BİLİM FELSEFE DİN Rotating Header Image

İBADET ‘ mi ?

DİN denince yüzyıllardır hep İBADET anlaşılmış ve hoca efendiler tarafından hep İBADET anlatılmış. İlmihaller yazılarak bu İBADET lerin nasıl yapılması gerektiği,Namazın nasıl kılınacağı,abdest alırken neye dikkat edileceği ne dua okunacağı gibi DETAY lara onbinlerce kitap yazılmış.

Kuranda arapça indiğine göre arapça okunması gerektiği öğütlenmiş, Kuranı ne kadar güzel okursak sevap alacağımız tembihlenmiş Hatta yarışmalar düzenlenmiş. Şu hoca ne kadarda güzel okuyor kuranı,yüreğimize işlendi diyerek o hoca ve onun gibiler poh pohlanmış ve Kuranın maksadı anlaşılmadığı ve anladığı lisandan okunmadığı için yüzyıllardır İBADET’e endekslenen bir Kuranla karşı karşıyayız. Oysa Kuranda şekli İbadetler Kuranın belkide yüzde beş yada onunu teşkil etmektedir.

Kuranı arapça bilmediği için okusada anlıyamayacağını düşünen bazı akıl sahipleri ! bu kitabı Peygamberimiz getirdiğine göre ona uyarız diyerek peygamberimizin hayatını yazan kitaplara yada HADİS lere yönelmiş. Rivayet kültürü gittikçe genişleyerek akla hayale gelmiyecek sayıda rivayetlerle ömür tüketilmiştir. Rivayetlerdeki çelişkileri görsede peygamberimize hakaret olur diyerek itiraz etmemiş,dinden çıkarım endişesi ile Peygamberimizi adeta SAPIK mış gibi anlatan rivayet ve hadislere maalesef dur denilememiştir. Peygamberler İnsanlığa ÖRNEK olması için gönderildiği halde 6 yaşında bir çocuğu karı alacak ve 9 unda gerdeğe girdi diyen rivayetleri birde kutsallık advetsin diye önüne KUTSİ eki konarak KUTSİ HADİS ler altında insanlığa pazarlanmıştır.

Bazılarıda Cami hutbelerinde siz kuranı anlıyamassınız biz ne dersek uyun biz ne anlatıyorsak inanın diyerek insanları adeta koyun sürüsü gibi kendilerine uymaya teşvik etmiş işin acısıda Allah her insana AKIL verdiği halde dünya işleri ile uğraşmaktan Kuranı alayımda kendi lisanım ile okuyayım bakalım benim anlıyamıyacağım ne var diye düşünmemiştir.

Peki DİN sadece şekli İBADET midir ? Hayır DİN hayatın 24 saatini ilgilendiren her anını ilgilendiren bir ömrün nasıl geçmesi gerektiğini anlatan bir YAŞAM KILAVUZUdur. DİN toplumsal mesaj verdiği halde KAVRAM ların içi boşaltılmış özellikle SALAT konusu (namaza endekslenmiş) SALATın ondan fazla anlamı olduğu ve asıl MANA sının ise toplumun sorunlarına DESTEK VERİN anlamı olduğu geriye atılmış ve hatta unutturulmuştur. İNFAK= Allah için harcetme ve ZEKAT konusu işlenmemiş toplum buna sevkedilmemiştir. Zengin olan malının kırkta birini ZEKAT verecek diye olayı asıl mecrasından koparıp atılmıştır.

