran varken kuran hayatın 24 saatini anlatırken adam diyorki saatlerce zikr et namaz kıl. yan komşun açmış önemli değil sokakta çocuklar tiner çekiyor önemli değil, insanlar geçim sıkıntısından çocuğuna harçlık veremeyenler varken ülkede (akraba evliliği) haram edildiği halde onbinlerce sakat çocuk dağarken akraba evliliğinden size düşünmeden bir şey yapmadan 18 saat zikr çekmeyi emrediyorlar. Neymiş cennete gidecek ve evliya olacakmışın hemde bunu Allah vaat etmiş!!!

Arkadaşlar DİN denince aklınıza sadece şekli İBADET geliyorsa büyük yanlıştasınız ve bunun DELİLİ olarak Kuranı gösteriyorum. Okuyun ve Toplumsal ayetleri anlayın ve hayata geçirin, Çevrenize göz atın şehrinize mahallenize göz atın ve elinizden ne kadar geliyorsa MADDİ olarak DESTEK VERİN (salat) edin. Çünki SALATın ardından zekat ve infak gelen SALAT kelimesinin anlamı NAMAZ değil (toplumsal desteği ) verin ve bu işi para yani maddiyat olmadan yapamıyacağınız için SALATIn ardına zekat ve infakı koymuştur. Kuranın kavramlarından içi boşaltılmış en önemli kelime SALAT kavramıdır.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 16138, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Cinsi Latifin Anlattıkları VIII (Mete Tunç)

