BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

Felsefe

Sorunlarla Mücadelede İçsel Savaş Taktikleri

“Yaptığımız şeyler için pişmanlık zamanla geçer, ne var ki, yapmadığımız şeylere pişmanlığın çaresi yoktur”

Sydney J. Harris

Bir sorunla karşılaştığımızda zihnimiz o sorun üzerine gitmeye odaklanır. Ancak bu süreçte çoğu zaman, farklı çözüm yolları içinde kaybolur ve sorunun asıl çözümünden uzaklaşırız. Düşündükçe daralan çözüm yolları ve ardından ne yapacağımızı bilememenin verdiği yorgunlukla umudumuzu yitiririz. Böyle durumlarda paylaşımda bulunmak hem rahatlamamız hem de çözüme ulaşmamız adına içsel bir ihtiyaç haline gelir.

Kişiliğimizin çok boyutlu yapısı içinde sorunlarla mücadele edecek birçok tarafımız vardır aslında. Benim de kendi geliştirdiğim bir yöntem var ki; o da kağıt üzerinde sorunları sıralayıp, gereken çözüm yollarını üretmektir. Birçok kişisel gelişim kitabında bu ve bunun gibi kişisel mücadele yöntemlerini gördüğüm için bu yöntemi sizlerle rahatlıkla paylaşabilirim. Denediğinizde sorunlara karşı karmaşık ve de çaresiz bakış açınızın değişeceğini göreceksiniz. Sorunlarınız gözünüzde boyut kazanması ile birlikte artık sıkıntınızı kağıttaki karalamalarınızda bırakıp, çözüme ulaşmak adına harekete geçeceksiniz. Bunu çok sık yapmanıza gerek olmadığı gibi, özellikle sorunların üst üste gelip, stresin doruklarına çıktığınız dönemlerinizde yapmanızı önemle tavsiye ederim. Bu uygulamanın verdiği rahatlığın temelinde iki husus vardır. Birincisi paylaşım isteğinize cevap bularak içinizi dökebilmeniz, ikincisi de sorunlarınıza karşı genel bir bakış açısı geliştirerek, sorunlarınızın hayatınızdaki küçük ve geçici olumsuzluklardan ibaret olduğunu anlamanızdır.

Çoğu zaman düştüğümüz en büyük yanılgı, sorunlara karşı gözümüze çektiğimiz at gözlükleri ile hayata bakışımızda boyut kaybına uğramamızdır. Sıkıntılı dönemlerimizde bu boyut kaybıyla yüzleşmenin bir diğer yolu da belli zamanlarda durum mahkemeleri yapmaktır. Mesela gün içinde bir otuz dakika ayırın ve sorunlarınızı enine boyuna irdeleyin. Bu süreç içinde sorunları değil onların çözümü ile ilgili ne yapabileceğinizi düşünmeye çalışın. İş ile ilgili bir olumsuzluk canınızı sıkıyor diyelim. Kafanızı yoran bu sorunla ilgili; bu çıkmaza nasıl girdiğinizi, bu durumun kariyerinizde yada hayatınızda bırakacağı olumsuz etkiyi, çevrenin bu konuyla ilgili eleştirilerini, aslında bunları hak etmediğiniz düşüncesini kafanızda yormayın. Bunun yerine , “Bu duruma geldim ama bu benim için iyi bir deneyim olacaktır, şimdi bu durumdan nasıl kurtulabilirim.”gibi düşüncelerle üretken olmaya çalışın. Bu sizi çözüme daha rahat ulaştıracaktır. Bütün bu değerlendirmeleri yapın ve otuz dakikanın ardından kendinizi sorundan ve stresten sıyırarak aldığınız kararları hayata geçirmeye gayret gösterin. Bu değerlendirmeyi yapmanız sizi gün boyunca kısır bir döngüde düşünmekten alıkoyacaktır. Aslında dalgın ve düşünceli olduğumuz bu dönemlerde sorunları o kadar dar bir bakış açısı ile ele alırız ki düşündüklerimiz aslında aynı şeylerdir. Fikir üretmek yerine, duyduğumuz kaygılar ve endişelerle yüzleşiriz. Gerçekleştirdiğiniz bu olay mahkemesiyle amaç, sorunların enine boyuna değerlendirmesini yapıp neler yapabileceğiniz konusunda mücadeleci tarafınızı uyandırmanızdır. Böylece de sorunları gününüzün tamamına yaymış olmazsınız.

Kişisel gelişim ve de psikoloji üzerine yazılıp çizilmeyen kitap, üzerinde durulmayan konu neredeyse kalmadı diyebiliriz. Benim yaptığımsa beklide hepinizin bildiği birçok konuda sizleri harekete geçirecek motivasyonu sağlamaktır. Bazen kendimizi yenilemek ve harekete geçmek adına bir destek ararız. Bu bazen bir arkadaşımızın bize verdiği destek ve rehberlik olabileceği gibi bazen de okuduğumuz bir kitap olabilir. Bu yazıda ise her ikisini de sunmak istedim sizlere; bir dost sıcaklığında size destek olmak ve huzura giden yolda rehberlik etmek. Yaptığım bu tavsiyeleri bir dost tavsiyesi olarak hayatınıza geçirmeye çalışın. Değişimin ve yenilenmenin kaynağını kendinizde bulacağınızdan kuşkunuz olmasın. Biliyorum! Çünkü ben de aynısını yaşıyor ve aynı yolla kendimi tekrardan keşfediyorum.

Sizi siz yapan değerlerinizi korumak varlığınızın gereğidir!