Hayatın içinde dedikodu ve gıybet olduğu lakap takmanın yasak edildiği,hırsızlık,kumar,içki,uyuşturucular anlatıldığı halde müslüman ülkedeyiz diye böbürlenenler daha bir sokaktan geçerken ganyan bayi kahveler,sayısalcılar,iddiacılar,birahaneler,tekel bayilerine rastgelmiyormu? Büyük şehirlerde gece 12 ye doğru ortaya çıkan dönmeler, hayat kadınları müslüman değilmi ? genelevlerde bile sürekli ZİNA yapan kadın ve erkekler müslüman değilmi sizce ? Toplumsal dayanışmayı (salatı nasıl ikame edemedik ) Bir ülkede bir şehirde sokaklarda aç açık ve evsiz yaşıyanlar varsa, sokak çocukları ve tinerciler yaşıyorsa bu bizim suçumuz olmadığı anlamınamı geliyor ?

Lut kavmini okuduğumuz ve erkeklerin yaptığı sapıklığı okuyup durduğumuz halde çok ünlü olanları ÜNLÜ yapan onların mücevher ve zenginlik içinde yüzmesini sağlıyanlar yine biz değilmiyiz ?

Geçen günlerde TV de hoca efendi anlatıyor ( Allaha ulaşacaksın 7 safha ve 4 merve var önce Allaha ulaşmayı dileyeceksin (Allahı 7 gök yukarıların yukarısında sanan zihniyet) sonra mürşitine tabi olacak tevbe alacaksın sonra binlerce ZİKİR sonra 18 saat zikre ulaşacaksın ve evliya olacaksın… Onlar Allahla bir antlaşmamı imzaladılarda insanlara bunu vaat ediyorlar. Tv yayınına bağlananların telefonlarını alarak kendilerine tabi olmasını isteyip bunada kuranı aracı yaparak saptırdıkları ayetleri okuyorlar.

İnanılmaz gerçekten inanılmaz. Yat kalk 18 saat zikr. Adam, sabah uyanıyor 18 saat sürekli Allah Allah diyor.. Son aşama 24 saat zikr. Bu ne SAPIK lıktır. Allah adı katılarak Kuran alet edilerek kendi sapıklıklarını anlatıyorlar ve buna DUR diyecek yada cevap verecek bir mercii yok.. Adam evliyalığı garanti ediyor size. Cenneti vaat ediyor size önünüzde kuran varken kuran hayatın 24 saatini anlatırken adam diyorki saatlerce zikr et namaz kıl. yan komşun açmış önemli değil sokakta çocuklar tiner çekiyor önemli değil, insanlar geçim sıkıntısından çocuğuna harçlık veremeyenler varken ülkede (akraba evliliği) haram edildiği halde onbinlerce sakat çocuk dağarken akraba evliliğinden size düşünmeden bir şey yapmadan 18 saat zikr çekmeyi emrediyorlar. Neymiş cennete gidecek ve evliya olacakmışın hemde bunu Allah vaat etmiş!!!

Arkadaşlar DİN denince aklınıza sadece şekli İBADET geliyorsa büyük yanlıştasınız ve bunun DELİLİ olarak Kuranı gösteriyorum. Okuyun ve Toplumsal ayetleri anlayın ve hayata geçirin, Çevrenize göz atın şehrinize mahallenize göz atın ve elinizden ne kadar geliyorsa MADDİ olarak DESTEK VERİN (salat) edin. Çünki SALATın ardından zekat ve infak gelen SALAT kelimesinin anlamı NAMAZ değil (toplumsal desteği ) verin ve bu işi para yani maddiyat olmadan yapamıyacağınız için SALATIn ardına zekat ve infakı koymuştur. Kuranın kavramlarından içi boşaltılmış en önemli kelime SALAT kavramıdır.

Bu yazı (17.05.2009 tarihinden itibaren) toplamda 13248, bugün ise 1 kez görüntülenmiştir.