… tanıdığı bir kadın profesörle karşılaşmış. Kadın “burnunu yaptırabilirsin,” demiş; ‘böylece koca bulabilirsin,’ demek istiyormuş veya açıkça bunu ifade etmiş. Bu sözü ‘aşağılanmış’ bir tavırla anlatıyor.
Yorum: ‘  “Erkek arkadaşın” burnunu beğenmemezlik etmiyor ki, önemli olan bu değil mi,’ (demiyorum; zira o bunu gündeme getirmiyor!)
***
Turgut Özal’ın o ili ziyaretinde mitinge gitmiş. İzdiham olmuş. Bir çocuğu kucağında diğeri kolunda, kalabalığı yararak oradan çıkmaya çalışmış. Bu televizyonda gösterilmiş. Milletvekili de izlemiş. Telefonla arayarak, bir işi olursa bildirebileceğini söylemiş. Kocası ölüp de gelirsiz kalınca iş için milletvekilini aramış. Adamın, cenazede olduğunu söyleyip bilahare aramasını istediğini; bunun üzerine, ‘cenazede bile telefon açan biri olduğunu için’ onu aramadığını dermeyan ediyor.
Yorum: Buradaki hassasiyet ve tavır önemli. Lakin, sanki biraz abartılı…
***
Bir kardeşinin karısı, evliliklerinin ilk günlerinde kocasının, evdeki bir tamirat sırasında (kendi kendine) küfür ettiğini duymuş. Az sonra kardeşi seslenmiş; cevap gelmeyince yanına gitmiş ki karısının korkmuş halde bir yere sindiğini görmüş!
Yorum: Zarif insanmış… Bu hikaye masum aslında. Şok edici, daha ağır, insanların arasında irat edilen ve arkası kesilmeyen sözlere maruz, muhatap kalınageldiği ve şahit olunageldiği vakidir.
***
Eşinin evde bazen ona sarıldığını, çocuklara, “annenize sarılıyorum, dışarı çıkın,” dediğini… Arabaları ile seyahat ederlerken kendisiyle oynadığını…
Yorum: İzdivaçtan itibaren yıllar, belki 10 yıl geçtikten sonra bile tutkunun bu ölçüde devam edebilmesine hayran olmamak elde değil.
***
Halihazırda çalıştığı şirketin satış/müşteri politikasını eleştiriyordu. ‘Malı sattıktan sonra işin bittiği’ anlayışları yüzünden, müşteri memnuniyetsizlik sergiliyor, şikayet ediyormuş. Bu durumu patronlara da söylemiş ama önemsemiyorlarmış.
Yorum: Kapitalist ahlak/disiplin/kültür henüz bizde oturmadı.
***
Eşiyle boşanma sebeplerini ve boşanmalarının neden o kadar uzun sürdüğünü açıklamadı. Sadece, davayı onun uzattığını anladım… Eski eşinin ailesiyle (ilk?) çatışması, nikahtan önce, nikahta misafirlere verilecek hediye konusunda başlamış gibiydi: Nikah şekeri yerine ‘ağaç fidanı’ hediye edilmesi hususunda direnmiş ve dediğini yaptırmış.
Yorum: ‘Damat’, ‘karakteri’ bu ısrar vesilesiyle (artık) tanımalıydı; o değilse, ailenin büyükleri nikah akabinde olacakları teşhis edip vaziyete el koymalılar, oğullarını masadan kaldırmalıydılar. Belki uyarmışlardı da, ‘uçkuru’, damadın görüneni görmesine mani olmuştu. Lakin, ‘döşekte’ ümit/hayal ettiği şeylerin gerçekleşmediği de (‘gelin’in huyu-suyu itibarıyla) aşikardı. Nihayet, ‘büyük coşku ve tutku’ ile başlayan evlilik birkaç ayda çökmüştü.
***
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının yeni yıl konserlerini kaçırmazmış…
Yorum: Başka birkaç davranışı, onun için, ‘çağdaş’, Batıcı bir ‘kız’ olduğu, burjuva olmaya öykündüğü yorumunu yapmaya beni sevk ediyor. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserlerini izlemesi de, bence pek müzik zevkinden, o tür müziği pek anladığından değildi; yukarıdaki bağlamda değerlendirilmeliydi!
***
… hafızam beni yanıltmıyorsa bu ibareyi kullanmıştı, ‘tek gecelik ilişkiler’ istemediğini ifade etti!.. El ele yürüyen yaşlı insanlara gıpta ile baktığını da söylemişti…
Yorum: Bir eşle, sevgiyle ve huzurla yaşanacak bir hayat özlemini yansıtıyordu bu sözler. Demek, hızlı hayattan yorulmuştu, sonu olmadığını anlamıştı, ve bir limana demir atmak istiyordu! Bunu 22-23 yaşında fark etmesi iyiydi, ama…
***
Birlikte olduğu veya metresi olduğu(nu kastettiği) iş adamı 47 yaşındaymış… Adam evliymiş. Ünlüymüş. “Sadece evleneceğin birini bulursan görüşebilirsin ve benden ayrılabilirsin,” demiş.
Yorum. Adam elan ‘boynuzlandığını’ bilseydi!.. Bizimki yalan mı söylüyor; hayalini, fantezisini mi anlatıyordu? Bunu tespit için ima ile bir iki soru sordum. Lakin uzatmadım. Biraz daha sorgulasam doğruyu bulabilir, en azından bir kanaate varırdım.
***
Hastalığını anlatıyor. …’de ameliyat olmuş… Ameliyat başarısız geçmiş. Bir erkek akrabası onu arabasıyla …’ya getirirken yolda ağırlaşmış. Akrabasına “beni çabuk hastaneye götür,” demiş… Doktoru, “beni en çok yoran hastam sen oldun,” demiş… Sol bacağının diz altını gösterdi. Ameliyatın ardından oradaki damarda husule gelen bir pıhtı kalbe/akciğere gitmiş… Bu durumda yaşama şansı varmış. Eğer o pıhtı beyne giderse kurtulma ihtimali yokmuş (Herhalde ani ölümlerin bir sebebi de bu.). Hala kuvvetli risk taşıyormuş ve pıhtının bu kez beyne gitmesi de mümkünmüş. Aslında her gün kontrol hastaneye gitmesi gerekiyormuş, ama haftada bir gidiyormuş. O nedenle …’nın yakınında oturuyormuş… …’deki, ameliyatı yapan doktor hakkında dava açmış; dava sürüyormuş.
Yorum: Fıtık ameliyatı, başarısız sonuçları saklanamaz hale geldikten sonra, artık kolaylıkla yapılmıyor, yapılamıyor. Bu durum, modern tıbbın affedilemez hatalarından, başarısızlıklarından ve (işin içine dolaylı/doğrudan para girdiği için) ahlaksızlıklarından biridir.
***
Müteveffa kocasıyla her şeyi yapmışlar ve seks hayatları çok iyiymiş… Her hafta çocuklarıyla birlikte kocasının mezarına gidiyormuş…
Yorum: Acıları hala taze olmalıydı. İncinmesine yol açacak bir şey söylemekten imtina ettim. Onu ve çocuklarını rahatlatıyorsa gitsinler, dua etsinler; ‘ziyaretin’ dini/geleneksel ve pedagojik izahı/yorumu bende kalsındı.
*****