“Ne zaman insanlar benimle aynı fikirde olsa, hatalı olduğumu düşünürüm.”

Oscar Wilde

Bireylerin karakterleri ve yetiştiriliş tarzları kişiliklerini belirler. Bireyler asındaki kişilik farkları, toplumun zengin yapısı içinde önemli bir değerdir. Dünyaya karşı farklı bakan gözlerin her biri ayrı bir güzelliği yakalayabilir ve insanlığa sunabilir.

Her birimizin bu hayat içerisinde bir amacı vardır ve bizler o amaca hizmet edecek şekilde donanımlara sahibiz. Önemli olan kendimizi, yeteneklerimiz açısından keşfederek bunları hayata geçirmemizdir. O zaman hayat denilen sahnede rolümüzü daha anlamlı kılabiliriz. Farklılığı ile dikkat çeken insanlar her zaman toplumda kolay hazmedilmez. Ama demek değildir ki farklılık, insanı itici ve toplum dışı kılar. Eğer farklıysanız bilin ki herkesten daha özelsiniz. Kimimiz bu özelliklerini keşfederek hayatına aksettirebilmiştir, kimimiz ise toplumun genel yargıları içinde bu özellik ve yeteneklerimizi köreltmişizdir.

Çoğu zaman kendimizle olan kıyaslamalarımızı dış çevre belirler. En basitinden aldığınız bir arabanın çevrenizde gördüklerinizden daha pahalı ve güzel olmasını istersiniz. Toplumdaki gelir dengeleri bu yarışın önüne zorluklar çıkarsa da kimse bu yarıştan geri kalmak istemez. Zamanla maddi isteklerin öncelik kazandığı bu hayatlar insanı mutsuzluğa iter. Çünkü asıl ihtiyacımız olan değerlerimizden uzaklaşırken maddi değerlerin tatmin olmaz hazzıyla içsel bir açlığa sürükleniriz. Bu açlıkta huzuru ve mutluluğu elde etmeye yönelik arayışlarımızdır. Oysa bizi anlamlı ve özel kılan ruhumuzu donatan değerlerdir. Bunlar sevgi, saygı, güven ve dürüstlük diye adlandıracağımız insani miraslar ve zenginliklerdir. Bizi biz yapan da, bu değerlere ne derece sahip olduğumuz ve tavrımızla ortaya koyabildiğimizdir.

Bazen sevdiğimiz insanlar bizim adımıza en doğrusunu isterken ne düşündüğümüzü kestiremeyebilirler. Hayatımıza karşı bu muhalefet, daha okul yıllarında başlar. Ailemiz kısa yoldan meslek hayatına atılmanız gerekçesi ile beklentilerini önümüze, dahası hayallerimizin önüne koyar. Bunu öyle arzularlar ki kendi isteklerimizi puslu hayallerin ardında bırakırız. Eğer biz, insanların beklentilerine cevap vermek adına hayallerimizden vazgeçersek, o zaman eksik taraflarımızla yüzleşir kendimizi ait olmadığımız bir yaşantı içinde buluruz. Çünkü bizin zenginliğimizi hayallerimiz ortaya çıkarabilir. Kararlılıkla, düşlerimizi canlı kılan hayallerimizin peşinden gidersek, mutlu olacağımız bir yaşamın kapısını aralarız. Bırakın hayatta rotanızı yetenekleriniz ve onların ışık tuttuğu hayalleriniz belirlesin. Doğru olan kapıya çıkacak tek yol kendi içinizdeki sesin komutlarından geçer. O yolu bulun ve önünüze çıkan taşları toplamaktan da çekinmeyin. Topladığınız taşlarla da öyle duvarlar örün ki mücadeleci ruhunuza karşı koyacak umutsuzluk karşınıza çıkamasın.

Picasso’nun herhangi bir resmine baktığımızda onun kimliğini yansıtan tonları ve fırça vuruşlarını görürüz. Çünkü sanatçı, eserine kişiliğini ve tarzını ilmek ilmek işlemiştir. Böylece o sadece ressam olmaktan çıkmış, eserleri ile ölümsüzlüğü yakalamıştır. Herkes hayatta bir çizgi yakalamaya ve ünlenmeye istek duyar. Başarılı işler yapmak için üne, hatta insanların takdirine bile ihtiyacınız olmasın. Yaptığınız her işin altına imzanızı atacak şeklide özgün olun. Toplumun etik ve ahlaki kimliğini zedelemeden kendi doğrularınızla yaşayın. Yaptığınız her şeyi önce kendiniz için yapın. Farklılıklarınızın yaratıcının size sunduğu bir lütuf olduğunu bilin. Kalıplaşmış fikirlerden ve sıradanlıklardan sıyrılarak, hayata bakışınıza farlı bir boyut kazandırabilirsiniz. Bu özerkleşme, hayatta kendinizi bulmanızı sağlar. Dolayısıyla da kendinize olan saygınızı kazanmış olursunuz.

İnsanlarda yetenek olgusu sonradan kazanılan bir değer değildir. Sonradan edinilen kazanımlar becerilerdir. Bu iki kavram ince bir çizgi ile birbirinden ayrılır. Öyle ki yetenek insanın yaratılışı ile ruhuna işlenen bir motiftir. Yetenekleriniz içinizde keşfedilmeyi beklerken, becerileriniz de deneyim ve uğraşlarınız ile kişiliğinize renk katacaktır. Bu değerlerinizi hayat felsefenizle yoğurup ödün vermedikten sonra güçlü bir kişilik ile hayat karşı duruşunuz daha sağlam olacaktır. Unutmayın yeryüzünde bir başka siz daha yoktur!