Cinsi Latifin Anlattıkları VIII (Mete Tunç)

… tanıdığı bir kadın profesörle karşılaşmış. Kadın “burnunu yaptırabilirsin,” demiş; ‘böylece koca bulabilirsin,’ demek istiyormuş veya açıkça bunu ifade etmiş. Bu sözü ‘aşağılanmış’ bir tavırla anlatıyor.
Yorum: ‘  “Erkek arkadaşın” burnunu beğenmemezlik etmiyor ki, önemli olan bu değil mi,’ (demiyorum; zira o bunu gündeme getirmiyor!)
***
Turgut Özal’ın o ili ziyaretinde mitinge gitmiş. İzdiham olmuş. Bir çocuğu kucağında diğeri kolunda, kalabalığı yararak oradan çıkmaya çalışmış. Bu televizyonda gösterilmiş. Milletvekili de izlemiş. Telefonla arayarak, bir işi olursa bildirebileceğini söylemiş. Kocası ölüp de gelirsiz kalınca iş için milletvekilini aramış. Adamın, cenazede olduğunu söyleyip bilahare aramasını istediğini; bunun üzerine, ‘cenazede bile telefon açan biri olduğunu için’ onu aramadığını dermeyan ediyor.
Yorum: Buradaki hassasiyet ve tavır önemli. Lakin, sanki biraz abartılı…
***
Bir kardeşinin karısı, evliliklerinin ilk günlerinde kocasının, evdeki bir tamirat sırasında (kendi kendine) küfür ettiğini duymuş. Az sonra kardeşi seslenmiş; cevap gelmeyince yanına gitmiş ki karısının korkmuş halde bir yere sindiğini görmüş!
Yorum: Zarif insanmış… Bu hikaye masum aslında. Şok edici, daha ağır, insanların arasında irat edilen ve arkası kesilmeyen sözlere maruz, muhatap kalınageldiği ve şahit olunageldiği vakidir.
***
Eşinin evde bazen ona sarıldığını, çocuklara, “annenize sarılıyorum, dışarı çıkın,” dediğini… Arabaları ile seyahat ederlerken kendisiyle oynadığını…
Yorum: İzdivaçtan itibaren yıllar, belki 10 yıl geçtikten sonra bile tutkunun bu ölçüde devam edebilmesine hayran olmamak elde değil.
***
Halihazırda çalıştığı şirketin satış/müşteri politikasını eleştiriyordu. ‘Malı sattıktan sonra işin bittiği’ anlayışları yüzünden, müşteri memnuniyetsizlik sergiliyor, şikayet ediyormuş. Bu durumu patronlara da söylemiş ama önemsemiyorlarmış.
Yorum: Kapitalist ahlak/disiplin/kültür henüz bizde oturmadı.
***
Eşiyle boşanma sebeplerini ve boşanmalarının neden o kadar uzun sürdüğünü açıklamadı. Sadece, davayı onun uzattığını anladım… Eski eşinin ailesiyle (ilk?) çatışması, nikahtan önce, nikahta misafirlere verilecek hediye konusunda başlamış gibiydi: Nikah şekeri yerine ‘ağaç fidanı’ hediye edilmesi hususunda direnmiş ve dediğini yaptırmış.
Yorum: ‘Damat’, ‘karakteri’ bu ısrar vesilesiyle (artık) tanımalıydı; o değilse, ailenin büyükleri nikah akabinde olacakları teşhis edip vaziyete el koymalılar, oğullarını masadan kaldırmalıydılar. Belki uyarmışlardı da, ‘uçkuru’, damadın görüneni görmesine mani olmuştu. Lakin, ‘döşekte’ ümit/hayal ettiği şeylerin gerçekleşmediği de (‘gelin’in huyu-suyu itibarıyla) aşikardı. Nihayet, ‘büyük coşku ve tutku’ ile başlayan evlilik birkaç ayda çökmüştü.
***
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının yeni yıl konserlerini kaçırmazmış…