Sonsöz: ‘Cinsi Latifin Anlattıkları’nda 25 kadın (ve kız) ve herhalde 100’e yakın hatıra geçmiştir. Bu 25 insanın bazıları müstesna, ekserisi, farklı nitelikleri, karakter özellikleri, yaptıkları vs. ile değerlidir, kimi de fakir ve hakirde iz bırakmıştır… Gariban onları, ama hususan ‘cinsi latif’ tabirinin en çok ona yakıştığı zarif, yaralı, lakin güçlü hanımefendiyi hürmetle yad etmektedir; ve hepsine, hatıralarını dermeyan eyledikleri, böylece yukarıdakileri yazmasına fırsat sağladıkları için müteşekkirdir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 19367, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

RESUL= ELÇİ Demektir

Resule uyun sözcüğünü (peygambere uyun ) Olarak çevirmişler ve Ondan geldiği sanılan rivayetlere uymanın Peygambere uymak olduğunu insanlara çaktrmadan empoze etmişlerdir. Oysa (Resul=Elçiye uyun) sözü, Resul =Elçi Allahın ELÇİsidir ve Resule=Elçiye uymak aslında Onu gönderene uymaktır ki Bunu bir örnekle anlatmaya çalışayım dilerseniz.

Osmanlı Padişahlarıda başka ülkelere (ELÇİ) göndermiş ve isteklerini ilettirmiştir. Onlarda Elçinin getirdiğine uymuşlar yada uymayıp Savaşa sebep vermişler ama gönderilen (ELÇİye) ve Elçinin özel isteklerine sözlerine bakmamışlardır. Çünki (ELÇİ) Padişahın ELÇİsidir ve O ELÇİler Padişahın isteklerini iletmişlerdir. Yani ELÇİ sadece ELÇi lik görevini yapmıştır.

Lakin İnsanlar, İş Peygambere gelince o ELÇİ yi kutsamışlar (ELÇİ) nin getirdiği Allahın buyruklarına bakmak yerine o ELÇİ ye Allahın oğlu (Üzeyr ve İsada olduğu gibi) Vasıflar yüklemişlerdir. Ki O gönderen Kitabında onların birer BEŞER olduklarını kendiliklerinden bir MUCİZE getirme gibi bir hünerleri olmadığını hatta GAYBI bilmem dediklerini anlatmıştır.

Hele hele bizim toplumumuzda o gönderilen ELÇİnin doğum günü kutlanmış, Düşünsenize Osmanlı Padişahı bir ülkeye ELÇİ gönderiyor O ülkelerde yaşayan insanlarda tutup o ELÇİnin Yaş gününü kutluyor. Gülermiyiz,ağlarmıyız halimize ??

Nedense yüzyıllardır insanların hayalindeki (ELÇİ) hep insan üstüdür.
Gelen ELÇİlere ( Allahın kendisini göster,yada onunla melekler dolaşmalı yada altından sarayları olmalı demişler ELÇİlerin çarşı pazar gezmesinden şaşırmışlar ve hep bir insanüstülük beklemişlerdir.)

Furkan 20 =Biz, senden önce de ELÇİleri başka türlü göndermedik, kuşkusuz onlar da yemek yiyorlar ve çarşılarda yürüyorlardı. Bir de kiminizi kiminize bir imtihan aracı yaptık ki, bakalım sabredecek misiniz? Rabbin, herşeyi hakkıyla görendir.

ENAM Suresi 50. Ayettede ELÇİ konuşturularak mesaj verilmiştir:
Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?

ELÇİ ler GAYBi bilmem dedikleri halde (gayb haberleri verdiğini iddia ettikleri o kadar çok uydurma rivayet vardırki şaşarsınız) Hatta Kıyametle ilgili aslında Kuran hiç bir bilgi vermediği halde O Rabbin bilgisinde saklı olduğu dediği halde (sen biliyormuşsun gibi sana soruyorlar) dediği halde yinede ELÇİmiz çıkmış güya Deccali anlatmış Mesih gelecek demiş gibi binlerce uydurmalar piyasada hatta internette de çokça rastlıyabilirsiniz.

Ahzab Suresi 63. = O insanlar, sana kıyamet saatini soruyorlar. De ki: «Onun ilmi ancak Allah’ın nezdindedir ve ne bilirsin belki de o kıyamet yakında olur.»

Araf Suresi 187 = Sana kıyametin ne zaman geleceğini sorarlar. De ki: “Onun ne zaman geleceğine dair bilgi yalnız Rabbimin nezdindedir. Vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O kıyamet öyle bir meseledir ki, ne göklerde ve ne de yerde ona tahammül edecek hiç kimse yoktur!”O size ansızın gelecektir. Sen sanki onu biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De ki: “Ona dair gerçek bilgi yalnız Allah’ın nezdindedir; ama insanların çoğu bunu bilmezler.

Allahaşkına söyleyin bu ayetler gelip dururken ELÇİ sokağa çıkıpta boşverin Allahın böyle söylediğine bakmayın , ben size kıyamet ile bilgi vereceğim diyebilirmi ?

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 12628, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Cinsi Latifin Anlattıkları VII (Mete Tunç)

Eşini kaybettikten sonra bir kadının yönlendirmesiyle bir süre kapanmış.
Yorum: Kültürün acılı, çaresiz, dul kadına tavsiye ettiği, onu zorladığı bu: onu şeklen, bağlı olarak ‘maddeten’ ve ‘ruhen’ kapatmak, görünmez kılmak. Geri ve kimi insanların elinde aşağılık bir kültürün tezahürü.
***
Bir firma yetkilisi kızı, patronu işten çıkarmış. Kız gelip dert yanınca ‘bizimki’ kızın patronunu aramış. Patron, “çaycıma benim hitap ettiğim gibi seslenen bir personel istemem,” demiş.
Yorum: “Adam haklı,” (dedim.)
***
… kavşakta bir türlü kendine güvenip yolu geçemediğini, arkadaki bir arabanın sürekli korna çaldığını, sonra da o arabadaki adamın inip arabasının kapısına gelerek kendisine bağırdığını irad etti…
… yolundayken, geceleyin, bir araba çarpmış. İnmişler. Küçük bir hasar sözkonusuymuş. Adam “kartımı vereyim, tamir ettirin, maliyetini ödeyeyim,” demiş. ‘Bizimki’ ısrar etmiş, “polis gelsin, tutanak tutulsun,” diyerek. Adam ikna etmeye çalışmış, ‘Bizimki’ diretmiş. Adam, “yeter, ne yaparsan yap,” deyip çekip gitmiş. Kendine kızıyordu; “başıma gelen ilk kaza olduğundan tecrübesizdim, dediğini yapmalıydım,” diyordu mealen.
Yorum: İlk trafiğe çıkışlarda ve ilk kazada insan afallıyor; aşırı temkini ve davranışı normal sayılabilir.
***
… Bir başkası, içkili olduğu bir akşam, apartmanda, bir kızı olan dul bir kadınla merdivenlerde karşılaştığını, kadın önden çıkarken kalçasını (bacak arasını) tuttuğunu, kadının, elini uzaklaştırdığını, tekrar tuttuğunu, alkolün tesiri geçtikten sonra çok utandığını, şimdi o kadınla karşılaşmaktan çok çekindiğini anlatmış.
Yorum: Alkollü olsan da olmasan da merdivenlerden çıkarken kadınların tam arkasında olmayacaksın, bekleyecek, yavaşlayacaksın; yoksa ‘manzarayı’ seyretmekle iktifa etmeyebilirsin!
***
Babası.. iflas mı etmiş, yoksa hem iflas edip aynı zamanda bir başka kadın mı varmış, her neyse, babası kaçmış! Ailenin kalanları, o, annesi, erkek kardeşi ve belki başka (kız) kardeşi, kalakalmışlar. Mahalleli, “bunlar geneleve düşerler,” diye dedikodu yapmışlarmış. ‘Bir yere düşmemiş, kendilerini kurtarmışlar.’
Yorum: Akıllı tüccar/esnaf/zanaatkar/sanatçı/iş adamı, bir iflas vs. mevzu bahis olması ihtimaline karşı, ailesinin asgari geçim şartlarında yaşamasını sağlayacak tedbiri alır.
***
Öğrenciyken; çok uykuluymuş, o sırada erkek arkadaşı sevişmek istemiş. İtiraz etmemiş ama adam ‘işini yaparken’, uykuya dalmış…
Yorum: Herhalde yaşamayan için tahayyül etmesi müşkül bir hal!
***
Lisedeyken mi ne, kilosuna kafayı takmış; aslında şişman değilmiş, fakat kendini öyle görüyormuş. Haftalarca günde bir elma yiyerek geçirmiş hayatını…
Yorum: Bu bir hastalık ve tıp dilinde bir ismi var…
***
… bir çocukla flört ediyormuş; nasıl diyelim, ‘aralarında bazı hisler doğmuş biçimde’ arkadaşlık ediyormuş. Çocuk Ankara’ya veya İstanbul’a gitmiş, giderken yazacağını söylemiş, ama ya bir kere yazmış ya da hiç yazmamış…
Yorum: ‘Gözden ırak olan gönülden ırak olur.’ ‘Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun, Gördün güzelleri beni unuttun…”
***
Dayısı, üst katındaki öğrenci kızların gece yarısından sonra sifon çekmelerine sinir oluyormuş. Nihayet, yukarı çıkıp, “gece yarısından sonra sifonu çekmeyin, su dökün,” diye uyarıda bulunmuş. Kızlar utanmış, bir daha geç vakitlerde sifon çekmemişler.
Yorum: Utanma duygusu olan kızlarmış; tersi olsaydı, adamı, kafasına etmekten beter hale getirirlerdi çeşitli yollarla!
***