Yorum: Başka birkaç davranışı, onun için, ‘çağdaş’, Batıcı bir ‘kız’ olduğu, burjuva olmaya öykündüğü yorumunu yapmaya beni sevk ediyor. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserlerini izlemesi de, bence pek müzik zevkinden, o tür müziği pek anladığından değildi; yukarıdaki bağlamda değerlendirilmeliydi!
***
… hafızam beni yanıltmıyorsa bu ibareyi kullanmıştı, ‘tek gecelik ilişkiler’ istemediğini ifade etti!.. El ele yürüyen yaşlı insanlara gıpta ile baktığını da söylemişti…
Yorum: Bir eşle, sevgiyle ve huzurla yaşanacak bir hayat özlemini yansıtıyordu bu sözler. Demek, hızlı hayattan yorulmuştu, sonu olmadığını anlamıştı, ve bir limana demir atmak istiyordu! Bunu 22-23 yaşında fark etmesi iyiydi, ama…
***
Birlikte olduğu veya metresi olduğu(nu kastettiği) iş adamı 47 yaşındaymış… Adam evliymiş. Ünlüymüş. “Sadece evleneceğin birini bulursan görüşebilirsin ve benden ayrılabilirsin,” demiş.
Yorum. Adam elan ‘boynuzlandığını’ bilseydi!.. Bizimki yalan mı söylüyor; hayalini, fantezisini mi anlatıyordu? Bunu tespit için ima ile bir iki soru sordum. Lakin uzatmadım. Biraz daha sorgulasam doğruyu bulabilir, en azından bir kanaate varırdım.
***
Hastalığını anlatıyor. …’de ameliyat olmuş… Ameliyat başarısız geçmiş. Bir erkek akrabası onu arabasıyla …’ya getirirken yolda ağırlaşmış. Akrabasına “beni çabuk hastaneye götür,” demiş… Doktoru, “beni en çok yoran hastam sen oldun,” demiş… Sol bacağının diz altını gösterdi. Ameliyatın ardından oradaki damarda husule gelen bir pıhtı kalbe/akciğere gitmiş… Bu durumda yaşama şansı varmış. Eğer o pıhtı beyne giderse kurtulma ihtimali yokmuş (Herhalde ani ölümlerin bir sebebi de bu.). Hala kuvvetli risk taşıyormuş ve pıhtının bu kez beyne gitmesi de mümkünmüş. Aslında her gün kontrol hastaneye gitmesi gerekiyormuş, ama haftada bir gidiyormuş. O nedenle …’nın yakınında oturuyormuş… …’deki, ameliyatı yapan doktor hakkında dava açmış; dava sürüyormuş.
Yorum: Fıtık ameliyatı, başarısız sonuçları saklanamaz hale geldikten sonra, artık kolaylıkla yapılmıyor, yapılamıyor. Bu durum, modern tıbbın affedilemez hatalarından, başarısızlıklarından ve (işin içine dolaylı/doğrudan para girdiği için) ahlaksızlıklarından biridir.
***
Müteveffa kocasıyla her şeyi yapmışlar ve seks hayatları çok iyiymiş… Her hafta çocuklarıyla birlikte kocasının mezarına gidiyormuş…
Yorum: Acıları hala taze olmalıydı. İncinmesine yol açacak bir şey söylemekten imtina ettim. Onu ve çocuklarını rahatlatıyorsa gitsinler, dua etsinler; ‘ziyaretin’ dini/geleneksel ve pedagojik izahı/yorumu bende kalsındı.
*****

Sonsöz: ‘Cinsi Latifin Anlattıkları’nda 25 kadın (ve kız) ve herhalde 100’e yakın hatıra geçmiştir. Bu 25 insanın bazıları müstesna, ekserisi, farklı nitelikleri, karakter özellikleri, yaptıkları vs. ile değerlidir, kimi de fakir ve hakirde iz bırakmıştır… Gariban onları, ama hususan ‘cinsi latif’ tabirinin en çok ona yakıştığı zarif, yaralı, lakin güçlü hanımefendiyi hürmetle yad etmektedir; ve hepsine, hatıralarını dermeyan eyledikleri, böylece yukarıdakileri yazmasına fırsat sağladıkları için müteşekkirdir.