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 10839, bugün ise 4 kez görüntülenmiştir.

TV,deki uydurma PEYGAMBER ANLATILARI:

Adam kalkmış TV. de anlatıyor. Sanırsınız ki peygamberin yaveri idi. Hep onunla idi ve her şeye şahit oldu. Öyle ince detaylar anlatıyor ki peygamberimiz şunu yapmıştı,bunu yapmıştı diyerek . Aslında anlattıkları masaldır,uydurmadır, gerçek dışıdır. Mahşer günü Peygamberlerin sorgu esnasında ŞAHİT olarak gönderileceğini söylüyor Allah. Peki ahirette Peygamberimiz gelipte : Yoo ben böyle bir söz söylemedim. Yada : Yoo ben böyle bir hareket ve davranışta bulunmadım derse ne yapacak bu MASAlcılar?

Peygamberimiz kendi hayatı ile ilgili bir KİTAP yazıp bırakmamışki. Yada Yanındakiler kayıt yapıp peygamberimizin hayatını yazmamışki. Peki ne olmuş ? Bir kıyamet Rivayet ve söylenti gelmiş ve Peygamberimizin ölümünden yaklaşık 200 yıl sonra toplanmış. Peki o 200 yılda ne oldu ? Ayrıca peygamberimizin hayatı bilinmesi istense idi Kendisi yaşıyorken hayatı yazılmazmı idi diye düşünmed…en bu gün Müslümanların çoğuna önüne birde KUTSAllık verme adına Kudsi hadis eklemeleri yapılarak sunulmuştur. Bir çok saf ve temiz vatandaşımızda bunları gerçek sanmakta ve bir de TV lerde gerçek diye anlatılmaktadır.

Tek DOĞRU SÖZLÜ Allahtır ve anlatısı Kurandır. Kuran ayetlerini kainat ayetleri ile eşleştirmeyen Müslümanlar bu uydurmalar yüzünden gerçek DİNi değil hayal ve uydurma bir DİN in etkisi altında yaşamaktadırlar.

Yani Yaşanan DİN ve hayallerdeki DİN ile gerçek DİNin zerre kadar alakası yoktur. Bize de O dini öğrettiler gençliğimizde, Kuran’ı okuyup anlamaya çalışana ve asıl gerçekleri görene kadar. Hala da o uydurma din yaşanıyor. Ya Kuran’dan haberi olmayanlar ne yapacak? Hristiyanlar, Museviler, Ruslar, Çinliler, Kuranı okuduğu halde uydurma rivayetlerin doğru olduğunu sanan ve hayatını o uydurma dine göre yaşayan müslümanları da katarsak inanın Dünya açısından gerçekten çok Kötü bir dönemden geçiyoruz

Peki ne yapacağız? DİN diyerek Kuran haricinde konuşanlara itibar etmeyeceğiz. Kuran’ı değil masalları ve rivayetleri anlatıyorsa kafamızı çevireceğiz ve de uyaracağız ki açıp Kuran’ı okusun anlamaya ve anlatmaya çalışsın. Peki yanlış mealleri nasıl anlıyacağız?

Bir ÇEVİRİ şayet Allah’ın sünnetinin dışına çıkan bir tarif yapıyorsa DUR demelisiniz. Allah’ın sünnetinde asla değişim olmaz demelisiniz. Yani ölçümüz Allah’ın hüsnasına ve sünnetine uygun olmalı. Şayet değilse bir sorun vardır. Ya meal yanlış ya da çeviri anlaşılamamış ki bunun sebebi uydurma rivayetlerdir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 11948, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Cinsi Latifin Anlattıkları VI (Mete Tunç)

Annesi çok yaşlıymış ama ‘enerjik’miş. “İçim genç,” dermiş.
Yorum: Gençliğe doyamamanın mı, doyumsuzluğun mu, duygusal yaşlanmanın biyolojik yaşlanmaya koşut seyretmemesi mi, kimi yaşlılardaki bu hal; belki hepsi.
***
Oğlu tanınmış bir trafik eğitmeniymiş. O sıralarda, kusurun kendisinde olmadığı bir trafik kazası yapmış. Basında (herhalde yerel basında), imalı biçimde, “ileri sürüş teknikleri hocası kaza yaptı,” haberi çıkmış.
Yorum: İsmi ne kadar fazla öne çıkarsa insanın, hakkında eksik-yanlış-kasıtlı konuşulma ve haber yapılma riski o ölçüde artıyor.
***
Bir tanıdığı, İsveç’teki bir hastanede çalışan arkadaşından öğrenmiş: Sürekli anal birleşme yapan kadınlar yaşlılıklarında altlarını tutamaz hale geliyorlarmış!..
Yorum: Yok!
***
… hastaneye ‘poposuna şişe kaçırmış’ adamların geldiğini (Herhalde onları görmemiştir de duymuştur.)… anlatmıştı.
Yorum: Hiçbir şeyi abartmamak gerek. Merak ettim, şişeyi nasıl çıkarıyorlar acaba!?
***
Bir adam varmış. İkisi otel odasından içeri girer girmez ‘bizimki’ kapıyı kapatmış ve adamı duvara ‘mıhlamış’ (Onun kelimesi). Adamın maslahatı o anda tabanca olmuş (Benim kelimem).
Yorum: Nice insan bu duyguyu bilemeden öldü, ölüyor, ölecek.
***
Adam, yatağın üzerine yarım düzine kimlik dizmiş. “Sen bunlardan hangisisin,” diye sormuş. Adam birini göstermiş! Devletin ona (görevi için) tahsis ettiği filan türde bir uçak ile bir yere gideceğini söylemiş… Sanırım, o adamdan ‘öğrendiği’ bir şeyi bana söylüyor: “Dünyayı 7 kişi yönetiyor!”… (“Bunlar kim,” diye soruyorum. Bilmiyor.)
Yorum: Dünyayı 7 kişinin yönettiğini sen bile biliyorsun da, bunların kim olduklarını bilmemek seni hiç kuşkulandırmıyor mu?!..
***
…’deyken Orhan Gencebay’la, telefonda, canlı olarak röportaj yapmış. O. Gencebay çok isteksiz ve durgunmuş. Artık arada mı, yoksa başka bir gün, devam niteliğinde ikinci bir röportaj evvelinde mi ne, yayın haricinde onunla görüşmüş ve kendisine hayran olduğunu, onunla yaptığı bu röportajın mesleğinde önemli bir yer tuttuğunu, tutacağını.. söylemiş. O. Gencebay bu kez daha istekli konuşmuş.
Yorum: Akıllıca bir yaklaşım.
***
… yeni bir işe, bu kez maaşlı bir işe giriyor… Düz maaşı şu kadarmış. Ayrıca arayanları filan saat telefonda tutanlara falan miktarda ek ücret veriliyormuş. Yerler halıfleksmiş; terlik giyiliyormuş. Şu kadar çay-kahve bedavaymış. ‘Bizimki’ içlerinde en yaşlı olanıymış. Çalışanların bazıları 20 yaş civarındaymış ve malum konuda deneyimleri yokmuş, ‘terimleri’ bilmiyorlarmış, utanıyorlarmış. Onları ‘bilgilendiriyor’ ve onlara “tele …” diye takılıyormuş!..
Yorum: ‘Ar damarı çatlamış’ ve ‘kaşarlanmış’ tabirleri ona tam oturuyor.
***
Oğluna tıraşı öğretmekten bahsediyor. Babası yanında olmayınca, işin kendisine kaldığını ifade ediyor. (Sakal tıraşından bahsettiğini sanarak şaşırdım: ilkokul çocuğu.. sakal tıraşı!?.. Meğerse ‘öbür tıraş’ı kast ediyormuş. Nasılsa anladım.) Oğluna bu iş sırasında kesinlikle jilet kullanmamasını, kıl dökücü kremleri kullanmasını tavsiye etmiş…
Yorum: Ebeveynlerin öğretme-bilgilendirme konuları arasında en müşkül ve endişe verici olanı, herhalde cinsel organlar ve cinselliktir.
***
Laboratuara bir trafik polisi gelmiş. Trafikle ilgili bürokratik işlemlerde(ydi galiba), uğradığı haksızlıkları anlatıp, “neden böyle yapıyorsunuz,” diyerek adamdan hesap sormuş.
Yorum: “İyi de, niye o adamdan soruyorsun, belki işini doğru düzgün yapan bir memurdur,” (dedim.)
***

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 10553, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

ZAMAN MAKİNASINA BİNME VAKTİ GELMEDİMİ ?

ARKADAŞLAR bir ZAMAN MAKİNANINIZ olsa ve Hz. Ademden başlayan bütün peygamberlerin hayatını kameralarınızla WİDEO ya çekseniz ve yine bu günki ZAMAN’a gelseniz ve bu FİLMi gösterseniz :
Yemin ediyorum önce Din adamları size itiraz edecek ve sizin yalan söylediğinizi ve bu filmi değişik stüdyolarda makyaj hileleri yaparak çektiğinizi iddia edecek ve gösterdiğiniz filmlerde GERÇEK lerin olmadığını savunacaklardır.
Yani Yaşanan DİN ve hayallerdeki DİN ile gerçek DİN in zerre kadar alakası yoktur. Bizede O dini öğrettiler gençliğimizde Kuranı okuyup anlamaya çalışana ve asıl gerçekleri görene kadar. Halada o uydurma din yaşanıyor. Ya kurandan haberi olmayanlar ne yapacak ? hristiyanlar,museviler
Kuranı okuduğu halde uydurma rivayetlerin doğru olduğunu sanan ve hayatını o uydurma dine göre yaşayan müslümanlarıda katarsak inanın Dünya açısından gerçekten çok Kötü bir dönemden geçiyoruz
Peki ne yapacağız ? Kuran haricinde konuşanlara itibar etmiyeceğiz. Kuranı değil masalları ve rivayetleri anlatıyorsa kafamızı çevireceğiz vede uyaracağızki açıp Kuranı oksun anlamaya ve anlatmaya çalışsın.
Peki yanlış mealleri nasıl anlıyacağız ?
Bir ÇEVİRİ şayet Allahın sünnetinin dışına çıkan bir tarif yapıyorsa DUR demelisiniz. Allahın sünnetinde asla değişim olmaz demelisiniz. yani ölçümüz Allahın hüsnasına ve sünnetine uygun olmalı. Şayet değilse bir sorun var ya meal yanlış ya çeviri anlaşılamamışki bunun sebebi uydurma rivayetlerdir.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 6461, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.

Cinsi Latifin Anlattıkları V (Mete Tunç)

Çocuklarken, aldığı iki gofretten birini bir kardeşine vermiş. “Kaç tane aldın,” diye soran kardeşi, “iki,” cevabına karşılık, “onu da niye bana vermedin,” diye çıkışmış!..
Yorum: İnsanların çocuk dönemlerine tekabül eden huylarının, alışkanlıklarının, zevklerinin vs. ne kadarı yetişkinliklerinde devam ediyor acaba? Herhalde araştırılagelmektedir.
***
25 yaşlarındaki bir erkek kurum personeli, “siz de yalnızsınız, ben de, ihtiyaçlarımız var, birlikte olalım,” diye teklifte bulunmuş. Reddetmiş. O genç, (dediğine göre) karşılaştıklarında, utanarak görmezden geliyormuş…
Yorum: Cüretli, hedefe yönelik, yalansız bir yaklaşım.
***
“Kitap okurken gözlerinle takip eder misin,” diye soruyordu. “Hayır,” dedim. Meğerse eşi böyle yapıyormuş…
Yorum: Eminim evlenmeden önce ve evliliğinin ilk döneminde bu özellik çok sempatik gelmişti ona!
***
Kocası ile sevişmeden önce (artık) hazırlık yapması gerekiyormuş. Evliliğinin ilk günlerinde her fırsatta seviştiklerini söylemişti daha evvel…
Yorum: Kimbilir neler yapıyordu hazırlık babında? Sormadım. Spekülasyonda bulunalım: Duş alıyor; jeller, kremler sürüyor. Mumlar yakıyor. Odaya sprey sıkıyor. Seksi parfümünü kullanıyor. Yumuşak ve sözsüz bir müzik açıyor. Seksi geceliğini ve ‘ip gibi’ külotunu giyiyor. Odaya gelmeden önce veya odaya girdiğinde kocasına hoş şeyler söylüyor… Amaan; ne kadar zahmetli ya! Adamın ….. için ne bu eziyet!
***
Gölcük depreminde, deprem bölgesine yardıma gidenler arasındaymış. Yardım dilenenlerin Sakaryalı değil, dışarıdan gelenler olduğunu; Sakaryalıların çadırlarına getirilen yardımları, “biz aldık, yandaki almadı, onlara verin,” dediklerini söyledi.
Yorum: Böyle insanların -karşılık beklemeden, canını dahi tehlikeye atacak cesaretle yardıma koşan ‘isimsiz’ insanların- varlığını, elbet varlardı, biliyordum, ama kendi de onlardan ve canlı şahit olan birinden ilk kez duydum. Bilahare şarkıcı Alpay’ın (Nazikioğlu) da bunlar arasında idiğini öğrendim.
***
Bir gece TRT’nin konserine gitmişler. Sahnede Sümer Ezgü varmış. Annesine dönüp “ben böyle koca istiyorum,” demiş.
Yorum: ‘Dediysen dedin; bunu bana neden söylüyorsun bre gafil!’
***
Daha evvel, namazı konuşurken, namaz kılmaya çalıştığını, fakat kılarken aklına ‘türlü türlü şeylerin’ geldiğini söylemiş, herhalde bu yüzden artık kılamadığını söylemişti.
Yorum: Niye sormadım ki, ‘neler geliyor,’ diye! Acaba secde sırasında ‘malum düşünce’ mi geliyordu: zira, namazın secde kısmında vücudun duruşu hemen hemen ‘dp’dir!
***
Nişanlandığı adamla otele gitmişler, defalarca denemiş, fakat cinsel istek hissetmemiş!.. “Belki partnerinden kaynaklanıyordur,” dedim; “yok, o çok iyiydi, sorun bende,” gibi bir cevap verdi.
Yorum: Samimi bir cevap. İnsanın ‘içinde’ olmayınca olmuyor! (‘Teknik’ izahı vardır…)
***
… O sıralar oyuncu Haluk Bilginer’in yeni eşinden çocuğu olmuştu. Yaşını söyledim de, “o gerçek yaşı değildir, küçültüyorlar,” dedi.
Yorum: Kadınların bir kısmı söylemez, küçültür de, erkekler neden..? Kendi küçülttüğü için herkesi öyle sanıyordu zaar!.. Bilmiyorum, belki de haklıdır.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 15272, bugün ise 0 kez görüntülenmiştir.